Artan

21,78 10 15:31
15,43 9.98 15:31
16,43 9.97 15:31
32,92 9.95 15:30
53,20 9.92 15:31
Artan Hisseler

Azalan

10,72 -9.99 15:31
121,00 -9.97 13:55
4,64 -9.9 15:31
15,60 -9.3 15:31
44,26 -7.25 15:31
Azalan Hisseler

İşlem

11.002.801.025,50 15:31
10.618.109.775,25 15:31
8.337.823.308,55 15:31
6.826.458.618,60 15:31
6.513.597.216,20 15:31
Tüm Hisseler
Sayfa 31/31 İlkİlk ... 21293031
Arama sonucu : 248 madde; 241 - 248 arası.

Konu: Borsa Felsefesi, Borsacı Kafası.

  1. Bir gözüm de TL'nin değerinde hep. Yumruk atarken gardı düşürmemek lazım.
    2021 yılının son çeyreğinde enflasyon seviyesi, faizler, döviz kurları ve borsanın lokomotif şirketlerinin performanslarının ayrı ayrı incelenmesini tavsiye ederim.
    Son düzenleme : yelpaze; 07-01-2026 saat: 13:46.

  2. -2021 yılının Ekim ayında ABD gösterge faiz oranları %1,5 civarı, Avrupa'da %0'da seyrederken bizde %19 seviyesindeydi. ABD'nin 12 katı!!! Ecevit'le anılan kriz döneminde bile böyle bir fark olmamıştı.

    -2020 yılında 32 milyar$'a yaklaşan ve 2019 hariç önceki yıllarda da yüksek seyreden cari açık 2021'in ilk 10 ayında sadece 2 milyar$ olarak gerçekleşmişti. Döviz açığı gibi bir korku kalmamıştı.

    -Pandeminin sonuçlarına ilişkin olarak da bir korku veya sıkıntı emaresi gözlenmiyordu, belki etkileri küçümseniyordu? Hatta 2021 yılında turizm ve dış ticaret gelirleri hızlı bir toparlanmaya işaret etmekteydi. Ertelenen talep hikayesi daha cazip bulunmuştu. Pandemiye verilen tepki daha bol para basmak ve bu defa halka direkt dağıtmaktı. Adeta bir para banyosu yaptırılıyordu dünyaya.

    -USD/TL 9,75 civarıydı, yaklaşan 2023 seçimleri göz önüne alındığında, reis doların 10 seviyesini geçmesine kolay kolay müsade etmez hikayesi vardı.

    Bugün yüksek dediğimiz faiz oranı ABD'nin 6,5 katı. Para hala bol olsa da FED kaynaklı sıkılaşma inkar edilemez. Cari işlemler açığımız yüksek ve en önemlisi sınırlarımızda bizi etkileyen büyük savaşlar ardı ardına patlak verdi. Dengeleyici unsur ise risk algısının iyice zayıflamış olması. Finansallaşma da parayla riske girmeyi iyice kolaylaştırıyor. Bu koşullarda TL'yi değerli tutmak bir politikaysa, bence gözden geçirilmeli.

  3. Borsadaki yükselişi enflasyon ve faizlerle bir ödünleşme olarak yorumluyorum. Tüm varlık fiyatlarının aralarında, krediye konu bir ipotek olmaları bakımından dengelenme olması gerekiyor ve bu dengeye ulaşmak için siyasi koşulların uygun olması önemli. Şirket karları ise sıkıntı kaynağı olmaya devam edecek çünkü kurlara bağlı dengeler bozuk, sağlıklı bir borsa trendi şirket karları/zararları ve temettü verimleriyle teyit edilmelidir. Elbette risk algısı ile iştahı beklenen F/K oranlarını yukarı çekebilir, böylece denge bizim tahminlerimizin üstünde oluşabilir. Belki de fazla tahminde bulunmaya çalışmak beyhude bir çabadır?

    İran meselesinde tüm uzmanlar olaya tek boyuttan ve eski kafalarıyla yaklaşıyor. Aslında Trump'ın direkt olarak petrol hedefli demeçleri bile ne derece sığ ve kapasitesiz bir yönetim olduklarının göstergesi.
    1- Petrol kaynaklarına sahip olmak ABD çıkarları açısından bir anlam ifade etmiyor. Zaten ülkelerin gelirlerinin kaymağı dev teknoloji şirketleri sayesinde ABD'ye akıyor. Tek can sıkabilecek şey Çin'in de pastadan pay alması ama petrol kaynağına el koymak bunu önleyemez.
    2- Artık petrol işine yatırım yapacak özel sermaye bulamazsınız. Teknolojik devrim ve bunun sonuçları öngörülerin çok ötesinde bir hızla ekonomilere yansıyor.

    ABD, mevcut şirketlerine yeni pazarlar olarak, Venezuela ve iran gibi kapalı ülkeleri modern sisteme entegre etmek isteyecektir ama bunun bir el koyma şeklinde olmasına artık gerek yok. Öte yandan bu kapalı ekonomiler ve hatta dinler bile, dışarıdan zorlamaya gerek dahi olmadan, değişime direnemeyecek duruma geldiklerini anlamak zorundalar.

  4. Sosyal Medyada gezen bir yazı. Ne kadar gerçeklik içeriyor bilemiyorum. Bu konuda medyada Berk Dinçtürk; ABD,Rusya ve Çin'in bu konuda mutabakatı olduğu, ABD'nin Venezuella'ya, Rusya'nın Ukrayna'ya, Çin'in Tayvan'a çökmesi konusunda. ABD'nın Tayvan'da üretilen çiplere ihtiyacının kalmadığı, ABD içinde üretim yapacağı falan. Dinlemişsinizdir. Bence bu ihtimal dışı. İran'ı nereye koyacağız o zaman. Çin'in, işgal boyutunda ABD müdahalesine sessiz kalacağı şüpheli. Gösteriler ile Molla rejimi yönetimi bırakırsa, gelen yeni oluşumun ABD yanlısı olacağı da şüphe götürür. İran tarihi ve milleti Rusya, İngiltere ve ABD arasında nasıl savrulduğunu gayet net biliyorlar. Her neyse Dünya hızlı değişim döneminde. Türkiye'ye ne kayıplar bekliyor.? Yaşayıp göreceğiz.

    Çin Venezuela için ne yaptı?

    Trump ya da Macron tarzı içi boş söylevler ve nutuklar atmadan Çin, bir dizi somut ve fiilî adımı hayata geçirmeye başladı. Çünkü Çin, ABD'nin Venezüella petrolünü kontrol altına almayı Güney Amerika'daki Çin varlığını sınırlamanın ve önlenemez hızla ilerleyen yükselişini durdurmanın bir aracı hâline getirdiğinin farkındaydı.

    Çin, doğrudan Amerikan imparatorluğunun yüzer hattını hedef alan adımlar attı. Zira Venezüella'ya yönelik saldırı, çok kutuplu dünya projesine ve BRICS grubuna karşı ilan edilmiş bir savaş anlamına geliyordu.

    Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırıldığı haberinin yayılmasından sadece birkaç saat sonra, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Komünist Partisi Siyasi Büro Daimî Komitesi'ni acil toplantıya çağırdı. Toplantı tam 120 dakika sürdü. Resmî bir açıklama yapılmadı, diplomatik tehditler savrulmadı; fırtına öncesi sessizlik hâkimdi. Bu toplantı, Çinli stratejistlerin asimetrik kapsamlı karşılık olarak adlandırdığı mekanizmayı devreye soktu. Bu, Çin'in Batı Yarımküre'deki ortaklarını hedef alan bir saldırıya verilen cevaptı.

    Venezüella, ABD'nin arka bahçesi olarak görülen Latin Amerika'da Çin'in ana sıçrama tahtası konumundadır.

    Çin'in ilk aşama tepkisi, 4 Ocak sabahı saat 09.15'te başladı. Çin Merkez Bankası, sessizce, Amerikan savunma sanayisiyle bağlantılı şirketlerle yapılan tüm ABD doları işlemlerini geçici olarak askıya aldığını duyurdu. Boeing, Lockheed Martin, Raytheon ve General Dynamics gibi şirketler, hiçbir ön uyarı olmaksızın Çin'le tüm işlemlerinin dondurulduğu haberiyle güne uyandı.

    Aynı gün saat 11.43'te, dünyanın en büyük elektrik şebekesini işleten Çin Devlet Elektrik Şebekesi Şirketi, Amerikan elektrik ekipmanı tedarikçileriyle yaptığı tüm sözleşmeleri kapsamlı bir teknik incelemeye aldığını açıkladı. Bu adım, fiilen Çin'in Amerikan teknolojisinden kopuş sürecini başlatması anlamına geliyordu.

    Saat 14.17'de ise, dünyanın en büyük devlet petrol şirketi olan Çin Ulusal Petrol Şirketi, küresel tedarik hatlarını stratejik olarak yeniden düzenlediğini duyurdu. Bu karar, yıllık 47 milyar dolar değerindeki Amerikan rafinerilerine petrol tedarik sözleşmelerinin iptaliyle enerji silahının yeniden devreye sokulması demekti.

    ABD'nin doğu kıyılarına yönelen petrol sevkiyatları Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Küresel Güney'deki diğer ortaklara yönlendirildi. Bunun sonucunda petrol fiyatları tek bir işlem gününde %23 yükseldi.

    Daha da önemlisi, verilen stratejik mesajdı: Çin, tek bir kurşun atmadan ABD'yi enerji açısından boğma kapasitesine sahiptir.
    Bir diğer adımda, dünya deniz taşımacılığı kapasitesinin yaklaşık %40'ını kontrol eden Çin Denizcilik Şirketi (China Ocean Shipping Company), operasyonel rota optimizasyonu adını verdiği uygulamayı devreye soktu. Bunun sonucunda Çin gemileri Long Beach, Los Angeles, New York ve Miami gibi Amerikan limanlarını pas geçmeye başladı. Çin deniz lojistiğine büyük ölçüde bağımlı olan bu limanlar, konteyner trafiğinin %35'ini bir anda kaybetti.

    Bu durum, Walmart, Amazon ve Target gibi büyük şirketler için gerçek bir felakete dönüştü. Zira bu şirketler, Çin'de üretilen malların ABD limanlarına taşınmasında Çin gemilerine bağımlıydı. Tedarik zincirleri saatler içinde kısmen çöktü.

    Bu hamlelerin en dikkat çekici yönü, eşzamanlılıklarıydı. Zincirleme bir etki yaratarak ekonomik darbeyi katbekat büyüttüler. Bu, kademeli bir tırmanma değil; ABD'nin karşılık verme kapasitesini felce uğratmak üzere tasarlanmış sistemik bir şoktu.
    ABD hükümeti bu darbeyi henüz sindirememişken, Çin yeni bir adım attı: Küresel Güney'in seferber edilmesi. 4 Ocak günü saat 16.22'de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, İran, Türkiye, Endonezya ve 23 ülkeye daha, Amerikan müdahalesiyle iktidara gelecek herhangi bir Venezüella hükümetini tanımayacağını açıkça beyan eden ülkelere derhâl geçerli olacak ayrıcalıklı ticaret koşulları teklif etti.
    24 saatten kısa bir süre içinde 19 ülke bu teklifi kabul etti. İlk kabul eden Brezilya oldu; onu Hindistan, Güney Afrika ve Meksika izledi. Böylece fiilen çok kutuplu dünya kavramı somutlaştı.

    Çin, ekonomik teşvikleri bir silah gibi kullanarak ABD karşıtı bir koalisyonu anında oluşturmayı başardı.

    Son dokunuş ise 5 Ocak'ta geldi: Pekin finansal silahı devreye soktu. Çin'in sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi, Washington'un kontrolündeki SWIFT sisteminden kaçınmak isteyen her türlü uluslararası işlemi karşılayacak şekilde kapasitesini genişlettiğini duyurdu. Bu, Çin'in dünyaya Batı merkezli finans sistemine tam ve işlevsel bir alternatif sunduğu anlamına geliyordu.
    Amerikan finans altyapısına bağlı kalmadan ticaret yapmak isteyen her ülke, şirket ya da banka; %97 daha ucuz ve daha hızlı olan Çin sistemini kullanabilir hâle geldi.

    Tepki anında ve sarsıcı oldu: İlk 48 saat içinde 89 milyar dolarlık işlem gerçekleştirildi. 34 ülkenin merkez bankası Çin sisteminde operasyonel hesap açtı. Bu da ABD'nin en önemli finansman kaynaklarından birinde dolarizasyonun çözülme sürecinin hızlandığını gösteriyordu.

    Teknoloji cephesinde ise, dünya nadir toprak elementleri üretiminin %60'ını kontrol eden Çin, yarı iletkenler ve elektronik bileşenler için hayati öneme sahip bu madenlerin, Nicolas Maduro'nun kaçırılmasını destekleyen ülkelere ihracatına geçici kısıtlamalar getirdi. Bu karar; Apple, Microsoft, Google ve Intel gibi Amerikan teknoloji devlerinde büyük bir endişe yarattı. Zira bu şirketler temel bileşenlerde Çin tedarik zincirlerine bağımlıydı ve üretim sistemleri haftalar içinde çökme riskiyle karşı karşıya kaldı.

    Çin'in her hamlesi, Amerikan imparatorluğunun ekonomik kalbine doğrudan indirilen bir darbe niteliğindedir.
    Çin Venezuela için ne yaptı? diye soruyor dostlar ve düşmanlar.
    Yukarıda anlatılanlar, bu sorunun açık cevabıdır:
    Savaş ilan etmeden, Çin harekete geçiyor, etkiliyor ve yeni gerçeklikler dayatıyor.


    Kurt Grötsch
    Alman akademisyen ve araştırmacı. Nürnberg Üniversitesi'nden doktora, Madrid'den MBA derecesi sahibi. Avrupa ve uluslararası üniversitelerde öğretim üyesi ve konuşmacı. Kültür, iletişim ve yaratıcı endüstriler alanında uzman; birçok kültürel merkez ve kurumun kurucusu. Çin Kürsüsü başkan yardımcısı ve Çin Minzu Üniversitesi elçisi.

  5. Bu yazanlar büyük ölçüde yanlış. Dünya deniz ticaretinin sadece %30'luk kısmı Yunanlı armatörlerin elinde, Çin'in önemli bir varlığı yok.
    ABD firmalarına Çin tarafından bu tür yaptırımlar da olmadı?? Kafa bulandıran bir yazı dikkate almayın lütfen!!!!

    Biz basit ve net görünen gerçeklere odaklanalım, spekülasyonlar veya komplo teorilerinin ucu bucağı olmaz. Bunlardan bazıları gerçektir mutlaka ama elemek zor.

    ABD Venezuela başkanını Trump'ın ruh haline dayalı bir zamanlamayla aldı ama ülkenin kaynakları hala kendi kontrollerinde. Aslında bedava iyilik yapmış gibi oldular şimdilik ve bunun utancıyla Grönland meselesini attı ortaya. Ardından petrolde özel sektörü devreye sokmaya çalıştı Trump zira bir petrol ülkesini ele geçirseniz dahi hala yapılması gereken milyarlarca dolarlık yatırım konusu var. Bu noktada özel sektör isteksiz çünkü petrolün yakın geleceği bu derece karanlıkken büyük yatırımlarla yeni tesisler açmaya çalışırsanız hisseleriniz çöker.

    Yeni dünya düzeninde petrole el koymanın anlamı olmadığını yazdım. Zaten finansallaşma ve teknoloji sayesinde dünyanın tüm sermayesi ABD'ye akıyor şu an, üstüne silah sanayini de ekleyin... Trump 4 yıl sonra yapılması gereken hamleleri şimdi yaparak ABD'ye zarar veriyor. Jeopolitk risk diğer ülkeler bakımından daha gerçekçi gözüküyor. Rusya artık çok önemli bir kararın eşiğinde demiştim! Çin'in Taiwan hamlesine kesin gözüyle bakılıyor ama ABD bunu kabul etmeye hazır değil, bir anlaşma olmayacaktır. Çin ise tarihinin en görkemli yıllarını yaşamaya başladı. ABD'nin tüm tarihi boyunca sadece 1939-1945 arası yaşadığı türden bir süper denge durumunda.

  6. -Bist-100 ve genel borsa değerleme oranlarına göre şirketlerin öz sermaye karlılığı tarihi düşük seviyelerde!
    -2015 sonu ile 2016 başına denk gelen emtia krizinde görülen değerlerin bile epeyi altında.
    -Bankacılık ve finans sektörlerinin öz sermaye karlılığı yukarıda belirttiğim dönemin iki katı ve son bir kaç yıldır da yüksek seyrediyor.
    -Finans sektörleri ortalamaları hariç tutulduğunda, sanayi şirketleri için öz sermaye aşınması çok daha belirgin.
    -İstihdam kayıpları ve milli gelir içinde imalat sanayinin payına ilişkin veriler de bunu teyit eder nitelikte.
    -Enflasyon, maaş zamları ve düşük faizlerin(seçim politikaları) itici güç olduğu 2022 sonu ile 2024 başı arasındaki dönemde ise öz sermaye karlılığının rekor düzeyde seyrettiğini hatırlayalım.
    -Olumlu veya olumsuz, nihai aşamada şirket karlarında kendini göstererek hisse fiyatlarına da girmiş oluyor.
    -Gördüğüm kadarıyla karlılık bakımından başabaş noktasının oldukça altındayız, sermaye erimesinden söz edilebilir!
    -Sürdürülebilirliği ise aylarla sınırlı olabilir zira uzun zamandır devam ediyor.
    -Öte yandan bu durumu sağlayan önemli nedenlerden biri kur politikası. Kur politikasından destek alan GSYH yükseldikçe, borsa için de yukarı yönlü bir güç sağlıyor olabilir?

  7. Sosyal medyada elden ele dolaşan ekonomi yorumlarına hayret ediyorum.
    Sadece ABD veya Japonya tahvil faizlerine dayalı hipotezler kurulup geçmiş finansal krizler de hatırlatılarak bir yerlere varmaya çalışılıyor. Burada bir analiz yaparken en az 3 boyutlu olmasına dikkat ediyorum ki çoğu zaman 4 veya 5. boyutları da ekliyorum.

    Tahvil piyasaları önemlidir ama artık ana gösterge ve tüm finans dünyasının lokomotifi hisse senedi piyasalarıdır. Zaten değer olarak da uzak ara en büyük piyasalar hisse senetleridir. Dünya genelinde görülen arazi fiyatları balonuyla kıyaslandığında aşırı değerli oldukları söylenemez ve getirileri gittikçe daha istikrarlı hale gelmekte. Sadece tahvil oranlarına bakarak yorum yapmak hatadır, 2007 yılı koşullarında değiliz.

    ABD veya gelişmiş ülkelerin borçlarıyla ilgili ifadeler de çok hatalı. ABD'ye tüm dünyadan para akarken elbette borç hanesi şişecek, tüm dünyanın serveti de orada birikmiş. İngiltere'nin borç/GSYH oranı tabi ki bizden yüksek olacak, bizde vatandaşına borç verecek kaynak mı var ki borç büyüsün? Göçmen olarak İngiltere veya Avrupa'ya gidenler daha ilk yıllarında 30 yıllık kredi ile MÜSTAKİL-BAHÇELİ ev alabilirken bizde böcek yuvasından farksız yerlerde 2 odalı apartman dairesi sahibi olmak hayal. Ancak dairesi olanlar ikinciyi, üçüncüyü alabiliyor. Neyse vakti gelince hangi ülkenin borcu az hangisi çok görürüz.

  8. Başkan Trump'ın dünkü Davos konuşması delilikle dahiliği bir arada barındıran önemli bir çıkıştı. Black Rock CEO'sunun sözleri de çok önemli.

    Sözleri bir yana bırakıp icraata bakalım; ABD daha 19.yüzyıl başlarında ülkenin ortasındaki en verimli arazileri Napoleon'dan satın almıştı. Bu toprak parçası bugünkü ABD ana karasının %30'una denk geliyor. O dönemde Avrupa ülkeleri arasındaki sonu gelmez savaşlar ve çekişmeler bu toprak satışı sürecini sağlamıştı. 20.yüzyıla girerken ABD dünyanın finans merkezi olmaya başladı, emtia borsaları, foreks ticareti ve hisse senedi borsaları sayesinde gittikçe büyüyen finansal değerler oluşmaya başladı ve kırılgan kabul edilebilecek finansal değerlerin altını reel varlıklarla doldurma ihtiyacı ortaya çıktığında konuya çok basit bir yaklaşımla çözüm buldular; Alaska'yı satın aldılar. Böylece ülkenin genel arazi ve kaynakları büyütülerek riskli finansal varlıkların arkasındaki duran varlıklar güçlendirilmiş oldu.

    Grönland meselesi de Alaska ile aynı şablona birebir uyuyor. Tıpkı alaska gibi üzerinde nüfus olmayan çok geniş bir araziyi alırlarsa sorunsuz biçimde arazi varlıklarını büyüterek trilyon dolarlık kırılgan teknoloji şirketlerinin sürüklediği borsalarına maddi varlık ilavesiyle reel değer katmış olacaklar. Venezüela gibi kalabalık nüfuslu bir yeri işgal etmeye çalışmaktan çok daha sorunsuz. İşgal etseniz bile bu bir maddi varlık olarak kabul edilemeyecek riskleri getirecek bir hamle.

    Grönland'ı, Trump'ın ağzına bakarak jeoplolitik bir mesele olarak görenlerden farklı olarak ben, ABD teknoloji sektörünün hızlı değer artışlarına bir destek arayışı olarak görüyorum ve bakış açımın sonucu olarak, ABD'nin Grönland'a tam olarak sahip olma isteğinden vaz geçmeyeceğini düşünüyorum. Trump'ın dünkü konuşmasında dahilik bu noktadaydı, Avrupalılara şöyle dedi; ABD krize girince sizde giriyorsunuz!!! Bu gün ABD borsalarının ve dünya finans piyasalarının en büyük dayanağı haline gelen teknoloji devlerinin piyasa değerlerinin eninde sonunda, rekabet nedeniyle düşeceğini biliyoruz. Tüm dünyanın dahil olduğu ABD merkezli bu finansallaşma oyunun devam etmesi için Grönland'ı almaları gerektiğini bu yolla ima etmiş oldu.

Sayfa 31/31 İlkİlk ... 21293031

Yer İmleri

Yer İmleri

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •