Japonya'nın 10 yıllık tahvil faizi son 25 yılın zirvesine tırmanırken, piyasalar Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) 28 Nisan toplantısında yüzde 69 ihtimalle faiz artıracağını fiyatlıyor. Bu oran her geçen gün biraz daha güçleniyor. Japonya'nın üç aylık Tankan kurumsal anketinden gelen veriler de faiz artışı beklentisini yukarı taşıdı; şirketler önümüzdeki bir yılda fiyatların yüzde 2,6 artmasını bekliyor. Bu oran BOJ'un yüzde 2'lik hedefinin belirgin şekilde üzerinde.

Reklam
Reklam

Peki Tokyo'da alınacak bir karar Türkiye'yi neden bu kadar yakından ilgilendiriyor?

DÜNYANIN GİZLİ LİKİDİTE MUSLUĞU

Bunu anlamak için birkaç yıl geriye gitmek gerekiyor. Japonya uzun yıllar boyunca küresel piyasaların görünmez finansman motoruydu. Yatırımcılar sıfıra yakın faizle yen borçlanıp bu parayı ABD tahvillerine, hisse senetlerine, kriptoya ve gelişen ülke piyasalarına yönlendiriyordu. Buna carry trade deniyor. Japonya bu işlemin ucuz yakıtını sağlıyordu ve küresel piyasalardaki likiditenin önemli bir kısmı bu kanaldan akıyordu.

Japonya dünyanın en büyük net alacaklısı konumunda; net uluslararası yatırım pozisyonu yaklaşık 3,66 trilyon dolar seviyesinde. Yıllarca sıfıra yakın faiz ortamında Japon emeklilik fonları ve sigortacılar, başta ABD Hazine tahvilleri ve Avrupa devlet tahvilleri olmak üzere yabancı piyasalara trilyon dolarlar aktardı. Bu para küresel sistemin içinde sessizce dolaşıyordu.

Reklam
Reklam

Şimdi o musluğun kısılma ihtimali masaya geldi.

CARRY TRADE ÇÖZÜLÜRSE NE OLUR?

Japon yeninden borçlanmanın maliyeti arttığında carry trade cazibesini kaybeder. Yatırımcı kendi ülkesinde makul bir getiri elde edebiliyorsa neden gidip riskli piyasalarda pozisyon tutsun? Para geri çekilmeye başlar. Bu çekilme de ilk olarak en riskli varlıklardan başlar: gelişen ülke piyasaları, hisse senetleri, kripto.

Japon tahvil getirileri yükseldiğinde, yabancı piyasalara yapılan yatırımların cazibesini azaltarak sermaye repatriasyonu riskini artırıyor. Getiriler düşükken Japon kurumsal yatırımcılar yurt dışında daha iyi getiri arayışına giriyor; ancak yurt içi getiriler yükselince bu teşvik zayıflıyor.

Türkiye burada kritik bir noktada duruyor. Biz doğrudan Japon parasına bağımlı değiliz ama "riskli varlık sepetinin" içindeyiz. Global fonlar ülkeleri tek tek değil toplu olarak değerlendiriyor. Risk iştahı düştüğünde satış da toplu geliyor.

Reklam
Reklam

TÜRKİYE'YE YANSIMASI ÜÇ KANALDAN

Birincisi kur. Global likidite daraldığında dolar talebi artıyor, gelişen ülke para birimleri değer kaybediyor. Türk lirası bu tabloda baskıya giren ilk isimler arasında yer alıyor. Dövize olan yapısal bağımlılığımız göz önüne alındığında bu kur baskısı doğrudan enflasyona ve ithalat maliyetlerine yansıyor.

İkincisi borsa. Yabancı yatırımcıların risk azaltma dönemlerinde BIST gibi piyasalarda satış baskısı oluşuyor. Özellikle banka hisseleri ve büyük ölçekli şirketlerde bu baskı daha sert hissediliyor çünkü yabancı ağırlığı bu hisselerde daha yüksek.

Üçüncüsü faiz. Dış borçlanma maliyetleri artıyor ve Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ülkeler için bu maliyetin karşılanması giderek zorlaşıyor. Piyasaların sıkılaşma dönemlerinde Türkiye'ye fatura daha ağır kesilme eğiliminde.

Reklam
Reklam

ZİNCİR REAKSİYON TEHLİKESİ

İşin daha derin boyutu şu: Japonya dünyanın en büyük tahvil yatırımcılarından biri konumunda. Japon fonların ABD tahvillerini satıp kendi piyasasına dönmesi halinde küresel faizler üzerinde yukarı yönlü baskı oluşacak. Bu sadece bizi değil, ABD'yi ve Avrupa'yı da doğrudan etkileyen bir senaryo.

BNP Paribas'ın analizine göre, Ortadoğu'daki gerilimin azalması ve petrol fiyatlarında istikrar sağlanması durumunda BOJ'un Nisan toplantısında faiz artırımı yönünde adım atması daha olası bir senaryo haline geliyor. Yani karar sadece Japonya'nın iç dinamiklerine değil, küresel jeopolitiğe de bağlı.

BOJ üst düzey yetkililerine göre ekonomik projeksiyonlar yolunda giderse merkez bankası faiz artırmaya devam edecek; bu sinyal Orta Doğu'dan kaynaklanan maliyet baskılarına rağmen sıkılaştırma eğilimini koruyor.

Reklam
Reklam

SONUÇ: TEK BAŞINA KRİZ DEĞİL, AMA ÇARPAN ETKİSİ VAR

Bu gelişme tek başına bir krizi tetiklemez. Ama Türkiye'nin mevcut kırılganlıkları düşünüldüğünde, dışarıdan gelen bir sıkılaşmanın etkisi çarpanlı hissedilir. Döviz rezervlerinin durumu, cari açık ve dış borç yükü bir araya geldiğinde küresel likidite daralmasına verilen tepki daha sert olabiliyor.

Piyasalar bu yüzden Japonya'yı artık çok daha yakından izliyor. 28 Nisan toplantısından çıkacak karar, sadece Asya piyasalarını değil İstanbul'daki borsa salonlarını ve döviz büfelerini de doğrudan ilgilendiriyor.