-
Irlandali yazar ve ressam Christy Brown’in dogum yildonumu (5 Haziran 1932)
“Konusmamak, insanlarla siradan iliskiler kurmamda her zaman en buyuk engel olmustur. Bana en aci veren engelimdi; cunku konusma olmazsa insan kaybolmus gibidir, milyonlarca sey soylemek isterken bir kelime bile edemez. Yazmam iyiydi, fakat sadece yazili kelimelerle anlatilamayan, 'hissettirilemeyen' bazi duygular vardir. Yazmak, olumsuz olabilir ama sesin yaptigi gibi iki insan arasindaki boslugu kapatan bir kopru kuramaz.”Sol Ayagim

“Speech has always been one of the biggest obstacles in my endeavour to make ordinary contact with people. It has been the one aspect of my handicap that has caused me the bitterest pain, for without speech one is practically lost, curtained off from other people, left wishing to say a million things and not saying one. Writing is all very well, but there are some emotions that cannot be ‘felt” through the written word alone. Writing may be immortal but it does not bridge the gap between two human beings as the voice.”
-
Fransiz akademisyen, felsefeci, romanci, sair, oyun yazari ve elestirmen Hélène Cixous’in doğum gunu (5 Haziran 1937)
“Bir toplulugun karsisinda konusan kadini dinleyin (aciyla sesini yitirmemisse eger).’Konusmaz’, titreyen bedenini ileri atar; kendini birakiverir, ucar; butun benligi sesine gecer ve konusmasinin ‘mantigi’ni bedeniyle ayakta tutar. Bedeni yalan soylemez. Kendisini soyar. Aslinda, kadin dusunmekte oldugu seyi bedensel olarak maddeye donusturur; onu bedeniyle imler. Bir anlamda, soylemekte oldugu seyi kaydeder. Cunku gudulerinden konusmadaki denetimsiz ve coskulu rolu esirgemez. Konusmasi, ‘kuramsal’ ya da siyasi oldugunda bile, asla basit, cizgisel veya ‘nesnelesmis’, genel nitelikli degildir; oykusunu tarihe donusturur.
Kadinlarin konusmasinda, yazilarinda oldugu gibi asla yankisini yitirmeyen bir kez bedenimizi sardiginda, derinden ve fark etmeksizin bize dokundugunda bizi duygulandirma gucu olan sey sarkidir: Her kadinda canli olan sevginin ilk nesnesinden gelen ilk muzik. Sesle bu ayrıcalikli iliski nereden gelir? Hic bir kadinin, erkek gibi gudulere kardi koymak icin o kadar cok savunma istif etmemesinden. Kadinlar cevrelerine duvarlar ormezler, zevklerden erkekler kadar ‘bilgece’ vazgecmezler. Her ne kadar fallik gizemlestirme genellikle iyi iliskileri bozmussa da, bir kadin asla ‘anne’den uzak degildir (model olma islevi disindaki yonleri kastediyorum: Adsizlik ve iyiliklerin kaynagi olarak ‘anne’). O icinde her zaman o iyi anne sutunden hic olmazsa bir parca vardir. Beyaz murekkeple yazar kadin.”

“Couce parler une femme dans une assemble (si elle n'a pas douloureusemem perdu le souffle): elle ne parle pas, elle lance dans l'air son corps tremblant, elle se lche, elle vole, c'est tout entire qu'elle passe dans sa voix, c'est avec son corps qu'elle souriem vitale ment la " logique de son discours; sa chair dit vrai. Elle s'expose. En vrit, elle matrialise charnellemem ce qu'elle pense, elle le signifie avec son corps. D'une cenaine manire elle inscrit ce qu'elle dit, parce qu'elle ne refuse pas la pulsion sa part indisciplinable et pas sionne la parole. Son discours, même ‘théorique’ ou politique, n’est jamais simple ou linéaire, ou ‘objectivé’, généralisé, elle entraîne dans l’histoire son histoire.
Il n'y a pas cene coupure, cene division qu'opre l'homme commun entre la logique du discours oral et la logique du texte, tendu qu'il est par son antique cap porc asservissant, calculateur, la matrise. D'o le discours mesquin du bouc des lvres et qui n'engage que la lus petite anie du corps plus le masque Dans la parole féminine comme dans l’écriture ne cesse jamais de résonner ce qui de nous avoir jadis traversé, touché imperceptiblement, profondément, garde le pouvoir de nous affecter, le chant, la première musique, celle de la première voix d’amour, que toute femme préserve vivante. Comment ce rapport privilgi la oix? Parce qu'aucune femme n'empile autant de d enses antipulsionnelles qu'un homme. Même si la mystification phallique a contaminé généralement les bons rapports, la femme n'est jamais loin de la ‘mère’ (que j'entends hors-rôle, la ‘mère’ comme non-nom, et comme source des biens). Toujours en elle subsiste au moins un peu du bon lait-de-mère. Elle écrit à l’encre blanche.”
-
Ingiliz roman ve biyografi yazari, elestirmen Margaret Drabebl'in dogum gunu (5 Haziran 1939)
"Lucy. Lucy Goldsmith. Lucy Otford. James'i, Lucy'ye ait oldugu icin, Lucy'ye benzemek istedigim icin arzulamis olamam. Oyle degildi , oyle degildi. Bu Freud'cu aile baglari safsatasindan SIKILMAYA basladim, ucuncu kisi agzindan konustugum, sizofren yazim tarzima geri donmek istiyorum."

"Lucy. Lucy Goldsmith. Lucy Otford. It couldn't be possible that I wanted James because he was hers, because I wanted to be her. It wasn2t so, it wasn2t so. I am getting tired of all this Freudian family nexus, I want to get back to that schizoid third-person dialogue."
-
Il Conformista'nin (Konformist - 1970) Giulia'si, Divorzio all'italiana'nin (Italyan Usulu Bosanma - 1961) Angela'si, Sedotta e abbandonata'nin (Bastan Cikarilmis ve Terk Edilmis- 1964) Agnese Ascalone'si Italyan Aktris Stefania Sandrelli'nin dogum gunu (5 Haziran 1946)


-
Ingiliz gerilim ve tarihi romanlar yazari Ken Follett’in dogum gunu (5 Haziran 1949)
“Ahmet Yilmaz'i oldurmek isteyenler Paris'te yasayan Turk ogrencilerdi, terorist eylemlerinden dolayi ulkelerinden kacmislar ve o gune kadar da Turk Elciliginden bir atase ile Turk Hava Yollari'nin bir ust duzey yetkilisini oldurmuslerdi. Yılmaz'i hedef olarak secmelerinin nedeni Turk hukumetini destekleyen varlikli bir insan olmasi ve Paris'te oturmasiydi.” Aslanlar Vadisi

“The men who wanted to kill Ahmet Yilmaz were serious people. They were exiled Turkish students living in Paris, and they had already murdered an attaché at the Turkish Embassy and firebombed the home of a senior executive of Turkish Airlines. They chose Yilmaz as their next target because he was a wealthy supporter of the military dictatorship and because he lived, conveniently, in Paris.”’
“ ‘Biliyorsunuz, deger verdigim her sey elimden alindi.’ dedi. ‘Ve her seyi kaybettiginiz zaman.’ Kalbi parcalaniyor, sesi catallasiyordu ama kendini devam etmeye zorladi. ‘Her seyi kaybettiginiz zaman, kaybedecek hicbir seyiniz kalmiyor.’ "Sonu Olmayan Dunya

“ ‘You see, all that I ever held dear has been taken from me,’ she said in a matter-of-fact tone. ‘And when you've lost everything-‘ Her facade began to crumble, and her voice broke, but she made herself carry on. ‘When you've lost everything, you've got nothing to lose.’ ”
“Gururun asiri olani bir tur gunah sayilir, bir insan asiri alcakgonullulukle de Tanri'nin iradesini kolayca bosa cikartabilir.”

“Excessive pride is a familiar sin, but a man may just as easily frustrate the will of God through excessive humility.”
-
Amerikali saksofon sanatcisi Kenneth G.'nin (Bruce Gorelick) dogum gunu (5 Haziran 1956)

https://www.youtube.com/watch?v=4qzUJphkVZs
-
Ingiliz kurgu disi yazari Geoff Dyer’in dogum gunu (5 Haziran 1958)
“Tek cocuktum. Ne erkek ne de kiz kardesim vardi. Evcil hayvanim da yoktu. Ne kedi ne kopek. Dolayisiyla her ne kadar ailemin tum sevgisi bana odaklanmis olsa da, benim sevecek hicbir seyim olmadi. Sevgiye dair tum deneyimim sevgi almaya dayaliydi. Bana her daim sunulan bir hediyeydi sevgi. Hicbir zaman bir seyi sevebileceğimi dusunmedim.

“I was an only child. No brothers or sisters.And I had no pets. No cats or dogs. So although my parents’ love focused on me I had nothing to love. I loved them, of course, as little children do, but parents don't count really. My whole experience of love was being on the receiving end of it.”
“Dunyadaki en oradaki yerdi burasi ve zamanin basindan beri de oyle ola gelmisti, ortaya ciktigi iddia edilen zamanin cok oncesinden beri oradaydi. Belki de kayip Atlantis, dalgalarin arasinda kaybolacagina dalgalarin uzerinde yeniden ortaya cikmis ve bu surecte Venedik'e donusmustu.”

“They were just there. And so, evidently, was the city they inhabited. It was the most there place on earth, and had been since time began, since long before it allegedly came into existence. Maybe the lost city of Atlantis didn't disappear beneath the waves so much as reappear above them, morphing into Venice as it did so.”
-
Amerikali yazar Richard Russell Riordan’in dogum gunu (5 Haziran 1964)
“Cogu insana ‘Ates ya da simsek gucun olmasini ya da sihirli makyajin olmasini ister miydin?’ diye sorsaniz, bunun harika bir sey oldugunu dusunurler. Ama bu guclere sahip olmak zorlu bir hayatinizin olacagi anlamina gelir. Yani, kendinizi kisin ortasinda bir kanalizasyon cukurunda otururken, canavarlardan bucak bucak kacarken bulabilir, hafizanizi kaybedebilir, arkadaslarinizin neredeyse izgara olusunu izleyebilir ve size nasil oleceginizi soyleyen ruyalar gorebilirsiniz.”

“If you asked most kids,’Hey, you want to summon fire or lightning or magical makeup?” they’d think it sounded pretty cool. But those powers went along with hard stuff, like sitting in a sewer in the middle of winter, running from monsters, losing your memory, watching your friends almost get cooked, and having dreams that warned you of your own death.”
“Evrenin esas olarak bir makine gibi oldugunu dusunuyorum. Kimin tasarladigini bilmiyorum: Kaderler mi, tanrilar mi ya da buyuk T ile yazilan Tanri mi, hicbir fikrim yok. Ama evren cogu zaman olmasi gerektigi gibi isliyor. Tabii ufak tefek parcalar kiriliyor ve bir seyler bozuluyor ama genellikle... olaylar belirli bir nedenle meydana geliyor.”

“I figure the universe is basically like a machine. I don't know who made it, if it was the Fates, or the gods, or capital-G God, or whatever. But it chugs along the way it's supposed to most of the time. Sure, little pieces break and stuff goes haywire once in a while, but mostly...things happen for a reason.”
Gönderi Kuralları
- Yeni konu açamazsınız
- Konulara cevap yazamazsınız
- Yazılara ek gönderemezsiniz
- Yazılarınızı değiştiremezsiniz
-
Forum Rules
Yer İmleri