HİSSENET| ÖZEL ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Orta Doğu’da artan gerilim enerji piyasalarını sarsarken petrol fiyatları da sert yükseldi. Küresel petrol piyasasında referans kabul edilen Brent petrol fiyatı 114 dolar seviyesine çıkarak son dört yılın en yüksek seviyesini gördü. Petrol fiyatlarındaki bu yükselişin Türkiye’de enflasyon, akaryakıt fiyatları, altın piyasası ve otomobil fiyatları üzerindeki olası etkileri ise gündemin en çok merak edilen başlıkları arasında yer aldı.

Reklam
Reklam

Özgür Bayram Soylu, Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr., Hisse.net’e yaptığı değerlendirmede Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimin Türkiye ekonomisinde zincirleme etkiler yaratabileceğini söyledi. Soylu’ya göre petrol fiyatlarındaki sert yükseliş akaryakıt maliyetlerinden gıda fiyatlarına, lojistikten otomotiv sektörüne kadar geniş bir alanda fiyat baskısını artırabilir.

Akaryakıt maliyetlerindeki artışın uzun vadede otomobil fiyatlarına da zam olarak yansıyabileceğini belirten Soylu, son dönemde yeniden gündeme gelen eşel mobil sistemi hakkında da dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Soylu, “Fiyatlar yapay biçimde düşük tutulduğunda enerji tasarrufu motivasyonu zayıflar ve sistem sürdürülemez hale geldiğinde biriken zamlar tek seferde pompaya yansıyabilir” ifadelerini kullandı.

Reklam
Reklam

“BRENT PETROLDEKİ HER KALICI ARTIŞ ENFLASYONU YÜKSELTİYOR”

“Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimlerin tetiklediği petrol fiyatı yükselişleri, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ekonomilerde enflasyonu çok katmanlı bir mekanizma üzerinden yukarı çekiyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası analizleri Brent petrol fiyatındaki her 10 dolarlık kalıcı artışın yıllık enflasyonu yaklaşık 1,2–1,6 puan yükseltebildiğini gösteriyor.“

“BRENT PETROLÜN TÜRKİYE'DEKİ ENFLASYONA ETKİSİNDE ÜÇ AŞAMA VAR”

“Bu etki ilk olarak akaryakıt fiyatları üzerinden doğrudan hissedilir; küresel petrol ve kur artışı birkaç gün içinde pompa fiyatlarına yansır ve ulaştırma maliyetlerini yükselterek TÜFE sepetinin önemli bir bölümünü etkiler. Ardından ikinci dalga üretim ve lojistik kanallarından gelir: tarımsal üretimde kullanılan gübre ve enerji maliyetleri artar, karayolu taşımacılığına dayalı dağıtım zinciri pahalanır ve bu maliyetler özellikle gıda fiyatlarına hızla yansır. Üçüncü aşamada ise petrol fiyatı ekonomide bir tür psikolojik çıpa gibi çalışır; artan enerji maliyetleri üretici fiyatlarını yükseltirken “her şeye zam gelecek” beklentisi fiyatlama davranışlarını değiştirir ve ikinci tur enflasyon etkilerini tetikler. Dolaysıyla depoyu doldururken pompadaki sayıların dönme hızıyla, o anki kalp atış hızınızın senkronize olması tesadüf değildir; bu, ekonominin biyolojik yansımasıdır.”

Reklam
Reklam

“PETROL FİYATLARI EKONOMİK BİR DOMİNO TAŞI GİBİ ÇALIŞIR”

“Antalya'dan İstanbul'a gelen bir salkım domates, yolda yaktığı akaryakıt yüzünden neredeyse "business class" uçak bileti maliyetine ulaşıyor. Marketteki etikete baktığınızda domatesi sadece yemek için değil, sanki bir "yatırım aracı" olarak alıyormuşuz gibi bir his uyanıyor.

Bu nedenle petrol fiyatı yalnızca enerji maliyetini değil, üretim zincirini, tüketici beklentilerini ve fiyatlama reflekslerini harekete geçiren bir ekonomik domino taşı gibi çalışır; dolayısıyla enerji piyasalarındaki her dalgalanma, Türkiye’de enflasyonun seyrini belirleyen kritik bir makroekonomik barometreye bürünüyor.”

ALTIN FİYATLARI YÜKSELİR Mİ?

“Orta Doğu’daki jeopolitik gerilim petrol fiyatlarını yukarı itiyor. Bu durum Türkiye ekonomisinde maliyet enflasyonunu artırıyor. Özellikle gıda ve lojistik maliyetleri üzerinden fiyatlar yükselirken Türk Lirası üzerinde de baskı oluşuyor. Aynı süreç altın piyasasında farklı bir etki yaratıyor. Küresel ölçekte artan belirsizlik yatırımcıları “güvenli liman” olarak görülen altına yöneltiyor. Türkiye’de ise buna kur etkisi ekleniyor. Petrol fiyatlarının artması cari açığı büyütüyor ve dolar kurunu yukarı itiyor. Böylece gram altın hem ons altındaki yükselişten hem de kur artışından güç alıyor. Kısa vadede ons altının risk primini fiyatlayarak 5.000 doların üzeri seviyeleri test etmesi konuşuluyor.”

Reklam
Reklam

“BÖYLE BİR SENARYODA ALTIN FİYATLARI ÇOK DAHA HIZLI YÜKSELEBİLİR”

“Ancak bu denklemde Fed’in faiz politikası kritik rol oynuyor. Petrol kaynaklı enflasyon artışı Fed’i faiz indiriminde temkinli davranmaya zorlayabilir ve bu durum altının yükseliş hızını sınırlayabilir. Buna karşılık jeopolitik gerilim küresel bir resesyon korkusuna dönüşürse Fed ekonomiyi desteklemek için faiz indirimi yapabilir. Böyle bir senaryoda altın fiyatları çok daha hızlı yükselebilir.”

"Kısacası bölgedeki gerilim sürdükçe petrolün ateşlediği bu süreçte altın yatırımcı için hem enflasyona hem de belirsizliğe karşı bir sığınak olmaya devam eder. Türkiye’de ise tablo bazen kara mizaha dönüşür: petrol artar, dolar artar, gram altın artar; düğünlerde de altın yerine “IBAN’a gönderdim, Allah mesut etsin” mesajları artar."

Reklam
Reklam

PETROL FİYATLARINDAKİ ARTIŞ VATANDAŞIN CEBİNE NASIL YANSIYACAK?

“Enerji fiyatlarındaki artış ekonomide adeta bir domino etkisi yaratır ve en çok akaryakıta bağımlı, lojistik yoğun sektörleri vurur. Zincirin ilk halkası ulaşım sektörüdür. Akaryakıt fiyatları yükseldiği anda havayolu, karayolu ve denizyolu taşımacılığı yapan firmaların maliyetleri artar; şehir içi ulaşım ücretlerinden taksi tarifelerine, uçak biletlerinden şehirler arası otobüs fiyatlarına kadar pek çok kalem kısa sürede zamlanmakla zamlanmamak arasında kalır.

Ardından ikinci dalga lojistik ve tedarik zincirinde görülür. Türkiye gibi karayolu taşımacılığının ağırlıklı olduğu bir ekonomide malların taşınması büyük ölçüde mazota bağlıdır. Bu nedenle akaryakıt fiyatlarındaki artış kargo ücretlerinden ticari mal nakliyesine kadar tüm taşımacılık maliyetlerini yükseltir ve üretici bu farkı ürün fiyatlarına yansıtmak zorunda kalır.

Reklam
Reklam

Üçüncü dalga ise vatandaşın mutfağında hissedilir. Gıda fiyatları hem üretim hem de nakliye maliyetleri nedeniyle artar; çiftçinin traktörde kullandığı mazot ve petrokimya türevi gübre pahalanırken, ürünlerin tarladan hale, halden markete taşınması da ciddi bir maliyet oluşturur. Böylece tarlada düşük fiyata çıkan bir ürün, sadece yol maliyetleri nedeniyle market rafında katlanarak pahalı hale gelebilir.

Son aşamada enerji maliyetleri sanayi ve hizmet sektörünü de etkiler. Plastik, kimya ve boya gibi sektörler petrolü doğrudan hammadde olarak kullanırken; tekstil, metal ve gıda işleme tesisleri üretimde elektrik ve doğalgaza bağımlıdır. Maliyetleri artan üretici bu yükü perakendeciye, perakendeci de çoğu zaman beklentilerin bozulduğu bir ortamda daha yüksek fiyatlarla tüketiciye yansıtır.”

“HİÇ ENERJİ KULLANMADIĞINI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ SEKTÖRLER BİLE ZAM YAPAR”

“Hiç enerji kullanmadığını düşündüğünüz sektörler bile zam yapar. Berbere "Neden zam yaptın?" diye sorduğunuzda, "Abi petrol varili 100 doları geçti, haberin yok mu?" cevabını alırsınız. Makasın petrolle çalışmadığını bilirsiniz ama berberin akşam eve dönerken kullandığı dolmuşun, yediği ekmeğin ve yaktığı ışığın o "petrol canavarına" bağlı olduğunu bildiğinizden sessizce koltuğa oturursunuz. “

Reklam
Reklam

“Hizmet sektöründe ise durum daha absürt; gittiğiniz kafede bir bardak çaya gelen zam, garsonun "Abi nakliye maliyetleri biliyorsun..." savunmasıyla karşılanıyor; sanki çay yapraklarını Rize’den buraya sırtında değil de özel bir jetle getirmiş gibi bir hava oluşuyor. Sonuçta vatandaş için evde oturmak maliyet, dışarı çıkmak masraf, nefes almak ise "karbon ayak izi" vergisine tabi olacakmış gibi bir his yaratıyor; yani enerji zammı sadece cebimizi değil, evdeki huzuru ve dışarıdaki sosyal hayatı da "tasarruflu moda" alıyor.”

“OTOMOBİL FİYATLARINA YÜZDE 10- YÜZDE 20 ARASINDA ZAM GELEBİLİR”

“Üreticilerin artan lojistik ve hammadde yükünü fiyatlara eklemesiyle 2026'nın geri kalanında otomobil piyasasında %10 ile %20 arasında yeni bir zam dalgası gündeme gelebilir.

Petrol fiyatlarındaki değişimler otomotiv sektörünü yalnızca yakıt maliyetleri üzerinden etkilemez. Üretim hattından tüketici davranışına kadar otomobil endüstrisinin neredeyse tüm finansal sinir uçlarına dokunan stratejik bir değişkendir aslında. Bu nedenle petrol fiyatları otomotiv sektörü için sadece bir enerji maliyeti değil; aynı zamanda talep dinamiklerini, maliyet yapısını ve teknolojik dönüşümün hızını belirleyen bir ekonomik pusula niteliği taşır. 2026 perspektifinden bakıldığında petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar otomotiv sektöründe üç temel alanda belirleyici etkiler yaratmaktadır: tüketici talebi, üretim maliyetleri ve elektrikli araç dönüşümü.

Reklam
Reklam

Petrol fiyatları yükseldiğinde otomobil piyasasında ilk kırılma tüketici davranışlarında görülür. Artan yakıt maliyetleri, otomobil satın alma kararlarını erteleyen veya daha düşük yakıt tüketimli araçlara yönelen bir talep yapısı oluşturur. 2026 yılı başı verileri, yakıt maliyetlerindeki artışın otomobil talep göstergelerinde yaklaşık %4,5’lik bir daralma yarattığını ortaya koyuyor.

Ancak bu daralma tüm segmentlerde aynı şekilde gerçekleşmez. En büyük değişim, motor hacmi yüksek içten yanmalı araçlardan kaçış şeklinde ortaya çıkar. Tüketiciler giderek daha fazla hibrit ve elektrikli araçlara yönelir. Bu dönüşüm çoğu zaman çevresel kaygılardan değil, doğrudan ekonomik zorunluluktan kaynaklanır. Başka bir ifadeyle otomotivdeki yeşil dönüşümün önemli bir kısmı çevre politikalarından değil, yakıt faturalarından beslenmektedir.

Reklam
Reklam

Bir otomobilin fiyatı yalnızca çelik, cam ve elektronik aksamdan oluşmaz. Petrol, üretim zincirinin birçok aşamasında doğrudan veya dolaylı maliyet yaratır. İlk olarak lojistik maliyetleri petrol fiyatlarına bağlıdır. Küresel otomotiv sektörü karmaşık bir tedarik zincirine dayanır ve parça taşımacılığı büyük ölçüde enerji fiyatlarına bağlıdır. İkinci olarak petrokimya ürünleri önemli bir maliyet kalemidir. Araçlarda kullanılan plastik aksamlar, sentetik malzemeler ve kompozit parçaların büyük bölümü petrol türevlerinden üretilir. Petrol fiyatı arttığında bu hammaddelerin maliyeti de doğrudan yükselir. Üçüncü olarak operasyonel enerji maliyetleri devreye girer. Fabrika üretimi, tedarik ve dağıtım süreçleri enerji yoğun faaliyetlerdir. Bu nedenle petrol fiyatındaki her artış otomobil üreticilerinin kâr marjını doğrudan baskılar.
Kısacası petrol fiyatı yalnızca depo maliyetini değil, fabrikanın elektrik faturasından lojistik giderlerine kadar tüm üretim denklemine etki eder.

Reklam
Reklam

Petrol fiyatları yükseldiğinde elektrikli araçlar doğal olarak daha cazip hale gelir. Çünkü tüketici yakıt maliyetinden kaçınmak için alternatif enerji kullanan araçlara yönelir.

Ancak bu avantaj her zaman kalıcı değildir.

Petrol fiyatlarının düşmesi durumunda elektrikli araçların ekonomik cazibesi zayıflayabilir. Elektrikli araçların başlangıç maliyetleri hâlâ yüksek olduğu için tüketiciler bu farkı yakıt tasarrufuyla telafi etmeyi bekler. Petrol ucuzladığında bu tasarruf azalır ve elektrikli araçların geri ödeme süresi uzar.
2026 yılında dikkat çeken bir başka gelişme ise hızlı şarj maliyetlerinin artmasıdır. Bazı ülkelerde hızlı şarj maliyetleri öyle bir noktaya gelmiştir ki elektrikli araçların kilometre başına enerji maliyeti benzinli araçlara oldukça yaklaşmaya başlamıştır.
Bu durum elektrikli araç satışlarının büyüme hızını sınırlayabilecek yeni bir faktör olarak değerlendirilmektedir.”

Reklam
Reklam

“PETROL 60 DOLAR BANDINA GERİLERSE…”

“Petrol fiyatlarının gelecekteki seyri otomotiv sektörünün dönüşüm hızını belirleyen en kritik faktörlerden biri olmaya devam edecektir. Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi durumunda elektrikli araç dönüşümü hızlanacaktır. Buna karşılık petrol fiyatlarının 60 dolar bandına gerilemesi gibi bir senaryo ortaya çıkarsa üreticiler üzerindeki maliyet baskısı azalabilir ve içten yanmalı motor teknolojileri beklenenden daha uzun süre piyasada kalabilir. Bu nedenle petrol fiyatları otomotiv sektöründe yalnızca bir maliyet unsuru değildir. Aynı zamanda sektörün teknolojik rotasını belirleyen stratejik bir değişkendir. Otomotivin geleceği yalnızca batarya teknolojilerinde veya yazılım inovasyonlarında değil; aynı zamanda küresel enerji piyasalarının seyrinde şekillenmektedir.”

Reklam
Reklam

“EŞEL MOBİL SİSTEMİ: “FİYATLAR YAPAY BİR ŞEKİLDE DÜŞÜK TUTULDUĞUNDA BİRİKEN ZAMLAR POMPAYA TEK SEFERDE YANSIYABİLİR”

"Eşel Mobil Sistemi, küresel petrol fiyatlarındaki artışın pompa fiyatlarına yansımasını engellemek için devletin kendi alacağı vergiden (ÖTV) feragat etmesi esasına dayanan, kısa vadede hayat kurtaran ancak uzun vadede bütçede derin gedikler açan bir "ekonomik tampon" mekanizmasıdır. Küresel petrol fiyatları veya döviz kuru yükseldiğinde akaryakıt üzerindeki ÖTV aynı ölçüde azaltılır ve böylece pompa fiyatı mümkün olduğunca sabit tutulur. Bu yönüyle sistem, akaryakıt zamlarının ulaştırmadan gıdaya kadar uzanan zincirleme maliyet artışlarını sınırlayarak enflasyon üzerinde bir emniyet kemeri görevi görür; aynı zamanda tüketicinin her sabah istasyon tabelasında gördüğü sert fiyat sıçramalarını önleyerek psikolojik bir rahatlama sağlar ve lojistik maliyetlerini sabitleyerek üretici ile nakliyecinin plan yapmasını kolaylaştırır.

Ancak sistemin görünmeyen bir maliyeti de vardır. Devlet akaryakıttan aldığı ÖTV’den vazgeçtiği için bütçe gelirleri azalır ve bu durum kamu maliyesinde önemli bir açık yaratabilir. Ayrıca fiyatlar yapay biçimde düşük tutulduğunda enerji tasarrufu motivasyonu zayıflar ve sistem sürdürülemez hale geldiğinde biriken zamlar tek seferde pompaya yansıyabilir.

Bu nedenle eşel mobil kısa vadede enflasyon şoklarını yumuşatan etkili bir araç olsa da uzun vadede bütçe dengesi üzerinde baskı yaratabilen bir “geciktirilmiş maliyet” mekanizmasıdır; yani bugün fiyat artışını frenler, fakat ekonominin başka bir yerinde faturanın bir gün mutlaka ortaya çıkmasına neden olur. Eşel Mobil, kredi kartıyla sürekli alışveriş yapıp ekstreyi hep asgari tutardan ödemeye benzer; o an harika hissettirir, vitrinlere bakarken moraliniz bozulmaz ama o "birikmiş borç" bir gün kapıya dayandığında sadece cüzdanı değil, bütün evin huzurunu kaçırır."