ATATÜRK VE HALÝL AÐA
Aþaðýdaki ilginç ve ibret dolu olay tarihimizin bir kesitinin arka planýný gözler önüne seriyor. Kýsa hikâye, adeta bir dönemin röntgenini çekiyor. Ýsmet Bozdað’ýn “Atatürk’ün Sofrasý” adlý kitabý ile Hasan Rýza Soyak, Behçet Kemal Çaðlar ve Kasým Gülek’in anýlarýndan derlenmiþ. Hanri Benazus tarafýndan kaleme alýnmýþ. Kýsaltarak naklediyorum.
Birden Atatürk'ün gözleri akþam güneþi altýnda çift süren bir köylüye takýldý. Sapanýnýn sapýna iyice yapýþmýþ, topraklarý yavaþ yavaþ deviriyordu. Fakat çiftin bir yanýnda öküz, bir yanýnda merkep vardý. Eþit güçlerle çekilmediði için sapan yalpa yapýyordu.
Atatürk þoföre durmasýný söyledi.
Köylüye seslendi:
"Kolay gelsin Aða!"
"Ýþler nasýl? Bu yýl mahsulden yüzünüz güldü mü?"
Köylü isteksiz konuþtu:
"Tanrý'nýn gücüne gitmesin bey, bu yýl yufkaydý mahsul. Kabahatin acýðý bizde, acýðý yukarda! Biz geç davrandýk, yukarýsý da rahmeti esirgedi!"
"Bakýyorum, sapanýn bir yanýnda öküz, bir yanýnda merkep koþulu. Öküzün yok mu senin?"
"Var olmasýna vardý ya, hýdrellezde vergi memurlarý sattýlar."
"Hiç vergi memurlarý köylünün üretim aracýný satar mý? Olmaz böyle þey! Muhtara þikâyet etseydin..."
Köylü güldü:
"Muhtar baþýnda deel miydi memurun, a bey?"
Atatürk dudaklarýný diþleri arasýnda ezerek konuþtu:
"Kaymakam’a gitseydin."
Köylü iyice güldü.
"Sen de benle gönül mü eyleyon beyim!" dedi.
Atatürk konuþmayý sürdürdü.
"E peki, Ýstanbul þuracýkta, geleydin Vali’ye anlataydýn derdini... O’nun iþi bu deðil mi?"
Köylü Atatürk'ün saflýðýna inanmýþ iyiden iyiye gülüyordu. Konuþmanýn tadýný çýkardýðý için keyiflenmiþti de biraz.
Kestirip attý:
"Býrak þu saðarý Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiðini çok gördük. Yakasýna yapýþsak acep derdimizi duyurabilir miyiz?"
Atatürk sordu:
"Adýn ne senin Aða?"
"Halil... Köylük yerde sorsan, Halil Aða derler..."
"Demek varlýklýsýn, Aða dediklerine göre!"
"Acýk çiftimiz- çubuðumuz varken adýmýz Aða'ya çýkmýþ."
"Peki, Halil Aða, bu senin iþin beni bayaðý meraklandýrdý. Benim bildiðime göre, bir çiftçinin üretim aracý elinden alýnmaz. Sen aldýlar diyorsun. Hadi Kaymakam þöyle, Vali öyle diyelim, e peki bir baþvekil Ýsmet Paþa var bilir misin?"
"Bilmez olur muyum, beyim?"
"Tamam öyleyse, hemen her hafta Ýstanbul'a geliyor. Florya Köþkü'ne iniyor. Köþk de þuracýkta. Bir gün kapýda bekleseydin de derdini dökseydin ona... Herhalde çaresini bulurdu."
"Sen benim konuþmamdan hoþlaþtýn, gönül eyliyorsun. Ama bak þimci, tutalým gittim vardým, beni o kapýya koymazlar ya... Tutalým ki kodular, koskoca Ýsmet Paþa'mýzý göstertmezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasýl yanacaðým hele; o saðarýn saðarý! Heç iþitmez beni..."
Nuri Conker, lafa karýþmak istedi, Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.
"Atatürk koca yaz þuracýkta oturup duruyordu. Gitseydin, çýksaydýn önüne, anlatsaydýn halini. O da seni yüzüstü býrakacak deðildi ya!"
Köylü iyice keyiflenmiþ, gülüyordu.
"Sen ne diyorsun bey?" dedi.
"Mustafa Kemal Paþa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için Peygamber gücü gerek... Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten, iþinden gücünden baþýný kaldýrýp bizim öküzün arkasýndan mý seyirecek!"
"Bir gün köyüne de gelir, bir ayranýný içerim. Açýk yürekli bir
vatandaþsýn. Ama yine de sana söylüyorum, hakkýný kimsede býrakma, ara!"
Döndüler, arabaya bindiler. Halil Aða, onlarý uðurladý.
"Meraklanma beyim, evelallah heç kimse bizim hakkýmýza el deðdiremez. Fakat bu, Devlet Baba'ya borçtur. Ödenmesi gerek... Otomobil hareket etti. Atatürk'ün caný sýkýlmýþtý.
"Bir uygun yerden dönelim, tadý kaçtý bu iþin!" dedi. Dönüþ yolunda Atatürk konuþmuyor, sigara üstüne sigara yakýyordu. Yüzünde ince bir keder vardý.
"Yahu çocuk, þu Halil Aða'nýn vergi borcundan öküzünü satmýþýz, merkeple çift sürüyor, hâlâ da 'Devlet Baba' diyor. Ne mübarek millet, bu millet!"
Köþke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:
"Þimdi" dedi: "Ýstanbul'da ne kadar bakan, milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksýn!
Bu akþam kendilerini yemeðe bekliyorum. Ayrýca Vali Muhittin Üstündað ile Ýsmet Paþa'yý bul, onlara da haber ver."
Yaver odadan çýktý. Atatürk, Nuri Conker'e döndü:
"Þimdi sen de arabayla çýkýp o Halil Aða'ya gideceksin. Ona benim kim olduðumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin. 'Seni sevdi, sana öküz alýverecek' diye bir þeyler söyle, kandýr. Kuþkulandýrmadan al getir buraya."
O akþam Atatürk'ün sofrasýnda Baþbakan Ýsmet Ýnönü, bakanlar, milletvekilleri ve Ýstanbul Valisi Muhittin Üstündað'dan oluþan yirmi beþ konuk vardý.
Atatürk, "Bu akþam soframýza efendimiz gelecek" dedi.
Bir süre sonra içeri baþyaver girdi ve Atatürk'ün kulaðýna bir þeyler söyledi.
Atatürk "Buyursun!" dedi.
Baþyaver kapýyý açýp da Halil Aða, gündüz konuþtuðu beyin sofranýn baþýnda oturduðunu, yaný baþýnda da Ýsmet Paþa'nýn yer aldýðýný görünce, þaþkýnlýktan dona kaldý. Dizlerinin baðý çözülmüþtü. Atatürk onu görünce ayaða kalktý. Arkasýndan tüm konuklarý da ayaða kalktýlar. Atatürk son konuðunu, "Hoþ geldin Halil Aða" diye karþýladýktan sonra kendisini sofradaki konuklarýna tanýttý:
"Ýþte beklediðimiz, Efendimiz" dedi.
Halil Aða'ya döndü:
"Bak beri, Halil Aða" dedi. "Sen bu akþam benim baþmisafirimsin. Senin açýk sözlülüðünü pek çok beðendiðimi bugün söyledim. Konuþmamýzdan sonra sana hiçbir zarar gelmeyecek. Öküzünü de alacaðým. Ama þimdi ben tarlada sorduklarýmý baþtan soracaðým, sen de orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksýn. Ýþte soruyorum:
'Bakýyorum sapanýn bir yanýnda öküz, bir yanýnda merkep koþulu. Öküzün yok mu senin?"
Soru - cevap Vali’ye kadar aynen tekrarlandý. Sofradakiler, soluk almadan konuþmayý izliyorlardý. Ürkütücü sorulara gelmiþti sýra. Atatürk sordu:
"Peki Ýstanbul þuracýkta, gideydin Vali’ye, anlataydýn derdini, onun iþi bu deðil mi?"
Vali Muhittin Üstündað, Halil Aða'nýn ancak iki metre ötesinden kendisine bakýyordu. Nasýl desin? Ter basmýþtý iyice, iþi savuþturmanýn yoluna kaçtý:
"Vali paþamýzý biz görüp dururuz buralarda. Eteðine düþsek derdimizi duyurabilir miyiz ki..."
"Olmadý bu, Halil Aða... Bana dediðin gibi, dosdoðru..."
"Böyle demedik mi beyim?"
"Ya, ben mi yanlýþ anladým? Dur soralým bakalým Nuri'ye. Nuri, böyle mi dedi bize Halil Aða?"
Nuri Conker karþýlýk verdi. "Hayýr Paþam!"
"Gördün mü? Demek aklýnda yanlýþ kalmýþ. Hani bir þey dediydin sen, Vali neden duymazmýþ? Aynen bana söylediðin gibi söyle."
Halil Aða kekeleyerek konuþtu:
"Köylük yerinde bizim dilimiz saðar demeye alýþmýþtýr, paþam" dedi. "Kusura kalma gayri..."
Atatürk gülmeye baþladý:
"Diplomatsýn ki, yaman diplomatsýn, Halil Aða... Ama þimdi diplomatlýk sýrasý deðil, doðruyu konuþacaðýz... Söyle bana, orada dediðin gibi..."
Halil Aða gözünü yumup, baþýný yere eðdi:
"Þaþýrmýþým, aðzýmdan yanlýþlýkla 'Býrak bu saðarý' diye bir laf kaçýrmýþým..."
Sofrada gülüþmeler baþlamýþtý.
"Hadi buna da oldu diyelim. Geçelim gerisine:
"E, peki bir Baþvekil Ýsmet Paþa var, bilir misin?"
Halil Aða Ýsmet Paþa'nýn yüzüne baktý ve gözlerini yere indirdi:
"Þanlý Ýsmet Paþamýz bilinmez olur mu hiç? O bugüne bugün..."
Atatürk Halil Aða'yý durdurdu.
"Býrak þimdi övgüleri" dedi.
Halil Aða yine kaçamak yanýt verdi:
Atatürk'ün sesi iyice sertleþti:
"Beni uðraþtýrma, Halil Aða" dedi. "Erkek adam sözünü yalamaz. Ne dediysen, týpkýsýný tekrarlayacaksýn!"
Halil Aða ürktü, toparlandý. Baþýný yine yere gömüp konuþtu:
"Þanlý Paþamýza da saðar dedikti ya..."
"Yalnýz saðar deðil, 'saðarýn saðarý' deðil miydi?"
Halil Aða yere eðik baþýný acýyla salladý:
"Öyle dedikti paþam, doðrusun!" diyebildi.
Atatürk, Ýsmet Paþa konusunda daha fazla ýsrar etmedi, sözü kendine getirdi.
"Son soruyu sorayým þimdi" dedi. "Bunun da karþýlýðýný ver, öküzünü al git."
"Koca yaz þuracýkta Atatürk oturmuyor mu? Gitseydin, çýksaydýn önüne, anlatsaydýn halini. O da seni yüzüstü býrakacak deðildi ya?"
"Hiç býrakýr mý Aslan Paþam benim! Erip eriþir de tarlama dek gelir, halimi dinler."
"Býrak bunlarý Halil Aða, dediðini tekrarla." Halil Aða birden diklendi!
Her þeyi göze almýþ insanlarýn yiðitliði içinde doðruldu. Atatürk'ün gözlerinin içlerine bakarak konuþtu.
"Ýþte bunu demem Paþam" dedi. "Aðzýma ataþ doldur, iþte bunu demem!"
Atatürk gülmeye baþladý:
"Zorlatacak bizi bu Halil Aða, laf anlamýyor." dedi. "Mustafa Kemal Paþa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için, Peygamber gücü gerek demiþtin, yanýlmýyorsam. 'Görsem de, iþinden gücünden, yiyip içmekten baþýný kaldýracak da bizim öküzün arkasýndan mý seðirtecek' demiþtin." Halil Aða'nýn gözlerinden yaþlar inmeye baþladý. Taþ kesilmiþ, duruyordu. Atatürk konuþmasýný içtenlikle sürdürdü:
"'Atatürk de iþi içkiye vurmuþ, sarhoþun biri' demeye getirdin!
"Þimdi bak beni dinle, Halil Aða... Seni þu kadar üzmemin sebebi, þunu anlatmak içindi: Þu gördüðün altý bay hükümet... Yani, biri Baþbakan, ötekiler de Bakan! Memlekete göz kulak olacak, iþleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmiþler.
Bir kanun gerekti mi, bu baylar hemen sývanýrlar, Ýsviçre'den mi olur, Ýtalya'dan mý olur, Fransa'dan mý, velhasýl neredense, bir kanun buluþtururlar, Türkçe‘ye çevirtirler, sonra basýp imzayý gönderirler Büyük Millet Meclisi'ne...
Bu Millet Meclisi dediðim, þu altý baþtan senin yanýna kadar olan beyler. Kanun bunlara gelir. Bunlar da 'hükümet elbette incelemiþ, gerekeni düþünmüþtür, benim ayrýca zorlanmama gerek yok' derler ve kaldýrýrlar parmaklarýný, olur sana bir kanun!
Ama sonra bir vergi memuru gelir, vergi borcundan Halil Aða'nýn öküzünü çeker, satar... Halil Aða da tarlasýný bir yanda merkep, bir yanda öküz, ýrgalana ýrgalana sürmeye çalýþýr. Ama üretim düþermiþ, ekim zorlaþýrmýþ, kimin umurunda...
Sonra ben bunlarý görürüm, içim kan aðlar, iþitirim, tasalanýrým! E, hakça söyle bakalým þimdi Halil Aða... Sen benim yerimde olsan, efkâr daðýtmak için, bunlarý bu beylerle konuþmak için
içmez misin? Ama sonra da Halil Aða tutar, sana 'sarhoþ' der..."
Halil Aða'nýn dili çözülmüþtü:
"Öyle diyen yok haþa! Dinden çýkmak gibidir... Buldun mu bunu, hacýsý da içer, hocasý da içer..."
Atatürk sordu:
"Peki sen de içer misin?"
"Hiç bulunur da içilmez olur mu, Paþam? Ýçeriz ki, týpký þerbet gibi!"
Atatürk hizmet edenlere iþaret etti, kadehleri doldurttu. Kendi kadehini Halil Aða'ya uzattý:
"Hadi bakalým Halil Aða" dedi. "Saðlýðýna içelim."
"Bayraðýmýz gibi sen de baþýmýzdan eksik olma inþallah! Sana her kim düþman ise, onun yeri senin ayaðýnýn altý olsun! Gayri bana izin, koca Paþam!"
"Yemek yemedin!"
"Yemek kolay... Meraklanýr çocuklar, ben köyüme döneyim."
Atatürk Nuri Conker'e iþaret etti.
Conker kalkýp Halil Aða'nýn yanýna geldi, kalktý Halil Aða, önce Atatürk'ü, sonra sofradakileri selamlayýp kapýya doðru edeple geri geri çekildi. Kapý kapandýðý zaman Atatürk sofradaki öteki konuklarýna döndü:
"Efendimizin halini gördünüz mü beyler?" dedi. "Devlet size böyle davransa, siz ne yaparsýnýz? Mübarek millet bu, adam millet bu... Þimdi bu adam milletin karþýsýnda 'adam olmak,' bize düþüyor!"
Sofrada kesin bir sessizlik vardý. Kimse gözlerini Atatürk'ten ayýramýyordu:
"Halil Aða'nýn öküzünü satýp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptýk ya da bizim yaptýðýmýz kanun yanlýþ yorumlanarak Halil Aða'nýn öküzünü satýyor. Ýkisi de bence birbirinden farksýz... Böyle bir kanun yaptýksa, memleket çýkarlarýna aykýrýdýr. Nasýl yaparýz, nasýl yapmýþýz bunu?
Eðer yaptýðýmýz kanun doðru da, yorumlamasý yanlýþ oluyorsa, o zaman sormak lazým. Hükümet nasýl bir yönetim içindedir? Sonra unutmayýn ki, olay Ýstanbul'da geçiyor. Bunun Van'ý var, Bitlis'i var, kýyý bucak ilçesi var; acaba oralarda neler oluyor? Bu çark iyi dönmüyor beyefendiler!"
Hikâye burada bitiyor. Cumhuriyet’i bizler içerden, düþmanlarýmýz dýþarýdan yýkmak için elinden geleni ardýna koymadý! Ama Cumhuriyet hâlâ direniyor! Mayasý saðlam. Cumhuriyet’i dâhiler kurdu. Bizler kurucu atalarýmýzýn týrnaðý bile olamadýk!
CHP’nin 1930’lu yýllarýný dillerine dolayanlar, HDP’nin (PKK) peþinden koþacaklarýna, önce biraz yakýn tarihimizle ile ilgili kitaplar okusunlar. Ayrýca, ayna diye bir þey var! Arada dönüp kendilerine baksalar fena mý olur?
Büyük Önderimiz milletine hep inandý ve sonuna kadar güvendi. Büyük imparatorluklar kuran ve sayýsýz devrimler yapan bu büyük millet yeniden ayaða kalkacak. O günler yaklaþýyor…
Ulu Önderimiz Atatürk’ü sevgi, vefa, þükran ve minnet duygularýmla, tazimle anýyor; aziz hatýrasý önünde saygý ile eðiliyorum. Çare, dün Atatürk’tü; bugün Atatürk ve yarýn da Atatürk olacaktýr.
Çocukluðumdan beri çok sevdiðim bu hikayeyi alýntýladým.
Muhteþem Deha'nýn aslýnda ne kadar yalnýz olduðu halde,bir kadar büyük iþin altýndan nasýl kalktýðýný biZlere anlatan, gülümsetirken aðlatan bu hikaye;günümüz Türkiye'sinde O na salyalar akýtarak saldýran KUDUZLARA DA kapak olsun...
Derviþlik dedikleri;hýrka ile taç deðil.Gönlün Derviþ eyleyen,hýrkaya muhtaç deðil.
YUNUS EMRE
Yer Ýmleri