KELOÐLAN KARGA VE SUCUKÇU ARÝF
Baþlarýnda baba yok ya, senenin birinde Keloðlan ile anasý epey yokluk çekmiþler. Kýþ yaklaþýyormuþ ama kiler bomboþmuþ. Sabah, akþam tarhana çorbasý içe içe Keloðlan’ýn aðzýnda yara çýkmýþ. Bir de acýyormuþ o yara ki, sormayýn gitsin. Kýsacasý yoksulluk bataðýna boðazlarýna kadar batmýþlar. Tarla yok, tapan yok, koyun yok, keçi yok. Ellerinde bir tek karakaçan kalmýþ. Taþýyacak yük olmayýnca karakaçan ne iþe yarar? Çayýr, çimen otluyormuþ, yiyip, içip yatýyormuþ.
Bir gün anasý Keloðlan’a þöyle demiþ: “ Þu karakaçaný götür, sat. Otuz dersin, yirmi beþten aþaðý verme. Pazarlýk payý býrak. Kazanacaðýn parayla nohut, mercimek al. Vur sýrtýna getir. Eðer karakaçaný satmazsak kýþýn aç kalýrýz, bilmiþ ol. “
Keloðlan bu duruma çok üzülmüþ ama elden ne gelir. Karakaçaný yularýndan tutup çekmiþ: “ Gel bakalým, karakaçan. Anamýn dediklerini duydun. Seni satmamýz lazým. Benim de içim acýyor ama þu yoksulluk baþa bela. “
Keloðlan pazarda karakaçana otuzdan kapý açmýþ, yirmi beþ demiþ, yirmi demiþ, alan yok:
“ Uy, ben ne yaparým þimdi. Anama ne derim Karakaçaný satamadan eve dönersem, anam beni sopayla öyle bir döver ki, sorma. Þimdiden her yanlarým sýzlamaya baþladý. “
Sonunda adamýn biri kafes içinde bir karga ile karakaçaný deðiþ, tokuþ yapalým, demiþ. “ Haydi Keloðlan, ver karakaçaný al kargayý. “
Bunun üzerine Keloðlan: “ Hiç olur mu, hemþerim, hiç onunla bu deðiþilir mi? Nerede görülmüþ karakaçan ile karganýn trampa edildiði. Sen ne iþ yaparsýn önce onu söyle. “
Adam sakin bir þekilde: “ Ben sucukçu Arif’im. Hayvan alýr, keser, sucuk yapar, satarým. “
Keloðlan karakaçanýn kulaðýna eðilmiþ: “ Vay duydun mu karakaçan, adam sucukçuymuþ. Seni buna satarsam hiç acýmaz, keser, sucuk yapar. “
Keloðlan’ýn bu sözleri üzerine karakaçanýn gözünden yaþ gelmiþ: “ Ne olur beni satma, Keloðlan. Söz, bundan sonra sýrtýma en aðýr yükleri vursan gýk demem. Eskisi gibi karþý çýkmam. Sýrtýma da binersin, yirmi okkadan çok yük de taþýrým.”
Keloðlan, hayýr satmýyorum, demiþ ve pazarýn baþka tarafýna doðru yürümüþ. Ama adam peþini býrakmamýþ: “ Bak Keloðlan, bu karga baþka karga. Bazý karga türlerinin dört yüz sene yaþadýðý biliniyor. Bu daha üç yüz yaþýna girdi. Sana uzun seneler hizmet eder. Dedemin dedesinden kalmýþ. Ona da dedelerinden kalmýþ. Bilmem kaç nesil öncesinden dedem korsanmýþ. Bu kargayý beslermiþ. Arkadaþlarýndan habersiz, onlar uyurken, korsan gemisinden bir sandýk hazineyi alarak bir maðaraya götürüp gömmüþ. Korsan dedem bir soygunda vurularak ölünce hazinenin yerini bilen sadece bu karga kalmýþ. Babam çok uðraþtý, ben çok uðraþtým, yalvardým, ayaklarýna kapandým ama karga hazinenin yerini söylemiyor. Geçen gün aðzýmdan kötü bir söz kaçýrdým ve karga, sana, çocuðuna, soyuna, sopuna, hazinenin yerini söylemem, dedi. Ben de umudu kestim. Pazarda dolaþýrken seni görmüþ, beni bu kel çocuða satarsan ona hazinenin yerini söylerim, dedi. Benim bütün çabam, uðraþým bundan. Hazineyi bulursan, onda birini versen razýyým. “
Keloðlan kargadan yana dönmüþ: “ Ne dersin, karga, bunlar doðru mu? Hazinenin yerini bana söyleyecek misin? “ diye sormuþ.
Karga: “ Seni sevdim, Keloðlan. Halinden garip ve yoksul olduðun belli ama seni zengin edeceðim. Arif’in dedikleri doðrudur. Hazinenin yerini bir sana söylerim.”
Keloðlan: “ Sað ol karga. Dört yüz sene yaþarmýþsýn, ömrüne yüz sene de ben ekledim. Þu halde beþ yüz yaþýný geçersin. “
Keloðlan sucukçu Arif’ten karakaçaný geri almaya geleceðini ve onu kesinlikle kesmeyeceði sözünü aldýktan sonra kargayý alarak evinin yolunu tutmuþ. Evde Keloðlan’ýn karakaçaný bir kargaya deðiþtiðini duyan anasý beyninden vurulmuþa dönmüþ: “ Hani nohut, mercimek? Biz kýþýn bu kargayý mý yiyeceðiz? “ Diye baðýrarak sopasýný kaptýðý gibi Keloðlan’a vurmaya baþlamýþ. Keloðlan kendini dýþarý zor atmýþ. Yandým anam, yandým anam, diye baðýrarak koþarak uzaklaþmýþ.
Akþamüstü hava kararmaya baþlayýnca Keloðlan evin yakýnýna gelip oturmuþ. Biraz sonra anasý dýþarý çýkmýþ ve Keloðlan’ý görmüþ: “ Keloðlan, haydi gel, oðlum! Gel de içeride otur. Karga bana her þeyi anlattý. Ona inandým. Yarýn kargayla gider, hazineyi bulur, getirirsin. Hazine bize her þeyi aldýrýr, gerekirse saray yaptýrýr. “
Keloðlan, anasýnýn sözleri üzerine eve girmiþ.
Ertesi sabah Keloðlan kafesteki karga ile birlikte yola çýkmýþ. Tez zamanda maðaraya varmýþlar. Karga hazinenin yerini göstermiþ. Koca taþý kaldýrýp, topraðý kazýnca, hazine sandýðýný bulmuþlar. Sandýk, altýnlar, gümüþler ve inci kolyelerle doluymuþ. Keloðlan yanýnda getirdiði bez torbaya göz kararýyla hazinenin onda birini doldurmuþ. Sucukçu Arif’e giderek, torbayý verip, karakaçaný geri almýþ. Daha sonra hazine sandýðýný büyükçe bir çuvala koyup karakaçana yüklemiþ ve evinin yolunu tutmuþ.
Anasý, Keloðlan’ý sevinçle karþýlamýþ. Sandýktaki mücevherleri görünce sevinci iki katýna çýkmýþ. Sandýðý evin altýndaki kilere saklamýþlar. Kafesten çýkarýlan karga kilerde nöbetçi kalmýþ. Keloðlan ertesi gün sandýktan bir avuç altýn alarak karakaçanla birlikte pazara gitmiþ. Pazardan, nohut, mercimek, kuru fasulye, un, tuz, bulgur, meyve, sebze, kurutulmuþ et alýp eve dönmüþ. Kiler yiyecek dolmuþ. Artýk Keloðlan, anasý, karga ve karakaçan kýþý rahatça geçirebilirmiþ.
Keloðlan anasýnýn istediði sarayýn yapýmýný yazýn baþlatmýþ. Sarayýn yapýmý bir yýl sürmüþ. Daha sonra Keloðlan ile anasý bu saraya taþýnmýþ. Keloðlan padiþahýn dünya güzeli kýzýyla evlenmiþ. Hep birlikte uzun yýllar mutlu ve bahtiyar olarak yaþamýþlar.
SON




Alýntý yaparak yanýtla
Yer Ýmleri