3 Nisan Cuma sabahı saat 10.00'da TÜİK Mart 2026 enflasyon verisini açıklayacak. Rakam büyük ihtimalle iyi görünecek. Manşet düşecek, piyasalar hafif olumlu tepki verecek, yorumlar "dezenflasyon sürüyor" diyecek. Hepsi doğru olabilir. Ama eksik.

Çünkü Türkiye'de enflasyonun gerçekten kırıldığını söyleyebilmek için bir koşul var: Piyasa profesyonelleri ile sokaktaki tüketici arasındaki beklenti uçurumunun kapanmaya başlaması. Bu uçurum kapanmadan, manşet ne kadar düşerse düşsün, dezenflasyon hikayesi yarım kalır. 3 Nisan verisinde bu konuda herhangi bir sinyal görmeyeceğiz.

Reklam
Reklam

Bunu anlamak için bir yıl geriye gitmek gerekiyor.

Mart 2025: Piyasaların Hafızasına Kazınan Çarşamba

19 Mart 2025 sabahı Borsa İstanbul normale açılmadı. BIST 100, bir önceki günün kapanışı olan 10.802 puandan, açılışın ilk dakikalarında yüzde 6,87 düşerek 10.060 puana indi. Devre kesici sistemi o gün tam dört kez devreye girdi — gün içi düşüş yüzde 8,5'i aştı. Döviz piyasasında ise bir gecede tarihi bir sıçrama yaşandı: 36,65 TL seviyesinde seyreden dolar, aynı gün 41,4 TL'ye fırladı. Yüzde 13'ü aşan bu hareket, yatırımcı hafızasına çabuk silinmeyecek bir çarşamba olarak kazındı. Euro 44,5 TL ile rekor gördü.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 20-23 Mart arasında banka genel müdürleriyle olağanüstü toplantılar yaparak piyasaya müdahale sinyali verdi. 24 Mart'a kadar kuru savunmak için 26 milyar dolarlık rezerv harcandı. Dalgalanma yine de dinmedi. Asıl hamle Nisan'a kaldı: 17 Nisan'da Para Politikası Kurulu, politika faizini 350 baz puan birden artırarak yüzde 46'ya çekti. 2025 başında başlatılan faiz indirim süreci böylece sona erdi.

Reklam
Reklam

İşte bu tablonun tam ortasında Mart 2025 enflasyon verisi açıklandı. Aylık TÜFE yüzde 2,46 oldu, yıllık enflasyon bir önceki aya kıyasla 0,95 puan gerileyerek yüzde 38,10'a indi. Gıda ve alkolsüz içecekler grubu aylık yüzde 4,94 artışla o aydaki en yüksek katkıyı sağlarken, çekirdek enflasyon yıllık yüzde 37,42 seviyesinde gerçekleşti. Hizmet grubu ise yüzde 56,34 ile en dirençli kalem olmayı sürdürdü.

Nisan 2025'e gelindiğinde tablo pek değişmedi. Aylık TÜFE yüzde 3,00 ile Mart'ın üzerine çıktı, yıllık enflasyon yüzde 37,86 olarak açıklandı. Faiz artışının ardından dövizde kısmi sakinleşme başlasa da ekonominin tonu ağırdı.

Piyasa o dönemde enflasyon verisine odaklanacak hâlde değildi. Döviz krizi, rezerv erimesi, olağanüstü PPK toplantıları — gündem bunlardan oluşuyordu. Enflasyon rakamı adeta arka plana düştü. Ama bu arka planda kalan rakamlar, 2026 için son derece kritik bir işlev görüyor: baz oluşturuyorlar.

Reklam
Reklam

Baz Etkisi: Rakamı Güzel Gösteren Matematiksel Gerçek

Yıllık enflasyon hesaplanırken bugünkü fiyat seviyesi, tam olarak bir yıl öncesiyle kıyaslanır. Geçen yıl aynı dönemde fiyatlar yüksek bir tabandaysa, bu yılki artış yüzdesi otomatik olarak daha düşük çıkar. Buna baz etkisi deniyor.

Mart ve Nisan 2025, hem şiddetli bir iç şokun hem de yüksek aylık enflasyonun eş zamanlı yaşandığı dönemdi. Bu iki ayda aylık TÜFE sırasıyla yüzde 2,46 ve yüzde 3,00 olarak gerçekleşmişti. Şimdi 2026'nın aynı ayları, tam olarak bu yüksek tabanın üzerine oturuyor. Yani Mart 2026 verisi, büyük ihtimalle iyi görünecek — çünkü kıyaslandığı dönem zaten yüksekti.

Bu mekanizmayı anlamak önemli. Dezenflasyon sürecinin gerçekten ilerlediğini söyleyebilmek için baz etkisinin katkısını soyutlamak gerekiyor. Yıllık rakam düşüyor diye "enflasyon kırıldı" demek yanıltıcı olabilir. Asıl soru şu: Aylık artış gerçekten yavaşlıyor mu?

Reklam
Reklam

Şubat 2026'da aylık TÜFE yüzde 2,96 ile geldi, yıllık enflasyon yüzde 31,53 olarak açıklandı. Bu, Şubat 2025'teki yüzde 39,05 ile kıyaslandığında ciddi bir gerileme. Ama bu gerilemanın ne kadarı gerçek, ne kadarı takvim?

Mart 2026: Farklı Bir Şok, Aynı Takvim

Bir yıl önce şok içeriden geldi. Bu yıl dışarıdan geliyor.

İran-İsrail-ABD hattında tırmanan çatışma, petrol fiyatlarını sert biçimde yukarı taşıdı. Trump'ın 2 Nisan'da açıkladığı kapsamlı gümrük vergileri, küresel piyasalarda yeni bir dalgalanma dalgası başlattı. Türkiye de bu tabloda hem enerji maliyetleri hem de küresel risk iştahının gerilemesi üzerinden baskı hissediyor. 2 Nisan itibarıyla dolar 44,5 TL civarında seyrediyor, geçen yılın şok anındaki 41,4 TL'nin üzerinde, ama o kriz ortamından çok farklı bir zeminde.

Kritik fark şu: 2025'teki şok ani ve yoğundu, piyasalar buna refleks tepki verdi. 2026'daki baskı ise daha kronik ve yayılı enerji fiyatları üzerinden, ithalat maliyetleri üzerinden, küresel belirsizlik üzerinden geliyor. Bu tür baskıların enflasyona geçişkenliği daha geç ve daha sinsi olur.

Reklam
Reklam

Yani 3 Nisan'da açıklanacak Mart verisi bu dış baskıları tam olarak yansıtmıyor olabilir. Asıl etki Nisan ve sonrasında görünür hale gelebilir.

Sabah 10.00'a Girerken: Piyasa Ne Bekliyor?

27 ekonomistin katıldığı beklenti anketleri yakınsadı. Konsensüs net: Mart 2026'da aylık TÜFE yüzde 2,35-2,40 bandında gerçekleşecek. Bu rakam yıllık enflasyonu yüzde 31,45-31,50 civarında tutacak — yani Şubat'ın yüzde 31,53'ünden simgesel bir gerileme.

Burada dikkat çekici bir nokta var: Beklenti olan yüzde 2,35-2,40, geçen yılın Mart'ındaki yüzde 2,46'nın altında. Eğer veri bu bandın içinde gelirse, baz etkisinin ötesinde gerçek bir yavaşlama da var demektir. Küçük ama anlamlı bir sinyal.

Öte yandan piyasa profesyonelleri ile sokaktaki tüketici arasındaki derin uçurum devam ediyor. Piyasa beklentisi yüzde 31,46 derken, hanehalkının yıllık enflasyon beklentisi bunun çok üzerinde seyrediyor. Aralarındaki makas on puanı aşıyor.

Reklam
Reklam

Bu makas neden kritik? Çünkü enflasyon beklentisi kendi kendini besleyen bir mekanizma. Tüketici "enflasyon yüksek olmaya devam edecek" diye düşünüyorsa, bugün harcıyor / tasarruf etmiyor. Esnaf "maliyetlerim artacak" diye düşünüyorsa, bugün fiyatını yükseltiyor. Çalışan "enflasyon düşmeyecek" diye düşünüyorsa, daha yüksek zam talep ediyor. Bu döngü kırılmadıkça, merkez bankasının faiz kararları ve TÜİK'in açıkladığı rakamlar tek başına yeterli olmuyor.

Dezenflasyonun kalıcı olması için piyasa ile hanehalkı beklentilerinin yakınsaması şart. Cuma günü açıklanacak veri bu yakınsamayı sağlamayacak. Sağlayamaz. Çünkü bir aylık enflasyon rakamı, yıllarca yerleşmiş bir algıyı değiştirmiyor. Gerçek test, bu makasın aylık veri akışı içinde sistematik olarak daralmaya başladığı gün gelecek. Henüz o gün değiliz.

Reklam
Reklam

Yıl sonu için piyasa beklentisi yüzde 25,80. Gerçekleşirse, 2025 başındaki yüzde 65'li seviyelere kıyasla ciddi bir yolculuk tamamlanmış olacak. Ama bu yolun geri kalanında baz etkisinin desteği azalacak ve hanehalkı beklentileri hâlâ yapışkan seyrediyorsa, o son adımlar çok daha zorlu geçecek.

İyi Rakam, Yarım Hikaye

3 Nisan sabahı saat 10.00'da rakam ekranlara düşecek. Muhtemelen iyi görünecek — baz etkisi bunu neredeyse garanti ediyor. Aylık artışın beklenti bandı olan yüzde 2,35-2,40'ta gelmesi, geçen yılın Mart'ındaki yüzde 2,46'nın hafif altında kalması anlamına geliyor. Küçük ama gerçek bir sinyal.

Ama şunu sormak gerekiyor: Bu rakamı kim ne kadar önemsiyor?

Piyasa profesyoneli önemsiyor; çünkü faiz kararlarını, portföy pozisyonlarını, kur beklentisini buna göre ayarlıyor. Ama sokaktaki tüketici önemsemiyor. Zaten önemseyemez / çünkü manşet rakamlar onun günlük fiyat deneyimiyle örtüşmüyor. Marketin rafındaki fiyat, kirası, doğalgaz faturası ona başka bir şey söylüyor.

Reklam
Reklam

İşte tam bu nedenle, 3 Nisan verisi ne kadar iyi gelirse gelsin, dezenflasyon hikayesi henüz tamamlanmış sayılmaz. Manşet düşüyor, ama beklenti yapışkan. Rakam iyileşiyor, ama algı değişmiyor. Bu uçurum kapanmadan "enflasyon kırıldı" demek için erken.

Mart 2025 bize kaotik bir öncesini gösterdi. Döviz şoku, faiz artışı, rezerv harcaması / bunların ortasında sessizce açıklanan bir enflasyon verisi. Mart 2026 ise daha sakin ama daha belirsiz bir atmosferde geliyor. Baz etkisi yardımcı, dış şoklar henüz tam geçişmemiş, beklentiler hâlâ ayrışık.

Sabah 10'da gelecek rakamı okurken, sayının kendisi kadar şunu sorun: Hanehalkı bu rakama inanıyor mu? Dezenflasyonun kalıcı olup olmadığının cevabı orada saklı.