Demirtaþ : "Kürt’ün Kürt olarak varlýðý, Türk Milletinin inþa edilmesinin önünde bir engeldir. Yeni resmi ideolojiye göre ikisinin bir arada olmasýnýn imkaný yoktur"
🔴Mayýs seçimlerinde aktif siyaseti býraktýðýný açýklayan eski HDP Eþ Genel Baþkaný Selahattin Demirtaþ, “Treni Kaçýrmamak” baþlýklý yazýsýnda Kürt sorununu deðerlendirdi.
Demirtaþ’ýn yazýsýndan bir bölüm Gazete Duvar’da yayýmlandý.
Demirtaþ’ýn yazýsý þöyle:
“Dýþarýdayken katýldýðým halk toplantýlarýnda sýk kullandýðým bir metafor vardý, þöyle:
Bir yakýnýnýzýn taziyesinde kadýn, erkek, çocuk kalabalýk bir þekilde, büyükçe bir taziye salonunda keder içinde oturduðunuzu düþünün. Eþ, dost, akrabalarla birlikte, diyelim ki beþ yüz kiþi bir aradasýnýz. Tanýmadýðýnýz biri salona giriyor ve aniden nara atarak baðýrmaya, tehditler savurmaya baþlýyor. Gelen zorba tüm salona hitaben, “Paralarýnýzý, takýlarýnýzý, cüzdanlarýnýzý ve bütün deðerli eþyalarýnýzý çýkarýp önünüzdeki masalara býrakýn” diyor. Bu esnada da elindeki silahý sürekli kalabalýðýn üzerinde gezdiriyor. Salondaki beþ yüz kiþiden hiçbiri bu sert tehdide itiraz etmiyor, edemiyor. Verilen emirleri herkes harfiyen yerine getiriyor ve tüm deðerli eþyalar masalara býrakýlýyor. Zorba da masa masa dolaþarak bu eþyalarý elindeki çuvala doldurup geldiði gibi çýkýp gidiyor.
Þimdi salondaki psikolojiyi ve hatta oluþan yeni sosyolojiyi hep birlikte düþünelim. Mesela burada yitirilen tek þey deðerli eþyalar mýdýr? Yoksa salondakiler özgüvenlerini de yitirmiþ olabilirler mi? Veya onurlarýný, birlikte hareket etme iradelerini, belki de bir topluluk olarak bir arada bulunma isteklerini de kaybetmiþ olabilirler mi? Salondaki beþ yüz kiþiden bir tekinin bile zorbalýða itiraz edip, “Hayýr, bunu yapamazsýn, buna izin vermeyeceðiz” dememiþ olmasýnýn yol açacaðý toplu utanç sonrasýnda acaba o insanlar bir daha birbirlerinin yüzlerine bakabilecekler mi? Yoksa mümkünse asla bir araya gelmemek ve o günkü utancý hatýrlatacak her türlü temastan kaçýnmak için daðýlýp gidecekler mi? “Bence en yakýn karakola gidip polise þikayet etmeliler” deyip hukuk yolunu hatýrlatmak isteyenleriniz olabilir. Tamam, o halde metaforumu biraz daha detaylandýrýyorum. Peki, taziye salonuna girip soygunu yapan zorba karakolun amiriyse ne yapacaksýnýz?
Artýk uzatmadan konuya gireyim. Kürtleri anlatmaya çalýþýyorum. Tam yüz yýl önce Osmanlý Ýmparatorluðu daðýlýp Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Kürt halkýnýn baþýna gelenler aþaðý yukarý budur. Dilleri, kültürleri, kimlikleri, vatanlarý 1. Dünya Savaþý sonrasýnýn kederli taziye ortamýnda zorbalýkla gasp edilen Kürtleri anlayabilmek için bu toplumsal psikolojiyi bilmek gerekir.
29 Ekim 1923’te kuruluþunu ilan eden Türkiye Cumhuriyeti, aslýnda Anadolu’nun tüm Müslüman halklarýnýn ortak devleti olma vaadiyle yola çýkmýþtý. (Cumhuriyeti kuracaklar hem Ýstanbul Hükümeti’yle imzaladýklarý Amasya Protokollerinde hem de TBMM’de yaptýklarý konuþmalarda Osmanlý’dan kalan topraklarda Türklerle beraber Kürtler, Çerkesler ve Lazlar gibi Müslüman halklarýn yaþadýðýný ve Ankara’daki meclisin bütün bu halklarýn temsilcisi olduðunu beyan etmiþlerdi.) Müslüman olmayan halklar ise baþka yöntemlerle saf dýþý býrakýlmýþ veya tasfiye (yok) edilmiþti. Yeni kurulacak devletin ilk anayasasý olma özelliði taþýyan 1921 Anayasasý da kuruluþtaki bu ortak ruhu yansýtmaya çalýþan ilk ve en güçlü hukuk metnidir. (Ermenilerin, Rumlarýn ve Yahudilerin, Osmanlý’nýn son döneminde baþlayan ve Cumhuriyet dönemine sarkan tasfiyelerinin yol açtýðý trajediler bu yazýnýn konusu olmadýðýndan onlara deðinmiyorum.) Ancak 1924 Anayasasý ile birlikte devletin inþasý, mimarisi ve dayanacaðý toplumsal yapý dramatik bir þekilde deðiþmeye baþlar. Devlet bir “ulus devlet” olarak tasarlanýrken devletin bizzat kendisinin yeni bir ulus yaratmasýna karar verilir. Cumhuriyet’in kurucu elitine göre yeni devleti ayakta tutabilmenin biricik yolu budur. Aksi takdirde Osmanlý’nýn baþýna gelenler kaçýnýlmaz olarak yeni devletin de akýbeti olacaktýr. Parçalanma ve daðýlma felaketinden korunarak birliði saðlamanýn yolu da yeni deðerler etrafýnda kenetlenecek tek bir ulus yaratmaktýr. O deðerler ortak dil, ortak tarih ve ortak kimliktir. Yeni ulusun adý Türk Milletidir. Dili tektir ve Türkçedir. Tek bir tarihi vardýr o da þanlý Türk tarihidir. Ve elbette tek bir kimliði vardýr, o da Türklüktür.
Merkezde kararlaþtýrýlan bu yeni konsept kýsa sürede genç Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisine dönüþür ve artýk sýra bu ideolojinin gereðini taþrada hayata geçirmeye gelir. Ýþte elinde silahla taziye salonuna giren zorbayý ilk olarak Þark Ýslahat Planý ve Umumi Müfettiþlikler vasýtasýyla burada görürüz. Çünkü yeni Türklük tezinin tam hakimiyeti için tüm farklýlýklarýn ya yok edilmesi ya da asimile edilerek Türklüðe devþirilmesi gerekir. Yani Kürt’ün Kürt olarak varlýðý, Türk Milletinin inþa edilmesinin önünde bir engeldir. Yeni resmi ideolojiye göre ikisinin bir arada olmasýnýn imkaný yoktur.
Cumhuriyetin kurucu elitlerinin yol açtýðý paradoks nedeniyle Türk Milleti varsa Kürt yoktur, Kürt varsa Türk Milleti yoktur. Bu anlayýþa göre Kürtlüðün yok edilmesi Türk Milletinin varlýðý için bir beka sorunudur artýk.”
Yer Ýmleri