
Originally Posted by
deva-i dert
G.Kore ya da Singapur isimlerini örnek olsun diye verdim. Yoksa oralarda bir yatırımım yok. Anlatmaya çalıştığım şey hissesini alacağınız bir şirketin detaylı finansal verilerine, faaliyet raporlarına, insider alım ve satımlarına, şirketlerle ilgili gelişmelere ve haber akışlarına, fiyat hareketlerine, kurumsal sahiplik oranlarına, hisse satın alma taahhütlerine ve gerçekleşen oranlarına, dağıtılan ya da dağıtılacağı ilan edilen temettü miktar ya da oranları bilgisine sahip iseniz, mesela Zoetis almanız ile Deva almanız arasındaki riskin farkı nedir? Şirketler bağlamında tahtalarında oynanan Ali-Cengiz oyunlarını, manipülasyonları kastediyorsanız, o borsalar var olduğu müddetçe her yerde zaten karşımıza çıkacaktır.
Ülke ve borsalar bazlı değişik aşırı fiyat hareketleri ve oynaklığı için işlem yaptığınız ülkenin borsasını yeterince gözlemeden pozisyon açmanın riskleri her daim yüksek. Mesela, bu başlıkta, yurtdışı borsalarda, özellikle ABD'de, herhangi bir şirketin bilanço tarihine mal ile girmenin çok yüksek olan risklerini sıklıkla dile getiriyor oluşum bu riskleri uzun süre gözlemiş olmamın bir sonucu.
Bunları belirttikten sonra kendi ülkemizin borsası ile yurtdışı borsalar arasında burada olup da, en azından benim yatırım/trading kararı aldığım diğerinde olmayan ya da görece çok az olan bir kaç ekstra, ama çok önemli risk de var: Makro bağlamda kur riski, yüksek faiz riski ve yüksek enflasyon riski. Jeopolitik risklere girmek istemiyorum, orası çok uzun, netameli bir konu. Şimdi bu makro riskler sadece ülke borsasına girişleri etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda bizzat şirketlerin bilançolarını da etkiliyor. Mesela bundan 3-4 yıl önce, faizler görece düşükken, şirketlerin gelir tablolarında faiz giderlerinin faaliyet kârlarına oranları, BIST geneli ortalaması, % 20'lerini geçmiyorken, bir kaç ay öncesinde en son baktığımda BIST genelinde bu rakam ortalama % 80'ler civarında idi. (Son finansal tablolara bakmadım bu oran istatistiği için) Bu bir şirketin sadece faiz giderlerinin o şirketin 1 yıl boyunca uğraşıp didinip, gece gündüz çalışıp faaliyetlerinden elde ettiği her 5 birim kârın 4'ünü bankalara ya da diğer borç veren kurumlara, sadece aldıkları borcun faizi olarak kaptırması anlamına geliyor. Bu kadar faiz gideri varken borçlarının ana paralarının çevrilemiyor olması da elbette gayet beklenebilir bir durum. Sonuçta olay katlanarak büyüyen bir borç sarmalına dönüşüyor. Uygulanan enflasyon muhasebesi insanların kafalarını şu bağlamda karıştıyor ve resmi net olarak görmelerini etkiliyor: Bilançolara bakıyorlar ve toplam finansal borçların toplam varlıklara oranları geçmişe göre çok absürt değil, hatta normalmiş gibi görünüyor. Enflasyon düzeltmeleri sonucu varlıklar güncel değerine getiriliyor, aynı oranda öz kaynaklar da güncellendiği için borçların oransal yansıması çok daha az oluyor toplam varlıklara nispeten ve borçluluk oranları enflasyon muhasebesi olmayan dönemlere görece düşük çıkıyor ya da makul oranlarmış gibi görünüyor. Ancak gözden kaçan bir nokta var: Varlıkların değerleri güncel hale getiriliyor, ama bu bilançonun aktif tarafına gerçek bir nakit girişi, pasif tarafına gerçek bir özkaynak girişi nedeniyle olmuyor. Bu sadece fiktif bir güncelleme. Şirket varlık satışı yapmadığı sürece borçluluk oranlarının fiktif olarak düşmüş olmasının pratikte kimseye faydası yok. Çünkü reel bir nakit akışı üretmiyor bu durum, şirketlere gerçek anlamda işletme sermayesi de sağlamıyor. Şirketler bu yüksek faiz ortamında işletme faaliyetlerini devam ettirebilmek için gittikçe daha çok borçlanır ve sonrasında bunları çeviremez hale geliyorlar. İşte tam da bu nedenlerle anlaşılmaz görünen ama aslında çok açık olan bir problem bağıra bağıra geliyor: Borçlar çevrilemez, yüzdürülemez oluyor. En basit ve son örneği Kontrolmatik'te olanlar.
Şimdi bu büyük makro riskler dururken, bir tarafta şirketlerinin faiz giderlerinin toplam giderlerine oranlarının ortalaması % 1 ile % 2,5 arası dalgalanan bir ülkede yatırım kararı almak mı daha riskli yoksa bu oranın % 40'ları aştığı bir ülkede mi? Şirketlerinin faiz giderlerinin faaliyet kârlarının ortalama % 5 ila % 8'ini erittiği bir ülkede yatırım kararı almak mı daha riskli, yoksa bu oranın % 80'leri bulduğu bir ülkede mi?
Ortalama BIST yatırımcısının şirketlerin finansal tablolarındaki faiz giderlerinin seyrini, bunun faaliyet kârlarına oranlarının değişimini, borç sarmalının işinden nasıl çıkılamaz hale geldiğini takip ettiğini pek sanmıyorum. Yani hâsıl-ı kelâm, sözüm meclisten dışarı, ortalama BIST yatırımcısının gerçek risk ölçümü yapabildiğine pek emin değilim. BIST'in ucuz olduğu masallarını her daim tekrarlayanlara itibar etmiyorum. Sen fon kurmuşsan ve fonuna bu borsaya kote olan şirketleri almışsan ve fonunun zarar ettirmesini ve sonucunda müşterilerini kaybetmek istemiyorsan, yani kendi olası gelirinden olmak istemiyorsan, papağan gibi sürekli borsanın nasıl da ucuz olduğunu anlatırsın elbet.
Biraz insanların bu işte fazla geçmişleri olmamasından, biraz da alternatifsiz bir yatırım mecrası sunduğu için mevcut şartlarda hak ettiği dayağı yemeyen bir borsamız var. Bu dayak bir gün yenir mi? Ondan da çok emin değilim. Ha diyeceksiniz ki büyük riskler bazen büyük getiri imkanları da sunar. Orası doğru. Ama her zaman doğru atta olmanız, her zaman doğru zamanlamaya sahip olmanız şartıyla. Ama ben bu saydığım riskleri ancak ve ancak çok kısa vadeli pozisyonlar için alırım, ki onu da bırakmış durumdayım.
Anlatmaya çalıştığım bu riskler konusunda hatalı olmayı, yanılıyor olmayı o kadar isterdim ki.
Yer İmleri