Tayfun Karayip - 8 Aralýk 2021
Geçen akþam eve döndüðümde, kapýyý açar açmaz eþime yeni ekonomik modele geçeceðimiz müjdesini verdim. Omuz silkti, “Haberlerde duydum zaten” dedi. “Yok o baþka,” dedim, “biz, yani senle ben, bu evde yeni ekonomi modeline geçiyoruz.”
Þaþkýn bakýþlarý altýnda elinden tutup onu salona getirdim. Ona artýk ithalat deðil ihracat odaklý bir ekonomik sisteme geçeceðimizi söyledim. Yüzüme bön bön baktý. Halk da böyle ekonomik terimler duyduðunda ayný tepkiyi veriyor.
Ben de ona halkýn anlayacaðý þekilde izah ettim. Özetle, bundan sonra dýþarýdan bir þey satýn almayacaðýmýzý, dýþarýya bir þeyler satacaðýmýzý söyledim.
Bana delirip delirmediðimi sordu. Bense o an salonda satýlabilecek eþyalarý gözden geçiriyordum.
“Mesela yeni televizyon alalým diyordun ya Tülay,” dedim, “onu almak yerine evdeki televizyonu satacaðýz.”
Buna hayatta izin vermeyeceðini söyledi. Ayrýca saçmaladýðýmý da ekledi. Ona ekonomi bilgisinin ne kadar yetersiz olduðunu hatýrlattým.
“Sen Adam Smith’i duydun mu Tülay? Görünmez el teorisinden haberin var mý? Yok. O halde lütfen bilen konuþsun.”
“Maddi sýkýntýda mýyýz Tayfun?” diye sordu.
“Evet,” dedim. “Ama her þey yolunda.”
“Ne demek her þey yolunda yaa” diye çýkýþtý. “Kaç liramýz var Tayfun?”
“Sýfýr,” dedim. “Ama bu benim tam da planladýðým þeydi,” diye ekledim.
Sinirlenmeye baþlamýþtý. Ekonomi bilgisi yetersiz her insan gibi o da anlam veremiyordu. Sakince açýkladým.
“Bizim þu anda aþýrý fakirleþmemizin ne kadar büyük bir þans olduðunu fark etmiyor musun Tülay,” dedim. “Þu anda sen evlere temizliðe gidebilirsin mesela. Paramýz varken evde oturup Esra Erol izliyordun, temizliðe gitmeyi teklif etsem kabul etmezdin. Þimdi ucuz iþgücü oldun Tülay, her taraftan temizliðe çaðrýlacaksýn, bu harika bir þey deðil mi?”
“Temizliðe mi gideceðim Tayfun? Yeni ekonomik sistem bu mu?” diye sordu.
“Çin de böyle büyüdü Tülay,” dedim.
Kafasýný iki yana salladý.
“Ben mesela…” dedim, “paramýz olsa Serbestiyet’te yazabilir miydim? Þu anda ucuz olsun diye Hintli yazar çalýþtýrsalar onlara daha pahalýya patlar. O yüzden el üstünde tutuyorlar beni. Buradaki fýrsatý görmüyor musun Tülay, yoksa görmek mi istemiyorsun?”
“Peki biz bu þartlarda nasýl çocuk yapacaðýz?” diye sordu öfkeyle.
“Çin’in nüfusu iki milyar,” diye cevapladým. “Demek ki bu þartlarda iki milyar çocuk yapýlabilmiþ.”
Diþlerini sýktý. “Tayfun doðru söyle iflas mý ettik?” diye sordu.
“Yoo,” dedim. “Ben bütün bunlarý en baþýndan planlamýþtým. Sanki ekonomiyi batýrmýþým gibi bakýþlar atýyorsun Tülay. Yanlýþ. Adým adým fakirleþmemizi saðladým ki bu yeni ekonomik modele geçebilelim. Her þey kontrolüm altýnda.”
Deham karþýsýnda saygýyla eðileceðini sandým ama maalesef ekonomi hakkýnda en fazla bir at kadar bilgi sahibi olan Tülay hiç beklemediðim bir tepki verdi.
“Bence biz battýk ve sen buna bahane üretiyorsun,” dedi.
“En azýndan üretiyorum Tülay,” dedim. “Tüketen deðil üretenim þu an. Bence sen de denemelisin, üretmek harika bir duygu. Bugün bahane üretiriz, yarýn baþka bir þey üretiriz. Önemli olan üreten tarafta olmak Tülay. Çin de böyle büyüdü Tülay.”
Tülay þu an bir süreliðine babasýnýn evinde ve benimle konuþmuyor. Giderken “sakýn dýþ güçlerin oyuncaðý olma” dememe bozulmuþ. Anne ve babasýndan o þekilde bahsetmem zoruna gitmiþmiþ. Ben lafýmýn arkasýndayým.
Türkiye, kazýðýn her türlüsünü ayrý ayrý deneyimleyebilmek için mükemmel bir yer. Burada yetiþen biri dünyanýn baþka bir yanýnda sýkýntý yaþamaz.
Re-twittlediklerim katýldýðým anlamýna gelmez!
Yer Ýmleri