Artan
Azalan
Ýþlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
33,00 10% 1,33 Mr 29,80 / 33,00
1.210,00 10% 272,14 Mn 1.040,00 / 1.210,00
104,50 10% 141,50 Mn 93,00 / 104,50
9,13 10% 17,48 Mn 7,76 / 9,13
12,65 10% 504,89 Mn 11,44 / 12,65
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
15,80 -9.97% 1,28 Mr 15,80 / 16,50
132,90 -9.96% 49,37 Mn 132,90 / 132,90
5,43 -9.95% 701,85 Mn 5,43 / 6,40
12,99 -9.48% 816,02 Mn 12,92 / 13,99
109,70 -8.51% 354,73 Mn 108,00 / 118,90
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
288,00 5.11% 17,74 Mr 271,50 / 290,25
32,86 2.3% 14,70 Mr 30,42 / 33,34
2,65 4.74% 11,40 Mr 2,44 / 2,67
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
345,00 9.96% 10,54 Mr 313,25 / 345,00
392,75 4.32% 4,79 Mr 372,00 / 395,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
96,30 6.17% 693,08 Mn 88,00 / 96,70
104,10 2.06% 466,50 Mn 100,40 / 105,40
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
34,14 5.96% 131,65 Mn 31,92 / 34,56
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
10,56 3.53% 461,84 Mn 9,99 / 10,63
77,70 5.71% 651,96 Mn 70,05 / 78,05

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Sayfa 3/6 ÝlkÝlk 12345 ... SonSon
Arama sonucu : 45 madde; 17 - 24 arasý.

Konu: Serdar Yýldýrým Hikayeleri




  1. SEVÝMLÝ SÜRÜNGEN GABON'UN MACERASI
    Þu insanoðlu baþýmdan gitse de biraz soluk alsam. Sabah erkenden geldi, bir türlü gitmek bilmedi. Ne anlar bilmem ki, öyle dikkatli dikkatli yüzüme bakmaktan? Sert baktým olmadý, yumuþak baktým olmadý. Kafamý çevirdim öte yana o da geçiyor o yana yine göz göze geliyoruz. Bugün bir þey de yemedi, tabi ki ben de açým. Yemek aklýna gelse de bana da yiyecek bir þeyler verse. Aç yýlaný uyku tutmaz, iyisi mi uyuyamýyorum iþte. Ah, ne günlerdi o günler! Ormanda sabahýn ilk saatlerinde ya da günün son saatlerinde avlanýr, güneþ çýkýnca gizlendiðim yere dönerdim. Bol av vardý ormanda. Gel de o günleri arama þimdi. Benim gibi hareketli bir yýlan týkýlýp kalsýn bu cam fanus içinde. Olacak þey deðil ama oldu iþte. Birkaç insanoðlu yakaladý beni getirip buraya kapadýlar. Gözlerime baygýnken mercek gibi bir þey takmýþlar, göz bebeklerim yuvarlak gözüküyor. Aslýnda ben bir engerek yýlanýyým ve zehirli bir yýlaným. Zehirli yýlanlarýn göz bebekleri düþeydir. Durumu bilmeyenler beni zehirsiz yýlan sanacak. Ormanda olsaydý bu durum bana büyük avantaj saðlardý ama burada hiç faydasý yok. Aynayý eline aldý insanoðlu yine yüzüme tutacak. Bu bir bilim adamý olmalý ve herhalde benim üzerimde bir tür deney gerçekleþtiriyor.

    Gece yarýsý oldu. Ýnsanoðlu yarým saat kadar aynayý yüzüme tuttuktan sonra yedi köfteleri yattý, uyudu. Bir köfte de bana verir mi diye boþuna bekledim. Belki yarýn da aç kalýrým, belki öbür gün de. Belki de, bu yýlan acaba kaç gün açlýða dayanýr diye bekleyecekler. Ýyisi mi ben bir an önce canýmý dýþarý atmanýn yoluna bakayým. Yoksa burasý bana mezar olacak.

    Yorulmadým desem yalan olur. Bir saattir bilmem kaç defa dikilip kafamla tos vuruyorum, cam fanusun üstündeki kapak kýsmýna. Cam kýrýlmaz cinsten bunu biliyorum da kapak dört köþesinden menteþeli. Ýþte benim amacým, bu menteþelerden hiç olmazsa ikisini söküp dýþarý çýkmak. Birini söktüm ama hiç kuvvet kalmadý. Biraz dinlenip kuvvetimi topladýktan sonra diðer köþedeki menteþenin altýna tos vurmaya baþlayacaðým. Baþaracaðým, buradan kaçýp kurtulmayý baþaracaðým.

    Neyse ki, sonunda bu menteþe de söküldü. Aralanan kapaðýn altýndan rahatça geçebilirim. Ýþte cam fanustan çýktým. Bir insan için burasý karanlýk ama ben gündüzmüþ gibi rahatça görüyorum. Fanustan çýkýnca yönümü þaþýrdým. Þu üç kapýnýn hangisi koridora açýlan kapýydý acaba? Aman sende deneme-yanýlma metoduyla ne büyük sorunlar çözülmüþ. Dene-yanýl bu suretle deneyene o yanýlmalar bile çok þey öðretir. Eðer denemezsem üç kapýdan hiçbirini açmamam gerekir, o zamanda bu salonda kalýrým. Þu kapýyý açalým bakalým. Ohoo, bilim adamýnýn odasýymýþ burasý, yataðýnda uyuyor. Gidip ýsýrsam mý þunun ayaðýný acaba? Isýrýrým ýsýrmasýna kolay da bir de ölür-mölür sonra bütün Afrika peþime düþer. Þimdi kapýyý sessizce kapatayým ve ikinci kapýyý açayým. Tamam, koridora açýlan kapý buymuþ. Çýk koridora, kapýyý kapa, yürü dýþ kapýya. Dýþ kapýyý aç, etrafýna bakýn, kimse yoksa süzül dýþarý, kapa dýþ kapýyý, iþte orman þurasý. Onlar beni çok ararlar içeride. Savulun, engerek yýlan geliyor. Boyu 1.5 metre, gövdesinin geniþliði 25 cm. olan bu Gabon engereðinin insan aklýnýn sýnýrlarýný zorlayan, akýllara durgunluk veren macerasýný okumaya devam ediniz.

    Günlerdir hiçbir þey yemeyen Gabon haliyle çok acýkmýþtý. Dýþarý çýkar çýkmaz çatallý dilini dýþarý çýkardý, yani koku alma organýný. Bu organ, en küçük ýsý kaynaklarýný bile algýlayabilir ve yerini belirleyebilirdi. Bu nedenle bütün sýcakkanlý hayvanlarýn gizlendikleri yerleri bulabilir ve onlarý avlayabilirdi. Bu altýncý duyu özellikle gece avlanmalarý sýrasýnda çok yararlý oluyordu. Ýþte þimdi geceydi ve Gabon’un çatallý dili dýþarýdaydý. Ormanda zik zaklar çizerek hýrsla ilerleyen Gabon bir ýsý kaynaðý fark etmekte gecikmedi. Çalýlar arasýnda, topraðýn altýnda, giriþi taþlarla ustaca kapatýlmýþ fare yuvasýna dalan Gabon korkudan taþ kesilmiþ büyüklü-küçüklü beþ fareyi birkaç dakikada midesine indirdi. Baklavalarý yutmuþtu ama tam doymamýþtý. Daha sonra birkaç kertenkele ve bir köstebek avlayan Gabon yediklerini sindirmek için kayalýklar arasýnda uygun bir yer bulup dinlenmeye çekildi.

    Aradan on beþ gün geçti. Gabon yediklerini sindirmiþti. Kayalýklar arasýndan çýkýp yeniden etkinlik göstermeye baþladý. Gabon aniden kan kokusu algýladý. Kafasýný kaldýrdý, ileriye baktý. Bir sincabý düþe- kalka giderken gördü. Sincabýn sýrtýndaki iki küçük delikten kan sýzýyordu. Gabon onun zehirli bir yýlan tarafýndan ýsýrýldýðýný anladý ama hangi yýlan? Gabon biraz sonra bir þiþen engereði sincabýn izini sürerken gördü. Bu þiþen engerekler avýný sokup birkaç dakika bekledikten sonra avýn býraktýðý izi sürmeye baþlardý. Ýz sürmeyi çatallý diliyle gerçekleþtiriyordu. Kafasýný þiþirmesinden dolayý ona þiþen engerek deniyordu. Þiþen engerek daha sonra sincabý yakalayýp yutacaktý. Orman zifiri karanlýktý ama Gabon her þeyi net olarak görüyordu. Bütün hayvanlar karanlýkta çok iyi görürlerdi. Ýnsanlar ise, bu yetenekten yoksundular ve bundan dolayý hayvanlar geceleri avlanmak için yuvalarýndan çýkardý, çünkü geceleri insanlar uyurdu.

    Bir kum boa yýlanýyla karþýlaþýnca aniden durdu, Gabon. Saldýrgan olmayan, aksine çok korkak olan bu yýlan bakalým ne yapacaktý? Kum boa yýlaný beklendiði gibi hýzla geri dönüp az ilerideki bir çukurdan topraðýn altýna girdi ve gözden kayboldu. Kum boa yýlanlarý, kumlarýn ya da topraðýn altýnda yaþar, yalnýzca geceleri dýþarý çýkardý. Daha çok kertenkelelerle beslenirdi. Boylarý ender olarak 1 metreyi aþardý. Gabon daha sonra bulunduðu tepenin aðaçlý yamaçlarýnda þimþek gibi akan Coluber cinsi bir yýlan gördü. En hýzlý yýlan türü olan ince, uzun kuyruklu, iri gözlü bu yýlanýn oraya buraya çarpmasýna karþýn, nasýl olup da parçalanmadýðýna bir kez daha þaþýrdý. Giderken bazen takla atýyor, bazen de uçuyor gibi oluyordu bu yýlan ve onun bu gidiþini bir gören bir daha unutamazdý.

    Gabon daha sonraki günlerde durumuna çözüm yolu aramaya baþladý. Gözlerindeki mercekleri çýkarma olanaðýndan yoksundu, göz bebekleri yuvarlak görünüyordu ve zehirli yýlanlarla iliþki kuramýyordu. “ Acaba zehirsiz yýlanlar beni aralarýna kabul ederler mi? “
    Gabon kafasýna takýlan bu sorunun cevabýný bulmak için zehirsiz yýlanlarla dostluk arayýþý içine girdi ve bir süre sonra öyle bir olay yaþadý ki, belki de dünya kurulalý beri hiçbir yýlan onun yaptýðýný yapmaya cesaret edemedi. Gabon bir gün çalýlarýn, çimenlerin arasýnda ilerliyordu. Aniden ilerideki kayalýklardan çok þiddetli titreþimler algýlamaya baþladý. Orada neler oluyordu? Afrika’nýn en yýrtýcý sürüngenlerinden 2.5 metrelik bir kara mamba köþeye kýstýrdýðý 1 metrelik zehirsiz yýlanla korkunç bir fikir tartýþmasýna girmiþti.
    Kara mamba: “ Sana defalarca söyledim, zehirsiz yýlanlarý bir araya toplama, býrak daðýnýk kalsýnlar diye ama beni dinlemedin. Soyunu sen mi kurtaracaksýn? “
    Duri: “ Kes traþý pis mamba! Sen ancak kendini zehirlersin. Boy büyütmüþsün ama bedavaya. Sokul da görelim kim en büyük. “
    Kara mamba: “ Vay canýna! Ama bana dayýlýk sökmez. Bir lokmasýn benim için. “
    Duri: “ O lokma midene oturacak. Haydi, davran, kum tanesi kadarcýksýn sen. “

    Gabon zehirsiz yýlanlarýn þefi Duri’yi görür görmez tanýdý. Eðer onu kurtarýrsam belki beni yardýmcýsý yapar diye düþündü. Zaten kara mambalardan oldum olasý hoþlanmýyordu. Gabon akýl almaz bir iþe giriþti. Piton yýlanlarý gibi gövdesinin üstünde yükselip baþýný yerden 50 santimetre kadar kaldýrdý. Yaptýðý akrabotik gösteri türüne girerdi. Diðer yandan tüm gövdesini zangýr zangýr titretiyordu. Duri Gabon’u bu halde görünce kenara çekildi. Þaþkýnlýktan dili damaðýna yapýþmýþtý. Gözleri karardý, baþý döndü ve oracýkta yýðýlýp kaldý. Kara mamba karþýsýndaki yýlanýn 5 santimetreye varan zehirli diþlerini hemen fark etti ama göz bebekleri yuvarlaktý. Yaratýlýþ hatasý olabilir miydi? Ayrýca bir orman ýrmaðý gibi kabarmýþ korkusuzca üstüne geliyordu. Kara mamba onunla kapýþmayý doðru bulmadý. Kocaman aðzýný sonuna kadar açarak ritmik hareketlerle santim santim gerilemeye baþladý. Kara mamba az sonra kayalýklar arasýnda bulduðu bir yarýktan içeri girip gözden kayboldu.

    Gabon baygýn durumdaki Duri’yi sýrtladýðý gibi zehirsiz yýlanlarýn yaþadýðý bölgeye götürdü. Duri ayýlýnca olanlarý coþkulu bir þekilde anlattý ve bu güçlü, genç irisi yýlaný yardýmcýsý yaptýðýný söyledi. Sevinç çýðlýklarý arasýnda Duri’nin önerisi kabul edildi. Sonunda Gabon amacýna ulaþmýþ ve zehirsiz yýlanlarla dost olmuþtu. Günlerden bir gün, Duri önde, Gabon arkasýnda ve daha arkada yirmi tane zehirsiz yýlan ormanda ilerlerken, Duri avcýlarýn kurduðu bir tuzaða yakalandý. Duri nasýlsa kurtarýlamazdý. Zehirsiz yýlanlar kaçtýlar. Çok ýsrar etti Duri, sen kaç kurtul diye ama Gabon kaçmadý. Tek söz etmeyip sessizce bekledi. Göz bebekleri incecik bir çizgi haline gelmiþti. Ýki saat sonra tuzaðý kontrole gelen avcýlar Gabon’un zehirli diþlerini görünce gerilediler. Gabon onlardan birinin üstüne atýlýp yakaladý ve Duri’yi tuzaktan kurtarmasýný saðladý. Gabon avcýya bir zarar vermeden býraktý. Avcý kaçarken Gabon gülümsedi. Yýlanlar gülümsemezdi ama Gabon gülümsemiþti. Hem bu ilk kez oluyordu.

    Daha sonra Duri þefliði Gabon’a býrakarak kenara çekildi. Gabon’un önü açýlmýþtý. Duri’ye defalarca anlatýp bir türlü kabul ettiremediði düþüncesini uygulamaya baþladý. Duri’nin olmasýný isteyip de, baþarýlmasý olanaksýz dediði düþünceyi: Afrika’nýn sadece zehirsiz yýlanlarýn yaþadýðý bir kýta olmasý. Gabon iþte bu amacýný gerçekleþtirmek istiyordu. Gabon dört bir yana haberciler yolladý. Pek çok zehirsiz yýlan türü Gabon’un çaðrýsýna uyarak geldi. Sayýlarý binleri, on binleri buldu. Fakat bir maymun Gabon’un gözlerindeki mercekleri çýkarýnca Gabon rahatladý, huzursuzluðu kayboldu ve zehirsiz yýlanlarý kaderleriyle baþ baþa býrakarak bölgeyi terk etti.

    Engerekgillerin en güçlü zehirlisi testere pullu engerektir. Çok az zehir akýtabilmesine karþýn, ýsýrýðý çok tehlikelidir ve hemen bilinçli bir tedavi yapýlmazsa, ölüme yol açar. Zehirin etkisi bir yýl sürebilir. Zehirlenme organizmada þiddetli bir enzim dengesizliði yaratýr ve bu dengesizliðin giderilmesi oldukça güçtür. Gabon, Joker adýndaki bir testere pullu engerekle arkadaþ olunca hayatý deðiþti. Joker kýsa sürede Gabon’un aklýný çelerek onu Büyük Sahra Çölü’ne götürdü. Gabon’un çölde, testere pullu engerek neslini korumak için, 1.80 metre boyundaki dev boyutlu Sahra akreplerine karþý yaptýðý amansýz mücadeleyi ibretle okuyacaksýnýz.

    Çölde hayat kumun altýndadýr. Kum milyonlarca küçüklü – büyüklü canlý yaratýðý yabancý gözlerden gizler. Bu yaratýklar yaþayabilmek için birbirlerini yerler. Gece olunca ortalýk serinler ve bazýlarý kumun üstüne çýkar. Amaç hep aynýdýr, açlýk dürtüsünü yok etmek. Açlýk dürtüsü, yemek eylemi gerçekleþtirilince kendiliðinden ortadan kalkar. Dünyanýn hangi bölgesinde olursa olsun bir yýlan durup dururken insana saldýrmaz. Eðer saldýrýrsa ya çok açtýr ya da rahatsýz edilmiþtir. Ýster zehirli ister zehirsiz olsun yýlanlar insaný görünce korkup kaçar. Akreplerde durum bambaþkadýr. Akrepler hiç korkmadan insana sokulur. Çadýr kurmuþsundur çadýrýna girer, evin vardýr evine girer. Açlýk dürtüsü deðildir akrebi insana yaklaþtýran. Ýnsan bedeni akrebin zehirini kolayca akýtabilmesine olanak saðlar. Akrep genellikle insaný sokar, zehirini akýtýr ve kaçar. Büyük boyutlardaki çöl akrepleri hariç diðer akrepler soktuðu insandan bir ýsýrýk bile almaz. Zehirini akýtmasý akrebi rahatlatýr.

    Joker’le Gabon, Büyük Sahra Çölü’nün kumlarý altýndaki testere pullu engereklerin yeraltý þehrine gelince ilk iþ olarak baþkan Jara’nýn huzuruna çýktýlar. Joker Gabon’u Jara’yla tanýþtýrdý. Jara Gabon’u þöyle bir göz ucuyla süzdükten sonra Joker’e dönerek: “ Koca Afrika Kýtasý’nda bula bula bunu mu buldun? Sözde takviye kuvvet toplamaya gitmiþtin. Bunun kendine faydasý yok, bir de bizi akreplerden koruyacak. Tek baþýna ne yapabilir ki? “ deyince Joker, “ Efendim “ demek istedi, fakat Jara, “ Kes Joker, hani senin palavracý olmadýðýný bilmesem ikinizi de akreplere atardým. Yýkýlýn karþýmdan “ diye baðýrarak onlarý kovdu. Daha sonra yalnýz kaldýklarýnda Gabon: “ Ya arkadaþ, bu ne biçim baþkan? Ben dünyanýn yolunu teptim buraya gelmek için, size yardýma geldim. Hakaret gördüm. Baþkan beni küçümsedi, bir dövmediði kaldý. Artýk burada kalamam, hemen gidiyorum. “

    Joker, Gabon’un önüne geçerek: “ Dur Gabon, sen baþkanýn sözlerini yanlýþ anladýn. Baþkan seni kýzýþtýrmak için öyle konuþtu. Aslýnda senin neler yapabileceðini çok iyi biliyor. Yoksa seni bulmasý için beni göndermezdi. “
    Bunun üzerine Gabon: “ Bak Joker, ben laf kalabalýðýný sevmem. Kýsa konuþacaðým. Bu baþkanla birlikte olamam. Ben akrepleri sindirsem baþkan beni yine azarlar. Size yardým etmek isterim ama bu baþkanla olursa ben yokum. Baþkan tahtýndan düþmeli, anlýyor musun, tahtýndan düþmeli. “
    Joker: “ Baþkaný ben de sevmiyorum. Bir pislik o. Herkesi azarlar. Beni yýllardýr rezil ediyor. Baþkan tahtýndan düþtü diyelim, o zaman kim baþkan olacak? “
    Gabon: “ Ýsterseniz beni baþkan yapýn. Sizleri tüm gücümle savunur akrepleri periþan ederim.
    Joker: “ Sen zekisin, güçlüsün, hýrslýsýn. Baþkanlýk yaparsýn. Zaten sana muhtacýz. Baþka çaremiz kalmamýþtý. Sayýmýz azalmýþtý. Soyumuz tükeniyordu. Akrepler hep bize saldýrdýlar. Onlarla her yaptýðýmýz savaþta yenildik. Esir almayý sevmezler. Hemen öldürürler. Bu yeraltý þehrinde yaþayanlarýn hiçbiri baþkaný sevmez, ama beni severler, sayarlar. Ben, Gabon yeni baþkanýnýz dersem kabul ederler. Hepsi peþinden gelir. “
    Gabon: “ Joker, þimdi neyi nasýl yapalým? Sen halkýný benden daha iyi tanýyorsun. Durumu ayarla. Bir plan dâhilinde baþkaný devirelim. Ýþ bu gece mi bitsin, yoksa yarýna mý kalsýn? “
    Joker: “ Ben iþ bu gece bitsin, baþkan devrilsin derim. “
    Gabon: “ Bravo Joker, seni yardýmcým yaptým. Ben de ayný düþüncedeydim. Yarýn halk olanlarý öðrenir. Sen onlara her þeyi anlatýrsýn. Belki ben bir oldubittiyle baþkan olmuþ oluyorum ama git dersen çeker giderim. “
    Joker: “ Aman Gabon, istersen beni yardýmcýn yapma, yeter ki gitme. Þu akrepleri periþan edersen kölen olurum. “
    Gabon: “ Joker, böyle konuþma, kölelik-mölelik falan yok. Biz seninle arkadaþýz ve hep arkadaþ kalacaðýz. Ýstersen kardeþ olalým Joker, ne dersin? “
    Joker: “ Tamam, kardeþ olduk gitti be Gabon. “

    Joker gece yarýsý birkaç yüksek rütbeli komutanla birlikte saraya gelip baþkan Jara’yý uykuda yakaladýlar ve hapse attýlar. Ertesi gün yeraltý þehrinde yaþayanlar Jara’nýn alaþaðý edilip, Gabon’un baþkan olduðunu öðrendiler. Herkes, baþkanlýk sarayý önünde toplandý ve Gabon balkonda görününce yüzlerce yýlan “ Kahrolsun Jara, yaþasýn Gabon “ diye baðýrdý. Gabon üç ay gibi sürede mükemmel bir ordu kurdu. Beþ yüz testere pullu engerekten oluþan bu orduyla akreplerin üstüne yürüdü. Ýki ordu çölde karþý karþýya geldi. Önce baþkanlar ileri çýktý.

    Akreplerin baþkaný Dode: “ Gabon, adýndan söz edildiðini çok duydum. Büyük amaçlar peþinde koþarmýþsýn. Hani sen yüce duygulara hizmet ederdin. Þu arkandakiler, onlar korkaktýr. Pöh desem hepsi kaçar. Bak þimdi: Pöhh…Ýnanmayacaksýn ama hepsi kaçtý. Yalnýz kaldýn Gabon. Herhalde tek baþýna, ben bin akrebe bedelim diyemezsin. "
    Gabon: “ Dode, çok þakacýsýn. Palavrayý boþ ver de sen benimle teke tek bir uðraþa var mýsýn? ”
    Dode: “ Teklifini duydum, Gabon, ama benim de sana bir teklifim var. Örneðin, ben senden korktum diyelim. Bundan dolayý seninle vuruþmam. Sen, hepimize karþý durabilir misin? “
    Gabon: “ Durabilir misin ne demek? Böyle düþünmene þaþtým. Benim için, birle bin hiç fark etmez. Çýkýn karþýma. “

    Gabon akreplerin hücumunu karþýlamak için pozisyon alýrken göz ucuyla arkasýna baktý. Ne Joker vardý, ne testere pullu engerek. Korkaklar kaçmýþtý. Þimdi can pazarýndaydý. Dev boyutlu bin akrebe karþý Gabon engereði? Fakat Dode, beklenmedik bir þekilde ordusunu geri çekti. Gabon’la yalnýz kalýnca Dode þöyle dedi: “ Bak Gabon, seni sevdim. Ben cesurlarý severim. Yalnýz sen çok cesursun. Ýnan senin maceralarýný dinleyerek büyüdüm. Dedem, babam hep seni anlatýrlardý bana. Gabon gibi ol, derlerdi. Ben de Gabon gibi oldum, akreplere baþkan oldum. Sana testere pullu engerekler neler anlattýlar bilmem ama onlarla yýllardýr bir çarpýþmamýz olmamýþtý. Kim bilir akrepleri sana nasýl kötülediler? Aslýnda böyle durumlarda iki tarafý da dinlemek gerek. O öyle der bu böyle der yani ikisi de haklýdýr, gel çýk iþin içinden. “
    Dode konuþmasýný bitirince Gabon rahatladý. Duruþunu deðiþtirdi. Hafifçe gülümsedi. Yýlanlar gülümsemezlerdi ama Gabon gülümsemiþti. Hem bu ikinci kez oluyordu.

    Gabon’un aniden bakýþlarý deðiþti. Yüz hatlarý gerilmiþti. Dode’nin onu sokmak üzere olduðunu son anda fark etti. Dode’nin beline güçlü kuyruðuyla sert bir darbe indirdi. Dode kumlara gömüldü. Gabon oradan hýzla uzaklaþmaya baþladý ama bir kum tepesinin üstüne çýkýnca durdu. Karþýda sürüyle akrep vardý. Saða baktý, sola baktý, geriye baktý. Devamlý olarak kumun altýndan akrep çýkýyordu. Tepenin çevresi kuþatýlmýþtý. Gabon kuma dalýnca akrepler de kuma daldýlar. Savaþýn kumun altýnda olacaðýný sanýyorlardý. Gabon bir süre aþaðý gidip sonra ileri gitti ve kumun üstüne çýktý. Tepenin yarýsýný inmiþti. Görünürde akrep yoktu. Gabon çok uzaklara gidince peþinden seslenildiðini duydu. Geriye döndü. Joker geliyordu. Gabon Joker’e aldýrmayýp yoluna devam etti ama Joker biraz sonra Gabon’a yetiþti: “ Lütfen dur Gabon, beni dinle “ dedi Joker.
    Gabon durmadý: “ Boþuna konuþma, seni tanýmýyorum. “
    “ Nasýl tanýmazsýn Gabon, biz seninle kardeþ olmuþtuk. “
    “ Olmuþtuk, o eskidendi, þimdi deðiliz. Korkaklarla iþim yok benim. “
    Joker Gabon’un önüne geçti: “ Dur bakalým! Hiç kimse bana korkak diyemez. “
    Gabon durdu: “ Korkak deðil misin? Niçin kaçtýn? “
    “ Kaçmadým be Gabon. Olay þöyle oldu: Dode pöhh dediðinde aniden dünyam karardý. Galiba arkadan sert bir cisimle baþýma vurdular. Kendime geldiðimde sarayýn salonundaydým ve Jara baþkanlýk koltuðunda oturuyordu. Salon çok kalabalýktý. Kargaþadan yararlanýp kaçtým. Bana inanmýyorsan baþýmdaki þu þiþliðe bak. “

    Joker doðru söylüyordu, gerçekten de baþýnda ceviz iriliðinde bir þiþ vardý. Korkak olan arkadaþlarýydý, Joker ne yapsýndý? Gabon ile Joker, bir süre daha konuþtuktan sonra kardeþçe ayrýldýlar.

    Gabon iki ay hep doðuya doðru yol alarak Mýsýr’a geldi. Mýsýr’da en çok dikkatini çeken þey, yýlan güreþleri oldu. Nereye gitse bir kalabalýk görüyor ve kalabalýða karýþýp güreþen yýlanlarý seyrediyordu. Galip gelen kim olursa olsun sonucu kura belirliyordu. Kurada kimin adý çýkarsa o galipti. Örneðin, bir gün Gabon sekiz metrelik bir boa yýlanýnýn karþýsýna bir metrelik engerek yýlanýnýn çýktýðýný gördü. Gabon’a göre, boa yýlaný kesin galipti. Ama güreþ baþlar baþlamaz engerek yýlaný köþesine kaçmýþ ve kura sonucu engerek kazanmýþtý. Gabon öylesine þaþýrmýþtý ki, hayretten donakalmýþtý. Bu çok nadir görülen olayýn dýþýnda genellikle güreþler kýran kýrana geçiyor ve dostça bitiyordu. Gabon daha sonra Sina Çölü’nden geçerek Filistin’e, Suriye’ye ve oradan da Anadolu’ya geldi.

    Gabon, Hatay Amanos Daðlarý’nda tanýþtýðý bir tilki ile birlikte, Adana üzerinden Konya Ovasý’na geldiler. Tuz Gölü’nün yakýnýndan geçerken, Gabon tilkiye sanki bilmezmiþ gibi sordu: “ Ne olmuþ, buralara kar mý yaðmýþ? “
    Tilki cevap verdi: “ Olur mu Gabon, hiç aðustos ayýnda kar yaðar mý? “
    “ Kar deðilse bu beyazlýk ne? “
    “ Onlar kar deðil, tuz. “
    “ Tuz mu? Ne tuzu? “
    “ Tuz iþte, adýna tuz deniyor. Yalayýnca acý bir madde. Bence gereksiz. “
    “ Gereksizse neden var? “
    “ Zararý insanlara. Onlar çok önem veriyor. Yemeklerine tuz koyuyorlar, lezzetli oluyormuþ. Ýnsanlar tuzsuz yemek yemezlermiþ. Tuzlu yiyip, tuzlu yani acý konuþurlarmýþ. Birbirlerine kötü söz söyleyip, kalp kýrarlarmýþ. Tuz onlarý sinirli yaparmýþ. “
    “ Tuz azalsa sinir de azalacak desene. “
    “ Öyle ama kim dinler? “
    “ Belki dinleyen çýkar. “
    “ Belki. “

    Yol üstündeki Uludað’a uðrayýp orada on beþ gün kalan Gabon ile tilki, daha sonra Çanakkale’ye gittiler. Ayrýlýk vakti gelip çatmýþtý. Onlar, deniz kýyýsýna oturup uzun uzadýya konuþtular. Pek çok konuda fikir birliðine vardýlar. Ýçinden çýkamadýklarý bazý konular da vardý. Bunlardan belki en önemlisi: Sabah oluyor, akþam oluyor; günler geçiyor, aylar geçiyor yani zaman geçiyor. Zamanýn geçmesinin, akýp gitmesinin sebebi ne? Bu sorunun cevabý nedense yüzde yüz doðru olarak açýklanamýyordu. Gabon tilkinin adýný bilmiyordu. Sormak aklýna gelmemiþ, tilki de, adým þu dememiþti. Oysa bilmesi gerekliydi. Gabon sordu: “ Ya tilki, iki aydýr birlikteyiz. Bana çok yardým ettin. Sað olasýn. Seni hiç unutmayacaðým. Adýný demedin bana. “

    Tilki, kurnaz gülümsedi: “ Ben durumun farkýndaydým ama sormaný bekledim. Sormasan söylemeyecektim. Hatýranda benim adým eksik kalacaktý. Esrarengiz durumlarý yani. Adým Sýma’dýr. “
    “ Teþekkürler Sýma. “
    “ Karþýya geçerken boðulmayasýn Gabon? “
    “ Korkma, ben balýk gibi yüzerim. “
    Gabon, Çanakkale Boðazý’ný yüzerek geçtikten sonra, Avrupa’ya çýktý. Oraya Asya diyorlar, buraya Avrupa diyorlardý ama toprak hep o kara topraktý.

    Gabon’u aylar sonra nisan ayýnýn ilk günlerinde Belgrat yakýnlarýnda görüyoruz. O, uzun kýþ boyunca yýlmadan, usanmadan santim santim ilerleyerek nihayet Belgrat’a ulaþtý. Akdeniz’i þöyle bir dolaþmak düþüncesi, onu buralara kadar getirmiþti. Gabon, Belgrat civarýnda bir yýl kaldý. Oralarda gezdi, dolaþtý. Kendine pek çok arkadaþ edindi. Bunlarýn içinde Gabon’un hiçbir zaman unutamayacaðý biri vardý ki, akýl ve mantýk bakýmýndan üstün derecelere ulaþmýþtý. Bu, bir kartaldý. Kartal Roni. Avrupa kartallarýnýn kralý Roni. Roni’ye göre: Dünya bilmeceden ibaretti. Neyin ne olduðu tam olarak bilinmiyordu. Sen söylenen ve yazýlana körü körüne inanýyorsan mutlak doðru arayýþý içine giremezdin. Bir bilinmezlik içinde kaybolur giderdin. Sen seni bilmezdin, seni kimse bilmezdi. Senden kimsenin haberi olmazdý, senin pek bir þeyden haberin olmazdý. Ben beni bilmek istiyorum, herkes beni bilsin istiyorum, benden herkesin haberi olsun, benim her þeyden haberim olsun diyorsan, önce söylenen ve yazýlaný öðrenirsin. Bu bilgileri beyninde harmanlarsýn. Özgün bilgi elde edersin. O zaman mutlak doðruyu aramana gerek kalmaz çünkü mutlak doðru gelir seni bulur.
    Burada Roni’nin fikirleri felsefe yapmak þeklinde özetlenmiþtir.
    Roni, Avrupa’daki canlýlar arasýnda haklý bir þöhrete sahipti. Fikirleri herkes tarafýndan kabul görüyordu. Fakat o bunu yeterli bulmuyor, düþüncelerini dünyaya yaymak istiyordu. Gabon’la bir gün konuþurken, bu konudan bahsetti ve Gabon Roni’ye, her gittiði yerde kendisini anlatacaðýna söz verdi.

    Gabon, Belgrat’tan ayrýldýktan sonra, Orta Avrupa üzerinden uzun yollar kat ederek Ýspanya’ya geldi. Ekim ayýnda Avrupa’nýn özellikle daðlýk kesimleri karlar altýndayken, Ýspanya’da güneþli ve sýcak bir hava hüküm sürüyordu. Gabon, yedi ay süren Ýspanya gezisinden sonra, Cebelitarýk Boðazý’ný yüzerek geçip, Fas kýyýlarýndan Afrika’ya çýktý. Büyük Sahra Çölü’ne uzak kalarak, Atlas Okyanusu kýyýlarýný takip etti ve sonunda ülkesine (Gabon’a ) vardý.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým





  2. SERDAR - GENÇ BÝR YAZAR HANGÝ AÞAMALARDAN GEÇTÝ VE NASIL GAYRET GÖSTERDÝ
    Sýkýcý. Hayat gerçekten çok sýkýcý. Günlerdir, haftalardýr, aylardýr deðiþen hiçbir þey yok. Hep ayný þeyler: Sabah olur güneþ doðar, öðlen olur güneþ yakar, akþam olur güneþ batar. Bazen arkadaþlarla konuþurken, “ Günler birer birer geçip gidiyor. Bu iþin sonu ne olacak? “ diye sorarým. Aldýðým cevap hep ayný olur: “ Ne bilelim biz. Ne olacaksa oluyor iþte. “
    Laf mý yani bu da þimdi? Hayat çarkýnýn dönüþüne kaptýrmýþlar kendilerini dönüp duruyorlar. Zannedersem yaþadýklarýnýn farkýnda deðiller, bedava yaþýyorlar. Þuraya bak… Göz alabildiðince uzanan bir þehir. Ýçinde binlerce insan. Çoðu büyümüþler de toplanýp götürülmeyi bekliyorlar. Gidecekleri yer belli: Fabrikada ucuza çalýþtýrýlacaklar. Ýþçi olacak çalýþacaklar. Bu çalýþmak kesinlikle amaç sayýlamaz. Birçok arkadaþýma sorup cevabýný alamadýðým bir soru var: “ Tamam. Bizi çalýþtýran çalýþtýracak. Bundan bizim kazancýmýz ne olacak? “


    Ben, ucuz iþçi olmak istemiyorum. Beni çalýþtýracak olan çalýþtýrmasýn, tam doymadan sofradan kalksýn. Ben bunu düþünür, bunu söylerim. Benim hayat felsefem bu. Zaman nasýl da akýp gidiyor. Vakit gece yarýsý oldu. Beni buradan kurtaracak olan biraz sonra gelir. Günlerdir uðraþýyorum. O’na neyin ne olduðunu ve ne yapmak istediðimi, çeþitli örnekler vererek, defalarca anlattým. Önceleri pek durumu kavrayamýyordu ama artýk her þeyin farkýnda. Ýkimiz birlik olup baþarý kazanacaðýmýza inanýyorum. Bir gelen var, galiba O. Nihayet geldi: “ Merhaba, Metin. “
    “ Merhaba, Serdar. Vakit tamam. Þöyle geç de seni aðaca baðlayan urgandan kurtarayým."
    Daha sonra Serdar yüksekçe bir kayanýn üstüne çýktý. Uyanýk durumdaki arkadaþlarýna uykuda olanlarý uyandýrmalarýný söyledi. Arkadaþlarý uyandýktan sonra büyük bir merak ve heyecan içinde Serdar’ýn söyleyeceklerini dinlemek için dikkat kesildiler: “ Kardeþler, arkadaþlar... Hepiniz tarafýndan çok iyi bilindiði üzere bu akþam ben Metin Kardeþ ile birlikte yola çýkýyorum. Amacým, mutluluk çiçeðini arayýp bulmak ve onu durduðu yerden daha yüksek bir yere çýkarmak ve böylelikle dünyadaki her canlýnýn mutluluktan aldýðý payýn biraz daha çoðalmasýný saðlamak. Bu yeni yerinde hiçbir yabancý bitkinin yetiþmesine izin vermeyeceðimden mutluluk çiçeðinin göndermekte olduðu mutluluk pýrýltýlarý artacaktýr. Þimdi, aranýzdan bir-iki gönüllü arýyorum. Ýsterim ki, hepiniz gönüllü olasýnýz, hepiniz benimle gelesiniz. Gerçekleþtirmek istediðim hayýrlý bir iþtir. Daha önce belki yüz defa meseleyi bütün ayrýntýlarýyla sizlere anlatmýþtým. Bir parça olsun medeni cesaret gösterin. Son defa soruyorum: Yok mu benimle gelmek isteyen? “


    Serdar, birkaç dakika bekledi. Ýçinde binlerce iþçi adayýnýn durduðu meydandan çýt çýkmýyordu.
    Serdar: “ Tamam. Anlaþýldý. Kimse benimle gelmek istemiyor. Bunun için hiçbirinize kýzmak hakkýna sahip deðilim. Neyse…Kardeþler, arkadaþlar. Tekrar görüþmek üzere, þimdilik hoþça kalýn.”
    Serdar ile Metin, yolda Vedat adýnda bir adama rastladýlar. Serdar, Vedat’a mutluluk çiçeðini aramaya çýktýklarýný söyledi ve konu hakkýnda bilgi sahibi olup olmadýðýný sordu. Vedat mutluluk çiçeðinin nerede olduðunu tarif edemeyeceðini, fakat kendilerini Bay Kemal ile tanýþtýrabileceðini söyledi. Bay Kemal, yataðýnýn üzerinde oturumuna gelmiþ vaziyette, misafirlerini güler yüzle karþýladý. Serdar’ýn anlattýklarý, Bay Kemal’i heyecanlandýrmýþtý. Onun þahsýnda kendi gençliðini görmüþ, o günler bir film þeridi gibi gözlerinin önünde canlanmýþtý.


    Yýllar önce, mutluluk çiçeðini aramak için yollara düþmüþtü. Sonunda, yaþlý bir köylü kendisine kýlavuzluk yapmýþ, mutluluk çiçeðinin yaþadýðý yüce daðlar arasýndaki yüksekçe bir platoya giden tek yol olan Umut Geçidi’nin giriþine kadar getirmiþti. Buraya kadar olanlarý anlatan Bay Kemal, konuþmasýna þöyle devam etti: “ Umut Geçidi’nin giriþine geldiðimizde yaþlý köylü beni þu sözlerle uðurladý. – Umut Geçidi’nin giriþi iþte burasý. Bu geçidin uzunluðu yüz metre kadardýr. Bu yolun sonunda önüne açýk bir alan çýkacak. Karþýdaki aðaçlýktan geçtikten sonra mutluluk çiçeðini görebilirsin. Ben yetmiþ yýlý aþkýn bir süredir aþaðýdaki ovada yaþýyorum. Sen mutluluk çiçeðini aramak için gelenlerin altýncýsý oluyorsun. Senden önce gelenler baþarýsýz oldular. Mutluluk çiçeðini görememiþler bile. Mutluluk çiçeðinin bekçisi buna izin vermemiþ. Geçidin sonundaki açýk alanda aniden karþýna çýkarmýþ. Ýri, kocaman, otuz yaþlarýnda bir adammýþ bu bekçi. Korkar da geçide döner kaçarsan peþinden gelmezmiþ. Gidenlerin hepsi de bilgili, kültürlü idiler ama bekçi onlarýn hepsinden baskýn çýktý. Kendilerinin birer bilge olduklarýný söyleyenler bile üzgün ve yorgun bir þekilde geri döndüler. Ýþte, Bay Kemal benim anlatacaklarým bu kadar. Yolun açýk olsun. –


    Yaþlý köylünün anlattýklarýný dinledikten sonra geçide girdim. Arada bir durup yaþlý köylünün söylediklerini aklýma getiriyor ve bunlarýn ýþýðýnda planlar yapýyordum. Yüz metrelik yolu üç saatte aþtým. Bekçinin sorabileceði her çeþit sorunun cevabýný hazýrlamýþtým. Açýk alana çýktým. Biraz sonra bekçi yanýma geldi. Karþýlýklý selamlaþmadan sonra bekçi beni kelimenin tam anlamýyla soru bombardýmanýna tutmaya baþladý. Ýlk sorular basit ve cevaplandýrýlmasý kolay sorulardý: Adýn ne, nereden geldin, kimlerden nasýl ve þekilde yardým gördün? Sonraki sorular ise, bekçinin konu hakkýndaki sorularý oldu: Mutluluk çiçeði nedir, mutluluk çiçeðinin var olduðunu ilk olarak kimden duydun, seni buraya kadar getiren nedenler nelerdir, mutluluk çiçeðini gözünün önünde nasýl canlandýrýyorsun? Bu sorulara yeterli olabilecek cevaplar vermiþtim. Her þey çok güzeldi, bekçi o soruyu sorana kadar. Öyle bir soru sormak bekçinin nereden aklýna geldi bilmem ki? Benim kekelemeye baþladýðýmý gören bekçi yüklendikçe yüklendi. Söylediklerinde haklýydý. Evime nasýl geri döndüm bunu bana bile sorma. Üzüntüden yürüyemez oldum, ayaklarým tutmaz oldu. Yýllar var ki, bu yatakta yatýp duruyorum. Üzgünüm, baþarýlý olamadýðým için. “


    Bay Kemal sözlerini tamamlarken ortada bir soru iþareti býrakmýþtý. Mutluluk çiçeðinin efsanevi bekçisi olan adamýn Bay Kemal’e son olarak sorduðu soru neydi? ” Bay Kemal ben seni yeterli gördüm. Beraber, mutluluk çiçeðinin yanýna gittik. Bir ihtimal de olsa senin orada yapacaðýn çalýþmalar ters etki yapar da mutluluk çiçeðini soldurursan, neler olur, lütfen anlatýr mýsýn? “
    Serdar ile Metin, dört gün misafir kaldýktan sonra dönüþte mutlaka uðrayacaklarýný söyleyerek Bay Kemal ile Vedat’a veda edip yola çýktýlar. Günler günleri kovaladý, aradan haftalar geçti. Serdar yolda rastladýðý pek çok insanla her çeþit konuda fikir alýþveriþinde bulundu. Bazýlarýyla yaptýðý konuþmalarý istediði þekilde bilgi akýmý saðlayamadýðý için, kýsa kesmek zorunda kaldý. Bazýlarýyla ise, saatlerce konuþtu, sohbet eder gibi, karþýsýndakine fark ettirmeden, faydalý olabilecek bilgi birikimlerini ustaca çekip aldý. Kendi öz düþüncesinde kurup tasarladýðý bu büyük idealini, kimseden bir aferin beklemeksizin, canlýlarýn mutluluktan aldýðý payýn biraz daha çoðalmasýný saðlamak diye özetlediði giriþiminin baþarýsý için bir tür karakter betimlemesi yapýyordu.


    Sonunda, Serdar ile Metin, daha önce Bay Kemal’e kýlavuzluk etmiþ olan yaþlý köylüyü buldular. Yaþlý köylü onlarý Umut Geçidi’nin giriþine kadar getirdi. Burada yaþlý köylünün Umut Geçidi ve ondan sonrasý hakkýndaki tanýtým konuþmasýndan sonra Serdar geçide girdi. Geçitte elli metre kadar ilerleyip bulduðu kuytu bir köþeye oturdu. Sýnýrlarý kesin çizgilerle belirtilmemiþ, duruma göre anýnda deðiþime uðrayabilecek esnek bir plan hazýrlamýþtý ve bu planýn sadece iskeleti deðiþmeyecekti. Aslýnda basit gibi görünen fakat son derece karmaþýk olan bu planý kontrolden geçiren Serdar, kendinden önce Umut Geçidi’ne giren idealistler gibi zamanlama hatasý yapmayacak, açýk alana gündüz deðil, gece çýkacaktý.
    Serdar hava iyice karardýktan sonra açýk alana çýktý. Mümkün olduðunca kenardan, kayalýklarýn arasýndan yürümeye baþladý. Birden durdu. Gelen vardý. Ýri, kocaman bir karaltý az ileriden geçti, geçide doðru gitti. Bu bekçi olmalýydý. Daha doðrusu birinci bekçi. Eðer tahminleri doðruysa, mutluluk çiçeðinin yanýna gidinceye kadar birkaç tane daha bekçi görmesi muhtemeldi, çünkü yaþlý köylü yetmiþ yýlý aþkýn bir süredir buralarda yaþýyorum demiþti. Yaþlý köylü doðmadan önce de bu adam bekçilik yaparmýþ. Bundan dolayý adý mutluluk çiçeðinin efsanevi bekçisine çýkmýþ. Normal olarak bir adam yüzyýllarca yaþayýp genç kalamayacaðýna göre, bu bekçi ayný bekçi olamazdý. Bir bekçi sülalesi olabilirdi. Nesilden nesile bekçilik görevini devrediyorlardý birbirlerine.


    Serdar tekrar ilerlemeye baþladý. Aðaçlýðýn kenarýna yaklaþmýþtý ki, bir bekçi daha gördü. Bu birinci bekçi olamazdý, o zaman ikinci bekçiydi. Bir süre yürüdükten sonra ortalýðýn aydýnlanmaya baþladýðýný fark etti. Bu aydýnlýðýn sebebinin mutluluk çiçeðinin saçmakta olduðu pýrýltýlar olduðunu biliyordu. Aðaçlar arasýnda nöbet tutan üçüncü bekçiyi atlattýktan sonra düzlüðe çýktý. Ýþte mutluluk çiçeði karþýsýndaydý. Etrafýný gündüz gibi aydýnlatýyordu. Serdar, mutluluk çiçeðinin yanýna yaklaþtýkça onun zannedildiði gibi bir bitki deðil de, plastik bir maddeden yapýlmýþ dýþ yüzeyi bulunan – ki bu dýþ yüzeyin üstünde çiçek kabartmasý vardý –ansiklopedi büyüklüðünde, kalýn bir kitap olduðunu gördü. Bu büyük kitap, yerden iki metre kadar yüksekte bir kaidenin üstünde duruyordu. Kaideye de taþ merdivenlerden çýkarak ulaþýyordun.
    Serdar esnek olarak hazýrladýðý planýnda mutluluk çiçeðinin bitki olamama durumunu göz önünde bulundurduðu için hazýrlýksýz sayýlmazdý. Geriye dönüp aðaçlýðýn kenarýndaki bir taþýn üzerine oturdu. Mutluluk çiçeði tam karþýsýndaydý. Þimdi ne yapmalý ne etmeliydi de mutluluk çiçeðine bir zarar vermeden onun iþlevini geliþtirmeliydi. Zaman kýsýtlýydý. Þu anýn gece yarýsý olduðunu farz etsen sabah oluncaya kadar sekiz saat vardý. Bu zaman zarfýnda mutlaka sorun çözülecek, buluþ gerçekleþecek diye söylendi. Serdar kendine has yorumlarla en basitinden baþlayarak düþüncesinde fikir üretmeye baþladý. Bu fikir üretiminin gerçekleþmesinde – Fikir üretimi: Beyin jimnastiði. Halk dilinde, kafa çalýþtýrma. – yolda gelirken çeþitli insanlarla yaptýðý konuþmalarda ortaya çýkan karakter tablosunun büyük yararý oluyordu. Hafýzasýna kaydettiði karakterler hatýrýna geliyordu. Bu onun sorunu çok yönlü olarak düþünmesini saðlýyor, baþarý þansýný arttýrýyordu. Böylece aradan saatler geçti. Sabah güneþ doðarken Serdar sorunu çözmüþ olmanýn gönül rahatlýðý içinde son rötuþlarý yapmakla meþguldü. Buluþ gerçekleþmiþti.


    Birkaç saat daha geçtikten sonra hazýr olduðuna inanan Serdar, bekçilerden birisiyle tanýþmak için fýrsat kollamaya baþladý. Bu beklentisinin uzun sürmeyeceði belliydi, çünkü bekçilerden birisi bulunduðu tarafa doðru geliyordu. Serdar hemen oturduðu yerden kalkarak yüksekçe bir kayanýn üzerine çýktý ve seslendi: “ Bakar mýsýnýz, ben buradayým. Evet, size seslenen benim. “ Serdar kendisini görüp yanýna gelen bekçinin þaþkýn bakýþlarý arasýnda durmadan konuþmasýný sürdürdü. Kim olduðunu, buraya nasýl geldiðini, amacýnýn ne olduðunu ve sonunda soruna bir çözüm yolu bulduðunu anlattýktan sonra kendisini ailesiyle tanýþtýrmasýný rica etti. Serdar’ýn anlattýklarýný büyük bir dikkatle dinleyen bekçi: “ Olur efendim, tanýþtýrýrým. Onlar sizinle tanýþmaktan þeref duyacaklardýr. Buyurun, þu taraftan gideceðiz “ dedikten sonra, Serdar’ýn peþi sýra yürümeye baþladý. Serdar’ýn geliþ yönünün aksi istikametinde aðaçlarýn arasýnda ilerleyen Serdar ile bekçi, aðaçlýk alandan çýktýktan sonra, Umut Geçidi’nin sol tarafýnda kalan daðýn yamaçlarýndaki bekçi sülalesinin yaþadýðý evlerin bulunduðu yerleþim birimine geldiler. Genç, yaþlý birçok bekçinin etrafýna toplanmasýný fýrsat bilen Serdar, þimdiye kadar ne öðrendiyse, ne biliyorsa her þeyi anlattý. Her çeþit konuda bilgisini ortaya koydu. Bilgi akýmý, karakter betimlemesi, karakter tablosu ve fikir üretimi gibi deyimlerin anlamlarýný Serdar’ýn örnekler vererek açýklamasýna karþýn, tam olarak anlayamayan bazý genç bekçi adaylarý pas geçti. Nasýlsa Serdar, bir süre daha sizlerle beraber olacaðým demiþti. Onun boþ bir zamanýnda bu durumu sorar öðrenirlerdi.


    Ertesi gün dört kiþilik bir bekçi grubu dýþ dünya ile irtibatlarýný saðlayan bir gizli geçitten geçerek Serdar’ýn istemiþ olduðu ebatlardaki iki aynayý almak için gittiler. Yine dört kiþilik bir baþka bekçi grubu ayný geçitten geçerek deðiþik yörelere doðru gittiler. Bu ikinci grubun görevi, gittikleri yerlerdeki canlýlar arasýnda mutluluk hissinin ne þekilde ve ne oranda artýþa neden olacaðýný belirledikten sonra bunu bir rapor halinde çalýþma grubuna sunmak olacaktý. Ýlk giden grup beþ gün sonra geri döndü. Aynalar yerlerine takýldýðý zaman, gökyüzüne ve topraða daðýlan ve hiçbir þeye faydasý dokunmayan mutluluk pýrýltýlarý aynalar vasýtasýyla yansýtýlýp, diðer dört yanal yüzeyden yeryüzüne daðýlan mutluluk pýrýltýlarýna karýþmasýna sebep olunacak ve sonuç olarak da, canlýlarýn mutluluktan aldýklarý payýn yüzde elli oranýnda artýþý saðlandý. Serdar ayný günün akþamý þerefine düzenlenen törene katýldýktan sonra, ertesi gün çalýþma grubuna baþvurarak on altý gündür burada olduðunu ve burada kendisine gösterilen ilgiden çok memnun kaldýðýný fakat Umut Geçidi’nin giriþinde dostlarý bulunduðunu, onlarý çok özlediðini ve onlarý daha fazla merakta býrakmamak için, gitmeye karar verdiðini söyledi.


    Ertesi gün Serdar ile Metin, yaþlý köylü ile vedalaþtýktan sonra yola koyuldular. En kýsa yoldan Bay Kemal’in evine varmayý hedefliyorlardý. Serdar ile Metin, Bay Kemal’in evinin yakýnýna geldiklerinde, Bay Kemal’i evin önünde yardýmcýsý Vedat’la beraber gezinirken gördüler. Belli ki, Bay Kemal mutluluk çiçeðinin saçmakta olduðu pýrýltýlardan payýna düþeni almýþ, ayaklarýna can gelmiþ, yürümeye baþlamýþtý. Aradan bir saat geçmeden dördü birlikte yola çýktýlar. Onlarý bu derece hýzlý hareket etmeye zorlayan sebep neydi? Serdar olaný, biteni anlattýktan sonra bir an önce doðduðu þehre dönmek istediðini, oradaki arkadaþlarýnýn ucuza çalýþtýrýlmak üzere fabrikaya götürülme durumuyla karþý karþýya olduklarýný söylemiþti. Bu duruma karþý çýkacak, oradaki arkadaþlarýnýn birer lokma halinde yutulmalarýna izin vermeyecekti.


    Þehre geldiklerinde þehir meydanýnda hiç arkadaþý olmadýðýný gördüler. Serdar geç kaldýðýný anladý. Üzüntüsü sonsuzdu. Þaþkýn bir halde etrafýna bakýnýrken, meydanýn kenarýndaki evlerin arasýndan çýkýp “ Serdar..Serdar..” diye baðýrarak kendisine doðru koþmakta olan bir arkadaþýný gördü. Bu Murat’tý. Serdar da, ona doðru koþmaya baþladý. Biraz sonra birbirlerine sýkýca sarýldýlar.
    Serdar: “ Diðer arkadaþlar götürüleli kaç gün oldu? “ diye sordu.
    Murat: “ Üç gün önce. Kamyonlara yükleyip hepimizi fabrikaya götürdüler. Ben bir fýrsatýný bulup fabrikanýn kapýsýnda kamyondan atlayýp kaçtým. Amacým, geri döndüðünde durumu sana anlatmaktý. Senin baþarýlý olduðunu biliyoruz. Biz sadece iþçi adayý olduðumuz ve sonunda nasýl olsa fabrikada ucuza çalýþtýrýlacaðýmýzý düþündüðümüz için, patronun bizler için hazýrladýðýný sandýðýmýz o tek yola girmiþ bilinçsizce yürüyorduk. O tek yoldan baþka ve çok daha faydalý, yararlý yollar olabileceðini aklýmýza getiremiyorduk. Sen, sende doðuþtan var olan bu kabiliyetini bizi yönlendirmek için kullanmak istedin. Beynimizdeki sis perdesini daðýtmak istedin. Sen bu durumu bize iyi anlatamadýn mý? Hayýr, aslýnda çok iyi anlattýn da, biz sana pek kulak asmadýk. Yani söylediklerini önemsemediðimiz için dinlemedik “ dedi.
    Murat’ýn söyledikleri Serdar’ýn þaþýrmasýna sebep olmuþtu: “ Vay Murat! Sen neler biliyormuþsun da benim haberim yokmuþ. Ben de o anlattýklarýmýn boþuna olduðunu düþünüp üzülüyordum. Murat, senden beni ve buradaki arkadaþlarý fabrikaya götürmeni isteyeceðim. “


    Fabrikanýn yakýnlarýna geldiklerinde hava iyice kararmýþtý. Fabrikanýn dýþ kapýsý kapalýydý. Arkadaþlarýnýn isteksiz olduðunu gören Serdar fabrikanýn duvarýna týrmandý. Oradan bahçeye atladý. Bahçeyi kontrol ettikten sonra açýk bir pencereden fabrikaya girdi. Fabrikanýn yönetim odasýnda bulduðu belgelere göre, köle olarak çalýþtýrýlmak üzere taþ ocaklarýna götürülmüþlerdi. Serdar bir süre bu acý durumun üzüntüsünü yüreðinde taþýdý. Zamanla üzüntüsü hafiflemeye baþladý. Onlardan ilgi görmediði halde onlarý kurtarmak için çýrpýnýp durmuþtu. Fakat angaryanýn da bir sýnýrý vardý. Bir idealistin anlattýklarýna inansýn diye kimseye baský yapmaya, zor kullanmaya hakký yoktu. Tek yapacaðý inandýrmaya çalýþmak olabilirdi. Þimdi yeni bir program hazýrlamasý gerekiyordu. Dünyadaki canlýlara faydalý olabilmek amacýný güdüyordu. Bunu gerçekleþtirebilmek için, bir an bile olsa, heyecanýný kaybetmeden, sadece kendine özgü bir biçimde çalýþmalarýna sonuna kadar devam etmeye kararlýydý.


    SON


    Yazan: Serdar Yýldýrým - 1991

  3. BEBEK KELOÐLAN
    Bakla, ye bakla at takla
    Limon, ye limon denizde somon
    Kavun, ye kavun derdinle avun
    Soðan, ye soðan gece yarýsý Keloðlan'dýr doðan.
    Ebe, oðlan doðdu der, sofada dokuz doðuran babaya.*
    Baba koþar evinde on sekiz doðuran dedeye.*
    Baba, oðlum oldu, baba oldum, der.*
    Dede ayaða kalkar, gözün aydýn, der.
    Sen baba oldun, ben dede, der.*
    Sen baba, ben dede, diyerek oynamaya baþlar.*
    Bunun üzerine baba, sen dede, ben baba, diyerek oynar.
    Oynarlar da oynarlar.

    Sonradan baba geri gelir babasý yanýnda.
    Babanýn babasý Keloðlan'ýn dedesi,
    Tatlýya baðlandý torun hevesi.
    Bebek Keloðlan aðlar da aðlar.
    Ana, baba, dede kucaðýna alýr, sorun yok.
    Keloðlan aðlýyor ama gözlerinde yaþ yok.
    Onun amacý dünyaya geldiðini ilan etmektir.
    Daha doðar doðmaz hoþ geldim demektir.
    Hoþ geldin Keloðlan, yeni doðmuþ bebek oðlan.
    Þimdi aðla büyüdüðünde aðlama, aðlatma.
    Sakýn ola zalim olma
    Kýlýcýn deðil, aklýn keskin olsun.
    Geldiðini görenler korkmasýn, gülümsesin
    Anlattýklarýndan ders çýkarýp hayatý özümsesin.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  4. KELOÐLAN ÝLE ULUDAÐ
    Bundan yýllar önce Anadolu'da bir Keloðlan yaþarmýþ. Bu Keloðlan anasýyla birlikte karýnca misali geçinir giderlermiþ. Keloðlan çalýþmayý sevmezmiþ ama anasýnýn zorlamasýyla iþ bulup çalýþtýðý ve üç beþ kuruþ kazandýðý olurmuþ. Keloðlan bir gün bir gezginden duyduklarý karþýsýnda neredeyse büyük dilini yutacakmýþ. Gezginin anlattýðýna göre, Uludað'da yaþayan kocamýþ bir ihtiyar varmýþ ve bu ihtiyar 54 milyon yaþýndaymýþ.

    Keloðlan kendi etrafýnda þöyle bir döndükten sonra: " Aboov! Sen ne diyorsun gezginim! Hiç o kadar yaþýnda insan olur muymuþ? 54 yaþýnda deseydin inanýrdým da öyle milyon yaþa falan benim aklým ermez. Peki, sen inanýyor musun ihtiyarýn o kadar yaþadýðýna? "
    Bunun üzerine gezgin: " Tabi inanýyorum. Ýnanmasam sana söyler miyim? Kendisini yýllardýr tanýyorum. Ben çocukken ihtiyardý, 30 yaþýna girdim yine ihtiyar. Babam, dedem zamanýnda da ihtiyarmýþ. Dedemin dedesi de onu tanýrmýþ ve o zamanda ihtiyarmýþ. En aþaðý hesaba vursan 200 yýl çýkar. 200 yaþ da az deðil hani. "
    Keloðlan: " Onun orasý öyle, 200 yaþýnda olabilir ama 54 milyon bana inanýlmaz geldi. Hiç inanmadým. "
    Gezgin: " Seni tanýrým Keloðlan, inanmadým dersin ama araþtýrma yapmaktan geri durmazsýn. Ya doðruysa deðil mi? Sen meraklý köylüsün. Uludað'a gidersin. Ýhtiyarý bulursun. Onunla konuþursun. "

    Gezgin, Keloðlan'ý iyi tanýyormuþ. Ertesi sabah anasýndan izin alan Keloðlan, Uludað'a doðru yola çýkmýþ. Keloðlan yolda sormuþ, soruþturmuþ, yeni insanlarla tanýþmýþ, konuyu araþtýrmýþ. Gezginin anlattýklarýyla insanlarýn anlattýklarý birebir örtüþüyormuþ. Uludað'da milyonlarca yýldýr yaþayan bir ihtiyar varmýþ ve Keloðlan onunla bir an önce tanýþmak için sabýrsýzlanýyormuþ.

    Sonunda Keloðlan çok yaþ yaþamýþ, diþleri dökülmüþ, iki büklüm ihtiyarý bulmuþ. Onunla koyu bir sohbete dalmýþ. Keloðlan sormuþ: " Dedem, ben geldiðimde selam dedim, sen kafaný kaldýrýp beni gördün ve hoþ geldin Keloðlan, selam evladým, dedin. Benim adýmý nereden biliyordun ki? Sanýyorum beni ilk kez görüyorsun."
    " Bak bu doðru Keloðlan. Seni ilk kez görüyordum ama adýný biliyordum. Benimle görüþmeye gelenlerden bazýlarý Keloðlan deyip baþýndan geçmiþ bir olayý anlattýlar. Aslaným, sen çok meþhursun. Gezgine de söyledim, þu Keloðlan'ý kap getir diye. Kendi gelmedi ama seni gönderdi. Benim için seni tanýmak zor olmadý. "
    " Dedem, þu üç günlük dünyada derler, dünya sence de üç günlük müdür? "
    " Dünya üç günlük deðildir. Beþ günlük de deðildir. Yaþadýðý günlerin pek çoðunu deðerlendirmiþ, zamanýný boþa geçirmemiþ bilgili, kültürlü bir insan þu üç günlük dünyada deyimini kullanmaz. "
    " Dedem, bu dünyaya yalan dünya diyorlar. "
    " Olur mu Keloðlan? Dünya yalan olur mu? Tabi ki bu dünya gerçektir. "

    Ýki büklüm ihtiyar aniden doðruluvermiþ: " Bak ben Uludað'ým. 54 milyon yaþýndayým. "
    Keloðlan: " Nee?! Sen Uludað mýsýn? "
    " Tabi ya ne sandýn? Uludað'ýn bir de insansal karþýlýðý olmalý. Dünya çapýnda bir dað derdini anlatabilmeli. Bak Keloðlan, insanlar bir fikir ve düþünce sistemine baðlý kalmamalý. Diðer fikir ve düþüncelere saygý duymalý. Eleþtiri kabul etmeli. "
    " Dedem Uludað, seni üzdüysem beni affet. Nice zamandýr bu sorular kafama takýlýyordu. Soran öðrenir, sormayan ne öðrenmiþ, derler. Ben de geldim, seninle tanýþtým, memnun oldum. Misafirin iyisi erken kalkandýr. Ýzin istiyorum. "
    " Ýzin senindir Keloðlan. Ama çok erken kalktýn. "
    " Dedem, bu kadarý yeterli. Konuþtuklarýmýzý anlatmama izin çýkar mý? "
    " Çýkar. Ben sözlerimin arkasýndayým. "

    Keloðlan düze indikten sonra köyünde ve diðer köy ve kasabalarda Uludað'la konuþtuklarýný anlatmýþ. Herkes, Keloðlan'ýn anlattýklarýný ilgiyle dinlemiþ. Bir kiþi bile karþý çýkan olmamýþ. Doðru söze ne denir? Demek ki doðru söyleyen dokuz köyden kovulmuyormuþ.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  5. KELOÐLAN SERDAR YILDIRIM'A KARÞI
    Bir adým, iki adým, üç adým. Dört yanýna dört eder kýrk dört adým.
    Keloðlan, Ýnegöl ile Yenice arasýndaki göl kýyýsýnda balýk tutuyormuþ. Tutuyormuþ da kovasý boþmuþ. Sabah erkenden göl kýyýsýna geldiðinde öðle yemeði derdindeymiþ. Öðlene kadar boþ geçmiþ, akþam yemeði için, dertlenmiþ. Eli boþ gidersem, anam býrakmaz eve gireyim. Ormanda yatýlmaz ya kurt, kuþ dolu. Hiç olmazsa bir balýk yakalasaydým. Oltanýn ucuna yem takarým, balýk gelir, yemi yer ama oltaya yakalanmaz. Göl balýk dolu. Millet gelir, kovayý doldurur ve gider. Bu balýk tutma iþi etti beni heder.

    Zaman gezgini Serdar Yýldýrým Keloðlan'ý görünce yanýna gelmiþ. Bu ikisinin daha önce yaþadýðý maceralar varmýþ.
    Serdar: " Selam Keloðlan. Bakýyorum kovan dolu. Göldeki bütün balýklarý tutmuþsun. "
    Keloðlan: " Serdar, selam da sen eskiden benimle alay etmezdin. Bana daima yardýmcý olurdun. Benim de sana çok yardýmým oldu. "
    Serdar: " Alýnma be Keloðlan. Þakacýktan öyle dedim. Söz seninle bir daha bu tarz konuþmam. Ýlk ve son olsun. "
    Keloðlan: " Özürünü kabul ettim, gitti. Sen benim öyle dediðime aldýrma. Sabahýn adý var, bir balýk tutamadým. Üzüntüden çakýl taþý kadar küçüldüm, kaldým. "
    Serdar: " Demek üzüntün bundandý. Ben de seni buraya yeni geldin sandým. Bak sana nasýl balýk tutulur, göstereyim. Kovayý alýr, suyun içine girersin. Kovayý uzatýrsýn ve haydi bakalým balýklar, atlayýn kovanýn içine dersin. Balýklar kovaya dolunca eve gidersin. "

    Serdar dediðini aynen yapmýþ. Biraz sonra bir kova dolusu balýkla Keloðlan'ýn yanýna gelmiþ. Balýklarý gören Keloðlan çok sevinmiþ. Þimdi hedef Keloðlan'ýn eviymiþ. Keloðlan balýklarýn hepsini ben tuttum deyince anasý, bravo benim balýkçý oðluma demiþ ve balýklarý piþirmek için, ocaðýn yanýna gitmiþ.
    Keloðlan: " Daha daha nasýlsýn? " diye sormuþ.
    Serdar: " Ýyiyim, hoþum, doluyum, boþum. Haberler sende. Birkaç ay önce taþýndýðýn bu yeni evine alýþabildin mi? "
    Keloðlan: " Buraya alýþtým alýþmasýna ama bir de aþk durumlarý oldu. Hayýr, sorma, hiç anlatmam. "
    Serdar: " Aþk durumlarý ha? Aþýk oldun yani. Belliydi balýk tutamadýðýndan. Aþýk adamýn oltasýna balýk takýlmazmýþ. Ben sormadým sen de anlatma. Kime aþýk oldun bakalým? Kim bu þanslý kýz? "
    Keloðlan: " Angelacoma ( Ýnegöl ) Tekfuru Nicola'nýn kýzý. Bu eve taþýndýðýmýzýn ertesi günüydü. Göl kýyýsýnda karþýlaþtýk. Bir an gözgöze geldik. Kalbim davul gibi gümledi, burnum zurna gibi öttü. Aþýk olmuþtum. Kýz da bana karþý ilgi duymuþ. Yanýma geldi. Adýmý sordu. Keloðlan dedim. Meðer o beni eskiden beri tanýyormuþ. Adýmý biliyormuþ. Elele tutuþtuk, geleceði konuþtuk. Serdar senin geleceðe ait tahminlerin tutuyordu. Hani diyordun ya: Bin yýl sonra insanlar ne seni ne beni unutmazlar. Bu düþüncen ilk anda bana olamaz gibi gelmiþti ama öncesinden benim adým hatýrlanýr. Sen de benim masallarýmý yazdýðýn için ve o masallardan bazýlarýnda olduðun için, senin adýn da unutulmaz. Senin þu an itibarýyla yaþadýðýn tarih nedir? "
    Serdar: " Bence bugün 22-Aðustos-2016 yýlýndayým. "
    Keloðlan: " Gelecek yýllara, yüz yýllara, bin yýllara benden kucak dolusu selam. "
    Serdar: " Benden de selam. Önce þiir yazmaya baþladým. Sonra masal ve hikaye yazmaya. Ýnternete 2006 yýlýnda girdim. Eserlerimi yayýnlamaya baþladým. Çok ilgi gördü. Okurlar, yazdýklarýmý beðendiler. 2011 yýlýnda Ankara'dan Sýradýþý Yayýnlarý benimle irtibata geçerek on tane masalýmý ayrý ayrý kitaplar halinde, büyük boy ve resimli olarak yayýnladý. Sonradan pek çok yayýnevi haberim olmadan internetten masallarýmý alarak masal kitaplarýnda ve yardýmcý ders kitaplarýnda yayýnladý. 155 tane kitap ve dergide eserlerimi bulup satýn aldým. Kimbilir daha kaç tane var? "
    Keloðlan: " Benim masallarýmý da yazýyordun. Kaç tane oldu? "
    Serdar: " 58 tane oldu. Tüm yazdýklarým 280 tane oldu. "
    Keloðlan: " 58 tane Keloðlan masalý mý? Var git sen 1.000 yýl daha yaþa. 2.000 tane olmazsa hakkýmý helal etmem. "
    Keloðlan'ýn anasý: " Haydi çocuklar, balýklar piþti, sofraya düþtü. Soðumadan karnýnýzý doyurun da sonra atmaya, tutmaya devam edersiniz, " deyince iki aç insan sofraya oturmuþ. Dakikalar sonra sofrada balýktan eser kalmamýþ.

    Serdar bir ay Keloðlan'ýn evinde misafir kalmýþ. Sonrasýnda köye gelen bir tellal Angelacoma'nýn Turgut Alp tarafýndan alýndýðýný söylemiþ. ( MS.1299 ). Bundan dolayý Osman Gazi, Burussa ( Bursa ) kapýsýna dayanmýþ.
    Keloðlan: " Duydun mu Serdar, Angelacoma'da savaþ olmuþ da bizim haberimiz olmamýþ. Orasý kaç adýmlýk yer? "
    Serdar: " Tekfurun kýzý kimbilir þimdi ne haldedir? Belki de babasýyla birlikte esir düþmüþtür. "
    Keloðlan: " Ne? Esir mi düþmüþtür? Kalk Serdar, kalk. Gidelim Angelacoma'ya, varalým Turgut Alp'in huzuruna. Ettiyse esir tekfuru, istesin tekfurdan kýzýný. "

    Keloðlan ile Serdar, hýzla yürüyerek gitmiþler ve Turgut Alp'in huzuruna çýkmýþlar. Turgut Alp'in iþi baþýndan aþmýþ. Keloðlan'ý dinleyince vezirine dönerek, kýza sorun, istiyorsa varýn gidin evlendirin Keloðlan'la, demiþ. Kýz evet deyince Keloðlan ile tekfurun kýzý evlenmiþ. Birlikte köye dönmüþler. Anasý Keloðlan'ý ve kýzý güleryüzle karþýlamýþ. Eve buyur etmiþ.

    Serdar bakmýþ ilgilenen yok oradan ayrýlmýþ. Zaman gezgini olarak geçmiþin ve geleceðin labirentlerine doðru yola çýkmýþ. O labirentler ki, bazen çok soðukmuþ, bazen sýcakmýþ. Çok soðuk olunca beyni buz tutarmýþ, bir cümle bile yazmak istemezmiþ. Bazen sýcak olurmuþ, yazdýkça yazacaðý gelirmiþ. Serdar, yazdýklarýmý okuyan oldukça yazmaya devam edeceðim, demiþ.
    Orhan Gazi Bursa'yý almýþ.
    Turgut Alp Ýnegöl'e yerleþmiþ.
    Keloðlan, tekfurun kýzý ile mutlu olmuþ.
    Serdar Yýldýrým bu masalý yazmýþ.

    Keloðlan bahçeden dört gül koparmýþ.
    Birini Orhan Gazi'ye, birini Turgut Alp'e.
    Birini tekfurun kýzýna, birini anasýna vermiþ.
    Serdar olayý duyup geri gelmiþ, hani bana demiþ.
    Keloðlan sana yok demiþ ve eve girip kapýyý kilitlemiþ.

    SON

  6. KELOÐLANI ÇARMIHA GERDÝLER
    Keloðlan kasabaya tuz almaya gidiyormuþ. Bakmýþ yolun ilerisinde arabýn biri, evin etrafýnda dönüp duruyor. Keloðlan arabýn yanýna gelmiþ ve arapla birlikte dönmeye baþlamýþ. Keloðlan sormuþ: " Ey arap, bu ev senin midir? "
    Arap cevap vermiþ: " Evet, ev benimdir. Senin adýn nedir? "
    " Benim adým Keloðlan'dýr. Ya seninki? "
    " Benim adým da Bekir'dir. Nereye gidersin? "
    " Kasabaya giderim. Ya sen niye evin etrafýnda dönersin? "
    " Bir tür inanýþ. Ben uydurdum, döndükçe kötülükler evden uzaklaþýr. "
    " Günde kaç defa dönersin? "
    " Aklýma geldikçe, kafama estikçe üç-beþ defa. "
    " Dönmesen, yürümesen, dursan, diyen Keloðlan'a arap çok kýzmýþ. "
    " Bana nasýl dönme dersin, " diyen arap Keloðlan'ý yakalayýp baðlamýþ. Daha sonra aðaç dallarýndan çarmýh hazýrlayýp Keloðlan'ý bu çarmýha germiþ. Ellerini, ayaklarýný baðlamýþ. Haydi, bana müsaade, diyen arap yürüyüp gitmiþ.

    Bu masalý yazmakta olan Serdar Yýldýrým Keloðlan'ýn haline acýmýþ. Noktayý koyup, kalemi elinden atarak, defterin içine girmiþ ve Keloðlan'ýn yanýnda belirmiþ. Onun baðlý olan ellerini ve ayaklarýný çözmüþ. Keloðlan, Serdar'a teþekkür etmiþ. Sana bir can borcum var, demiþ. Kendisini çarmýha geren arabýn tekin biri olmadýðýný, burada fazla eðlenmemesini söyleyip hýzlý adýmlarla oradan uzaklaþmýþ.

    Serdar saða-sola bakýnýrken arap gelmiþ. Serdar'dan Keloðlan'ý býraktýðýný öðrenen arap küplere binmiþ. Baðýrýp çaðýrmýþ. Hýrsýný alamayan arap Keloðlan'ý çarmýha gerdiði yere bu kez Serdar'ý baðlamýþ. Haydi, bana müsaade deyip yürüyüp gitmiþ.*

    Aradan yarým saat geçmiþ geçmemiþ Keloðlan geri gelmiþ. Serdar'ý çarmýhtan indirmiþ. Sana can borcum ödendi, demiþ. Bunun üzerine Serdar gelecekten geldiðini, yazdýðý pek çok masalýn yaný sýra Keloðlan masallarý da yazdýðýný, þimdiye kadar yirmi tanesinin bittiðini söylemiþ. Masallarý internette yayýnladýðýný, yayýnevlerinin bunlarýn bazýlarýný masal kitaplarýna aldýðýný belirtmiþ.*

    Keloðlan: " Ýnternet nedir bilmem ama benim masallarýmýn kitaplara geçmesine çok sevindim. Herkes okuyor mu onlarý? "
    Serdar: " Evet Keloðlan. Herkes okuyor. "
    Keloðlan: " Dur bak Serdar, baþýmdan geçen birkaç olayý anlatayým. Onlarýn da masalýný yaz. "
    Serdar: " Tamam, olur Keloðlan. Ama önce buradan uzaklaþalým. Arap gelirse bu kez ikimizi birden çarmýha gerer, kurtaran da olmaz. "
    Keloðlan: " Doðru ya, ben arabý unutmuþtum. O kadar yalvardým beni çarmýha gererken, bir merhamet göstermedi. "

    Serdar: " Bense araba hiç yalvarmadým. Yaptýðýnýn yanlýþ olduðunu söylemekle yetindim. Senin geri geleceðini biliyordum. Bu Keloðlan benim bildiðim Keloðlan ise, buralardan gitmemiþtir, bizi seyrediyordur, diye düþünüyordum. Hani can borcum diyordun ya onu ödemek için. Ben senin kadar zeki olsam baþka ne isterim. "

    Keloðlan: " Bütün sözlerin doðru. Anam haricinde herkes benim zeki olduðumu söyler. Þu gördüðün saksý boþ deðil yani. "
    Karþýdaki ormandan çýkan arabý gören Keloðlan ile Serdar ayrý yönlere bir kaçýþ kaçmýþlar ki sormayýn! Ýkisi ayný yöne kaçsalar ve araba yakalansalar kim kurtaracakmýþ? "
    Arap daha sonra evine girmiþ, yemek yiyip, yatýp uyumuþ. Gece yarýsý þiddetli bir yaðmur yaðmýþ. Bu arada arabýn evine yýldýrým düþmüþ. Arap artýk yaþamýyormuþ.*


    SON

  7. KELOÐLAN SITMA SAVAÞI
    Eski zamanlarda bir ülkenin padiþahýnýn yüz tane çocuðu varmýþ. Bu çocuklarýn ellisi oðlan, ellisi kýzmýþ. Padiþah oðlanlar büyüdükçe onlarý deðiþik þehirlere sancak beyi olarak göndermiþ. Kýzlarýný ise, sevdikleri gençlerle evlendirmiþ. Sadece biri, evlenmeye yanaþmamýþ. Bu da padiþahýn kýzlarýnýn en güzeli olan en küçük kýzýymýþ. Bütün taliplerini geri çevirmiþ. Çünkü hiç birinde aradýðý özellikler yokmuþ. Benim evleneceðim erkek mütevazi, cesur, bilgili ve atýlgan olmalý diyormuþ.*

    Günün birinde bu ülkede ateþli bir hastalýk olan sýtma baþ göstermiþ. Hastalýk kýsa sürede yayýlmýþ. Pek çok insan yataklara düþmüþ. Ülkenin hekimleri, bilginleri hastalýðýn çaresini bulamamýþ. Padiþah, hastalýðý önleyip, hastalarý iyileþtirene on eþek yükü altýn vereceðini bildirmiþ. Ayrýca en küçük kýzýný bu kiþiyle evlendireceðini ilan etmiþ. Olanlardan haberdar olan Keloðlan anasýndan izin alýp baþkente gitmiþ. Saray bahçesinde padiþahýn en küçük kýzýný gören ve onunla konuþan Keloðlan ata binerek daðlarda, ovalarda günlerce yol almýþ. *Þehirlere, köylere giderek hastalarla ve hasta yakýný çocuklarla konuþmuþ. Hastalar, sivrisinek soktuktan sonra bu hastalýða yakalandýklarýný ve sivrisineklerin bataklýkta çoðalýp etrafa yayýldýðýný anlatmýþlar. Birkaç hasta yakýný çocuk, Keloðlan'a bataklýðý ve buraya suyunu akýtan dereyi göstermiþ. Keloðlan derenin akýþ yönünü deðiþtirip denize yönlendirerek, bataklýðý kurutmayý planlamýþ. Böylece sivrisineklerin yaþam alaný yok olacakmýþ. Keloðlan'ýn yanýndaki çocuklar, komþu þehir ve köylere giderek olaydan diðer çocuklarýn haberdar olmasýný saðlamýþlar. Keloðlan çaðýrýyor, gelmelisiniz, demiþler.

    Birkaç gün sonra derenin kenarýndaki ovada binlerce çocuk toplanmýþ. Bu çocuklar, Keloðlan'ýn söylediklerini yaparak topraðý kazýp kanal açmýþlar ve dereyi denize akýtmýþlar.* Suyu kesilen bataklýk, sýcak havanýn etkisiyle on günde kurumuþ. Oralardaki sivrisinek nesli yok olmuþ. Keloðlan sivrisinek sokmasýyla ortaya çýkan sýtmanýn önünü almýþ. Sýtmalý hastalara kýna kýna kabuklarýndan hazýrladýðý ilacý içirerek iyileþmelerini saðlamýþ. Padiþahýn verdiði on eþek yükü altýnýn, bir eþek yükü bana yeter, diyerek dokuzunu çocuklara daðýtmýþ. Padiþahýn en küçük kýzýyla evlenmiþ. Düðün hediyesi olarak verilen sarayda yaþamaya baþlamýþ. Anasýný yanýna almýþ. Üçü birlikte gelecek güzel günlere gülümseyerek bakmýþlar. Masalýmýz da burada bitmiþ.*

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  8. KELOÐLAN BEBEK DEV
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir Keloðlan varmýþ. Bol bol yemek yer, bel bel bakýnýr, yan gelip yatarmýþ. Anasý bir gün kýzmýþ Keloðlan'a: " A benim kel oðlum. Bütün gün yatmasan, bir iþe yarasan, bak önümüz kýþ, daðdan odun kýr getir, benden sana alkýþ. " demiþ. Bunun üzerine Keloðlan, anasýný daha fazla üzmemek için, baltayý kaptýðý gibi daða çýkmýþ.

    Keloðlan daðda kesilecek aðaç aramýþ, durmuþ. Onurlu, kiþilik sahibi insan yaþ aðaca balta vurmazmýþ ya, Keloðlan da daðda boþu boþuna kuru aðaç aramýþ. Keloðlan aðaçlara acýya dursun ilerden bir yerlerden bebek aðlamasý, ýnga sesi duymuþ. Keloðlan sesin geldiði yöne doðru gitmiþ ve sonunda büyük bir maðarada aðlayan kocaman bir bebek devle karþýlaþmýþ. Bebek dev maðara duvarýna tutunup ayaða kalktýðýnda boyu dört metreyi buluyormuþ.
    Bebek dev, mama, mama, der dururmuþ. Keloðlan onun acýktýðýný anlamýþ. Hani anne, baba, demiþ.
    Bebek dev: " Anne, baba yok, gitti. " demiþ.
    Keloðlan, ne istersin, deyince bebek dev, süt, süt, demiþ. Keloðlan, iki saat bekleyebilir misin ? Ben bir koþu köye inip sana süt getireyim, deyince, bebek dev, olur, demiþ. Keloðlan fýrlamýþ, köye inmiþ, köylüleri olaydan haberdar etmiþ. Güðümlerle, bidonlarla süt köylüler tarafýndan taþýnýp, bebek dev beslenmiþ.

    Ertesi gün bebek dev, yanýnda köylüler olduðu halde, emekleyerek daðdan düze inmiþ, köye gelmiþ. Köydeki çiftlikler ve mandýralar bebek deve süt yetiþtirmiþler. Bebek dev birkaç ayda emeklemeyi býrakýp, ayaða kalkmýþ. Bebek devin köyde gezerken, köylülere iþtahla baktýðýný kimse fark etmemiþ. Sonraki günlerde adamlar ve kadýnlar kaybolmaya baþlamýþ. Keloðlan bebek dev geldikten sonra bu böyle oldu, diye düþünmüþ. Bebek devi takip etmeye baþlamýþ. Sonunda onu bir köylüyü yakalayýp aðzýna götürürken görmüþ.

    Keloðlan: " Hey bebek dev, býrak o köylüyü, yeme. " demiþ. Bebek dev köylüyü býrakmýþ, köylü kaçýp gitmiþ. " Ey bebek dev, ben seni maðarada bulduðumda çaresizdin. Sana yardým etmesem, hayatla mücadeleni kaybederdin. Köylülerin de sana yardýmý büyük oldu. Neden onlarý yiyorsun? "
    " Þey! Ama köylüler çok tatlý. Çýtýr çýtýr yedim onlarý. "
    Sözün bittiði yer burasýymýþ. Keloðlan bebek devle konuþmasýna devam etse ne olacakmýþ? Þöyle bir düþünmüþ. " Bebek devi köylülerin baþýna bela eden benim. O zaman bu belayý ben defetmeliyim. " Keloðlan köylülerle birlikte bir sal yapmýþ. Bu sala bebek devi oturtmuþlar ve eline bir kürek verip denize uðurlamýþlar. Bebek dev bol bol kürek çekmiþ ve bir adaya ayak basmýþ. Bu adada insan yokmuþ, hayvan yokmuþ. Bebek dev et yiyememiþ ama ot ve yaprak yemiþ. Yýllar geçmiþ, boyu on metreye ulaþmýþ. O, bir bebekken Keloðlan'ýn ve köylülerin ettiði yardýmlarý unutmamýþ. Köylülere yaptýðý haksýzlýðý utanarak anýmsamýþ.

    SON

Sayfa 3/6 ÝlkÝlk 12345 ... SonSon

Yer Ýmleri

Yer Ýmleri

Gönderi Kurallarý

  • Yeni konu açamazsýnýz
  • Konulara cevap yazamazsýnýz
  • Yazýlara ek gönderemezsiniz
  • Yazýlarýnýzý deðiþtiremezsiniz
  •