Sayfa 4034/7020 İlkİlk ... 303435343934398440244032403340344035403640444084413445345034 ... SonSon
Arama sonucu : 56156 madde; 32,265 - 32,272 arası.

Konu: Sanat Mozaik

  1. Ispanyol ressam Germán Hernández Amores'in olum yildonumu (16 Mayis 1894)

    Filósofo Sócrates reprendiendo a Alcibíades en casa de una cortesana (Socrates Chiding Alcibiades in Home of a Courtesan, 1857)




    Viaje de la santísima Virgen y de san Juan a Éfeso (The Journey of Mary and Joseph at Ephesus, 1862)


  2. Polonyali - Amerikali Art Deco ressam Tamara de Lempicka'nin dogum yildonumu (16 Mayis 1898)




    Gruppo di quattro donne nude (Group of Four Nudes, 1925)


  3. Ingiliz yazar Herbert Ernest Bates'in dogum yildonumu (16 Mayis 1905)

    "Kisa oykunun bircok tanimi yapilmistir ve her zaman yapilmaktadir, yapilmaya calisilmaktadir. Wells, kisa oykuyu, yirmi dakika icinde okunabilen kisa bir kurmaca metin olarak tanimlamistir. Kimi zaman kisa oykunun babasi olarak anilan Poe, 'tum kompozisyon icinde, gerek dogrudan, gerek dolayli bicimde, daha onceden tasarlanmis tek bir sozcuk bile bulunmamalidir,' diye belirtmistir. Anton Cehov'un gorusune gore de, bir oykunun baslangici ya da sonu olmamaliydi. John Hadfield'in kisa oyku tanimi ise, 'uzun olmayan bir oyku' bicimindeydi. Sir Hugh Walpole ise su saptamada bulunmustur: 'Bir oyku, oyku olmalidir: gerceklesen olaylarin bir tutanagi islevini gormelidir, icinde beklenmeyen gelismeler barindirmali, gerilim yaratarak okuru bir dugume gondermeli ve doyurucu bir cozum sunmalidir."



    "The short story has never been adequately defined. There have been many definitions of the short story, and each one focuses attention on one or a few aspects. But none is comprehensive enough to cover all short stories. H.G. Wells on the other hand has described the short story as a piece of fiction that could be read in twenty minutes. Edgar Allan Poe (sometimes known as the father of the short story) emphasized that the short story should have unity of impression and singleness of purpose: 'In the whole composition there should be no word written, of which the tendency, direct or indirect, is not to the one pre-established design.' Poe's conception of the short story as a finished product of art is however opposed by Anton Chekov 'who believed that the short story should have neither a beginning nor an end.' There is John Hadfield's definition, 'A story that is not long.' Sir Hugh Walpole supports this view: 'A story should be a story; a record of things happening full of incidents, swift movements, unexpected development, leading through suspense to a climax and a satisfying denouement.' ”

  4. 1 Akademi, 1 BAFTA, 2 Golden Globe, 1 Grammy,1 Tony ve 1 AFI odulu sahibi Amerikali aktor Henry (Jaynes) Fonda'nin dogum yildonumu (16 Mayis 1905)






  5. Rus ressam Aleksander Ivanovich Laktionov'un dogum yildonumu (16 Mayis 1910)

    Letter from the front, 1947




    In summer, 1951 - 1954


  6. Fransiz ressam Henri Edmond Joseph Delacroix'nun olum yildonumu (16 Mayis 1910)

    Paysage, 1896 - 1899 (Honolulu Academy of Arts)




    Cyprès à Cagnes, 1910 (Paris, musée d'Orsay)


  7. Meksikali yazar, senaryo yazari ve fotograf sanatcisi (Juan Nepomuceno Carlos Pérez Rulfo Vizcaíno) Juan Rulfo’nun dogum yildonumu ( 16 Mayis 1917)

    “Comala’ya geldim, cunku bana babamin burada yasadigi soylendi. Pedro Páramo adinda biriymis. Bunu bana soyleyen annemdi. Ben de oldukten sonra babami gormeye gelecegime soz verdim. Bunu yapacagimin kaniti olarak da ellerini SIMSIKI tuttum, zira o sirada annem olmek uzereydi ve ben de her turlu sozu verebilecek durumdaydim. ‘Onu ziyaret etmeyi sakin ihmal etme’ diye nasihat etti bana. ‘Bu isimle ve baska isimlerle taniniyor. Seni gormekten mutluluk duyacagina eminim.’ O anda bunu yapacagimi soylemekten baska bir sey gelmezdi elimden ve bunu o kadar cok tekrarladim ki, ellerimi onun olu ellerinden uzun ugraslar sonucu kurtardiktan sonra bile ayni seyi tekrarlamaya devam ediyordum.“



    "Vine a Comala porque me dijeron que acá vivía mi padre, un tal Pedro Páramo. Mi madre me lo dijo. Y yo le prometí que vendría a verlo en cuanto ella muriera. Le apreté sus manos en señal de que lo haría, pues ella estaba por morirse y yo en un plan de prometerlo todo. 'No dejes de ir a visitarlo —me recomendó. Se llama de este modo y de este otro. Estoy segura de que le dará gusto conocerte.' Entonces no pude hacer otra cosa sino decirle que así lo haría, y de tanto decírselo se lo seguí diciendo aun después de que a mis manos les costó trabajo zafarse de sus manos muertas."




    "Yillar var ki kafami yukari kaldirmiyorum ve gokyuzunu unuttum. Ayrica bunu yapsam bile elime ne gececekti ki? Gokyuzu o kadar yuksek, gozlerimse bakmaya o kadar gonulsuzduler ki, topragin nerede oldugunu bilerek mutlu bir sekilde yasiyordum. Ayrica, Peder Renteria cennete asla gidemeyecegimi bana kesin bir dille soylediginden beri gokyuzune karsi tum ilgimi yitirmistim. Gitmeyi birak, orayi uzaktan bile goremeyecekmisim.. Buna sebep isledigim gunahlardi, ama yasamayi surdurmek bile basli basina buyuk bir caba gerektirirken, bunu bana soylememesi gerekiyordu. Yasarken insana ayaklarini hareket ettirten yegane sey, oldugunde bu ayaklarin onu farkli bir yere goturecekleri beklentisidir; ama eger bir kapi kapatilir ve acik kalan sadece cehennemin kapisi olursa, o insan keske hic dogmasaydim diye dusnur.. Benim icin cennet, Juan Preciado, su anda bulundugum yerdir."



    "Hacía tantos años que no alzaba la cara, que me olvidé del cielo. Y aunque lo hubiera hecho, ¿qué habría ganado? El cielo está tan alto, y mis ojos tan sin mirada, que vivía contenta con saber dónde quedaba la tierra. Además, le perdí todo mi interés desde que el padre Rentería me aseguró que jamás conocería la gloria. Que ni siquiera de lejos la vería... Fue cosa de mis pecados; pero él no debía habérmelo dicho. Ya de por sí la vida se lleva con trabajos. Lo único que la hace a una mover los pies es la esperanza de que al morir la lleven a una de un lugar a otro; pero cuando a una le cierran una puerta y la que queda abierta es nomás la del infierno, más vale no haber nacido... El cielo para mí, Juan Preciado, está aquí donde estoy ahora."




    “Bu koy yankilarla doludur. Bunlar sanki duvar deliklerinde ya da tas altlarinda hapsolmus gibidir. Yururken, birilerinin senin uzerine basip gectiklerini hissedersin. Gicirtilar duyarsin. Gulusler duyarsin; gulmekten yorulmus gibi, artik cok yaslanmis gulusler. Ya da kullanilmaktan yipranmis sesler. Butun bunlari duyarsin. Bir gun bu seslerin sonup gidecegini dusunuyorum.”



    “Este pueblo está lleno de ecos. Tal parece que estuvieran encerrados en el hueco de las paredes o debajo de las piedras. Cuando caminas, sientes que te van pisando los pasos. Oyes crujidos. Risas. Unas risas ya muy viejas, como cansadas de reír. Y voces ya desgastadas por el uso. Todo eso oyes. Pienso que llegará el día en que estos sonidos se apaguen.”

  8. Amerikali sair, deneme yazari ve radikal feminist Adrienne Cecile Rich’in dogum yildonumu (16 Mayis 1929)



    Bu kapidan
    ya gececeksiniz
    ya da gecmeyeceksiniz.

    Gecerseniz,
    her zaman adinizi hatirlamaniz
    tehlikesi oldugunu unutmayin.

    Her sey gozlerini dikecektir size
    siz de onlara oyle bakin
    ve birakin ne olursa olsun.

    Eger kapidan gecemezseniz,
    o zaman
    saygin bir hayat yasamaniz

    inanclariniza bagli
    konumunuzu degistirmeden
    kahramanca olmeniz mumkun

    ama pek cok sey kor edecektir sizi,
    pek cok sey sizi gormezden gelecektir,
    kim bilir ne pahasina?

    Kapinin kendisi
    hicbir konuda soz vermiyor.
    Kapi, sadece bir kapi iste.

Sayfa 4034/7020 İlkİlk ... 303435343934398440244032403340344035403640444084413445345034 ... SonSon

Yer İmleri

Yer İmleri

Gönderi Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Yazılara ek gönderemezsiniz
  • Yazılarınızı değiştiremezsiniz
  •