Artan
Azalan
İşlem
BIST 30
BIST 50
BIST 100
NASDAQ 100
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
48,42 10% 56,82 Mn 48,42 / 48,42
20,02 10% 492,92 Mn 18,20 / 20,02
76,20 9.96% 120,60 Mn 68,40 / 76,20
75,65 9.96% 675,35 Mn 72,05 / 75,65
21,12 9.94% 101,62 Mn 19,03 / 21,12
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
17,55 -10% 222,23 Mn 17,55 / 19,40
6,66 -10% 519,39 Mn 6,66 / 7,29
147,60 -10% 353,33 Mn 147,60 / 179,00
2,84 -9.55% 761,39 Mn 2,83 / 3,05
6,10 -8.82% 451,33 Mn 6,08 / 7,34
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
344,75 0.15% 8,53 Mr 343,00 / 361,00
287,75 -2.46% 6,88 Mr 286,00 / 295,75
2,74 -2.49% 5,03 Mr 2,71 / 2,85
392,75 -0.19% 4,79 Mr 392,25 / 409,25
68,05 -1.52% 2,97 Mr 68,00 / 69,50
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
19,44 -1.57% 453,21 Mn 19,18 / 19,79
68,05 -1.52% 2,97 Mr 68,00 / 69,50
392,75 -0.19% 4,79 Mr 392,25 / 409,25
344,75 0.15% 8,53 Mr 343,00 / 361,00
393,00 0.06% 1,38 Mr 392,25 / 399,75
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
19,44 -1.57% 453,21 Mn 19,18 / 19,79
68,05 -1.52% 2,97 Mr 68,00 / 69,50
93,40 -2.15% 138,35 Mn 93,25 / 96,00
105,90 -1.67% 110,51 Mn 105,20 / 107,90
392,75 -0.19% 4,79 Mr 392,25 / 409,25
Hisse Fiyat Fark% Hacim (TL) Düşük / Yüksek
19,44 -1.57% 453,21 Mn 19,18 / 19,79
33,50 -2.33% 39,75 Mn 33,32 / 34,42
68,05 -1.52% 2,97 Mr 68,00 / 69,50
10,68 -2.91% 117,58 Mn 10,65 / 11,01
79,15 -1.06% 220,30 Mn 78,35 / 80,65

Masrafsız Bankacılık + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj

Masrafsız Bankacılık + 1.000 TL Nakit! Enpara’dan Çifte Avantaj
Sayfa 57/67 İlkİlk ... 7475556575859 ... SonSon
Arama sonucu : 530 madde; 449 - 456 arası.

Konu: Yurtdışı Hisse Senedi Borsaları

  1.  Alıntı Originally Posted by deva-i dert Yazıyı Oku
    Öncelikle cevabınız ve iyi temennileriniz için teşekkür ederim.



    Bu risklerin farkındayım, ancak downside riski her hareket ve her tarz için var. Aşağı yönlü geri çekilmelerde düşüşün ne kadar devam edebileceği belli olmadığı gibi, yukarı yönlü hareket eden bir trendin de ne kadar aynı yönde devam edeceği, geriye dönüp dönmeyeceği belirsizlikler içeriyor. Trendin, aksi bir gelişme olmadıkça, aynı yönde ilerleyeceği varsayımıyla hareket ederek elde edilen kazançlar ile kayıplar arasında net bir kıyaslama verisi maalesef yok.. Elbette bu tersi için de geçerli. Aşağı ya da yukarı yönlü her trend bir yerde tükenişe uğramak ve bitmek zorunda. Piyasalar bunun üzerine, yatırımcı davranışları bunun üzerine kurulu. Finansal olarak da teknik olarak da oldukça iskontolu bulduğum hisse senetlerinin daha da iskontolu hale gelemeyeceğini elbette iddia edemem. Sadece aşağı yönlü riskler ile yukarı yönlü potansiyelleri karşılaştırdığımda o pozisyonları açıyor olmak avantajlı görünüyor gözüme. Tercihlerim kişisel tecrübe ve gözlemlerime dayalı ve elbette subjektif. Her birimiz bir pozisyon açarken bir 'edge' yakaladığımızı düşündüğümüz için açıyoruz. Bazen isabetli oluyor, bazen yanılıyoruz. 'Holy grail' arayışında değilim. Öncelikli amacım ortaya koyduğum sermayeyi korumak ve sürekli oyun içerisinde kalabilmek, sonrasında ise bileşik getiri ile bunu büyütebilmek. Şu ana kadar yapmış olduğum kısa vadeli tercihlerde beni üzenler genelde çok erken çıkıp yeterince vakit tanımadıklarım. Ancak bu ayarı da her daim yapabilmek çok kolay olmuyor. Bazen kötü manşet haberlerin etkisiyle, bazen hisse bazlı olumsuz fiyatlanabileceğini düşündüğüm haberlerle vermiş olduğum kararlar nedeniyle aslında doğru olan pozisyonlardan erken çıkma gibi durumlarla muhatap olmak zorunda kaldım. Kendime de çok fazla haksızlık etmek istemiyorum bu konuda, Mr Trump ile bu piyasalarda swing yapmak çok da kolay bir meşgale değil. Bazen açtığım pozisyonlarda öngöremediğim gelişmeler de olabiliyor.. Gerçi hiç bir negatif haber olmadan da açtığımız pozisyonların ters yöne ilerlemesi de ihtimal dahilinde. Bu nedenle kişiye özel bir risk yönetimi olması gerekiyor. Ben risk yönetimini çok parçalı bir bütün olarak görüyorum. Bu sadece işler beklendiği gibi gitmediği durumlarda stop olmak değil benim açımdan. Süreç yönetimi birden farklı şekilde yapılabileceği gibi sizing de burada önemli bir parametre. Bir de bazı şeylere yeterince zaman tanınıp tanınmadığı da önem arz edebiliyor.

    Neyse yine çok konuştum sanırım.

    Saygılar.
    Sizin ayrıntılı analiz edebilme yeteneğiniz ve geçmiş tecrübelerinize güveniyorum.
    Sözünü ettiğiniz hisseleri de kendi naçizane görüşümle grafik analizini yaparak tek tek inceliyorum.
    Gerek mental farklılıklar, gerek tecrübeler, sermaye ve risk algısı vb. nedeniyle sizinle benzer davranamayabilirim.
    Ama her birini listeme ekliyorum ve kendi görüşümle dönüş işaretleri gördüğümde kesinlikle değerlendireceğim.
    Bu nedenle kendi adıma yazmaya devam etmenizi şiddetle isterim.

    Tabii kendi ihtiyaçlarımız için analiz etmek irdelemek, incelemek bile başlı başına bir emek gerektirirken,
    bir de bunu herkesin anlayabileceği bir dille yazıya dökmek, grafikler vb. eklemek...
    Çok ciddi ve maalesef karşılıksız bir emek. Şimdiye kadar paylaştıklarınız için kendi adıma çok teşekkür ederim.
    Paylaşmaya devam ederseniz de bilin ki "temel açıdan güvenilir" algısı ile gözüm kapalı oluşturduğum bir
    "deva-i dert listesi" her daim ekranımda.

    Bilmukabele.

  2. Eksikliğini hissettiğim en önemli şeylerden biri de pay piyasasında sıkışıp kalmak!
    Oysa ABD piyasaları başta, dehşet bir kazanç şansı var opsiyon ve vadeli ayağında.

    Gerek arbitraj, gerek risk yönetimi vb. açısından.
    Sizin tecrübeniz varsa siz, yoksa tecrübesi olan bir üye şu konuyu açsa, anlaşılabilir bir dille anlatsa...
    Harika olur.

  3. Selamlar kıymetli dostlar.
    Lulu ve diğer sportiflerde yönetici kalitesinin 1. derecede önemli olduğundan pek emin değilim, gerekçelerim eski yazılarımdaki tespitlerimdir. Moda ve trendlerin daha ağır bastığı işlerde ne kadar yetenekli olursanız olun geri düştüğünüz anlar oluyor. Coca cola örneğinde yönetim kalitesi ön plana globalizasyonla çıkarken dayanak noktası markadan ziyade üretim gücüyse sportiflerde eksik olan bu olabilir. Üretim gücü yöneticiye zor zamanlarda karlılığı savunma imkanı sunar.

  4.  Alıntı Originally Posted by Oblo Yazıyı Oku
    Eksikliğini hissettiğim en önemli şeylerden biri de pay piyasasında sıkışıp kalmak!
    Oysa ABD piyasaları başta, dehşet bir kazanç şansı var opsiyon ve vadeli ayağında.

    Gerek arbitraj, gerek risk yönetimi vb. açısından.
    Sizin tecrübeniz varsa siz, yoksa tecrübesi olan bir üye şu konuyu açsa, anlaşılabilir bir dille anlatsa...
    Harika olur.
    Gerek opsiyon gerekse vadeli işlemlere girmiyorum. Kendimi rahat hissettiğim alan doğrudan pay piyasası. Pay piyasasının olduğu gibi opsiyon ve vadeli işlemler piyasasınının da avantajları kadar dezavantajları da var.

    Öncelikle bu piyasalara girip de kaldıraçlı işlemlere bulaşmayan, kaldıraçlı işlemlere bulaşıp da ciddi hasar görmeyen, hesabı dibe vurmayan çok az kişi gördüm. Kaldıraçlı işlemlerin insanı zaafa düşüren net şeytani bir çekiciliği var. Tek işlemde elde edilecek kârın katlanmış bir şekilde size dönmesi ihtimali. Ancak elde edilecek zararın nasıl döneceği kısmını insan psikolojisi genelde hep ikinci plana atıyor. Bu en aklı başında insanı bile ciddi bir zaafiyete düşürebiliyor.

    İkincisi kaldıraçlı işlemlere girip de margin call'a muhatap olan insanlar belki kapatmak istemediği pozisyonları kapatmaya mecbur kalabiliyorlar ve pozisyon kapanıp zarar kesinleştikten sonra da piyasalar dönebiliyor ve olması gereken hasarın bilmem kaç katı hasarı hesaba verebiliyorsunuz. Bir de bu işlemler bittikten, büyük hasarlar gerçekleştikten sonra piyasa tam da istediğiniz yöne dönmüşken yaşayabileceğiniz travmayı düşünün.

    Ayrıca opsiyonların bir vadesi var. İşlem yönün doğru bile olsa, zamanlaman yanlış ise bu işten hasarlı çıkabilirsin. Örneğin hisse 3 hafta sonra yükselecektir ancak senin opsiyonun 2 hafta sonra bitiyorsa opsiyonun değersiz olur. Buna ilaveten pay piyasasında bazen yeterince zaman verdiğin bir pozisyondan oldukça iyi bir kazançla çıkma ihtimalin varken opsiyonda zaman en büyük düşmanına dönebilir, vade yaklaştıkça fiyat hiç değişmese bile opsiyonun değeri azalabilir.

    Bir başka önemli sorun opsiyon piyasalarında likidite ve spread problemlerinin yoğun yaşanması. Hem işlem hacimleri düşük hem de alış ve satış arası spread çok büyük olduğu, işlemler pay piyasalarına göre sığ olduğu için pozisyonlardan çıkmak teoride olduğu gibi kolay olmayabilir.

    Buna ilaveten bu tip piyasalarda bazen aşırı özgüven, bazen panik, bazen overtrading, bazen rövanş amaçlı trading psikolojilerinin ağır bastığı durumlar sıklıkla görülebiliyor ve hesabını tamamen batırıp piyasadan çekilen insan sayısı da pek az değil. Kurtlarla dansın olduğu bir piyasada avcı olmaktan ziyade av olunma ihtimali, manipülasyonların etkisiyle yanlış kararlar verebilme ihtimali bireysel yatırımcı için oldukça yüksek.

    Bilemiyorum. Bana göre değil en azından. Ben basit, anlaşılır, kolay hareket edilebilir, zarar olunca görece kolay telafi edilebilir piyasalardan yeterince kazanılabildiğini çokça tecrübe ettiğim için, pek heves etmiyorum bu tip alternatif/türev piyasalara.
    "İyi bir planın en büyük düşmanı, mükemmel bir planın hayalini kurmaktır."
    Clausewitz

  5.  Alıntı Originally Posted by yelpaze Yazıyı Oku
    Selamlar kıymetli dostlar.
    Lulu ve diğer sportiflerde yönetici kalitesinin 1. derecede önemli olduğundan pek emin değilim, gerekçelerim eski yazılarımdaki tespitlerimdir. Moda ve trendlerin daha ağır bastığı işlerde ne kadar yetenekli olursanız olun geri düştüğünüz anlar oluyor. Coca cola örneğinde yönetim kalitesi ön plana globalizasyonla çıkarken dayanak noktası markadan ziyade üretim gücüyse sportiflerde eksik olan bu olabilir. Üretim gücü yöneticiye zor zamanlarda karlılığı savunma imkanı sunar.
    Sayın Yelpaze güzel bir noktaya parmak basmışsınız. Aslında bu bir çok kişinin pek düşünmek istemediği bir konu. Ancak üretim gücü olanların da ellerinin kollarının bağlandığı zamanlar yaşanmıyor mu? Zaman zaman talep azalması, zaman zaman aleyhinize türlü sebeplerle açılan davalar, bazen insanların başka şeyleri öncelemesi nedeniyle bazı ihtiyaçların ötelenmesi gibi. Mesela dünyanın en iyi TV üreticisi olsanız bile, bu sene TV'lerini yenilemek isteyen insanların bu fikirden vazgeçip bunu seneye ötelemesi de az rastlanan bir durum değil. Aslında bir çok şeyin arkasında hem sebep, hem sonuç olarak daralma ve genişlemenin ürettiği insan ihtiyaçlarının öncelenmesi ya da ötelenmesi yatıyor. Bu nedenle Lulu ya da herhangi başka bir sportif giyim markası bundan istisna olamaz. İstedikleri kadar en moda trendi, en çok arzulanan kıyafetleri ya da aksesuarları satıyor olsunlar. İnsanlar spor ayakkabılarını ya da spor kıyafetlerini yenileme sıklığını azaltabileceği gibi, çok daha ekonomik bulduğu alternatiflerle de aynı işi görebiliyorlar.
    "İyi bir planın en büyük düşmanı, mükemmel bir planın hayalini kurmaktır."
    Clausewitz

  6. Pek tabi herkes için geçerli bunlar. Üretim gücünü etkileyen konularda aksaklık yaşandığında da hisse olumsuz etkileniyor ancak burada yöneticinin eli daha rahat demek istiyorum ve bu da yönetim kalitesi sayesinde tahmin edilebilir bir hisse fiyatı döngüselliğine işaret ediyor. Yakın zamanda örnek verdiğim kimya sektörü gibi, ekonomik koşulların makas değiştirmesi de olumlu bir etki yaratabiliyor. Ayakkabı işini incelersek; 4-5 yıl kadar önce nike ürünleri sporun yanında günlük kullanımda da ön plana çıkan dizayn bolluğuyla adidasa üstünlük kurmuştu, o ara UA spor vurgusuyla nike'ın biraz zayıfladığı noktada pazarını genişletti ve fonlardan yatırım çekti. Skechers evvelki yıl tamamen gündelik giyim spor ayakkabıya odaklanıp niketan ciddi pazar kaptı ve bir fon tarafından satın alındı, bu yıl new balance trend oldu. Bunun yanında markalara üretim yapan yerel üreticiler kendi markalarıyla çok hesaplı ürünler sürüyor iç piyasalarına ve global ekonomi zorlandıkça elleri güçleniyor. Yöneticinin kontrol edemeyeceği bu tür durumlar söz konusu. Burada iyi yöneticilerin becerilerini gösterebileceği manevra alanlarını vurgulamak istiyorum yoksa zorluklardan muaf bir iş yok.

  7.  Alıntı Originally Posted by yelpaze Yazıyı Oku
    Pek tabi herkes için geçerli bunlar. Üretim gücünü etkileyen konularda aksaklık yaşandığında da hisse olumsuz etkileniyor ancak burada yöneticinin eli daha rahat demek istiyorum ve bu da yönetim kalitesi sayesinde tahmin edilebilir bir hisse fiyatı döngüselliğine işaret ediyor. Yakın zamanda örnek verdiğim kimya sektörü gibi, ekonomik koşulların makas değiştirmesi de olumlu bir etki yaratabiliyor. Ayakkabı işini incelersek; 4-5 yıl kadar önce nike ürünleri sporun yanında günlük kullanımda da ön plana çıkan dizayn bolluğuyla adidasa üstünlük kurmuştu, o ara UA spor vurgusuyla nike'ın biraz zayıfladığı noktada pazarını genişletti ve fonlardan yatırım çekti. Skechers evvelki yıl tamamen gündelik giyim spor ayakkabıya odaklanıp niketan ciddi pazar kaptı ve bir fon tarafından satın alındı, bu yıl new balance trend oldu. Bunun yanında markalara üretim yapan yerel üreticiler kendi markalarıyla çok hesaplı ürünler sürüyor iç piyasalarına ve global ekonomi zorlandıkça elleri güçleniyor. Yöneticinin kontrol edemeyeceği bu tür durumlar söz konusu. Burada iyi yöneticilerin becerilerini gösterebileceği manevra alanlarını vurgulamak istiyorum yoksa zorluklardan muaf bir iş yok.
    Ne demek istediğinizi net bir şekilde izah etmişsiniz. Şimdi burada kendi adıma aklıma gelen temel soru şu: Yukarda anlatılanları bu markaların satışları rakamsal olarak destekliyor mu? Nike'ın satışlarında TTM bazlı bir kaç çeyrektir gerileme var. Ancak Adidas'ta gerileme olmadığı gibi hafif bir büyüme de söz konusu. Lulu'da da aynen Adidas'ta olduğu gibi bir büyüme söz konusu. Yani piyasada alternatif bazı spor giyim markaları pazardan pay kapmaya çalışsalar da genel resimde satışlar bazında bir gerileme söz konusu değil. Ancak piyasa fiyatlama yaparken bu şirketler ölmeye başlamış gibi fiyatlama yapıyor. Adidas fiyat grafiğine baksanız unutulmuş, terkedilmiş bir markanın fiyatlaması gibi bir görüntü var. Lulu da bundan farksız. Hadi diyelim bir dönem gelen aşırı fiyatlamalardan dolayı bir kısım geri çekilme olağan. Ama bu markaların tarihsel çarpanlarına baktığımızda fiyatlamalar premium marka şirket çarpanları ile değil de "no name" bir spor giyim şirketinin çarpanlarıyla işlem görür hale gelmişler ve kendi tarihsel ortalamalarınna göre dibe vurmuşlar. Yani aslında bir kimya şirketinin ekonomik döngüselllikteki dibe vurmaları gibi bir süreç bu markaların kendi finansalları açısından söz konusu değil, ancak fiyatlama açısından ekonomik döngünün dibini yaşıyorlarmış gibi fiyatlanıyorlar. Ben aslında biraz da bu nedenle bu fiyatlamaları alım fırsatı olarak görüyorum. Kısa vadeli sancıları olsa da vadeyi uzatabilecek kişilerin bu şirketlerden hatırı sayılabilir bir kazanım elde edebilecekleri fikrine inanıyorum. Tabi dünyadaki her türlü dengeyi bozabilecek bir megalomanın yarın 'bir fikrim var' diye gelip ortalığı bir kere daha toz duman etmesi durumunda neler olur kestirmek zor.
    "İyi bir planın en büyük düşmanı, mükemmel bir planın hayalini kurmaktır."
    Clausewitz

  8. Finans piyasalarında temel analiz tarafını tutanlar ile teknik analizin tarafını tutanlar arasında hiç bitmeyecek gibi görünen bir kavga var. Temel analizi baştacı yapanların ana görüşü şu: "Fiyat, bir içsel değer etrafında, bazen ucuz bazen fazla değerlenmiş bir şekilde, hareket eder." Yani bir finansal varlığın fiyatını belirleyen ana unsur o varlığın ya da şirketin kendi finansal gerçekliği ve gelişimdir. Her şey için teknik analizin/fiyat analizinin yeterli olduğu görüşünde olanların ana yaklaşımı ise "fiyatın her şeyi içerdiği" hipotezine dayanıyor.

    Zaman zaman kendim de dahil herkesi etkisi altına alabilen "fiyatın herşeyi içerdiği" görüşü hakikati ne kadar açıklayabiliyor? Bu görüş finansal piyasalarda oldukça yaygın kabul gören bir yaklaşım ve teknik analizin ve modern finans teorisinin temel varsayımlarından birisi. "Fiyatın herşeyi içerdiği" görüşüne göre bir finansal aracın fiyatı yalnızca mevcut bilanço verilerini ya da kamuya açık haberleri değil, aynı zamanda yatırımcı beklentilerini, makroekonomik gelişmeleri, geleceğe dair olasılıkları, psikolojik eğilimleri, hatta insider trading diye tanımlayabileceğimiz kamuya açık olmayan içerden gizli bilgi akışlarının alım satımlarda kullanılması durumunu bile yansıtıyor. Yani piyasadaki tüm bilgi parçaları kollektif biçimde fiyatın içine gömülü ve bu nedenle fiyat hareketi başlı başına en önemli veri olarak görülüyor. Ancak bu yaklaşım ilk bakışta oldukça anlamlı ve cazip görünse bile çok sert eleştirilere de maruz kalmakta. Çünkü teori ilk bakışta güçlü görünse de, pratikte piyasa davranışını açıklamakta ciddi eksiklikler barındırıyor.

    Bu yaklaşıma yöneltilen en temel eleştirilerden birisi bu yaklaşımın zaman zaman rasyonel olmaktan uzaklaşıp "totoloji" olarak da adlandırabileceğimiz kendi kendini doğrulayan bir mantığa dönüşmesidir. Örneğin bir hisse yükseldiğinde "demek ki piyasada olumlu bilgi vardı", düştüğünde ise "demek ki olumsuz beklenti fiyatlandı" denir ve fiyatlama bu şekilde izah edilmeye çalışılır. Bu durumda sonuç ne olursa olsun teori kendini haklı çıkarabilmektedir. Böyle bir yaklaşım ise yanlışlanabilir olmaktan uzaklaşır. Çünkü her sonucu açıklayabilen bir teori "mutlaka bizim görmediğimiz bir şeyler oluyor" tezi ile eleştirilemez, karşı çıkılamaz bir hâle gelecektir. Bu nedenle "fiyat her şeyi içerir" iddiasının gerçek anlamda test edilebilirliği de ortadan kalkacak ve objektifliğini yitirecektir.

    Bu yaklaşıma gösterilen bir diğer büyük eleştiri, "piyasaların varsayıldığı kadar rasyonel olmadığı" görüşü etrafında şekilleniyor. Son bir kaç on yılda, özellikle davranışsal finans alanının populer olmasıyla birlikte, yatırımcı psikolojisinin fiyatlar üzerindeki etkisi daha görünür, daha çok konuşulur hale gelmiş durumda. Davranışsal finans odaklı bir değerlendirme yapıldığında şu temel iddialarda bulunabiliyoruz: İnsanlar çoğu zaman mantıklı karar veremiyorlar ve korku, açgözlülük, sürü psikolojisi, FOMO, aşırı özgüven ve doğrulama yanlılığı gibi psikolojik eğilimlerle hareket ediyorlar. Bu nedenle fiyat bazen ekonomik gerçekliğin değil, toplu psikolojik sapmaların ürünü olabiliyor. Tarihteki dot-com balonu, meme stock çılgınlığı ya da kripto para manileri, fiyatların uzun süre gerçek değerlerinden tamamen kopabildiğini gösteriyor aslında. Bu örnekler, piyasa fiyatının her zaman sağlıklı bilgi işleme mekanizması olmadığını da ortaya koyuyor.

    Teoriye yönelik bir başka sert eleştiri ise "insider bilgi" konusunda. Bir ara mutlak doğru bir hipotezmiş gibi sunulan, pazarlananan "piyasa etkinliği teorisi" içeriden elde edilen bilginin fiyatlara hızlı bir şekilde yansıdığını varsayar ve fiyatın bu bilgiyi zaten içerdiğini öngörür. Oysa pratikte birçok büyük şirket skandalı bunun aksini gösteriyor. Geçmişteki bir çok örnekte olduğu gibi muhasebe manipülasyonları, likidite krizleri veya iflas riskleri çoğu zaman piyasalar tarafından çok geç fark edilebiliyor. Örneğin Enron skandalı sırasında şirket yıllarca güçlü ve sağlıklı fiyatlanmaya devam etmiş, gerçek durum ancak sistem çöktüğünde anlaşılmıştı. Eğer fiyat gerçekten her şeyi içeriyor olsaydı, böylesine büyük yanlış fiyatlamaların uzun süre devam etmemesi gerekirdi. Mesela zaman zaman bilanço tarihlerinden sonra piyasayı tatmin etmeyen veriler nedeniyle % 30-50 arası negatif fiyat kırılımları yaşayan şirketlerin, eğer bu hipotez doğru olsaydı bu kırılımı bilanço açıklanması sonrası değil çok önceden fiyatlıyor olması gerekirdi ve bilanço tarihine gelindiğinde böyle 1 günde gerçekleşen absürt sert düşüşler görülmezdi.

    Likidite ve piyasa yapısı da "fiyatın her şeyi içerdiği" teorisinin zayıf noktalarından birisi. Özellikle düşük hacimli hisselerde fiyat çoğu zaman "bilgi"yi değil, anlık emir dengesizliklerini yansıtabiliyor aslında. Mesela büyük bir fonun alım ya da satımı, şirketin temel değerinde hiçbir değişiklik olmadan fiyatı ciddi biçimde hareket ettirebiliyor. Spread genişliği, düşük derinlik, piyasa yapıcı kuruluşların etkileri veya stop loss avcılığı gibi mikro/algoritmik yapıların ürettiği problemler fiyat mekanizmasını bozabiliyor ve anlamsız sert sapmalar ve anomaliler üretebiliyor. Bu nedenle fiyat hareketi bazen bilgi akışından daha çok likidite akışının sonucu olabiliyor.

    "Fiyatın her şeyi içerdiği" teorisi ayrıca piyasanın geleceği en doğru şekilde değerlendirdiği varsayımını da dolaylı olarak içeriyor. Oysa fiyat gerçeği değil, yalnızca o anki piyasa konsensüsünü yansıtıyor ve piyasa konsensüsü sık sık yanlış çıkabiliyor. Mesela 2008 mortgage krizi öncesinde risklerin küçümsenmesi, SPAC çılgınlığı veya belirli dönemlerde oluşan aşırı teknoloji balonları bunun örnekleridir. Piyasalar geleceği en doğru şekilde fiyatlıyor ya da öngörüyor olsa idi gerçeklikten bu büyük sapmalar ve akabinde görülen bu büyük çökmeler yaşanmazdı. Aslında teorinin tam aksine piyasalar geleceği en doğru şekilde öngöremiyor, sadece geleceğe dair mevcut tahminlerin ortalamasını fiyatlıyor bir bakıma ve bu da bize zaman zaman çok büyük yanlış öngörülerin ve fiyatlamaların olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, aslında fiyatın her şeyi içermekten ziyade, sadece insanların o anda doğru olduğuna inandığı şeyi içerdiği görüşü daha çok anlam kazanıyor. Ve sonuçta da insanların çokça yanıldığına ve fiyatların gerçeklerden sık sık koptuğuna büyük kırılımları görerek şahit oluyoruz.

    George Soros tarafından geliştirilen "reflexivity yaklaşımı" da "fiyatın her şeyi içerdiği" teorisinin temel mantığını daha da derinden sarsıyor. Klasik yaklaşımda gerçekler fiyatı belirler, yani fiyat arka planda gerçekleri ihtiva eder. Ancak Soros'a göre ise bizzat fiyatın kendisi algıları ve gerçekleri değiştirebiliyor. Mesela bir şirketin hissesi yükseldikçe ve piyasa değeri artıkça borçlanma piyasalarından daha kolay finansman bulabiliyor, yatırımcı güveni artabiliyor, medya ilgisi güçlenebiliyor ve şirket gerçekten daha güçlü hale gelebiliyor. Yani fiyat yalnızca ekonomik gerçekliğin sonucu değil, aynı zamanda sebebi de olabiliyor.

    Ayrıca piyasalarda sürekli yaşanan "black swan" olayları da teorinin sınırlarını ortaya koyup oldukça tartışmalı hale getiriyor. Mesela bazı olaylar doğası gereği çoğu zaman öngörülemez. Pandemiler, savaşlar, ani regülasyonlar, finansal krizler veya jeopolitik şoklar geçmiş verilere bakılarak sağlıklı biçimde fiyatlanamaz. Eğer fiyat gerçekten her şeyi içeriyor olsaydı, piyasaların bu tür olaylarda sürekli büyük şoklar yaşamaması gerekiyor. Gerçekte ise piyasa çoğu zaman bilinmeyen riskleri görmezden geliyor ve ancak olay gerçekleştikten sonra fiyatlama yapıyor.

    Mevcut modern piyasa yapısı da bu teoriyi zorlayan, ıskartaya çıkartan başka bir unsur. Mesela günümüzde piyasaların büyük bölümü aktif analiz yapan yatırımcılardan değil; ETF'lerden, endeks fonlarından, algoritmik sistemlerden ve pasif sermaye akışlarından oluşuyor. Bu durumda fiyat hareketleri çoğu zaman şirketlerin finansal durumu, finansal gelişimi ve temel kalitesinden çok mekanik para akışlarını yansıtabiliyor. Örneğin bir hisse bir endekse girdiği için yükselirken, endeksten çıkarıldığı zaman için düşebiliyor. Ya da bir şirket herhangi bazı fonların listesine girdiğinde de şirketin kendi finansal gerçekliğinden kopuk bir şekilde fiyatlanabiliyor ve bu hareketlerin arkasında mutlaka yeni bir bilgi yatmıyor. Dolayısıyla fiyat her zaman bilgi değil, büyük bir sıklıkla sermaye akışlarının mekanik sonucu olabiliyor.

    Teknik analiz tarafında ise "fiyat her şeyi içerir." yaklaşımının self-fulfilling prophecy olarak tanımlanan "kendi kendini gerçekleştiren kehanet" olabileceği ileri sürülüyorr. Çünkü milyonlarca trader aynı destek seviyelerine, aynı formasyonlara ve aynı breakout noktalarına baktığında, fiyat hareketleri gerçekten bu seviyelerde reaksiyon verebiliyor. Ancak bu durum fiyatın objektif bilgi taşıdığı anlamına gelmiyor; sadece insanların ortak davranışının piyasayı şekillendirdiğini gösterebiliyor.

    Son olarak teorinin karşısındaki en güçlü pratik argümanlardan birisi, bazı yatırımcıların uzun yıllar boyunca sürekli şekilde piyasayı yenebilmiş olması. Eğer tüm bilgi zaten fiyatın içindeyse ve piyasa tam etkin olarak herşeyi fiyatlamış olarak çalışıyorsa, neden Warren Buffett, Jim Simons, Peter Lynch, Stanley Druckenmiller, Howard Marks veya George Soros gibi isimler onlarca yıl boyunca sistematik olarak üstün performans gösterebildiler? Piyasa etkinliği savunucuları bunu şans veya risk primiyle açıklamaya çalışıyorlar ancak bu kadar uzun süreli ve tekrarlayan başarının tamamen rastlantısal olmasının düşük ihtimal bir ihtimal.

    Peki "fiyat her şeyi içerir" yaklaşımı tamamen değersiz mi? Bu teori, bu yaklaşım piyasanın kolektif bilgi üretme kapasitesini anlamak açısından güçlü bir çerçeve sunabiliyor. Ancak bu yaklaşım çoğu zaman aşırı genelleniyor ve piyasanın karmaşık doğasını olduğundan daha düzenli gösterebiliyor. Çünkü gerçekte fiyat bilgi, psikoloji, likidite, beklenti, manipülasyon, algoritmik akışlar ve belirsizliklerin iç içe geçtiği kaotik bir yapının ürünü.
    "İyi bir planın en büyük düşmanı, mükemmel bir planın hayalini kurmaktır."
    Clausewitz

Sayfa 57/67 İlkİlk ... 7475556575859 ... SonSon

Yer İmleri

Yer İmleri

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •