Dünyanın en etkili yatırım bankalarından Goldman Sachs, ABD'de resesyon olasılığını yüzde 30'a yükseltti. Moody's bu rakamı neredeyse yüzde 50 olarak görüyor. Peki bu tablo Türkiye'yi nasıl etkiler?
Wall Street'in en sık takip edilen araştırma masalarından Goldman Sachs, ABD ekonomisi için verdiği alarmı bu hafta güncelledi. Goldman Sachs, haftalık ABD ekonomi raporunda önümüzdeki 12 ay içinde resesyon olasılığını 5 puanlık artışla yüzde 30'a çıkardı. Banka, bunun temel gerekçesi olarak Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıkların körüklediği petrol fiyatı şokunu, zayıflayan işgücü piyasasını ve inatçı enflasyonu sıraladı.
Goldman tek değil. Moody's Analytics'in modeli resesyon olasılığını yüzde 48,6'ya taşıdı. Wilmington Trust yüzde 45, EY Parthenon ise yüzde 40 olasılık öngördü; ancak Orta Doğu çatışmasının derinleşmesi halinde bu rakamın hızla yükselebileceğini vurguladı. Normal koşullarda herhangi bir 12 aylık dönemde resesyon ihtimali yaklaşık yüzde 20'dir.

ÜÇ TETİKLEYİCİ
Goldman'ın değişen resesyon beklentisinin ardında tek bir şok değil, aynı anda birleşen birden fazla baskı var. Petrol fiyatları İran savaşının başından bu yana yaklaşık 71 dolardan 100 doların üzerine fırladı. Şubat ayı istihdam raporu 92.000 kişilik iş kaybı gösterdi. Goldman, ABD büyümesinin yılın ikinci yarısında yüzde 1,25 ila 1,75 arasına gerileyeceğini öngörüyor; bu "durma noktasına yakın" bir seviye.
Üstelik bu baskılar birbirini besliyor. Petrol fiyatlarındaki artış ve jeopolitik risk aynı anda gelince işe alım ve iş yatırımları üzerindeki baskı normalden daha büyük olabiliyor. Etki sadece enerjiyle sınırlı kalmıyor; çatışmayla bağlantılı tedarik endişeleri gübre ve endüstriyel girdilere kadar uzanarak gıda fiyatlarını ve üretim maliyetlerini de etkiliyor.
Fed'in eliyse giderek daha da zor. Fed, istihdam ve fiyat kaygılarını eşit tutarak faiz indirimlerinin mümkün olduğunu ama yakın olmadığını işaret etti. Goldman hâlâ Eylül ve Aralık'ta iki 25 baz puanlık indirim bekliyor; ancak piyasalarda fiyatlanan faiz artışı beklentisini gereksiz buluyor.
TÜRKİYE'YE ETKİSİ
ABD resesyon korkusunun gelişmekte olan piyasaları doğrudan vurması tarihsel olarak kaçınılmaz. Türkiye için tablo birkaç kanaldan işleyebilir.

Enerji faturası: OECD'nin Mart 2026 raporuna göre enerji ithalatçısı bir ülke olan Türkiye, yükselen küresel enerji fiyatlarına karşı kırılgan konumda; bu durum iç enflasyonu beslemeye devam ediyor.
Ticaret etkisi sınırlı: OECD aynı raporda ABD ticaret tarifelerinin Türkiye üzerindeki etkisinin Çin ve Hindistan gibi diğer gelişmekte olan ekonomilere kıyasla daha sınırlı kaldığını belirtti.
Büyüme beklentisi: IMF, Türkiye'nin 2026 büyüme tahminini yüzde 3,2 olarak korudu. Enflasyonun yüzde 22,8'e gerilemesi ve cari açığın GSYH'nin yüzde 1,2'sinde kalması bekleniyor.
Sermaye akışları: Bir ABD resesyonu küresel risk iştahını baskılar. Bu ortamda gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışı hızlanabilir, dolar değer kazanabilir. Türkiye gibi dış finansmana bağımlı ülkeler için bu döviz kuru ve borçlanma maliyeti üzerinde ek baskı anlamına gelir.
Goldman'ın mesajı net: Ekonomi, aylar önce olduğundan çok daha kırılgan bir zeminde duruyor. Her şey tek bir değişkene bağlı: Hürmüz aksaklıklarının ne kadar süreceği. Hızlı bir de-eskalasyon enerji risk primlerinin çözülmesine izin verir ve ekonomik hasarı sınırlar. Uzun soluklu bir çatışma ise enerji maliyetlerini kalıcı hale getirir, tüketici harcamalarını kısar ve Fed'i giderek daha rahatsız edici bir köşeye sıkıştırır.
Türkiye, doğrudan bir ABD resesyonundan en çok etkilenecek ülkeler arasında yer almıyor. Ama küresel büyüme yavaşlarsa, petrol pahalı kalırsa ve sermaye gelişmekte olan piyasalardan çekilirse, bu dalga Türkiye'nin kıyısına da ulaşır.



