
Originally Posted by
JonDowes
Ýlk bakacaðýnýz yer dýþ ticaret dengesi. Yani cari açýk. Biz açýk verdiðimiz için "dýþ borç" ihtiyacý baki. Ekonominin tamamýný tek bir þirket gibi düþünüp de "önce acil ihtiyaçlar alýnsýn, tam cari açýk verecekken durulsun" diyemezsiniz. Bir BMW bayii mesela: 180'e alýp 200'e satabiliyorsa; bundan para kazanýyorsa... o malýn o fiyata talibi varsa... neden dursun ki? serbest piyasada bu talep karþýlanýyor. Ancak ülkenin dýþ borcu da bununla beraber artýyor. Eðer tek amacýnýz cari açýðý kapatmaksa; bunun pratikte 2 tip çözümü olur:
1. dövizi yükseltmek (veya yükselmesine izin vermek)
2. ithal mallarýn talebini kýsacak maliye politikalarý uygulamak (araçlara ötv, benzin zamlarý)
[direkt olarak mallarýn ithalatýna kýsýt koyamazsýnýz. çünkü üyesi olduðunuz gümrük birliði ve WTO anlaþmalarý buna engel. Kuzey Kore veya Iran gibi "herkesten ve her þeyden büyük oranda kopuk" olmayý hedefliyorsanýz, anlaþmalarý bozup her tür ithalat kýsýtý da koyabilirsiniz]
Gelelim 2. konuya: reel sektörün döviz borcu. Yukarýdaki maddeyle kýsmen baðlantýlý ama kök neden bu deðil. Cari açýk hiç olmasaydý, tam ithalat kadar ihracat yapsaydýk da bizim þirketler döviz borçlusu olacaklardý. Bunun nedeni de yine 2 kalem:
1. Daha ucuza borçlanmak. TL ile dövizin faiz farký kabaca 12 puan. Yani bir þirket dövizle borçlanýp da, o yýl döviz %12 artmadýðý sürece hep daha düþük faiz ödemiþ oluyor. Bu özellikle TL'nin fazla deðerli olduðu 2002-2008 arasýndan gelme bir alýþkanlýk. 2008'den sonra bile %12 artmadýðý ara yýllar oldu. Ancak en az enflasyon kadar devalüasyon görmeye devam edersek þirketler de ister istemez bu alýþkanlýðý býrakýrlar. Ama kýsmen. çünkü'sü sonraki maddede:
2. Uzun vadeli TL kredisi diye bir þey yok. Yatýrým finansmaný kavramý, minimum 3 senelik, genel olarak ise 5-7 senelik kredi bulmayla baþlar. Dünya reel sektörü bu þekilde çalýþýr. Ama TL cinsi en uzun kredi 2 yýllýk. Çünkü TL sahibi tasarruf sahipleri býrakýn 2 yýlý, paralarýný 2 ay bile zar zor baðlýyorlar. Bankalarýn da gücü kredi verirken ancak 1-2 yýla kadar yetiyor. Uzun vadeli yatýrým finansý saðlayacak firma ne yapýyor? Piyasadaki tek uzun vadeli kredi tipi olan döviz kredisiyle borçlanýyor. Siz bir köprü veya otel yapacaksanýz, 3 aylýk krediyle bunu yapamazsýnýz. "Vadesi gelince bakarýz" diye bir þey de olmaz (aþýrý amatör deðilseniz). Yatýrým, uzun vadeli krediyle yapýlýr. En azýndan modern kapitalizm böyle çalýþýr. TL kaynaklarýnda vade uzamadýðý sürece de yatýrým hep dövizle yapýlacak.
Bu 2 maddeyi birleþtirince de döviz kuru hareketinin sermayeye zarar vermesine geliyoruz. Bundan kaçýþ kýsýtlý. Sýrf faizi düþük diye döviz borçlanan, bir kez eli yanýnca gelecek sefere tekrar düþünür. Ancak yatýrým finansmaný arayanýn gidecek baþka bir yeri yok. Gelecek 5 yýlda kur hareketlerini muhafazakar bir þekilde tahmin edip, gerçekten pozitif getirili bir proje yapýp yapamayacaðýný analiz etmeli. Bu da ancak turizm veya dövize endeksli fiyatý olan sektörlerde (enerji, köprü) daha anlamlý olur. Yap-satçýlarýn döviz borçlanmasý ciddi risk içerir.
Sonuca gelecek olursak bu yapýsal durumu çözecek olan reel sektörün kendisi deðil. Ýhracatý arttýrmak zor olduðu için artmýyor. Kolay para kazanýlacak bir sektör olsa, ihracat da daha hýzlý artar. Talep olmasa, ithalat da artmaz. Arttýðýna göre halen talep ve alým gücü var. Bütün bunlara yönü sadece devletin politikalarý verebilir. Ne bireyler ne de þirketler "haydi hayrýna ithalatý azaltýp, ihracatý arttýralým" demez. Sistem böyle kurulu deðil çünkü.
Yer Ýmleri