16. yüzyýl veba doktoru maskesi.
Vebalý hastalar ile çok fazla temas etmek zorunda kalan doktorlar, hastalardaki sivilce ve þiþliklerdeki akýntýnýn kötü kokusuna maruz kalmamak için sirkeli sünger ve baharat koyduklarý gaga biçimindeki maskeleri takýyorlardý.
Ýlk olarak M.Ö. 14.yüzyýlda Hitit halkýnda görülen veba, 1300’lü yýllarda Çin’de yeniden ortaya çýkarak önce Kýrým’a, ardýndan liman kentleriyle yapýlan ticaret sonucunda hýzla Avrupa’ya yayýldý. Özellikle gemilerde asalak olarak yaþayan pireler, hastalýðýn þehirlere kolayca giriþ yapmasýný saðladýlar. Farelerin de taþýyýcý olmasý nedeniyle onlara temas eden ve pire ýsýrýðýna maruz kalan bütün insanlar maalesef vebanýn kurbaný olmaktan kurtulamadýlar. 1348’de bir Ceneviz gemisi Venedik’e, baþka bir Ceneviz gemisi ise Marsilya’ya taþýdý bu mikrobu. Devamýnda salgýn; Ýspanya, Portekiz, Ýngiltere, Almanya, Ýskandinav ülkeleri ve Rusya’ya kadar sýçradý. Zaten halihazýrda kýtlýkla savaþan halk oldukça güçsüzdü.
Kimine göre hastalýðý bilerek yayanlar Moðollar idi. Kýrým civarýndaki Cenevizlilere ait olan kenti kuþatarak, mancýnýkla beraber vebalý askerlerin cesetlerini içeri atmýþlardý. Kuþatmadan kaçan Cenevizliler de salgýný Ýstanbul, Sicilya Adasý ve Avrupa’ya yaymýþtý. Bir baþka teori ise bunun Tanrý’nýn bir gazabý olduðu yönündeydi. Hatta olayý daha da ileri götürüp hastalýðýn sebebini gezegenlerin diziliþine baðlayanlar bile oldu. Ayrýca halk arasýnda birtakým önlemler alýnarak, banyo yapýlmazsa derideki gözeneklerin açýlmayacaðýna ve böylece vebaya neden olan kötü havanýn vücuda giremeyeceðine inanýlmaya baþlandý. Sýrf bu yüzden Avrupalýlar uzun yýllar boyunca yýkanamadýlar.
Alýnan diðer önlemler arasýnda ise þunlar yer alýyor; tüm seksüel iliþkilerden kaçýnýlacak, yeme ve içmede aþýrýlýða gidilmeyecek, meyve çok az veya hiç yenilmeyecek, balla yapýlmýþ her þeyden uzak durulacak, her sabah güzel kokular solunacak, zenginler misk ve amber; fakirler zerdeçal ve karanfil koklayacak, yataða girince pencereler kapatýlacak. Hastalýðýn ilerleme sebebi olarak en çok kötü hava dikkate alýndýðýndan, bu havanýn etkilerini yok etmek adýna güzel kokulu çiçekler taþýmak ilk korunma yöntemi olarak benimsenmiþti. Yöntemin duyulmasýnýn ardýndan yollarda çiçek satýcýlarý ortaya çýktý. Vebanýn en çok zarar verdiði ülke olan Ýtalya, karantina uygulamasýný baþlattýktan sonra bir nebze olsun durdurabildi ölümleri.
Salgýndan ölen insanlarýn çokluðu yetmezmiþ gibi bir de hastalýða neden olarak Yahudileri gösteren fanatik dindarlar, acýmasýz katliamlar yapmaya giriþeceklerdi. Yahudilerin su kuyularýný zehirlediðini iddia ettiler ve akabinde binlerce Yahudi’yi canlý canlý yaktýlar. Bu þekilde Tanrý’nýn öfkesinin dineceðine inanýyorlardý. Fakat yine sonuç umduklarý gibi tezahür etmeyince, hastalýktan kurtarabilecek bir çözüm üretmeleri için rahiplere yalvarmaya baþladýlar. Hiçbir þekilde çare bulunamayýnca da kilise ve Papa’ya duyulan güvenleri azaldý. Bu durumun devamýnda ise hýzla Reform hareketleri baþlayacaktý.
Salgýnýn Avrupa’da bu kadar çabuk yayýlma sebeplerinden bir tanesi de sokaklarýn fazlasýyla pis olmasý idi. Þehirlerdeki pislik arttýkça fareler çoðalýyor ve zaten yeterli beslenemediði için direnci düþük olan halk, kolayca hastalýða yakalanýyordu. Nüfus git gide azalmaya baþladý. 1348-1351 yýllarý arasýnda Papa IV. Clement’in ölü sayýcýlarýnýn tuttuðu kayýtlara göre, kýtada 23 milyon 840 bin insan hayatýný kaybetmiþti. Çoðu bacaklarýndaki ve koltuk altlarýndaki çýbanlar, apseler ve kabarcýklar yüzünden öldü. Bazýlarý baþlarýnýn aðrýsýndan çýlgýna dönüyor, bazýlarý da kan tükürüyordu. Bunlarýn arasýnda Ýngiltere Kralý III. Edward’ýn kýzý Prenses Joan ve Kastilya Kralý XI.Alfonso da bulunuyor.
Nüfusun büyük bir bölümünün erimesi ve hatta bazý köylerin tamamen yok olmasý nedeniyle tarlalarda çalýþtýrýlacak insan sayýsý azaldý. Bu sebeple iþçi sýnýfý normalde aldýðýndan çok daha yüksek bir rakam ve daha az mesai saati talep etti. Ýþverenler mecburen kabullendiler bu yeni durumu. Ayrýca ölen kiþilerden kalan arazilerin satýþ fiyatlarý, alacak çok fazla insan bulunmadýðý için fazlasýyla düþtü. Böylece köylülerin ucuza arazi sahibi olma yolu da açýldý.
Yaklaþýk 100 yýl boyunca devam eden veba salgýný zamanla geriledi. O kadar fazla insan ölmüþtü ki, hayatta kalanlar için yeterince arazi ve yiyecek vardý artýk. Avrupalýlar düzenli beslenerek daha dirençli hale geldiler ve bir daha ancak 16. yüzyýlda eriþebildiler eski nüfuslarýna.
Yersinia pestis isimli bir bakteriden türeyen veba, günümüzde bir enfeksiyon hastalýðý olarak adlandýrýlýyor ve antibiyotik tedavisi ile yok ediliyor. Hala Asya ve Afrika ülkelerinde az da olsa görülmesine raðmen geliþmiþ ülkelerde tamamen ortadan kalkmýþ durumda.
Anadolu Parsý olarak bilinen ve soyu tükendi olarak kayýtlara geçen bu canlý, 1974 yýlýnda Ýç Anadolu’da tekrar görülmüþ ve avcýlar tarafýndan vurularak öldürülmüþ. 1974 Ankara-Beypazarý
Pantera Pardus Tulliana’nýn (Anadolu parsý- Panteri), Anadolu Platolarý’nda bir tarihte bolca bulunduðunun en önemli delillerinden sayýlan Osmanlý Minyatürleri adeta geçmiþe ýþýk tutmaktadýr.
Burada Kanuni Sultan Süleyman (Muhteþem Süleyman M.S. 1520/1560), bir Anadolu Yaban Koyunu’nu (Ovis Amon Anatolica) kýlýçla avlarken betimlenmiþtir. Bu minyatür ayrýca Pantera Pardus Tulliana’nýn, Yaban Eþeði, Yaban Koyunu, Yaban Keçisi (Bezoar), Anadolu Arslaný ve Karaca’yla birlikte ayný habitatý paylaþtýðýnýn da güzel bir kanýtýdýr.
Burada 1. Yýldýrým Bayezid (M.S. 1389/1402) ok ve yayla bir geyiði (Cervus Dama) avlarken betimlenmiþtir. Ayný minyatür tepelere doðru kaçan Pantera Pardus Tulliana’nýn varlýðýný kanýtlayan iyi bir örnektir. Diðer yaban hayvanlarý ise tilki ve tavþandýr.
Ýsmail Akçay, 1942 yýlýnda Balýkesir’e baðlý Kesirven köyünde doðmuþtur. Köyünde ilk ve orta okulu bitirdikten sonra Þehir merkezindeki Endüstri meslek lisesine girdi. Liseyi bitirince girdiði askeri okul sýnavlarýný kazanarak Jandarma Astsubay Sýnýf Okuluna girdi.
Ýsmail Akçay okuluna girdiði sýrada Jandarma Gücü toplam 17 dalda spor müsabakalarýna katýlmakta, tüm milli takýmlara sporcu vermektedir. Gülle ve disk atma dalýnda Türkiye rekorlarý bulunan Nuri Turan o sýrada binbaþý rütbesi ile Jandarma okullarýnda öðretim kurul baþkanýdýr ve her öðrenciyi bir spor dalýna teþvik etmektedir. Bu destek ve teþvikler ile Ýsmail Akçay’da askeri öðrenci iken atletizme baþladý. 1961 yýlýnda Jandarma astsubay olarak mezun oldu ve Jandarma Gücü bünyesinde 5.000-10.000mt mesafe koþularý yaptýktan sonra çalýþmalarýný maraton dalýnda yoðunlaþtýrdý..
Milli takýmda iken gönül verdiði atletizmdeki yeteneklerini kýsa sürede geliþtirdi. Ordu Milli Takýmý'nda yýllarca baþarýdan baþarýya koþan Ýsmail Akçay, Türkiye'yi olimpiyatlarda ve dünya þampiyonalarýnda da temsil etti.
1968 yýlýnda Las Vegas Dünya Maratonu Þampiyonasý'ný, "42 kilometreyi koþtuktan sonra 7 kilo verdi. Amerika’nýn Las Vegas þehrinde yapýlan maraton yarýþý boyunca önde götüren Ýsmail AKÇAY bitiþ yerinin yanlýþ gösterilmesi ile kesin birinci geleceði yarýþý ikinci olarak bitirdi.
Ýsmail Akçay, 1968 yýlýnda Milliyet Spor Ödülleri atletizm dalýnda “Yýlýn Sporcusu” ödülünü aldý.
Bu büyük baþarýlarýn ardýndan Jandarma Genel Komutanlýðýnca tüm Jandarma personelinin katýldýðý bir kampanya ile Balýkesir’de halihazýrda oturduðu müstakil ev alýnarak kendisine hediye edildi.
Tam 181 defa Milli formayý giymiþ olan Ýsmail Akçay, 1975 yýlýnda aktif sporculuðu býraktýktan sonra Atletizm Federasyonu bünyesinde antrenörlük yaptý. Veli Ballý, Mehmet Yurdadön ve Mehmet Terzi gibi baþarýlý atletleri yetiþtirdi.
Ýsmail Akçay, 1966–1975 arasý, dokuz yýl maraton koþarak toplam 8 Türkiye Maraton þampiyonluðu, 2 kez Dünya Ordulararasý Maraton ikinciliði, 2 kez Akdeniz Oyunlarý ikinciliði, 7 kez Uluslararasý yerel çaplý maratonlarda birincilik ve bir kez olimpiyat dördüncülüðü elde etti. 9 yýl boyunca toplam 160.000 km koþan Ýsmail Akçay, 2000 yýlýnda Milli Olimpiyat Komitesi tarafýndan “ Yüz Yýlýn Atleti “ olarak onurlandýrýldý ve ülkemizin de en baþarýlý Maratoncusu olarak Türk Spor Tarihine geçti. En iyi derecesi Olimpiyatlarda 4. olduðu yarýþta elde ettiði 2.13.40’dýr.
Balýkesir’de atletizm tartan pistine ve oturmakta olduðu Plevne mahallesindeki parka adý verilen Ýsmail Akçay, adý verilen parka Eylül 2015 de heykeli dikilerek Balýkesir'de yaptýklarý ile ölümsüzleþtirilmiþtir. Ayný þekilde Balýkesir’de 2008 yýlýndan itibaren “Uluslararasý Ýsmail Akçay Yol Koþusu” adýyla 12km.lik yarýþlar yapýlmaya baþlanmýþtýr.
Halihazýrda Balýkesir’de ikamet eden Ýsmail Akçay, evli ve 3 çocuk babasýdýr..
Atletizmde Baþarýlarý :
1966 - Saraybosna'da yapýlan Balkan Oyunlarý'nda maraton birincisi oldu.
1967 - Tunus’da Akdeniz Oyunlarý'nda ikinci oldu
1967 - Ýstanbul’da Balkan Þampiyonasý’nda maratonda birinci oldu
1968 - Las Vegas'ta, Las Vegas Maratonu’nda ikinci oldu
1968 - Meksika'daki 1968 Yaz Olimpiyatlarýnda Maratonda dördüncü oldu.
1968 - Japonya’da Fukuoka Maratonu'nda dördüncü oldu.
1969 - Las Vegas'ta, Las Vegas Maratonu’nda ikinci oldu
1969 - Balkan Oyunlarý Sofya maratonu üçüncüsü
1971 - Balkan Oyunlarý Zagreb maratonu birincisi
1971 - Akdeniz Oyunlarý Ýzmir maratonu ikincisi
1972 - Balkan Oyunlarý Ýzmir maratonu üçüncüsü
1973 - Balkan Oyunlarý Atina maratonu birincisi.
Yer Ýmleri