ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANILARI: KAPLAN
Selanik'teki evde Atatürk'ün abileri Ahmet ile Ömer konuþuyordu.
Ömer: Hayvanat bahçesinde kaplanlarýn olduðu bölüme bir adam düþmüþ. Kaplanlar, onu yemiþ. Neden ama? Neden bir kaplan insaný yer?
Ahmet: Bunu ben de çözemedim. Kaplan insanlarýn tutsaðý ama insaný yiyor. Diðer insanlarýn intikam alabileceðini düþünemiyor. Ýnsanlar, o kaplaný vurmuþ. Herhalde kaplan bir geyiði veya insaný yiyecek olarak görüyor. Ýnsan bir dereceye kadar akýllý bir yaratýk. Kaplanda bu yok. Kaplanda akýl olsa tutsak olmazdý.
-----------------------------------------------------------
YALNIZ KURT
Ali Rýza Bey ve Zübeyde Haným'ýn oðullarý Ahmet ile Ömer çaðdaþ fikir ve düþünceyle donanmýþtý. Önemli olan, karanlýktan kurtulup aydýnlýk yarýnlara ulaþmaktý. Ben diyebilmekti. Ýnsan büyük, yüce, görkemli bir varlýktý. Ýnsan þansýný kendi yaratýr ve yarattýðý dünyanýn ilk hayraný olurdu. Þans bazen gelir, bazen giderdi. Önemli olan, þansýný kendin için, kullanmaktý. Sen yeterli çabayý göstermez hayatýn içine balýklama dalarsan , o bir bilinmez seni hayatýn içinden çeker, alýr, gökyüzüne savururdu. Doksan deðil, yüz doksan yýl yaþasan sen sen olamazdýn.
Ahmet ile Ömer, çocuklarýn bu dünyadaki maceralarýný yaþamadan erkenden dünyadan ayrýlýþlarýnýn nedenini araþtýrmak üzere arkadaþlarýna bir öneri sunmak düþüncesinde birleþerek evlerine girdi.
---------------------------------------------------------
AÇ KALAN ÇOK ÝNSAN VAR
Mustafa beþ yaþýndaydý. Annesi ile birlikte bakkala alýþveriþ için gitmiþti. Evlerine yakýn köþe bakkal vardý ama herkes oraya gitmezdi çünkü beþe aldýðý malý ona satardý. Selanik'te bulunan iki bankanýn ikisinde de hesabý vardý. Selanik'in en zenginiydi. Birkaç adým fazla yürürdün ve ayný malý dededen sekize alýrdýn. Sonunda Mustafa ile annesi, dedenin bakkal dükkanýna varýp içeri girdi. Burasý dört adýma dört adým bir yerdi. Saðlý sollu duvarda birkaç tahta raf vardý. Köþede peynir ve yoðurt bulunurdu ve onlar teneke içindeydi. Ekmek dolabý vardý, oradan istediðin ekmeði seçip alabilirdin.
Zübeyde Haným bir kilo yeþil mercimek ve bir kilo nohut aldý. Ayrýca iki ekmek aldý. Parasýný ödeyip Mustafa ile birlikte eve doðru yöneldi. Akþam yemeði olarak yeþil mercimek vardý. Yarýnda nohut. Bunlar Ali Rýza Bey'in en sevdiði yemeklerdi. Ýkiþer tabak yemeden doydum demezdi. Darýsý aç kalan insanlarýn baþýnaydý. Aç kalan, açým diyen o kadar çok insan vardý ki.
-----------------------------------------------------------
AHMET'ÝN YAÞ GÜNÜ
Zübeyde Haným erkenden kalkmýþ, yemekler yapmýþ ve yaþ günü için, hazýrlanmýþtý. Bugün Ahmet'in 9'uncu yaþ günüydü. Önce Ahmet uyandý: Anne, bugün benim yaþ günüm. Benim için, pasta hazýrlamýþsýn. Çok makbule geçti, dedi.
Zübeyde Haným: Aman oðlum, ne demek? Sen yüz yýl yaþa. Ben sana her yaþ gününde pasta hazýrlarým, dedi.
Aradan zaman geçtikçe önce Ömer sonra Mustafa uyandý.
Ömer: Anne, bugün abim Ahmet'in yaþ günü. Ýyi güzel de benim yaþ günüm ne zaman olacak?
Zübeyde Haným: Oðlum, senin yaþ gününü kutladýk ya? Ýki ay olmadý. Yýl dönsün, seneye dokuzuncu yaþ gününü kutlarýz, dedi.
O sýrada Mustafa yanlarýna geldi: Anne, benim yaþ günüm ne zaman? diye sordu.
Zübeyde Haným: Mustafa, senin yaþ gününe zaman var. Hele ay bir dönsün. Yaþ gününe kýrk gün kaldý. ( Ýki ) yaþýna basacaksýn.
Ali Rýza Bey gümrük memuruydu. Selanik dýþýndaydý. Zübeyde Haným üç oðluyla o gün neþeli vakit geçirdi. Güldü, eðlendi. Geleceðe umutla baktý. Oðullarýyla nice yaþ günlerine ulaþmak dileðini tekrarladý.
---------------------------------------------------------
MAKBULE ÝLE NACÝYE
Atatürk'ün kýz kardeþleri Makbule ile Naciye Selanik sokaklarýnda geziyordu. Naciye söze þöyle bir giriþ yaptý: Abla, ben bu Selanik'i çok seviyorum. Ýnsanlarý sevecen, hoþgörülü. Kimse kimseye höt demiyor, git demiyor. Yarým saattir sahilde geziyoruz, bize yan bakana rastlamadým. Demek ki, Türk'ü, bulgarý, rumu, ermenisi bir arada sorunsuz bir þekilde yaþayabiliyor. Kovsalar gitmem þu Selanik'ten.
Bunun üzerine Makbule: Çeþitli milletlerden insanlar rahatlýkla bir arada yaþar. Dinleri deðiþik olduðu için, aralarýnda husumet oluþuyor. Birbirlerinin inancýna saygý gösterseler savaþlar olmaz. Dünya tarihindeki savaþlarýn yüzde doksaný din yüzünden olanlardýr.
Naciye: Ablam, bu neden böyle oluyor? Büyük çoðunluðu tek bir yüce yaratýcýya inanýyor.
Makbule: Onun orasý öyle de peygamberleri farklý. Sonra gelen bir öncekinin geliþmiþi oluyor. Ýnsanlar bunu fark edemiyor. Anne hangi dine mensupsa çocuk da o dinin taþýyýcýsý oluyor. Ýstese de istemese de baðýmlý kalýyor.
Naciye: Ýnsan her neye inanýyorsa bir baþkasýnýn inancýna saygý göstermeli. O zaman devletler din üstüne bir yönetim biçimi kurmamalý. Devlet yönetiminde dinin yeri olmamalý. Din gönüllerde yaþamalý. Ben bu sonuca ulaþtým.
Makbule: Tastamam, benim de anlatmak istediðim buydu.
---------------------------------------------------------
BÝZ DE BALIK OLURUZ
Yýl 1867. Atatürk'ün annesi Zübeyde Haným henüz on yaþýndaydý. Babasý Feyzullah Aða ve annesi Ayþe Haným ile birlikte Selanik'te deniz kýyýsýna balýk avlamak için, gitti. Babasý iki palamut veya bir kilo istavrit avlayýp öðle yemeðini kurtarma derdindeydi. Oltanýn ucuna yem takmayý unuttuðu için, oltanýn iðnesini gören balýklar açýk denize kaçýyordu.
Bu arada Zübeyde anne ve babasýný soru yaðmuruna tutuyordu: Anne, biz niye balýk tutuyoruz? Balýklarýn da caný var. Neden onlarýn yaþama sevincini engellemek istiyoruz? Bugün balýk yakalamasak aç kalmayýz. Tutmak istediðiniz balýklar yaþamlarýna devam eder. Onlarý hayattan söküp almak bize ne fayda saðlar? Balýklar þanslý olsun ve biz eve eli boþ dönelim, ne dersin?
Annesi: Kýzým, ben sana ne diyeyim? Söylediklerini baban da duyuyor. Herhalde bir süre sonra sana geri dönüþümü olacaktýr.
Akþamüstü hava kararmaya baþladýðýnda Feyzullah Aða oltasýný sudan çýkardý. Bakýn gördünüz mü, balýklar yemi yemiþler ama oltaya yakalanmamýþlar. Bugün balýk yakalayamadýk. Bir balýk olsam ve denizde yaþasam diye bir düþünce aklýmdan geçmiyor deðil.
Bunun üzerine Ayþe Haným: Aman bey, o nasýl söz? Sen balýk olur gidersen biz ne yaparýz? dedi.
Zübeyde, annesine döndü: Anne, biz de balýk oluruz, babamýn peþine takýlýrýz. Ege Denizi ile yetinmeyiz, Akdeniz'e bile çýkarýz, deyince annesi ve babasý kahkahayla güldü.
SON
Atatürk'ün Çocukluðu - Ezgi Yayýnlarý - Yayýn Yýlý: Aralýk 1994


Alýntý yaparak yanýtla
Yer Ýmleri