Artan
Azalan
Ýþlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
33,00 10% 1,33 Mr 29,80 / 33,00
1.210,00 10% 272,14 Mn 1.040,00 / 1.210,00
104,50 10% 141,50 Mn 93,00 / 104,50
9,13 10% 17,48 Mn 7,76 / 9,13
12,65 10% 504,89 Mn 11,44 / 12,65
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
15,80 -9.97% 1,28 Mr 15,80 / 16,50
132,90 -9.96% 49,37 Mn 132,90 / 132,90
5,43 -9.95% 701,85 Mn 5,43 / 6,40
12,99 -9.48% 816,02 Mn 12,92 / 13,99
109,70 -8.51% 354,73 Mn 108,00 / 118,90
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
288,00 5.11% 17,74 Mr 271,50 / 290,25
32,86 2.3% 14,70 Mr 30,42 / 33,34
2,65 4.74% 11,40 Mr 2,44 / 2,67
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
345,00 9.96% 10,54 Mr 313,25 / 345,00
392,75 4.32% 4,79 Mr 372,00 / 395,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
96,30 6.17% 693,08 Mn 88,00 / 96,70
104,10 2.06% 466,50 Mn 100,40 / 105,40
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
34,14 5.96% 131,65 Mn 31,92 / 34,56
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
10,56 3.53% 461,84 Mn 9,99 / 10,63
77,70 5.71% 651,96 Mn 70,05 / 78,05

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Sayfa 1/3 123 SonSon
Arama sonucu : 45 madde; 1 - 8 arasý.

Konu: Serdar Yýldýrým Hikayeleri

Hybrid View

Previous Post Previous Post   Next Post Next Post




  1. SERDAR - GENÇ BÝR YAZAR HANGÝ AÞAMALARDAN GEÇTÝ VE NASIL GAYRET GÖSTERDÝ
    Sýkýcý. Hayat gerçekten çok sýkýcý. Günlerdir, haftalardýr, aylardýr deðiþen hiçbir þey yok. Hep ayný þeyler: Sabah olur güneþ doðar, öðlen olur güneþ yakar, akþam olur güneþ batar. Bazen arkadaþlarla konuþurken, “ Günler birer birer geçip gidiyor. Bu iþin sonu ne olacak? “ diye sorarým. Aldýðým cevap hep ayný olur: “ Ne bilelim biz. Ne olacaksa oluyor iþte. “
    Laf mý yani bu da þimdi? Hayat çarkýnýn dönüþüne kaptýrmýþlar kendilerini dönüp duruyorlar. Zannedersem yaþadýklarýnýn farkýnda deðiller, bedava yaþýyorlar. Þuraya bak… Göz alabildiðince uzanan bir þehir. Ýçinde binlerce insan. Çoðu büyümüþler de toplanýp götürülmeyi bekliyorlar. Gidecekleri yer belli: Fabrikada ucuza çalýþtýrýlacaklar. Ýþçi olacak çalýþacaklar. Bu çalýþmak kesinlikle amaç sayýlamaz. Birçok arkadaþýma sorup cevabýný alamadýðým bir soru var: “ Tamam. Bizi çalýþtýran çalýþtýracak. Bundan bizim kazancýmýz ne olacak? “


    Ben, ucuz iþçi olmak istemiyorum. Beni çalýþtýracak olan çalýþtýrmasýn, tam doymadan sofradan kalksýn. Ben bunu düþünür, bunu söylerim. Benim hayat felsefem bu. Zaman nasýl da akýp gidiyor. Vakit gece yarýsý oldu. Beni buradan kurtaracak olan biraz sonra gelir. Günlerdir uðraþýyorum. O’na neyin ne olduðunu ve ne yapmak istediðimi, çeþitli örnekler vererek, defalarca anlattým. Önceleri pek durumu kavrayamýyordu ama artýk her þeyin farkýnda. Ýkimiz birlik olup baþarý kazanacaðýmýza inanýyorum. Bir gelen var, galiba O. Nihayet geldi: “ Merhaba, Metin. “
    “ Merhaba, Serdar. Vakit tamam. Þöyle geç de seni aðaca baðlayan urgandan kurtarayým."
    Daha sonra Serdar yüksekçe bir kayanýn üstüne çýktý. Uyanýk durumdaki arkadaþlarýna uykuda olanlarý uyandýrmalarýný söyledi. Arkadaþlarý uyandýktan sonra büyük bir merak ve heyecan içinde Serdar’ýn söyleyeceklerini dinlemek için dikkat kesildiler: “ Kardeþler, arkadaþlar... Hepiniz tarafýndan çok iyi bilindiði üzere bu akþam ben Metin Kardeþ ile birlikte yola çýkýyorum. Amacým, mutluluk çiçeðini arayýp bulmak ve onu durduðu yerden daha yüksek bir yere çýkarmak ve böylelikle dünyadaki her canlýnýn mutluluktan aldýðý payýn biraz daha çoðalmasýný saðlamak. Bu yeni yerinde hiçbir yabancý bitkinin yetiþmesine izin vermeyeceðimden mutluluk çiçeðinin göndermekte olduðu mutluluk pýrýltýlarý artacaktýr. Þimdi, aranýzdan bir-iki gönüllü arýyorum. Ýsterim ki, hepiniz gönüllü olasýnýz, hepiniz benimle gelesiniz. Gerçekleþtirmek istediðim hayýrlý bir iþtir. Daha önce belki yüz defa meseleyi bütün ayrýntýlarýyla sizlere anlatmýþtým. Bir parça olsun medeni cesaret gösterin. Son defa soruyorum: Yok mu benimle gelmek isteyen? “


    Serdar, birkaç dakika bekledi. Ýçinde binlerce iþçi adayýnýn durduðu meydandan çýt çýkmýyordu.
    Serdar: “ Tamam. Anlaþýldý. Kimse benimle gelmek istemiyor. Bunun için hiçbirinize kýzmak hakkýna sahip deðilim. Neyse…Kardeþler, arkadaþlar. Tekrar görüþmek üzere, þimdilik hoþça kalýn.”
    Serdar ile Metin, yolda Vedat adýnda bir adama rastladýlar. Serdar, Vedat’a mutluluk çiçeðini aramaya çýktýklarýný söyledi ve konu hakkýnda bilgi sahibi olup olmadýðýný sordu. Vedat mutluluk çiçeðinin nerede olduðunu tarif edemeyeceðini, fakat kendilerini Bay Kemal ile tanýþtýrabileceðini söyledi. Bay Kemal, yataðýnýn üzerinde oturumuna gelmiþ vaziyette, misafirlerini güler yüzle karþýladý. Serdar’ýn anlattýklarý, Bay Kemal’i heyecanlandýrmýþtý. Onun þahsýnda kendi gençliðini görmüþ, o günler bir film þeridi gibi gözlerinin önünde canlanmýþtý.


    Yýllar önce, mutluluk çiçeðini aramak için yollara düþmüþtü. Sonunda, yaþlý bir köylü kendisine kýlavuzluk yapmýþ, mutluluk çiçeðinin yaþadýðý yüce daðlar arasýndaki yüksekçe bir platoya giden tek yol olan Umut Geçidi’nin giriþine kadar getirmiþti. Buraya kadar olanlarý anlatan Bay Kemal, konuþmasýna þöyle devam etti: “ Umut Geçidi’nin giriþine geldiðimizde yaþlý köylü beni þu sözlerle uðurladý. – Umut Geçidi’nin giriþi iþte burasý. Bu geçidin uzunluðu yüz metre kadardýr. Bu yolun sonunda önüne açýk bir alan çýkacak. Karþýdaki aðaçlýktan geçtikten sonra mutluluk çiçeðini görebilirsin. Ben yetmiþ yýlý aþkýn bir süredir aþaðýdaki ovada yaþýyorum. Sen mutluluk çiçeðini aramak için gelenlerin altýncýsý oluyorsun. Senden önce gelenler baþarýsýz oldular. Mutluluk çiçeðini görememiþler bile. Mutluluk çiçeðinin bekçisi buna izin vermemiþ. Geçidin sonundaki açýk alanda aniden karþýna çýkarmýþ. Ýri, kocaman, otuz yaþlarýnda bir adammýþ bu bekçi. Korkar da geçide döner kaçarsan peþinden gelmezmiþ. Gidenlerin hepsi de bilgili, kültürlü idiler ama bekçi onlarýn hepsinden baskýn çýktý. Kendilerinin birer bilge olduklarýný söyleyenler bile üzgün ve yorgun bir þekilde geri döndüler. Ýþte, Bay Kemal benim anlatacaklarým bu kadar. Yolun açýk olsun. –


    Yaþlý köylünün anlattýklarýný dinledikten sonra geçide girdim. Arada bir durup yaþlý köylünün söylediklerini aklýma getiriyor ve bunlarýn ýþýðýnda planlar yapýyordum. Yüz metrelik yolu üç saatte aþtým. Bekçinin sorabileceði her çeþit sorunun cevabýný hazýrlamýþtým. Açýk alana çýktým. Biraz sonra bekçi yanýma geldi. Karþýlýklý selamlaþmadan sonra bekçi beni kelimenin tam anlamýyla soru bombardýmanýna tutmaya baþladý. Ýlk sorular basit ve cevaplandýrýlmasý kolay sorulardý: Adýn ne, nereden geldin, kimlerden nasýl ve þekilde yardým gördün? Sonraki sorular ise, bekçinin konu hakkýndaki sorularý oldu: Mutluluk çiçeði nedir, mutluluk çiçeðinin var olduðunu ilk olarak kimden duydun, seni buraya kadar getiren nedenler nelerdir, mutluluk çiçeðini gözünün önünde nasýl canlandýrýyorsun? Bu sorulara yeterli olabilecek cevaplar vermiþtim. Her þey çok güzeldi, bekçi o soruyu sorana kadar. Öyle bir soru sormak bekçinin nereden aklýna geldi bilmem ki? Benim kekelemeye baþladýðýmý gören bekçi yüklendikçe yüklendi. Söylediklerinde haklýydý. Evime nasýl geri döndüm bunu bana bile sorma. Üzüntüden yürüyemez oldum, ayaklarým tutmaz oldu. Yýllar var ki, bu yatakta yatýp duruyorum. Üzgünüm, baþarýlý olamadýðým için. “


    Bay Kemal sözlerini tamamlarken ortada bir soru iþareti býrakmýþtý. Mutluluk çiçeðinin efsanevi bekçisi olan adamýn Bay Kemal’e son olarak sorduðu soru neydi? ” Bay Kemal ben seni yeterli gördüm. Beraber, mutluluk çiçeðinin yanýna gittik. Bir ihtimal de olsa senin orada yapacaðýn çalýþmalar ters etki yapar da mutluluk çiçeðini soldurursan, neler olur, lütfen anlatýr mýsýn? “
    Serdar ile Metin, dört gün misafir kaldýktan sonra dönüþte mutlaka uðrayacaklarýný söyleyerek Bay Kemal ile Vedat’a veda edip yola çýktýlar. Günler günleri kovaladý, aradan haftalar geçti. Serdar yolda rastladýðý pek çok insanla her çeþit konuda fikir alýþveriþinde bulundu. Bazýlarýyla yaptýðý konuþmalarý istediði þekilde bilgi akýmý saðlayamadýðý için, kýsa kesmek zorunda kaldý. Bazýlarýyla ise, saatlerce konuþtu, sohbet eder gibi, karþýsýndakine fark ettirmeden, faydalý olabilecek bilgi birikimlerini ustaca çekip aldý. Kendi öz düþüncesinde kurup tasarladýðý bu büyük idealini, kimseden bir aferin beklemeksizin, canlýlarýn mutluluktan aldýðý payýn biraz daha çoðalmasýný saðlamak diye özetlediði giriþiminin baþarýsý için bir tür karakter betimlemesi yapýyordu.


    Sonunda, Serdar ile Metin, daha önce Bay Kemal’e kýlavuzluk etmiþ olan yaþlý köylüyü buldular. Yaþlý köylü onlarý Umut Geçidi’nin giriþine kadar getirdi. Burada yaþlý köylünün Umut Geçidi ve ondan sonrasý hakkýndaki tanýtým konuþmasýndan sonra Serdar geçide girdi. Geçitte elli metre kadar ilerleyip bulduðu kuytu bir köþeye oturdu. Sýnýrlarý kesin çizgilerle belirtilmemiþ, duruma göre anýnda deðiþime uðrayabilecek esnek bir plan hazýrlamýþtý ve bu planýn sadece iskeleti deðiþmeyecekti. Aslýnda basit gibi görünen fakat son derece karmaþýk olan bu planý kontrolden geçiren Serdar, kendinden önce Umut Geçidi’ne giren idealistler gibi zamanlama hatasý yapmayacak, açýk alana gündüz deðil, gece çýkacaktý.
    Serdar hava iyice karardýktan sonra açýk alana çýktý. Mümkün olduðunca kenardan, kayalýklarýn arasýndan yürümeye baþladý. Birden durdu. Gelen vardý. Ýri, kocaman bir karaltý az ileriden geçti, geçide doðru gitti. Bu bekçi olmalýydý. Daha doðrusu birinci bekçi. Eðer tahminleri doðruysa, mutluluk çiçeðinin yanýna gidinceye kadar birkaç tane daha bekçi görmesi muhtemeldi, çünkü yaþlý köylü yetmiþ yýlý aþkýn bir süredir buralarda yaþýyorum demiþti. Yaþlý köylü doðmadan önce de bu adam bekçilik yaparmýþ. Bundan dolayý adý mutluluk çiçeðinin efsanevi bekçisine çýkmýþ. Normal olarak bir adam yüzyýllarca yaþayýp genç kalamayacaðýna göre, bu bekçi ayný bekçi olamazdý. Bir bekçi sülalesi olabilirdi. Nesilden nesile bekçilik görevini devrediyorlardý birbirlerine.


    Serdar tekrar ilerlemeye baþladý. Aðaçlýðýn kenarýna yaklaþmýþtý ki, bir bekçi daha gördü. Bu birinci bekçi olamazdý, o zaman ikinci bekçiydi. Bir süre yürüdükten sonra ortalýðýn aydýnlanmaya baþladýðýný fark etti. Bu aydýnlýðýn sebebinin mutluluk çiçeðinin saçmakta olduðu pýrýltýlar olduðunu biliyordu. Aðaçlar arasýnda nöbet tutan üçüncü bekçiyi atlattýktan sonra düzlüðe çýktý. Ýþte mutluluk çiçeði karþýsýndaydý. Etrafýný gündüz gibi aydýnlatýyordu. Serdar, mutluluk çiçeðinin yanýna yaklaþtýkça onun zannedildiði gibi bir bitki deðil de, plastik bir maddeden yapýlmýþ dýþ yüzeyi bulunan – ki bu dýþ yüzeyin üstünde çiçek kabartmasý vardý –ansiklopedi büyüklüðünde, kalýn bir kitap olduðunu gördü. Bu büyük kitap, yerden iki metre kadar yüksekte bir kaidenin üstünde duruyordu. Kaideye de taþ merdivenlerden çýkarak ulaþýyordun.
    Serdar esnek olarak hazýrladýðý planýnda mutluluk çiçeðinin bitki olamama durumunu göz önünde bulundurduðu için hazýrlýksýz sayýlmazdý. Geriye dönüp aðaçlýðýn kenarýndaki bir taþýn üzerine oturdu. Mutluluk çiçeði tam karþýsýndaydý. Þimdi ne yapmalý ne etmeliydi de mutluluk çiçeðine bir zarar vermeden onun iþlevini geliþtirmeliydi. Zaman kýsýtlýydý. Þu anýn gece yarýsý olduðunu farz etsen sabah oluncaya kadar sekiz saat vardý. Bu zaman zarfýnda mutlaka sorun çözülecek, buluþ gerçekleþecek diye söylendi. Serdar kendine has yorumlarla en basitinden baþlayarak düþüncesinde fikir üretmeye baþladý. Bu fikir üretiminin gerçekleþmesinde – Fikir üretimi: Beyin jimnastiði. Halk dilinde, kafa çalýþtýrma. – yolda gelirken çeþitli insanlarla yaptýðý konuþmalarda ortaya çýkan karakter tablosunun büyük yararý oluyordu. Hafýzasýna kaydettiði karakterler hatýrýna geliyordu. Bu onun sorunu çok yönlü olarak düþünmesini saðlýyor, baþarý þansýný arttýrýyordu. Böylece aradan saatler geçti. Sabah güneþ doðarken Serdar sorunu çözmüþ olmanýn gönül rahatlýðý içinde son rötuþlarý yapmakla meþguldü. Buluþ gerçekleþmiþti.


    Birkaç saat daha geçtikten sonra hazýr olduðuna inanan Serdar, bekçilerden birisiyle tanýþmak için fýrsat kollamaya baþladý. Bu beklentisinin uzun sürmeyeceði belliydi, çünkü bekçilerden birisi bulunduðu tarafa doðru geliyordu. Serdar hemen oturduðu yerden kalkarak yüksekçe bir kayanýn üzerine çýktý ve seslendi: “ Bakar mýsýnýz, ben buradayým. Evet, size seslenen benim. “ Serdar kendisini görüp yanýna gelen bekçinin þaþkýn bakýþlarý arasýnda durmadan konuþmasýný sürdürdü. Kim olduðunu, buraya nasýl geldiðini, amacýnýn ne olduðunu ve sonunda soruna bir çözüm yolu bulduðunu anlattýktan sonra kendisini ailesiyle tanýþtýrmasýný rica etti. Serdar’ýn anlattýklarýný büyük bir dikkatle dinleyen bekçi: “ Olur efendim, tanýþtýrýrým. Onlar sizinle tanýþmaktan þeref duyacaklardýr. Buyurun, þu taraftan gideceðiz “ dedikten sonra, Serdar’ýn peþi sýra yürümeye baþladý. Serdar’ýn geliþ yönünün aksi istikametinde aðaçlarýn arasýnda ilerleyen Serdar ile bekçi, aðaçlýk alandan çýktýktan sonra, Umut Geçidi’nin sol tarafýnda kalan daðýn yamaçlarýndaki bekçi sülalesinin yaþadýðý evlerin bulunduðu yerleþim birimine geldiler. Genç, yaþlý birçok bekçinin etrafýna toplanmasýný fýrsat bilen Serdar, þimdiye kadar ne öðrendiyse, ne biliyorsa her þeyi anlattý. Her çeþit konuda bilgisini ortaya koydu. Bilgi akýmý, karakter betimlemesi, karakter tablosu ve fikir üretimi gibi deyimlerin anlamlarýný Serdar’ýn örnekler vererek açýklamasýna karþýn, tam olarak anlayamayan bazý genç bekçi adaylarý pas geçti. Nasýlsa Serdar, bir süre daha sizlerle beraber olacaðým demiþti. Onun boþ bir zamanýnda bu durumu sorar öðrenirlerdi.


    Ertesi gün dört kiþilik bir bekçi grubu dýþ dünya ile irtibatlarýný saðlayan bir gizli geçitten geçerek Serdar’ýn istemiþ olduðu ebatlardaki iki aynayý almak için gittiler. Yine dört kiþilik bir baþka bekçi grubu ayný geçitten geçerek deðiþik yörelere doðru gittiler. Bu ikinci grubun görevi, gittikleri yerlerdeki canlýlar arasýnda mutluluk hissinin ne þekilde ve ne oranda artýþa neden olacaðýný belirledikten sonra bunu bir rapor halinde çalýþma grubuna sunmak olacaktý. Ýlk giden grup beþ gün sonra geri döndü. Aynalar yerlerine takýldýðý zaman, gökyüzüne ve topraða daðýlan ve hiçbir þeye faydasý dokunmayan mutluluk pýrýltýlarý aynalar vasýtasýyla yansýtýlýp, diðer dört yanal yüzeyden yeryüzüne daðýlan mutluluk pýrýltýlarýna karýþmasýna sebep olunacak ve sonuç olarak da, canlýlarýn mutluluktan aldýklarý payýn yüzde elli oranýnda artýþý saðlandý. Serdar ayný günün akþamý þerefine düzenlenen törene katýldýktan sonra, ertesi gün çalýþma grubuna baþvurarak on altý gündür burada olduðunu ve burada kendisine gösterilen ilgiden çok memnun kaldýðýný fakat Umut Geçidi’nin giriþinde dostlarý bulunduðunu, onlarý çok özlediðini ve onlarý daha fazla merakta býrakmamak için, gitmeye karar verdiðini söyledi.


    Ertesi gün Serdar ile Metin, yaþlý köylü ile vedalaþtýktan sonra yola koyuldular. En kýsa yoldan Bay Kemal’in evine varmayý hedefliyorlardý. Serdar ile Metin, Bay Kemal’in evinin yakýnýna geldiklerinde, Bay Kemal’i evin önünde yardýmcýsý Vedat’la beraber gezinirken gördüler. Belli ki, Bay Kemal mutluluk çiçeðinin saçmakta olduðu pýrýltýlardan payýna düþeni almýþ, ayaklarýna can gelmiþ, yürümeye baþlamýþtý. Aradan bir saat geçmeden dördü birlikte yola çýktýlar. Onlarý bu derece hýzlý hareket etmeye zorlayan sebep neydi? Serdar olaný, biteni anlattýktan sonra bir an önce doðduðu þehre dönmek istediðini, oradaki arkadaþlarýnýn ucuza çalýþtýrýlmak üzere fabrikaya götürülme durumuyla karþý karþýya olduklarýný söylemiþti. Bu duruma karþý çýkacak, oradaki arkadaþlarýnýn birer lokma halinde yutulmalarýna izin vermeyecekti.


    Þehre geldiklerinde þehir meydanýnda hiç arkadaþý olmadýðýný gördüler. Serdar geç kaldýðýný anladý. Üzüntüsü sonsuzdu. Þaþkýn bir halde etrafýna bakýnýrken, meydanýn kenarýndaki evlerin arasýndan çýkýp “ Serdar..Serdar..” diye baðýrarak kendisine doðru koþmakta olan bir arkadaþýný gördü. Bu Murat’tý. Serdar da, ona doðru koþmaya baþladý. Biraz sonra birbirlerine sýkýca sarýldýlar.
    Serdar: “ Diðer arkadaþlar götürüleli kaç gün oldu? “ diye sordu.
    Murat: “ Üç gün önce. Kamyonlara yükleyip hepimizi fabrikaya götürdüler. Ben bir fýrsatýný bulup fabrikanýn kapýsýnda kamyondan atlayýp kaçtým. Amacým, geri döndüðünde durumu sana anlatmaktý. Senin baþarýlý olduðunu biliyoruz. Biz sadece iþçi adayý olduðumuz ve sonunda nasýl olsa fabrikada ucuza çalýþtýrýlacaðýmýzý düþündüðümüz için, patronun bizler için hazýrladýðýný sandýðýmýz o tek yola girmiþ bilinçsizce yürüyorduk. O tek yoldan baþka ve çok daha faydalý, yararlý yollar olabileceðini aklýmýza getiremiyorduk. Sen, sende doðuþtan var olan bu kabiliyetini bizi yönlendirmek için kullanmak istedin. Beynimizdeki sis perdesini daðýtmak istedin. Sen bu durumu bize iyi anlatamadýn mý? Hayýr, aslýnda çok iyi anlattýn da, biz sana pek kulak asmadýk. Yani söylediklerini önemsemediðimiz için dinlemedik “ dedi.
    Murat’ýn söyledikleri Serdar’ýn þaþýrmasýna sebep olmuþtu: “ Vay Murat! Sen neler biliyormuþsun da benim haberim yokmuþ. Ben de o anlattýklarýmýn boþuna olduðunu düþünüp üzülüyordum. Murat, senden beni ve buradaki arkadaþlarý fabrikaya götürmeni isteyeceðim. “


    Fabrikanýn yakýnlarýna geldiklerinde hava iyice kararmýþtý. Fabrikanýn dýþ kapýsý kapalýydý. Arkadaþlarýnýn isteksiz olduðunu gören Serdar fabrikanýn duvarýna týrmandý. Oradan bahçeye atladý. Bahçeyi kontrol ettikten sonra açýk bir pencereden fabrikaya girdi. Fabrikanýn yönetim odasýnda bulduðu belgelere göre, köle olarak çalýþtýrýlmak üzere taþ ocaklarýna götürülmüþlerdi. Serdar bir süre bu acý durumun üzüntüsünü yüreðinde taþýdý. Zamanla üzüntüsü hafiflemeye baþladý. Onlardan ilgi görmediði halde onlarý kurtarmak için çýrpýnýp durmuþtu. Fakat angaryanýn da bir sýnýrý vardý. Bir idealistin anlattýklarýna inansýn diye kimseye baský yapmaya, zor kullanmaya hakký yoktu. Tek yapacaðý inandýrmaya çalýþmak olabilirdi. Þimdi yeni bir program hazýrlamasý gerekiyordu. Dünyadaki canlýlara faydalý olabilmek amacýný güdüyordu. Bunu gerçekleþtirebilmek için, bir an bile olsa, heyecanýný kaybetmeden, sadece kendine özgü bir biçimde çalýþmalarýna sonuna kadar devam etmeye kararlýydý.


    SON


    Yazan: Serdar Yýldýrým - 1991

  2. KELOÐLAN ÝLE ULUDAÐ
    Bundan yýllar önce Anadolu'da bir Keloðlan yaþarmýþ. Bu Keloðlan anasýyla birlikte karýnca misali geçinir giderlermiþ. Keloðlan çalýþmayý sevmezmiþ ama anasýnýn zorlamasýyla iþ bulup çalýþtýðý ve üç beþ kuruþ kazandýðý olurmuþ. Keloðlan bir gün bir gezginden duyduklarý karþýsýnda neredeyse büyük dilini yutacakmýþ. Gezginin anlattýðýna göre, Uludað'da yaþayan kocamýþ bir ihtiyar varmýþ ve bu ihtiyar 54 milyon yaþýndaymýþ.

    Keloðlan kendi etrafýnda þöyle bir döndükten sonra: " Aboov! Sen ne diyorsun gezginim! Hiç o kadar yaþýnda insan olur muymuþ? 54 yaþýnda deseydin inanýrdým da öyle milyon yaþa falan benim aklým ermez. Peki, sen inanýyor musun ihtiyarýn o kadar yaþadýðýna? "
    Bunun üzerine gezgin: " Tabi inanýyorum. Ýnanmasam sana söyler miyim? Kendisini yýllardýr tanýyorum. Ben çocukken ihtiyardý, 30 yaþýna girdim yine ihtiyar. Babam, dedem zamanýnda da ihtiyarmýþ. Dedemin dedesi de onu tanýrmýþ ve o zamanda ihtiyarmýþ. En aþaðý hesaba vursan 200 yýl çýkar. 200 yaþ da az deðil hani. "
    Keloðlan: " Onun orasý öyle, 200 yaþýnda olabilir ama 54 milyon bana inanýlmaz geldi. Hiç inanmadým. "
    Gezgin: " Seni tanýrým Keloðlan, inanmadým dersin ama araþtýrma yapmaktan geri durmazsýn. Ya doðruysa deðil mi? Sen meraklý köylüsün. Uludað'a gidersin. Ýhtiyarý bulursun. Onunla konuþursun. "

    Gezgin, Keloðlan'ý iyi tanýyormuþ. Ertesi sabah anasýndan izin alan Keloðlan, Uludað'a doðru yola çýkmýþ. Keloðlan yolda sormuþ, soruþturmuþ, yeni insanlarla tanýþmýþ, konuyu araþtýrmýþ. Gezginin anlattýklarýyla insanlarýn anlattýklarý birebir örtüþüyormuþ. Uludað'da milyonlarca yýldýr yaþayan bir ihtiyar varmýþ ve Keloðlan onunla bir an önce tanýþmak için sabýrsýzlanýyormuþ.

    Sonunda Keloðlan çok yaþ yaþamýþ, diþleri dökülmüþ, iki büklüm ihtiyarý bulmuþ. Onunla koyu bir sohbete dalmýþ. Keloðlan sormuþ: " Dedem, ben geldiðimde selam dedim, sen kafaný kaldýrýp beni gördün ve hoþ geldin Keloðlan, selam evladým, dedin. Benim adýmý nereden biliyordun ki? Sanýyorum beni ilk kez görüyorsun."
    " Bak bu doðru Keloðlan. Seni ilk kez görüyordum ama adýný biliyordum. Benimle görüþmeye gelenlerden bazýlarý Keloðlan deyip baþýndan geçmiþ bir olayý anlattýlar. Aslaným, sen çok meþhursun. Gezgine de söyledim, þu Keloðlan'ý kap getir diye. Kendi gelmedi ama seni gönderdi. Benim için seni tanýmak zor olmadý. "
    " Dedem, þu üç günlük dünyada derler, dünya sence de üç günlük müdür? "
    " Dünya üç günlük deðildir. Beþ günlük de deðildir. Yaþadýðý günlerin pek çoðunu deðerlendirmiþ, zamanýný boþa geçirmemiþ bilgili, kültürlü bir insan þu üç günlük dünyada deyimini kullanmaz. "
    " Dedem, bu dünyaya yalan dünya diyorlar. "
    " Olur mu Keloðlan? Dünya yalan olur mu? Tabi ki bu dünya gerçektir. "

    Ýki büklüm ihtiyar aniden doðruluvermiþ: " Bak ben Uludað'ým. 54 milyon yaþýndayým. "
    Keloðlan: " Nee?! Sen Uludað mýsýn? "
    " Tabi ya ne sandýn? Uludað'ýn bir de insansal karþýlýðý olmalý. Dünya çapýnda bir dað derdini anlatabilmeli. Bak Keloðlan, insanlar bir fikir ve düþünce sistemine baðlý kalmamalý. Diðer fikir ve düþüncelere saygý duymalý. Eleþtiri kabul etmeli. "
    " Dedem Uludað, seni üzdüysem beni affet. Nice zamandýr bu sorular kafama takýlýyordu. Soran öðrenir, sormayan ne öðrenmiþ, derler. Ben de geldim, seninle tanýþtým, memnun oldum. Misafirin iyisi erken kalkandýr. Ýzin istiyorum. "
    " Ýzin senindir Keloðlan. Ama çok erken kalktýn. "
    " Dedem, bu kadarý yeterli. Konuþtuklarýmýzý anlatmama izin çýkar mý? "
    " Çýkar. Ben sözlerimin arkasýndayým. "

    Keloðlan düze indikten sonra köyünde ve diðer köy ve kasabalarda Uludað'la konuþtuklarýný anlatmýþ. Herkes, Keloðlan'ýn anlattýklarýný ilgiyle dinlemiþ. Bir kiþi bile karþý çýkan olmamýþ. Doðru söze ne denir? Demek ki doðru söyleyen dokuz köyden kovulmuyormuþ.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  3. KELOÐLAN SERDAR YILDIRIM'A KARÞI
    Bir adým, iki adým, üç adým. Dört yanýna dört eder kýrk dört adým.
    Keloðlan, Ýnegöl ile Yenice arasýndaki göl kýyýsýnda balýk tutuyormuþ. Tutuyormuþ da kovasý boþmuþ. Sabah erkenden göl kýyýsýna geldiðinde öðle yemeði derdindeymiþ. Öðlene kadar boþ geçmiþ, akþam yemeði için, dertlenmiþ. Eli boþ gidersem, anam býrakmaz eve gireyim. Ormanda yatýlmaz ya kurt, kuþ dolu. Hiç olmazsa bir balýk yakalasaydým. Oltanýn ucuna yem takarým, balýk gelir, yemi yer ama oltaya yakalanmaz. Göl balýk dolu. Millet gelir, kovayý doldurur ve gider. Bu balýk tutma iþi etti beni heder.

    Zaman gezgini Serdar Yýldýrým Keloðlan'ý görünce yanýna gelmiþ. Bu ikisinin daha önce yaþadýðý maceralar varmýþ.
    Serdar: " Selam Keloðlan. Bakýyorum kovan dolu. Göldeki bütün balýklarý tutmuþsun. "
    Keloðlan: " Serdar, selam da sen eskiden benimle alay etmezdin. Bana daima yardýmcý olurdun. Benim de sana çok yardýmým oldu. "
    Serdar: " Alýnma be Keloðlan. Þakacýktan öyle dedim. Söz seninle bir daha bu tarz konuþmam. Ýlk ve son olsun. "
    Keloðlan: " Özürünü kabul ettim, gitti. Sen benim öyle dediðime aldýrma. Sabahýn adý var, bir balýk tutamadým. Üzüntüden çakýl taþý kadar küçüldüm, kaldým. "
    Serdar: " Demek üzüntün bundandý. Ben de seni buraya yeni geldin sandým. Bak sana nasýl balýk tutulur, göstereyim. Kovayý alýr, suyun içine girersin. Kovayý uzatýrsýn ve haydi bakalým balýklar, atlayýn kovanýn içine dersin. Balýklar kovaya dolunca eve gidersin. "

    Serdar dediðini aynen yapmýþ. Biraz sonra bir kova dolusu balýkla Keloðlan'ýn yanýna gelmiþ. Balýklarý gören Keloðlan çok sevinmiþ. Þimdi hedef Keloðlan'ýn eviymiþ. Keloðlan balýklarýn hepsini ben tuttum deyince anasý, bravo benim balýkçý oðluma demiþ ve balýklarý piþirmek için, ocaðýn yanýna gitmiþ.
    Keloðlan: " Daha daha nasýlsýn? " diye sormuþ.
    Serdar: " Ýyiyim, hoþum, doluyum, boþum. Haberler sende. Birkaç ay önce taþýndýðýn bu yeni evine alýþabildin mi? "
    Keloðlan: " Buraya alýþtým alýþmasýna ama bir de aþk durumlarý oldu. Hayýr, sorma, hiç anlatmam. "
    Serdar: " Aþk durumlarý ha? Aþýk oldun yani. Belliydi balýk tutamadýðýndan. Aþýk adamýn oltasýna balýk takýlmazmýþ. Ben sormadým sen de anlatma. Kime aþýk oldun bakalým? Kim bu þanslý kýz? "
    Keloðlan: " Angelacoma ( Ýnegöl ) Tekfuru Nicola'nýn kýzý. Bu eve taþýndýðýmýzýn ertesi günüydü. Göl kýyýsýnda karþýlaþtýk. Bir an gözgöze geldik. Kalbim davul gibi gümledi, burnum zurna gibi öttü. Aþýk olmuþtum. Kýz da bana karþý ilgi duymuþ. Yanýma geldi. Adýmý sordu. Keloðlan dedim. Meðer o beni eskiden beri tanýyormuþ. Adýmý biliyormuþ. Elele tutuþtuk, geleceði konuþtuk. Serdar senin geleceðe ait tahminlerin tutuyordu. Hani diyordun ya: Bin yýl sonra insanlar ne seni ne beni unutmazlar. Bu düþüncen ilk anda bana olamaz gibi gelmiþti ama öncesinden benim adým hatýrlanýr. Sen de benim masallarýmý yazdýðýn için ve o masallardan bazýlarýnda olduðun için, senin adýn da unutulmaz. Senin þu an itibarýyla yaþadýðýn tarih nedir? "
    Serdar: " Bence bugün 22-Aðustos-2016 yýlýndayým. "
    Keloðlan: " Gelecek yýllara, yüz yýllara, bin yýllara benden kucak dolusu selam. "
    Serdar: " Benden de selam. Önce þiir yazmaya baþladým. Sonra masal ve hikaye yazmaya. Ýnternete 2006 yýlýnda girdim. Eserlerimi yayýnlamaya baþladým. Çok ilgi gördü. Okurlar, yazdýklarýmý beðendiler. 2011 yýlýnda Ankara'dan Sýradýþý Yayýnlarý benimle irtibata geçerek on tane masalýmý ayrý ayrý kitaplar halinde, büyük boy ve resimli olarak yayýnladý. Sonradan pek çok yayýnevi haberim olmadan internetten masallarýmý alarak masal kitaplarýnda ve yardýmcý ders kitaplarýnda yayýnladý. 155 tane kitap ve dergide eserlerimi bulup satýn aldým. Kimbilir daha kaç tane var? "
    Keloðlan: " Benim masallarýmý da yazýyordun. Kaç tane oldu? "
    Serdar: " 58 tane oldu. Tüm yazdýklarým 280 tane oldu. "
    Keloðlan: " 58 tane Keloðlan masalý mý? Var git sen 1.000 yýl daha yaþa. 2.000 tane olmazsa hakkýmý helal etmem. "
    Keloðlan'ýn anasý: " Haydi çocuklar, balýklar piþti, sofraya düþtü. Soðumadan karnýnýzý doyurun da sonra atmaya, tutmaya devam edersiniz, " deyince iki aç insan sofraya oturmuþ. Dakikalar sonra sofrada balýktan eser kalmamýþ.

    Serdar bir ay Keloðlan'ýn evinde misafir kalmýþ. Sonrasýnda köye gelen bir tellal Angelacoma'nýn Turgut Alp tarafýndan alýndýðýný söylemiþ. ( MS.1299 ). Bundan dolayý Osman Gazi, Burussa ( Bursa ) kapýsýna dayanmýþ.
    Keloðlan: " Duydun mu Serdar, Angelacoma'da savaþ olmuþ da bizim haberimiz olmamýþ. Orasý kaç adýmlýk yer? "
    Serdar: " Tekfurun kýzý kimbilir þimdi ne haldedir? Belki de babasýyla birlikte esir düþmüþtür. "
    Keloðlan: " Ne? Esir mi düþmüþtür? Kalk Serdar, kalk. Gidelim Angelacoma'ya, varalým Turgut Alp'in huzuruna. Ettiyse esir tekfuru, istesin tekfurdan kýzýný. "

    Keloðlan ile Serdar, hýzla yürüyerek gitmiþler ve Turgut Alp'in huzuruna çýkmýþlar. Turgut Alp'in iþi baþýndan aþmýþ. Keloðlan'ý dinleyince vezirine dönerek, kýza sorun, istiyorsa varýn gidin evlendirin Keloðlan'la, demiþ. Kýz evet deyince Keloðlan ile tekfurun kýzý evlenmiþ. Birlikte köye dönmüþler. Anasý Keloðlan'ý ve kýzý güleryüzle karþýlamýþ. Eve buyur etmiþ.

    Serdar bakmýþ ilgilenen yok oradan ayrýlmýþ. Zaman gezgini olarak geçmiþin ve geleceðin labirentlerine doðru yola çýkmýþ. O labirentler ki, bazen çok soðukmuþ, bazen sýcakmýþ. Çok soðuk olunca beyni buz tutarmýþ, bir cümle bile yazmak istemezmiþ. Bazen sýcak olurmuþ, yazdýkça yazacaðý gelirmiþ. Serdar, yazdýklarýmý okuyan oldukça yazmaya devam edeceðim, demiþ.
    Orhan Gazi Bursa'yý almýþ.
    Turgut Alp Ýnegöl'e yerleþmiþ.
    Keloðlan, tekfurun kýzý ile mutlu olmuþ.
    Serdar Yýldýrým bu masalý yazmýþ.

    Keloðlan bahçeden dört gül koparmýþ.
    Birini Orhan Gazi'ye, birini Turgut Alp'e.
    Birini tekfurun kýzýna, birini anasýna vermiþ.
    Serdar olayý duyup geri gelmiþ, hani bana demiþ.
    Keloðlan sana yok demiþ ve eve girip kapýyý kilitlemiþ.

    SON

  4. KELOÐLANI ÇARMIHA GERDÝLER
    Keloðlan kasabaya tuz almaya gidiyormuþ. Bakmýþ yolun ilerisinde arabýn biri, evin etrafýnda dönüp duruyor. Keloðlan arabýn yanýna gelmiþ ve arapla birlikte dönmeye baþlamýþ. Keloðlan sormuþ: " Ey arap, bu ev senin midir? "
    Arap cevap vermiþ: " Evet, ev benimdir. Senin adýn nedir? "
    " Benim adým Keloðlan'dýr. Ya seninki? "
    " Benim adým da Bekir'dir. Nereye gidersin? "
    " Kasabaya giderim. Ya sen niye evin etrafýnda dönersin? "
    " Bir tür inanýþ. Ben uydurdum, döndükçe kötülükler evden uzaklaþýr. "
    " Günde kaç defa dönersin? "
    " Aklýma geldikçe, kafama estikçe üç-beþ defa. "
    " Dönmesen, yürümesen, dursan, diyen Keloðlan'a arap çok kýzmýþ. "
    " Bana nasýl dönme dersin, " diyen arap Keloðlan'ý yakalayýp baðlamýþ. Daha sonra aðaç dallarýndan çarmýh hazýrlayýp Keloðlan'ý bu çarmýha germiþ. Ellerini, ayaklarýný baðlamýþ. Haydi, bana müsaade, diyen arap yürüyüp gitmiþ.

    Bu masalý yazmakta olan Serdar Yýldýrým Keloðlan'ýn haline acýmýþ. Noktayý koyup, kalemi elinden atarak, defterin içine girmiþ ve Keloðlan'ýn yanýnda belirmiþ. Onun baðlý olan ellerini ve ayaklarýný çözmüþ. Keloðlan, Serdar'a teþekkür etmiþ. Sana bir can borcum var, demiþ. Kendisini çarmýha geren arabýn tekin biri olmadýðýný, burada fazla eðlenmemesini söyleyip hýzlý adýmlarla oradan uzaklaþmýþ.

    Serdar saða-sola bakýnýrken arap gelmiþ. Serdar'dan Keloðlan'ý býraktýðýný öðrenen arap küplere binmiþ. Baðýrýp çaðýrmýþ. Hýrsýný alamayan arap Keloðlan'ý çarmýha gerdiði yere bu kez Serdar'ý baðlamýþ. Haydi, bana müsaade deyip yürüyüp gitmiþ.*

    Aradan yarým saat geçmiþ geçmemiþ Keloðlan geri gelmiþ. Serdar'ý çarmýhtan indirmiþ. Sana can borcum ödendi, demiþ. Bunun üzerine Serdar gelecekten geldiðini, yazdýðý pek çok masalýn yaný sýra Keloðlan masallarý da yazdýðýný, þimdiye kadar yirmi tanesinin bittiðini söylemiþ. Masallarý internette yayýnladýðýný, yayýnevlerinin bunlarýn bazýlarýný masal kitaplarýna aldýðýný belirtmiþ.*

    Keloðlan: " Ýnternet nedir bilmem ama benim masallarýmýn kitaplara geçmesine çok sevindim. Herkes okuyor mu onlarý? "
    Serdar: " Evet Keloðlan. Herkes okuyor. "
    Keloðlan: " Dur bak Serdar, baþýmdan geçen birkaç olayý anlatayým. Onlarýn da masalýný yaz. "
    Serdar: " Tamam, olur Keloðlan. Ama önce buradan uzaklaþalým. Arap gelirse bu kez ikimizi birden çarmýha gerer, kurtaran da olmaz. "
    Keloðlan: " Doðru ya, ben arabý unutmuþtum. O kadar yalvardým beni çarmýha gererken, bir merhamet göstermedi. "

    Serdar: " Bense araba hiç yalvarmadým. Yaptýðýnýn yanlýþ olduðunu söylemekle yetindim. Senin geri geleceðini biliyordum. Bu Keloðlan benim bildiðim Keloðlan ise, buralardan gitmemiþtir, bizi seyrediyordur, diye düþünüyordum. Hani can borcum diyordun ya onu ödemek için. Ben senin kadar zeki olsam baþka ne isterim. "

    Keloðlan: " Bütün sözlerin doðru. Anam haricinde herkes benim zeki olduðumu söyler. Þu gördüðün saksý boþ deðil yani. "
    Karþýdaki ormandan çýkan arabý gören Keloðlan ile Serdar ayrý yönlere bir kaçýþ kaçmýþlar ki sormayýn! Ýkisi ayný yöne kaçsalar ve araba yakalansalar kim kurtaracakmýþ? "
    Arap daha sonra evine girmiþ, yemek yiyip, yatýp uyumuþ. Gece yarýsý þiddetli bir yaðmur yaðmýþ. Bu arada arabýn evine yýldýrým düþmüþ. Arap artýk yaþamýyormuþ.*


    SON

  5. KELOÐLAN SITMA SAVAÞI
    Eski zamanlarda bir ülkenin padiþahýnýn yüz tane çocuðu varmýþ. Bu çocuklarýn ellisi oðlan, ellisi kýzmýþ. Padiþah oðlanlar büyüdükçe onlarý deðiþik þehirlere sancak beyi olarak göndermiþ. Kýzlarýný ise, sevdikleri gençlerle evlendirmiþ. Sadece biri, evlenmeye yanaþmamýþ. Bu da padiþahýn kýzlarýnýn en güzeli olan en küçük kýzýymýþ. Bütün taliplerini geri çevirmiþ. Çünkü hiç birinde aradýðý özellikler yokmuþ. Benim evleneceðim erkek mütevazi, cesur, bilgili ve atýlgan olmalý diyormuþ.*

    Günün birinde bu ülkede ateþli bir hastalýk olan sýtma baþ göstermiþ. Hastalýk kýsa sürede yayýlmýþ. Pek çok insan yataklara düþmüþ. Ülkenin hekimleri, bilginleri hastalýðýn çaresini bulamamýþ. Padiþah, hastalýðý önleyip, hastalarý iyileþtirene on eþek yükü altýn vereceðini bildirmiþ. Ayrýca en küçük kýzýný bu kiþiyle evlendireceðini ilan etmiþ. Olanlardan haberdar olan Keloðlan anasýndan izin alýp baþkente gitmiþ. Saray bahçesinde padiþahýn en küçük kýzýný gören ve onunla konuþan Keloðlan ata binerek daðlarda, ovalarda günlerce yol almýþ. *Þehirlere, köylere giderek hastalarla ve hasta yakýný çocuklarla konuþmuþ. Hastalar, sivrisinek soktuktan sonra bu hastalýða yakalandýklarýný ve sivrisineklerin bataklýkta çoðalýp etrafa yayýldýðýný anlatmýþlar. Birkaç hasta yakýný çocuk, Keloðlan'a bataklýðý ve buraya suyunu akýtan dereyi göstermiþ. Keloðlan derenin akýþ yönünü deðiþtirip denize yönlendirerek, bataklýðý kurutmayý planlamýþ. Böylece sivrisineklerin yaþam alaný yok olacakmýþ. Keloðlan'ýn yanýndaki çocuklar, komþu þehir ve köylere giderek olaydan diðer çocuklarýn haberdar olmasýný saðlamýþlar. Keloðlan çaðýrýyor, gelmelisiniz, demiþler.

    Birkaç gün sonra derenin kenarýndaki ovada binlerce çocuk toplanmýþ. Bu çocuklar, Keloðlan'ýn söylediklerini yaparak topraðý kazýp kanal açmýþlar ve dereyi denize akýtmýþlar.* Suyu kesilen bataklýk, sýcak havanýn etkisiyle on günde kurumuþ. Oralardaki sivrisinek nesli yok olmuþ. Keloðlan sivrisinek sokmasýyla ortaya çýkan sýtmanýn önünü almýþ. Sýtmalý hastalara kýna kýna kabuklarýndan hazýrladýðý ilacý içirerek iyileþmelerini saðlamýþ. Padiþahýn verdiði on eþek yükü altýnýn, bir eþek yükü bana yeter, diyerek dokuzunu çocuklara daðýtmýþ. Padiþahýn en küçük kýzýyla evlenmiþ. Düðün hediyesi olarak verilen sarayda yaþamaya baþlamýþ. Anasýný yanýna almýþ. Üçü birlikte gelecek güzel günlere gülümseyerek bakmýþlar. Masalýmýz da burada bitmiþ.*

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  6. KELOÐLAN BEBEK DEV
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir Keloðlan varmýþ. Bol bol yemek yer, bel bel bakýnýr, yan gelip yatarmýþ. Anasý bir gün kýzmýþ Keloðlan'a: " A benim kel oðlum. Bütün gün yatmasan, bir iþe yarasan, bak önümüz kýþ, daðdan odun kýr getir, benden sana alkýþ. " demiþ. Bunun üzerine Keloðlan, anasýný daha fazla üzmemek için, baltayý kaptýðý gibi daða çýkmýþ.

    Keloðlan daðda kesilecek aðaç aramýþ, durmuþ. Onurlu, kiþilik sahibi insan yaþ aðaca balta vurmazmýþ ya, Keloðlan da daðda boþu boþuna kuru aðaç aramýþ. Keloðlan aðaçlara acýya dursun ilerden bir yerlerden bebek aðlamasý, ýnga sesi duymuþ. Keloðlan sesin geldiði yöne doðru gitmiþ ve sonunda büyük bir maðarada aðlayan kocaman bir bebek devle karþýlaþmýþ. Bebek dev maðara duvarýna tutunup ayaða kalktýðýnda boyu dört metreyi buluyormuþ.
    Bebek dev, mama, mama, der dururmuþ. Keloðlan onun acýktýðýný anlamýþ. Hani anne, baba, demiþ.
    Bebek dev: " Anne, baba yok, gitti. " demiþ.
    Keloðlan, ne istersin, deyince bebek dev, süt, süt, demiþ. Keloðlan, iki saat bekleyebilir misin ? Ben bir koþu köye inip sana süt getireyim, deyince, bebek dev, olur, demiþ. Keloðlan fýrlamýþ, köye inmiþ, köylüleri olaydan haberdar etmiþ. Güðümlerle, bidonlarla süt köylüler tarafýndan taþýnýp, bebek dev beslenmiþ.

    Ertesi gün bebek dev, yanýnda köylüler olduðu halde, emekleyerek daðdan düze inmiþ, köye gelmiþ. Köydeki çiftlikler ve mandýralar bebek deve süt yetiþtirmiþler. Bebek dev birkaç ayda emeklemeyi býrakýp, ayaða kalkmýþ. Bebek devin köyde gezerken, köylülere iþtahla baktýðýný kimse fark etmemiþ. Sonraki günlerde adamlar ve kadýnlar kaybolmaya baþlamýþ. Keloðlan bebek dev geldikten sonra bu böyle oldu, diye düþünmüþ. Bebek devi takip etmeye baþlamýþ. Sonunda onu bir köylüyü yakalayýp aðzýna götürürken görmüþ.

    Keloðlan: " Hey bebek dev, býrak o köylüyü, yeme. " demiþ. Bebek dev köylüyü býrakmýþ, köylü kaçýp gitmiþ. " Ey bebek dev, ben seni maðarada bulduðumda çaresizdin. Sana yardým etmesem, hayatla mücadeleni kaybederdin. Köylülerin de sana yardýmý büyük oldu. Neden onlarý yiyorsun? "
    " Þey! Ama köylüler çok tatlý. Çýtýr çýtýr yedim onlarý. "
    Sözün bittiði yer burasýymýþ. Keloðlan bebek devle konuþmasýna devam etse ne olacakmýþ? Þöyle bir düþünmüþ. " Bebek devi köylülerin baþýna bela eden benim. O zaman bu belayý ben defetmeliyim. " Keloðlan köylülerle birlikte bir sal yapmýþ. Bu sala bebek devi oturtmuþlar ve eline bir kürek verip denize uðurlamýþlar. Bebek dev bol bol kürek çekmiþ ve bir adaya ayak basmýþ. Bu adada insan yokmuþ, hayvan yokmuþ. Bebek dev et yiyememiþ ama ot ve yaprak yemiþ. Yýllar geçmiþ, boyu on metreye ulaþmýþ. O, bir bebekken Keloðlan'ýn ve köylülerin ettiði yardýmlarý unutmamýþ. Köylülere yaptýðý haksýzlýðý utanarak anýmsamýþ.

    SON

  7. KELOÐLAN DEV FARE
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir dev fare varmýþ. Aha manda kadarmýþ.
    Fare, fare, dev fare, nasýl geldin bu hale?
    Ne yedin de böyle oldun, bir göründün, bir kayboldun.
    " Daðda, bayýrda gezerim, ne bulursam onu yerim.
    Kedilerin düþmanýyým, yakalarsam kedi de yerim. "

    Aman fare, yaman fare, baþý büyük, kocaman fare.
    Sakýn kasabaya gitmeyesin, insanlarý üzmeyesin.

    " Aman insan, yaman insan, baþý küçük, kösemen insan.
    Kasabaya gidiyorum, insanlarý üzüyorum. "

    Dev fare arkasýnda yüzlerce normal fare olduðu halde kasabaya giriþ yapmýþ. Þarkýlar söyleyerek sokaklarda gezmiþler. Ortalýkta ne bir insan, ne bir kedi görünmüyormuþ. Dev fare ve arkadaþlarý, bu kasabada günlerce kalmýþlar. Kilerlerde, ambarlarda ne varsa yiyip bitirmiþler.

    Bir gün kasaba dýþýndaki yolda nöbet bekleyen fareler, ileriden gelen kel kafalý bir genci görmüþler. Durumu dev fareye bildirmiþler.
    Dev fare: " Sakýn bu Keloðlan olmasýn? Adýný çok duydum ama kendisini hiç görmedim. Gidin sorun bakalým kimmiþ, neyin nesiymiþ? Eðer bu Keloðlan ise, yandýðýmýzýn resmidir. Bizi bir dakika bu kasabada tutmaz, bilmiþ olasýnýz. "
    Bunun üzerine oradaki farelerden biri: " Aman efendim, siz neler söylüyorsunuz? Gelen Keloðlan olsa ne olacak? Bize ne yapabilir ki? Ýzin verin onu geldiði yere kadar kovalayalým. "
    Dev fare: " Kimi kovalýyorsun? Keloðlan senden, benden kaçar mý sanýyorsun? O korkmaz, korkutur. Yenilmez, yener, ezilmez, ezer. Kaybettiði görülmemiþtir. "
    Farelerden biri gitmiþ ve az sonra geri dönmüþ. Gelen genç Keloðlan'mýþ. Dev fare Keloðlan'ýn karþýsýna çýkmýþ. Onu saygýyla selamlamýþ. Hoþ geldiniz, demiþ.

    Dev fareyi görünce Keloðlan'ýn aklý baþýndan gitmiþ. Çok korkmuþ, bir aðacýn arkasýna saklanmýþ: " Uy anam, o neydi öyle? Kocaman, öküz kadar! Etraf fare dolu. Bu onlarýn babasý olsa gerek. Öküz faresi mi desem, fare öküzü mü desem? Beni yakalarsa yer bu ya. Yandým ki hem ne yandým. " diye söylenirken, dev farenin sesini duymuþ:
    " Keloðlan Bey, saygýdeðer Keloðlan Bey, nasýlsýnýz, iyi misiniz? "

    Bunun üzerine Keloðlan önce saklandýðý aðacýn arkasýndan baþýný çýkarmýþ, durum vaziyetini kontrol etmiþ, ortamýn müsait olduðunu görünce ortaya çýkmýþ. Bakmýþ dev fare karþýsýnda el pençe, divan duruyor: " Seni gidi minik, beni niye korkuttun bakayým? Gel buraya kulaklarýný çekeyim. "
    " Aman efendim, ben kim, sizi korkutmak kim? Asýl ben sizden çok korkuyorum. "
    " Yapma ya..! Minik, benden niye korkuyorsun çabuk söyle bakalým? "
    " Sizi tanýmayan, Keloðlan adýný bilmeyen yoktur. Ben daðdan geldim. Oralarda herkes sizin baþýnýzdan geçen olaylarý anlatýyor. Ýnanýn sizin hikayelerinizi dinleyerek büyüdüm. "
    " Büyümüþsün ama fazla büyümüþsün. Bundan sonra benim hikayelerimi az dinle. "
    " Hani siz iyisiniz ama rakipleriniz kötüdür. Ben sizin tarafýnýzdan olmak istiyorum. Bugün burada olanlarý duyanlar beni kötü bilmesinler. Kasabalýlarýn biraz yiyeceðini yediydik. Þu iki çuval altýn zararý karþýlar. Ben bu altýnlarý daðda sebze, meyve satarak kazandým. Ayrýca kasabalýlardan özür diliyorum. Þimdi daðlara dönüyorum ve bir daha daðdan inmem. "
    " Yolun açýk olsun, güle güle git. Kimse seni kötü bilmez, merak etme. "

    Daha sonra dev fare ve öbür fareler þarkýlar söyleyerek kasabayý terk etmiþler. Altýnlar kasabalýnýn zararýný karþýlamýþ. Kasabalýlar, Keloðlan için, eðlenceler düzenlemiþler, ziyafetler vermiþler. Böylece Keloðlan kasabalýlarý farelerden kurtarmýþ olmuþ.

    SON

  8. KELOÐLAN DÜDÜK HELVA
    Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir iþte çalýþmayan, gezip dolaþmayý seven bir Keloðlan varmýþ. Bu Keloðlan komþu kasabada gezerken, tellanýn sesini duymuþ: " Ey ahali, duyduk duymadýk demen, yola çýkýverin hemen, menekþe sokaðýnda, yengenin konaðýnda helva günü yapýlýyor. Buyrun davetlisiniz, gelin helva yersiniz. "
    Tellalýn söylediklerini duyan Keloðlan soluðu yengenin konaðýnda almýþ. Konaðýn bahçesinde ateþler yakýlmýþ, kazanlar kaynýyormuýþ. Yengenin kocasý, konaðýn dayýsý bir seçici kurul oluþturmuþ. Dayý, on kiþilik seçici kuruldan en akýllý gördüðü Keloðlan'ý kurul baþkaný seçmiþ.

    Dört kazan baþýnda dört yarýþmacý varmýþ. Bunlardan ikisi adam, ikisi kadýnmýþ. Helvalar piþtikten sonra tabaklar dolusu helva daðýtýlmýþ. Keloðlan her birinden birer tabak olmak üzere dört tabak helva yemiþ. Üstüne iki bardak su içmiþ. Ýnsanoðlu açken dünyaya karamsar, tokken gülümser bakarmýþ. Keþke haftanýn yedi günü, yedi konakta böyle ziyafet verilse. Bugün burada helva, yarýn baþka yerde dolma, öbür günler köfte, pilav, börek, çörek, kek. Karným tok olduktan sonra neden çalýþayým. Yer, içer, yatar, keyfime bakarým, demiþ Keloðlan, anlatmýþ, durmuþ.
    Sonunda karar aný gelmiþ. Seçici kurul toplanmýþ. Konak sahibi yenge dokuz oy almýþ. Keloðlan, hepsi güzeldi ama hocanýn helvasý bir baþka güzeldi diyerek, Nasreddin Hoca'ya oy vermiþ. Hey gidi Nasreddin Hoca, hey! Senin yaptýðýn helvayý yerken tahta kaþýðýný kýranlardan oy alamadýn. Fakirsin ya, aðzýnla kuþ, elinle balýk tutsan yaranamazsýn.

    Keloðlan, Nasreddin Hoca'ya oy vermiþ ama dayý araya girmiþ: " Olmaz Keloðlan, Nasreddin Hoca'ya oy versen ne olacak? Bugün buradan oylarýn tamamýný alan bir birinci çýkacak. Nasreddin Hoca'ya boþ ver, yengeye oy ver. "
    Keloðlan'ýn kararlý olduðunu gören dayý: " O zaman seçici kurulla birlikte Dað Dede'ye gidelim. Dað Dede'nin oyu yarýþmayý sonlandýrsýn. " demiþ ve Dað Dede'nin yaþadýðý maðaraya gidilmiþ. Dað Dede, dayýnýn dedesiymiþ. Yüz dört yaþýndaymýþ ama uzun saçý ve bir metrelik sakalý karaymýþ. Hani derler ya, ak sakallý dede, öyle deðilmiþ. Onun saçýný ve sakalýný odun kömürüyle boyadýðý rivayet edilirmiþ.
    Dað Dede dört tabak helva yemiþ ve üstüne dört bardak su içmiþ. Dayýnýn hanýmýný iþaret edip yenge demiþ. Dayý, oradakilere otuz iki diþini göstermiþ. Konak sahibi yenge oylarýn hepsini alarak birinci ilan edilmiþ. Konaðýn bahçesine gelince, karar, alkýþlarla, doðrusu buydu, sözleriyle karþýlanmýþ.
    Keloðlan bu can sýkýcý ortamda daha fazla kalamayacaðýný anlayýp konaktan ayrýldýktan sonra toprak yolda uzun süre yürümüþ: " Ben istesem de bu düzene ayak uyduramazdým, diye düþünmüþ. Konduðu tasýn þeklini alan su gibi, girdiði ortamda renk deðiþtirip bukelemunlaþan insanlarý sevmiyorum. Yalvarsalar da bir daha bu konaða gelmem.

    Ne yengenin helvasýný yerim ne dayýnýn yüzünü görürüm.
    Ne kimsenin önünde eðilirim ne de zoraki alkýþlarým.
    Ben buyum iþte, benim adým Keloðlan.
    Kendisine efendi dememi isteyen dayýya güler geçerim.

    Ýnsan büyük, yüce, görkemli bir varlýktýr.
    Bütün insanlar eþittir, insanlar arasýnda fark yoktur.
    Ne demek öyle efendimiz, kim kimin efendisi.
    Ýnsan baþkasýnýn deðil, kendi kendisinin efendisi olmalý. "

    SON

Sayfa 1/3 123 SonSon

Yer Ýmleri

Yer Ýmleri

Gönderi Kurallarý

  • Yeni konu açamazsýnýz
  • Konulara cevap yazamazsýnýz
  • Yazýlara ek gönderemezsiniz
  • Yazýlarýnýzý deðiþtiremezsiniz
  •