Artan
Azalan
Ýþlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
33,00 10% 1,33 Mr 29,80 / 33,00
1.210,00 10% 272,14 Mn 1.040,00 / 1.210,00
104,50 10% 141,50 Mn 93,00 / 104,50
9,13 10% 17,48 Mn 7,76 / 9,13
12,65 10% 504,89 Mn 11,44 / 12,65
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
15,80 -9.97% 1,28 Mr 15,80 / 16,50
132,90 -9.96% 49,37 Mn 132,90 / 132,90
5,43 -9.95% 701,85 Mn 5,43 / 6,40
12,99 -9.48% 816,02 Mn 12,92 / 13,99
109,70 -8.51% 354,73 Mn 108,00 / 118,90
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
288,00 5.11% 17,74 Mr 271,50 / 290,25
32,86 2.3% 14,70 Mr 30,42 / 33,34
2,65 4.74% 11,40 Mr 2,44 / 2,67
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
345,00 9.96% 10,54 Mr 313,25 / 345,00
392,75 4.32% 4,79 Mr 372,00 / 395,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
96,30 6.17% 693,08 Mn 88,00 / 96,70
104,10 2.06% 466,50 Mn 100,40 / 105,40
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
34,14 5.96% 131,65 Mn 31,92 / 34,56
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
10,56 3.53% 461,84 Mn 9,99 / 10,63
77,70 5.71% 651,96 Mn 70,05 / 78,05

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Sayfa 2/6 ÝlkÝlk 1234 ... SonSon
Arama sonucu : 45 madde; 9 - 16 arasý.

Konu: Serdar Yýldýrým Hikayeleri

  1. HALK ÖRGÜTLENÝRSE YAPILAN HER SAVAÞ KAZANILIR
    Tarih 20- Mayýs -2020 Bursa Zübeyde Haným Doðumevi önünde Zübeyde Haným ile birlikteyim: Sayýn Zübeyde Haným, burasý 1981 yýlýnda 125 yatak kapasitesi ile kuruldu. Bakýn sizin adýnýzý taþýyor.
    - Benim adýmý taþýyan bir doðumevi mi? Kemalim 19- Mayýs -1919 tarihinde Samsun'a çýktýydý. Sonrasýnda Erzurum ve Sivas Kongreleri bunlarý biliyorum. 1- Kasým -1922 tarihinde saltanatý kaldýrdý. Osmanlý Ýmparatorluðu resmen sona erdi. 1- Ocak -1923 yýlbaþýný hatýrlýyorum. Ya sonrasý?
    -Tam ben söze girecektim ki, Mustafa Kemal Atatürk aniden yanýmýzda belirdi: Anneciðim, sonrasýnda 29- Ekim -1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan ettim ve Türkiye Cumhuriyeti' ni kurdum. Cumhuriyet diyorum, özgürlük diyorum, baðýmsýzlýk diyorum. Halkýn kendi kendini yönetmesi diyorum. Beðenmediði yöneticiyi deðiþtirmesi diyorum.
    - Ah Mustafa'm, benim yakýþýklý oðlum. Sen de buraya geldin mi? Padiþahýn hakkýnda idam fermaný vardý. Bundan hiç mi korkmadýn?
    - Konu vatan savunmasý ise, caným bu vatana feda olsun. Bir Mustafa Kemal yok olsa, bin Mustafa Kemal var olur. Mustafa Kemaller ölmez. Benim kurduðum Türkiye Cumhuriyeti bölünmez.
    Atatürk hýrslanmýþtý. Saða sola bakýndý. Bana doðru döndü: Çocuk senin adýn ne? diye sordu.
    Ben: Serdar Yýldýrým, dedim.
    - Þimdi burayý bana tam olarak tarif et bakalým.
    - Kaplýcalar, yukarýda kaldý. Senede bir iki defa gelip gittiðiniz Paþa Çiftliði kuzey batýda iþte þu yanda bulunuyor.
    - Çocuk, sen ne biliyorsun benim Paþa Çiftliði'ne gelip gittiðimi?
    - Bir kitapta resminizi görmüþtüm. Üstü açýk arabanýzýn arka koltuðunda oturuyordunuz ve þoförünüz arabadan daha inmemiþti. Yol toprak yoldu. Etrafta çiftlikten baþka yapý görünmüyordu.
    - Doðru, o zamanlar tabiatla iç içeydik. Bursa yeþildi, bu kadar ev yoktu. Ýnsanlar çoðalmýþ. Arabalar çoðalmýþ. Yollarda insandan çok araba var.
    - Doðrudur. Bu kadar araba benzin ve gaz ile gidiyor. Bu deðirmenin suyu nereden geliyor, hep merak etmiþimdir. Yakýndaki bir yere insanlar arabayla gidip geliyor. Yürümek saðlýktýr, benzin ve gaz için, dýþ ülkelere baðýmlý kalýyoruz. Döviz yurt içinde kalmalý. Ülke güçlü olmalý.
    - Aferin sana çocuk. Kaç yaþýndasýn?
    - 62 yaþýndayým. Aynalarla aram iyidir. Her yeni güne yeni bir umutla baþlýyorum. Yolun yarýsýný geçtin diyenlere gülüp geçiyorum.
    - Bak bu çok iyi. Yaþama sevinciyle dolusun. Benim zamanýmda atlar vardý, atlý arabalar vardý. Kaç dakikadýr buradayým, ne at gördüm, ne atlý araba?
    - Benim çocukluðum ve gençliðimde atlý arabalar çoktu. Pazardan karpuz, kavun aldýðýmýzda bunlarý atlý arabaya yükleyip eve götürürdük. Son yýllarda atlý arabalar yok oldu.
    Mustafa Kemal Atatürk þöyle bir soru sordu: Þu anda Türkiye'de ne kadar insan yaþýyor?
    - 2019 nüfus sayýmýna göre 83 milyon insan yaþýyor.
    - 1935 nüfus sayýmýna göre 16 milyondu. Bu tarihten sonra Türkiye savaþa girdi mi?
    - Girmedi.
    - Girmediðine göre nüfus fazlasýyla artmýþ. Anadolu'nun bereketli topraklarý planlý bir tarým sayesinde 200 milyon insaný rahatlýkla besler. Ben aðaca, ormana çok önem veririm. Bir aðacýn kesilmesine izin vermem. Aðaç kesmek isteyene þöyle demiþtim: Sen hayatýnda böyle bir aðaç yetiþtirdin mi ki keseceksin!

    - Trablusgarp savaþý sizin katýldýðýnýz ilk savaþtýr. Bu savaþta binbaþýydýnýz. Trablusgarp ve Bingazi'ye gitmiþtiniz. Libya'ya çýkartma yapan düzenli Ýtalyan ordularýna karþý bedevi araplarla birlik olarak yapýlan savaþý nasýl kazandýnýz? Top yok, tüfek yok. Bunlarý nereden buldunuz? Bedevileri nasýl savaþçý yaptýnýz? Hücum deyip ileri atýldýðýnýzda nasýl oldu da sizi takip ettiler?
    - Herkes komutan olamaz, herkes savaþçý olamaz. Komutan, savaþçý bir kimliðe sahipse emrindeki asker savaþçý olur. Güçlü bir ordunun baþýna yeteneksiz bir komutan getirirsen, o ordu yenilgiye uðrar. Bedevileri eðittim, onlardan bir ordu kurdum. Yenilmemeyi öðrettim. Bana inanan arap þeyhleri, silah ve cephane tedarik ettiler. Halký örgütleyerek, bu savaþý kazandým. Halk örgütlenirse yapýlan her savaþ kazanýlýr.

    Çok deðil, sizden kýsa bir zaman sonra Hitler, Avrupa'ya saldýrdý. Özellikle motorize birlikleri çok güçlüydü. Avrupa'yý ezdi, geçti. Almanlar geliyor diye Türk birlikleri Edirne - Enez hattýnda konuþlandý. Hitler, Türkiye'yi pas geçip kuzeye yöneldi. Bulgaristan, Romanya derken, Rusya'ya girdi. Moskova'yý kuþattý. Kýþýn gelmesiyle yenilgiye uðradý. Amerika'nýn Fransa Normandiya kýyýlarýna çýkartma yapmasý bunda etkili oldu.
    - Hitler'in derdi neymiþ? 2. dünya savaþýný neden baþlatmýþ?
    - Derdi Yahudilerle. Anýlarýnda Almanya'da Yahudi'nin patron, üstün ýrk dediði Alman'ýn iþçi olmasýný hazmedemediðini yazmýþtý.
    Bildiðim kadarýyla Fevzi Çakmak, sizi tutuklamak için, 50.000 askerlik orduyla gelmiþti.
    - Doðrudur. Ben karþýsýna çýktým. Fevzi Bey, padiþahýn fermanýný okudu ama öylece kalakaldý. Sanýrým korkmadýðýmý anladý ve beni tutuklamak için, harekete geçemedi. Ýþ bu duruma gelmiþken, benim kollarýma kelepçe takmak için, yürek gerek. Sonradan Fevzi Bey ordusuyla birlikte benim tarafýma geçti.
    Cumhuriyeti ilan ettikten sonra vataný terk eden 156 lar var. Bunlarýn çoðu sizin silah arkadaþlarýnýz. Aralarýnda biz maaþýmýzý padiþahtan alýyorduk þimdi kimden alacaðýz diyenler oldu. Size de padiþah ol dediler.
    - Onlara uysam baþa dönerdim. Biz neden Kurtuluþ Savaþý yaptýk diye sorardým.

    1939 yýlýnda bunlarýn çoðu geri geldi. Mustafa Kemal haklý çýktý, biz yanýldýk, dediler.

    Daha sonra Zübeyde Haným, doðumevini gezmek için, Atatürk ile birlikte ileri doðru yürüdü. Beni çaðýran olmadýðý için, onlarla birlikte gitmedim. Yýllar sonra bir araya gelen ana oðulun konuþacak çok þeyi vardý. Rahatsýz etmek istemedim.

    SON

  2. BANDIRMA VAPURU
    Karadeniz'in hýrçýn dalgalarý arasýnda yýllara meydan okuyan bir eski Bandýrma Vapuru'yum. Nice zamandýr liman liman gittim, geldim. Binlerce, on binlerce yolcu taþýdým. Onlarýn konuþmalarýný istemeyerek de olsa dinledim. Dertlerini derdim bildim. Onlar hiçbir zaman bunun farkýnda olmadýlar yani beni fark etmediler. Ders kitaplarýnda ve pek çok kitapta, gazetede adýma defalarca rast gelmiþsinizdir. Bundan sonra da rast geleceksiniz, bunu biliyorum. Ey gelecek yeni nesiller, sizi inanamayacaðýnýz kadar büyük ve görkemli bir sevgiyle kucaklýyorum.
    16 Mayýs 1919 günü on dokuz subayý aldým. Rota Samsun'du. Buralar Anadolu ve Anadolu düþman istilasýna uðradý. Bu subaylar Türk ve bir Kurtuluþ Savaþý baþlatacaklar. Lider pozisyonunda sarý saçlý, mavi gözlü bir dev var: Adý Mustafa Kemal. Bakalým gelecek günler Mustafa Kemal'den neler bekler?

    16 Mayýs gecesi bir fýrtýna? Ne oluyor dedim kendi kendime:
    Karadeniz sen bu kadar hýrçýnlaþmazdýn.
    Böylesine çelik yüreklerin canýna kast etmezdin.

    Bunun üzerine fýrtýna ses verdi:
    Oy Bandýrma Vapuru cana, benize
    On dokuz subayý üfleyiver denize.

    Baktým fýrtýna laf anlamaz, söz dinlemez. Onunla irtibatý kestim. Fýrtýnanýn ortasýnda bir ceviz kabuðu gibi sallanmaya devam ettim. Üç gün, üç gece tarih yazdým ve 19 Mayýs 1919 günü Samsun'a vardým.
    Güle güle Mustafa Kemal yolun açýk olsun.
    Gemi kazanýndan büyük yüreðin sevgiyle dolsun.
    Üç gün boyunca Türkiye dedin durdun.
    Dilinden düþmeyen Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarsýn.

    Deðerli yolcularým, karaya ayak basar basmaz bir rahatladým ki sormayýn. Daha sonra Türk'ün Kurtuluþ Savaþý baþladý. Mustafa Kemal'in akýllara durgunluk veren zekasý ve kahramanlýklarý karþýsýnda periþan olan düþmanlar evlerine döndüler. Çanakkale'de de Mustafa Kemal vardý. Çanakkale'ye geldiðinde boþuna bütün cephelerin komutanlýðýný Mustafa Kemal'e býrakmadýlar. O, olmasaydý Kurtuluþ Savaþý kazanýlamazdý.
    Benim adým Bandýrma Vapuru.
    Haber çýkar iki gazete küpürü.
    Mustafa Kemal, Yunan'ý Anadolu'dan süpürdü.
    Komutan Trikopis Atina'dan köpürdü.

    Oy Trikopis, Trikopis, neden Atina'dasýn?
    Bak Mustafa Kemal cephede sen neden deðilsin?
    Belli ki ölümden korkmaktasýn.
    Caným bu vatana feda diyen
    Mustafa Kemal 'e karþý zafer kazanamazsýn.
    Kazanamadýn zaten.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  3. SAKARYA ÝLE FOKS
    Masal masal içinde, hikaye masal içinde, neden hikaye masal içinde, hikaye çýksa ya masalýn içinden. Sen istedin ya iþte hikaye çýktý masalýn içinden.
    Günün birinde yaðan yaðmurlar sonucu Ankara yakýnlarýndaki bir dere taþar. O bölgede bir çiftlik vardýr. Sel, çiftliði sürükler, götürür. Bir at ve bir köpek yakýndaki bir tepeye çýkarak kurtulur. Atýn adý Sakarya, köpeðin adý Foks'tur. Su seviyesinin yükselmesi durunca Foks, Sakarya'ya þöyle bir soru sorar: " Sakarya, sence bu sel niye geldi? "
    Sakarya baþýný iki yana sallar ve temkinli konuþur: " Bence bir þey yok ama insanlar aðaçlarý keser ve doðanýn çoraklaþmasý için, çöl olmasý için, gayret gösterirlerse sonucuna katlanmalarý gerekir. Her kesilen aðaç fazladan bir su demektir. Bak o bir su çiftliði söktü, götürdü. Bin aðaç kesilse bin tane çiftlik demektir. Kaç tane çiftlik arkadaþýmýzý selin götürdüðünü var git sen hesap et. Bu tepeden baþka yakýnda sýðýnacak yer yok bilmiþ olasýn.

    Foks: " Tavuklar, horozlar, atlar, keçiler, koyunlar. Bu selde boðuldular. Geriye ne kaldý? Bir ben Foks, bir sen Sakarya. Belki saðda, solda selden canýný kurtarmýþ olanlar vardýr. "
    " Vardýr veya yoktur. Bunu sel çekilince göreceðiz. Demek ki, doða þartlarý uygun bulursa acýmasýz oluyormuþ. "
    " Ne demezsin? Bu sel çekilirse yakýn bir zamanda yine sel gelir mi? "
    " Yakýn bir zamanda deðil ama uzak bir zamanda sel gelebilir. Alýp götürecek bir þey býrakmadý."

    Sakarya ile Foks ertesi güne kadar tepede beklediler. Nihayet sel çekildi. Aþaðý indiler. Çiftliðin olduðu yerde diz boyu çamur vardý. Birkaç tahta parçasý ve bir dal yýðýný. Onlar daha sonra Ankara'ya doðru kararlý adýmlarla yürüdüler. Hedefleri Çankaya Köþkü'ydü. Mustafa Kemal Paþa þimdi orada olmalýydý.
    Atýn adý Sakarya. Atatürk'ün Kurtuluþ Savaþý sýrasýnda bindiði at. Kurtuluþ Savaþý kahramanlarýndan. Pek çok þehirde gördüðümüz Atatürk heykellerinin koreografisinde yer alan at Sakarya'dýr. Foks. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yýllarca Atatürk'ün yanýnda olan köpek. Atatürk, Çankaya Köþkü'nde geceleri uyurken yatak odasýnýn kapýsýnda nöbet bekleyen Foks'tur. Bu bekleyiþ yýllarca sürer ve Foks geceleri gözünü kýrpmaz, aman O'na bir zarar gelecek endiþesi taþýdýðýndan. Bu ikisi kýsa bir zaman dilimi için, Atatürk'ten ayrý kalmýþlardý çünkü bir süreliðine hava deðiþimi için Ankara dýþýna çýkarýlmýþlardý. Hayatýn bazý gerçeklerinin farkýna vardýktan sonra hayat kalitelerinin ne derece çöküntü içine girebileceðini görüp, yuvaya, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu eþsiz asker ve büyük devlet adamý Atatürk'ün yanýna dönüyorlardý. Onlar þimdi yeniden dünyaya gelmiþ gibiydiler.

    SON

  4. Horoz Kahraman Ýle Vahþi Kediler
    HOROZ KAHRAMAN ÝLE VAHÞÝ KEDÝLER
    Anne tavuk akþamüstü civcivlerini topluyordu: " Gelin bakalým, gelin, civcivlerim benim. Koþun yanýma, gelin, toplanýn þöyle. Aaa... Ama siz dört tanesiniz, beþ tane olmanýz lazýmdý. Biriniz eksik. Kardeþiniz nerede, gören olmadý mý? "
    " Ben görmedim. "
    " Ben görmedim. "
    " Ben de görmedim. "
    " Ben gördüm. "
    " Sen gördün mü? Nerede gördün, çabuk söyle? "
    " Bir saat kadar önceydi. Kardeþim ilerideki þu aðacýn altýnda eþiniyordu. Sonra yanýna bir kedi geldi. Kediyle kardeþim bir süre konuþtular. Daha sonra kedi, kardeþimi sýrtýna bindirip götürdü. "
    " Vah, vah!..Yazýk oldu. Gitti kardeþiniz, gitti yavrum"
    Civcivlerden biri sordu: "Gitti mi? Kardeþim nereye gitti? "
    " Ah yavrum, kardeþiniz artýk dönmeyecek"
    " Neden? "
    " Çünkü kedi onu yer. "
    " Yer mi? "
    " Evet, yer. "
    " Peki, ama niçin yesin? "
    " Karnýný doyurmak için. Kardeþiniz kediye göre taze bir av. "
    " Kardeþim kurtarýlamaz mý? "
    " Belki. Tabi kedi kardeþini yemediyse. "
    " Yememiþ olamaz mý? Bakarsýn kedinin pençesinden kurtulmuþtur. Kaçmýþtýr. Þimdi sokaklarda tek baþýna dolaþýyordur. Yardým bekliyordur. "
    " Çabuk civcivlerim gidiyoruz. "
    " Nereye? "
    " Kardeþini aramaya. "

    Civciv, yememiþ olamaz mý, demiþti. Zaten kedi civcivi yemek için deðil, bir düþüncesini gerçekleþtirmek için götürmüþtü. Kedi düþüncesini açýklamýþ ve civcive gelir misin demiþti. Civciv korkusuzdu. Gelirim demiþti. Kedinin düþüncesi neydi?

    Bir civciv kediler arasýnda yaþar ve onlarla arkadaþ olursa kedilerin civcivlere karþý olan düþmanlýðý ortadan kalkar ve hiçbir kedi civciv yemez. Bu civciv öylesine güçlü bir iradeye sahip olmalýydý ki, pek çok kedinin diþ bilemesine, üstüne gelmesine, hakaretlerine aldýrmamalýydý. Ölümden korkmamalýydý. Bin kedi üstüne gelse, geri deðil, ileri gitmeliydi. Kedi aylar süren araþtýrmadan sonra iþte bu civcivi seçmiþti. Seçim nasýl olmuþtu: Kedi þehirde mahalleleri, sokaklarý gezmiþ; tarlalarý, bahçeleri didik didik aramýþ, fakat korkmayan bir civcive rastlayamamýþtý. Kuyruðunu gösterdiði civciv kaçýyordu. Artýk umudunu kesmiþti. Bütün civcivler korkakmýþ diyordu. Bir gün evin birinin bahçesine girmiþti. Aðacýn yaný gölgelikti. Kývrýlýp yattý. Tam uyumak üzereydi ki, bir tavuk sesiyle irkildi. Tavuk; Kahraman diye sesleniyordu. Kahraman, buraya gel. Kedi kafasýný uzatýp baktý. Tavuðun Kahraman dediði bir lokmacýk civcivdi. Kedi gülümsedi. Hey gidi yalan dünya, diyerek sað ön ayaðýný soluna doðru savurdu. Tavuk baþka ad bulamamýþtý da yavrusuna Kahraman adýný koymuþtu. Her yaný Kahraman olsa ne yazardý. En iyisi uyumak ve bu olayý unutmaktý.

    Kedi uyudu ama ne kadar uyuduðunu hatýrlamýyordu. Uyandýðýnda gözleri kapalýydý. Tam olarak kendine gelmemiþti. Hemen yanýnda çýtýrtý, týkýrtý duydu. Önce bir gözünü sonra diðer gözünü açtý. Hayret!.. Burnunun dibinde bir civciv eþiniyordu. Gözlerine inanamadý. Kediliði tuttu, bu civcivi yemek istedi. Hýzla dört ayaðý üstünde doðrulup, sýrtýný kamburlaþtýrdý. Ustura gibi keskin diþlerini gösterip, týslayacak ve civcivi tutacaktý. Kedi diþlerini gösterdi fakat týslayamadý. Sadece yutkunabildi. Civcivin gözleri þimþek parçasýydý: " Ne o, rahatýn mý bozuldu? Diye sordu civciv. "

    Kedi hýrslýydý: Civcivin sorduðu soruyu duymamýþ gibi davrandý: " Ben civciv yemeye bayýlýrým. Pek severim civciv etini " diyerek diþlerini gýcýrdattý. An meselesiydi civcivin üstüne atýlmasý.
    " Dikkat et, ben diðer civcivlere benzemem. Bayýlýrsan ayýlamazsýn. Hem beni yemen için, tutman gerek. Haydi, tutsana beni. "
    Kedi, yan dönerek savaþ pozisyonu alan ve canýný diþine takarak kendini savunacak olan civcive bakarak hayretten donakaldý. Farkýnda olmadan birkaç adým geriledi. Korkmamýþtý da çekinmiþti civcivden. Daha sonra kedi geriye dönerek oradan uzaklaþtý.

    Ertesi gün kedinin kafasýna dank etti. O civciv yüzde doksan dokuz Kahraman'dý. Kedi bir plan dâhilinde Kahraman'la dostluk kurmayý denedi ve baþarýlý oldu da. Onunla konuþurken nasýl davranmasý gerekiyorsa öyle davrandý. Dolana, yalana baþvurmadý ve ilk fýrsatta düþüncesini açýkladý. Kahraman hemen, gelirim, demiþti.

    Bunun üzerine kedi: " Bak Kahraman, iþ ciddi. Ucunda ölüm de var. Bir deðil, on kedi, yirmi kedi üstüne gelir. Üç-beþ deðil ki, vurasýn, kýrasýn. Ben seni vuruþurken görmedim ama ilk tanýþtýðýmýz gün hatýrlarsýn neredeyse üstüne atýlacaktým. Sen beni sözle sindirdin. Ýnan çekindim senden fakat sözlerinden çekindim yoksa beni korkutmadýn. Þunu bil ki, senin sözlerinden çekinmeyecek, benden çok daha sert ve çok daha acýmasýz kediler var ve ben bunlarýn adýný duyunca titrerim. Senin buralarda gördüklerin þehir kedileri yani sokak kedileri. Benim anlatmak istediðim ormandan ve daðlardan gelen, çoðunlukla gece yarýsýndan sonra þehirlere inen vahþi kediler. Bir sokak kedisi hiçbir zaman bir vahþi kediyle baþa çýkamaz ve ben bir vahþi kedinin kendinden çok daha büyük iki köpekle mücadele ederek onlarý kaçýrttýðýný gördüm. Vahþi kediler çoðunlukla yalnýz gezerler ve geceleri þehirlerde sokak kedilerini yakalayýp öldürürler. Vahþi kediler sokak kedilerinin atalarýnýn eski zamanlarda aralarýndan ayrýlarak insanlara köle olmalarýný içlerine sindiremediler. Bunlarý ön bilgi olsun diye anlattým. Þimdilik gündüzleri çalýþacaðýz. Vahþi kedilerle karþýlaþmayacaksýn. Bakalým sokak kedilerine karþý ne yapacaksýn? "

    " Þu vahþi kedileri çok merak ettim. Sokak kedileriyle antrenman yapacaðýz desene. "
    " Öyle. Vahþi kedilerle maça çýkarsýn ama sen sokak kedileriyle de maç oluyormuþ gibi sýký dur. Onlarý küçümseme. "
    " Onlarý küçümsemediðimi göreceksin. Sen hiç merak etme, kedi kardeþ. Söylediklerini unutmayacaðým. "

    Aradan üç gün geçmiþ fakat anne tavuk ve civcivleri, Kahraman'ý bulamamýþtý. Sabah erkenden çýkýp gün boyu Kahraman'ý arýyor, akþamüstü kümese dönüp, ertesi gün yine aramaya baþlýyordu. Üçüncü günün akþamüstü kümese dönerken, anne tavuk: " Yer yarýldý da içine girdi sanki. Ara ara yok! Nereye gider bu civciv? Horoza sor, tavuða sor, kurbaðaya sor, kuþa sor. Kimsenin, Kahraman'dan haberi yok. Kedi onu yedi desen, gören, duyan, bilen olur. Son günlerde hiçbir kedi civciv yememiþ. Demek ki, Kahraman yaþýyor, ama nerede? Neden onu bulamadýk? Kediden kurtulduysa neden kümese dönmüyor? "

    Civcivlerden biri atýldý: " Anne, sakýn Kahraman, kediyi yemiþ olmasýn? "
    Anne tavuk civcivin sözünü duymazdan geldi. Zaten caný burnundaydý, bir de böyle þaka-þukalarla mý uðraþacaktý? "

    Bir diðer civciv: " Kahraman belki kanatlanýp uçmuþtur. Baþka þehre gidip bizi unutmuþtur. Olamaz mý yani? "
    Deyince, anne tavuk hemen o anda kararýný verdi. Kahraman'ý aramaya yalnýz baþýna çýkacaktý.

    Aradan iki ay daha geçti. Tavuk bu sürede Kahraman'ý aramaya devam etti. Diðer dört yavrusu kocaman birer piliç olmuþtu ama tavuk, Kahraman'ý bir civciv olarak bulmayý umuyordu.

    Aradan iki ay geçti diye yazdým. Acaba Kahraman hala sað mý, yaþýyor mu?
    Þehirdeki kediler, bir kedinin civcivle arkadaþlýðýný yadýrgamýþlardý. Bu durum onlara ters gelmiþti. Kedi, neden o civcivi yemiyordu? Aradan sýyrýlan birkaç sokak kedisi, civcivi yemek için, giriþim yapmýþ ve civcivin üstüne gitmiþti ancak kedi önlerine çýkmýþtý. Bu kedi Kahraman'ý bu iþe sokan kediydi. O da kendi çapýnda bir tür efeydi. Korku bir zamanlar ondan korkardý yani korkusuzdu. Demir gibi bileði, çelik gibi yüreði vardý. Birkaç yýl öncesine kadar þehrin kedilerinin baþkanýydý. Adaletle hükmediyordu. Anneleri geceleri vahþi kediler tarafýndan öldürülen yavru kedileri himayesine alýrdý. Aç kalmýþ, açýkta kalmýþ sokak kedilerine kendi yiyeceðini verdiði, hasta kedileri tedavi ettiði çok görülmüþtü. Vahþi kedilerin bir leopar kadar iri baþkanýný bir gece aniden karþýsýnda görünce olduðu yerde çakýlýp kalmýþtý. Vahþi kedilerin baþkaný Nara, senin derini yüzerim. Defol git bu þehirden... Deyip, onu bir pençe vuruþuyla yere sermiþti.

    Þehir kedileri baþkansýz kalmýþtý. Kedi terk edilmiþ, eski evlerde uykusuz geceler geçiriyordu. Onun beyninin derinliklerinde o zamanlar kendisinin bile fark edemediði gerçek þuydu: Vahþi kedilerin baþkaný Nara'yý periþan etmek yani intikam. Ýntikamýný almasýna günden güne büyüyüp güçlenen Kahraman yardýmcý olacaktý. Kahraman akýl almaz derecede güçlü bir iradeye sahipti. Laf kavgasýnda kesinlikle yenilmiyordu. Çok sert konuþuyor, karþýsýndakini eziyordu. Kýzdýðý zaman gözleri kýpkýrmýzý okuyordu. Kedi bunun nedenini bir türlü anlayamýyordu. Sormak aklýna geliyordu ama sorsa Kahraman söyler miydi bilinmezdi. Kedi, Kahraman'ý vahþi kedilerin karþýsýna çýkarmadan önce iki kere þehir kedileriyle baþ baþa býraktý ve onun kedilerle vuruþmasýný seyretti. Birincisinde, kabadayý geçinen bir kedinin saldýrýsýný Kahraman kolaylýkla savuþturdu ve sol kanadýyla bir vuruþta yere serdi. Ýkincisinde, Kahraman üç güçlü kediyle kavgaya tutuþtu ve onlarý da sol kanat vuruþlarýyla yere serdi. Kediye göre, Kahraman hazýrdý ve vahþi kedilerin karþýsýna çýkabilirdi.

    Haziran ayýnýn sýcak gecelerinden birinde kedi, Kahraman 'la þehirde gezintiye çýkmýþtý. Kahraman'da Kahraman'dý hani: O, geçen zamanla birlikte büyümüþ, iri-yarý, dev gibi bir horoz olmuþtu. Uzaklardan, kenar mahalleden miyavlamalar, feryatlar duyulmaya baþladý. Tecrübeli kedi durumu tüm acýlýðýyla anladý: " Fýrla Kahraman, vahþi kediler katliam yapýyor. Ýleride yavru kedilerin barýndýðý eski bir ev vardý. Hepsini öldürüyorlar. Onlarý ancak sen kurtarabilirsin. "
    Kahraman ileri atýlýrken konuþtu: " Ne biçim vahþi kediymiþ bunlar ya. Ne istiyorlar yavru kedilerden? "
    Kedi koþuda Kahraman'dan geri kalmýyordu. Bir o, bir öteki öne geçiyordu: " Onlar zevk için öldürürler. "
    Önce Kahraman eski eve daldý. Sesi gürdü Kahraman'ýn, baðýrýnca yer-gök inledi: " Býrakýn yavru kedileri. Gücünüz yetiyorsa bana çýkýn. "

    Gözlerini kan bürümüþ yedi zalim vahþi kedinin baþlarý Kahraman'dan yana döndü. Vahþi kediler, hiç vakit kaybetmeden kafalarý koparýlmýþ, parçalanmýþ yavru kedileri býrakarak Kahraman'ýn üstüne atýldý. Kahraman, iki adým geri gitti. Bundan dolayý vahþi kediler yere yuvarlandýlar. Karýþýklýktan yaralanan Kahraman hücuma geçti. Güçlü kanatlarýyla vurarak, vahþi kedileri periþan etti. Vahþi kediler kaçarak canlarýný kurtardýlar.

    Kahraman'la kedi sokaða çýkarak yürümeye baþladýlar. Kedi, Kahraman'a, vahþi kedilerin ormana gidince olanlarý baþkan Nara'ya anlatacaklarýný ve Nara'nýn birkaç gün içinde þehre geleceðini, ayrýca aylar önce Nara'nýn, aniden önüne çýkarak bir vuruþta kendisini yere serdiðini, intikamýný almasýný söyledi.

    Kahraman: " Gelsin bakalým Nara, kim en büyük belli olsun. Sana söz kedi kardeþ, Nara benimle görüþtükten sonra bu þehre bir daha adým atmaz. "
    Kedi: " Kahraman, çok dikkatli olman gerekir. Nara'yý kedi sanma, onu bir leopar olarak düþün, zaten leopar kadar. Aniden önüne çýkýp sana vurmaya çalýþacaktýr. Tetikte ol. "

    Bir gece yarýsý Kahraman, kediyle birlikte, karanlýk sokaklarda dolaþýyordu. Evin birinin yanýndan dönerken, Nara karþýlarýna çýkýverdi. Arkasýnda yüzlerce vahþi kedi vardý. Kahraman, Nara'nýn savurduðu pençeden eðilerek zorlukla kurtuldu. Onunla yakýn dövüþe girmenin ölümü kucaklamak demek olduðunu anladý. Gördüðü kadarýyla Nara'ya vahþi kedi demek yanlýþtý, ona leopar demek doðruydu. Kahraman geriye birkaç adým atarak Nara'ya sýrtýný döndü ve kaçmaya baþladý. Otuz metre kadar kaçtýktan sonra Nara'nýn nefesini ensesinde hissetti. Kahraman dönerek sað kanadýný Nara'nýn yüzüne patlattý. Hayatýnda ilk kez bir darbe yiyen Nara durdu. Caný yanmýþtý: " Bana nasýl vurursun? "

    Gözleri hýrstan kýpkýrmýzý olmuþ Kahraman, Nara'nýn üstüne yürürken, konuþtu: " Seni gömerim Nara. Palavrayý býrak. Önce sen vurmak istedin. "
    Nara þaþkýndý ama aniden ileri atýldý. Kahraman'la birbirlerine girdiler. Toz, dumana karýþtý. Çevreye sürüyle seyirci geldi. Kediler, köpekler, kuþlar, horozlar ve bir tavuk. Horozlar dört taneydi. Kahraman'ýn kardeþleri. Tavuk ise, annesi. Durumu soruþturunca kavga edenlerin kim olduðu belli oldu. Nara ile savaþan horoz Kahraman'dý. Arada büyük güç farký vardý. Kahraman'ý Nara'nýn pençesinden kurtarmalýydý. Dört horoz kavgaya karýþtý ve Nara daha ne oluyor diyemeden Kahraman'ý olay yerinden uzaklaþtýrdýlar.

    Aradan günler, aylar, yýllar geçti. Vahþi kediler ara sýra þehre iniyorlardý ama Nara bir daha þehre gelmedi. Hep daðda kaldý. Kedi þehrin kedilerine tekrar baþkan oldu ve vahþi kedilerden uzak durmak için, kedilere gece sokaða çýkmayý yasak etti. Kahraman ise, annesi ve kardeþleriyle uzaklardaki bir çiftliðe giderek orada mutlu yaþadýlar.

    SON

  5. KAVUKLU ÝLE PÝÞEKAR: FAKÝRLÝK BAÞA BELA
    Piþekar: Gel bakalým Kavuklu, azýcýk laflayalým.
    Kavuklu: Çýktým söðüt dalýna, atladým aþaðýya.
    Piþekar: Amma yaptýn ha! Madem aþaðýya inecektin, söðüt dalýna niye çýktýn?
    Kavuklu: Caným istedi. Hayatta istediðimi keþke yapabilseydim.
    Piþekar: Canýnýn isteyip de yapamadýðýn neler var?
    Kavuklu: Neler yok ki? Fakir doðdum, fakir gidiyorum. Otuz dört yaþýndayým. Bir kesere sap olamadým.
    Piþekar: Derdimi deþtin Kavuklu. Seninki de bir þey mi? Bak ben elli yedi yaþýndayým, deðil keser, bir çakýya sap olamadým.
    Kavuklu: Ama her programdan sonra seyirciler bana, þu Piþekar, ne eðiliyor ne bükülüyor. Tava sapý gibi mübarek, diyorlar.
    Piþekar: Çorbayý karýþtýr, seyirciyi karýþtýrma. Doðru dedin, fakir gelen, fakir gider. Ben az gördüm, fakir gelip zengin gideni.
    Kavuklu: Zengin çocuðu olsaydým böyle olmazdý. Köþklerde, yalýlarda yaþar, hamama salý günü giderdim.
    Piþekar: Neden salý? Çarþamba günü hamama git.
    Kavuklu: Çarþamba Samsun'da. Bir hamam için, oraya gitmem.
    Piþekar: Hamama ister çarþamba da, ister perþembe de git. Baþka neler yapardýn?
    Kavuklu: Bahçedeki erik aðacýnýn altýna yatar, erik piþ, aðzýma düþ derdim.
    Piþekar: Kiraz da piþer, armut da piþer. Sen bu kafayla kýsa sürede zengin olursun.
    Kavuklu: Ben þimdi zengin mi oldum?
    Piþekar: Tabi ya zengin oldun.
    Kavuklu: Ama cepte beþ kuruþ yok.
    Piþekar: Zamanla o da olur. En azýndan zenginliði hayal ediyorsun. Benim hayal gücüm sýfýr. Zenginlik bana uzak geçer.

    ------------------------------------------------------------

    KAVUKLU ÝLE PÝÞEKAR: HARAÇ
    Piþekar: Ne o kavuklu, neden öyle kavuðun elinde geziyorsun?
    Kavuklu: Adam benden bin kat çirkin, bana tipsiz diyor.
    Piþekar: Yapma ya! Kim sana tipsiz diyor?
    Kavuklu: Karþý sokakta oturan sýrýk boylu. Adý Adem midir, nedir?
    Piþekar: Þu herkese kabaran. Alamadýn mý paçasýný aþaðý?
    Kavuklu: Almasýna alýrdým ama yanýnda iri kýyým iki adam vardý.
    Piþekar: Ne olmuþ yani dal aralarýna bir ona, bir buna çak, düþür. Sonra yapýþ Adem'in yakasýna. Nerede kalmýþtýk de.
    Kavuklu: O iþ o kadar kolay mý? Bana akýl verene bak! Geçen gün çýkmaz sokakta seni gördüm. Diz çökmüþtün. Tepende 12-13 yaþlarýnda iki çocuk, sana abicim dedirtiyorlardý.
    Piþekar: Þu iki kara çocuk.. Aniden önüme çýktýlar. Birinin elinde çaký vardý. Diz çök dediler. Çöktüm. Abicim de dediler. Dedim. Babalarý gelir diye yani.
    Kavuklu: Çocuklarýn elinde çaký yoktu. Korkak seni. Babalarý gelirmiþ? Bu olayý kahvede anlatsam sokaða çýkamazsýn.
    Piþekar: Aman Kavuklu, etme eyleme. Sus payý olarak ne istersin?
    Kavuklu: Þimdilik at bir beþlik. Bir hafta sonra bunun iki mislini isterim.
    Piþekar: Al iþte beþlik. Bir hafta sonraki yedi buçuk olsaydý.
    Kavuklu: Pazarlýk yok.
    Piþekar: Tamam dediðin olsun.
    Kavuklu beþliði alýr gider. Piþekar arkasýndan söylenir: " Çocuklar gibi bu da beni haraca baðladý. Yine de Kavuklu insaflýymýþ. Çocuklar, onluk aldýlar. Haftaya dört katý dediler. "

    SON

    -------------------------------------------------------------

    KAVUKLU ÝLE PÝÞEKAR: HEKÝM
    Kavuklu: Dün hekime gittim.
    Piþekar: Sonra ne oldu?
    Kavuklu: Baktý, etti.
    Piþekar: Ýlaç verdi mi?
    Kavuklu: Vermedi.
    Piþekar: Demek ki bir derdin yokmuþ.
    Kavuklu: Bir derdim yok, iki derdim var.
    Piþekar: Ýki derdin mi? Senin ne derdin var ki?
    Kavuklu: Tarla, bahçe, inek, öküz.
    Piþekar: Ýki dediydin. Dert dörtmüþ.
    Kavuklu: Yok iki. Ýnek tarlaya, öküz bahçeye girmiþ.
    Piþekar: Devam et.
    Kavuklu: Bulduðunu yemiþ, zarar vermiþ.
    Piþekar: Kimin davarý bunlar?
    Kavuklu: Muhtarýn.
    Piþekar: Muhtarla konuþsaydýn, zararý öderdi.
    Kavuklu: Konuþtum, zararý öderim, dedi.
    Piþekar: Tamam iþte.
    Kavuklu: Yarýsýný peþin verdi, yarýsý yarýn, dedi.
    Piþekar: Helal be muhtar!
    Kavuklu: Yarýn oldu, yarýsýný daha verdi.
    Piþekar: Yani çeyrek kaldý.
    Kavuklu: Kalan iki gün sonra, dedi. Dün süre doldu.
    Piþekar: Süre dolmuþsa ne olmuþ? Ýki gün daha bekle.
    Kavuklu: Ama süre dolmuþtu. Sözünü tutmadý.
    Piþekar: Caným eli sýkýþýktýr. Para bulunca öder.
    Kavuklu: Ben de kýzdým, hekime gittim.
    Piþekar: Hekime deðil, hakime gidecektin. Sorun çözülürdü.

    ------------------------------------------------------------

    KAVUKLU HÝKAYE YAZIYOR
    Piþekar: Vay Kavuklu, garanti hikaye yazýyorsundur.
    Kavuklu: Üstüne bastýn, kaldýr ayaðýný.
    Piþekar: Saðý mý, solu mu?
    Kavuklu: Ýkisini de.
    Piþekar: O zaman yere düþerim.
    Kavuklu: Tamam iþte, ben de senin yere düþmeni istiyorum.
    Piþekar: Yazýyorsun, yazýyorsun da ne kazanýyorsun? Beþ kuruþ veren mi var? Sal ipin ucunu gitsin.
    Kavuklu: Bilmem kaç yýl önce hikaye yazmaya baþlarken, para diye bir þey aklýmýn ortasýndan geçmedi.
    Piþekar: Onu bin kere söyledin ama istemez misin þimdi sana bu hikayeler için, çuvalla para versinler. Bak istemem deme bir küserim bir daha konuþmam.
    Kavuklu: Bende yalan yok. Doðru oturur, doðru konuþurum. Kazandýðým az bir para ne sana yeter, ne bana yeter. Þu hikayeleri satýn alan olsa pek sevinirim. Benim hikayeleri kitabýna alana, bundan para kazananlara kýrgýným. Konuþtuklarým oldu: Bak kitap basmýþsýn. Þu hikayeler benim eserim. Hikayeler lokomotif olmuþ, yedi baský yapmýþsýn. Ben zor geçiniyorum. Bu durum beni üzüyor. Bana da bir þeyler ver. Ben sana hiç yayýnlanmamýþ hikayelerden gönderirim, dedim. Sana para yok Kavuklu, sen git dað baþýnda ulu, dedi.
    Piþekar: Hazýra konuyor, uyanýk. Sýkýntýsýný sen çekiyorsun, kaymaðýný o yiyor. Çaresi yok mu bu iþin?
    Kavuklu: Çaresi yok. Ben hikaye yazarým, onlar paraya döndürürler.
    Piþekar: Halktan yardým istesek. Bakýn Kavuklu geçim zorluðu çekiyor, biraz yardým desek. Baðýþ kampanyasý düzenlesek.
    Kavuklu: Benimle eðlenme Piþekar. Ýnsanlar, hikayelerimi çok beðeniyor, alkýþlýyor ama para, bir yardým deyince, bizden sana kuruþ yok Kavuklu diyorlar.
    Piþekar: Yapma ya, denedin mi bunu?
    Kavuklu: Tabi denedim. Hikayelerimden okudum. Güzel dediler, övdüler. Geçinemiyorum, dedim, para, yardým, dedim. Kuruþ veren olmadý.
    Piþekar: Sanatkara bu yapýlýr mý? Üç beþ kuruþ verseler servetleri mi eksilecek?
    Kavuklu: Sayýn Piþekar Efendi, sen zenginsin. Eve ekmek götürmem gerek. Bir ekmek parasý verebilir misin? Borç olarak. Gün gelir öderim.
    Piþekar: Ben dilencileri sevmem bilirsin. Sana borç verirdim ama bozuk yok, der ve yürüyüp gider. Piþekar'ýn arkasýndan bakakalan Kavuklu'nun gözleri dolar. Daha sonra gözyaþlarýný silen Kavuklu ekmek alamadan evinin yolunu tutar.

    SON

    ------------------------------------------------------------

    KAVUKLU ÝLE PÝÞEKAR: HAMAM
    Piþekar: Söyle bakalým Kavuklu, gölgeden mi yoksa güneþten mi yürürsün?
    Kavuklu: Yazýn gölgeden, kýþýn güneþten yürürüm.
    Piþekar: Ya baharda nasýl yürürsün?
    Kavuklu: Þemsiye elimde yürürüm.
    Piþekar: Evden çýkarken baktýn ortalýk günlük, güneþlik. Þemsiyeyi almadan çýktýn. Yolda yaðmura yakalandýn. Ne yaparsýn?
    Kavuklu: Hemen bir evin saçak altýna sýðýnýrým.
    Piþekar: Oralarda ev yok. Ýki tarafýn çayýr, çimen.
    Kavuklu: Bir aðaç altýna saklanýrým.
    Piþekar: Görünürde hiç aðaç yok.
    Kavuklu: Piþekar, sen benim ýslanmamý istiyorsun. O zaman çayýrýn orta yerine otururum. Cebimden çýkardýðým sabunla bir güzel yýkanýrým. Böylece bu haftaki hamam iþini aradan çýkarýrým. Oldu mu? Hoþuna gitti mi?
    Piþekar: Bir de keselenseydin, bir ay hamama gitmesen de olurdu.

    --------------------------------------------------------------

    KAVUKLU ÝLE PÝÞEKAR: BAYRAM
    Piþekar: Kavuklu, bugün bayram. Öp bakalým elimi.
    Kavuklu: Bayram ama neden elini öpeyim?
    Piþekar: Öp haydi, çekinme. Al þu beþliði güle güle harca.
    Kavuklu: Parayý cebine sok. Ýstemem senin paraný. Elini de öpmem.
    Piþekar: Amma naza çektin be Kavuklu. Para az geldi galiba. Beþin yanýna beþ ekledim etti on. Öp elimi al onluðu.
    Kavuklu: Elli de versen o iþ olmaz. Senin önünde eðilmem. Ne demek bayrammýþ, el öpmekmiþ? Egonu tatmin etmek için mi bana el öptürmeye çalýþýyorsun? Gidiyorsun orada burada çocuklara el öptürmeye uðraþýyorsun. Yaþýn büyük, boyun büyük ama aklýn küçük.
    Piþekar: Sen istemedin diye ben el öptürmekten vazgeçmem.
    Kavuklu: Ýstersen elini öptürmeye çalýþma da tokalaþalým.
    Piþekar: Tamam tokalaþalým ama beþ liraný alýrým.
    Kavuklu: Ne beþ lirasý, bende beþ kuruþ yok.
    Piþekar: O zaman tokalaþma da yok, bayramlaþma da yok.
    Daha sonra Piþekar uzaklaþýr gider.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  6. FRANSA ASKERÝ LÝDERÝ VE ÝMPARATORU NAPOLYON BONAPART ÝLE BÝRLÝKTEYÝM
    Bir zamandýr Napolyon ile koordinatlarýmýzýn kesiþtiði bir zamanda buluþmak istiyordum ve sonunda buluþtuk. Napolyon Bonapart, Fransa imparatoru olmuþ, dünya tarihine adýný altýn harflerle yazdýrmak istemiþ ve bunu baþarmýþ. Tarih 9-5-2024. Ben Napolyon Bonapart yazýyorum bilgisayarýma ve siteler, forumlar çýkýyor. Hayat hikayesi, fethettiði yerler, hayatlarý sonlandýrýlan insanlar. Ben Fransa imparatoru olsam, Fransa'yý yüceltmeye çalýþýrdým. Komþu ülkelere saldýrýp savaþ çýkarmazdým. Yaþadýðým yýllardan 200 - 300 yýl sonra yeni nesil insanlar benim adýmý az bilirdi ama olsun. Az tanýnayým ama iyi tanýnayým. Ben Fransa imparatoru olarak Mýsýr'ý iþgal edersem olmaz. Bu ülkelerin yüzlerce yýl sonraki yeni nesilleri Serdar Yýldýrým kötüydü, fenaydý. Ülkemizi iþgal etti, nice canlýlara yaþam izni vermedi derlerse çok üzülürdüm.

    Zaman gezgini olarak Napolyon Bonapart'ý rahatsýz ettim: " Buyrun, Napolyon Bonapart. Burasý benim evim. Dört katlý bir apartmanýn ikinci katý. Bazýsýna göre, saray, köþk. Bazýsýna göre, yaþanýlacak iyi bir mekan. "

    Napolyon Bonapart: " Palavrayý kes!. Ýki oda, bir salon, apartmanda altý kolon. Kendini uyanýk sanýyorsun deðil mi? Beni harekete geçirmeden sinyallerini aldým. Yaþadýðýn bu binayý gezdim, dolaþtým. Kendin için, kendince bir þeyler yapmaya çalýþýyorsun ama bana sökmez. Hakkýnda araþtýrma yaptým. Bu binada ve komþu binalarda seni tanýyan yok. Kim bu Serdar Yýldýrým diyorlar? "

    Serdar Yýldýrým: " Doðrudur. Demek ki baþarýlý oldum. Öyle saðda solda lak luk edersem bunun bana faydasý olmaz. Sessiz ve derinden gitmek, benim temel ilkemdir. Yakýn plan çalýþtýðým insanlar oldu ve bunlarýn pek azý bana yardýmcý oldu. "

    Napolyon Bonapart: " Her yanlýþa bir doðru kýlýf buluyorsun. Seninle uðraþamam. Çekil yolumdan. Gölge etme.

    Serdar Yýldýrým: " Benim sizinle bir uðraþ içine girmemin sebebi, Osmanlý Ýmparatorluðu çöktükten sonra Anadolu iþgal altýndayken Kurtuluþ Savaþý baþlatan Mustafa Kemal ile ilgili. Mustafa Kemal öðrencilik yýllarýnda, önceleri Napolyon'a hayrandým. Sonradan siyasi fikirlerim þekillenince Napolyon'dan hoþlanmamaya baþladým. Demek ki, devrimler karþý devrimleri getirebilir, demiþti.
    Gençliðinde Mustafa Kemal'i etkileyen kiþiler arasýnda yer alan batýlý düþünürlerden bazýlarý þunlardý: Jean-Jacques Rousseau: Özgürlükçü ve cumhuriyetçi düþünceleri.
    Montesquieu: Erdem rejimi olarak cumhuriyetin önemine dair fikirleri.
    Voltaire: Ýlim ve akýl vurgusu.
    Ey Napolyon Bonapart, dünyadaki maceranýzý bir þekilde sonlandýrmýþsýnýz. Sizin için, çok baþarýlýdýr denebilir. Gelecek nesiller sizden etkilenmiþ. Dünyanýn yüz elliden fazla ülkesinin ders kitaplarýnda varsýnýz. Bunlar Napolyon Bonapart diyorlar da baþka bir þey demiyorlar. Ben de tarihin kabul ettiði bir yüce sima olarak sizi gördüm ve kabul ettim. Dünya tarihine sizi yeniden lanse etmek istiyorum ve Napolyon Bonapart diyorum. Siz böyle bir etkinliðin baþ mimarý olmaz mýydýnýz? "

    Napolyon Bonapart: " Ben gelmiþim, geçmiþim. Bu dünyadaki zamanýmý tamamlamýþým. Siz beni yeniden gündeme mi getirmeye çalýþýyorsunuz? "

    Serdar Yýldýrým: " Tamamen öyle. Ben kesinlikle Napolyon Bonapart diyorum ve bu fikirlerin takipçisi olacaðým. "

    Napolyon Bonapart: " Ýlk karþýlaþtýðýmýzda bana agresif biri gibi göründünüz ama kalbiniz bir pamuktan yumuþakmýþ. Benim þu anda size bir jest yapmam gerekir. O zamanlar Ýspanya Krallýðýna kardeþim 3. Napolyon'u getirmiþtim. Þimdi geçmiþe dönsek ben sizi Ýspanya Kralý olarak tayin etsem, siz emrime riayet edip Ýspanya Kralý olur muydunuz? "

    Serdar Yýldýrým: " Bu benim için, paha biçilmez bir umut kaynaðý olurdu. Krallar, þahlar, padiþahlar hep zor durumda kalmýþtýr ve istemedikleri iþlerle mücadele etmiþtir. Ben sizi kýrmamak için, Ýspanya Kralý olurum. Zamaný tersine çevirir, saatleri sessiz çaldýrýrým. Sarayda oturmaz halkýn arasýnda gezerim. Halkla birlik olurum, bütünleþirim. "

    Napolyon Bonapart: " Ben 22 yaþýnda albay, 26 yaþýnda general oldum; haberin var mý senin? Bir ülkeyi düþmanlar istila etse, dört bir yandan sarýlsa, yok edilmeye çalýþýlsa, sen bu ülkenin vatandaþý olsan, bu haksýzlýða karþý çýkmaz mýsýn? "

    Serdar Yýldýrým: " Gür sesimle haykýrýrým. Baðýrýr çaðýrýrým. Düþmanlar bundan korkar. "

    Napolyon Bonapart: " Benim ülkem Fransa'nýn Ýngiltere ile yýllardýr bitmek tükenmek bilmeyen savaþlarý vardý. Genelde bizim ordu bozguna uðruyordu ve kaçýyordu. Ben yüzbaþý ve binbaþý iken savaþtan kaçmadým. Emrimdeki birlikle savaþa devam ettim. Asker de kaçmadý. Sonradan ordu komutanlarý bunu fark etti. Sayýsý yüz bini geçen ordular emrime verildi. Ýtalya seferi sýrasýnda 18 meydan savaþý kazandým. 15-Mayýs-1796’da ordumla Milano’ya girdim. 27 yaþýndaydým.
    Daha sonra Fransýz donanmasý ile 19-Mayýs-1798'de Mýsýr seferi için yola çýktým. Ýngiltere'nin ticaret yolunu kesmek istedim. Olayýn odak noktasý Süveyþ Kanalý'ydý. Uzak doðudan gelen gemiler dolusu mallar, Afrika'nýn güneyinden dolanmadan Süveyþ'ten kolayca geçirilip Ýngiltere'ye getiriliyordu. Mýsýr'ý ele geçirmek, benim için zor olmadý. Böylece Ýngiltere'nin asýl ticaret membaý olan yolu kesmiþ oldum. Ýngiltere'den ah vah sesleri yükselmeye baþladý. Sonradan doðuya gittim. Orta Doðu'nun güçlü kalesi Akka'ya yöneldim. Akka'yý kuþattým ama alamadým. Osmanlý veziri Cezzar Ahmet Paþa çok dirençliydi ve Akka'yý bana teslim etmedi. Cezzar kasap demektir. Bu Cezzar Ahmet Paþa yakaladýðý düþmanlarýný develeriyle birlikte kurban edermiþ. Eðer ben Cezzar'ý yenip Akka'yý alabilseydim, Büyük Ýskender gibi Suriye, Irak, Ýran, Pakistan ve Afganistan'ý dümdüz edip Hindistan'ý ele geçirmek istiyordum. "

    Serdar Yýldýrým: " Ey Napolyon Bonapart, siz yüce düþünceler içindeydiniz ve Ýngiltere'nin ticaret yolunu kesmeye çalýþtýnýz. Kestim dediniz, doðrudur ama sonradan neden oradan ayrýlýp iki gemiyle Fransa'ya döndünüz. Kýrk bin askeriniz orada kaldý. Siz Fransa yönetimi üstünde gücünüzü artýrdýnýz ama orada kalan Fransýz askerleri ne oldu? "

    Napolyon Bonapart: " Avrupa’da Fransa’nýn Koalisyon ordularýna yenildiði haberini alýnca ülkeme dönme kararý aldým. Eylül 1799’da ordumu Mýsýr'da býrakarak iki gemiyle Fransa'ya döndüm. Emrimde bir dolu general vardý. Onlarda güçlerini ispat etsinler ve zafer kazansýnlar diye düþündüm. Ben bir generaldim ve Fransýz ordularý benim emrime verilmiþti. Bu böyle olmasaydý ben Napolyon Bonapart olabilir miydim? Savaþa gidip, savaþtan kaçan komutan deðil, savaþ meydanýný asla terk etmeyen, yalnýz kalsa bile savaþan, zafer kazanmayý bekleyen ve bunu baþaran bir komutan olabilir miydim?
    Ben zafer kazandýkça ordu komutanlarý, bu Napolyon, Fransa Ýmparatoru olur, dedi. Önce 1.konsül seçildim ve sonra Fransa Ýmparatoru oldum. Fransa'yý yücelttim. Ýngiltere'nin hýzýný kestim. Fransa'yý dünya devletleri arasýnda ön sýraya yükselttim. 1804 yýlýnýn Mayýs ayýnda, kralcýlarýn bir komplosunu bahane ettim ve kendimi imparator ilan ettim. "

    Serdar Yýldýrým: " Avrupa'yý fethettikten sonra, doðuya yöneldiniz. 1812 yýlý ortasýnda 800 bin kiþilik orduyla Rusya üstüne yürüdünüz. Borodino Muharebesi'nde General Kutuzov komutasýndaki Rus ordusunu yenilgiye uðrattýnýz. Ruslar, tarlalarý yakarak ve su kaynaklarýný kurutarak geri çekildi. Aç ve susuz kalan ordunuzda hastalýklar baþladý. Sonunda Moskova'yý kuþattýnýz. Bir hafta sonra Moskova'ya girdiniz. Bir ay boyunca Moskova'da kaldýktan sonra Kaluga'ya doðru çekildiniz. Daha sonra ordunuzla ileri yürüyüþe geçince Tatarlar Fransa ordusunu takip etti ve çok can aldý. Rus ordusunun kazandýðý savaþlardan sonra 14-Aralýk-1812' de Rusya'yý terk ettiniz. Böylelikle Avrupa'da itibarýnýz zedelendi. "

    Napolyon Bonapart: " Benim hiçbir þekilde itibarým zedelenmedi. Her ne yaptýysam hepsi yüzde yüz doðrudur ve peþinden gidilmesi gerekir. Sen kimsin ki, beni eleþtirmeye çalýþýyorsun. Ben seni bir kaþýk suda boðarým. "

    Serdar Yýldýrým: " Benim yaþadýðým zamanda, Avrupa tek bir gücün egemenliði altýnda olsaydý, sesimi bu derece yükseltemezdim. Avrupa kýtasý pek çok devlet barýndýrýyor ve orta ölçekli bir yönetim anlayýþý içinde. Ey Napolyon Bonapart, þu anda Avrupa Birleþik Devletleri olsaydý ve bunun kurucusu siz olsaydýnýz, bakýn ben karþýnýzdayým ve benim için, nasýl bir gelecek arzulardýnýz? "

    Napolyon Bonapart: " En güçlü olduðum zaman bu derdim ve seni þövalyelerime yakalatýrdým. Ellerini baðlatýr ve karþýmda diz çöktürürdüm. "

    Serdar Yýldýrým : " Ey Napolyon Bonapart, böyle bir þey mümkün deðil. Ben suçlu biri deðilim ki, hakkýmda nasýl bir cezai iþlem uygulatacaksýnýz? Hem ele geçirdiðin ülkelere Napolyon kanunlarý getireceksin ama ben düþüncemi söyledim diye beni kürek mahkumu ilan edeceksin? "

    Napolyon Bonapart: " Bana bak bana. Adýn Serdar mýydý neydi? Benim canýmý sýkma canýný yakarým. Konuþmayý burada kes, hikayeyi hazýrla, sadece gerçekleri yaz ve bana okutmadan yayýnlama. Bu iþten ben karlý çýkarým çünkü zaferlerimle gündeme geliyorum. Senin bu iþten kazancýn ne olacak merak ediyorum? "

    Serdar Yýldýrým: " Þimdi tarih 6-1-2025. Artýk hikaye bitti. Yazmasý 8 ay sürdü. Bugün site ve forumlarda okunmaya baþlayacak. Bu iþten benim kazancým, okuyucunun hoþça vakit geçirerek tarihi bilgi sahibi olmasý. "

    SON



  7. OT YÝYEN KAPLAN
    Genç kaplan kafesinde, demir parmaklýklar ardýnda, sinirli ve hýzlý adýmlarla gidip geliyordu. Nedense bugün yüreðini sanki dikenli tel halatýyla sýkýyorlardý. Bu kafese kapatýldýðýndan beri güneþ birçok kereler doðup batmýþtý. Bir aylýk ya vardý ya yoktu. Ormanda gezintiye çýktýðý gün avcýlar yakalayýp bu hayvanat bahçesine satmýþlardý. Daha o zamanlar boyu irice bir kedi boyu kadardý. Zamanla geliþip güçlendi. Kafesi dar deðildi, ama o burada yaþamak istemiyordu. Özgür olmak, adýný bile unutmaya baþladýðý, hayali gözlerinin önünden gitmeyen ormana kavuþmak, hayatýna kendisi yön vermek istiyordu. Ýnsanlar akýn akýn geliyorlar, kafesin önünde durup dakikalarca, hayranlýk dolu bakýþlarla kendisini seyrediyorlardý.

    O akþamüstü ziyaretçilerin azaldýðý zamanda bakýcý kafesi temizleyip, yýkadý. Akþam yemeði olarak yarým koyunu kafesin içine býraktý. Kapýyý kilitledi, gitti. Bakýcýsý kapýyý kilitleyip giderken, genç kaplanýn beyninde bir þimþek çaktý. Kilidin yuvasýna oturuþu ve anahtarýn çevrilirken çýkardýðý ses alýþýlmýþýn dýþýndaydý. Oldukça hassas kulaklarý onu yanýltmýyorsa, kapý tam olarak kilitlenmemiþti. Kafese býrakýlan eti yedikten sonra, her zamanki voltalarýna baþladý. Ziyaretçiler tekrar çoðalmaya baþladýlar. Ýnsanlar, akþam yemeklerini yemiþler, eðlenmek, dinlenmek için parklara, bahçelere gidiyorlardý. Genç kaplanýn yüreðini saran sýkýntý gitmiþ, gitmiþ, kilidin anahtar deliðinde sýkýþmýþ kalmýþtý. Gece yarýsý, biraz da þansý yardým ederse, kafesten kaçýp ormanýna, özgürlüðüne koþmayý deneyecekti.

    Hava iyice kararmýþ, vakit gece yarýsýný geçeli çok olmuþtu. Görünürde kimseler yoktu. Genç kaplan güçlü pençeleriyle kapýya hýzla asýldý. Tam olarak kilitlenmemiþ kapý açýlýverdi. Kafesten süratle dýþarý fýrladý. Sað yola saptý. Bu yol ilerideki aðaçlýkta son buluyordu. Kafeste gidip gelmek, dýþarýda koþmaya benzemiyordu. Oldukça yorulmuþtu. Durup dinlendikten sonra hayvanat bahçesi duvarýndan atladý. Ormana doðru koþarak karanlýklarda kayboldu.

    Genç kaplan daðlar, tepeler aþtý, soðuk sulardan içti. Üç gün üç gece sonra, sabah güneþ doðarken, daha çok küçükken yakalanýp götürüldüðü büyük ormana vardý. Özgürdü artýk, içi içine sýðmýyordu. Neþeli neþeli yürürken karnýnýn acýktýðýný hissetti. Kaçtýðýndan beri heyecandan üç gündür bir þey yememiþti. Sadece su içmiþti. Kafeste sabah akþam bakýcýsý et getirirdi. Avcýlar yakalamadan önce annesi beslerdi. Fakat bu uçsuz bucaksýz ormanda yaþam çok farklýydý. Þimdi ne annesi vardý, ne bakýcýsý vardý. Kafesten kaçmadan önce düþünemediði bir þeydi bu: Ne ile karnýný doyuracaktý?

    Böyle düþünüp yürürken, ilerideki otlukta bir geyik gördü. Geyik, arada sýrada etrafýna bakýnýp tekrar ot yemeðe baþlýyordu. Geyik, aniden koþmaya baþladý. Ayný anda yan taraftaki çalýlýktan iki kaplan fýrladý. Biraz sonra geyiðin önüne iki kaplan daha çýkýnca geyik dört yandan sarýlmýþtý. Belli kaplanlar geyiði yakalamak için tuzak kurmuþlardý. En iyi savunma hücumdu. Cesur geyik, son bir gayretle ileri atýldý. Kendisine en yakýn kaplana sivri boynuzlarýyla müthiþ bir kesme vurdu. Kaplan kanlar içinde sýrtüstü yuvarlandý. hafif yana döndü. Önündeki ikinci kaplana da ayný þekilde vurmak istedi. Fakat tutturamadý. Peþinden gelen diðer kaplanlar da yetiþmiþti. Geyik, ne kadar kuvvetli olursa olsun, üç tane kaplanla baþ etmesi olanaksýzdý. Kaplanlar, güçlü pençeleriyle vurarak geyiði yere yuvarladýlar ve öldürüp yediler. Daha sonra çekilip gittiler.

    Genç kaplan, olduðu yerde donmuþ kalmýþtý. Ýnanýlmaz gözlerle bakýyordu. Gördüðü bir vahþetti. Fakat orman kanunlarý böyleydi. Zayýf daha kuvvetliye yem oluyordu.“ Demek ki ” dedi, “ kaplanlar böyle karýnlarýný doyuruyorlarmýþ. Ben de kaplan olduðuma göre benim de canlýlarý avlayýp yemem lazým. Ben karnýmý doyurmak için diðer hayvanlarý öldüremem. Kimse beni öldürmeye alýþtýrmadý. Öldürmeyi bilmiyorum ve öldürmenin gerekliliðine inanmýyorum. Geyik ot yiyerek besleniyordu. Gücü kuvveti yerindeydi. Ot yiyen hayvanlar güçlü oluyormuþ. Baþka çarem yok, ya aç kalacaðým ya da ot yiyeceðim. Varsýn “ kaplan ot yer mi “ varsýn “ ot yiyen kaplan olur mu “ desinler.

    Aradan bir ay geçti. Ot yiyen kaplan ormanda aradýðý huzuru bir türlü bulamadý. Kaplanlar onu aralarýna kabul etmiþlerdi, ama ormandaki yaþam ot yiyen kaplana ters geliyordu. Neden geyik, karaca, tavþan gördüklerinde aniden saldýrganlaþýyorlardý. Onlar öldürmek için programlanmýþlardý, yaþamak için öldürmek zorundaydýlar. Bu tarafta bir kaplan ot yiyerek yaþýyordu, bunu da düþünmek lazýmdý. Ot yiyen kaplan bir gün ormanda gezerken karþýsýna bir tavþan çýktý. Tavþanýn kendisini görüp de kaçmamasýna þaþýrdý. Hayret, tavþan üstüne doðru geliyordu. Kenara çekilmek istedi, çekilemedi. Ayaklarý tutulmuþtu. Tavþan, ot yiyen kaplana çarpýp sýrtüstü düþtü. Daha sonra yattýðý yerden doðrulup onun yüzünü elledi, yanaklarýný okþadý. “ Sen ot yiyen kaplan mýsýn? “ diye sordu. Ot yiyen kaplan gýk diyemedi. Dili damaðýna yapýþmýþtý.
    Tavþan: “ Tabii caným, sen ot yiyen kaplansýn. Aðzýn öteki kaplanlar gibi kan kokmuyor. Bak ot yiyen, þöhretin kulaðýma kadar geldi. Sen ormana alýþamazsýn, hayvanat bahçesine dönmelisin. Duyduðuma göre, kaplanlar senin gözlerinin önünde bazý hayvanlarý öldürüp, seni de öldürmeye alýþtýrmak isterlermiþ. Eðer öldürmeye alýþamazsan kaplanlar seni öldürürler. Sen beni dinle ve çek git buralardan “ dedikten sonra yürüyüp gitmek isterken az ilerdeki bir çukura düþtü. Ot yiyen kaplan tavþaný çukurdan çýkardý ve onun yüzüne dikkatle bakýnca göz çukurlarýnýn boþ olduðunu gördü. Gözleri yoktu bu tavþanýn. Kör bir tavþan diye geçirdi içinden. Onu sýrtýna bindirdi ve yuvasýna götürüp býraktý.

    Ertesi gün kör tavþaný yuvasýnda ölü olarak bulan ot yiyen kaplan gözyaþlarýný tutamadý. Þimdiye kadar kör tavþana dokunmayan kaplanlar onu ot yiyen kaplanýn sýrtýnda giderken görünce kýskanmýþlar ve öldürmüþlerdi. Ot yiyen kaplanýn yüreði nefretle doldu. Bu kadarý da fazlaydý artýk. Ne istemiþlerdi garip bir tavþandan. Son sürat koþarak kaplanlarýn arasýna dalan ot yiyen kaplan otuzdan fazla kaplana rest çekti. “ Kör tavþaný öldürmek kolay, sýkýysa gelin beni de öldürün. “ Kaplanlarýn beklediði buydu zaten. Ot yiyen kaplaný çileden çýkarýp üstlerine saldýrtacaklar sonra parça parça edeceklerdi. Evdeki hesap her zaman çarþýya uymazdý. Aniden ortalýk karardý ve þiddetli bir yaðmur baþladý. Þimþekler çakýyor, yýldýrýmlar düþüyordu. Kaplanlar saða - sola kaçýþtýlar ama ot yiyen kaplan kaçmadý. Sýrýlsýklam oluncaya kadar bekledi. Yarým saat sonra yaðmur dindi. Güneþ açtý, ortalýk aydýnlandý. Ot yiyen kaplan gece yarýsýna kadar oralarda gezindi. Gelen giden olmadýðýný görünce beklemekten býkýp uzaklaþtý gitti. Orman iþi buraya kadardý. O, þimdi hayvanat bahçesine dönmeye kararlýydý.

    Birkaç gün sonra sabaha karþý bakýcýsý onu kafesin önünde beklerken buldu. Ot yiyen kaplan biraz sonra kafese girecek ve bakýcýsý kapýyý üstüne kilitlerken, “ Kilit yeni deðiþti, bir daha kaçma numarasýna kalkýþamazsýn, çünkü artýk imkânsýz “ demesine karþýlýk, içinden “ Yuvam burasý, ben kafes kaplanýyým. Hem istesem de ormana gidemem. Bana göre deðilmiþ orasý “ dedi.

    Ýki ay sonra kafesine diþi bir kaplan getirilince yüreði kývançla doldu genç kaplanýn. Eþ oldular birbirlerine ve kaynaþýverdiler. Gün döndü, günler döndü, zaman geçti ve iki tane yavrularý oldu. Neþelendi, mutlandý, huzur doldu yüreði ve genç kaplan artýk kafesinde, demir parmaklýklar ardýnda sakin ve yavaþ adýmlarla gidip geliyordu.

    Ot yiyen kaplan günler birbiri ardýna geçip gittikçe iki yavrusunun büyümesini gözlemlemeye baþladý. Yavrularýnýn gözleri açýlsa, adým atsalar, onlar yürüseler, koþsalar, oyun oynasalar. Onlarýn oyunlarýna katýlýp, birlikte gülüp, eðlenmeyi sabýrsýzlýkla bekliyordu. Kafesin bir köþesinde diþi kaplan yavrularýyla ilgilenirken, ot yiyen kaplan, karþý köþede onlarý izliyordu. Yavrular doðduktan sonra diþi kaplan, babaya, hiçbir þekilde onlara yaklaþma izni vermiyordu. Belki de, babalarýnýn yavrularýna bir zarar vereceði endiþesini taþýyordu. Baþkalarýna zarar vermek düþüncesi anlamsýz geliyor bana, diye düþünen ot yiyen kaplan neden yavrularýna zarar versindi? Belki ki, bu durum diþi kaplanýn yaptýðý içgüdüsel bir hareketti. Doðuþtan ona odaklanmýþ, kaçmasýna, kurtulmasýna olanak bulunmayan düþünsel bir türevdi. Bu düþünsel türevin eksen açmazýndan kurtulmak onun için çok zordu. Zorun üstüne gitmek, çok daha büyük zorluk girdaplarýna kapýlmana sebep olurdu. Zorun üstüne gitmek yerine, kolay olaný seçer ve içten gelen güdüye evet dersen, her þey çok daha basit olurdu. Ot yiyen kaplan aradan bir ay geçmesine karþýn, yavrularýný bir kez bile koklamadan karþýdan bakar dururdu.

    Bir aylýklar, iki aylýk oldular derken, diþi kaplanýn izin vermesiyle birlikte, ot yiyen kaplan, iki yavrusuyla güreþmeye, þakacýktan kavga etmeye baþlamýþtý. Bu güreþmeler, þakacýktan kavgalar yavru kaplanlarýn kaslarýnýn geliþimi için gerekliydi. Hayat, tuzaklarla, engellerle doluydu. Her zaman güçlü olmalýydýn, gözü açýk durmalýydýn. Bir an bile gözünü kýrpmaya kalkmak hatalanmana sebebiyet verirdi. Hata yapan affedilmezdi. Hemen çökertme giriþimi baþlardý.

    Yavrular üç yaþýna girmiþti ki, boylarý annesinin boyuna ulaþmýþtý. Kocaman dört kaplana kafes dar geliyordu. Bu durum hayvanat bahçesi müdürünün gözünden kaçmamýþtý. Onlara geniþ, etrafý tel örgülerle çevrili, üstü açýk, içinde aðaçlar olan bir bölüm hazýrlatmýþ ve kaplanlarý buraya nakletmiþti. Tel örgülere elektrik verilmesine karþýn, kaplanlarla arasýnda kýrýlmaz, kalýn camdan yapýlmýþ kapýlar vardý. Tel örgülerden sonra demir kafes, ondan sonra da yine kýrýlmaz kalýn camdan yapýlmýþ kapýlar bulunuyordu. Ýnsanlar, kaplanlarý iþte buradan seyrederlerdi.

    Ot yiyen kaplan eþine ve yavrularýna çok küçükken avcýlar tarafýndan yakalanýp bu hayvanat bahçesine getirildiðini daha sonra büyüdüðünde bir fýrsatýný bulup buradan kaçtýðýný, Büyük Orman’a gittiðini defalarca anlatmýþtý. Ot yiyen kaplanýn eþi ise, kurnaz avcýlarýn þaþýrtan tuzaðýndan sonra annesi yanýndan uzaklaþýnca avcýlara yakalanmýþtý. Avcýlar, bunlarý bir arada görünce anneyi uzaklaþtýrmak için, teyp yardýmýyla erkek kaplan kükremesi baðýrtmýþlardý. Anne kaplan kükremeyi duyunca, “ Büyük erkek geldi “ deyip o tarafa doðru koþarak uzaklaþmýþtý. Yalnýz kalan yavruyu yakalamak avcýlar için zor olmamýþtý. Yavru o zamanlar annesinin yarýsý kadardý ve annesinin canlý yakalayýp getirdiði geyik, karaca yavrusu ve birkaç tavþaný boðazlayýp yemiþti yani öldürmeyi öðrenmiþti. Günlerden bir gün, ot yiyen kaplan kendilerine ayrýlan bölümün arka tarafýnda aðaçlar arasýnda geziniyordu. Aniden tel örgülerin yanýndaki bir delikten çýkan köstebeði gördü. Köstebek, saða sola biraz koþturduktan sonra ot yiyen kaplaný görünce geldiði delikten girip gözden kayboldu. Ot yiyen kaplan tel örgülerin yanýna geldiðinde köstebeði diðer tarafta gördü. O anda ot yiyen kaplanýn aklýna þöyle bir fikir geldi: Yerdeki bu delik benim geçebileceðim kadar geniþ olsa karþýya çýkabilirim. Fikrinden eþini ve yavrularýný haberdar ettikten sonra pençeleriyle topraðý kazmaya baþladý. Ot yiyen kaplan gece yarýsýndan sonra karþý tarafa çýktý. Hemen seslenip eþinin ve yavrularýnýn yanýna gelmesini saðladý. Birlikte koþarak özgürlüðe ilk adýmlarýný attýlar. Hedefleri, Büyük Orman’dý.

    Ot yiyen kaplan ve ailesi, daðlardan, tepelerden geçerek, günler sonra Büyük Orman’a vardý. Özgürlük güzeldi, baðýmsýzlýk güzeldi. Kim kendinde nasýl bir hak buluyordu da, yavru kaplaný annesinden ayýrýp, esaret altýnda, tek baþýna, demir parmaklýklar arkasýna atýyordu. Pek çok karanlýk gecede ot yiyen kaplanýn aðladýðýný ve anne gel, beni bu hapishaneden kurtar. Bebek bir kaplaný, suçu yokken acýlar içinde býrakan þu insanlarý cezalandýr, diyerek gözyaþý döktüðünü insanlar bilemezdi. Ýnsanlarýn hayvanat bahçesi dedikleri, esir edilmiþ canlýlarla dolu esaret bahçelerinin haklý nedeni olabilir mi?

    Daha sonraki günlerde ot yiyen kaplan ve ailesinin Büyük Orman’daki yaþamý sürüp gitti. Diþi kaplan bir taraftan yavrularýna öldürmeyi öðretirken diðer taraftan avlanarak ailesinin et ihtiyacýný karþýlýyordu. Ot yiyen kaplan ise, geliþmeleri soðukkanlýlýkla izliyor, olanlara kendince yorumlar yapýyor ama onlarýn iþine karýþmýyordu. Ot yiyen kaplan bir defasýnda yavrularýna, öldürmeyi öðrenmeyin, ot yiyin demiþti. Bunun üzerine yavrularý ne dese beðenirsiniz: Biz ot yemeyiz, et isteriz.

    Bir gün ot yiyen kaplan, eþi ve iki yavrusuyla ormanýn derinliklerinde gezerken, ilerideki kayalýklardaki maðara dikkatini çekti. Yanýlmýyorsa bu maðara onun dünyaya ilk gözlerini açtýðý maðaraydý. Maðaraya girip etrafý gezdiðinde yanýlmadýðýný anladý. Maðara, annesi kokuyordu. Ama annesi maðarada yoktu. Anladýðýna göre, annesi gece burada yatmýþ, sabahleyin avlanmaya gitmiþ ve daha geri dönmemiþti. Büyük bir ihtimalle akþamüstü geri dönerdi.

    Aradan birkaç saat geçmiþti ki, bir kaplan kükremesi duyuldu. Ot yiyen kaplan ve ailesinin baþlarý sesin geldiði tarafa doðru döndü. Bir kaplan yavaþ adýmlarla gelerek maðaranýn önünde durdu. Havayý kokladý. Tanýdýk, tanýmadýk birkaç kaplan kokusu aldý. Daha sonra olanca gücüyle baðýrdý: “ Kimseniz çýkýn gövdenizi görelim. Saklanmayýn korkaklar. “
    Ot yiyen kaplan annesinin kokusunu almýþ ve onu tanýmýþtý: “ Anne, benim güzel annem. Yýllar önce, þu ileride giderken, insan avcýlar beni kaçýrmýþtý. Kim bilir, ne üzülmüþsündür? Yýllar sonra iþte karþýndayým. Bu eþim, bunlar da yavrularým. “
    Bunun üzerine anne kaplan: “ Maðaraya yaklaþýrken, asla unutmadýðým kokunu almýþtým. Gel bakalým, oðlum benim. Yýllardýr nerelerdeydin, neler yaptýn? “
    Annesine sýkýca sarýlan ot yiyen kaplan: “ Ýnsan avcýlar beni çeþitli orman yaratýklarýnýn bulunduðu bir bahçedeki kafese attýlar. Büyüyünce bir gün firar ettim ve bu ormana gelip seni aradým. Ama diðer kaplanlar beni bu ormanda barýndýrmadýlar. Ben de hata yapmamak için, geri döndüm. Bu, ikinci firarým. Artýk zor dönerim oraya. “
    “ Gel oðlum, maðaramýza girelim. Sizler de gelin. “

    Ertesi gün ava çýkýlmýþtý. Anne kaplan bir geyiði kovalayarak yakalasýn diye ot yiyen kaplanýn üstüne sürdü. Geyik hýzla koþarak ot yiyen kaplanýn yanýndan geçip gitti.
    Anne kaplan þaþýrmýþtý: “ Ne oldu þimdi? Geyik gitti. Neden yakalamadýn? Büyük bir ziyafet fýrsatýný kaçýrdýk. Bir kaplan geyiði neden yakalamaz? Dur bakalým. Yoksa sen ot yiyen kaplan mýsýn? Tabi ya. Avcýlar seni götürdüðünde çok küçüktün ve sana öldürmeyi öðretmemiþtim. Bu ormana ilk geliþinde kaplanlar sana öldürmeyi öðretmek istemiþler fakat baþaramamýþlar. Arkadaþ olduðun kör tavþaný öldüren kaplanlara meydan okumuþsun. O anda þiddetli bir yaðmur baþlamýþ ve seni kaplanlarýn saldýrýsýndan korumuþ. Eðer o yaðmur baþlamasa þimdi hayatta yoktun. “
    Bunun üzerine ot yiyen kaplan: “ Dur bakalým, anne. Yaðmur beni deðil, rest çektiðim otuzdan fazla kaplaný korudu. Sen atýp tutan kaplanlara sor bakalým: Neden hiçbiri karþýmda duramamýþ? Neden kaçýp gitmiþler? Yaðmur bahane, benim kýzgýnlýðýmý görünce yüreklerinin yaðý eridi. Savunmasýz bir tavþan karþýsýnda ejderha kesilenler, çil yavrusu gibi daðýldýlar.”
    “ Kaplanlar kaçmasalardý, bazýlarýný öldürecek miydin? “
    Annesinin sözleri üzerine ot yiyen kaplan gülümsedi: “ Yok caným, ne öldürmesi? Onlarý döverdim.”
    Ot yiyen kaplan sonraki yýllar boyunca annesi ve ailesiyle birlikte yaþadý. Hayatýn katý kurallarýna daima karþý çýktý. Nasýl yaþayacaðýma ve ne yiyeceðime ben karar veririm, dedi. Bu düþüncesini orman yaþayanlarýyla paylaþtý. Her sabah doðan yeni güne, yeni umutlarla baþladý.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

    BU HÝKAYENÝN BULUNDUÐU KÝTAPLAR:

    Masal Bahçesi - Masalcý Yayýnlarý - Yayýn Yýlý: 2012 - Sayfa: 97-103
    Masal Kuþaðý - Masalcý Yayýnlarý - YayýnYýlý: 2012 - Sayfa: 163-169
    Hayvan Masallarý - Yediveren Çocuk - YayýnYýlý: 2018 - Sayfa: 121-126




  8. GÖLGESÝYLE YARIÞAN TAY
    At yarýþlarýnýn yapýldýðý þehir hipodromu çok kalabalýktý. Tribünler týklým týklým doluydu. Her pazar günü olduðu gibi, bu pazar da birinci olana büyük ikramiyenin verildiði yarýþlar yapýlacaktý. Birincilik için en büyük aday Kara Bomba isimli attý. Ýki yýla yakýn bir zamandýr bu þehirde yapýlan yarýþmalarýn tek ve mutlak hakimiydi. Simsiyah rengi, kocaman gözleri ve dev gibi uzun boyuyla o her zaman atlarýn en irisiydi. Daha uzun bir süre birinciliði kaptýrmayacaðý tahmin ediliyordu.

    Diðer yarýþmacý atlar ise, Fýrtýna, Ak kýz, Pençe, Sürpriz, Zorlu, Tavþan ve Yekta idi. Yekta, böyle bir yarýþa ilk defa katýlýyordu, oldukça heyecanlýydý. Gerçi yetiþtirildiði yarýþ atý çiftliðinde çok iyi hazýrlanmýþtý, fakat genç ve tecrübesiz oluþu onu korkutuyordu. Ya birinci olamazsa?.. Böyle bir þeyi düþünmek bile istemiyordu. O zaman, sýradan bir yarýþ atý durumuna düþecek ve belki bu durum hep böyle sürüp gidecekti. Bin bir çeþit yarýþ hilelerinin yapýldýðý, düzenin ve entrikanýn bol olduðu bu yarýþlarda birinci olmak sadece süratli olmak ve dayanýklýlýk demek deðildi. Mesela, bazý yarýþlarda Tavþan tavþanlýk yapardý. Yarýþ baþlar baþlamaz öne geçer, temposunu gittikçe arttýrýr, atlarý yorar ve yarýþý býrakýrdý. Son düzlükte Kara Bomba yaptýðý bir atakla birinciliði kazanýrdý. Pençe isimli yarýþ atý Kara Bomba’nýn diðer yardýmcýsýydý. Yarýþ sürerken form durumu yüksek olan atlarý kollar, onlara çarpar, önlerine geçip hýzlarýný azaltýr ve Kara Bomba’nýn yarýþý kazanmasýný saðlardý.

    Atlar, düzenli olarak baþlama yerinde sýralandýlar. Start için tabanca sesi duyulur duyulmaz, sekiz tane güçlü yarýþ atý ileri atýldýlar. Çýkýþý çok kuvvetli olan Tavþan hemen öne geçti. Yekta tüm çabasýna karþýlýk ikinci sýrada kalmýþtý.” Tüh be, Tavþan’ý kaçýrdým!..Bu Tavþan’ý zaten son düzlüðe kadar kimse geçemezmiþ. Yarýþýn ortasýna gelmeden onu mutlaka geçmeliyim. Haydi Yekta, daha hýzlý, daha hýzlý…”

    1500 startý geçildiðinde Tavþan ikinci durumdaki Yekta’nýn üç boy kadar önündeydi. “ Bomba nerelerde ki, dönüp bakmalý. Tavþan bu süratiyle yarýþý tamamlayamaz. Vay, Bomba hemen arkamdaymýþ! Ne oluyor ya, ne dümen çeviriyor bunlar? Son düzlüðe kadar orta sýralarda saklanýrmýþ bu. Benden huylandýlar muhakkak. “

    Yarýþýn ortasý: 1000 startý geçilirken, Tavþan isimli yarýþ atý aniden koþu pistinin kenarýna çýktý ve yarýþý býraktý. Yekta süratle onun yanýndan geçti ve birinci duruma yükseldi. Fakat yarýþýn bitmesine 1000 metre vardý ve Kara Bomba, Yekta ile arasýndaki farký gitgide kapatmaktaydý.

    Son düzlüðe ( son 500 metre ) Yekta ile Kara Bomba baþa baþ girdiler. Nefesleri kesen bir mücadeleden sonra bitiþe 100 metre kala baþlayan Yekta’nýn öldürücü deparlarý yarýþý iki boy farkla kazanmasýný saðladý. Yekta mutluydu artýk çünkü ilk yarýþýný zor da olsa birinci olarak bitirmeyi baþarmýþtý. Yekta, Kara Bomba ve ekibiyle birçok defalar daha yarýþtý. Girdiði her yarýþta birinci oldu. Artýk bu þehir ona dar gelmeye baþlamýþtý. Dýþa açýlmalý, adýný daha geniþ çevrelere duyurmalý ve daha büyük yarýþlar kazanmalýydý. Nitekim girdiði bölge birinciliði koþusunu da kazanýnca, bir ay sonra yapýlacak olan ülke þampiyonluðu yarýþýna katýlmak için antrenmanlarýný daha da sýklaþtýrdý.

    Hazýrlandýðý yarýþ atý çiftliðinde birçok yarýþ atý Yekta’ya deðiþik zamanlarda katýldýklarý yarýþmalarý anlattýlar. Yekta, onlarý büyük bir dikkatle dinledi. Görgüsünü, bilgisini arttýrdý. Yekta’ya göre, bilmenin, öðrenmenin sonu yoktu. Her yeni bilgi yeni bir þeyler öðretirdi. Önemli olan öðrendiklerine kendi düþüncelerinden yeni fikirler katarak “ özgün bilgi “ elde edebilmekti. Doðru düþünebilmek ancak kendini çok iyi tanýmakla mümkün olabilirdi. Bu da kiþisel erdem için gerekli olan “ oto kontrol “ yani kendi kendini kontrol etme yeteneðini saðlardý. Oto kontrol yeteneðinin düzenli olmasý, mükemmellik sýnýrlarýný zorlardý.

    Günler günleri kovaladý. Her geçen gün Yekta’nýn gücüne güç katýyordu. Gittikçe daha süratli koþmaya ve mesafeleri daha kýsa zamanda aþmaya baþlamýþtý. Büyük yarýþa yedi gün kalmýþtý. Öðleden sonra özel olarak hazýrlanmýþ kamyona Yekta’yý bindirdiler. Kamyon, biraz sonra ülkenin en büyük þehrine gitmek üzere yola çýktý. Yolun yarýsý geçilmiþti ki, kamyon büyük bir gürültüyle yol kenarýndaki hendeðe yuvarlandý. Sonra derin bir sessizlik. Yekta’ya þans eseri bir þey olmamýþtý. Kapýsýnýn açýlmasýný bekledi. Gelen giden yoktu. Uzun bir süre uðraþtýktan sonra kapýnýn kilidini kýrmayý baþardý. Korkuyla dýþarý fýrladý. Yola çýktý. Çok uzaklarda tek tük ýþýklar görünür gibi oluyordu. Yarýþýn yapýlacaðý yer oralarda olmalýydý. Kamyon olmasa da olurdu. Kendi baþýma da olsam oraya varabilirim, diye düþündü. Koþmaya baþladý. Koþtu…Koþtu…

    Aradan bir saatten fazla zaman geçti. Hava kararmaya,Yekta, þaþýrmaya baþladý. Ne oluyordu? Neden ortalýk hep aydýnlýk kalmýyordu? Karanlýk kadar anlamsýz þey var mýydý? Þaþýrmakta haklýydý. Gündüzleri açýk havada antrenman yapar, hava kararmadan içeriye girerdi. Ýçerde de ýþýklar gece gündüz yanardý. O, þimdiye kadar karanlýkta hiç kalmamýþtý. Yekta ay ýþýðý altýnda, yavaþ bir tempo tutturmuþ olarak kilometrelerce koþtuktan sonra birden ürperdi. Sol tarafýnda bir karartý vardý ve kendisini geçmeye çalýþýyordu. Hýzla baþýný çevirdi. Bir at !..

    Yekta: “ Kim ola ki? Nereden çýktý birdenbire? Neyse kim olduðu beni ilgilendirmez. Önemli olan beni geçmek üzere olmasý.Ýþte buna izin vermem!..Þimdiye kadar kimse bana toz yutturamadý. Tempoyu biraz arttýrayým, bakalým ne yapacak? “ diye düþündü. Yekta’nýn gölgesini geçmek için verdiði uðraþ bütün bir gece boyu devam etti. Sabaha karþý karanlýk yerini aydýnlýða býrakýrken Yekta’nýn gölgesi silinip gitti. Bir aralýk, kafasýný sol tarafýna çeviren Yekta onu göremedi. Saðýna baktý, yine yok. Arkasýna baktý, gerilere daha gerilere baktý. Rakibinin olaðanüstü tempoya ayak uyduramayýp yarýþý býraktýðýný zannetti. Hýzýný yavaþ yavaþ azalttý.

    Yekta hafif bir tempo ile koþmaya bir saat kadar daha devam etti. Yarýþýn yapýlacaðý þehrin iþte ilk evleri gözükmeye baþlamýþtý. Yekta yolda rastladýðý bir sütçü beygirine at yarýþlarýnýn yapýlacaðý hipodromun nerede olduðunu sordu. Tarif edildiði üzere yoluna devam etti. Göðsü gururla kabarmýþ olarak, baþý dimdik vaziyette, þehrin ana caddesinden geçerken arabalar durmuþtu ve yol kenarýndaki insanlar gazetelerde, dergilerde birçok defalar resmini gördükleri, hakkýnda yazýlan yazýlarý okuduklarý bu þahane tayý çýlgýnca alkýþlýyorlardý. Hipodromun kapýsýnýn açýk olmasýndan yararlanan Yekta, içeriye girdi. Biraz sonra koþu pistine çýkmýþtý. Altý gün sonraki ülke birinciliði koþusu burada yapýlacaktý. Aðýr adýmlarla koþu pistinde tur atan Yekta o yarýþta birinci olmayý düþünüyordu mutlaka.

    Yekta’yý getiren kamyonun devrildiðini haber alan sahibi olay yerine gelmiþti. Sürücü ile seyis yaralý olarak hastaneye kaldýrýldýlar. Yekta’nýn sahibi sabah olunca Yekta’yý aramaya koyuldu ve onun hipodroma geldiðini haber alýnca oraya gitti. Hipodromun kapýsýndan içeriye giren Yekta’nýn sahibi Yekta’yý koþu pistinde aðýr adýmlarla koþarken görünce “ Yekta… Yekta…”diye baðýrarak piste fýrladý. Hýzla koþarak Yekta’ya yetiþti ve onun boynuna sarýldý. Yekta neden sonra durumun farkýna vardý. Sahibi onu bu yabancý þehirde aramýþ ve bulmuþtu.

    Yekta’nýn sahibi Yekta’yý bir arkadaþýnýn yarýþ atý çiftliðine götürdü. Yorgun durumdaki Yekta o günü ve ertesi günü dinlenerek geçirdi. Daha sonra koþu antrenmanlarýna baþlayan Yekta üç gün içinde eskisinden daha iyi bir form tuttu. Artýk hazýrdý ve birincilik için en þanslý kendisini görüyordu.

    Yekta yarýþ günü kasýrga gibi esti. Daha ilk metrelerde yaptýðý korkunç atakla öne geçti. Çýlgýn gibi koþuyordu. Türkiye’nin en iyi yarýþ atlarý onun sürati karþýsýnda çaresiz kalmýþlardý. Açýk farkla ve rekor bir dereceyle yarýþý birinci olarak bitirdi. Bu birincilik onun pratik ile teoriyi en iyi þekilde birleþtirmesiyle oluþmuþtu. Sonuç olarak, mükemmele ulaþmýþ ve geçilmez ünvanýna sahip olmuþtu.

    Türkiye Þampiyonu olan Yekta doðup büyüdüðü yarýþ atý çiftliðine geri dönünce coþkulu bir þekilde karþýlandý. Çiftlikteki yarýþ atlarý bahçedeki televizyondan yarýþý izlemiþler ve Yekta’nýn birinciliðine çok sevinmiþlerdi. Yekta birkaç ay sonra özel uçakla Ýngiltere’ye götürüldü. Yakýnda Avrupa þampiyonasý vardý ve Yekta bu yarýþta Türkiye’yi temsil edecekti. Yekta sýký bir antrenman programýna alýndý. Yaptýðý her antrenman onun derecesini giderek geliþtirmesine ve daha hýzlý koþmasýna yol açýyordu. Þampiyonaya birkaç gün kala Yekta’nýn Avrupa rekorunu zorlar hale gelmesi sahibini sevindirmiþti. Ama Yekta’nýn durumuna sevinmeyenler de vardý. Tribünlerde Yekta’yý diþlerini gýcýrdatarak seyreden birkaç kiþi onun ölüm fermanýný imzalýyordu: “ Yekta, Yekta dedik aldýk baþýmýza belayý. Yarýþ atý deðil sanki fýrtýna. Yaptýðý þu dereceye bak. Son adýmýný biraz çabuk atsa Avrupa rekoru olacak. “
    “ Ne demezsin. Bu sadece bir antrenman koþusu. Yalnýz koþuyor, kendisini zorlayan rakibi yok. Esas yarýþ olsa kesinlikle geçilmez. Þu anda Avrupa’daki en iyi yarýþ atý Yekta. “
    Bir üçüncü kiþi ise: “ Bizim at Yekta’yý geçemez. O zaman ha ikinci olmuþsun, ha sonuncu. Yekta yarýþa girmese biz birinci oluruz. Bu gece Yekta’ya bir iðne vurursak ölür gider. Birincilik ödülünü alýr, harcarýz. Hem ülkemizin reklâmý olur. Reklâm iþi ülkeye döviz kazandýrýr. “
    “ Tamam, bu gece üçümüz Yekta’nýn durduðu yere gireriz. Hepimizin elinde birer zehirli iðne. Yekta birimizden kaçsa ötekine yakalanýr. “

    Gecenin ilerleyen vakitlerinde Yekta bir iç sýkýntýsý yaþýyordu. Huzursuzdu. Huzursuz olmasý, onun uyumasýný engelliyordu. Derinden gelen ayak sesleri duydu. Bu saatlerde bakýcýlar ahýra girmezdi. Yoksa gelenler yabancý mýydý? Amaçlarý ne olabilirdi? Yekta yine de aklýna kötü þeyler getirmedi. Bekledi. Biraz sonra ellerinde sopalarla, iðnelerle üç kiþi karþýsýna dikilince ürperdi. Korktu. Zalim adamlar, aniden harekete geçerek bütün suçu iyi bir yarýþ atý olmak olan Yekta’ya sopalarla acýmadan vurmaya baþladýlar. Caný yanan Yekta birkaç adým gerileyince arkasý duvara dayandý. Adamlar, Yekta’nýn üstüne çullanýnca sert tepkiyle karþýlaþtýlar. Yekta þaha kalkarak güçlü ön ayaklarýný adamlardan birinin kafasýna indirdi. Adam, boþ çuval gibi yere düþtü. Yekta geri dönerek arka ayaklarýný savurdu. Darbe hedefini bulmadý ama iki adam niyet bozarak yerde yatan arkadaþlarýný sýrtlayýp olay yerinden uzaklaþtýlar.

    Yekta daha sonra yerdeki sopalarý ve iðneleri bir torbaya koyup çöpe attý. Olanlarýn kimse tarafýndan bilinmesini istemiyordu. Kötülükler yayýlmamalýydý. Dünyada kötülükler iyiliklerden daha çoktu. Kötülük yapmak kolaydý, zor olan iyilikti. Yekta þimdi zoru baþarmýþtý. Adamlar kaçmýþtý. Belki bir daha kimseye kötülük yapmazlardý. Tekme yiyen adam yaþýyor muydu? Bunu bilemezdi. Adam yaþasa bile insanlar Yekta’yý kýsa bir süre de olsa gözetim altýna alýrlardý. Bir, iki gün antrenman yapmamak, Yekta’nýn Avrupa þampiyonu olamamasý demekti. Bu durum Yekta’yý psikolojik olarak çökertirdi. Geride ondan birincilik bekleyen koskoca bir ülke vardý. Milyonlarca insanýn hayali gerçek olmazdý. Yarýþ atý çiftliðinde arkadaþlarý vardý. Kendisine fikir bakýmýndan büyük destek olan can arkadaþlarý. Ülke þampiyonluðu ödülü gibi, Avrupa þampiyonluðu ödülünü de arkadaþlarýna verecekti. Güzelim altýn kupalar iki tane olacaktý.

    Avrupa þampiyonasýnda Yekta taktik gereði ilk 300 metreyi orta sýralarda geçti. Yavaþ yavaþ temposunu artýran Yekta 1000 metre geçilirken az bir farkla öndeydi. Son 500 metreye dört at yan yana girdi. Yarýþýn bitmesine 50 metre kala bir aralýk dördüncü duruma düþmesine karþýn, hýnçla ileri atýlarak ciðerlerini parçalarcasýna gayret gösterdi ve yarýþý kazandý. Yekta, Avrupa Þampiyonu olmuþtu. Yekta, ülkesinde coþkulu bir þekilde karþýlandý. Gazete, radyo ve televizyon haberlerinde hep Yekta vardý. Avrupa’daki yayýn kuruluþlarý da Yekta’dan bahsediyordu. Aylar sonra Yekta’yý Amerika’da görüyoruz. O. New York’ta yapýlacak Dünya Þampiyonasý için buraya getirilmiþti. Otoriteler tarafýndan birinci olmasýna kesin gözüyle bakýlan Yekta, ne yazýk ki, Avustralya þampiyonuna geçildi ve ikinci oldu. Ödül töreninde dünya ikincisi Yekta gümüþ madalya boynuna takýlýrken neþeliydi. Kolay deðildi, bir yýldýr pek çok yarýþ kazanmýþ, hep birinci olmuþ, hiç geçilmemiþti. Dünyanýn en hýzlý koþan ikinci yarýþ atý olmak nice yarýþ atýnýn hayallerinin ötesindeydi. Gerçi dünya ikinciliði imkânsýz deðildi ama çok zordu. Yekta bu çok zoru baþarmýþtý.

    Birkaç gün sonra Yekta’yý sýkýntý basmaya baþladý. Geçen günler ona baþarýsýný benimsetiyor, birinci olamamanýn verdiði üzüntüyü artýrýyordu. Giderek artan üzüntüye dayanamayan Yekta, New York’taki yarýþ atý çiftliðinden kaçarak Appalaþ Daðlarý’na gitti. Yekta, Appalaþ Daðlarý’nda gezerken ilerdeki çimenlikte otlayan vahþi atlar gördü. Bunlar Mustang atlarýydý.
    Yekta, onlarýn yanýna giderek: “ Merhaba, beni de aranýza alýr mýsýnýz? “ diye sordu.
    Mustanglarýn baþkaný olan Gera: “ Olur tabi, gel katýl bize arkadaþ “ dedi. Yekta, Mustanglarýn arasýna katýlýp, onlarla birlikte otlamaya baþladý. Ýyiydi, güzeldi buralar, Mustanglarla kaynaþýverdi.

    Aradan bir saatten fazla zaman geçmiþti. Baþkan Gera, on kilometre ilerdeki çamlýða gidileceðini söyleyip, haydi, dedi ve koþmaya baþladý. Yekta’nýn katýlmasýyla sayýsý yirmiye ulaþan at sürüsü hýzla yol alýyordu. Mustang atlarýnda en güçlü olan ve en hýzlý koþan sürüye baþkan olurdu. Orta sýralarda koþsun, sürüye baþkan olsun? Böyle þey olmazdý. Sürü baþý geçildi mi, baþkanlýðý kaybederdi. Þimdi Gera farklý þekilde önde koþuyordu. Diðer atlar Gera’ya yetiþmek için çaba sarf ediyorlardý.

    Yekta ise, hep son sýralarda koþtu. Çamlýða varýldýðýnda sadece iki atý geçmiþti, yani Yekta 18. olmuþtu. Yekta bunu kabullenmek istemedi. O, bir yarýþ atýydý ve kum veya çim pistte koþmaya alýþkýndý. Baþkan Gera, on kilometre ilerdeki çamlýða gidiyoruz deyip fýrlamýþ, diðer atlar da, onun peþine takýlmýþtý. En son koþmaya baþlayan ise, ne oluyor, ne çamlýðý diye düþünmesine bile fýrsat kalmayan Yekta’ydý. Gerçi çim üstünde de uzun süre koþmuþlardý ama sonra taþlýk bir araziden geçmiþler, daha sonra çalýlýk ve aðaçlýk bir yerde koþmak zorunda kalmýþlardý. Mustanglar, daha önce defalarca gidip geldikleri bu yolu ezberlemiþlerdi. Taþlýkta koþarken nereye basýlmasý gerektiðini, çalýlýktan, aðaçlýktan geçerken hangi yolun kestirme olduðunu biliyorlardý. Yekta bu sebeplerden dolayý her kilometrede bir adým gerilese on kilometrede on adým gerileyeceðini düþündü. Zaten Gera ile arasýndaki fark iþte o kadardý. Yekta, bir daha yarýþ pistlerine dönmedi. Hep daðlarda Mustanglar arasýnda kaldý. Geçen zaman genç Yekta’nýn gücüne güç kattý ve Gera bir gün Yekta tarafýndan geçildi. Mustanglara baþkan olan Yekta uzun yýllar baþkan kaldý.

    Yekta’nýn baþkanlýðýnda Mustanglar aralarýnda iyi bir dostluk ortamý saðlamýþlardý. Yekta, Mustang atlarý ve eski baþkan Gera tarafýndan sorgulanýyor ve kendisine buraya gelmezden önceki hayatý hakkýnda çeþitli sorular soruluyordu. Bugün bir cümle, yarýn üç cümle derken, birkaç ay sonra Mustanglar arasýnda Yekta’nýn hayat hikâyesini öðrenmeyen kalmamýþtý. Bu arada grupta bulunan genç bir diþi at, Yekta’ya özel ilgi duyuyor ve her anýný Yekta ile paylaþmak istiyordu. Yekta da bu ata karþý ilgisiz kalmamýþtý. Baharýn gelmesiyle birlikte yeni doðan altý tay gruba katýlmýþtý. Bunlardan biri, Yekta’nýn oðluydu.

    Günler günleri, haftalar haftalarý kovaladýkça, Yekta’nýn dikkatini bir þey çekmeye baþlamýþtý. Taylarýn aralarýnda yaptýklarý koþularda oðlunun önde olmasýný ve aradan zaman geçtikçe diðer taylarla arasýndaki farký arttýrmasýný gözlemliyordu. Oðlu bu iþi severse, emin ellerde uzun süreli bir yetiþtirilme evresinden sonra katýlacaðý yarýþmalarda birincilikler alýrsa, Türkiye ve Avrupa þampiyonluðu yarýþlarýný kazanýrsa, dünya þampiyonluðu yarýþýna katýlýr ve benim baþaramadýðýmý baþarýr dünya þampiyonu olursa, sýkýntýlar bir andan biterdi. Yakýþýrdý, Rüzgâr’a dünya þampiyonluðu yakýþýrdý.

    Bir yaz sabahý Yekta, Rüzgâr ve Mustang atlarý ile birlikte yola çýktý. Hedefleri, Yekta’nýn sahibinin Amerika’daki arkadaþýnýn yarýþ atý çiftliðiydi. Oradaki insanlar, Rüzgâr’ýn fuleli koþularýný görünce mutlaka ilgilenirler ve sistemli bir çalýþmadan sonra yarýþlara katýlmasýný saðlarlardý. Baþarý geldikçe ilgi artar ve zirve düþünülürdü.

    Çiftliði vardýklarýnda Yekta, sahibi tarafýndan gözyaþlarý içinde karþýlandý. Yekta’nýn sahibi, Yekta’yý, daðlardan gelen at grubunda çok uzaklardan fark etmiþ ve onlar daha çiftliðe varmadan koþarak yanlarýna gitmiþ ve Yekta’nýn boynuna sarýlmýþtý.
    “ Güzelim benim, caným Yekta, nerelerdeydin? Dünya þampiyonluðu için þartlanmýþtýn, olsun, ikinci oldun. Bu yýl yapýlacak yarýþmaya girer ve þampiyon olurdun. Hemen pes etmek var mý be, aslaným? Bulut olmadan yaðmur, soðuk olmadan kar yaðar mý? Tabi ki, dünya þampiyonluðu yolunda önüne türlü engeller çýkacak, belki baþarý biraz gecikecek ama sabredeceksin ve kazanacaksýn. Ýyi her zaman vardýr. O zaman sen iyinin iyisi olmak için, çalýþacaksýn. Çalýþmadan baþarý kazanýlmaz. “

    Sonraki günlerde Mustang atlarý bahçedeki büyük ekranda, videodan Yekta’nýn yarýþlarýný baþtan sona izlediler. Hele o dünya þampiyonluðu yarýþý: Yarýþ süresince Mustang atlarý ve Gera, tüm güçleriyle, haydi Yekta, haydi Yekta diye baðýrmýþlar ve yarýþ bitince Gera, bravo sana diyerek Yekta’yý alnýndan öpmüþtü. “ Sen bizim gönüllerimizin þampiyonusun Yekta. Sana bu yarýþ sonrasýnda bir kez daha hayran oldum. “ demiþti.
    Bu arada yarýþ atý çiftliðinde bulunan yüze yakýn at, Yekta ile tanýþmak ve onun anýlarýný dinlemek için, fýrsat kolluyordu. Ertesi gün Avrupa’nýn en iyi altý yarýþ atý, dünya þampiyonluðu yarýþýna hazýrlanmak için, çiftliðe geldi. Yekta bunlarýn arasýnda bulunan Kara Bomba’yý hemen tanýdý. Demek ki, Kara Bomba, Türkiye Þampiyonu olmuþ ve Avrupa’da dereceye girmiþti. Þimdi Yekta’nýn kafasýný þu soru kurcalýyordu: Kara Bomba, Avrupa kaçýncýsý olmuþtu?
    Kara Bomba kendilerini karþýlayan çiftlikteki atlarýn ön sýrasýndaki Yekta’yý görüp yanýna geldi: “ Yekta, nasýlsýn? Beni tanýdýn mý? “
    Bunun üzerine gülümseyen Yekta þöyle konuþtu: “ Tanýmam mý? Kara Bomba’yý nasýl tanýmam? Senin bilmem kaçýncý yarýþýndý ya, benim ilk yarýþýmda kýyasýya mücadele etmiþtik. Daha sonraki zamanlarda pek çok defa yarýþmýþtýk. Ben bölge þampiyonu olduktan sonra, bir daha yarýþamadýk. “
    “ Doðru. Sonradan sen Türkiye ve Avrupa Þampiyonu olunca þöhretin iyice arttý. Bütün tanýdýðým yarýþ atlarý sana benzemek ve senin gibi üstün baþarýlar elde etmek için, çalýþmalarýný iki, üç katýna çýkardýlar. Anlayamadýðým bir þey var: Neden dünya ikincisi olunca ortadan kayboldun? Sonrasý hakkýnda türlü hikâyeler duydum. “
    “ Bak Kara Bomba, ben birincilik için yaratýlmýþým. Girdiðim her yarýþý birinci bitirmeliyim. Dünya ikinciliði beni sarmadý. Ýlk günler sevinmiþtim ama sonradan birinci olamamanýn verdiði üzüntü giderek aðýrlaþtý. Beni tanýyan her þeyden uzaklaþmak istedim. Bu çiftlikten ayrýlýp daðlara gittim. O daðlarda, Mustanglarla tanýþtým. Mustanglarla tanýþmamýn bana faydasý büyük oldu. Onlarýn baþkaný Gera’yla dost olduk. Bu arada bir oðlum oldu. Adý: Rüzgâr. Gel seni onlarla tanýþtýrayým. “
    Yekta, daha sonra Kara Bomba’yý, ailesiyle ve Mustanglarla tanýþtýrdý. Bir arada olmanýn verdiði hazla, güzel sohbetler yaptýlar, þeker yediler, tatlý konuþtular.

    Ertesi gün sabahýn ilk ýþýklarýyla birlikte yarýþ atý çiftliðinin sýnýrlarý dýþýna çýkan Yekta ile Kara Bomba, en derin yeri bir karýþ olan derede ilerlemeye baþladý. Bu ilerleme enine deðil boyunaydý. Derenin akýþ istikametinin ters yönüne doðru gidiyorlardý.
    Yekta: “ Sormasý bilmem yanlýþ olur mu? Kara Bomba, sen Avrupa kaçýncýsý oldun da buraya geldin? “
    Kara Bomba: “ Bak onu söylemeyi unuttum. Avrupa üçüncüsü oldum ama sen buna aldanma. Buraya kesin dünya þampiyonu olmak için geldim. “
    Yekta: “ Dünya þampiyonu olmak istemene sevindim. Hedefinden asla þaþma. Umarým yarýþmada elinden gelenin fazlasýný yaparsýn ve dünya þampiyonu olursun. Türkiye, uzun yýllardýr bu yarýþmaya katýlýyor fakat bir dünya þampiyonu çýkaramadý. Yazýk bize. “
    Kara Bomba: “ Hiç de yazýk deðil. Acýnacak halde deðil, özenilecek haldeyiz. Herkes sana özeniyor, imreniyor. Türkiye’deki yüzlerce yarýþ atýnýn hayallerini süslüyorsun. Nerede üç, beþ yarýþ atý görsem, hepsi senden bahsediyor. Bir yýl içinde girdiðin her yarýþý kazanýp dünya ikinciliðine kadar yükselmen akýl almaz bir gücün, kuvvetin, kudretin sembolü. Yekta, vazgeçmez, hedefine ulaþýr, zirveye çýkar, döner döner yine yener, diyorlar. “

    Kara Bomba’nýn son sözleri üzerine Yekta aniden durdu. Kara Bomba da Yekta’dan iki adým ileride durdu. Kara Bomba geriye döndü. Yekta sordu: “ Dur bakalým, Kara Bomba! Sen ne demek istiyorsun? Ne söylemek istiyorsun? Çýkar aðzýndaki samaný. “
    “ Ben aðzýmdaki samaný çýkarýrým. Eteðimdeki sýrlarý da dökerim. Yarýþ atlarý arasýnda aldatmaca olmaz, yalan söylenmez. Þu son bir yýldýr sýrf Türkiye ve Avrupa þampiyonu olup, Amerika’daki bu yarýþ atý çiftliðine gelebilmek için, geceleri bile antrenman yaptým. Türkiye þampiyonu oldum, Avrupa þampiyonu olamadým ama olsun, buraya gelmeyi baþardým. Amacým, kaybolduðun bu yerlerde seni arayýp bulmak ve dünya þampiyonluðu yarýþýna katýlman için, seni ikna etmekti. Geçen yýl ikinci olduðundan dolayý, bu yýl yapýlacak yarýþmaya kontenjandan katýlabilirsin. Bildiðin gibi ilk üçe girenler, sonraki yarýþmaya direk katýlabiliyor. Avrupa’dan bu yarýþmaya katýlmak için gelen diðer beþ arkadaþ da, benimle ayný görüþte. Yekta mutlaka bu yarýþmaya katýlmalý diyorlar çünkü Avrupa on yýldýr dünya þampiyonu çýkaramadý. Hepimizin hýzý, derecesi, gücü belli. Bu yýlki yarýþmaya diðer kýtalardan katýlanlar arasýnda geçen yýlýn þampiyonu Avustralyalýyý geçecek at yok. Avustralyalý, bu gezegende kimse beni geçemez, diyormuþ.
    Þu son bir yýldýr beþ kýtada girdiði elli iki yarýþmada geçilmedi. Söylediði yalan deðil. Boþ keseden atmamýþ, dolu keseden atmýþ. Þimdi o dolu keseden atýp tutarken, ben orada olsam ve ona desem ki: Birincisin ama seni geçecek bir at mutlaka bulunur. Avustralyalý derse bana: “ O at sensen çýk karþýma. Benimle teke tek bir yarýþa var mýsýn? 2400 metrelik yarýþta 50 metre avans veririm. Eðer beni geçersen, söz sana, bir daha yarýþlara katýlmam. “
    Ýþte böyle Yekta. Avustralyalýyla yarýþýrým yarýþmasýna ama rezil olmak var iþin ucunda. Bir de beni geçer, sonra dünya bana güler. Avustralyalý bana deðil de sana, çýk karþýma avanssýz yarýþalým, dese onunla böyle bir uðraþa girer miydin? Sence Avustralyalýyý yarýþta geçer misin? Bence geçersin. Bilmem kaç kilometre koþarak buraya geldik, sende yorgunluk belirtisi görmedim. Dað havasý sana yaramýþ. Enerji dolusun. Bir yýl önceki Yekta ile þimdiki Yekta arasýnda ortaçað ile yeniçað arasýndaki fark kadar fark var. Boyun uzamýþ, irileþmiþsin, adalelerin fazlasýyla geliþmiþ. Yarýþman mümkün olsa, geçen yýlki Yekta’yý farklý geçersin. Avustralyalý girdiði her yarýþý kazanýyor ama geçen yýl yaptýðý dereceyi fazla ilerletemedi. Þu takdirde sen Avustralyalýyý geçersin. “

    Kara Bomba’nýn uzunca konuþmasýnýn ardýndan söz sýrasý Yekta’ya geldi: “ Bana vermek istediðin mesajý aldým. Avrupa’dan gelen arkadaþlarla da konuþalým. Sen Avrupa üçüncüsü olmuþtun. Birinci, ikinci kimler olmuþtu? “
    “ Birinci Ýngiliz, ikinci Fransýz, üçüncü ben yani Türkiye, dördüncü Rus, beþinci Ýspanyol ve altýncý Polonyalý. “
    “ Artýk dönelim. Sen arkadaþlarla konuþ. Konu hakkýnda ne söylemek istiyorlarsa söylesinler. Eleþtirilecek durum varsa eleþtirsinler. Ben dünyada eleþtirilemeyecek hiçbir fikir ve düþünce sistemi olacaðýný sanmýyorum. Çeliþkilerle dolu fikirleri yüzde yüz doðrudur diye sunamazsýn. Bir hayali gerçektir diye lanse edemezsin. Bu budur daha iyisi yoktur, çatlarsýn, diye tehdit edemezsin. Aklýmýn, mantýðýmýn almadýðý, doðruluðu ispatlanmamýþ bir olayý kabul etmem mümkün deðil. Kara Bomba, birinci Ýngiliz demiþtin deðil mi? Nasýl biri bu Ýngiliz? Bana kýsaca tanýt. “
    “ Baþkalarýnýn fikirlerine önem veren, onlarý dinleyen fakat kendi fikirlerini her zaman geçerli kýlan bir tip. Siz düdüklerinizi öttürün oysa benim borazaným farklý öter ve daha kalýcýdýr, demesiyle meþhurdur. Yarýþmalarda bambaþka bir kimliðe bürünür. Koþarken, temposunu rakibine göre deðil, kendine göre ayarlar. Geride kaldým, öne geçmeliyim, diye bir çaba içine girmez. Bütün amacý, ipi en önde göðüslemektir. Birinci olmaktan büyük keyif alýr. "
    Daha sonra Yekta ile Kara Bomba çiftliðe geri döndüler. Ertesi gün taylar arasýndaki koþularda Rüzgar fazlasýyla dikkat çekti. Genç yaþýna karþýn, yarýþ atlarý arasýnda gücünü gösteriyor ve birinci oluyordu. Yekta'nýn sahibi ve Amerikalý arkadaþý iþte bu dediler ve Rüzgar'ý çalýþtýrmaya baþladýlar. O yýl Avustralyalý dünya þampiyonu oldu. Yekta'nýn katýlmadýðý bu yarýþta Ýngiliz ikinci oldu. Avrupa'dan katýlanlar arasýnda diðer en iyi dereceyi Kara Bomba yaptý ve altýncý oldu.

    Ertesi yýl önce Türkiye sonra Avrupa þampiyonu olan Rüzgar dünya þampiyonluðu yarýþýnda Avustralyalýyý geçti ve birinci oldu. Sonraki yýllarda Rüzgar arka arkaya dünya þampiyonu olarak Türk'ün gücünü dünyaya duyurdu. Bu zaman süresince Yekta Amerika'da kaldý. Daðlarda Mustanglar arasýndaydý. Ara sýra düze inip yarýþ atý çiftliðine geldi ve bahçedeki dev ekrandan Rüzgar'ýn yarýþlarýný izledi. Oðlu birinci oldukça kendi kazanmýþcasýndan bin kat fazla sevindi.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

    BU HÝKAYENÝN BULUNDUÐU KÝTAPLAR:
    Asistan - 5 Renk Yayýnevi - 2011
    Türkçe 6. Sýnýf Soru Bankasý - Ankara Yayýncýlýk - 2018 - Sayfa 194
    Deneme Sýnavý 8. sýnýf - Ankara Yayýncýlýk
    Eðlendiren Masallar - Karaca Yayýnlarý - 2022 - 32 sayfa

Sayfa 2/6 ÝlkÝlk 1234 ... SonSon

Yer Ýmleri

Yer Ýmleri

Gönderi Kurallarý

  • Yeni konu açamazsýnýz
  • Konulara cevap yazamazsýnýz
  • Yazýlara ek gönderemezsiniz
  • Yazýlarýnýzý deðiþtiremezsiniz
  •