Artan
Azalan
Ýþlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
33,00 10% 1,33 Mr 29,80 / 33,00
1.210,00 10% 272,14 Mn 1.040,00 / 1.210,00
104,50 10% 141,50 Mn 93,00 / 104,50
9,13 10% 17,48 Mn 7,76 / 9,13
12,65 10% 504,89 Mn 11,44 / 12,65
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
15,80 -9.97% 1,28 Mr 15,80 / 16,50
132,90 -9.96% 49,37 Mn 132,90 / 132,90
5,43 -9.95% 701,85 Mn 5,43 / 6,40
12,99 -9.48% 816,02 Mn 12,92 / 13,99
109,70 -8.51% 354,73 Mn 108,00 / 118,90
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
288,00 5.11% 17,74 Mr 271,50 / 290,25
32,86 2.3% 14,70 Mr 30,42 / 33,34
2,65 4.74% 11,40 Mr 2,44 / 2,67
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
345,00 9.96% 10,54 Mr 313,25 / 345,00
392,75 4.32% 4,79 Mr 372,00 / 395,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
96,30 6.17% 693,08 Mn 88,00 / 96,70
104,10 2.06% 466,50 Mn 100,40 / 105,40
410,00 8.54% 11,19 Mr 370,50 / 412,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,28 3.77% 1,00 Mr 17,98 / 19,53
34,14 5.96% 131,65 Mn 31,92 / 34,56
63,60 2.25% 25,59 Mr 60,65 / 64,45
10,56 3.53% 461,84 Mn 9,99 / 10,63
77,70 5.71% 651,96 Mn 70,05 / 78,05

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Arama sonucu : 45 madde; 1 - 8 arasý.

Konu: Serdar Yýldýrým Hikayeleri

Hybrid View

Previous Post Previous Post   Next Post Next Post
  1. MAGOSA ZÝNDANINDA NAMIK KEMAL ÝLE BÝRLÝKTEYÝM
    Zaman gezgini olarak 150 yýl önceye gitmeyi düþledim ve Kýbrýs'ta bulunan Magosa zindanýnda olmayý istedim. Namýk Kemal yerde, taþ üstünde oturuyordu ve beni görünce ayaða kalktý. Ýlerici, çaðdaþ fikirlerle donanmýþtý ve bir devlet yönetiminin tek bir kiþinin tekelinde olmasýný istemezdi. Bana seslendi: " Dur bakalým, aslaným, sen de kimsin böyle? Burada ne iþin var? "
    " Ben, gelecekten geldiðimi, söyledim. Tarih 9-2-2024. Adým Serdar Yýldýrým, dedim.
    Namýk Kemal: " Bak bu çok iyi. Yüz bilmem kaç yýl sonrasýndan geçmiþe dönülüyorsa insanlýk çað atlamýþ demektir. Ben þimdi burada olmamý özgürlük, baðýmsýzlýk, halkýn kendi kendini yönetmesi dememe borçluyum. Arkadaþ, sen boþ biri deðilsin ama dolu biri de deðilsin. Senden þüphelendim. Doðrusu ne ise, sen onu söyle. "
    Serdar: " Her sözünüzün altýna imzamý atarým. Hepsi doðrudur. Boþ deðilim ama dolu da deðilim. Bir gün dolduðumda dinamit gibi patlayacaðým. "
    Namýk Kemal: " Ben patladým da ne oldu? Sonradan kendimi bu zindanda buldum. Sen patlama. Sessiz ve derinden git. Bakýþlarýndan anladým. Sen bana saygý duyuyorsun. "
    Serdar: " Sizin fikirleriniz gelecek nesilleri etkiledi. Bu fikirlerden etkilenen çaðdaþ özgürlük savaþçýlarý, Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Mustafa Kemal ve arkadaþlarý, bunu baþardý. Osmanlý sizden 35 yýl sonra Türkiye Cumhuriyeti oldu. "

    Namýk Kemal: " Kardeþlik, gel yamacýma sokul biraz. Ben aylardýr bu taþ üstünde yatýyorum. Sen bir süre burada otursan güç kaybýna uðramazsýn. "
    Serdar: " Vatan Yahut Silistre adýndaki tiyatro oynanýrken, sizi yakaladýlar ve göz hapsine aldýlar. Senaryosunu sizin yazdýðýnýz bu oyun neden bazý kesimlerin iþine gelmedi? "
    Namýk Kemal: " Özgürlük ve baðýmsýzlýk benim karakterimdir. Padiþah 1. Abdülaziz'in hafiyeleri geldi ve seni bu oyundan ötürü tutuklamak zorundayýz, dedi. Ben baðýrarak oynanan tiyatronun konusu hakkýnda konuþmaya baþlayýnca iki adým gerilediler. Konuþmam bitince bileklerime kelepçe takmadýlar. Öylesine karakola götürüp gözaltýna aldýlar. Sonrasý iþte bu Magosa ve zindan. "

    Serdar: " Ben padiþahýn yerinde olsam, sizi yönetim üstünde tutar, devlet yapardým. Deðiþen çaða ayak uydurur, Osmanlý Ýmparatorluðu'na çað atlatýrdým. Böyle gelmiþ böyle gider olmaz. Diðer devletler koþarken, Osmanlý'ya yürümek yakýþmaz. Yakýþmadý zaten. "
    Serdar: " Ey vatan ve özgürlük þairi Namýk Kemal. Gelin þöyle dýþarý çýkalým. Çayýrda yürüyelim. "
    Namýk Kemal: " Aman Serdar, sen ne diyorsun? Burasý babanýn çiftliði deðil. Öyle istediðin zaman dýþarý çýkamazsýn. Sen istedin diye bu iþ olmaz. "
    Serdar: " Sayýn Namýk Kemal, ben istediðim zaman biz dýþarý çýkarýz. Ben istemedikçe onlar bizi göremezler. Buyrun önden siz yürüyün. Ben sizi takip ederim. "

    Serdar Yýldýrým'ýn öz benliði, Namýk Kemal'in silüeti dýþarý çýktý. Magosa Zindaný' nýn karþýsý çayýrlýk, çimenlikti. O yöredeki veya o ülkedeki güç sahipleri, defalarca uyarýlmalarýna karþýn, yanlýþlarýndan dönmüyorsa bunda bir sorun var demektir. Cumhuriyet ve özgürlük demeleri için, daha bir süre beklemek gerekir. Bunlar sonradan Cumhuriyet'in ve kiþisel özgürlüklerin rahatýný gördükçe biz neden bu fikirlere karþý çýktýk diye kendilerine kýzacaktýr.
    Namýk Kemal çayýrda, çimende yürüdü, koþtu. Bazý zamanlar, ben O' na yetiþmekte zorlandým. Sonra bir aðacýn dibine oturduk.
    Ben: " Sayýn Namýk Kemal, ben gelecekten geldiðime göre, sizin daha sonraki yaþantýnýz hakkýnda bilgi sahibiyim. Siz isterseniz bunlarý anlatayým. "
    Namýk Kemal: " Aman Serdar, ne demek? Kim öðrenmek istemez geleceðinin nasýl olacaðýný? Anlat bakalým, ben hep burada mý kalacaðým? "
    " Siz ne kadardýr buradasýnýz? "
    " 2.5 yýl oldu. "
    " Burada 8 ay daha kalacaksýnýz. Sonrasýnda kurtulacaksýnýz. "
    " Neden? "
    " Çünkü sizi buraya atan padiþah 1. Abdülaziz tahttan indirilip yerine 5. Murat gelecek. O da pek çok tutuklu gibi sizi serbest býrakacak. Midilli Adasý'na mutasarrýf tayin edileceksiniz. "
    " Bak bu çok iyi. Demek ki, ben bu zindanda çürümeyeceðim. "
    " Siz Kýbrýs'a sürgün edildikten sonra da Vatan Yahut Silistre sahnelenmeye devam etti. Ýlk 2 ay süresince bu oyun 47 defa oynandý. Daha sonra Ýzmir ve Selanik'te üç yýl içinde 500 defa sahnelendi. "
    " Ya Serdar, biliyor musun, iyi ki geldin. Bana sevinç ve huzur verdin. Buradan kurtulup özgürlüðe adým atacaðým günleri bekler oldum. "

    Daha sonra Namýk Kemal'e yaþadýðým güne gitmeyi teklif ettim. Saniyesinde evet dedi ve evimde belirdik. Namýk Kemal evin salonunda saða sola bakýndýktan sonra, Serdar, bu ne deðiþik bir ev? Bu, þu, o bunlar nedir?
    " Bu buzdolabý, þu çamaþýr makinesi, o televizyon. Þaþýrmakta haklýsýnýz. Bunlar sizin zamanýnýzda yoktu. Hepsi sonradan icat edildi. Buyurun bu odaya geçelim. Orada internet var.
    " Geçelim bakalým. Yeniliðe meraklýyým. Sen de beni þaþýrtmaya devam et. "
    " Sayýn Namýk Kemal, bu internet. Televizyon gibi. Televizyonda baþkalarý oynatýr, sen seyredersin. Ýnternette sen oynatýrsýn baþkalarý seyreder. Bakýn az sonra ekranda görünecek. Namýk Kemal yazýyorum. Görüyor musunuz, sizin resimleriniz ve hayat hikayeniz çýkýyor. Ben sizin kadar meþhur olsam baþka ne isterim. "
    " Gerçeði söylemek gerekirse sen benim kadar meþhur olamazsýn. Gelecek nesillerin beyninde benim kadar iz býrakamazsýn. Sen bir kartal olsan her yýl ayný yerde yuva kurardýn. Ben her yýl deðiþik bir yerde yuva kurdum ve ilk yuvamý özlemedim. "
    " Görsellere giriyorum, resimleriniz çýkýyor. Sizden 150 yýl sonra resimleriniz gözlerde, gönüllerde. "
    " Aradan bir buçuk asýr geçmiþ. Dünya eskiyi özler, geleceði gözler olmuþ. Ey Serdar Yýldýrým, senin amacýn nedir? Neden beni rahatsýz ettin? "
    " Benim amacým, yaþadýðým çað insanýna Namýk Kemal adýndaki kaliteli bir beyin yapýsýnýn tanýtýmýný yapmaktý. O yüce bir beyindir ki, þiirden kapý açmýþ, hikaye derken, roman yazmaya yönelmiþ. Ben de iþe þiirden baþladým. Þiir öksüzdür, arayan soran olmaz. Sonra masal, hikaye yazmaya yöneldim. Ben roman yazmaya yönelmeyeceðim. Anlatýlmak istenen, kýsa ve öz olarak anlatýlmalý. "

    " An geliyor ki, 5-10 sayfa hikaye yazmak yetmiyor. Olayý kesin, kati ve detaylý anlatmak gerekiyor. Belki okuyucu hikayedeki karakterin saç þeklini, þapkasýný, giyimini, kuþamýný merak edecektir. Sen hikaye yazarken bunlarý aklýna getirmez misin? "
    " Tabii ki getirmem. Konuyu kýsa keserim. Sonuçta, okuyucunun beyninde ne, neden, niçin ve sebep kalýr. Bence 4 sayfalýk hikaye 200 sayfalýk romana bedeldir. "
    " Eee sýktýn ama? Durup dururken kendini övüyorsun. Konu ben deðil miyim? Ayný davranýþý tekrar edersen, seninle öyle bir kavgaya tutuþurum ki, dünya gelse seni kurtaramaz. Padiþah bile benden korktuðundan bu zindana attýrdý. "

    Aradan bir dakika geçti. Sertleþen havayý Namýk Kemal yumuþattý: " Evde çay var mý, çay? Bir çay demle de içimiz ýsýnsýn. "
    " Evet var. Beþ dakikada çayýnýz hazýr olur. Yanýnda yiyecek bir þeyler de getiririm. Þu an evin ikinci katýndayýz. Siz isteyin ben pencereden aþaðý atlarým. "

    Dünya tarihi boyunca pek çok fikir ve düþünce sistemi insanlarý etkilemiþtir. Bunlarýn bazýlarý kýsa ömürlü olmuþtur. Bazýlarý ise, uzun ömürlü olmuþtur. Gelecek yüzyýllarý þekillendirmiþtir. Fakir biri, çaðýnýn çok ilerisinde fikirler öne sürse de taraftar bulamamýþtýr. Tarihin karanlýklarý arasýnda kaybolup gitmiþtir. Adam zengindir. Taraftarý, in***** çoktur. Bunlarýn fikirleri bin yýl sonrasýna bile ulaþýr. Böyleleri dünya tarihinde vardýr. Ýnsanlar, zengini sever. Zenginlik hayranlýk uyandýrýr. Saraylar, köþkler, yalýlar vardýr. Bunlar hayatlarýný sorunsuz yaþar. Alamama durumlarý yoktur. Parasýyla deðil mi, her þeyi alýrlar. Gün gelir geleceklerini satýn alýrlar. Sonunda bize ayrýlan zaman doldu. Ayrýlýk vakti geldi. Magosa zindanýna geri döndük.

    Namýk Kemal: " Serdar, gel gitme, dedi. Burada benimle kal. "
    Serdar: " Ama, dedim, Sayýn Namýk Kemal burada kalamam. Daha önce de bizimle burada kal diyenler oldu. Onlarla birlikte kalsaydým, size gelemezdim. Þimdi burada kalýrsam geleceðe gidemem. En uzun paylaþýmým sizinle olan olacak. Varýn izin verin ben gideyim ve yaþadýklarýmýzý insanlara ulaþtýrayým. Ýnanýn sevenleriniz milyonlarý aþacaktýr. "
    Namýk Kemal: " Dediðin gibi olsun, varsýn taraftarým çok olsun. Özgürlük ve baðýmsýzlýk savaþçýsý Namýk Kemal diye araþtýrma yapsýnlar. Acýsýný biz çektik sefasýný onlar sürsün. O dediðin Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti vizyonunu kaybetmesinler. "

    Bebeklik çaðlarý hariç aðlamayan Namýk Kemal'in göz pýnarlarýndan iki damla yaþ süzüldü:
    " Ama, dedim, aðlýyorsunuz? "
    " Yok be Serdar, gözüme bir þey mi kaçtý, nedir? Beni rahatsýz etti. Ben aylardýr bu Magosa zindanýndayým. Hep ayný gardiyan ve ayný sessiz gemi. Bu gardiyan benimle bir kelime konuþmadý. Yasakmýþ! Var git yoluna internet midir nedir, bu hikayeyi hazýrla ve okuyucunun ilgisine sun. "
    Sonunda Namýk Kemal ile vedalaþtýk. Evime geri döndüm. Þimdi tarih: 9-5-2024. Ben 90 gün uðraþtým bu hikayeyi hazýrladým. Okurlar, en çok 9 dakikada okur, bitirirler. Bu onlarýn çabukluðundandýr. Onlarýn arasýndan çýkanlar, Namýk Kemal'i benden çok daha iyi anlatacaklardýr.

    SON

  2. BANDIRMA VAPURU
    Karadeniz'in hýrçýn dalgalarý arasýnda yýllara meydan okuyan bir eski Bandýrma Vapuru'yum. Nice zamandýr liman liman gittim, geldim. Binlerce, on binlerce yolcu taþýdým. Onlarýn konuþmalarýný istemeyerek de olsa dinledim. Dertlerini derdim bildim. Onlar hiçbir zaman bunun farkýnda olmadýlar yani beni fark etmediler. Ders kitaplarýnda ve pek çok kitapta, gazetede adýma defalarca rast gelmiþsinizdir. Bundan sonra da rast geleceksiniz, bunu biliyorum. Ey gelecek yeni nesiller, sizi inanamayacaðýnýz kadar büyük ve görkemli bir sevgiyle kucaklýyorum.
    16 Mayýs 1919 günü on dokuz subayý aldým. Rota Samsun'du. Buralar Anadolu ve Anadolu düþman istilasýna uðradý. Bu subaylar Türk ve bir Kurtuluþ Savaþý baþlatacaklar. Lider pozisyonunda sarý saçlý, mavi gözlü bir dev var: Adý Mustafa Kemal. Bakalým gelecek günler Mustafa Kemal'den neler bekler?

    16 Mayýs gecesi bir fýrtýna? Ne oluyor dedim kendi kendime:
    Karadeniz sen bu kadar hýrçýnlaþmazdýn.
    Böylesine çelik yüreklerin canýna kast etmezdin.

    Bunun üzerine fýrtýna ses verdi:
    Oy Bandýrma Vapuru cana, benize
    On dokuz subayý üfleyiver denize.

    Baktým fýrtýna laf anlamaz, söz dinlemez. Onunla irtibatý kestim. Fýrtýnanýn ortasýnda bir ceviz kabuðu gibi sallanmaya devam ettim. Üç gün, üç gece tarih yazdým ve 19 Mayýs 1919 günü Samsun'a vardým.
    Güle güle Mustafa Kemal yolun açýk olsun.
    Gemi kazanýndan büyük yüreðin sevgiyle dolsun.
    Üç gün boyunca Türkiye dedin durdun.
    Dilinden düþmeyen Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarsýn.

    Deðerli yolcularým, karaya ayak basar basmaz bir rahatladým ki sormayýn. Daha sonra Türk'ün Kurtuluþ Savaþý baþladý. Mustafa Kemal'in akýllara durgunluk veren zekasý ve kahramanlýklarý karþýsýnda periþan olan düþmanlar evlerine döndüler. Çanakkale'de de Mustafa Kemal vardý. Çanakkale'ye geldiðinde boþuna bütün cephelerin komutanlýðýný Mustafa Kemal'e býrakmadýlar. O, olmasaydý Kurtuluþ Savaþý kazanýlamazdý.
    Benim adým Bandýrma Vapuru.
    Haber çýkar iki gazete küpürü.
    Mustafa Kemal, Yunan'ý Anadolu'dan süpürdü.
    Komutan Trikopis Atina'dan köpürdü.

    Oy Trikopis, Trikopis, neden Atina'dasýn?
    Bak Mustafa Kemal cephede sen neden deðilsin?
    Belli ki ölümden korkmaktasýn.
    Caným bu vatana feda diyen
    Mustafa Kemal 'e karþý zafer kazanamazsýn.
    Kazanamadýn zaten.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

  3. SAKARYA ÝLE FOKS
    Masal masal içinde, hikaye masal içinde, neden hikaye masal içinde, hikaye çýksa ya masalýn içinden. Sen istedin ya iþte hikaye çýktý masalýn içinden.
    Günün birinde yaðan yaðmurlar sonucu Ankara yakýnlarýndaki bir dere taþar. O bölgede bir çiftlik vardýr. Sel, çiftliði sürükler, götürür. Bir at ve bir köpek yakýndaki bir tepeye çýkarak kurtulur. Atýn adý Sakarya, köpeðin adý Foks'tur. Su seviyesinin yükselmesi durunca Foks, Sakarya'ya þöyle bir soru sorar: " Sakarya, sence bu sel niye geldi? "
    Sakarya baþýný iki yana sallar ve temkinli konuþur: " Bence bir þey yok ama insanlar aðaçlarý keser ve doðanýn çoraklaþmasý için, çöl olmasý için, gayret gösterirlerse sonucuna katlanmalarý gerekir. Her kesilen aðaç fazladan bir su demektir. Bak o bir su çiftliði söktü, götürdü. Bin aðaç kesilse bin tane çiftlik demektir. Kaç tane çiftlik arkadaþýmýzý selin götürdüðünü var git sen hesap et. Bu tepeden baþka yakýnda sýðýnacak yer yok bilmiþ olasýn.

    Foks: " Tavuklar, horozlar, atlar, keçiler, koyunlar. Bu selde boðuldular. Geriye ne kaldý? Bir ben Foks, bir sen Sakarya. Belki saðda, solda selden canýný kurtarmýþ olanlar vardýr. "
    " Vardýr veya yoktur. Bunu sel çekilince göreceðiz. Demek ki, doða þartlarý uygun bulursa acýmasýz oluyormuþ. "
    " Ne demezsin? Bu sel çekilirse yakýn bir zamanda yine sel gelir mi? "
    " Yakýn bir zamanda deðil ama uzak bir zamanda sel gelebilir. Alýp götürecek bir þey býrakmadý."

    Sakarya ile Foks ertesi güne kadar tepede beklediler. Nihayet sel çekildi. Aþaðý indiler. Çiftliðin olduðu yerde diz boyu çamur vardý. Birkaç tahta parçasý ve bir dal yýðýný. Onlar daha sonra Ankara'ya doðru kararlý adýmlarla yürüdüler. Hedefleri Çankaya Köþkü'ydü. Mustafa Kemal Paþa þimdi orada olmalýydý.
    Atýn adý Sakarya. Atatürk'ün Kurtuluþ Savaþý sýrasýnda bindiði at. Kurtuluþ Savaþý kahramanlarýndan. Pek çok þehirde gördüðümüz Atatürk heykellerinin koreografisinde yer alan at Sakarya'dýr. Foks. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yýllarca Atatürk'ün yanýnda olan köpek. Atatürk, Çankaya Köþkü'nde geceleri uyurken yatak odasýnýn kapýsýnda nöbet bekleyen Foks'tur. Bu bekleyiþ yýllarca sürer ve Foks geceleri gözünü kýrpmaz, aman O'na bir zarar gelecek endiþesi taþýdýðýndan. Bu ikisi kýsa bir zaman dilimi için, Atatürk'ten ayrý kalmýþlardý çünkü bir süreliðine hava deðiþimi için Ankara dýþýna çýkarýlmýþlardý. Hayatýn bazý gerçeklerinin farkýna vardýktan sonra hayat kalitelerinin ne derece çöküntü içine girebileceðini görüp, yuvaya, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu eþsiz asker ve büyük devlet adamý Atatürk'ün yanýna dönüyorlardý. Onlar þimdi yeniden dünyaya gelmiþ gibiydiler.

    SON

  4. Horoz Kahraman Ýle Vahþi Kediler
    HOROZ KAHRAMAN ÝLE VAHÞÝ KEDÝLER
    Anne tavuk akþamüstü civcivlerini topluyordu: " Gelin bakalým, gelin, civcivlerim benim. Koþun yanýma, gelin, toplanýn þöyle. Aaa... Ama siz dört tanesiniz, beþ tane olmanýz lazýmdý. Biriniz eksik. Kardeþiniz nerede, gören olmadý mý? "
    " Ben görmedim. "
    " Ben görmedim. "
    " Ben de görmedim. "
    " Ben gördüm. "
    " Sen gördün mü? Nerede gördün, çabuk söyle? "
    " Bir saat kadar önceydi. Kardeþim ilerideki þu aðacýn altýnda eþiniyordu. Sonra yanýna bir kedi geldi. Kediyle kardeþim bir süre konuþtular. Daha sonra kedi, kardeþimi sýrtýna bindirip götürdü. "
    " Vah, vah!..Yazýk oldu. Gitti kardeþiniz, gitti yavrum"
    Civcivlerden biri sordu: "Gitti mi? Kardeþim nereye gitti? "
    " Ah yavrum, kardeþiniz artýk dönmeyecek"
    " Neden? "
    " Çünkü kedi onu yer. "
    " Yer mi? "
    " Evet, yer. "
    " Peki, ama niçin yesin? "
    " Karnýný doyurmak için. Kardeþiniz kediye göre taze bir av. "
    " Kardeþim kurtarýlamaz mý? "
    " Belki. Tabi kedi kardeþini yemediyse. "
    " Yememiþ olamaz mý? Bakarsýn kedinin pençesinden kurtulmuþtur. Kaçmýþtýr. Þimdi sokaklarda tek baþýna dolaþýyordur. Yardým bekliyordur. "
    " Çabuk civcivlerim gidiyoruz. "
    " Nereye? "
    " Kardeþini aramaya. "

    Civciv, yememiþ olamaz mý, demiþti. Zaten kedi civcivi yemek için deðil, bir düþüncesini gerçekleþtirmek için götürmüþtü. Kedi düþüncesini açýklamýþ ve civcive gelir misin demiþti. Civciv korkusuzdu. Gelirim demiþti. Kedinin düþüncesi neydi?

    Bir civciv kediler arasýnda yaþar ve onlarla arkadaþ olursa kedilerin civcivlere karþý olan düþmanlýðý ortadan kalkar ve hiçbir kedi civciv yemez. Bu civciv öylesine güçlü bir iradeye sahip olmalýydý ki, pek çok kedinin diþ bilemesine, üstüne gelmesine, hakaretlerine aldýrmamalýydý. Ölümden korkmamalýydý. Bin kedi üstüne gelse, geri deðil, ileri gitmeliydi. Kedi aylar süren araþtýrmadan sonra iþte bu civcivi seçmiþti. Seçim nasýl olmuþtu: Kedi þehirde mahalleleri, sokaklarý gezmiþ; tarlalarý, bahçeleri didik didik aramýþ, fakat korkmayan bir civcive rastlayamamýþtý. Kuyruðunu gösterdiði civciv kaçýyordu. Artýk umudunu kesmiþti. Bütün civcivler korkakmýþ diyordu. Bir gün evin birinin bahçesine girmiþti. Aðacýn yaný gölgelikti. Kývrýlýp yattý. Tam uyumak üzereydi ki, bir tavuk sesiyle irkildi. Tavuk; Kahraman diye sesleniyordu. Kahraman, buraya gel. Kedi kafasýný uzatýp baktý. Tavuðun Kahraman dediði bir lokmacýk civcivdi. Kedi gülümsedi. Hey gidi yalan dünya, diyerek sað ön ayaðýný soluna doðru savurdu. Tavuk baþka ad bulamamýþtý da yavrusuna Kahraman adýný koymuþtu. Her yaný Kahraman olsa ne yazardý. En iyisi uyumak ve bu olayý unutmaktý.

    Kedi uyudu ama ne kadar uyuduðunu hatýrlamýyordu. Uyandýðýnda gözleri kapalýydý. Tam olarak kendine gelmemiþti. Hemen yanýnda çýtýrtý, týkýrtý duydu. Önce bir gözünü sonra diðer gözünü açtý. Hayret!.. Burnunun dibinde bir civciv eþiniyordu. Gözlerine inanamadý. Kediliði tuttu, bu civcivi yemek istedi. Hýzla dört ayaðý üstünde doðrulup, sýrtýný kamburlaþtýrdý. Ustura gibi keskin diþlerini gösterip, týslayacak ve civcivi tutacaktý. Kedi diþlerini gösterdi fakat týslayamadý. Sadece yutkunabildi. Civcivin gözleri þimþek parçasýydý: " Ne o, rahatýn mý bozuldu? Diye sordu civciv. "

    Kedi hýrslýydý: Civcivin sorduðu soruyu duymamýþ gibi davrandý: " Ben civciv yemeye bayýlýrým. Pek severim civciv etini " diyerek diþlerini gýcýrdattý. An meselesiydi civcivin üstüne atýlmasý.
    " Dikkat et, ben diðer civcivlere benzemem. Bayýlýrsan ayýlamazsýn. Hem beni yemen için, tutman gerek. Haydi, tutsana beni. "
    Kedi, yan dönerek savaþ pozisyonu alan ve canýný diþine takarak kendini savunacak olan civcive bakarak hayretten donakaldý. Farkýnda olmadan birkaç adým geriledi. Korkmamýþtý da çekinmiþti civcivden. Daha sonra kedi geriye dönerek oradan uzaklaþtý.

    Ertesi gün kedinin kafasýna dank etti. O civciv yüzde doksan dokuz Kahraman'dý. Kedi bir plan dâhilinde Kahraman'la dostluk kurmayý denedi ve baþarýlý oldu da. Onunla konuþurken nasýl davranmasý gerekiyorsa öyle davrandý. Dolana, yalana baþvurmadý ve ilk fýrsatta düþüncesini açýkladý. Kahraman hemen, gelirim, demiþti.

    Bunun üzerine kedi: " Bak Kahraman, iþ ciddi. Ucunda ölüm de var. Bir deðil, on kedi, yirmi kedi üstüne gelir. Üç-beþ deðil ki, vurasýn, kýrasýn. Ben seni vuruþurken görmedim ama ilk tanýþtýðýmýz gün hatýrlarsýn neredeyse üstüne atýlacaktým. Sen beni sözle sindirdin. Ýnan çekindim senden fakat sözlerinden çekindim yoksa beni korkutmadýn. Þunu bil ki, senin sözlerinden çekinmeyecek, benden çok daha sert ve çok daha acýmasýz kediler var ve ben bunlarýn adýný duyunca titrerim. Senin buralarda gördüklerin þehir kedileri yani sokak kedileri. Benim anlatmak istediðim ormandan ve daðlardan gelen, çoðunlukla gece yarýsýndan sonra þehirlere inen vahþi kediler. Bir sokak kedisi hiçbir zaman bir vahþi kediyle baþa çýkamaz ve ben bir vahþi kedinin kendinden çok daha büyük iki köpekle mücadele ederek onlarý kaçýrttýðýný gördüm. Vahþi kediler çoðunlukla yalnýz gezerler ve geceleri þehirlerde sokak kedilerini yakalayýp öldürürler. Vahþi kediler sokak kedilerinin atalarýnýn eski zamanlarda aralarýndan ayrýlarak insanlara köle olmalarýný içlerine sindiremediler. Bunlarý ön bilgi olsun diye anlattým. Þimdilik gündüzleri çalýþacaðýz. Vahþi kedilerle karþýlaþmayacaksýn. Bakalým sokak kedilerine karþý ne yapacaksýn? "

    " Þu vahþi kedileri çok merak ettim. Sokak kedileriyle antrenman yapacaðýz desene. "
    " Öyle. Vahþi kedilerle maça çýkarsýn ama sen sokak kedileriyle de maç oluyormuþ gibi sýký dur. Onlarý küçümseme. "
    " Onlarý küçümsemediðimi göreceksin. Sen hiç merak etme, kedi kardeþ. Söylediklerini unutmayacaðým. "

    Aradan üç gün geçmiþ fakat anne tavuk ve civcivleri, Kahraman'ý bulamamýþtý. Sabah erkenden çýkýp gün boyu Kahraman'ý arýyor, akþamüstü kümese dönüp, ertesi gün yine aramaya baþlýyordu. Üçüncü günün akþamüstü kümese dönerken, anne tavuk: " Yer yarýldý da içine girdi sanki. Ara ara yok! Nereye gider bu civciv? Horoza sor, tavuða sor, kurbaðaya sor, kuþa sor. Kimsenin, Kahraman'dan haberi yok. Kedi onu yedi desen, gören, duyan, bilen olur. Son günlerde hiçbir kedi civciv yememiþ. Demek ki, Kahraman yaþýyor, ama nerede? Neden onu bulamadýk? Kediden kurtulduysa neden kümese dönmüyor? "

    Civcivlerden biri atýldý: " Anne, sakýn Kahraman, kediyi yemiþ olmasýn? "
    Anne tavuk civcivin sözünü duymazdan geldi. Zaten caný burnundaydý, bir de böyle þaka-þukalarla mý uðraþacaktý? "

    Bir diðer civciv: " Kahraman belki kanatlanýp uçmuþtur. Baþka þehre gidip bizi unutmuþtur. Olamaz mý yani? "
    Deyince, anne tavuk hemen o anda kararýný verdi. Kahraman'ý aramaya yalnýz baþýna çýkacaktý.

    Aradan iki ay daha geçti. Tavuk bu sürede Kahraman'ý aramaya devam etti. Diðer dört yavrusu kocaman birer piliç olmuþtu ama tavuk, Kahraman'ý bir civciv olarak bulmayý umuyordu.

    Aradan iki ay geçti diye yazdým. Acaba Kahraman hala sað mý, yaþýyor mu?
    Þehirdeki kediler, bir kedinin civcivle arkadaþlýðýný yadýrgamýþlardý. Bu durum onlara ters gelmiþti. Kedi, neden o civcivi yemiyordu? Aradan sýyrýlan birkaç sokak kedisi, civcivi yemek için, giriþim yapmýþ ve civcivin üstüne gitmiþti ancak kedi önlerine çýkmýþtý. Bu kedi Kahraman'ý bu iþe sokan kediydi. O da kendi çapýnda bir tür efeydi. Korku bir zamanlar ondan korkardý yani korkusuzdu. Demir gibi bileði, çelik gibi yüreði vardý. Birkaç yýl öncesine kadar þehrin kedilerinin baþkanýydý. Adaletle hükmediyordu. Anneleri geceleri vahþi kediler tarafýndan öldürülen yavru kedileri himayesine alýrdý. Aç kalmýþ, açýkta kalmýþ sokak kedilerine kendi yiyeceðini verdiði, hasta kedileri tedavi ettiði çok görülmüþtü. Vahþi kedilerin bir leopar kadar iri baþkanýný bir gece aniden karþýsýnda görünce olduðu yerde çakýlýp kalmýþtý. Vahþi kedilerin baþkaný Nara, senin derini yüzerim. Defol git bu þehirden... Deyip, onu bir pençe vuruþuyla yere sermiþti.

    Þehir kedileri baþkansýz kalmýþtý. Kedi terk edilmiþ, eski evlerde uykusuz geceler geçiriyordu. Onun beyninin derinliklerinde o zamanlar kendisinin bile fark edemediði gerçek þuydu: Vahþi kedilerin baþkaný Nara'yý periþan etmek yani intikam. Ýntikamýný almasýna günden güne büyüyüp güçlenen Kahraman yardýmcý olacaktý. Kahraman akýl almaz derecede güçlü bir iradeye sahipti. Laf kavgasýnda kesinlikle yenilmiyordu. Çok sert konuþuyor, karþýsýndakini eziyordu. Kýzdýðý zaman gözleri kýpkýrmýzý okuyordu. Kedi bunun nedenini bir türlü anlayamýyordu. Sormak aklýna geliyordu ama sorsa Kahraman söyler miydi bilinmezdi. Kedi, Kahraman'ý vahþi kedilerin karþýsýna çýkarmadan önce iki kere þehir kedileriyle baþ baþa býraktý ve onun kedilerle vuruþmasýný seyretti. Birincisinde, kabadayý geçinen bir kedinin saldýrýsýný Kahraman kolaylýkla savuþturdu ve sol kanadýyla bir vuruþta yere serdi. Ýkincisinde, Kahraman üç güçlü kediyle kavgaya tutuþtu ve onlarý da sol kanat vuruþlarýyla yere serdi. Kediye göre, Kahraman hazýrdý ve vahþi kedilerin karþýsýna çýkabilirdi.

    Haziran ayýnýn sýcak gecelerinden birinde kedi, Kahraman 'la þehirde gezintiye çýkmýþtý. Kahraman'da Kahraman'dý hani: O, geçen zamanla birlikte büyümüþ, iri-yarý, dev gibi bir horoz olmuþtu. Uzaklardan, kenar mahalleden miyavlamalar, feryatlar duyulmaya baþladý. Tecrübeli kedi durumu tüm acýlýðýyla anladý: " Fýrla Kahraman, vahþi kediler katliam yapýyor. Ýleride yavru kedilerin barýndýðý eski bir ev vardý. Hepsini öldürüyorlar. Onlarý ancak sen kurtarabilirsin. "
    Kahraman ileri atýlýrken konuþtu: " Ne biçim vahþi kediymiþ bunlar ya. Ne istiyorlar yavru kedilerden? "
    Kedi koþuda Kahraman'dan geri kalmýyordu. Bir o, bir öteki öne geçiyordu: " Onlar zevk için öldürürler. "
    Önce Kahraman eski eve daldý. Sesi gürdü Kahraman'ýn, baðýrýnca yer-gök inledi: " Býrakýn yavru kedileri. Gücünüz yetiyorsa bana çýkýn. "

    Gözlerini kan bürümüþ yedi zalim vahþi kedinin baþlarý Kahraman'dan yana döndü. Vahþi kediler, hiç vakit kaybetmeden kafalarý koparýlmýþ, parçalanmýþ yavru kedileri býrakarak Kahraman'ýn üstüne atýldý. Kahraman, iki adým geri gitti. Bundan dolayý vahþi kediler yere yuvarlandýlar. Karýþýklýktan yaralanan Kahraman hücuma geçti. Güçlü kanatlarýyla vurarak, vahþi kedileri periþan etti. Vahþi kediler kaçarak canlarýný kurtardýlar.

    Kahraman'la kedi sokaða çýkarak yürümeye baþladýlar. Kedi, Kahraman'a, vahþi kedilerin ormana gidince olanlarý baþkan Nara'ya anlatacaklarýný ve Nara'nýn birkaç gün içinde þehre geleceðini, ayrýca aylar önce Nara'nýn, aniden önüne çýkarak bir vuruþta kendisini yere serdiðini, intikamýný almasýný söyledi.

    Kahraman: " Gelsin bakalým Nara, kim en büyük belli olsun. Sana söz kedi kardeþ, Nara benimle görüþtükten sonra bu þehre bir daha adým atmaz. "
    Kedi: " Kahraman, çok dikkatli olman gerekir. Nara'yý kedi sanma, onu bir leopar olarak düþün, zaten leopar kadar. Aniden önüne çýkýp sana vurmaya çalýþacaktýr. Tetikte ol. "

    Bir gece yarýsý Kahraman, kediyle birlikte, karanlýk sokaklarda dolaþýyordu. Evin birinin yanýndan dönerken, Nara karþýlarýna çýkýverdi. Arkasýnda yüzlerce vahþi kedi vardý. Kahraman, Nara'nýn savurduðu pençeden eðilerek zorlukla kurtuldu. Onunla yakýn dövüþe girmenin ölümü kucaklamak demek olduðunu anladý. Gördüðü kadarýyla Nara'ya vahþi kedi demek yanlýþtý, ona leopar demek doðruydu. Kahraman geriye birkaç adým atarak Nara'ya sýrtýný döndü ve kaçmaya baþladý. Otuz metre kadar kaçtýktan sonra Nara'nýn nefesini ensesinde hissetti. Kahraman dönerek sað kanadýný Nara'nýn yüzüne patlattý. Hayatýnda ilk kez bir darbe yiyen Nara durdu. Caný yanmýþtý: " Bana nasýl vurursun? "

    Gözleri hýrstan kýpkýrmýzý olmuþ Kahraman, Nara'nýn üstüne yürürken, konuþtu: " Seni gömerim Nara. Palavrayý býrak. Önce sen vurmak istedin. "
    Nara þaþkýndý ama aniden ileri atýldý. Kahraman'la birbirlerine girdiler. Toz, dumana karýþtý. Çevreye sürüyle seyirci geldi. Kediler, köpekler, kuþlar, horozlar ve bir tavuk. Horozlar dört taneydi. Kahraman'ýn kardeþleri. Tavuk ise, annesi. Durumu soruþturunca kavga edenlerin kim olduðu belli oldu. Nara ile savaþan horoz Kahraman'dý. Arada büyük güç farký vardý. Kahraman'ý Nara'nýn pençesinden kurtarmalýydý. Dört horoz kavgaya karýþtý ve Nara daha ne oluyor diyemeden Kahraman'ý olay yerinden uzaklaþtýrdýlar.

    Aradan günler, aylar, yýllar geçti. Vahþi kediler ara sýra þehre iniyorlardý ama Nara bir daha þehre gelmedi. Hep daðda kaldý. Kedi þehrin kedilerine tekrar baþkan oldu ve vahþi kedilerden uzak durmak için, kedilere gece sokaða çýkmayý yasak etti. Kahraman ise, annesi ve kardeþleriyle uzaklardaki bir çiftliðe giderek orada mutlu yaþadýlar.

    SON

  5. FRANSA ASKERÝ LÝDERÝ VE ÝMPARATORU NAPOLYON BONAPART ÝLE BÝRLÝKTEYÝM
    Bir zamandýr Napolyon ile koordinatlarýmýzýn kesiþtiði bir zamanda buluþmak istiyordum ve sonunda buluþtuk. Napolyon Bonapart, Fransa imparatoru olmuþ, dünya tarihine adýný altýn harflerle yazdýrmak istemiþ ve bunu baþarmýþ. Tarih 9-5-2024. Ben Napolyon Bonapart yazýyorum bilgisayarýma ve siteler, forumlar çýkýyor. Hayat hikayesi, fethettiði yerler, hayatlarý sonlandýrýlan insanlar. Ben Fransa imparatoru olsam, Fransa'yý yüceltmeye çalýþýrdým. Komþu ülkelere saldýrýp savaþ çýkarmazdým. Yaþadýðým yýllardan 200 - 300 yýl sonra yeni nesil insanlar benim adýmý az bilirdi ama olsun. Az tanýnayým ama iyi tanýnayým. Ben Fransa imparatoru olarak Mýsýr'ý iþgal edersem olmaz. Bu ülkelerin yüzlerce yýl sonraki yeni nesilleri Serdar Yýldýrým kötüydü, fenaydý. Ülkemizi iþgal etti, nice canlýlara yaþam izni vermedi derlerse çok üzülürdüm.

    Zaman gezgini olarak Napolyon Bonapart'ý rahatsýz ettim: " Buyrun, Napolyon Bonapart. Burasý benim evim. Dört katlý bir apartmanýn ikinci katý. Bazýsýna göre, saray, köþk. Bazýsýna göre, yaþanýlacak iyi bir mekan. "

    Napolyon Bonapart: " Palavrayý kes!. Ýki oda, bir salon, apartmanda altý kolon. Kendini uyanýk sanýyorsun deðil mi? Beni harekete geçirmeden sinyallerini aldým. Yaþadýðýn bu binayý gezdim, dolaþtým. Kendin için, kendince bir þeyler yapmaya çalýþýyorsun ama bana sökmez. Hakkýnda araþtýrma yaptým. Bu binada ve komþu binalarda seni tanýyan yok. Kim bu Serdar Yýldýrým diyorlar? "

    Serdar Yýldýrým: " Doðrudur. Demek ki baþarýlý oldum. Öyle saðda solda lak luk edersem bunun bana faydasý olmaz. Sessiz ve derinden gitmek, benim temel ilkemdir. Yakýn plan çalýþtýðým insanlar oldu ve bunlarýn pek azý bana yardýmcý oldu. "

    Napolyon Bonapart: " Her yanlýþa bir doðru kýlýf buluyorsun. Seninle uðraþamam. Çekil yolumdan. Gölge etme.

    Serdar Yýldýrým: " Benim sizinle bir uðraþ içine girmemin sebebi, Osmanlý Ýmparatorluðu çöktükten sonra Anadolu iþgal altýndayken Kurtuluþ Savaþý baþlatan Mustafa Kemal ile ilgili. Mustafa Kemal öðrencilik yýllarýnda, önceleri Napolyon'a hayrandým. Sonradan siyasi fikirlerim þekillenince Napolyon'dan hoþlanmamaya baþladým. Demek ki, devrimler karþý devrimleri getirebilir, demiþti.
    Gençliðinde Mustafa Kemal'i etkileyen kiþiler arasýnda yer alan batýlý düþünürlerden bazýlarý þunlardý: Jean-Jacques Rousseau: Özgürlükçü ve cumhuriyetçi düþünceleri.
    Montesquieu: Erdem rejimi olarak cumhuriyetin önemine dair fikirleri.
    Voltaire: Ýlim ve akýl vurgusu.
    Ey Napolyon Bonapart, dünyadaki maceranýzý bir þekilde sonlandýrmýþsýnýz. Sizin için, çok baþarýlýdýr denebilir. Gelecek nesiller sizden etkilenmiþ. Dünyanýn yüz elliden fazla ülkesinin ders kitaplarýnda varsýnýz. Bunlar Napolyon Bonapart diyorlar da baþka bir þey demiyorlar. Ben de tarihin kabul ettiði bir yüce sima olarak sizi gördüm ve kabul ettim. Dünya tarihine sizi yeniden lanse etmek istiyorum ve Napolyon Bonapart diyorum. Siz böyle bir etkinliðin baþ mimarý olmaz mýydýnýz? "

    Napolyon Bonapart: " Ben gelmiþim, geçmiþim. Bu dünyadaki zamanýmý tamamlamýþým. Siz beni yeniden gündeme mi getirmeye çalýþýyorsunuz? "

    Serdar Yýldýrým: " Tamamen öyle. Ben kesinlikle Napolyon Bonapart diyorum ve bu fikirlerin takipçisi olacaðým. "

    Napolyon Bonapart: " Ýlk karþýlaþtýðýmýzda bana agresif biri gibi göründünüz ama kalbiniz bir pamuktan yumuþakmýþ. Benim þu anda size bir jest yapmam gerekir. O zamanlar Ýspanya Krallýðýna kardeþim 3. Napolyon'u getirmiþtim. Þimdi geçmiþe dönsek ben sizi Ýspanya Kralý olarak tayin etsem, siz emrime riayet edip Ýspanya Kralý olur muydunuz? "

    Serdar Yýldýrým: " Bu benim için, paha biçilmez bir umut kaynaðý olurdu. Krallar, þahlar, padiþahlar hep zor durumda kalmýþtýr ve istemedikleri iþlerle mücadele etmiþtir. Ben sizi kýrmamak için, Ýspanya Kralý olurum. Zamaný tersine çevirir, saatleri sessiz çaldýrýrým. Sarayda oturmaz halkýn arasýnda gezerim. Halkla birlik olurum, bütünleþirim. "

    Napolyon Bonapart: " Ben 22 yaþýnda albay, 26 yaþýnda general oldum; haberin var mý senin? Bir ülkeyi düþmanlar istila etse, dört bir yandan sarýlsa, yok edilmeye çalýþýlsa, sen bu ülkenin vatandaþý olsan, bu haksýzlýða karþý çýkmaz mýsýn? "

    Serdar Yýldýrým: " Gür sesimle haykýrýrým. Baðýrýr çaðýrýrým. Düþmanlar bundan korkar. "

    Napolyon Bonapart: " Benim ülkem Fransa'nýn Ýngiltere ile yýllardýr bitmek tükenmek bilmeyen savaþlarý vardý. Genelde bizim ordu bozguna uðruyordu ve kaçýyordu. Ben yüzbaþý ve binbaþý iken savaþtan kaçmadým. Emrimdeki birlikle savaþa devam ettim. Asker de kaçmadý. Sonradan ordu komutanlarý bunu fark etti. Sayýsý yüz bini geçen ordular emrime verildi. Ýtalya seferi sýrasýnda 18 meydan savaþý kazandým. 15-Mayýs-1796’da ordumla Milano’ya girdim. 27 yaþýndaydým.
    Daha sonra Fransýz donanmasý ile 19-Mayýs-1798'de Mýsýr seferi için yola çýktým. Ýngiltere'nin ticaret yolunu kesmek istedim. Olayýn odak noktasý Süveyþ Kanalý'ydý. Uzak doðudan gelen gemiler dolusu mallar, Afrika'nýn güneyinden dolanmadan Süveyþ'ten kolayca geçirilip Ýngiltere'ye getiriliyordu. Mýsýr'ý ele geçirmek, benim için zor olmadý. Böylece Ýngiltere'nin asýl ticaret membaý olan yolu kesmiþ oldum. Ýngiltere'den ah vah sesleri yükselmeye baþladý. Sonradan doðuya gittim. Orta Doðu'nun güçlü kalesi Akka'ya yöneldim. Akka'yý kuþattým ama alamadým. Osmanlý veziri Cezzar Ahmet Paþa çok dirençliydi ve Akka'yý bana teslim etmedi. Cezzar kasap demektir. Bu Cezzar Ahmet Paþa yakaladýðý düþmanlarýný develeriyle birlikte kurban edermiþ. Eðer ben Cezzar'ý yenip Akka'yý alabilseydim, Büyük Ýskender gibi Suriye, Irak, Ýran, Pakistan ve Afganistan'ý dümdüz edip Hindistan'ý ele geçirmek istiyordum. "

    Serdar Yýldýrým: " Ey Napolyon Bonapart, siz yüce düþünceler içindeydiniz ve Ýngiltere'nin ticaret yolunu kesmeye çalýþtýnýz. Kestim dediniz, doðrudur ama sonradan neden oradan ayrýlýp iki gemiyle Fransa'ya döndünüz. Kýrk bin askeriniz orada kaldý. Siz Fransa yönetimi üstünde gücünüzü artýrdýnýz ama orada kalan Fransýz askerleri ne oldu? "

    Napolyon Bonapart: " Avrupa’da Fransa’nýn Koalisyon ordularýna yenildiði haberini alýnca ülkeme dönme kararý aldým. Eylül 1799’da ordumu Mýsýr'da býrakarak iki gemiyle Fransa'ya döndüm. Emrimde bir dolu general vardý. Onlarda güçlerini ispat etsinler ve zafer kazansýnlar diye düþündüm. Ben bir generaldim ve Fransýz ordularý benim emrime verilmiþti. Bu böyle olmasaydý ben Napolyon Bonapart olabilir miydim? Savaþa gidip, savaþtan kaçan komutan deðil, savaþ meydanýný asla terk etmeyen, yalnýz kalsa bile savaþan, zafer kazanmayý bekleyen ve bunu baþaran bir komutan olabilir miydim?
    Ben zafer kazandýkça ordu komutanlarý, bu Napolyon, Fransa Ýmparatoru olur, dedi. Önce 1.konsül seçildim ve sonra Fransa Ýmparatoru oldum. Fransa'yý yücelttim. Ýngiltere'nin hýzýný kestim. Fransa'yý dünya devletleri arasýnda ön sýraya yükselttim. 1804 yýlýnýn Mayýs ayýnda, kralcýlarýn bir komplosunu bahane ettim ve kendimi imparator ilan ettim. "

    Serdar Yýldýrým: " Avrupa'yý fethettikten sonra, doðuya yöneldiniz. 1812 yýlý ortasýnda 800 bin kiþilik orduyla Rusya üstüne yürüdünüz. Borodino Muharebesi'nde General Kutuzov komutasýndaki Rus ordusunu yenilgiye uðrattýnýz. Ruslar, tarlalarý yakarak ve su kaynaklarýný kurutarak geri çekildi. Aç ve susuz kalan ordunuzda hastalýklar baþladý. Sonunda Moskova'yý kuþattýnýz. Bir hafta sonra Moskova'ya girdiniz. Bir ay boyunca Moskova'da kaldýktan sonra Kaluga'ya doðru çekildiniz. Daha sonra ordunuzla ileri yürüyüþe geçince Tatarlar Fransa ordusunu takip etti ve çok can aldý. Rus ordusunun kazandýðý savaþlardan sonra 14-Aralýk-1812' de Rusya'yý terk ettiniz. Böylelikle Avrupa'da itibarýnýz zedelendi. "

    Napolyon Bonapart: " Benim hiçbir þekilde itibarým zedelenmedi. Her ne yaptýysam hepsi yüzde yüz doðrudur ve peþinden gidilmesi gerekir. Sen kimsin ki, beni eleþtirmeye çalýþýyorsun. Ben seni bir kaþýk suda boðarým. "

    Serdar Yýldýrým: " Benim yaþadýðým zamanda, Avrupa tek bir gücün egemenliði altýnda olsaydý, sesimi bu derece yükseltemezdim. Avrupa kýtasý pek çok devlet barýndýrýyor ve orta ölçekli bir yönetim anlayýþý içinde. Ey Napolyon Bonapart, þu anda Avrupa Birleþik Devletleri olsaydý ve bunun kurucusu siz olsaydýnýz, bakýn ben karþýnýzdayým ve benim için, nasýl bir gelecek arzulardýnýz? "

    Napolyon Bonapart: " En güçlü olduðum zaman bu derdim ve seni þövalyelerime yakalatýrdým. Ellerini baðlatýr ve karþýmda diz çöktürürdüm. "

    Serdar Yýldýrým : " Ey Napolyon Bonapart, böyle bir þey mümkün deðil. Ben suçlu biri deðilim ki, hakkýmda nasýl bir cezai iþlem uygulatacaksýnýz? Hem ele geçirdiðin ülkelere Napolyon kanunlarý getireceksin ama ben düþüncemi söyledim diye beni kürek mahkumu ilan edeceksin? "

    Napolyon Bonapart: " Bana bak bana. Adýn Serdar mýydý neydi? Benim canýmý sýkma canýný yakarým. Konuþmayý burada kes, hikayeyi hazýrla, sadece gerçekleri yaz ve bana okutmadan yayýnlama. Bu iþten ben karlý çýkarým çünkü zaferlerimle gündeme geliyorum. Senin bu iþten kazancýn ne olacak merak ediyorum? "

    Serdar Yýldýrým: " Þimdi tarih 6-1-2025. Artýk hikaye bitti. Yazmasý 8 ay sürdü. Bugün site ve forumlarda okunmaya baþlayacak. Bu iþten benim kazancým, okuyucunun hoþça vakit geçirerek tarihi bilgi sahibi olmasý. "

    SON



  6. OT YÝYEN KAPLAN
    Genç kaplan kafesinde, demir parmaklýklar ardýnda, sinirli ve hýzlý adýmlarla gidip geliyordu. Nedense bugün yüreðini sanki dikenli tel halatýyla sýkýyorlardý. Bu kafese kapatýldýðýndan beri güneþ birçok kereler doðup batmýþtý. Bir aylýk ya vardý ya yoktu. Ormanda gezintiye çýktýðý gün avcýlar yakalayýp bu hayvanat bahçesine satmýþlardý. Daha o zamanlar boyu irice bir kedi boyu kadardý. Zamanla geliþip güçlendi. Kafesi dar deðildi, ama o burada yaþamak istemiyordu. Özgür olmak, adýný bile unutmaya baþladýðý, hayali gözlerinin önünden gitmeyen ormana kavuþmak, hayatýna kendisi yön vermek istiyordu. Ýnsanlar akýn akýn geliyorlar, kafesin önünde durup dakikalarca, hayranlýk dolu bakýþlarla kendisini seyrediyorlardý.

    O akþamüstü ziyaretçilerin azaldýðý zamanda bakýcý kafesi temizleyip, yýkadý. Akþam yemeði olarak yarým koyunu kafesin içine býraktý. Kapýyý kilitledi, gitti. Bakýcýsý kapýyý kilitleyip giderken, genç kaplanýn beyninde bir þimþek çaktý. Kilidin yuvasýna oturuþu ve anahtarýn çevrilirken çýkardýðý ses alýþýlmýþýn dýþýndaydý. Oldukça hassas kulaklarý onu yanýltmýyorsa, kapý tam olarak kilitlenmemiþti. Kafese býrakýlan eti yedikten sonra, her zamanki voltalarýna baþladý. Ziyaretçiler tekrar çoðalmaya baþladýlar. Ýnsanlar, akþam yemeklerini yemiþler, eðlenmek, dinlenmek için parklara, bahçelere gidiyorlardý. Genç kaplanýn yüreðini saran sýkýntý gitmiþ, gitmiþ, kilidin anahtar deliðinde sýkýþmýþ kalmýþtý. Gece yarýsý, biraz da þansý yardým ederse, kafesten kaçýp ormanýna, özgürlüðüne koþmayý deneyecekti.

    Hava iyice kararmýþ, vakit gece yarýsýný geçeli çok olmuþtu. Görünürde kimseler yoktu. Genç kaplan güçlü pençeleriyle kapýya hýzla asýldý. Tam olarak kilitlenmemiþ kapý açýlýverdi. Kafesten süratle dýþarý fýrladý. Sað yola saptý. Bu yol ilerideki aðaçlýkta son buluyordu. Kafeste gidip gelmek, dýþarýda koþmaya benzemiyordu. Oldukça yorulmuþtu. Durup dinlendikten sonra hayvanat bahçesi duvarýndan atladý. Ormana doðru koþarak karanlýklarda kayboldu.

    Genç kaplan daðlar, tepeler aþtý, soðuk sulardan içti. Üç gün üç gece sonra, sabah güneþ doðarken, daha çok küçükken yakalanýp götürüldüðü büyük ormana vardý. Özgürdü artýk, içi içine sýðmýyordu. Neþeli neþeli yürürken karnýnýn acýktýðýný hissetti. Kaçtýðýndan beri heyecandan üç gündür bir þey yememiþti. Sadece su içmiþti. Kafeste sabah akþam bakýcýsý et getirirdi. Avcýlar yakalamadan önce annesi beslerdi. Fakat bu uçsuz bucaksýz ormanda yaþam çok farklýydý. Þimdi ne annesi vardý, ne bakýcýsý vardý. Kafesten kaçmadan önce düþünemediði bir þeydi bu: Ne ile karnýný doyuracaktý?

    Böyle düþünüp yürürken, ilerideki otlukta bir geyik gördü. Geyik, arada sýrada etrafýna bakýnýp tekrar ot yemeðe baþlýyordu. Geyik, aniden koþmaya baþladý. Ayný anda yan taraftaki çalýlýktan iki kaplan fýrladý. Biraz sonra geyiðin önüne iki kaplan daha çýkýnca geyik dört yandan sarýlmýþtý. Belli kaplanlar geyiði yakalamak için tuzak kurmuþlardý. En iyi savunma hücumdu. Cesur geyik, son bir gayretle ileri atýldý. Kendisine en yakýn kaplana sivri boynuzlarýyla müthiþ bir kesme vurdu. Kaplan kanlar içinde sýrtüstü yuvarlandý. hafif yana döndü. Önündeki ikinci kaplana da ayný þekilde vurmak istedi. Fakat tutturamadý. Peþinden gelen diðer kaplanlar da yetiþmiþti. Geyik, ne kadar kuvvetli olursa olsun, üç tane kaplanla baþ etmesi olanaksýzdý. Kaplanlar, güçlü pençeleriyle vurarak geyiði yere yuvarladýlar ve öldürüp yediler. Daha sonra çekilip gittiler.

    Genç kaplan, olduðu yerde donmuþ kalmýþtý. Ýnanýlmaz gözlerle bakýyordu. Gördüðü bir vahþetti. Fakat orman kanunlarý böyleydi. Zayýf daha kuvvetliye yem oluyordu.“ Demek ki ” dedi, “ kaplanlar böyle karýnlarýný doyuruyorlarmýþ. Ben de kaplan olduðuma göre benim de canlýlarý avlayýp yemem lazým. Ben karnýmý doyurmak için diðer hayvanlarý öldüremem. Kimse beni öldürmeye alýþtýrmadý. Öldürmeyi bilmiyorum ve öldürmenin gerekliliðine inanmýyorum. Geyik ot yiyerek besleniyordu. Gücü kuvveti yerindeydi. Ot yiyen hayvanlar güçlü oluyormuþ. Baþka çarem yok, ya aç kalacaðým ya da ot yiyeceðim. Varsýn “ kaplan ot yer mi “ varsýn “ ot yiyen kaplan olur mu “ desinler.

    Aradan bir ay geçti. Ot yiyen kaplan ormanda aradýðý huzuru bir türlü bulamadý. Kaplanlar onu aralarýna kabul etmiþlerdi, ama ormandaki yaþam ot yiyen kaplana ters geliyordu. Neden geyik, karaca, tavþan gördüklerinde aniden saldýrganlaþýyorlardý. Onlar öldürmek için programlanmýþlardý, yaþamak için öldürmek zorundaydýlar. Bu tarafta bir kaplan ot yiyerek yaþýyordu, bunu da düþünmek lazýmdý. Ot yiyen kaplan bir gün ormanda gezerken karþýsýna bir tavþan çýktý. Tavþanýn kendisini görüp de kaçmamasýna þaþýrdý. Hayret, tavþan üstüne doðru geliyordu. Kenara çekilmek istedi, çekilemedi. Ayaklarý tutulmuþtu. Tavþan, ot yiyen kaplana çarpýp sýrtüstü düþtü. Daha sonra yattýðý yerden doðrulup onun yüzünü elledi, yanaklarýný okþadý. “ Sen ot yiyen kaplan mýsýn? “ diye sordu. Ot yiyen kaplan gýk diyemedi. Dili damaðýna yapýþmýþtý.
    Tavþan: “ Tabii caným, sen ot yiyen kaplansýn. Aðzýn öteki kaplanlar gibi kan kokmuyor. Bak ot yiyen, þöhretin kulaðýma kadar geldi. Sen ormana alýþamazsýn, hayvanat bahçesine dönmelisin. Duyduðuma göre, kaplanlar senin gözlerinin önünde bazý hayvanlarý öldürüp, seni de öldürmeye alýþtýrmak isterlermiþ. Eðer öldürmeye alýþamazsan kaplanlar seni öldürürler. Sen beni dinle ve çek git buralardan “ dedikten sonra yürüyüp gitmek isterken az ilerdeki bir çukura düþtü. Ot yiyen kaplan tavþaný çukurdan çýkardý ve onun yüzüne dikkatle bakýnca göz çukurlarýnýn boþ olduðunu gördü. Gözleri yoktu bu tavþanýn. Kör bir tavþan diye geçirdi içinden. Onu sýrtýna bindirdi ve yuvasýna götürüp býraktý.

    Ertesi gün kör tavþaný yuvasýnda ölü olarak bulan ot yiyen kaplan gözyaþlarýný tutamadý. Þimdiye kadar kör tavþana dokunmayan kaplanlar onu ot yiyen kaplanýn sýrtýnda giderken görünce kýskanmýþlar ve öldürmüþlerdi. Ot yiyen kaplanýn yüreði nefretle doldu. Bu kadarý da fazlaydý artýk. Ne istemiþlerdi garip bir tavþandan. Son sürat koþarak kaplanlarýn arasýna dalan ot yiyen kaplan otuzdan fazla kaplana rest çekti. “ Kör tavþaný öldürmek kolay, sýkýysa gelin beni de öldürün. “ Kaplanlarýn beklediði buydu zaten. Ot yiyen kaplaný çileden çýkarýp üstlerine saldýrtacaklar sonra parça parça edeceklerdi. Evdeki hesap her zaman çarþýya uymazdý. Aniden ortalýk karardý ve þiddetli bir yaðmur baþladý. Þimþekler çakýyor, yýldýrýmlar düþüyordu. Kaplanlar saða - sola kaçýþtýlar ama ot yiyen kaplan kaçmadý. Sýrýlsýklam oluncaya kadar bekledi. Yarým saat sonra yaðmur dindi. Güneþ açtý, ortalýk aydýnlandý. Ot yiyen kaplan gece yarýsýna kadar oralarda gezindi. Gelen giden olmadýðýný görünce beklemekten býkýp uzaklaþtý gitti. Orman iþi buraya kadardý. O, þimdi hayvanat bahçesine dönmeye kararlýydý.

    Birkaç gün sonra sabaha karþý bakýcýsý onu kafesin önünde beklerken buldu. Ot yiyen kaplan biraz sonra kafese girecek ve bakýcýsý kapýyý üstüne kilitlerken, “ Kilit yeni deðiþti, bir daha kaçma numarasýna kalkýþamazsýn, çünkü artýk imkânsýz “ demesine karþýlýk, içinden “ Yuvam burasý, ben kafes kaplanýyým. Hem istesem de ormana gidemem. Bana göre deðilmiþ orasý “ dedi.

    Ýki ay sonra kafesine diþi bir kaplan getirilince yüreði kývançla doldu genç kaplanýn. Eþ oldular birbirlerine ve kaynaþýverdiler. Gün döndü, günler döndü, zaman geçti ve iki tane yavrularý oldu. Neþelendi, mutlandý, huzur doldu yüreði ve genç kaplan artýk kafesinde, demir parmaklýklar ardýnda sakin ve yavaþ adýmlarla gidip geliyordu.

    Ot yiyen kaplan günler birbiri ardýna geçip gittikçe iki yavrusunun büyümesini gözlemlemeye baþladý. Yavrularýnýn gözleri açýlsa, adým atsalar, onlar yürüseler, koþsalar, oyun oynasalar. Onlarýn oyunlarýna katýlýp, birlikte gülüp, eðlenmeyi sabýrsýzlýkla bekliyordu. Kafesin bir köþesinde diþi kaplan yavrularýyla ilgilenirken, ot yiyen kaplan, karþý köþede onlarý izliyordu. Yavrular doðduktan sonra diþi kaplan, babaya, hiçbir þekilde onlara yaklaþma izni vermiyordu. Belki de, babalarýnýn yavrularýna bir zarar vereceði endiþesini taþýyordu. Baþkalarýna zarar vermek düþüncesi anlamsýz geliyor bana, diye düþünen ot yiyen kaplan neden yavrularýna zarar versindi? Belki ki, bu durum diþi kaplanýn yaptýðý içgüdüsel bir hareketti. Doðuþtan ona odaklanmýþ, kaçmasýna, kurtulmasýna olanak bulunmayan düþünsel bir türevdi. Bu düþünsel türevin eksen açmazýndan kurtulmak onun için çok zordu. Zorun üstüne gitmek, çok daha büyük zorluk girdaplarýna kapýlmana sebep olurdu. Zorun üstüne gitmek yerine, kolay olaný seçer ve içten gelen güdüye evet dersen, her þey çok daha basit olurdu. Ot yiyen kaplan aradan bir ay geçmesine karþýn, yavrularýný bir kez bile koklamadan karþýdan bakar dururdu.

    Bir aylýklar, iki aylýk oldular derken, diþi kaplanýn izin vermesiyle birlikte, ot yiyen kaplan, iki yavrusuyla güreþmeye, þakacýktan kavga etmeye baþlamýþtý. Bu güreþmeler, þakacýktan kavgalar yavru kaplanlarýn kaslarýnýn geliþimi için gerekliydi. Hayat, tuzaklarla, engellerle doluydu. Her zaman güçlü olmalýydýn, gözü açýk durmalýydýn. Bir an bile gözünü kýrpmaya kalkmak hatalanmana sebebiyet verirdi. Hata yapan affedilmezdi. Hemen çökertme giriþimi baþlardý.

    Yavrular üç yaþýna girmiþti ki, boylarý annesinin boyuna ulaþmýþtý. Kocaman dört kaplana kafes dar geliyordu. Bu durum hayvanat bahçesi müdürünün gözünden kaçmamýþtý. Onlara geniþ, etrafý tel örgülerle çevrili, üstü açýk, içinde aðaçlar olan bir bölüm hazýrlatmýþ ve kaplanlarý buraya nakletmiþti. Tel örgülere elektrik verilmesine karþýn, kaplanlarla arasýnda kýrýlmaz, kalýn camdan yapýlmýþ kapýlar vardý. Tel örgülerden sonra demir kafes, ondan sonra da yine kýrýlmaz kalýn camdan yapýlmýþ kapýlar bulunuyordu. Ýnsanlar, kaplanlarý iþte buradan seyrederlerdi.

    Ot yiyen kaplan eþine ve yavrularýna çok küçükken avcýlar tarafýndan yakalanýp bu hayvanat bahçesine getirildiðini daha sonra büyüdüðünde bir fýrsatýný bulup buradan kaçtýðýný, Büyük Orman’a gittiðini defalarca anlatmýþtý. Ot yiyen kaplanýn eþi ise, kurnaz avcýlarýn þaþýrtan tuzaðýndan sonra annesi yanýndan uzaklaþýnca avcýlara yakalanmýþtý. Avcýlar, bunlarý bir arada görünce anneyi uzaklaþtýrmak için, teyp yardýmýyla erkek kaplan kükremesi baðýrtmýþlardý. Anne kaplan kükremeyi duyunca, “ Büyük erkek geldi “ deyip o tarafa doðru koþarak uzaklaþmýþtý. Yalnýz kalan yavruyu yakalamak avcýlar için zor olmamýþtý. Yavru o zamanlar annesinin yarýsý kadardý ve annesinin canlý yakalayýp getirdiði geyik, karaca yavrusu ve birkaç tavþaný boðazlayýp yemiþti yani öldürmeyi öðrenmiþti. Günlerden bir gün, ot yiyen kaplan kendilerine ayrýlan bölümün arka tarafýnda aðaçlar arasýnda geziniyordu. Aniden tel örgülerin yanýndaki bir delikten çýkan köstebeði gördü. Köstebek, saða sola biraz koþturduktan sonra ot yiyen kaplaný görünce geldiði delikten girip gözden kayboldu. Ot yiyen kaplan tel örgülerin yanýna geldiðinde köstebeði diðer tarafta gördü. O anda ot yiyen kaplanýn aklýna þöyle bir fikir geldi: Yerdeki bu delik benim geçebileceðim kadar geniþ olsa karþýya çýkabilirim. Fikrinden eþini ve yavrularýný haberdar ettikten sonra pençeleriyle topraðý kazmaya baþladý. Ot yiyen kaplan gece yarýsýndan sonra karþý tarafa çýktý. Hemen seslenip eþinin ve yavrularýnýn yanýna gelmesini saðladý. Birlikte koþarak özgürlüðe ilk adýmlarýný attýlar. Hedefleri, Büyük Orman’dý.

    Ot yiyen kaplan ve ailesi, daðlardan, tepelerden geçerek, günler sonra Büyük Orman’a vardý. Özgürlük güzeldi, baðýmsýzlýk güzeldi. Kim kendinde nasýl bir hak buluyordu da, yavru kaplaný annesinden ayýrýp, esaret altýnda, tek baþýna, demir parmaklýklar arkasýna atýyordu. Pek çok karanlýk gecede ot yiyen kaplanýn aðladýðýný ve anne gel, beni bu hapishaneden kurtar. Bebek bir kaplaný, suçu yokken acýlar içinde býrakan þu insanlarý cezalandýr, diyerek gözyaþý döktüðünü insanlar bilemezdi. Ýnsanlarýn hayvanat bahçesi dedikleri, esir edilmiþ canlýlarla dolu esaret bahçelerinin haklý nedeni olabilir mi?

    Daha sonraki günlerde ot yiyen kaplan ve ailesinin Büyük Orman’daki yaþamý sürüp gitti. Diþi kaplan bir taraftan yavrularýna öldürmeyi öðretirken diðer taraftan avlanarak ailesinin et ihtiyacýný karþýlýyordu. Ot yiyen kaplan ise, geliþmeleri soðukkanlýlýkla izliyor, olanlara kendince yorumlar yapýyor ama onlarýn iþine karýþmýyordu. Ot yiyen kaplan bir defasýnda yavrularýna, öldürmeyi öðrenmeyin, ot yiyin demiþti. Bunun üzerine yavrularý ne dese beðenirsiniz: Biz ot yemeyiz, et isteriz.

    Bir gün ot yiyen kaplan, eþi ve iki yavrusuyla ormanýn derinliklerinde gezerken, ilerideki kayalýklardaki maðara dikkatini çekti. Yanýlmýyorsa bu maðara onun dünyaya ilk gözlerini açtýðý maðaraydý. Maðaraya girip etrafý gezdiðinde yanýlmadýðýný anladý. Maðara, annesi kokuyordu. Ama annesi maðarada yoktu. Anladýðýna göre, annesi gece burada yatmýþ, sabahleyin avlanmaya gitmiþ ve daha geri dönmemiþti. Büyük bir ihtimalle akþamüstü geri dönerdi.

    Aradan birkaç saat geçmiþti ki, bir kaplan kükremesi duyuldu. Ot yiyen kaplan ve ailesinin baþlarý sesin geldiði tarafa doðru döndü. Bir kaplan yavaþ adýmlarla gelerek maðaranýn önünde durdu. Havayý kokladý. Tanýdýk, tanýmadýk birkaç kaplan kokusu aldý. Daha sonra olanca gücüyle baðýrdý: “ Kimseniz çýkýn gövdenizi görelim. Saklanmayýn korkaklar. “
    Ot yiyen kaplan annesinin kokusunu almýþ ve onu tanýmýþtý: “ Anne, benim güzel annem. Yýllar önce, þu ileride giderken, insan avcýlar beni kaçýrmýþtý. Kim bilir, ne üzülmüþsündür? Yýllar sonra iþte karþýndayým. Bu eþim, bunlar da yavrularým. “
    Bunun üzerine anne kaplan: “ Maðaraya yaklaþýrken, asla unutmadýðým kokunu almýþtým. Gel bakalým, oðlum benim. Yýllardýr nerelerdeydin, neler yaptýn? “
    Annesine sýkýca sarýlan ot yiyen kaplan: “ Ýnsan avcýlar beni çeþitli orman yaratýklarýnýn bulunduðu bir bahçedeki kafese attýlar. Büyüyünce bir gün firar ettim ve bu ormana gelip seni aradým. Ama diðer kaplanlar beni bu ormanda barýndýrmadýlar. Ben de hata yapmamak için, geri döndüm. Bu, ikinci firarým. Artýk zor dönerim oraya. “
    “ Gel oðlum, maðaramýza girelim. Sizler de gelin. “

    Ertesi gün ava çýkýlmýþtý. Anne kaplan bir geyiði kovalayarak yakalasýn diye ot yiyen kaplanýn üstüne sürdü. Geyik hýzla koþarak ot yiyen kaplanýn yanýndan geçip gitti.
    Anne kaplan þaþýrmýþtý: “ Ne oldu þimdi? Geyik gitti. Neden yakalamadýn? Büyük bir ziyafet fýrsatýný kaçýrdýk. Bir kaplan geyiði neden yakalamaz? Dur bakalým. Yoksa sen ot yiyen kaplan mýsýn? Tabi ya. Avcýlar seni götürdüðünde çok küçüktün ve sana öldürmeyi öðretmemiþtim. Bu ormana ilk geliþinde kaplanlar sana öldürmeyi öðretmek istemiþler fakat baþaramamýþlar. Arkadaþ olduðun kör tavþaný öldüren kaplanlara meydan okumuþsun. O anda þiddetli bir yaðmur baþlamýþ ve seni kaplanlarýn saldýrýsýndan korumuþ. Eðer o yaðmur baþlamasa þimdi hayatta yoktun. “
    Bunun üzerine ot yiyen kaplan: “ Dur bakalým, anne. Yaðmur beni deðil, rest çektiðim otuzdan fazla kaplaný korudu. Sen atýp tutan kaplanlara sor bakalým: Neden hiçbiri karþýmda duramamýþ? Neden kaçýp gitmiþler? Yaðmur bahane, benim kýzgýnlýðýmý görünce yüreklerinin yaðý eridi. Savunmasýz bir tavþan karþýsýnda ejderha kesilenler, çil yavrusu gibi daðýldýlar.”
    “ Kaplanlar kaçmasalardý, bazýlarýný öldürecek miydin? “
    Annesinin sözleri üzerine ot yiyen kaplan gülümsedi: “ Yok caným, ne öldürmesi? Onlarý döverdim.”
    Ot yiyen kaplan sonraki yýllar boyunca annesi ve ailesiyle birlikte yaþadý. Hayatýn katý kurallarýna daima karþý çýktý. Nasýl yaþayacaðýma ve ne yiyeceðime ben karar veririm, dedi. Bu düþüncesini orman yaþayanlarýyla paylaþtý. Her sabah doðan yeni güne, yeni umutlarla baþladý.

    SON

    Yazan: Serdar Yýldýrým

    BU HÝKAYENÝN BULUNDUÐU KÝTAPLAR:

    Masal Bahçesi - Masalcý Yayýnlarý - Yayýn Yýlý: 2012 - Sayfa: 97-103
    Masal Kuþaðý - Masalcý Yayýnlarý - YayýnYýlý: 2012 - Sayfa: 163-169
    Hayvan Masallarý - Yediveren Çocuk - YayýnYýlý: 2018 - Sayfa: 121-126

Yer Ýmleri

Yer Ýmleri

Gönderi Kurallarý

  • Yeni konu açamazsýnýz
  • Konulara cevap yazamazsýnýz
  • Yazýlara ek gönderemezsiniz
  • Yazýlarýnýzý deðiþtiremezsiniz
  •