Artan
Azalan
Ýþlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
5,83 10% 1,06 Mr 5,49 / 5,83
11,99 10% 336,27 Mn 10,90 / 11,99
124,30 10% 112,66 Mn 116,00 / 124,30
35,42 10% 122,32 Mn 32,38 / 35,42
6,93 10% 401,38 Mn 5,67 / 6,93
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
1.170,00 -10% 101,24 Mn 1.170,00 / 1.290,00
481,50 -10% 434,72 Mn 481,50 / 532,00
43,74 -10% 96,29 Mn 43,74 / 48,36
6,48 -10% 126,65 Mn 6,48 / 7,28
17,10 -10% 1,93 Mr 17,10 / 19,25
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
121,30 -5.53% 24,17 Mr 121,30 / 136,30
3,20 1.27% 16,88 Mr 3,16 / 3,29
425,50 2.65% 16,34 Mr 415,50 / 434,25
264,00 3.63% 10,28 Mr 252,00 / 264,00
314,50 -0.4% 9,53 Mr 313,00 / 317,75
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
18,61 -1.27% 555,50 Mn 18,41 / 19,11
73,70 -2.96% 8,42 Mr 73,65 / 76,90
425,50 2.65% 16,34 Mr 415,50 / 434,25
264,00 3.63% 10,28 Mr 252,00 / 264,00
727,00 -0.41% 2,16 Mr 721,50 / 739,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
18,61 -1.27% 555,50 Mn 18,41 / 19,11
73,70 -2.96% 8,42 Mr 73,65 / 76,90
97,15 1.09% 607,34 Mn 95,70 / 98,05
112,30 -2.43% 247,63 Mn 111,80 / 115,70
425,50 2.65% 16,34 Mr 415,50 / 434,25
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
18,61 -1.27% 555,50 Mn 18,41 / 19,11
30,92 2.59% 121,66 Mn 30,22 / 30,98
73,70 -2.96% 8,42 Mr 73,65 / 76,90
10,22 -0.68% 218,42 Mn 10,22 / 10,44
83,15 0.12% 582,64 Mn 82,70 / 85,15

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Arama sonucu : 1327 madde; 1 - 8 arasý.

Konu: Foreks Viop ve Mutluluk

Hybrid View

Previous Post Previous Post   Next Post Next Post
  1. #1
    Bir arkadaþ böyle bir video attý. 2.50 ile 3.16 arasýnda müthiþ bir aydýnlanma yaþadým..


    Aslýnda birsey herseydir. Yani anladigim bu..


  2.  Alýntý Originally Posted by Dore Yazýyý Oku
    Bir arkadaþ böyle bir video attý. 2.50 ile 3.16 arasýnda müthiþ bir aydýnlanma yaþadým..


    Aslýnda birsey herseydir. Yani anladigim bu..


    Nesnel Realite Var mý, Yoksa Evren Bir Hayal mi?

    1982’de olaðanüstü bir olay meydana geldi. Paris Üniversitesi’nde Fizikçi Alain Aspect tarafýndan yürütülen bir araþtýrma grubu, 20.inci yüzyýlýn en önemli deneylerinden birini gerçekleþtirdi. Bunu siz akþam haberlerinde duymamýþsýnýzdýr.Bazýlarý onun bu keþfinin bilimin yüzünü deðiþtirdiðine inansa da; bilimsel yazýlarý okuma alýþkanlýðýnýz yoksa, aslýnda Aspect’in adýný belki de hiç duymamýþsýnýzdýr.

    Aspect ve grubu, aralarýnda onlarý ayýran uzaklýk ne olursa olsun; elektronlar gibi atomdan küçük parçacýklarýn da bazý durumlarda anýnda birbirleriyle haberleþtiklerini keþfetti.Bu,10 feet veya 10 milyar mil ayrý olsalar bile farketmiyordu. Her nasýlsa, her bir parçacýk her zaman bir diðerinin ne yaptýðýný biliyor gözüküyordu. Bu baþarýyla ilgili bir problem de, Einstein’ýn uzun-zamandan beri olan ‘’Hiçbir iletiþim, ýþýðýn hýzýndan daha hýzlý seyahat edemez’’ prensibini çiðniyordu. Iþýk hýzýndan daha hýzlý seyahat etmek, zaman bariyerini ihlal ederken; bu korkusuz ihtimal bazý fizikçilerin Aspect’in bulgularýný ayrýntýlý bir þekilde açýklamalarýna sebep oldu. Fakat bu, diðer fizikçilere daha da radikal açýklamalar sunmalarý için ilham verdi.

    Örneðin; Londra Üniversitesi’nden Fizikçi David Bohm, Aspect’in bulgularýnýn nesnel realitenin varolmadýðýna, saðlam görünürlüðüne karþýn; aslýnda evrenin bir hayal, kocaman, muhteþem þekilde detaylandýrýlmýþ bir hologram olduðuna iþaret ettiðine inanmaktaydý. Bohm’un bu þaþýrtýcý iddiayý neden yaptýðýný anlamak için; kiþi ilk olarak hologramlar hakkýndaki ufak bilgiyi anlamalýdýr.

    Bir hologram, lazerin yardýmýyla yapýlan üç-boyutlu bir fotoðraftýr. Hologram yapmak için, fotoðraflanacak olan obje ilk önce lazer ýþýnýnýn ýþýðýnda banyolanýr. Sonra ikinci lazer ýþýný, ilk yansýyan ýþýktan zýplar ve sonuç olan çatýþma örneði (iki lazer ýþýnýnýn birbirine karýþtýðý alan) filmde yakalanýr.Film geliþtirildiðinde, hologram manasýz bir ýþýk helezonu ve koyu çizgiler gibi gözükür. Geliþtirilmiþ olan film, bir diðer lazer ýþýnýyla aydýnlatýldýðýnda; orijinal objenin üç-boyutlu imajý belirir.Bu imajlarýn üç-boyutluluðu, hologramlarýn olaðanüstü tek özelliði deðildir. Eðer bir gülün hologramý yarýdan kesilirse ve sonra da lazerle aydýnlatýlýrsa; her bir yarýnýn hâlâ gülün bütün bir imajýný koruduðu bulunur. Gerçekten de, yarýlar tekrar bölünse bile; filmin her bir ufak parçasýnýn orijinal imajdan daha küçük, fakat bozulmamýþ halde imajýný kapsadýðý bulunacaktýr.Normal fotoðraflardan farklý olarak, bir hologramýn her bir parçasý bütünün sahip olduðu bütün bilgiyi kapsar. Hologramýn ‘’Her bir parçadaki bütün’’doðasý, bizlere tamamen yeni bir organizasyon ve düzen anlayýþý yolu saðlar.

    Batý bilimi fiziksel bir fenomeni en iyi anlama yolunda tarihi boyunca ekseriyetle (bu bir kurbaða veya atom olsun),onu parçalara ayýrmak ve onun ayrý ayrý olan parçalarýný çalýþmak önyargýsýyla çalýþýp çabalamýþtýr. Bir hologram, bize evrendeki bazý þeylerin bu yaklaþýma yanaþmayabileceðini öðretmiþtir.Holografiksel olarak yapýlmýþ bir þeyi parçaya ayýrmaya çalýþýrsak; onun hangi parçalardan yapýlmýþ olduðunu yakalayamayýz, sadece daha küçük bütünlerini yakalayabiliriz. Bu anlayýþ, Aspect’in buluþunu anlamadaki diðer bir yolu Bohm’a önermiþtir. Bohm; atomdan küçük parçacýklarýn birbirlerini ayýran uzaklýk her ne olursa olsun birbirleriyle kontakt halinde bulunmalarýnýn, ileri-geri bir çeþit gizemli sinyal göndermelerinden deðil; onlarýn ayrý olmalarýnýn bir hayal olmasý sebebiyle olduðuna inanmaktadýr. Bu temel baðlantý, evrenin bütün yönleriyle enerji olarak baðlantýda olduðunun matematiksel kanýtý olan Beþinci Element’le iliþkilendirilebilir. Hal Puthoff, ‘Sýfýr-Nokta Enerji’ isimli çalýþmasýnda, evrendeki bütün yüklerin birbirleriyle baðlantýlý olduklarýný ve evrende olan herþeyin bir hayal olduðunu kanýtlamýþtýr. Ve bugünün modern fizik teorileri de, evrenin çeþit çeþit kýsýmlarýyla ayný baðlantýya sahip olduðunu iddia eden eski gelenekler ve filozofilerle ayný görüþtedirler.

    Bazý daha derin bir realite de, böyle parçacýklarýn baþlý baþýna varlýklar olmadýklarýný, fakat gerçekte temel ayný þeyin uzantýlarý olduklarýný iddia etmektedir. Bohm, aþaðýdaki örneði insanlarýn ne demek istediðini daha iyi anlamalarýný saðlamak için sunmaktadýr: Akvaryumun içinde balýk olduðunu hayal edin. Ayrýca akvaryumu direkt olarak göremediðinizi ve onun hakkýndaki bilginizin ve içerisinde neyi kapsadýðýnýn iki televizyon kamerasýndan geldiðini, bir tanesinin akvaryumun önüne ve bir diðerinin de yanýna yönlendirildiðini hayal edin. Ýki televizyon monitörüne dikkatle baktýðýnýz zaman, her bir ekrandaki balýðýn baþlý baþýna varlýk olduðunu zannedebilirsiniz. Yine de, kameralar deðiþik açýlara kurulu olduðu için; herbir imaj birbirinden hafifçe farklý olacaktýr. Fakat iki balýðý seyretmeye devam ettiðinizde, sonunda birbirleri arasýnda kesin bir iliþki olduðunun farkýna varacaksýnýz. Biri döndüðü zaman, diðeri de hafifçe farklý fakat diðerine cevap veren bir dönüþ yapacaktýr; biri yüzünü öne döndüðü zaman, diðeri de her zaman yana doðru yüzünü dönecektir. Olayýn bütün kapsamýndan habersiz olursanýz, balýðýn hemen bir diðeriyle baðlantý kurduðu sonucunu çýkarabilirsiniz; fakat durum açýkça bu deðildir. Bohm; bunun, Aspect’in deneyindeki atomdan küçük parçacýklarýn birbirleri arasýnda tam olarak nelerin meydana geldiðini anlattýðýný söylemektedir. Bohm’a göre, atomdan küçük parçacýklar arasýndaki gözüken ýþýktan-hýzlý baðlantý; bize gerçekten bir sýr olan, daha derin, akvaryum örneðine benzer þekilde sahip olduðumuzdan daha karmaþýk bir boyutun realitesini anlatmaktadýr. Ve, atomdan küçük parçacýklar gibi objeleri birbirinden ayrý olarak görüntülediðimizi, çünkü onlarýn realitesinin sadece bir kýsmýný gördüðümüzü de ilave etmektedir. Böyle olan parçacýklar ayrý ‘’kýsýmlar’’ deðillerdir; fakat daha derin ve daha temel olan, daha önce de gül örneðinde bahsettiðimiz gibi, holografik ve görünmez bir bütünlüðün birleþik gözlerinden bir gözdürler. Ve fiziksel realitede herþey bu þekilden oluþtuðu içindir ki; evrenin kendisi de bir projeksiyon, hologramdýr. Hayale benzer doðasýna ilave olarak, böyle bir evren diðer þaþýrtýcý özelliklere de sahip olabilir. Eðer atomdan küçük parçacýklarýn görünür ayrýlýðý bir hayalse; daha derin bir realite düzeyinde evrendeki herþey sonsuz olarak birbiriyle baðlantýlýdýr.

    Ýnsan beynindeki karbon atomdaki elektronlar, yüzen her somon balýðýnýn içindeki atomdan küçük parçacýklarla da baðlantýlýdýrlar; atan her bir kalple, gökyüzünde parýldayan her bir yýldýzla da baðlantýlýdýrlar. Herþey, herþeyi tamamen nüfuz eder ve insan doðasý kategorize edip, sýnýflandýrýp, tekrar bölse de; evrenin fenomeninde, her pay bir gereklilik ve tüm doða da dikiþsiz bir aðdýr.Holografik evrende, artýk zaman ve uzay bile temel þeyler olarak görüntülenmez. Çünkü gerçekten de hiçbir þeyden ayrý olmayan, zaman ve üç-boyutlu olan uzay,TV monitörlerindeki balýk imajlarý gibi olan þeyler, evrendeki yer bozulmasý gibi kavramlar da daha derin bir düzenin projeksiyonlarý gibi görüntülenmelidir.

    Daha derin realite düzeyinde; geçmiþ, þimdiki zaman ve gelecek, anýnda var olan süper bir hologramdýr. Bu bize uygun araçlar verildiðinde, birgün süper holografik realite düzeyine ulaþma ihtimalimizin bile olabileceðini ve uzun-unutulmuþ geçmiþten hadiseleri çýkarabileceðimizi ileri sürmektedir. Süperhologramýn daha neleri kapsadýðý ise sonuca baðlanmamýþ bir sorudur. Süperhologramýn evrendeki herþeyi doðuran bir matriks, bir rahim olduðunu, en azýndan olan veya olacak olan atomdan küçük her parçacýðý kapsamakta olduðunu— mümkün olan her madde ve enerjinin, kar tanelerinden, çok uzakta olan ve çok kuvvetli radyo dalgalarý gönderen gök cisminden, mavi balinalar ve gama ýþýnlarýna kadar olan bir yapýlanmasý olduðunu varsayalým. O,‘’Olan Herþey’’in bir çeþit kozmik kaynaðý olarak görülmelidir.Bohm, Süperhologram’da daha baþka ne saklý olduðunu bilmemizin baþka bir yolunun olmadýðýný kabul etmesine raðmen; daha baþka þeyler kapsamadýðýný zannetmemize hiç bir sebep olmadýðýný söylemektedir. Veya söylediðine göre, belki de süperholografik realite düzeyi, ‘’daha ilerideki geliþimin sonsuzluðunun’’ ötesinde yatan ‘’sadece bir aþama’’dýr.

    Evrenin hologram olduðunun kanýtýný bulan tek araþtýrmacý Bohm deðildir. Beyin araþtýrma alanýnda baðýmsýz olarak çalýþan, Stanford Üniversitesi Nörofizyoloðu Karl Pribram da realitenin holografik doðasý hakkýnda ikna olmuþtur. Pribram, holografik modele ‘hatýralar beyinde nasýl ve nerede saklanýyor’ bilmecesiyle girmiþtir. Onyýllardýr sayýsýz araþtýrmalar göstermiþtir ki; hatýralar beyinde belirli bir yere baðlý kalmaksýzýn daðýtýlmýþtýr.

    1920’lerdeki dönüm noktasý olan seri deneylerde beyin bilimadamý Karl Lashley, sýçanýn beyninde hangi kýsým alýnýrsa alýnsýn karmaþýk iþleri yapan hafýzanýn silinemediðini ameliyattan evvel öðrenmiþtir. Tek problem, bu merak edilen ‘’her parçadaki bütün’’ hafýza saklama doða mekanizmasýný kimsenin bulamamýþ olmasýydý. Daha sonra 1960’larda Pribram holografi kavramýna rastladý ve beyin bilimadamlarýnýn ne aradýklarýyla ilgili açýklamayý bulduðunu farketti. Pribram, hatýralarýn nöronlarda kodlanmadýðýný; fakat küçük gruplar halindeki nöronlarda holografik imajý kapsayan bir film parçasýnýn tüm alanýyla çaprazlama kesiþen lazer ýþýðý çatýþma örneklerinde de olduðu gibi; tüm beynin çaprazlama kesiþen sinir dürtülerinde kodlandýðýna inanmaktadýr. Bir baþka deyiþle, Pribram; beynin kendisinin bir hologram olduðuna inanmaktadýr. Pribram’ýn teorisi insan beyninin ne kadar küçük bir alanda, ne kadar çok hatýrayý saklayabildiðini açýklamaktadýr. Ýnsan beyninin normal bir insanýn hayatýnda 10 milyar parça bilginin düzeninde saklama kapasitesine sahip olduðu tahmin edilmiþtir (veya kabaca Britannica Ansiklopedisi’nin beþ setindeki ayný miktardaki bilgi).
    Benzer bir þekilde; diðer yeteneklerine ilave olarak, iki lazerin bir fotoðraf filmine açýyý deðiþtirip basitçe çarpmasýyla, hologramlarýn þoke eden bilgi kaynaðýna sahip olduklarý keþfedilmiþtir. Birçok farklý imajý ayný yüzeyde kaydetmek mümkündür.Kanýtlanmýþtýr ki; bir filmin bir kübik santimetresi 10 milyar parça bilgiyi içine alabilir. Eðer beyin holografik prensiplere göre iþlev yaparsa, hatýralarýmýzýn o kocaman kaynaðýndan hangi bilgiye ihtiyacýmýz olduðunu acayip bir þekilde yeniden kazanma yeteneðimiz daha kolay anlaþýlýr.

    Eðer bir arkadaþ size ‘’zebra’’ kelimesini duyduðunuzda aklýnýza ne geldiðini söylemenizi sorarsa, siz cevabý bulmak için beyinsel, dev gibi olan o alfabetik dosyaya dönüp, beceriksizce araþtýrmak zorunda kalmazsýnýz.Bunun yerine; ‘’çizgili’’, ‘’ata benzer’’, ve ‘’Afrika yerlisi hayvan’’ iliþkilendirmeleri anýnda beyninizde açýlýr. Hatta, insan düþünme süreciyle alakalý en þaþýrtýcý þeylerden biri de her parça bilginin anýnda diðer her parçayla çapraz-baðlantýlý olmasýdýr—bu da bir diðer kendine özgü hologram özelliðidir.Çünkü; hologramýn her bir parçasý her bir diðer parçayla sonsuz bir þekilde baðlantýlýdýr, bu belki de doðanýn çapraz-baðlantýlý sisteminin en önemli örneðidir.

    Hafýzanýn kaynaðý, Pribram’ýn holografik beyin modelinin ýþýðýnda daha çözülebilir olan tek nörofiziksel bulmaca deðildir. Bir diðeri de beynin duyular yoluyla frekans kümelerini algýlarýmýzýn somut dünyasýna nasýl çevirebildiðidir (hafif frekanslar, ses frekanslarý ve buna benzer olanlar). Þifreleme ve þifrelemeyi çözme, açýkça hologramýn en iyi yaptýðý þeylerdir. Hologramýn lens gibi iþlev görmesi gibi, çeviren bir aygýt da manasýz bulanýk frekanslarý uyumlu bir imaja çevirebilir. Pribram, ayrýca beynin bir lens ihtiva ettiðini ve holografik prensipleri de duyular aracýlýðýyla aldýðýný ve algýlamalarýmýzýn iç dünyasýný da matematiksel frekanslara dönüþtürdüðüne inanmaktadýr. Þaþýrtýcý kanýt, beynin iþlemlerini yürütebilmesi için holografik prensipleri kullandýðýný ileri sürmektedir. Pribram’ýn teorisi, aslýnda nörofizyolojistler arasýnda artan bir destek görmektedir.
    Arjantinli-Ýtalyan araþtýrmacý Hugo Zucarelli, þimdilerde holografik modeli iþitme duyusuyla ilgili fenomen dünyasýnýn içine yaymýþtýr. Ýnsanlarýn tek kulakla duysalar bile kafalarýný oynatmadan seslerin yerlerini bulabilmeleri gerçeðiyle hayrete düþmesiyle Zucarelli, holografik prensiplerin bu yeteneði açýklayabildiðini keþfetmiþtir. Zucarelli, ayrýca akustik olaylarý neredeyse beceriksizce bir gerçeklikle çoðaltan bir kaydetme tekniði olan holofonik ses teknolojisini de geliþtirmiþtir.

    Pribram’ýn inancý olan beyinlerimizin ’sert’’ realiteyi matematiksel olarak frekans alanýndaki girdiye dayanarak inþa etmesi, yüksek düzeyde destek görmüþtür.Her bir duyumuz, önceden þüphelenilenden daha geniþ bir þekilde bir frekansa hassasiyet gösterir. Araþtýrmacýlar keþfetmiþtir ki; mesela, görsel sistemlerimiz ses frekanslarýna hassasiyet gösterir, koklama kýsmý olan duyularýmýz ‘’kozmik frekanslar’’ olarak adlandýrdýklarýmýza baðlýdýrlar ve hatta vücudumuzdaki hücreler bile geniþ alandaki frekanslara hassastýrlar. Bu þekilde olan bulgular, böyle frekanslarýn holografik etki alanýnýn sadece bilincimizde sýralanmýþ olduðunu ve geleneksel algýlara bölündüðünü ileri sürmektedir. Fakat Pribram’ýn holografik beyin modelinin zihni en tereddüt ettiren yönü, Bohm’un teorisiyle bir araya konulduðu zaman ne olduðudur.Dünyanýn somutluðu ikincil bir realiteyse ve bu da aslýnda holografik bulanýk olan frekanslarsa ve beyin de bir hologramsa ve bu bulanýklýktan yalnýzca bazý frekanslarý seçiyorsa ve matematiksel olarak onlarý duyusal algýlamalara dönüþtürüyorsa; objektif realite ne olur? Basitçe söylersek, varlýðý sona erer.

    Doðu dinleri, uzun zamandýr madde dünyasýnýn Maya olduðunu, yani bir hayal olduðunu ve fiziksel dünya aracýlýðýyla taþýnan fiziksel varlýklar olduklarýmýzý ve bunun da bir hayal olduðunu savunmaktadýrlar. Bizler gerçekten de frekansýn kaleydeskopik denizi aracýlýðýyla yüzen ‘’alýcýlarýz’’, ve bu denizden çýkardýðýmýz ve fiziksel realiteye dönüþtürdüklerimiz ise yalnýzca süperhologramýn pek çok parçasýndaki bir kanalýndan baþka birþey deðildir.

    Bu dikkati çeken yeni realite penceresi; yani Bohm’un ve Pribram’ýn görüþleri, holografik örnek olarak adlandýrýlmýþ ve pek çok bilimadamý bu görüþü þüpheci bir tavýrla karþýlasa da; diðerlerini de harekete geçirmiþtir. Küçük fakat artan bir grup araþtýrmacý, bunun þimdiye kadarki en doðru realite modeli bilim olduðuna inanmaktadýrlar. Bundan da fazlasý, bazýlarý bu görüþün bilim tarafýndan þimdiye kadar açýklanamamýþ bazý gizemleri çözebileceðine ve hatta doðanýn bir parçasý olarak alýþýlmamýþ olaný inþa edeceðine inanýyorlar. Pek çok araþtýrmacý, Bohm ve Pribram da dahil, pek çok alýþýlmamýþ-psikolojik fenomeninin holografik örnekle çok daha anlaþýlabilir olduðuna iþaret etmiþlerdir.

    Kiþilerin beyinlerinin aslýnda daha büyük bir hologramýn bölünmez parçalarý olduðu ve herþeyin sonsuz olarak birbirine baðlantýlý olduðu bir evrende; sadece telepati, holografik düzeye eriþme yolu olabilir. Daha uzak bir noktada bir bilginin kolayca nasýl ‘A’ kiþisinin zihninden ‘B’ kiþisinin zihnine seyahat edebildiðini anlamak, besbelli ki çok daha kolaydýr ve psikolojideki pek çok çözülmemiþ bulmacayý anlamaya yardýmcý olur.

    Buna benzer bir þekilde Stanislav Grof; holografik modeli, deðiþtirilmiþ bilinç düzeylerinde kiþiler tarafýndan deneyimlenen pek çok þaþýrtýcý fenomenin açýklamasýna bir örnek olarak önermektedir.1950’lerde, psikoterapik aracýn LSD olduðuna dair olan inançlar hakkýnda araþtýrmalar yapýlýrken; Grof’un, birdenbire tarihöncesi bir sürüngen cinsi kimliðine sahip olduðunu zanneden bir bayan hastasý vardý.Halüsinasyon esnasýnda, hasta yalnýzca böyle bir þekle sahip olmanýn zengin detayýný vermekle kalmadý; ayrýca yaratýðýn erkek anatomisinde, baþýnýn yan tarafýnda renkli pullardan bir yama olduðuna da iþaret etti.Grof’u þaþýrtan þey, kadýnýn böyle þeyler hakkýnda bir bilgiye sahip olmamasýna raðmen; daha sonra zoologla yapýlan konuþmada sürüngenlerin bazý türlerinde baþ kýsmýndaki renkli bölgenin seksi tahrik edici, tetikleyici olarak gerçekten önemli rol oynadýðýný teyit etmiþ olmasýdýr.Kadýnýn deneyimi benzersiz bir deneyim deðildi. Araþtýrmasý esnasýnda, Grof geri giden ve evrim aðacýndaki neredeyse her bir türü tanýmlayan hasta örnekleriyle karþýlaþtý (araþtýrma bulgularý, ‘Deðiþtirilmiþ Haller’ filmindeki maymun adamý etkilemekte yardýmcý olmuþtur). Daha da fazlasý, sýk sýk karmaþýk zoolojik detaylar kapsayan böyle deneyimlerin doðru olduðunu keþfetti. Hayvanlar krallýðýndaki iliþkilenimler, Grof’un rastladýðý tek þaþýrtýcý psikolojik fenomen deðildi. Onun ayrýca kollektif veya ýrksal davranan hastalarý da vardý. Eðitimsiz olan veya az eðitimi olan kiþiler ansýzýn detaylý Zerdüþt cenaze törenlerinden ve Hindu mitolojisinden görüntüler anlatmaya baþladýlar.Deneyimin baþka kategorilerinde; kiþiler bedenden giriþ-çýkýþ yolculuk hikayelerini, geleceðin görünen kýsa bakýþýný, geçmiþ-hayattan yeniden diriliþleri ikna edici bir þekilde anlattýlar. Daha sonraki araþtýrmada Grof; uyuþturucu kullanýlmayan terapi seanslarýnda ayný daðýlýmdaki fenomeni keþfetti. Çünkü; bu þekilde olan deneyimlerdeki genel öðe, kiþinin bilincinin alýþýlmýþ ego veya uzay ve zamandaki sýnýrlarýnýn ötesinin üstüne çýkmýþ gözükmesiydi. Grof, bu bulgularý ‘’kiþisel üstünlük deneyimleri’’ olarak adlandýrmýþ ve 1960’larýn sonlarýndaki araþtýrma çalýþmalarýný da ‘’kiþisel üstünlük psikolojisi’’ olarak adlandýrmýþtýr. Bu da psikolojinin bir dalýnýn keþfedilmesine yardýmcý olmuþtur.Grof’un yeni kurduðu Kiþisel Üstünlük Psikolojisi Kurumu, kýsa zamanda ayný düþüncelere sahip bir profesyonel grubunun toplanmasýna neden olmuþtur. ‘Kiþisel üstünlük psikolojisi’, psikolojinin saygýn dalý olmasýna raðmen; Grof veya çalýþma arkadaþlarý þahit olduklarý bu tuhaf psikolojik fenomeni açýklamak için herhangi bir mekanizma sunamamýþlardýr. Fakat bu, holografik örneðin geliþiyle deðiþmiþtir.

    Grof’un yakýn zamanda iþaret ettiði gibi eðer zihin devamlýlýðýn gerçekten bir parçasýysa; yalnýzca var olan veya var olmuþ her bir diðer zihne baðlý olmakla kalmayýp her atoma, organizmaya baðlý bir labirentse; uzayýn ve zamanýn enginliðinde bir bölgeyse; o halde, zaman zaman bu labirentin içine baskýnlar yapabilmesi ve kiþisel üstünlük deneyimlerine de sahip olmasý artýk tuhaf gözükmemelidir. Belki de Realiteyi yaratmada, Star Trek Gelecek Jenerasyon’da olduðu gibi, ‘Devamlýlýðýn Q’su’ haline geldik veya virtüel realitenin deneyimi olan bilincin bir parçasýyýz.

    Holografik örnek, ayrýca biyoloji gibi sert bilim dalý olarak adlandýrýlan bilimler için de içeriklere sahiptir. Virginia Intermont Üniversitesi’nden bir psikolog olan Keith Floyd, eðer realitenin somutluðu yalnýzca bir holografik hayalse; beynin bilinci ürettiðini söylemenin artýk doðru olmadýðýna iþaret etmiþtir. Onun yerine, bilinç, beynin görünümünü yaratandýr. Beden ve etrafýmýzdaki fiziksel olarak yorumladýðýmýz herþeyi de o yaratýr. Biyolojik yapýlarý görüntülediðimiz böyle bir yol, araþtýrmacýlarýn ilaç ve anladýðýmýz iyileþme sürecinin holografik örnekle dönüþtürülebileceðine iþaret etmelerine sebep olmuþtur. Eðer gözüken bedenin fiziksel yapýsý bilincin holografik projeksiyonuysa; saðlýðýmýz için herbirimizin þimdiki týbbi ilmin izin verdiðinden daha fazla sorumlu olduðumuz anlaþýlýr. Þimdiki mucizevi türden hastalýðýn hafifleme bakýþ açýsý, belki de bedenin hologramýnda deðiþiklikleri etkileyen bilince baðlý olabilir. Benzer bir þekilde; tartýþmalý görselleþtirme gibi olan yeni iyileþtirme teknikleri iyi çalýþabilir, çünkü imajlar düþüncenin holografik etki alanýnda nihayetinde bir ‘’realite’’ kadar gerçektir.Hayaller ve ‘’sýradan olmayan’’ deneyimlerin realitesi bile holografik örnekle açýklanabilir hale gelmiþtir.

    Biyolog Lyall Watson, ‘’Bilinmeyen Þeylerin Hediyeleri’’ adlý kitabýnda ayin dansý yaparak tüm korudaki aðaçlarý havaya uçuran, yok eden Endonezyalý þaman bir kadýnla olan tanýþmasýný anlatmaktadýr. Watson, kendisi ve diðer hayrete düþmüþ olan seyircinin kadýný izlemeye devam ettikçe; aðaçlarýn yeniden belirmesini ve kaybolup yeniden belirmelerini ardý ardýna birkaç defa izlediklerini anlatmaktadýr.Þimdiki bilimsel anlayýþ, böyle olaylarý açýklayamamasýna raðmen eðer ‘’sert’’ realite yalnýzca bir holografik projeksiyonsa; böyle deneyimler daha savunulabilir olmaktadýr. Belki de bizim ‘’burada’’ veya ‘’burada deðil’’ gibi katýldýðýmýz þeyler gerçek deðildir; çünkü bizim fikir birliðine vardýðýmýz realite, bütün zihinlerin sonsuz olarak birbirine baðlandýðý insan bilinçsizlik düzeyinde formüle edilmiþ ve tasdik edilmiþtir. Eðer bu gerçekse, bu hologramýn þimdiye kadarki en derin göstergesidir, çünkü sadece Watson’ýnki gibi olan deneyimler sýradan deðildir.Zihinlerimizi onlarý öyle yapan inançlarla programlamadýk.

    Holografik evrende, realitenin dokusunu deðiþtirici boyutta limitler yoktur. Realite olarak algýladýðýmýz þey, sadece herhangi istediðimiz bir resmi üzerinde çizmemizi bekleyen tuvaldir. Zihin gücüyle kaþýklarý bükmekten, rüyada olan hayal olaylarýný Yaqui brujo don Juan’la karþýlaþtýðýnda ‘sihir bizim doðuþtan gelen hakkýmýz’ olduðu için deneyimleyen Castaneda’ya kadar herþey mümkündür; rüyalarýmýzda gördüðümüz hesaplamak istediðimiz realiteyi hesaplama kabiliyetimiz kadar mucizevidir. Realite hakkýndaki en temel düþüncelerimiz gerçekten de þüphe haline dönüþür. Çünkü holografik evrende, Pribram’ýn da iþaret ettiði gibi; tesadüfi olan olaylar bile holografik prensiplere dayalý olarak görülmeli ve buna göre karar verilmelidir. Senkronlar veya anlamlý raslantýlar aniden anlam kazanýr ve realitedeki herþey mecaz olarak görülmelidir. En rastgele olan olaylar bile altýnda yatan simetriyi ifade edecektir.

    Bohm ve Pribram’ýn holografik örneði bilimde kabul görse de görmese de veya onlar öldükten sonra kabul görse de, þunu söylemek saðlamdýr ki; bu örnek düþünen pek çok bilimadamýnda þimdiden bir etki yaratmýþtýr.Ve holografik modelin, atomdan küçük parçacýklar arasýnda anýnda ileri geri haberleþme kurduðunun açýklamasýný iyi þekilde yapamadýðý bulunsa da; en azýndan, Londra’daki Birbeck Üniversitesi’ndeki fizikçi Basil Hiley’nin iþaret ettiði gibi, Aspect’in bulgularý gösteriyor ki; ‘’Biz, radikal bir þekilde yeni realitenin görüþleri üzerinde düþünmeye hazýrlýklý olmalýyýz.’’
    Çeviren : Esin TEZER

Yer Ýmleri

Yer Ýmleri

Gönderi Kurallarý

  • Yeni konu açamazsýnýz
  • Konulara cevap yazamazsýnýz
  • Yazýlara ek gönderemezsiniz
  • Yazýlarýnýzý deðiþtiremezsiniz
  •