Artan
Azalan
Ýþlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
119,90 10% 1,16 Mr 110,30 / 119,90
3,63 10% 501,00 Mn 3,31 / 3,63
8,14 10% 2,47 Mr 7,54 / 8,14
53,90 10% 982,81 Mn 47,32 / 53,90
34,80 9.99% 91,16 Mn 34,80 / 34,80
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
2,90 -9.94% 955,51 Mn 2,90 / 3,13
1.353,00 -9.68% 284,03 Mn 1.349,00 / 1.508,00
7,81 -8.12% 11,40 Mn 7,80 / 8,01
21,92 -7.74% 421,11 Mn 21,42 / 24,44
269,25 -7.16% 258,51 Mn 268,25 / 290,00
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
329,00 3.7% 35,57 Mr 317,75 / 335,00
3,14 2.61% 34,03 Mr 3,03 / 3,32
39,30 4.86% 15,25 Mr 37,14 / 39,36
15,11 4.64% 14,63 Mr 14,36 / 15,11
83,55 6.98% 13,83 Mr 77,40 / 83,85
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,42 4.52% 1,50 Mr 18,28 / 19,42
83,55 6.98% 13,83 Mr 77,40 / 83,85
414,00 0.73% 8,67 Mr 407,00 / 417,50
196,70 2.45% 9,71 Mr 189,40 / 197,60
765,00 2.55% 4,53 Mr 742,50 / 770,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,42 4.52% 1,50 Mr 18,28 / 19,42
83,55 6.98% 13,83 Mr 77,40 / 83,85
95,55 2.52% 697,12 Mn 92,75 / 95,95
118,70 2.33% 332,28 Mn 114,90 / 119,30
414,00 0.73% 8,67 Mr 407,00 / 417,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düþük / Yüksek
19,42 4.52% 1,50 Mr 18,28 / 19,42
32,04 3.96% 257,43 Mn 30,62 / 32,14
83,55 6.98% 13,83 Mr 77,40 / 83,85
10,95 2.34% 240,15 Mn 10,71 / 10,95
80,10 -1.6% 845,03 Mn 78,55 / 82,95

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsýz Bankacýlýk + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Sayfa 189/1001 ÝlkÝlk ... 89139179187188189190191199239289689 ... SonSon
Arama sonucu : 8005 madde; 1,505 - 1,512 arasý.

Konu: Banka Mevduat Faizleri( ARTI PUAN/tezgah altý faiz oranlarý) - VII

  1.  Alýntý Originally Posted by Finans2023 Yazýyý Oku
    TÜRKÝYE'NÝN AHLAKEN ÇÖKÜYOR OLMASININ NEDENÝ;

    üzerine kitaplar yazýlacak bir konu. o yüzden meselenin ufak bir ucundan tutmak bile sayfalar sürer. ama kaba taslak bakarsak, önce þöyle bir osmanlý zamanlarýna gitmek gerek. ahlaki çöküþ bir anda oluþan bir þey deðil.

    osmanlý imparatorluðu döneminde anadolu, cumhuriyete kadar orta çaða hapsolmuþ bir coðrafyaydý. gayrimüslimlerin ticareti elinde tuttuðu liman kentleri istisnadýr çünkü yetmiþ iki milletten insanýn gelip geçtiði, paranýn ve kültürel etkileþimin merkezi olan liman kentleri zaten her devirde kendi kültürünü oluþturur (bkz: levanten). osmanlý imparatorluðu bir balkan imparatorluðu olagelmiþ, anadolu'ya ihtiyaç halinde asker ve tahýl deposu olarak bakmýþ, bir daha da dönüp bakmamýþtýr.

    cumhuriyet kurulduðunda önündeki en büyük sorun, nüfusun yüzde 85'inin köy, kasaba ve bugünün mahallelerinden hallice küçük þehirlerde yaþamasý ve niteliksiz kalabalýklardan oluþmasýydý. zanaat iþleri de gayrimüslimlerin elinde olduðu için mübadeleler falan sonrasý iþ yapacak insan kýtlýðý çekilmiþtir. cumhuriyet kurulduðunda okuma yazma oraný, ortalama yüzde 8'di. yani tüm dünyasý karþýki daðlar, indiði dere, beriki köy, ötedeki þehirden ibaret, eðitimsiz ve cehalete hapsolmuþ bir toplumdan bahsediyoruz. bu anadolu profilini zenginleþtiren unsurlar kimi okullu olduðu için, kimi zanaat sahibi olduðu için balkanlardan, kýrým'dan ve mýsýr'dan gelen gruplar olmuþtur. eski bir geyiktir. ankara'da memur kýtlýðý yüzünden garda trenden inen takým elbiseli, tipi düzgün insanlara memuriyet teklif edilirmiþ. özellikle belli bir cenahýn çok þikayet ettiði hýzlý modernleþme (batýlýlaþma deðil) sürecinin amacý, cumhuriyetin devraldýðý bu nüfusu eðitim seferberliðiyle iki çað atlatýp modern zamanlara yetiþtirmekti. biraz ütopik elbette.

    modernleþmenin karþýsýnda ise miadýný doldurmuþ osmanlý'nýn son dönemindeki miskin, tarikatlara hapsolmuþ, teknoloji, üretim, hukuk, eðitim, þehirleþme, aklýmýza ne gelirse her konuda çaðýn gerisinde kalmýþ, atalet içindeki fakir toplumunu ortaya çýkaran yapýyý sürdürme gibi bir alternatif vardý. bu toplumda tüm köþebaþlarý nüfuzlu þeyh, þýh, aþiret reisi, hoca, toprak aðasý gibi binlerce insaný kontrol eden tiplerin elideydi. tam bir feodalite kültürü yani. diðer devletler tekstil makineleri, uçak, tank prototipleri, buhar makineleriyle haþýr neþir olurken anadolu'da çift sürecek sýðýr bulamadýklarý için kendini sabana koþan köylüler vardý. toplum sýfýr noktasýndaydý yani. bugün cumhuriyetten ve kurucularýndan haz etmeyenlerce sürdürülen güç mücadelesi de o günlere geri dönme, halký bir avuç nüfuz sahibinin parazitleri haline getirme çabasýdýr. köy enstitülerinin bu cenahta çok tepki çekmesinin nedeni de bu güç mücadelesi ile ilgilidir. koyun gibi güdeceðin, aðzýný açsa o topraklardan sürüp sefalete mahkum edeceðin marabalarýnýn senden baðýmsýz hayatta kalabileceði, toplumsal hiyararþide yükselebileceði ve diðerlerine "kötü" örnek olabileceði bir sistemi kim ister ki!

    ayný durum daha sonra eðitim sistemi için de geçerli olmuþ ve parlak beyinlerin önünü açan ücretsiz ama özellikle özel amaçlý okullarda ortalamanýn üstünde eðitim sunabilen sistem kasten bozulmuþ; sorgulamayan, söyleneni belleyen, ufkuna çekilen sýnýrla sadece belli konular üzerine kafa yoran, hamasi konularý asla sorgulamayan öðrencilerin yetiþeceði bir eðitim ve sýnav sistemi tasarlanagelmiþtir. yani öðrenciler hesap makinesi gibi olsun, toprak aðalarýnýn þekil deðiþtirip (kimi zaman zorla) sahibi olduðu fabrikalarda çalýþsýn ama toplumsal konularda kendi özgün fikirleri olmasýn isteniyordu. halkýn çoðuna bu sistemi layýk görürlerken, parasý olan için alternatifler özel okul olarak sunularak toplum içinde uçurum ve fýrsat eþitsizliði yavaþ yavaþ yaratýldý ve nihayetinde hiç olmadýðý kadar yaygýnlaþtýrýldý.

    ahlak tartýþmasý da çok yönlü ve kitaplar alan bir konu ama basit bir þekilde deðinirsek, öncelikle ahlak bireyle ilgili deðildir, daha deterministik bir kavramdýr. bireyin içinde bulunduðu toplum tarafýndan kendine sunulan seçenekler içinden süzülerek oluþur. hýrsýzlýðý meslek edinmiþ bir topluluktan çýkanlarýn çoðunluðunun hýrsýzlýðý benimsemesi beklenir. istisna olacak kiþilerin, bunun hem birey için hem de toplum için zararlý olduðunu fark edebileceði bir çevreyle etkileþimde olmasý lazým. ahlak her þeyden önce bir dizi toplumsal ve bireysel deðer üzerinde varýlan uzlaþmanýn ürünüdür. mutlak deðildir ve sürekli deðiþir, dönüþür. dolayýsýyla anadolu ahalisi de kendi çevrelerinden, atalarýndan ne gördüyse o minvalde bir ahlaki çerçeveye hapsolmuþtur. bunun kýrýlma noktasý nedir peki? okuma-yazma öðrenmek ve kýsýtlý çevrenin ötesine, icabýnda binlerce kilometre uzaklara, oralarda yaþanmýþ tecrübelere, yaratýcýlýða, hayal gücüne eriþmektir: yazýlý metinlerin gücü. cumhuriyet kurulduðunda okuma-yazma oraný neydi? yüzde 8. liman kentleri dýþýnda ulaþým aðý var mýydý? almanlarýn yaptýðý baðdat demiryolu ki o da halka fayda olsun diye deðil, deðerli topraklara eriþim saðlansýn diye yapýldýðý için pek bir kültürel iþlevi yoktu. haliyle yüzyýllar boyu ayný habitata mahkum kalmýþ, dünyanýn geri kalanýyla etkileþimi sýnýrlý olmuþ, dededen babadan ve kýsýtlý çevreden aldýklarýyla yetiþmiþ ve kendi çocuklarýný da öyle yetiþtirmiþ bir insan topluluðundan bahsediyoruz. dünyanýn en zeki insaný da olsanýz, çevresel koþullar desteklemezse ambalajýný açmadan potansiyel zekanýzla toprak olursunuz.

    bu uzun girizgâhýn amacý meseleyi bir baðlama oturtmaktý ki daha basit olan kýsma geçebileyim. cumhuriyet niteliksiz ve eðitimsiz insan gücüyle yola çýkmak zorunda kalmýþ olmasýna raðmen akýlcý politikalarla gerçekten de kýsa zamanda mucizevi baþarýlar elde etmiþtir. özellikle ikinci dünya savaþý öncesi ve sýrasýnda almanya'dan kaçan bilim insanlarýnýn bazýlarýnýn ülkeye getirilmesi ve kendilerinden sanayiden eðitime muazzam katkýlar alýnmasý sayesinde büyük yol alýnmýþtýr. ikinci dünya savaþý'nda tarafsýzlýk politikasý sayesinde, dünya çapýnda ekonomik büyüme kaydeden az sayýda ülkeden biri olmuþtur ama dýþ ticaret fazlasý vermesi için giriþilen savaþ ekonomisi politikalarý ve üretime hiçbir katkýsý olmayan ama savaþ ortamýnda mecburen tutulan hazýr kýtalar için harcanan para nedeniyle ekonomik iyileþme kaðýt üzerinde kalmýþ ve halk tarafýndan hissedilmemiþtir. vergiler ve kýsýtlamalarla savaþ süresince bunalan halk da ilk fýrsatta faturayý chp'ye kesmiþtir. inönü'nün dediði sizi ekmeksiz býraktým ama babasýz býrakmadým sözü çok doðru ve derin bir söz ancak ikinci dünya savaþý'nýn dehþetini yaþamamýþ insanlar için savaþýn dýþýnda kalmanýn anlamýný kavramak kolay deðil ve belli ki elde edilen ekonomik fayda temkinli olma amacýyla halka faydalý hale getirilmemiþ ve bu durum siyaseten bir hatadýr. bedeli de iktidar deðiþimiyle ödenmiþtir.

    doðru ya da yanlýþ ya da eksik, chp hükümetleri sanayileþmeyi tamamlayarak zaman içinde refahýn artýrýlmasý stratejisini kabul etmiþ ve yýllarca buna sadýk kalmýþtýr. üstelik þehirleþmedeki eksiklikler ve köy-kasaba nüfusunun fazlalýðý nedeniyle köy enstitüleri projesine bakýnca anlýyoruz ki yerinde kalkýnma modeliyle köyden kente göçü engelleyip üretim ve eðitimde iyileþmeyi ülkeye bu þekilde zaman içinde yaymayý amaçlamýþlar. bunun için gereken sabýr ve fedakârlýðý da muasýr medeniyetler seviyesine çýkma ülküsü etrafýnda birleþtirmeye çalýþtýklarý toplumdan göreceklerini düþünmüþler. hesapta olmayan þey, abd'nin ikinci dünya savaþý sonrasý dünyaya þekil vermeye giriþmesi ve uygun gördüðü sistemi dayatmasýydý. bu durum küçük amerika olma vaadini satacak siyasetçiler yaratacaktý. iþin ahlakla ilgili ikinci kýsmý da burada baþlýyor.

    yazýnýn baþýndan beri anlatmaya çalýþtýðým çevresel ve bireysel þartlar çerçevesinde, türk toplumu için toplumsal uzlaþmayý saðlayamamýþ bir toplum demek yanlýþ olmaz. kamusal alaný ankara ve istanbul'la sýnýrlý bir ülkede milyonlarca insan dünyadan ve ülkeden bihaber yaþayýp gitmiþken haliyle ortak deðerler üzerinde kapsayýcý bir tartýþma hiçbir zaman yaþanmamýþtýr. haliyle toplumsal ahlak da kýsýtlý çevrelerin kitabi sözleri olmaktan öteye geçmemiþtir. bu durumun böyle olduðunu, 1950'lerde baþlayýp 2000'lerin baþýnda bile devam eden muazzam iç göçten ve bu göçün yýkýcý sonuçlarýndan anlýyoruz. demokrat parti ve adnan menderes popülizminin odak noktasýnda chp'nin halka daðýtamadýðý zenginliði halka daðýtma vaadi vardý. savaþ sonrasý abd yardým ve hibeleriyle ve canlanan dünya ekonomisiyle hýzlý bir zenginleþme sürecine girilmiþken çok mantýklý görünse de "çalýþýp kazanmak" yerine "kayrýlýp zenginleþmek" politikasý benimsenince öyle olmadýðý belli oldu. kýsa sürede gelen zenginliði yiyen ve yediren adnan menderes, yanlýþ politikalarla ülkeyi ekonomik krize soktu ve moratoryum ilan edilmesine neden oldu. akabinde baþlayan göç dalgalarýyla milyonlarca insan þehirlere akmaya baþladý. yine "çalýþýp kazanmak ve zenginleþmek" ideali yerine "yolunu bulmak, köþeyi dönmek, kanunu kuralý takmamak ve iþini bilmek" düsturu kabul edildiði ve en önemlisi buna siyasi nedenlerle göz yumulduðu için türkiye'de kurallar ve kanunlara uygun yaþamaya çalýþan insanlar fakirleþirken, toplumun ortak zenginliklerini yaðmalayanlar ve yaðmalayanlara göz yumup bundan nemalananlar zenginleþmiþtir. çok uzun süren bu yaðma sürecinin sonunda geldiðimiz noktada, eðitimli, donanýmlý insanlar ülkede gelecek göremediði için ülkeden gitmeyi seçerken; iki kelimeyi biraraya getiremeyen, býrak üretimi, inovasyonu, adýný heceleyemeyen insanlar, üretim araçlarýnýn yeni sahipleri ya da üretim araçlarýnýn sahiplerine iþ paslayan "iþ insanlarý" oldu. herkesin bildiði üzre bu durum bir baþarý öyküsü deðil, izlenen siyasetin bir sonucuydu.

    yani yaklaþýk 70 yýldýr türkiye'de hakim kültür, kanunlarýn etrafýndan dolanma, kanunlarý ayan beyan çiðneme, suçlularýn affedilmesi, mazlumlaþtýrýlmasý ve maðdur gösterilmesi, ortak zenginliklerin belli kiþi ve gruplar tarafýndan zor kullanarak ve çýkarýlan özel kanunlar ya da yaðma ile ele geçirilmesi, siyasi gücün toplumun refahýný artýracak politikalar yerine seçimi kazandýracak politikalara odaklanmasý ve bunun sonucunda yüz yýl önce geçerli olan aþiret, bölgecilik, toprak aðalýðý, þeyhlik, þýhlýk bilmem nelik gibi arkaik yapýlarýn tekrar güçlenmesiyle þekillenmiþtir.

    bir de üzerinde uzlaþma saðlanamayan ve saðlanamasýn diye sürekli kutuplar yaratýlan (sað-sol, alevi-sünni, dindar-seküler, laiklik-siyasal islam, memur-iþçi, asker-polis, türk-kürt falan filan) ortak deðerler manzumesi meselesi var. normal þartlar altýnda toplumun çýkarlarý bireyin çýkarýnýn önündedir çünkü toplumsal refah ve mutluluk artýnca bireyin de hayat kalitesi artar. ancak bu durumun toplumsal örgütlenme gibi zehirli yan etkileri var. dolayýsýyla türkiye'de toplumsal bilinç sahibi bireylerin biraraya gelmesi kadar tehlikeli bir þey yoktur. o yüzden üç kiþi biraraya gelip protesto yapsa üç otobüs polis gelir ama kan davasý, alacak verecek meselesi, namus falan olunca caddeler kan gölüne dönse, polis çayýný bitirmeden kýmýldamaz çünkü onlar da siyasi otoritenin bakýþ açýsýna göre kendilerini konumlandýrýyorlar. asayiþ öncelikler arasýnda olmadýðý için acelemiz yok.

    lafý her zamanki gibi çok uzattým, baðlayayým. tarihsel nedenlerle toplumsal ahlak üzerinden bir anlaþmaya varamamýþ bir ülke olduðumuz için modernleþme sürecimiz yarým kaldý. böylece kültürel geliþimimiz 20. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren çarpýk þehirleþme, kanunlarýn iþlevini yitirmesi, siyasi menfaat için yaðma, talan, adam kayýrmacýlýk, torpil, yalan, hile ve aldatma kültürünün önünün açýlmasý ve bu durumun halkýn önemli bir kýsmý tarafýndan sýradanlaþtýrýlmasý gibi bir dizi anormal unsurun normalleþtirilmesini de içerdi. bu þartlar içinde doðup büyümüþ ve kendine bir köþe kapmýþ kuþaklar sayýca üstünlük kurarak nihayet siyasete de hükmedecek hale geldiler. aslýnda uzun süredir devam eden ahlaki erozyonun artýk yýkýcý hale gelmesinin ardýnda, yaklaþýk 70 yýllýk süreçte oluþturulan yaðma kültürünü içselleþtirmiþ insanlarýn çoðunluðu ele geçirmekle kalmayýp eðitim, saðlýk, hukuk, ticaret, yönetim gibi aklýmýza gelebilecek her alana hakim olma gücüne kavuþmalarý yatýyor. haliyle bu gruplarýn oluþturduðu ortak deðerlere göre eðer menfaatin öyle gerektiriyorsa yalan söylemek, çalmak, aldatmak, zor kullanmak, hak yemek, sahtekârlýk yapmak ve hatta insan öldürmek vs. normaldir. buradaki sorun þu: ülkede bir böyle bir grup var, bir de bu saydýðým yalan-dolan iþlerin yanlýþ olduðunu savunan ve hayatýný iyi-kötü buna göre yaþamaya çalýþan grup var. ilk kesime göre ülkede ahlaki bir çöküþ varsa bile bu kendilerinden kaynaklanmýyor, olsa olsa hoþlanmadýklarý karþý cenahtan kaynaklanýyordur. bu dualizm çözülmeden ahlaki çöküþ de durmaz. tabii önce kendi ahlak felsefemizi tartýþmamýz falan da lazým ama bu þartlar altýnda o artýk ütopyanýn da ötesi oluyor.

    þimdilik çözümsüz kalmýþ bu denkleme bir de kýsa sürede gelen ne idüðü belirsiz milyonlarca göçmen ve sýðýnmacý ve onlarýn ahlak anlayýþý eklendi. dolayýsýyla büyük bir travma yaþanmaz da toplumsal bir dönüþüm baþlamazsa, henüz üzerinde anlaþamadýðýmýz ve dolayýsýyla içselleþtiremediðimiz sosyal kontrat ve ortak deðerler manzumesi ile ilgili iyimser olmak için kýsa vadede bir neden yok. enkazýn kaldýrýlmasý uzun ve acýlý olacak.
    Türkiyenin Ahlaken çöküþünün nedenleri baþlýðý altýnda çok uzun bir analiz içinde 70 yýllýk bir analiz var ama Akp döneminin yani þu son 20 yýlýn nasýl toplum ve kurumlar üzerinde bel kýrýcý ve geri dönülmez þiddetli olumsuz etkileri yok. Kendisine muhafazakar dinci diyen insanlarýn yönettiði ülkede yýllýk kayýtdýþý kadýn ticareti 2-3 milyar dolar arasýnda. Bunlar yabancýdýr diye düþünülmesin ülkenin kendi insanlarý içinde inanýlmaz rakamlarda illegal çok yüksek rakamlar olduðu ifade ediliyor. Uyuþturucu ilk kez transit olmaktan çýkýp kullanýcý olarak ilk 10 ülke arasýna ve ne yazýk ki lise çaðýna kadar inmiþ durumda.
    Namusuyla çalýþan insanlarýn namusuyla insan gibi yaþama imkaný kalmamýþ yalan dolan resmi rakamlarý býrakýrsak yüzde 200 ve üzeri bir enflasyon ve açgözlü fýrsatçýlýktan doðan baþ edilmesi imkansýz bir barýnma gideri var. Sabah akþam televizyona çýkýp yalan dolan yardým ve kredi rakamlarý sadece belirli ve kendisinden olanýn cebine konuyor.
    Eðitim o kadar körü ve berbat ki ben kendi çocuklarýmdan biliyorum benim dönemimin 20 yýl gerisindeler. Televizyonlarda Akademisyen,gazeteci, Anket þirketi sahibi adý altýnda günde 18 saat menfaat karþýlýðý yalan söyleyen, iftira atan özetle vatandaþý kandýran etki ajanlarý. Ciddi Ýngiliz gazeteleri '' Türkler Baþkanlýk sistemine evet diyerek mezardaki tabutlarýna son çiviyi çaktýlar'' derken ne kadar doðru söylemiþler. Artýk herþey geri dönülmez olarak bozulmuþ durumda. Geriye gitmeye gerek yok her þey bu 20 yýlda oldu.

  2. Emperyalist devletler her daim devrededirler.

    Geliþmemiþ ülkelerde kimin iktidar olacaðýna karar verirler.

    ABD bir yandan Rusya diðer yandan ülkeleri sömürtecek kiþi ve partileri desteklerler.

    Ýstediklerinin iktidarda kalmasý için, seçim sonuçlarýný kendi lehlerine çevirmek için maddi yardým, medya desteði, silah vs. her þeyi verebilirler.

    Rusya Þangai daki milletler topluluðu gibi demokratik olmayan ülkeleri kendine baðlamaya çalýþýr.

    Bu amaçla bu ülkelerdeki tek adam rejimlerini desteklerler.

    Zira bir adamý ele geçirmek çok kolay ve masrafsýzdýr.

    Tek adam ve bir kýsým destekçilerine daðýtacaðý 1-2 milyar dolarla ülkenin onlarca yýl yüzlerce milyar dolarlýk potansiyelini sömürürler. O ülkelerdeki halký din, milliyetçilik gibi deðerleri kullanarak bölerler.

    Bu tehlikeden korunmanýn temel koþulu eðitimli halk ve gerçek demokrasidir.
    KESÝNLÝKLE YATIRIM TAVSÝYESÝ DEÐÝLDÝR.
    Sadece Kendi Düþüncelerimdir. Buna göre iþlem yapmayýnýz.

  3. #1507
    Duhul
    Feb 2017
    Ýkamet
    Istanbul/Montreal
    Yaş
    66
    Gönderi
    36,836
     Alýntý Originally Posted by Westwind Yazýyý Oku
    Royce rolls neyine yetmiyor.


    Tapatalk kullanarak iPhone aracýlýðýyla gönderildi
    Luksu pek sevmem..

    Goze batmayi da.

    En iyi araba bir Polo life 1 litre 90 HP

    Syg,
    Sabir ve zaman: iste benim bahadir askerlerim.. TOLSTOY

  4. #1508
    Dudu aslinda cok mutevazidir.Q7 den sonra polo aldi.[emoji39]

  5.  Alýntý Originally Posted by Finans2023 Yazýyý Oku
    TÜRKÝYE'NÝN AHLAKEN ÇÖKÜYOR OLMASININ NEDENÝ;

    üzerine kitaplar yazýlacak bir konu. o yüzden meselenin ufak bir ucundan tutmak bile sayfalar sürer. ama kaba taslak bakarsak, önce þöyle bir osmanlý zamanlarýna gitmek gerek. ahlaki çöküþ bir anda oluþan bir þey deðil.

    osmanlý imparatorluðu döneminde anadolu, cumhuriyete kadar orta çaða hapsolmuþ bir coðrafyaydý. gayrimüslimlerin ticareti elinde tuttuðu liman kentleri istisnadýr çünkü yetmiþ iki milletten insanýn gelip geçtiði, paranýn ve kültürel etkileþimin merkezi olan liman kentleri zaten her devirde kendi kültürünü oluþturur (bkz: levanten). osmanlý imparatorluðu bir balkan imparatorluðu olagelmiþ, anadolu'ya ihtiyaç halinde asker ve tahýl deposu olarak bakmýþ, bir daha da dönüp bakmamýþtýr.

    cumhuriyet kurulduðunda önündeki en büyük sorun, nüfusun yüzde 85'inin köy, kasaba ve bugünün mahallelerinden hallice küçük þehirlerde yaþamasý ve niteliksiz kalabalýklardan oluþmasýydý. zanaat iþleri de gayrimüslimlerin elinde olduðu için mübadeleler falan sonrasý iþ yapacak insan kýtlýðý çekilmiþtir. cumhuriyet kurulduðunda okuma yazma oraný, ortalama yüzde 8'di. yani tüm dünyasý karþýki daðlar, indiði dere, beriki köy, ötedeki þehirden ibaret, eðitimsiz ve cehalete hapsolmuþ bir toplumdan bahsediyoruz. bu anadolu profilini zenginleþtiren unsurlar kimi okullu olduðu için, kimi zanaat sahibi olduðu için balkanlardan, kýrým'dan ve mýsýr'dan gelen gruplar olmuþtur. eski bir geyiktir. ankara'da memur kýtlýðý yüzünden garda trenden inen takým elbiseli, tipi düzgün insanlara memuriyet teklif edilirmiþ. özellikle belli bir cenahýn çok þikayet ettiði hýzlý modernleþme (batýlýlaþma deðil) sürecinin amacý, cumhuriyetin devraldýðý bu nüfusu eðitim seferberliðiyle iki çað atlatýp modern zamanlara yetiþtirmekti. biraz ütopik elbette.

    modernleþmenin karþýsýnda ise miadýný doldurmuþ osmanlý'nýn son dönemindeki miskin, tarikatlara hapsolmuþ, teknoloji, üretim, hukuk, eðitim, þehirleþme, aklýmýza ne gelirse her konuda çaðýn gerisinde kalmýþ, atalet içindeki fakir toplumunu ortaya çýkaran yapýyý sürdürme gibi bir alternatif vardý. bu toplumda tüm köþebaþlarý nüfuzlu þeyh, þýh, aþiret reisi, hoca, toprak aðasý gibi binlerce insaný kontrol eden tiplerin elideydi. tam bir feodalite kültürü yani. diðer devletler tekstil makineleri, uçak, tank prototipleri, buhar makineleriyle haþýr neþir olurken anadolu'da çift sürecek sýðýr bulamadýklarý için kendini sabana koþan köylüler vardý. toplum sýfýr noktasýndaydý yani. bugün cumhuriyetten ve kurucularýndan haz etmeyenlerce sürdürülen güç mücadelesi de o günlere geri dönme, halký bir avuç nüfuz sahibinin parazitleri haline getirme çabasýdýr. köy enstitülerinin bu cenahta çok tepki çekmesinin nedeni de bu güç mücadelesi ile ilgilidir. koyun gibi güdeceðin, aðzýný açsa o topraklardan sürüp sefalete mahkum edeceðin marabalarýnýn senden baðýmsýz hayatta kalabileceði, toplumsal hiyararþide yükselebileceði ve diðerlerine "kötü" örnek olabileceði bir sistemi kim ister ki!

    ayný durum daha sonra eðitim sistemi için de geçerli olmuþ ve parlak beyinlerin önünü açan ücretsiz ama özellikle özel amaçlý okullarda ortalamanýn üstünde eðitim sunabilen sistem kasten bozulmuþ; sorgulamayan, söyleneni belleyen, ufkuna çekilen sýnýrla sadece belli konular üzerine kafa yoran, hamasi konularý asla sorgulamayan öðrencilerin yetiþeceði bir eðitim ve sýnav sistemi tasarlanagelmiþtir. yani öðrenciler hesap makinesi gibi olsun, toprak aðalarýnýn þekil deðiþtirip (kimi zaman zorla) sahibi olduðu fabrikalarda çalýþsýn ama toplumsal konularda kendi özgün fikirleri olmasýn isteniyordu. halkýn çoðuna bu sistemi layýk görürlerken, parasý olan için alternatifler özel okul olarak sunularak toplum içinde uçurum ve fýrsat eþitsizliði yavaþ yavaþ yaratýldý ve nihayetinde hiç olmadýðý kadar yaygýnlaþtýrýldý.

    ahlak tartýþmasý da çok yönlü ve kitaplar alan bir konu ama basit bir þekilde deðinirsek, öncelikle ahlak bireyle ilgili deðildir, daha deterministik bir kavramdýr. bireyin içinde bulunduðu toplum tarafýndan kendine sunulan seçenekler içinden süzülerek oluþur. hýrsýzlýðý meslek edinmiþ bir topluluktan çýkanlarýn çoðunluðunun hýrsýzlýðý benimsemesi beklenir. istisna olacak kiþilerin, bunun hem birey için hem de toplum için zararlý olduðunu fark edebileceði bir çevreyle etkileþimde olmasý lazým. ahlak her þeyden önce bir dizi toplumsal ve bireysel deðer üzerinde varýlan uzlaþmanýn ürünüdür. mutlak deðildir ve sürekli deðiþir, dönüþür. dolayýsýyla anadolu ahalisi de kendi çevrelerinden, atalarýndan ne gördüyse o minvalde bir ahlaki çerçeveye hapsolmuþtur. bunun kýrýlma noktasý nedir peki? okuma-yazma öðrenmek ve kýsýtlý çevrenin ötesine, icabýnda binlerce kilometre uzaklara, oralarda yaþanmýþ tecrübelere, yaratýcýlýða, hayal gücüne eriþmektir: yazýlý metinlerin gücü. cumhuriyet kurulduðunda okuma-yazma oraný neydi? yüzde 8. liman kentleri dýþýnda ulaþým aðý var mýydý? almanlarýn yaptýðý baðdat demiryolu ki o da halka fayda olsun diye deðil, deðerli topraklara eriþim saðlansýn diye yapýldýðý için pek bir kültürel iþlevi yoktu. haliyle yüzyýllar boyu ayný habitata mahkum kalmýþ, dünyanýn geri kalanýyla etkileþimi sýnýrlý olmuþ, dededen babadan ve kýsýtlý çevreden aldýklarýyla yetiþmiþ ve kendi çocuklarýný da öyle yetiþtirmiþ bir insan topluluðundan bahsediyoruz. dünyanýn en zeki insaný da olsanýz, çevresel koþullar desteklemezse ambalajýný açmadan potansiyel zekanýzla toprak olursunuz.

    bu uzun girizgâhýn amacý meseleyi bir baðlama oturtmaktý ki daha basit olan kýsma geçebileyim. cumhuriyet niteliksiz ve eðitimsiz insan gücüyle yola çýkmak zorunda kalmýþ olmasýna raðmen akýlcý politikalarla gerçekten de kýsa zamanda mucizevi baþarýlar elde etmiþtir. özellikle ikinci dünya savaþý öncesi ve sýrasýnda almanya'dan kaçan bilim insanlarýnýn bazýlarýnýn ülkeye getirilmesi ve kendilerinden sanayiden eðitime muazzam katkýlar alýnmasý sayesinde büyük yol alýnmýþtýr. ikinci dünya savaþý'nda tarafsýzlýk politikasý sayesinde, dünya çapýnda ekonomik büyüme kaydeden az sayýda ülkeden biri olmuþtur ama dýþ ticaret fazlasý vermesi için giriþilen savaþ ekonomisi politikalarý ve üretime hiçbir katkýsý olmayan ama savaþ ortamýnda mecburen tutulan hazýr kýtalar için harcanan para nedeniyle ekonomik iyileþme kaðýt üzerinde kalmýþ ve halk tarafýndan hissedilmemiþtir. vergiler ve kýsýtlamalarla savaþ süresince bunalan halk da ilk fýrsatta faturayý chp'ye kesmiþtir. inönü'nün dediði sizi ekmeksiz býraktým ama babasýz býrakmadým sözü çok doðru ve derin bir söz ancak ikinci dünya savaþý'nýn dehþetini yaþamamýþ insanlar için savaþýn dýþýnda kalmanýn anlamýný kavramak kolay deðil ve belli ki elde edilen ekonomik fayda temkinli olma amacýyla halka faydalý hale getirilmemiþ ve bu durum siyaseten bir hatadýr. bedeli de iktidar deðiþimiyle ödenmiþtir.

    doðru ya da yanlýþ ya da eksik, chp hükümetleri sanayileþmeyi tamamlayarak zaman içinde refahýn artýrýlmasý stratejisini kabul etmiþ ve yýllarca buna sadýk kalmýþtýr. üstelik þehirleþmedeki eksiklikler ve köy-kasaba nüfusunun fazlalýðý nedeniyle köy enstitüleri projesine bakýnca anlýyoruz ki yerinde kalkýnma modeliyle köyden kente göçü engelleyip üretim ve eðitimde iyileþmeyi ülkeye bu þekilde zaman içinde yaymayý amaçlamýþlar. bunun için gereken sabýr ve fedakârlýðý da muasýr medeniyetler seviyesine çýkma ülküsü etrafýnda birleþtirmeye çalýþtýklarý toplumdan göreceklerini düþünmüþler. hesapta olmayan þey, abd'nin ikinci dünya savaþý sonrasý dünyaya þekil vermeye giriþmesi ve uygun gördüðü sistemi dayatmasýydý. bu durum küçük amerika olma vaadini satacak siyasetçiler yaratacaktý. iþin ahlakla ilgili ikinci kýsmý da burada baþlýyor.

    yazýnýn baþýndan beri anlatmaya çalýþtýðým çevresel ve bireysel þartlar çerçevesinde, türk toplumu için toplumsal uzlaþmayý saðlayamamýþ bir toplum demek yanlýþ olmaz. kamusal alaný ankara ve istanbul'la sýnýrlý bir ülkede milyonlarca insan dünyadan ve ülkeden bihaber yaþayýp gitmiþken haliyle ortak deðerler üzerinde kapsayýcý bir tartýþma hiçbir zaman yaþanmamýþtýr. haliyle toplumsal ahlak da kýsýtlý çevrelerin kitabi sözleri olmaktan öteye geçmemiþtir. bu durumun böyle olduðunu, 1950'lerde baþlayýp 2000'lerin baþýnda bile devam eden muazzam iç göçten ve bu göçün yýkýcý sonuçlarýndan anlýyoruz. demokrat parti ve adnan menderes popülizminin odak noktasýnda chp'nin halka daðýtamadýðý zenginliði halka daðýtma vaadi vardý. savaþ sonrasý abd yardým ve hibeleriyle ve canlanan dünya ekonomisiyle hýzlý bir zenginleþme sürecine girilmiþken çok mantýklý görünse de "çalýþýp kazanmak" yerine "kayrýlýp zenginleþmek" politikasý benimsenince öyle olmadýðý belli oldu. kýsa sürede gelen zenginliði yiyen ve yediren adnan menderes, yanlýþ politikalarla ülkeyi ekonomik krize soktu ve moratoryum ilan edilmesine neden oldu. akabinde baþlayan göç dalgalarýyla milyonlarca insan þehirlere akmaya baþladý. yine "çalýþýp kazanmak ve zenginleþmek" ideali yerine "yolunu bulmak, köþeyi dönmek, kanunu kuralý takmamak ve iþini bilmek" düsturu kabul edildiði ve en önemlisi buna siyasi nedenlerle göz yumulduðu için türkiye'de kurallar ve kanunlara uygun yaþamaya çalýþan insanlar fakirleþirken, toplumun ortak zenginliklerini yaðmalayanlar ve yaðmalayanlara göz yumup bundan nemalananlar zenginleþmiþtir. çok uzun süren bu yaðma sürecinin sonunda geldiðimiz noktada, eðitimli, donanýmlý insanlar ülkede gelecek göremediði için ülkeden gitmeyi seçerken; iki kelimeyi biraraya getiremeyen, býrak üretimi, inovasyonu, adýný heceleyemeyen insanlar, üretim araçlarýnýn yeni sahipleri ya da üretim araçlarýnýn sahiplerine iþ paslayan "iþ insanlarý" oldu. herkesin bildiði üzre bu durum bir baþarý öyküsü deðil, izlenen siyasetin bir sonucuydu.

    yani yaklaþýk 70 yýldýr türkiye'de hakim kültür, kanunlarýn etrafýndan dolanma, kanunlarý ayan beyan çiðneme, suçlularýn affedilmesi, mazlumlaþtýrýlmasý ve maðdur gösterilmesi, ortak zenginliklerin belli kiþi ve gruplar tarafýndan zor kullanarak ve çýkarýlan özel kanunlar ya da yaðma ile ele geçirilmesi, siyasi gücün toplumun refahýný artýracak politikalar yerine seçimi kazandýracak politikalara odaklanmasý ve bunun sonucunda yüz yýl önce geçerli olan aþiret, bölgecilik, toprak aðalýðý, þeyhlik, þýhlýk bilmem nelik gibi arkaik yapýlarýn tekrar güçlenmesiyle þekillenmiþtir.

    bir de üzerinde uzlaþma saðlanamayan ve saðlanamasýn diye sürekli kutuplar yaratýlan (sað-sol, alevi-sünni, dindar-seküler, laiklik-siyasal islam, memur-iþçi, asker-polis, türk-kürt falan filan) ortak deðerler manzumesi meselesi var. normal þartlar altýnda toplumun çýkarlarý bireyin çýkarýnýn önündedir çünkü toplumsal refah ve mutluluk artýnca bireyin de hayat kalitesi artar. ancak bu durumun toplumsal örgütlenme gibi zehirli yan etkileri var. dolayýsýyla türkiye'de toplumsal bilinç sahibi bireylerin biraraya gelmesi kadar tehlikeli bir þey yoktur. o yüzden üç kiþi biraraya gelip protesto yapsa üç otobüs polis gelir ama kan davasý, alacak verecek meselesi, namus falan olunca caddeler kan gölüne dönse, polis çayýný bitirmeden kýmýldamaz çünkü onlar da siyasi otoritenin bakýþ açýsýna göre kendilerini konumlandýrýyorlar. asayiþ öncelikler arasýnda olmadýðý için acelemiz yok.

    lafý her zamanki gibi çok uzattým, baðlayayým. tarihsel nedenlerle toplumsal ahlak üzerinden bir anlaþmaya varamamýþ bir ülke olduðumuz için modernleþme sürecimiz yarým kaldý. böylece kültürel geliþimimiz 20. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren çarpýk þehirleþme, kanunlarýn iþlevini yitirmesi, siyasi menfaat için yaðma, talan, adam kayýrmacýlýk, torpil, yalan, hile ve aldatma kültürünün önünün açýlmasý ve bu durumun halkýn önemli bir kýsmý tarafýndan sýradanlaþtýrýlmasý gibi bir dizi anormal unsurun normalleþtirilmesini de içerdi. bu þartlar içinde doðup büyümüþ ve kendine bir köþe kapmýþ kuþaklar sayýca üstünlük kurarak nihayet siyasete de hükmedecek hale geldiler. aslýnda uzun süredir devam eden ahlaki erozyonun artýk yýkýcý hale gelmesinin ardýnda, yaklaþýk 70 yýllýk süreçte oluþturulan yaðma kültürünü içselleþtirmiþ insanlarýn çoðunluðu ele geçirmekle kalmayýp eðitim, saðlýk, hukuk, ticaret, yönetim gibi aklýmýza gelebilecek her alana hakim olma gücüne kavuþmalarý yatýyor. haliyle bu gruplarýn oluþturduðu ortak deðerlere göre eðer menfaatin öyle gerektiriyorsa yalan söylemek, çalmak, aldatmak, zor kullanmak, hak yemek, sahtekârlýk yapmak ve hatta insan öldürmek vs. normaldir. buradaki sorun þu: ülkede bir böyle bir grup var, bir de bu saydýðým yalan-dolan iþlerin yanlýþ olduðunu savunan ve hayatýný iyi-kötü buna göre yaþamaya çalýþan grup var. ilk kesime göre ülkede ahlaki bir çöküþ varsa bile bu kendilerinden kaynaklanmýyor, olsa olsa hoþlanmadýklarý karþý cenahtan kaynaklanýyordur. bu dualizm çözülmeden ahlaki çöküþ de durmaz. tabii önce kendi ahlak felsefemizi tartýþmamýz falan da lazým ama bu þartlar altýnda o artýk ütopyanýn da ötesi oluyor.

    þimdilik çözümsüz kalmýþ bu denkleme bir de kýsa sürede gelen ne idüðü belirsiz milyonlarca göçmen ve sýðýnmacý ve onlarýn ahlak anlayýþý eklendi. dolayýsýyla büyük bir travma yaþanmaz da toplumsal bir dönüþüm baþlamazsa, henüz üzerinde anlaþamadýðýmýz ve dolayýsýyla içselleþtiremediðimiz sosyal kontrat ve ortak deðerler manzumesi ile ilgili iyimser olmak için kýsa vadede bir neden yok. enkazýn kaldýrýlmasý uzun ve acýlý olacak.
    Eksisozlukten bu yazýyý aþýrýp ahlaken çöküþ diye kendin yazmis gibi paylaþmak da guzel komedi. Ekþideki yazarla ayni kiþi degilseniz tabii.

  6.  Alýntý Originally Posted by Patrick Bateman Yazýyý Oku






    Engine:
    5.5L V8

    v12 fazla kaçar çok yakar. v8'ten þaþmam.

    By my deeds I honor him, V8.
    zaten TR de alsanýz pompacýya hortumdan epistomolojik kopuþ için yalvarýrsýnýz.

  7. #1511
     Alýntý Originally Posted by Oralet_Osman Yazýyý Oku
    Eksisozlukten bu yazýyý aþýrýp ahlaken çöküþ diye kendin yazmis gibi paylaþmak da guzel komedi. Ekþideki yazarla ayni kiþi degilseniz tabii.
    oraletcim yazýnýn alýntý olduðuu belirtmemiþ ama alýntý olduðu gayet açýk
    bir halt olacaðý yok.

  8. #1512


    Yýlbaþýndan beri BES te borsa fonlarýný seçenler malý götürmüþ faizciler dövizciler yan basmýþ enflasyonu sadece hisseciler yenmiþ
    bir halt olacaðý yok.

Sayfa 189/1001 ÝlkÝlk ... 89139179187188189190191199239289689 ... SonSon

Yer Ýmleri

Yer Ýmleri

Gönderi Kurallarý

  • Yeni konu açamazsýnýz
  • Konulara cevap yazamazsýnýz
  • Yazýlara ek gönderemezsiniz
  • Yazýlarýnýzý deðiþtiremezsiniz
  •