KELOÐLAN DÜDÜK HELVA
Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir iþte çalýþmayan, gezip dolaþmayý seven bir Keloðlan varmýþ. Bu Keloðlan komþu kasabada gezerken, tellanýn sesini duymuþ: " Ey ahali, duyduk duymadýk demen, yola çýkýverin hemen, menekþe sokaðýnda, yengenin konaðýnda helva günü yapýlýyor. Buyrun davetlisiniz, gelin helva yersiniz. "
Tellalýn söylediklerini duyan Keloðlan soluðu yengenin konaðýnda almýþ. Konaðýn bahçesinde ateþler yakýlmýþ, kazanlar kaynýyormuýþ. Yengenin kocasý, konaðýn dayýsý bir seçici kurul oluþturmuþ. Dayý, on kiþilik seçici kuruldan en akýllý gördüðü Keloðlan'ý kurul baþkaný seçmiþ.
Dört kazan baþýnda dört yarýþmacý varmýþ. Bunlardan ikisi adam, ikisi kadýnmýþ. Helvalar piþtikten sonra tabaklar dolusu helva daðýtýlmýþ. Keloðlan her birinden birer tabak olmak üzere dört tabak helva yemiþ. Üstüne iki bardak su içmiþ. Ýnsanoðlu açken dünyaya karamsar, tokken gülümser bakarmýþ. Keþke haftanýn yedi günü, yedi konakta böyle ziyafet verilse. Bugün burada helva, yarýn baþka yerde dolma, öbür günler köfte, pilav, börek, çörek, kek. Karným tok olduktan sonra neden çalýþayým. Yer, içer, yatar, keyfime bakarým, demiþ Keloðlan, anlatmýþ, durmuþ.
Sonunda karar aný gelmiþ. Seçici kurul toplanmýþ. Konak sahibi yenge dokuz oy almýþ. Keloðlan, hepsi güzeldi ama hocanýn helvasý bir baþka güzeldi diyerek, Nasreddin Hoca'ya oy vermiþ. Hey gidi Nasreddin Hoca, hey! Senin yaptýðýn helvayý yerken tahta kaþýðýný kýranlardan oy alamadýn. Fakirsin ya, aðzýnla kuþ, elinle balýk tutsan yaranamazsýn.
Keloðlan, Nasreddin Hoca'ya oy vermiþ ama dayý araya girmiþ: " Olmaz Keloðlan, Nasreddin Hoca'ya oy versen ne olacak? Bugün buradan oylarýn tamamýný alan bir birinci çýkacak. Nasreddin Hoca'ya boþ ver, yengeye oy ver. "
Keloðlan'ýn kararlý olduðunu gören dayý: " O zaman seçici kurulla birlikte Dað Dede'ye gidelim. Dað Dede'nin oyu yarýþmayý sonlandýrsýn. " demiþ ve Dað Dede'nin yaþadýðý maðaraya gidilmiþ. Dað Dede, dayýnýn dedesiymiþ. Yüz dört yaþýndaymýþ ama uzun saçý ve bir metrelik sakalý karaymýþ. Hani derler ya, ak sakallý dede, öyle deðilmiþ. Onun saçýný ve sakalýný odun kömürüyle boyadýðý rivayet edilirmiþ.
Dað Dede dört tabak helva yemiþ ve üstüne dört bardak su içmiþ. Dayýnýn hanýmýný iþaret edip yenge demiþ. Dayý, oradakilere otuz iki diþini göstermiþ. Konak sahibi yenge oylarýn hepsini alarak birinci ilan edilmiþ. Konaðýn bahçesine gelince, karar, alkýþlarla, doðrusu buydu, sözleriyle karþýlanmýþ.
Keloðlan bu can sýkýcý ortamda daha fazla kalamayacaðýný anlayýp konaktan ayrýldýktan sonra toprak yolda uzun süre yürümüþ: " Ben istesem de bu düzene ayak uyduramazdým, diye düþünmüþ. Konduðu tasýn þeklini alan su gibi, girdiði ortamda renk deðiþtirip bukelemunlaþan insanlarý sevmiyorum. Yalvarsalar da bir daha bu konaða gelmem.
Ne yengenin helvasýný yerim ne dayýnýn yüzünü görürüm.
Ne kimsenin önünde eðilirim ne de zoraki alkýþlarým.
Ben buyum iþte, benim adým Keloðlan.
Kendisine efendi dememi isteyen dayýya güler geçerim.
Ýnsan büyük, yüce, görkemli bir varlýktýr.
Bütün insanlar eþittir, insanlar arasýnda fark yoktur.
Ne demek öyle efendimiz, kim kimin efendisi.
Ýnsan baþkasýnýn deðil, kendi kendisinin efendisi olmalý. "
SON




Alýntý yaparak yanýtla
Yer Ýmleri