Artan
Azalan
İşlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
133,10 10% 89,59 Mn 123,00 / 133,10
12,10 10% 2,22 Mn 12,10 / 12,10
954,00 9.97% 138,37 Mn 795,00 / 954,00
52,25 9.95% 1,41 Mr 52,25 / 52,25
32,94 9.95% 522,19 Mn 28,90 / 32,94
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
0,52 -10.34% 17,42 Mn 0,52 / 0,61
50,85 -10% 41,31 Mn 50,85 / 50,85
294,75 -10% 312,94 Mn 294,75 / 358,50
2,88 -10% 1,04 Mr 2,88 / 3,24
49,42 -9.98% 306,58 Mn 49,42 / 57,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
276,75 -2.64% 15,68 Mr 276,00 / 286,00
258,00 4.54% 15,62 Mr 249,50 / 263,75
333,50 -3.33% 11,66 Mr 333,50 / 350,00
74,05 -6.97% 8,98 Mr 73,10 / 80,25
14,22 -5.07% 6,91 Mr 14,08 / 15,04
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
16,89 -9.92% 1,51 Mr 16,88 / 18,33
74,05 -6.97% 8,98 Mr 73,10 / 80,25
333,50 -3.33% 11,66 Mr 333,50 / 350,00
176,70 1.84% 3,20 Mr 172,40 / 177,10
621,00 -3.72% 3,46 Mr 617,00 / 647,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
16,89 -9.92% 1,51 Mr 16,88 / 18,33
74,05 -6.97% 8,98 Mr 73,10 / 80,25
93,05 -4.56% 545,89 Mn 93,00 / 97,80
109,00 -2.85% 160,32 Mn 108,50 / 113,80
333,50 -3.33% 11,66 Mr 333,50 / 350,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
16,89 -9.92% 1,51 Mr 16,88 / 18,33
29,68 -4.01% 200,03 Mn 29,46 / 30,78
74,05 -6.97% 8,98 Mr 73,10 / 80,25
10,06 1.41% 182,45 Mn 9,91 / 10,19
68,05 0.29% 631,21 Mn 66,75 / 70,15
Sayfa 526/530 İlkİlk ... 26426476516524525526527528 ... SonSon
Arama sonucu : 4233 madde; 4,201 - 4,208 arası.

Konu: Dolarda yükseliş kaçınılmaz xxvı

  1. #4201
    Türkiyede 2 milyon milletvekili emeklisi olsa ve 200 bin gayme maaş alsalar, bunun tamamını kesip kalan 15 milyon emekliye dağıtsak;

    Uzun hesaba gerek yok, emekli başına 1.500 gayme para düşer, sıçtık batırdık diyemiyorlar.
    DOLAR 5 GAYME OLACAK!
    Bu imza, Subat 2017 tarihine aittir!

  2. El Cezire
    Basra'da Abd uçağı düştü,pilot aranıyor.

  3. #4203
     Alıntı Originally Posted by Denizdenizli61 Yazıyı Oku
    El Cezire
    Basra'da Abd uçağı düştü,pilot aranıyor.
    Sadece o mu neler neler. Telaviv yine ışıl ışıl bir sürü yer yine vuruluyor. Trompet dün açıklıyordu füze atış kabiliyetlerini azalttık falan diye. Azalma yok çoğalma var.

  4.  Alıntı Originally Posted by Denizdenizli61 Yazıyı Oku
    El Cezire
    Basra'da Abd uçağı düştü,pilot aranıyor.
    Basra neresi biliyorlarmı acaba, Basra Irakta bir şehir Basra körfezine düştü deseler de kafamı bozmasalar.
    DOLAR 5 GAYME OLACAK!
    Bu imza, Subat 2017 tarihine aittir!

  5.  Alıntı Originally Posted by reha kaya Yazıyı Oku
    Basra neresi biliyorlarmı acaba, Basra Irakta bir şehir Basra körfezine düştü deseler de kafamı bozmasalar.
    Allah korusun, bir de kafanı bozarlarsa ne yaparız.

    Allah muhafaza..

  6. 24 Ocak Kararları

    24 ocak kararları ülke insanının aleyhine; dış yatırımcı, üretici, inşaatçı vb. yabancı sermayenin lehinedir. çiftçiye, üreticiye verilen teşvik ve sübvansiyonların bir kısmı kaldırılmış, bir kısmı sınırlandırılmıştır; ithalat kolaylaştırılmış, ihracatı teşvik için kesenin ağzı açılmıştır. bütün bunlar da bir gecede (1 gecede, tek bir gece), geçiş süreci olmadan, ülke dış rekabete hazır olmanın kıyısında bile değilken, şok müdahaleyle yapılmıştır. bir gecede yüzde 32'lik devalüasyon yapılmıştır. yani sahip olunan ne varsa, dolar bazında üçte biri gitmiştir, bir gecede. aynı yıl 12 eylül askeri darbesiyle, ilan edilen sıkıyönetimle, yapılan tutuklamalar ve kurulan askeri cunta hükümetiyle de halkın sesini çıkarması engellenmiştir. turgut özal o askeri darbe hükümetinde ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısıydı. ilginç değil mi? aşağıda değinirim, bunun benzeri şili'de yaşandı.

    şimdi bu şartlar altında 24 ocak kararları iyidir, güzeldir, vizyonerdir bık bık demek, en iyi niyetli tahminle konudan bihaber olmanın işaretidir. korumacılığı kaldırmak, rekabeti artırmak, üretimi teşvik etmek ayrı hikaye, ülkeyi yağmaya açmak ayrı hikaye. hikayenin devamında da gördüğümüz üzere 24 ocak kararları ile ülke ekonomisi yağmaya açılmış, halk fakirleştirilmiş ve büyük iç ve dış sermayedarı ve daha sonra görüleceği üzere siyasete yanlayan yağmacıları kollayan bir sisteme geçilmiştir. o dönem manşetlerde yer kapladığı için en hafif örneği vereyim: o dönem sırf naylon fatura ile hayali ihracat üzerinden zengin olan tonla insan türedi.

    nereden çıktı peki bu iş? ne oldu da 24 ocak kararları alındı? ne bileyim mesela süleyman demirel'le müsteşarı olan turgut özal öğle arasında orta şekerli kahve içerken "bak aklıma ne geldi. gel biz yeni kararlar alalım" mı dedi? yaşananlar, 1970'lerin konjonktürü, imf, dünya bankası ve thatcher'ın ingiltere'de başbakan olmasının ve en fazla da sürekli borca ihtiyaç duyma çaresizliğinin bir sonucudur.

    1979'da thatcher ingiltere'de başbakan olunca dünya ekonomik düzenini değiştirecek adımlar atmaya başladı. thatcher'i oraya getiren olaylar zinciri, 70'li yıllar boyunca petrol krizi, ekonomik durgunluk, işsizliğin artışı ve yüksek enflasyon sarmalını içerir. ( https://lordslibrary.parliament.uk/t...-in-the-1970s/ ) 1979'da ekonomik göstergeler iyiye gitmeye başlamış olsa da olan olmuştu çoktan. bu, talihsizlik bakımından, biraz ecevit hükümetinin acı reçeteyi dayayıp iktidarı kaybetmesi ve sefasını akp'nin sürmesine de benzetilebilir belki bilmiyorum.

    neoliberalizm denen nane, çok özetle söylemek gerekirse, gelişmiş ekonomilerin ekonomik durgunluktan çıkma, kapalı/korumacı ekonomileri açıp üretim kapasitelerini kullanarak o ekonomiler üzerinden büyümeye devam etme stratejisiydi. sanayileşmiş batı blokunda üretim var, teknoloji var, planlama var ama ekonomi durgunluğa girdiği için işsizlik artmış, fabrikalar kapanmaya başlamış vs. diğer tarafta korumacı önlemlerle bu gelişmiş ülkeleri sınırdan istedikleri gibi geçirmeyen gelişmekte olan ülkeler ve bakir pazarları var. neoliberalizm dünyaya, özetle serbest ticaret, serbest piyasa, özelleştirme, regülasyonların kaldırılması ve kamunun küçülmeye gitmesi şeklinde özetlenecek bir ekonomik değişim sürecinin gelişmekte olan ülkeler için süper olacağı masalıyla sunuldu. teoride bu mümkün aslında ama pratikte bunun olması için hiçbir neden yok. burada anlaşılması gereken şey, bu fikrin ekonomik sorunları aşmak için üretilmiş pratik bir çözüm olduğudur. yani öyle idealizm nutukları atacak bir durum yok. gelişmekte olan ülke ekonomilerinin korumacı olmasının nedeni, henüz abd, ingiltere, fransa, almanya gibi ekonomilerle ve bu ülke şirketleriyle rekabet edecek düzeyde olunmaması. geçiş süreci olmadan böyle apar topar ülkeyi dış rekabete açmak demek ekonomiyi yabancı sermayeye teslim etmek demek. onların insafına kalırsın. rekabete hazır olmayan bir ekonomiyi düya devi şirketlerin rekabetine açmak, ağır siklet profesyonel boksörle tüy siklet amatör boksörü kapıştırmak gibi bir şey. (türkiye özelinde en sömürgeci yabancı sermaye bile bizim parazitlerden daha insaflıdır o ayrı

    imf ve dünya bankasından gelen fonlar, aynı son kırk küsur yılda gördüğümüz üzere hizmet adı altında, alt yapı yatırımı adı altında birilerini zengin etmek için kullanılmıştır. vatandaşını ve ülkesini düşünen siyaset olsaydı, kaynak eğitime, ar-ge'ye, 10-20-50 yıllık sonuçları olacak alanlara harcanır, orta gelir tuzağına saplanmadan ülkeye refah artışı sağlamak için kullanılırdı. bizde ise yeniden seçilmek ve etrafı beslemek için kullanılmıştır. özetle ekonomi yağma ekonomisine çevrilmiş, hükümetler eliyle yeni zengin sınıfları oluşturulmuş, rekabetçilik falan teşvik edilmemiş, aksine hükümetin adamı olmayı kabul edenlerin zeki, yetenekli, becerikli, girişimci insanların önüne geçmesi sağlanmıştır. tek vasfı ağalık olan, tek başına olsa çaycılık yapamayacak tiplere ülkenin gözbebeği kamu iştirakleri peşkeş çekilmiştir. ülkenin iyi eğitimli, zeki, yetenekli gençleri de bu tiplere hediye edilen şirketlerde bu tiplere çalışmaya mahkum edilmiştir. bu özal döneminde de böyleydi (özal'ın prensleri), demirel döneminde de böyleydi (yahya demirel örneği), mesut yılmaz aynı şekilde (kardeşinin yediği nanelere bakın), tansu çiller, erbakan ve nihayet bugünkü hükümete gelen süreç. hep aynı hikaye. siyaset suyun başını tuttuğu için, kayıt dışı ekonominin oluşması, bazı evlerde gürül gürül akarken kredi musluklarının gerçekten hak edenlerde damlaması ya da hiç akmaması derken, ülke son 40 yıldır liberal politikalar eşliğinde ekonomik gücün siyaset ekseninde gelişen bir sınıfa geçmesini seyrediyor. vatandaş da bana da birkaç kırıntı düşer diye ara ara dağıtılan bahşiş için sıraya giriyor.

    konuya dönecek olursam, şunu da kestirmeden ifade edeyim: 24 ocak kararları daha önce alınamazdı çünkü gayet konjonktüreldir. ekonominin liberaleştirilmesi bize bırakılacak iş değil. imf, korumacı ekonomilerin terk edilmesi için borçlanma koşullarını sertleştirmişti. türkiye para bulamıyordu, ithalatı kısıyordu. türkiye cari açık veren bir ülke, yani geliri giderini karşılamıyor ve sürekli borç alarak dengeyi tutturmaya çalışıyor. yurt dışından alınan borçlar ithalatın devamlılığını sağlıyordu. ithalat daralınca gelişmiş ekonomiler kötü etkilenir. yani biz ithal edelim ki diğer ülke ekonomileri, özel olarak türkiye'yle iş yapan şirketler canlı kalmaya devam etsin. bunun için ne yapılması lazım? türkiye'ye kredi veriyorsun. kredi kullanımıyla ilgili anlaşma yapıyorsun. bu kredinin ne için ve hangi şartlarda kullanılabileceğinin çerçevesini çiziyorsun. aaa o da ne? bu kredi yine o ülkenin/ülkelerin şirketlerinden mal ve hizmet alımı için kullanılabiliyor. bak sen şu Allah'ın işine. ne tesadüf. yani ne oluyor? sen birine para veriyorsun. o kişi o parayla senden bir şeyler satın alıyor. sonra da 10-20-30 yıl neyse artık o borcu ödemeye çalışıyor. borcu ödemek için cari fazla vermek lazım. cumhuriyet tarihinde cari fazla tek dönem var, ikinci dünya savaşı sonrasına kadar olan dönem, yani menderes hükümetine kadar olan dönem. sonrasında bir daha cari fazla veremedik. bu ne demek? gelir gideri karşılamıyor. o nedenle de sürekli borç almak lazım. borç akıllı yatırım için kullanılsa iyi ama öyle kullanılmadığında bir sarmal başlıyor. borç koşullarını da borcu veren belirlediği için en adil koşullarda bile handikaplı taraf borcu alandır, yani türkiye. neoliberalizm de bu şekilde işler. siz bakmayın işin ninni kısımlarına. neoliberalizm "bu şekliyle" gelişmiş ülke ekonomilerinin gelişmekte olan ülke ekonomileri üzerinde ekonomik ve siyasal bir dominasyon kurma yöntemidir. burada da işi şansa bırakmıyorlar elbette. kendileriyle uyumlu olabilecek siyasi liderleri destekleyip uyumlu çalışmayacakların ayağını kaydırıyorlar. ecevit'in siyasi hayatı boyunca başına gelenlere ve abd'den icazet alıp başa geçenlere bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

    bu ülkeler ne zaman sıkışsa, darboğazdan çıkmak için dünyaya açılır zaten. daha yeni sayılabilecek 2008 krizine bakın. abd bastı doları verdi finans kurumlarına, onlar da parayı gelişmekte olan ülke ekonomilerine yığdı. bizim gibi ülkeler geçici ve aldatıcı bir refah dönemi gördü. abd'nin parayı geri çağırdığı 2013 yılından itibaren bizim gibi ülkelerde sürekli deprem oluyor çünkü yalancı bahar bitti ve para sağa sola savrulduğu için artı değer yaratacak işlere yatırılmadığı için faiziyle birlikte büyüdükçe büyüdü. bu arada çok liberal olan, devlet müdahalesine zinhar karşı olan, regülasyondan öcü gibi kaçan (aslında bizdeki hülyalı ve burnunun ucunu göremeyen liberaller tarafından öyle olduğu sanılan) abd'de 2008'de batması gereken şirketler "devlet eliyle" nakit enjeksiyonuyla kurtarıldı. hani devlet müdahale etmesindi. koca koca şirketler kamu kaynaklarıyla, yani halkın parasıyla kurtarıldı. sorumluların başına hiçbir şey gelmedi, milyonlarca dolarlık primlerini almaya devam ettiler. ama halk avucunu yaladı, işinden, evinden, huzurundan oldu. 2020 pandemi döneminde para bu kez finans kurumlarına değil doğrudan halka dağıtıldı. tüketim hızlandı, enflasyon oluştu. hani kamu daraltılmalıydı falandı filandı. bu fikirlerin yeşerdiği ülkeler çığırtkanlığını yaptıkları politikaları uygulamıyorken bizim yerli ve millli liberaller dünyadan bihaber somurtup bahane üretiyordu o dönem. şimdi o dönemin parasal genişlemesinin etkilerinden kurtulmaya çalışıyorlar. o parayı yok etmek için ne yapıyorlar? yine halkın boğazına basıyorlar. basamadıkları yerde endonezya'nın, suriye'nin, iran'ın, avrupa birliği'nin boğazına basıyorlar.

    hayallerle gerçekleri birbirinden ayıran şey olgulardır. bugünden geçmişe bakıp şöyle olsaydı, böyle olsaydı demek kolay. bunlara bir de gönülden geçen yakıştırmalarla bakmak iyice kolay. 24 ocak kararları ile ilgili yazılan bazı güzelleme entry'leri, geçmişe gönül gözüyle bakan birinin üretimine güzel bir örnek. bu insanlar hem anakronistik bir bakış açısına sahip hem de temennileri olgu gibi sunuyorlar. tarihin yeniden yorumlanması mümkün ama bunu da bir zemine oturtmak lazım.

    bu arkadaşlar teorinin çekiciliğine o kadar kapılmış ki gerçekte olan bitene bakınca, gerçek islam bu değilciler gibi gerçek liberalizm bu değil diye ağlaşmaya başlıyor. gerçek liberalizm bu kardeşim. o gün işine gelen politikayı allayıp pullarsın, adına liberalizm dersin olur biter. yarın öbür gün çin büyür, seni geçer. o zaman da korumacı politikalara dönersin. gümrük duvarlarını yükseltirsin, yerel ekonomiyi/üreticiyi koruyacağım dersin, yeni istihdam alanları açacağım ki işsizlik düşsün dersin, bunun için de ekonomik önlemler alırsın ve neoliberalizmle dünyaya ne telkin ettiysen tam tersini yaparsın. buna realizm denir. neoliberalizm senin faydanaysa en güzel sistem odur. sana yeni rakipler üretiyorsa güzel değildir. karşı tarafı yavaşlatmak, zayıflatmak için savaş da dahil tüm önlemleri almaya çalışırsın. soran olursa da sen güle güle kullan canım kardeşim, ben neoliberalizm yedim; gün, devlet korumacılığında regülasyon günüdür, kontrollü ekonomidir dersin, işin içinden çıkarsın. nemli gözlerle ama ama liberalizm çok güzeldi diyenler de boş boş tarihi yeniden yazmaya çalışır.

    bir de hiç şaşmaz. bu arkadaşlar papağan gibi menderes'ten kahraman yaratmaya çalışır. menderes döneminde marshall yardımları vardı. menderes o parayı ve gelen hibeleri çar çur etmekle meşguldu. menderes ve şürekası neden chp'den koptu, parti içi muhalefete başladı? toprak reformu konuşulduğu için, köy enstitüleri adında yerinde kalkınma modeli uygulamasından ötürü. adamlar toprak ağası lan ne liberalizmi herif baktı bu devlet politikaları kendi çıkarlarını zedeliyor, demokratlık yapayım demiş. tahkikat komisyonu kurup muhalefeti yok etmeye çalışan adam bu yani. menderes bugün de devam eden el şeyiyle düğün yapanlar kervanının başındadır. abd'den gelen para ve telkinle arabası olmayan ülkede asfalt yol yaptı adam, dünyanın parasını harcayarak. demiryolu yapıp üretimin verimliliğini artıracağına (demir ve kömür ülkede var), adam ülkede olmayan petrol türevi ürünler ve petrol ithalatını patlatacak işler yapmaya başladı. sonra da külüstür ve benzini içen amerikan arabaları getirip cari açığı patlattı. menderes döneminde sanayi küçülmüştür. tarım büyümüş görünür, abd'nin hibe ettiği ve sattığı tarımsal araçlarla. menderes döneminde tarımın ekonomideki payı 42'den 45,2'ye çıkarken, sanayinin payı 15,2'den 13,5'e düşmüştür. büyüyen tarımda çalışan işçiler işsiz kalmış, küçülen sanayi de buna eklenince işsizliği patlatmıştır. adam başbakan olmasına rağmen tarımda makine kullanımının artmasıyla verim artar ama bu işçiler ne olacak diye sormamış bile. akabinde tarımsal bölgelerden büyükşehirlere elli yıllık göç başlamıştır. bugün bile o göç hareketinin sonuçlarını görüyoruz. halledemedik o sorunları. hal buyken menderes övmek sağlam mide ister. adam demokrasi denemesini diktatörlüğe çevirmeye çalışarak mahvettiği yetmezmiş gibi tüm kaynakları çarçur ettikten sonra ekonomiyi güzelce batırıp 1958 kriziyle moratoryum ilan etmiştir. iflas yani.

    1950'lerde ikinci dünya savaşı'nın yaraları sarılıyordu ve ekonomilerin tamamı devlet destekliydi. abd yeni dünya düzenini kurmaya başlamıştı ve başta almanya ve japonya gibi ülkeler olmak üzere savaş sonrasını tasarlıyordu. 24 ocak kararları 1950'lerde alınmalıydı diyen yakın tarihi bilmiyordur. bugünden sallamak kolay nasıl olsa. menderes cumhuriyet döneminde kurulan fabrikaları abd'nin isteğiyle kapatmış adamdı yahu. ne anlatıyorsunuz siz? nedeni de hibe edilen araçların parçalarını abd'den almamızın istenmesi. abd, biz üretiyoruz, sizin teknolojiniz eski, biz size veririz demiş ve türkiye tarımsal üretime baksın diye hedefi çizmiştir. sanayileşme hareketimiz de o noktada duraklamış ve gerilemiştir. bu da abd'nin bizim için biçtiği tarım ülkesi olma planına uymak için kasten yapılmıştır. ( https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3532 ) makalenin onuncu sayfasında, marshall planı türkiye özel misyonu başkanı russel dorr'un açıklaması durumu özetliyor: "türkiye'nin iktisadi program neticesinde çoğalan buğday mahsulü hür dünyanın ordularını ve savunma fabrikaları işçilerini beslemeye yardım edecektir. hür dünyanın kuvvetlenmesi, türkiye'de istihsalin artmasıyla dostlarına hayati ihtiyaçları olan gıda maddeleri, kömür ve malzeme ihracatıyla elde edilebilir."

    adam sana buğday üret, hammaddeni de bize ver, biz işleyip sana geri satarız diyor özetle. demirel-özal tarafından alınan kararlar 1950'lerde alınmalıymışmış. al bakalım nereye alıyorsun?

    bunca laftan sonra bir noktayı da açıklığa kavuşturmam lazım. şu sistem süperdir, bu sistem berbattır demiyorum. her sistemin zamana ve mekana göre sağladığı avantajlar ve dezavantajlar vardır. modern dünyada ekonomik ve siyasi modelleri güçlü devletler belirlemektedir. bunu, naif düşüncelerle ve idealizmle değil, kendi çıkarları onu gerektirdiği için böyle yaparlar. çıkarları tehlikeye girdiği zaman da dümen kırıp başka politikaların savunuculuğunu yaparlar. okyanusun öbür yanında abd'den avrupa'ya bakıp kamu kaynaklarından sosyal yardım harcalamaları yapmayın demek kolaydır. burnunun dibinde sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği varsa sike sike sosyal devlet olursun. olmazsan halk parlamentoyu içindekilerle birlikte yakar. devlet ekonomiye müdahale etmesin, regülasyon olmasın dersin, sonra karteller ortaya çıkar, piyasayı domine ederler, kimseye yaşam hakkı kalmaz. sike sike kartelleşmeyi önleyen regülasyonlar yaparsın.

    liberalizmi, komünizmi, kapitalizmi, sosyalizmi, merkantalizmi, devletçiliği falanı filanı çocuk gibi ölümüne savunmak ya da yermek kadar saçma bir şey olamaz. her birinin tarihsel bağlamda işlevsel olduğu, işe yaradığı, kaçınılmaz olduğu dönemler gelmiştir, gelecektir. hiçbiri de sihirli değnek değildir. sistemler sürekli arıza verir, müdahale gerektirir. dogmatik şekilde ocu bucu olmak sınırlı sayıda nöron, cehalet, zayıf muhakeme yeteneği, analiz yapamama, hatta obsesyon gibi psikolojik problemlere işaret ediyor bence. her dönemin kendi ihtiyaçları var ve bunlar aynı dönemde aynı dünyada yaşayan tüm toplumlar için aynı değil. ülkelerin bazıları orta çağ'da yaşıyor, bazıları gelecekte. aynı ülke içinde de bu ayrımları yapmak mümkün. işin püf noktası da burası zaten.

    ülkesini düşünen nitelikli yöneticiler, toplumun çıkarlarını ihtiyaçlar, zorunluluklar ve koşullar arasındaki optimum dengede savunmayı sağlayacak, ülkenin geneli için en iyi çözümü bulmaya çalışır. dünyanın en karmaşık ve hareketli bölgelerinden birinde bulunan Türkiye özelinde bakarsak siyasi otorite bir şekilde halkın geneli için olabilecek en kötü kararları verip en kötü anlaşmaları yapagelmiştir. adamların derdi seçimleri kazanmak ve kurdukları düzeni ve güç dengesini muhafaza etmek. bunu yapabilmek için birilerinin hakkını çalmaları gerekiyor. bir ülkede hesaplanabilir zenginlik belliyken, bunun adil şekilde bölüştürülmesi de mümkündür. ama o zaman güç belli bir gruba değil, halkın geneline geçer. o zaman da halk mırın kırın edince siyasetçiler koltuğunu kaybeder. bunun yerine bir bağımlılık ilişkisi kuracak şekilde gücü belli bir zümrede toplayıp geri kalanları da bu güce muhtaç kılmak siyasetçi açısından daha kârlı ve kestirme bir çözüm. bu gücü inşa etmek için de zaman lazım. zaten bu yapıyı kurmak için radikalleşen siyasetçiler öne popülist politikalarla halka yaranır, yeniden seçilince rakip gördüklerini elemeye başlar, bağımlılık ilişkisini güçlendirir, akabinde de atom bombasını patlatır. böyle bir ülkede liberalizme erken geçseydik vıyk vıyk demek nasıl bir kafa yapısı bilmiyorum. ne olurdu bilmem ama iyi bir şey olmayacağı kesin. böyle hayattan ve tarihten kopuk ahkamlara her seferinde çok şaşırıyorum. insan tek başına bir adada yaşasa bile bu kadar uçamaz.

    Ek: Şili'ye değinirim demiştim, unuttum. thatcher'ın ekonomi danışmanı milton friedman isimli abd'li ekonomistti. friedman'ın alametifarikası devletin ekonomiye müdahalesine karşı, özelleştirmeden yana, serbest piyasanın gücüne olan inancıydı. friedman'ın (ve chicago boys denen grubun) ürettiği politikaların uygulanmasında devlet tecrübesi şili'den ibaretti. 1974-1989 arası pinochet önderliğinde askeri diktatörlük altında yönetilen şili'de bu politikaları uygulamaya çalıştı. adına da şili mucizesi dedi. thatcher falan takdir ve tebriklerini gönderiyordu. kısa keseyim, göstergelerde iyileşme olsa bile gerçekte halk inim inim inledi. 1990'larda friedman'ın öğretisine uymayacak şekilde sosyal devlet politikalarına dönülünce ülke toparlamaya başladı. adam diktatörlük zoruyla uygulanan liberal politikalardaki çelişkiyi anlayamadan göçtü gitti. her neyse bizim memlekette de sanırım bu örneğe bakıp halkı bu kadar silkelemek için askeri cunta yönetimi lazım demiş olsalar gerek ki 24 ocak kararlarını askeri darbe takip etti.

  7. İran duman olmuş falan diyorlar da, Halk TV'ye İran'da sığınaktan Peyman Aref isimli bir gazeteci bağlandı.

    İnternet kesik falan değil ve çok net görüntüsü olduğuna göre bağlantısı baya hızlı ve stabil demektir.

    Savaş şartlarında bile bir gazeteci olarak ne söylenebilecekse, açık ve net olarak anlattı.

    Allah İran halkının yardımcısı olsun diyeyim.
    DOLAR 5 GAYME OLACAK!
    Bu imza, Subat 2017 tarihine aittir!

  8. Bugünlerde dikkat edelim. Pompayı deponu ağzına sokacaz. Yanlışlıkla bir yerimize girmesin. Pompanın çok cazip şekli var canı çekiyor insanın

Sayfa 526/530 İlkİlk ... 26426476516524525526527528 ... SonSon

Yer İmleri

Yer İmleri

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •