Cünyet Abiyi de Uðurladýk,
Allah'tan gani gani rahmet dilerim.
Yýlmaz Büyükerþen, Cüneyt Arkýn'ý anlattý ;
7 yaþýndan beri arkadaþtýk, ilkokullarýmýz birbirlerine çok yakýndýk, ortaokul ve liseyi ayný okulda okuduk.
Tarihi Atatürk Lisesi o dönemde hem ortaokul hem de lise eðitimi veriyordu. Ortaokulda sýnýflarýmýz farklýydý ama lisede ayný sýnýfta sýra arkadaþýydýk, lise son sýnýfa kadar Fahrettin ile ayný sýrayý paylaþtýk.
Sonra yollarýmýz ayrýldý.
O Ýstanbul Týp Fakültesi'ni kazandý ben de Eskiþehir'de Ankara Hukuk Fakültesi'ne kayýt oldum, bir sene okuduktan sonra Eskiþehir'de Ýktisadi Ticari Ýlimler Akademisi kurulunca dosyamý alýp Eskiþehir'e geldim.
Fahrettin çok çalýþkan bir kiþiydi. Týp Fakültesi döneminde hocalardan kendisini asistan olarak almak istediler. Ama Fahrettin akademik kariyer yapmayý düþünmedi.
Yaz aylarýnda bir araya gelirdik. Yedek subaylýðýný da Eskiþehir Hava Hastanesi'nde yaptý.
Hava Hastanesi'nde sabahlarý askeri vasýta ile garnizona gider, uçuþa gidecek olan pilotlarýn muayenelerini yapardý. Sonra hastaneye gelir ve saat 15.00'a kadar poliklinik hastalarýna bakardý. Daha sonra da bir araya gelirdik.
Ýkimizin de bir meraký vardý, o da edebiyattý.
Edebiyat derslerinde de hocalarýn gözde öðrencilerinden sayýlýrdýk. Türkçeyi çok iyi kullanmaya gayret ederdik. Kompozisyon derslerinde adeta ikimiz yarýþýrdýk. Bazen o bazen ben birinci olurdum. Çok iyi bir eðitim sistemine sahiptik.
Öðretmenlerimiz sadece bize verdikleri eðitimlerle deðil bizi kültür ve sanat ile de donatmak isterlerdi. Yani lisede verilen derslerle sýnýrlý kalmazdý bilgilerimiz.
Her sýnýfýn bir tiyatrosu vardý. Bizim de vardý.
Sýnýflar arasý bir tiyatro yarýþmasý yapýlýrdý. O bakýmdan bir tiyatro kültürümüz vardý. Lise son sýnýfta radyo istasyonu kurmuþtuk. Cumartesi ve Pazar günleri radyo yayýný yapardýk.
Fahrettin'in çok iyi hikayeciliði vardý. Hakikaten çok iyi hikaye yazardý, hayali çok geniþti.
Gerçi hepimizin hayali geniþti ama hayallerimizin hepsini gerçekleþtiremezdik. Fahrettin'in o dönemde Ýstanbul'da çýkan edebiyat dergilerinde, mecmualarýnda hikayeleri olurdu.
Fahrettin'in bir özelliði atletik bir yapýya sahipti. 19 Mayýs törenlerinde gösteriler yapýlýrdý. O gösterilerde yer alýr, resmi geçitlerde en baþa manga baþý gibi ekibin baþýna öðretmenlerimiz Fahrettin'i yerleþtirirdi.
Yaramazlýklarýmýz, kavgalarýmýz, resimli romanlarýmýz ve edebiyat tarafýmýz o tarihte çýkardýðýmýz duvar gazetesine yansýrdý.
Ben karikatür çizerdim, Fahrettin de fýkralarýný yazardý. Bir arkadaþýmýz da daha sonra bankacý oldu. O da þiir yazardý. Öylesine bir kültür donanýmýna sahip bir kadroyduk biz. Çok güzel yazýlar yazanlar da duvar gazetesinin yazýlarýný yazardý. O zamanlar sýnavlar sözlü þeklinde yapýlýrdý.
Fahrettin hiç takýlmadan geçti. Ben ise coðrafya dersinden "Amazon Nehrinin debisini" bilemediðim için beni Eylül'e býraktý.
Fahrettin Týp Fakültesi'ni bitirdi. Yedek subay olarak Hava Hastanesi'ne tayin oldu. Yedek subaylýk bittikten sonra bir muayenehane açacaktý. Ýlk eþi de Týp Fakültesi son sýnýftaydý Ýstanbul'da.
Mezun olduktan sonra o da Eskiþehir'e gelecek ve o küçük muayenehane ihtisas yapacaklardý. Sonrasýnda da bir çocuk hastanesi kurma idealleri vardý. Ama o ideali yedek subaylýðýnýn bitimine 2 ay kala bir zamanda onun kaderi deðiþti.
Yedek subaylýk yaparken ben de Ýktisadi Ticari Ýlimler Akademisi'ni bitirdim. Akademi öðrencisiyken Saðlýk Bakanlýðý, Devlet Hastanesi'nde bir kan bankasý kurdu.
Kan verenlere para ödeneceði belirtildi. Bizler de þehrin bir eksik tarafý olduðunu düþünen gençler olarak tiyatro kurmak istiyorduk. Bir tiyatrosu yoktu Eskiþehir'in.
500'e yakýn akademi öðrencisi kurulan kan bankasýna giderek kan verdik. Elde ettiðimiz parayla da seyyar tiyatro sahnesi kurabilmek için malzeme aldýk. Tiyatromuzun adýna da Türk Devrim Ocaklarý ismini verdik.
Biz tiyatro yaparken Fahrettin de yedek subaylýðýný yapýyordu ve 2 ayý kalmýþtý. Eskiþehir Hava Kuvvetleri'nde havacýlýkla ilgili ilk Türk filmi çekiliyordu. Baþrolünü Göksel Arsoy'un oynadýðý "Þafak Bekçileri" filmiydi. Yönetmenliðini Halit Refið yapýyordu. Filmde yardýmcý oyuncu ihtiyacý da vardý. Birçok yedek subay var, teðmen var. Garnizon Komutaný Muhsin Batur onlarýnda filmde rol almasýna izin verirdi.
O günlerde Fahrettin yine Hava Hastanesi'nden çýkýp bizim tiyatroya gelmiþti. Bizim provalarýmýzý izlerdi. Kendisine filme meraklý olduðunu söyledim.
Kendisini de Joyn Wayne benzetirdik.
Kýzlar benzetirdi, bizler ise dalga geçerek konuþurduk. Bütün fotoðraflarýnda kaþlarýný yukarýya kaldýrmýþ olarak görürüsünüz. Benimsemiþti yani Joyn Wayne olmayý.
Kendisine "Þafak Bekçileri" filmi çekildiðini ve orada yedek subaylarý, teðmenlere de görev verdiklerini söyledim. Benim söylediklerimi ciddiye aldý. Biraz da benimki þakaydý, takýlmaydý. Aramýzdaki samimiyetten dolayý. "Hiç aklýma gelmedi. Yarýn gidiyorum" dedi. Ertesi gün hakikaten gidiyor.
Halit Refið'i sahneler, kablolar toplanýrken görüyor. Kendisi de rol almak istediðini söylüyor. Halit Refið kendisine geç kaldýðýný belirterek kartýný veriyor ve Ýstanbul'a davet ediyor.
Daha sonra olanlarý bana anlattý ve ertesi gün Ýstanbul'a gitmiþ.
Bir süre sonra geldi ve Halit Refið ile anlaþtýðýný, kendisine baþrol vereceðini söyledi.
Filmlerden para kazanarak sermaye yapacaðýný ve kazanacaðý para ile çocuk hastanesi kuracaðýný iletti, gidiþ o gidiþ.
Hakikaten ilk filmde baþrol, olacak iþ deðil. Ses dergisinde çalýþan arkadaþýma da mektup yazarak Fahrettin'i anlattým ve onu kapak resmi yapmasýný istedim. Birdenbire yýldýzý parlamaya baþladý.
Filmlerinde dublör kullanmamaya baþladý. Giden atýn üzerinde ayakta dikilir, takla atar, kalelere sýçrar, kýlýç çeker filan. Hoca tutup özel ders almýþ. Her gittiðimizde de bir tarafýnýn sarýlý olarak görüyorduk.
Dublör istememesi de yönetmelerin canýna comcom. Ýkinci bir masraftan kurtuluyorlar. Diyebilirim ki ayaklarýnda, kollarýnda, ellerinde kýrýlmadýk yer kalmamýþtýr.
Ýran'a bir davet üzerine film çekmeye gitti. Galiba orada bir Ýran Þahý'nýn ailesinden bir tanesi Fahrettin'e aþýk oluyor. Ýþ alevlenip duyulunca Þah'da da öfke uyandýrýyor, kaçýp Londra'ya gitti o zamanlar.
Öðrenciliðimiz yýllarýnda kýz arkadaþlarýmýz olurdu. Fahrettin de bir albayýn kýzýný seviyordu. Fahrettin çok yakýþýklýydý ama ikimizin de bir kusuru vardý, bacaklarýmýz yamuktu.
Albayýn kýzý cama çýkardý ve biz yolun karþýsýnda kaldýrýmda bacaklarýmýzýn yamukluðu belli olmamasý için karo taþlarýnýn hizasýnda yürümeye çalýþýrdýk.
Albayýn kýzý, Fahrettin'e, "Katýr týrnaðým" derdi. Biz bozulurduk. Ancak katýr týrnaðý zarif, ince ve uzun bir çiçekmiþ. Onu o vesile ile öðrendik.
Albayýn kýzýyla olmadý. Baþka birisi ile evlendi. Tabi her genç gibi aþk hayatlarýmýz da oldu, kýz arkadaþlarýmýz da oldu. Kýzlara iltifat etmeyi çok iyi bilirdi.
Geçen hafta telefon etti bana. "Yýlmazcýðým seni de Eskiþehir'i de çok özledim. Sen gelmiyor musun ben gelemiyorum' dedi.
Neden gelemediðini sorduðumda da rahatsýzlýklarýnýn olduðunu belirterek "Bu ihtiyarlýk rezalet. Ýnsan genç kalmalýymýþ hep" dedi.
Biraz dertleþtik. Hastalýklarý konusunda kendisini teselli etmeye çalýþtým. Ýlk fýrsatta düzelirse Eskiþehir'e geleceðini söyledi.
Ama kýsmetmiþ.
Türk sinemasý büyük aktörlerinden birisini kaybetti. Eþi Betül, kendisine çok iyi baktý.
Ceyms abiyi de uðurladýk,
topraðý bol olsun.
Ýlhan Abiyi de Uðurladýk,
Allah'tan rahmet dilerim.
.
Civan Abiyi de Uðurladýk,
Allah'tan Rahmet Dilerim
https://www.youtube.com/watch?v=mFGdmRgJIgg&t=567s
Þevket Abiyi de Uðurladýk,
Allah'tan Rahmet Dilerim.
Yer Ýmleri