Esaret hayatýný Nargin’de geçiren Türk askeri esirlerinden olan Süleyman Nuri hatýralarýnda adaya naklediliþleri ve ada hakkýndaki intibalarýný þu þekilde kaleme almýþtý :
“Bakû istasyonundan, etrafýmýz Rus askerleriyle kuþatýlmýþ bir güruh halinde, bizleri sahile, Bakû’nün iptidai bir þekil arz eden, aðaçtan iskelelerinden birine getirdiler ve bir çatanaya bindirerek 15-20 kilometre deniz açýðýnda bulunan ve adý Azericesi Yýlan Adasý olan Nargin Adasý’na getirdiler.
Bakû, deniz açýklarýndan sahilden içerilere doðru az yükselerek kalkan bir yamacýn üzerine sahilden “Züh” ve “Bayýl” denilen semtler kadar serpilmiþ, bazý yerlerde seyrek ve bazý yerlerde sýk sýk üzin ve fabrika olduklarý açýktan seçilmesi zor olan binalardan müteþekkildi.
“Çatana bizi sonumuzun meçhul karanlýklarý “Nargin” adasýnýn topraklarý üzerine serpiverdiði zaman, hemen orada ilk müþahede ettiðimiz, muhafýz Rus erleriyle, hangi millet ordusuna mensup olduklarý fark edilemeyen yýrtýk pýrtýk elbiseli esirleriyle, kadýnlý erkekli beyaz sýhhiye giysili saðlýk memurlarýyla ve Bakûlü olmalarý ve adda alýþ veriþle meþgul olduklarý kolayca tahmin edilebilen sivilleriyle ada, üzerimizde hiç de ümit verici bir tesir býrakmadý. 2, 2,5 kilometre kare sathýnda, bir kilise ve birkaç idare binalarýndan baþka, yer üstünde hemen hemen baþka bir bina görünmüyor, tek tük Alman, Avusturya ve Macar esirleri olmak üzere 50 bin Türk esiri, yarý yarýya topraða gömülü zeminliklerde yaþýyorduk..
“Bir iki gün devam eden acemiliðimiz devrinde, adanýn hemen hemen bütün sahillerini döndük dolaþtýk, batý ve Bakû’ye yani kuzeye taraf olan sahillerin müthiþ kayalýk ve bu kayalar üzerinde oltalarýyla bütün gün balýk tutamayan balýk avcýlarýna ve her adýmda dünya kadar tesadüf ettiðimiz su yýlanlarýna rastladýk.
Bakûlülerin burasýný “yýlan adasý” olarak tesmiye etmelerinin (adlandýrmalarýnýn) sebebi bu imiþ meðer! Bir günde bizim de belki ebedi mekânýmýz olmasý pek de ihtimalden uzak olmayan ve adanýn diðer kýsmýna nazaran daha hakim mevkii olan kuzey tarafý ucuna, ölen esirleri gömdüklerini iþittiðimiz yeri görmek ve bu vesileyle onlarý ziyaret etmiþ olmak için, bir gezinti yapmaya gittik.
Orada yegâne açýk bulunan bir çukura yaklaþtýk, çukur henüz yarý yarýya doluydu, çukurun içine atýlmýþ ölülerin, üzerlerine kalýn bir tabaka kireç serpildiði için ölüleri saymak mümkün deðildi. Bu çukurun hayalen toprakla örtüldüðünü farz ederek, buna benzer çukurlar olmalarý muhtemel, fakat þimdi, toprak üzerinde birer iz olarak kalmýþ yerleri çokluklarýndan saymak da mümkün deðildi.
Saymak istememizin sebebi, adanýn üsera kampý olduðundan beri, bugüne kadar ölenlerin sayýsýný, mümkün mertebe sýhhate yakýn bir tarzda tahmin ederek merakýmýzý tatmin etmekti.
Buradan koðuþa gelince, bizden kýdemli olan erlerden çukurlarýn elliþer kiþilik olarak kazýldýklarýný, her gün ölenleri sýrayla balýk istifi koya koya 50 kiþi tam olduðu tekmil haberi verilince, çukur kapatýlarak diðer bir çukurun hemen orada ve yahut da yakýn civarýnda kazýldýðýný söylediler. Cephe baþka burasý da bambaþka bir alem, artýk biz de ölümle hayat arasýnda fark görmek hissinden mahrum olanlara döndük…
“..Sabahlarý sýrayla koðuþlarýmýzdan tayin ettiðimiz arkadaþlarýmýz ekmeklerimizi, karavana kaplarýyla getirilen bulanýk su halinde, çay olduðuna binbir þahit lazým olan çaylarýmýzý, kendi kaplarýmýzda içiyor ve akþamlarý da bulgur tanesi gibi ot tohumu taneleriyle, mutfakta kendi arkadaþlarýmýzýn sözde soyduklarý ve fakat haddi zatýnda soyulmamýþ bütün bütün patateslerin katýþýk ve bunlarýn topunun da yýkanmadýklarý için, topraklý taþlý çorba mý desem lâpa mý desem, karavanalarýmýzý getiriyorlar ve bunlara beþ on kiþi bir arada kepçe gibi kaþýklarla giriþiyorduk.”










Alýntý yaparak yanýtla











Yer Ýmleri