Yılbaşına kadar 15 stopajlı ONN fon ve 44 orandan (MK 45,33) 148 günlük nkolay bono ile devam edeceğim gibi duruyor.
Faiz den gelen parayla zaten alkol alem yaparız haramdan gelen harama gider nokta...
Türkiye’de uzun yıllardır süregelen “faiz haramdır” söylemi, sadece dini bir argüman değil, aynı zamanda halkın ekonomik davranışlarını ve tasarruf alışkanlıklarını doğrudan etkileyen ideolojik bir araç hâline gelmiştir. Bu söylem, toplumun büyük kesiminin para biriktirme, sermaye oluşturma ve geleceğe yatırım yapma reflekslerini zayıflatmakta; bireyleri sürekli tüketen, ama asla birikim yapamayan bir yapıya hapsetmektedir.
Oysa tarihe bakıldığında, Avrupa'nın 18. ve 19. yüzyıllarda gerçekleştirdiği sanayi devrimi ve ardından gelen teknolojik devrimler, güçlü bir sermaye birikimi sayesinde mümkün olmuştur. Bu birikimin temel mekanizması ise faizli finans sistemidir. İnsanlar paralarını bankalarda değerlendirmiş, işletmeler yatırım için kredi alabilmiş, devletler uzun vadeli projelerini bu sistemle finanse etmiştir. Sonuç: Kalkınma, sanayileşme ve küresel güç olma.
Faiz Düşmanlığının Kaynağı Ne?
“Faiz haramdır” söylemi sadece dini bir inanç değil; aynı zamanda emperyalist sistemlerin sömürge ülkelerinde bilinçli olarak körüklediği bir ideolojik araçtır. Çünkü tasarruf yapamayan, sermaye biriktiremeyen ve yatırım yapamayan toplumlar daima dışa bağımlı kalır. Ne üretim yapabilirler, ne de teknolojide söz sahibi olabilirler. Sermayesi olmayan bir ülke, sürekli borç almak zorunda kalır. Kısacası, faiz karşıtlığı üzerinden yürütülen bu söylem, halkı yoksulluk içinde tutmanın modern yoludur.
Avrupa'da Katolik kilisesi yüzyıllar boyunca faizi yasaklamıştı. Ancak zamanla bu anlayış terk edildi. 17. yüzyıldan itibaren faizli sistemler meşru hâle gelince, insanlar birikimlerini değerlendirme ve iş dünyası finansmana ulaşma imkânı kazandı. Bugün dünyanın en güçlü ekonomileri —örneğin Almanya, İngiltere, ABD— faizli finans sistemleri sayesinde zenginleşmiştir. Buralarda kimse, bankaya parasını koyan vatandaşı “günahkâr” ilan etmez; aksine tasarruf eden vatandaş, ekonominin taşıyıcısıdır.
Türkiye’de ise özellikle son yıllarda “faizsiz ekonomi” denilerek hem bireylerin hem de devletin ekonomik gerçeklerden uzaklaşması teşvik edilmiştir. Tasarruf yapmak yerine sürekli tüketmeye teşvik edilen toplum, borçlanarak yaşamaya alışmıştır. Bunun sonucunda:
Enflasyon artmıştır.
TL değer kaybetmiştir.
Sermaye birikimi sağlanamamıştır.
Teknoloji yatırımları durmuştur.
Bu tablo tesadüf değildir; bu, planlı bir “ekonomik bağımlılık döngüsü”nün ürünüdür. Faiz karşıtı politikalar, düşük gelir grubunu korumamış; aksine onları daha fazla yoksullaştırmıştır.
Bugün Türkiye’nin yeniden ayağa kalkması, teknoloji üretmesi, sanayisini güçlendirmesi ve bağımsız bir ekonomi kurması gerekiyorsa, önce şu gerçeği kabul etmelidir:
Faiz, ekonomik kalkınmanın bir aracıdır. Onu tamamen şeytanlaştırmak, toplumu üretimden ve refahtan uzaklaştırır.
Düşmanlık edilmesi gereken şey, adaletsiz sömürüdür; akılcı, düzenlenmiş ve şeffaf faiz sistemi değil.
Yer İmleri