PDA

View Full Version : Hesabı Sorulacak İşler...



Pages : [1] 2

indian
18-04-2007, 15:45
:yes: Bu başlık altında...şahit olunan...doğru bilgiye dayanan olayları ve yorumlarımızı yazalım...bazı olaylar kayıt altına alınsın...meydanı boş sanmasınlar...bakarsınız...yarın öbürgün...içimizden birileri hesap soracak makama gelir..veya buradaki bilgilere göre bazıları hesap verir...

Arkadaşlar...batı çifte standartçı tamam....sömürgeci.....beyaz ırkın üstünlüğünü ve hıristiyan-siyonist öğretinin liderliğini yapar.....tamam..peki bizim dışişleri bakanlığı ne yapar acaba...aşağıdaki haberi okuyunca...kanunsuz emirleri yerine getirse dahi bürokratların sorumluluktan kurtulamayacaklarını düşündüm....ve bunun bilinmesini istedim...Fransada söz konusu Türk vatandaşlarının yürüyüşü olunca....batının çifte/ırkçı standartına tamamda bizim dış işleri bakanlığı bürokratları bilmezlermiki iktidarlar gidici...devlet memuru kalıcıdır....görevi kötüye kullanmamalı..gün olur hesap sorulur...


http://www.yenicaggazetesi.com/yazidetay.asp?AuthorID=77&ArticleID=5092

Sıcak savaşın ön haberleri!
Tayyip Erdoğan, neden Cumhurbaşkanı olamayacağını son konuşması ile bir defa daha gösterdi. 14 Nisan Cumartesi günü Ankara’da yapılan Cumhuriyet Mitingine katılanları küçümsedi. Erdoğan, Tandoğan mitingi ile Karadeniz sahil yolunun açılış toplantısını kıyasladı!
Şimdi bu Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin başbakanıdır ve Cumhurbaşkanı olmak istemektedir!
“Başka sermayemiz yoktur” diyor ama biliyorsunuz, Rahmi Koç henüz bir yerlerden işaret almadan önce Tayyip Erdoğan’ın 1 milyar doları olduğunu ve bu servetin kaynağını açıklamasını istemişti!
Erdoğan, bu servetin bir kısmının kaynağını oğlunun düğünündeki takılarla izah etmeye çalışmıştı sonraları! İstinye’deki yeni Amerikan Başkonsolosluğu yetkilileri ise Erdoğan’ın etrafında pervaneydi o sırada!
Ancak 1 milyar dolarlık takı olmaz! Olsa bile bu bir rüşvet sayılır! Onun için kimin ne kadar sermayesi olduğunu karıştırırsanız mahçup olursunuz! Hem Doğu Karadeniz halkı, bölge üzerinde oynanan oyunlara seyirci kalan ve Avrupa’daki çikolata üreticisi firmaların istediği gibi fındık fiyatını düşüren AKP hükümetine dersini ilk seçimde verecektir!
Fakat bütün dünya basını “son yılların en büyük mitingi” derken ve Tayyip Erdoğan’ın Tandoğan’dan bir ders çıkarması gerekirken, başbakanı olduğu halkına saygısız davranmasının da bir faturası olacaktır!

* * *

Nerede milli bir ses çıkıyorsa Tayyip Erdoğan bunun karşısında mevzileniyor! Sadece Tandoğan mitingine karşı değil, Paris’teki Bastil yürüyüşü de Fransa’nın Türk Dışişleri’ne, Türk Dışişleri’nin de Talat Paşa Komitesi’ne baskısı sonucu ertelendi! Sadece Paris’te bir konferans yapılabildi. Oysa konferansta konuşan Dr. Yavuz Dedegil’in belirttiği gibi, “Türkiye’ye yönelik Ermeni soykırımı iddiaları sıcak bir savaşın ön habercisidir.”
Bakın Dedegil ne diyor:
“Yıllar önce Avrupa basınında ortada hiçbir sebep yokken Arjantin aleyhinde bir kötüleme kampanyası başlatıldı. Bu kampanya uzun süre devam ettikten sonra Arjantin Falkland adalarına el koydu. İngiltere, binlerce mil uzaktaki adaya çıkarma yaparak adaları geri aldı. Savaş sona erdikten sonra Avrupa basınındaki Arjantin’i kötüleme kampanyası da sona erdi!
Ermeni soykırımı iddiaları da Türkiye’ye yönelik sıcak bir savaşın ön habercisidir, hissi bir olay değildir, bir projenin ürünüdür! Türkiye küreselleşme adı verilen enternasyonal faşizmin önüne yem tabağı gibi sunulmak istenmektedir. Türkiye’ye yönelik bu saldırı uzun vadelidir, sinsidir. Önce Türk Dışişleri’nin kumandasını ele geçirdiler ki Berlin ve Paris yürüyüşlerimizi Türk Büyükelçilikleri sabote etti!
Bu durum karşısında milli bir parlamento ve milli bir hükümet oluşturmamız şarttır.” * * *


Erdoğan, Tandoğan’da halkın milli hükümet, milli parlamento ve bu milli yapıya layık bir Cumhurbaşkanı istediğini biliyor! Fakat kendisi Türkiye’yi kuşatan güçlerin projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olduğundan milli seslere tahammül edemiyor!
Bazıları, Erdoğan ve AKP’ye yönelik sert eleştirilerin, karşı tarafı düşman gibi görmek anlamına geldiğini söylüyor! Oysa, Genelkurmay Başkanı da açıklıyor ki “AB müktesebatını alıp uygularsak Türkiye’yi paramparça etmişiz demektir.”
Londra merkezli Uluslararası Azınlık Hakları Grubu adlı kuruluşun “Türkiye’de azınlık haklarının geliştirilmesi” konulu üç yıl sürecek bir proje üzerinde çalıştığını bildiren Orgeneral Büyükanıt, Türkiye’deki bazı sivil toplum kuruluşlarının bu projeyle işbirliği yaptığını söylüyor!
Sadece bazı sivil toplum kuruluşları değil, AKP de bu tür projelere tam destek veriyor!
Tandoğan mitingine katılan kitleler, elbette sinirlerini altüst edecektir Erdoğan’ın!


Tarih:18.04.2007

balaban
18-04-2007, 18:05
Herkes okusun. Topik gerilerde kalmış

indian
19-04-2007, 09:49
:grrr:

medya ya yalaka olmuş...ya da kontrol altına alınmış (fonlanmış)...bir avuç muhalif gazeteciye zalimce davranılmış....tandoğanda milyonlar mazlum konumuna düşmüştü...şimdi bir avuç gazeteci hem mazlum....hem de hakaret edilmiş...işleri haber vermek olan insanlara bile tahammül edemeyen bir zihniyet...yapanları ve suskun kalanları kını-yorum:grrr:


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6358460.asp?yazarid=5&gid=61

Camilere bayrak asılacak mı?


BİRKAÇ hafta önce Diyanet İşleri Başkanlığı’na hitaben bir yazı yazmıştım... Ve istirhamımı iletmiştim:

"Önümüzde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı var. Benim gündeme getirmem üzerine geçtiğimiz Cumhuriyet Bayramı’nda belli yörelerimizde belli camilere Türk bayrağı astırmıştınız. Bu uygulamayı 23 Nisan bayramında da sürdürmenizi istirham ediyorum. Göndereceğiniz yanıtı burada aynen yayınlarım."

Aradan haftalar geçti, Diyanet’ten ses çıkmadı. Ne evet dediler, ne hayır!

Türkiye’de çok acı bir gerçekle yüz yüzeyiz. Bazı kesimlerin bayrağımıza, Türk bayrağına alerjisi var! Onlar diyor ki, "Camilere ulusal bayram günlerinde bile bayrak asılmaz".

Niçin asılmaz? Bunun açıklamasını yapan yok.

İşin ilginç yanı, bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı bile bu konuda duyarsız davranmayı sürdürüyor. Şimdi kendilerine milyonlarca insanımızın önünde bir kez daha açıkça soruyorum ve yanıt bekliyorum:

"23 Nisan’a birkaç gün kaldı. Camilere bayrak asacak mısınız, asmayacak mısınız? Eğer asmayacaksanız, gerekçeniz nedir?"

Birkaç satırlık açıklama yapmaları yeterli olacak ve kamuoyunu bilgilendirecektir. Bekleyelim ve görelim!

Tu kaka-sakıncalı gazeteciler

NUTUK atmaya gelince bol kepçe var!.. "Hukuk... Demokrasi... AB ilkeleri... Çağdaşlık... Özgürlük!.."

Hepsi palavra. Sözünü ettikleri her ilke, eğer kendi işlerine geliyorsa vardır. Yoksa yoktur.

Dün bunun en çarpıcı örneğini yaşadık. AKP-MKYK toplantısını izlemeye giden bazı muhabir ve kameraman arkadaşlarımızı içeri almadılar, geri çevirdiler. Hatta parti binasının bahçesinde durmalarına bile izin vermeyip sokağa doğru kovaladılar. Kimdi onlar?

Kanaltürk, art (Avrasya) ve Kanal B’de görevli gazeteciler.

Onları niçin kovdular?.. Çünkü o arkadaşların görevli olduğu televizyon kanalları, iktidar yanlısı ve iktidar yalakası değil. Onlar, bu tek parti döneminde AKP iktidarından korkmayan, dürüst yayın yapan, haberlerinde ve programlarında iktidara eleştiri getirip rahatsızlık veren kanallar...

Ve sayıları çok az.

Çoğunluğun sindirildiği bir ortamda onlar muhalif çizgilerini sürdüren yayın organları.

Düşünün ki, eleştiri yapan birkaç televizyon kanalına bile katlanmaları, tahammül etmeleri mümkün olmuyor...

Ve yapılan bir toplantıyı izlemek için parti binasına girmelerine izin verilmiyor.

AKP gerçek yüzünü dün bir kez daha gösterdi. Demokrat!.. Çağdaş!.. AB’ci!..AL GÜLÜM VER GÜLÜM

YARIN üçü bir araya gelip cumhurbaşkanlığı konusunu görüşecekmiş! Tayyip Bey, Abdullah Bey ve "heykeli dikilesi, şeyini şey ettiğimin şeyi" Bülent Arınç.

Bu süreçten üçü de kazançlı çıkacak. Biri cumhurbaşkanı, öbürü başbakan olacak. Özellikle "şeyini şey ettiğimin şeyi" Arınç uyanık çıktı, pazarlığı iyi götürdü. Önce, "Çankaya için aday olup olmayacağımı yakında görürsünüz" gibi laflar ederek usulca müşteri kızıştırdı, Tayyip Bey’e ve partisine gözdağı verdi.

Oysa cumhurbaşkanlığına aday maday olmayacaktı. O sözleriyle kafalarda soru işareti yaratıp pazarlık gücünü artırmak, kendi siyasi geleceğini kurtarmak istiyordu. Yarın üçü arasında pazarlık kesilecek ve gelecekte nereyi, hangi makamı istiyorsa, kendisine o konuda güvence verilecek.

Al gülüm-ver gülüm.

Üçü de erecek muradına, bize de çıkmak düşecek bunların kerevetine!

* * *

Emin Çölaşan’ın notu: ODTÜ’lü kardeşim sevgili Ali Dinçer, çizgisinden ve inandığı yoldan hiç sapmayan lekesiz, düzgün adamdı. Eşi Yıldız Hanım başta olmak üzere sevenlerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.

kumralada
19-04-2007, 17:40
Dehşetle izleyip kınadığım dün Malatya'daki yapılan katliam diyebileceğim vahşi cinayet haberini izlerken uzun süredir kafamdaki bir sorunun cevabını da bulmuş oldum.
Kafamı kurcalayan bu soru neydi?
Geçen yıl bu tarikat yurtlarından birinde, burada kalan öğrencilere toplu halde filmler gösterildiğini öğrenmiştim orada kalan bir öğrenciden. Ne tür filmler seyrediyorsunuz, örneğin en son hangi filmi seyrettirdiler diye sormuştum.
Cevap olarak "Testere"(Saw) filminin adını duyunca çok yadırgadığımı ve kafama bir soru işareti yerleştiğini hatırlıyorum. Neden böyle vahşet temalı bir film seçilmiş olduğunu şimdi anlayabiliyorum ama bu fikir bile dehşet verici.

Bence mercek altına alınıp incelenmesi gereken yerlerin başında ülkeyi örümcek ağı gibi sarmış olan bu tarikat yurtları geliyor. Ama bu iktidar dönemindeki zihniyetin bu incelemeyi yapmasını beklemek hayalcilik, çünkü zaten destek veriyorlar buralara.
Ülkemiz için başlıca tehlikelerden biri işte burada beyinleri kin ve vahşetle yıkanarak yetiştirilen genç nesiller. Kimi aileler cahillik ve çaresizlikten kimileri de bedava olsun da ne olursa olsun düşüncesiyle çocuklarını buralara yolluyorlar, onların topluma geri dönüşü ise gördüğümüz gibi.

Sarı
19-04-2007, 18:28
Mercek altına alınıp incelenmesi demişsiniz, laf olsun diye yazdınız galiba Türkiyede ki tüm yurtlar özelliklede bu tip yurtların kayıtları jandarma ve emniyet tarafından detaylı bir şekilde tutulur, izlenir ve değerlendirilir.

tent
19-04-2007, 19:46
Mercek altına alınıp incelenmesi demişsiniz, laf olsun diye yazdınız galiba Türkiyede ki tüm yurtlar özelliklede bu tip yurtların kayıtları jandarma ve emniyet tarafından detaylı bir şekilde tutulur, izlenir ve değerlendirilir.
hrant dink'in katil zanlısıyla hatıra fotoğrafı da çektirirler...

Çetin Sürel
19-04-2007, 19:58
vahşet diye nitelediğiniz olayın kat kat daha fazlası olaylar herzaman bütün dünyada oluyor,özelliklede amerikada ama ya heberimiz olmuyor yada yüzeysel geçiyorlar.ah medya ah.vede ah hepimiz hristiyanız diyebilen zihniyetler ah.çok yazık...

tent
19-04-2007, 19:59
haberturk'te dediğine göre, katil zanlıları daha önce paskalya kutlamalarına katılmışlar. birisi de isa'nın hayatını anlatan bir oyunda rol almış.

aklıma güneydeki tatil yörelerinde, yaşlı turist bayanlara, türk erkeğinin gücünü göstermeye meraklı gençlerimiz geldi. icrayı sanat ederken, kadınların paralarını da yerler. ama müslümanlıklarına da toz kondurmazlar. sonra para konusunda maraza çıkar, ortalık karışır.

acaba, malatya'daki tipler de bu kafada mıydı. kolay para kazandılar, sonra "yılanın yuvasını kazıp, bütün altınları alalım" mı dediler?
------------
öyküyü de anlatayım, bilmeyen vardır belki: çiftçinin biri çift sürerken, bir yılanı ezecekken farkedip, durmuş. yılan da dile gelip sormuş "niye öldürmedin beni?". çiftçi "sene de allah'ın yarattığı bir mahluksun, nasıl kıyarım". yılan aldığı cevabı duyunca ileride bir yeri işaret edip (neresiyle işaret ettiyse artık) "benim yuvam orada, her hafta oraya gel, sana 1 altın vereceğim" deyip, gitmiş. çiftçi de meraktan gitmiş ki, bi altın lira duruyor, deliğin ağzında. her hafta gitmiş, altınını almış.

yıllar geçmiş, "hacca gideyim artık" deyip yola düşmüş. gitmeden önce de oğluna durumu anlatmış. oğul, bir iki hafta sonra, "niye haftada bir altın? yuvayı kazarsam, hepsini bi kerede alırım" deyip, yuvayı kazmaya başlamış. yuvadaki yılan durumu anladığında geç kalmış, inen kazma kuyruğunu koparmış. can havliyle de oğlanı ısırıp, öldürmüş.

adam hacdan gelince durumu öğrenir, yılan yine dile gelir ve "ben de bu kuyruk acısı, sen de evlat acısı oldukça, bir daha dost olamayız" demiş.

ally_mcbeal
19-04-2007, 20:20
akşam haberlerini izlerken boğazım düğümlendi, midem bulandı. kim bu insanları böyle kin ve nefret dolu hale getirdiyse lanet olsun! en ufak hoşgören varsa ona da lanet olsun!

bu haberlerin yemek saatine gelmesi de çok kötü. insan yemek yemeye utanıyor.

idam cezası kalkmamalıydı. kesinlikle.

ally_mcbeal
19-04-2007, 20:22
------------
öyküyü de anlatayım, bilmeyen vardır belki: çiftçinin biri çift sürerken, bir yılanı ezecekken farkedip, durmuş. yılan da dile gelip sormuş "niye öldürmedin beni?". çiftçi "sene de allah'ın yarattığı bir mahluksun, nasıl kıyarım". yılan aldığı cevabı duyunca ileride bir yeri işaret edip (neresiyle işaret ettiyse artık) "benim yuvam orada, her hafta oraya gel, sana 1 altın vereceğim" deyip, gitmiş. çiftçi de meraktan gitmiş ki, bi altın lira duruyor, deliğin ağzında. her hafta gitmiş, altınını almış.

yıllar geçmiş, "hacca gideyim artık" deyip yola düşmüş. gitmeden önce de oğluna durumu anlatmış. oğul, bir iki hafta sonra, "niye haftada bir altın? yuvayı kazarsam, hepsini bi kerede alırım" deyip, yuvayı kazmaya başlamış. yuvadaki yılan durumu anladığında geç kalmış, inen kazma kuyruğunu koparmış. can havliyle de oğlanı ısırıp, öldürmüş.

adam hacdan gelince durumu öğrenir, yılan yine dile gelir ve "ben de bu kuyruk acısı, sen de evlat acısı oldukça, bir daha dost olamayız" demiş.

bu öyküyü duymuş ve çok tutmuştum. şimdi yazılı görmek iyi oldu, not edebileceğim.

atahan111
19-04-2007, 20:31
Tayyip’in Danışmanları…
Tarih 28 Mart 1994. İstanbul Aksaray’da oto galerisi,
yeleklerinin üzerinde “polis” yazan, 8 kişi tarafından basıldı.
42 yaşındaki galeri sahibi ve 32 yaşındaki yeğeni, dükkanda bulunan
müşteriler ve konukların gözleri önünde,
“karakola gitmemiz gerekiyor” diye alınıp götürüldü.
Galeri sahibi daha önce de uyuşturucu kaçırdığı, PKK’ya parasal yardım
ettiği iddialarıyla gözaltına alınmıştı.
Bu nedenle karakola götürülmesini hiç yadırgamadı. Ertesi gün Kınalı -
Sakarya TEM otoyolunda,
Hendek gişelerine bir kilometre kala, şakağına sıkılan tek kurşunla
öldürülen galeri sahibi ile kalbine üç kurşun sıkılmış,
gözleri bağlı yeğeninin cesedi bulundu…O günler, PKK’ya
yardım eden Kürt işadamlarının öldürüldüğü günlerdi..
Aradan yıllar geçti. Öldürülen Kürt işadamının bir başka yeğeni bugün
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın danışmanı. Öyle sıradan bir danışman değil ama;
10 Aralık 2002 tarihinde, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Bush ile AKP Genel
Başkanı R.T.
Erdoğan’ın yaptığı toplantıya katılan birkaç isimden biri.
Babası milletvekili. Babası bir dönem insan hakları meseleriyle çok
yakından ilgiliydi; dernek başkanıydı;
fırsat buldukça da İstanbul-Ankara belediyelerinin köprü, yol ihalelerini
alırdı. Ailece S-300 Mercedese
biniyorlar…Danışmanın üniversite mezunu bile olmadığı söyleniyor.
Başbakan Erdoğan’ın bu danışmana özel bir sevgisi olduğu biliniyor.
2) CÜNEYD ZAPSU
Bu danışman Güneydoğu’nun en büyük Kürt aşiretinin üyesi.
Dedesi ilk Kürtçe tiyatro eseri yazan bir edebiyatçı.
Ehl-i Sünnet dergisinin sahibi.
Türkçe-Kürtçe yayınlanan “Jin” dergisinin önde gelen isimlerinden.
Danışmanın halası, faili meçhul bir cinayete kurban giden Kürt hareketinin
önde gelen isimlerinden Musa Anter’in eşi.
Danışmanın eniştesi öldürüldüğünde Abdullah Öcalan başsağlığı mesajı
yayınladı.
Öldürülen bu Anter’in yeğeni milletvekili de yine faili meçhul bir
cinayete kurban gitti.
Danışman yakın akrabaları gibi Doğu ve Güneydoğu’da gezmiyor.
O’nun bir ayağı hep Amerika’da. Orada da sıradan yerlere gitmiyor.
Örneğin bugünlerde, Florida TAMPA’da ABD Askeri Komuta Merkezi’nin
bulunduğu
Mac Dill Hava Üssü’ne sık sık uğradığı söyleniyor.
Biliyorsunuz, ABD’nin Irak işgalini komuta ettiği 9 merkezden biri
burası.
TÜSİAD üyesi bu danışman, Başbakan Erdoğan’ ın özellikle yurt dışındaki
tüm resmi-özel görüşmelerinde
bulunuyor. Erdoğan’ın “aklının yarısı” olduğu iddia edilen bu danışman,
işin tuhaf anı, daha çok Korkut Özal’a yakın.
3) ÖMER ÇELİK
Bu danışman aslen Diyarbakırlı. Ama doğum yeri başka. Fakat Kürt olduğunu
saklamıyor.
Gazi Üniversitesi Kamu yönetimi mezunu. Dil bilmiyor sayılır. Bir dönem
radikal islamcıydı.
Yaşar Kaplan’ın aylık Düşünce Edebiyat dergisinde editörlük yaptı.
Buradan daha ılımlı,
Ali Bulaç’ın Bilgi ve Hikmet Dergisi’ne geçti. Ali Bulaç sayesinde R.T.
Erdoğan ile tanıştı.
Sonra Yeni şafak gazetesine geçti, köşe yazarı oldu. Bir ara Dinç
Bilgin grubunda, sonra Aydın Doğan grubunda ve son olarak da Uzan
grubunda çalıştı…
Yoksuldu; üniversitede yurtta kalıyordu; şimdi lüks otellerden çıkmıyor,
100 bin dolarlık jeeplere biniyor. Bekar. Kırık bir aşk hikayesi var.
Yazmam ama…
Meclis kulisinde dedikodu yapmayı seviyor:
iki yıl önce Lale Mansur ile flört ettiğini söylüyordu, şimdi de Deniz
Akkaya ile 6 ay birlikte olduğunu…
Sohbetleri renkli olsa da, AKP Grubu bu danışmanı hiç sevmiyor.
Öyle ki, “Grupta ikinci tezkereyi geçirmek için,
Amerikayı göklere çıkaran konuşmaya kızıp hayır oyu verdim” diyen AKP
milletvekilleri var!
Bu danışman-milletvekili Başbakan Erdoğan’a özellikle Ortadoğu konusunda
danışmanlık yapıyor…
4) EGEMEN BAĞIŞ
Babası Güneydoğu’da bir şehrin belediye başkanıydı.
O ise Beyaz Saray’ın yeminli müşaviriydi. Nerden nereye…
ABD vatandaşı olduğu iddia ediliyor. Ama şimdi o hem danışman hem
milletvekili.
Uzatmayalım. Başbakan Erdoğan’ın tüm danışmanlarının Kürt
Olmaları tesadüf mü? Öyle kabul edelim!
Peki hepsinin bir şekilde ABD ile yakın temas
içinde olmalarını nasıl açıklayacağız? Bilmem. A
ma bildiğim şudur:
Ağrı Diyadin DEHAP ilçe Başkanı Mehmet Nuri Sarı’nın,
Abdullah Öcalan’a, “Sayın” dediği için 2 yıl 1 ay hapse mahkum edilmesinin
bugün hiçbir anlamı yoktur.
Türkiye, içindeki düşmanını
yanlış yerlerde arıyor; biraz kafasını kaldırıp yukarıya bakması
gerekiyor…
Cüneyt ZAPSU- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın Danışmanı (BİM marketlerin
sahibi)
Kürt Teali Cemiyeti’nin Kurucu Üyesi, Kürt Hevi Cemiyeti’nin Kurucusu
‘Kürdistan’da Kürtten başka hiçbir millet yoktur’ diyen Abdurrahim
ZAPSU’nun torunudur.
Alman vatandaşı olduğu için milletvekilli adayı olmadığı belirtilen
Cüneyt ZAPSU AKP’nin kurucu üyesi ve ‘Türkiye yalnızca Türklerin
değildir..
Bu düzenin koruyucusu olmamız mümkün değil.. Ata’ya saygı duruşunda sap
gibi ayakta durmaya gerek yok..
Bu hukuku hazırlayanlar bu düzenin kaldırılmasının maşası olacak…’
diyen Tayyip’in danışmanıdır.
Yaşadığı sürede Türklere her fırsatta kin kusan babaannesi Hidayet
Zapsu,
Kürt isyanlarının baş aktörü olan Bedirhan aşiretine mensuptu. BİM’in de sahibi olan Cüneyt ZAPSU’ nun halası PKK’nın ve Apo’nun akıl
hocası Musa ANTER’in karısıdır.
ZAPSU’nun şirketlerinde , Kürt Teali Cemiyeti’nin başkan ve mensuplarının
torunları yönetici olarak görev yapıyorlar.
Şeyh Sait’in öcünü alıyorum, aldım… Şeyh Sait ve taraftarları gerçek
şehittirler’ diyen,
Şeyh Sait’in dava arkadaşı Abdurrahman ZAPSU’nun torunu Cüneyt ZAPSU
icraatlarıyla da görülüyor ki,
dedesinin kin ve intikam duygularını başarıyla devam ettiriyor.
AKP Genel Başkan Yarımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ise Şeyh Sait’in
torunudur.
BİM’den alınan her ürün hainlerin gücüne güç katmaktadır.
KOMİK DEĞİLMİ mahvolmuşuz biz ((
16 04 2007

atahan111
19-04-2007, 20:36
Başbakan Danışmanı Cüneyd Zapsu, Recep Tayyip Erdoğan’ı İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde tanıdı. Aynı günlerde, sonradan ortak olduğu Suudi işadamı Yasin El Kadı ile de tanışmıştı. Bir gün bu iki ismi evinde buluşturdu.

Ortağının hesaplarına el konulunca Zapsu, ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Wolfowitz’e şikâyet etti: Bu adamın iş hayatını kararttınız. Ladin’e gittiğini söylediğiniz yardımları 1993’te yapmış. O yıllarda Bin Ladin sizin adamınızdı...

Milliyet’in açtığı "Yasin El Kadı dosyası" ve Başbakan Erdoğan’ın "Yasin Bey’e kendime inandığım gibi inanıyorum. Hayırsever bir insandır" cümlesi belli ki seçime kadar daha çok tartışılacak.
AKP’nin zaafı, muhalefetin kozu olacak.
Peki Başbakan, bu kadar güvendiği Yasin El Kadı ile ne zaman, nerede tanıştı?
Cevap:
İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde...
Cüneyd Zapsu’nun evinde...
Ya Zapsu’nun El Kadı bağlantısı?..
Bunun kökenine inebilmek için Cüneyd Zapsu’nun Almanya’dan Türkiye’ye döndüğü yıllara uzanmak gerek...

TÜSİAD yılları

Zapsu, Almanya’dan Türkiye’ye 1986’da döndü.
İşleri iyice büyütmüş, Batı’nın büyük fındık üreticileriyle ilişki kurmuş, Fındık İhracatçılar Birliği Başkanı olmuş, en genç üye sıfatıyla TÜSİAD’a girmişti. En yakınları, İshak Alaton, Can Paker gibi liberallerdi.
90’ların başında TÜSİAD’daki görüşleriyle dikkati çekti ilkin...
"Güneydoğu’da polise çelik yelek alalım" diyenlere "Alalım ama önce sorunun özünü çözelim diyor, DEP’liler Meclis’ten yaka paça atılınca, "İngilizler Sinn Fein’le görüşüyor, siz muhatabınızı içeri tıkıyorsunuz" diye isyan ediyor, "PKK’lı" damgası yiyordu.
TÜSİAD’ın Manisa’da işkence gören gençlere sahip çıkmasını istediği için "komünist", başörtüsü özgürlüğünü savunduğu için "İslamcı" sayılıyordu.
O ise kendini "sosyal demokrat" diye tanımlıyordu.

El Kadı ile tanışma

İşte Yasin El Kadı ile o dönemde, 1992’de tanıştı Zapsu...
Tanıştıranlar, Murat Ülker ile Mustafa Topbaş’tı.
Korkut Özal’ın önayak olmasıyla Suudi sermayesiyle dindar Türk işadamları arasında zaten Al Baraka Türk gibi ortaklıklar yürürlükteydi.
1955 doğumlu bu işadamı da Türkiye’de yatırım yapmak istiyordu.
Zapsu’lar da tam o dönemde yatırıma hazırlanıyordu. Ortak olma kararı aldılar ve Yasin El Kadı, Cüneyd ve Aziz Zapsu, Korkut Özal, Mustafa Topbaş bir araya gelip 1995’te BİM’i kurdular.
Zapsu, aynı dönemde Erdoğan’la tanışmıştı.
TÜSİAD’daki bir mühendis, "Tayyip Bey ziyaretinize gelmek istiyor" dediğinde "O da kim?" diye sormuştu Zapsu...
Refah’ın İstanbul İl Başkanı olduğunu öğrenince de nezaketen kabul etmişti.
O ziyarette Erdoğan, Cüneyd Zapsu’nun dedesi Abdürrahim Zapsu’dan açtı sohbeti; TÜSİAD’daki çıkışlarını övdü, "Sözünü sakınmayan birisiniz, tanışmak istedim" dedi.
Nezaket ziyareti, 3 saatlik sıcak bir sohbete döndü.

Patronlara tanıştırma

1994 yerel seçimleri yaklaşırken İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday olan Erdoğan, Zapsu’ya telefon etti.
"Kesin para isteyecek" diye aklından geçirdi Zapsu...
Erdoğan, "Cüneyt kardeş, senden para isteyecek değilim" diye lafa girince kızardı Zapsu...
Erdoğan, "İş çevresinden kimse bana yüz vermiyor. Bana yardımcı ol" dedi.
Zapsu hemen evinde bir davet verdi. Tanıdığı işadamlarını çağırdı.
Erdoğan’ı "zenginler kulübü" TÜSİAD’ın üyeleriyle tanıştırdı.
Yaklaşık 50 büyük patronun katıldığı o davet, Erdoğan’ın kariyerinde bir dönüm noktası oldu.

Erdoğan’ı El Kadı ile tanıştırıyor

Erdoğan seçildikten sonra Zapsu, yeni başkanı evine davet edip ortağı Yasin El Kadı’yla tanıştırdı.
El Kadı, "hayırsever bir işadamı" olarak biliniyordu. Kız talebe yurtları yaptırıyor, Amerika’daki okulunun cami derneğine destek veriyordu.
Zapsu da sıkıştığı dönemlerde kendisinden ciddi miktarlarda borç almış, "şirketin borçlarını ödemekte kullanmış" ve geri ödemişti.

Bir rövanş hikâyesi

Erdoğan, 2001’de partisini kuracağı zaman Zapsu’yu davet etti.
Zapsu, abisinin, çocuklarının itirazıyla karşılaştı.
Büyük kızı Hande’yi ikna etmek için ona Manisa’da liseli gençlerin işkence gördüğünü, Erdoğan’ın şiir okuduğu için hapse girdiğini anlattı:
"Ben böyle bir ülkede büyümenizi istemiyorum. Şimdi bunları değiştirme şansımız var. 3-4 yıl deneyeceğim. Olmazsa işimin başına dönerim" dedi.
Şimdi "rövanş vakti"ydi.
Dedesini hapse tıkan, babasını sürgüne zorlayan sistemin demokratikleşmesine yardımcı olabileceğini düşünüyordu.

İlişkiler ağı

İşlerini abisine devredip kolları sıvadı. Kurucu olarak katıldığı AKP’ye Ali Babacan’ı ve hep hayran olduğu Korkut Özal’ın oğlunu da o katmıştı.
AKP’nin kurulduğu 2002 yılında fındık alanında işlerini dünya çapında büyütmüş, 50 ülkenin fındık üreticilerinin örgütlendiği Uluslararası Kuru Meyve ve Kuruyemiş Konseyi’nin Başkanı seçilmişti.
Türk-Amerikan İş Konseyi’nin, Dünya Ekonomik Forumu’nun üyesiydi. Bilderberg’le olduğu kadar, Alman siyasetçilerle ve Bush yönetiminin yeni muhafazakârlarıyla da içli dışlıydı.
Bu ilişkileri ve girişkenliği ona kimi kapılar açmıştı.
Şimdi ilişkilerini Erdoğan için kullanacaktı.

Açılan kapılar

Erdoğan’ın başbakanlığa hazırlandığı 2001-2002’de büyük bir tanıtım atağına girişti Zapsu...
TÜSİAD üyelerini yine evinde toplayıp bu kez "Başbakan adayı" ile tanıştırdı.
Erdoğan’ın ABD gezisini ayarlayıp onu Washington’a takdim etti.
2002 başında Başbakan Ecevit olduğu halde Davos’a Erdoğan’ın davet edilmesini sağladı.
Sonrası biliniyor:
Milletvekili adayı olmadı, ama AKP’nin seçimi kazandığı gece Erdoğan’ın yanı başındaydı.
Sistemin AKP’yi hazmedemeyeceğini, hırpalayacağını görüyordu. Tek çare ABD’nin ve AB’nin desteğini alarak güç toplamaktı.
Erdoğan’ın dış ilişkilerini üstlendi.
Başbakanların ilk gezisini Kıbrıs’a yapma geleneğini yıkarak Erdoğan’ı ilkin İtalya’ya götürdü. Berlusconi dostluğunun temelini attı. Almanya bağlantılarını kullandı. Randevular ayarladı.
Ardından White House’un kapısına yüklendi, Yahudi lobisine seslendi, Bush’un Erdoğan’ı kabul etmesi için çabaladı.
Bu görüşme, AKP’nin tescili oldu.

"Ladin sizin adamınızdı"

Ancak o dönem 11 Eylül patladı.
Washington yönetiminin hazırladığı ve BM’nin onayladığı "terörün finansörleri" listesinden ortağı Yasin El Kadı’nın adı çıktı.
"Muvaffak Vakfı" aracılığıyla El Kaide’ye fon sağladığı öne sürülen El Kadı’nın mallarına tedbir kondu. İş hayatı çöktü. BİM’deki ortaklığından ayrıldı.
O günlerde Zapsu, Amerika’ya gittiğinde evinde kalacak kadar yakınlık kurduğu ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e, El Kadı’ya yapılan haksızlığı şikâyet etti:
"Şimdi El Kadı’yı Bin Ladin’e destek verdiği iddiasıyla suçluyorsunuz. Ama unutmayın ki, onun bağış yaptığı 1993’lerde Bin Ladin sizin adamınızdı. ABD şirketleriyle iş yapıyordu. Üstelik bu iddialarınızı doğrulayacak kanıt bulamadığınızdan hakkında dava da açamadınız, ama onun iş hayatını kararttınız" dedi.

Son görüşme

Irak Savaşı Zapsu’nun etkinliğini hepten artırdı. Ankara-Washington arasında mekik dokuyor, Türkiye’yi Irak operasyonuna dahil etmeye çalışıyor, tezkere çıksın diye uğraşıyor, ABD’lilere "Erdoğan’ı kullanın" diye öğütler veriyordu.
Yetkisiz bir danışmanın bu kadar etkin olması, resmi gezilere, ikili görüşmelere, gizli oturumlara katılması, Türkiye’yi bağlayacak sözler vermesi, hem bürokraside hem de parti içinde büyük rahatsızlık yarattı.
"Çuval krizi"nde askerlerin de katıldığı bir toplantıda Başbakan’ın ona "Şu Wolfowitz senin arkadaşın değil mi? Arasana" demesi, o günlerde hiçbir Türk yetkiliyle görüşmeyen Wolfowitz’in Zapsu’nun telefonuna çıkması, hepten dikkatleri üzerine çekti.
Zaten AKP içindeki Milli Görüşçülerin de hedefiydi. Yaşam tarzı, ailesi ile partinin yapısına uymuyordu. Parti rozeti takmıyor, yakasında bir Türk bayrağıyla geziyordu. Parti içinde özellikle MHP’ye yakın kanatla zıtlaşıyordu. Kendini "Günahkâr bir Müslüman" olarak tanımlıyordu. Amerika’da okuyan kızları başörtüsü takmadığı gibi gayet rahat giyiniyordu.

El Kadı’yı aradı

O günlerde eşi Beyza Zapsu’nun cuma namazlarına erkeklerle aynı safta başı açık katıldığı haberi patladı.
Sonra "Başbakan’ı kullanın" konuşması nedeniyle yerden yere vuruldu.
Fındık piyasasına müdahale ettiği, kendi çıkarına kararlar aldırdığı iddia edildi.
Ve nihayet El Kadı skandalı patladı.
Milliyet’in yayımladığı belgeler yalanlanamayacak kanıtlarla doluydu. Başbakan’ın kefil olduğu El Kadı için Emniyet’in "Türkiye’ye giriş yasağı var" diye açıklama yapmasıyla kriz hepten derinleşti.
Peki Zapsu krizden sonra aradı mı eski ortağını?..
Evet...
Haberler çıkmaya başlayınca uzun süre sonra yeniden çevirdi Cidde’deki telefonu... Olanları anlattı. El Kadı’nın haberi yoktu.
"Senin Türkiye’de avukatın yok mu? Niye kendini savunmuyorsun" diye sordu Zapsu... El Kadı hemen avukatlarını harekete geçirdi ve gazetelere verdiği bir ilanla "kamuoyuna açıklama" yaptı.
Ancak ilan, büyük medyada yayımlanmadı.

Rövanş?

Zapsu uzun süre işleri perde arkasından yönettikten sonra birden deşifre olmasını, önce eşinin, sonra kendisinin hedef seçilmesini ve peş peşe gelen skandalları "fazla sayıda nasıra bastığı için ödetilen bedeller" olarak görüyordu.
Bırakabilir ve hep hayalini kurduğu gibi Key West’e yerleşip bir bar açabilirdi.
Bir ara Başbakan’dan izin istemeyi düşündü, ama Erdoğan, önce eşi Beyza’nın cuma namazı konusunda, sonra El Kadı krizinde kendisini o kadar güçlü savundu ki, bırakamadı.
Kriz boyunca kendisini aramayanlar Erdoğan’ın sahiplenmesinden sonra arayıp sormaya başladı; Zapsu "siyaseti daha iyi tanıdı."
Öte yandan tehditler de sıklaştı.
Çok sayıda korumayla yaşar hale geldi.
Hapsedilmiş dedesinden, sürgündeki babasından devraldığı miras bugün bu noktada...
"Rövanş" mı? "Türkiye’nin demokratikleşmesi en büyük rövanştır" diyor Zapsu...

Milliyet
Can Dündar

Kantaroncu
19-04-2007, 21:21
Hesap sormak için malzeme toplamak iyi de.... Ülkemizde siyasi iktidar değişikliği olmadan hesap sorma makenizması çalışmaz, çalıştırılamaz... Teftiş Kurulları'nı soruşturma emri vererek çalıştırma yetkisi siyasi iradede... Siyasi irade de kendi adamları için soruşturma emri vermez... Hoplasan da zıplasan da durum bu... Ancak, muhalif bir bürokrat bir yolsuzluk yaparsa, o zaman bu kurullara görev verilir ki "gidip ipini çekin gelin" demektir artık.... Aslan parçası müfettişler varıp çullanır muhalif bürokrata... Hiç bir şey bulamadı mı, TCDD'de olduğu gibi "Koridorda halının kenarından yürüdün"; Meteoroloji'de olduğu gibi "Sandalye'de eğri oturdun" türünden suçlar bulup, anasından emdiği sütü burnundan getirirler....

Bizde Teftiş böyle olur....

Çare: Siyasi iktidarı değiştirmek...

kumralada
20-04-2007, 15:59
Mercek altına alınıp incelenmesi demişsiniz, laf olsun diye yazdınız galiba Türkiyede ki tüm yurtlar özelliklede bu tip yurtların kayıtları jandarma ve emniyet tarafından detaylı bir şekilde tutulur, izlenir ve değerlendirilir.

Ya gerçeklerden haberiniz yok ya da görmek istemiyorsunuz bazı gerçekleri.
Devlet kuruluşu olan Çocuk esirgeme kurumundaki çocuklara bakıcıları tarafından yapılan eziyetlerden (görüntülü üstelik) de mi bihabersiniz. Ancak gazeteciler gizli kamera ile çekip haber yapınca haberdar oluyor yetkili denen zevat. Bir de aşağıda bugünkü Hürriyette çıkan yazıyı okuyun belki ufkunuz genişler.

Oktay EKŞİ


Bebekten katil yaratmak...


MALATYA’daki vahşetin failleri, yaptıklarının hesabını elbet adalete verirler. Biz meselenin o tarafında değiliz.

Meselenin neresinde olduğumuzu anlatmak için isterseniz hafızalarımızı tazeleyelim.

Ermeni kökenli gazeteci Hrant Dink’in cenaze töreninde eşi Rakel Dink’in aynen:

"(Hrant’ı öldürenin) Yaşı kaç olursa olsun; 17-27 olsun... Katil kim olursa olsun. Bir zamanlar bebek olduğunu biliyorum. Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim!" dediğini anımsıyor musunuz?

Geçen yılın şubat ayında Trabzon’da Katolik Papaz Andrea Santoro’yu öldüren lise öğrencisi de Rakel Dink’in dediği gibi "Bir bebekten katil yaratan karanlığın ürünü" idi, Hrant Dink’i vuran da...

Önceki gün Malatya’da üç insanı, sırf başka bir dini inanca sahip oldukları ve o dini inancı yaymaya çalıştıkları için öldüren hunhar katiller de ötekiler gibi "Bir bebekten katil yaratan karanlığın" ürünleriydi.

O karanlık 3 Temmuz 1993 günü Sivas’taki Madımak Oteli’nde tam 37 masum insanı yakarak öldürenleri de yetiştirmişti.

O karanlık, daha önce Muammer Aksoy’u Çeten Emeç’i, Bahriye Üçok’u, Turan Dursun’u, Uğur Mumcu’yu, Ahmet Taner Kışlalı’yı ve zaman oldu Gümüşhane Baro Başkanı Ali Günday’ı öldürttü. Onunla kalmadı, 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay İkinci Dairesi’ne silahlı baskın düzenleyip üyelerden Mustafa Yücel Özbilgin’i öldüren katili de Rakel Dink’in sözünü ettiği karanlık yetiştirdi.

O karanlık hakkında hepimizin bilgisi var. Hepimiz gibi bu ülkenin Başbakan’ının, İçişleri Bakanı’nın, Milli Eğitim Bakanı’nın, tüm valilerle tüm kaymakamların ve "A"dan "Z"ye tüm polis ve jandarmanın da bilgisi var.

Ama o üstüne gidip o karanlığı dağıtacak cesaret kimsede yok.

Bakın Ankara’daki arkadaşlarımızdan Nurettin Kurt, önceki günkü vahşet nedeniyle gittiği Malatya’dan verdiği haberde bu "karanlık" hakkında ne diyor:

"Katillerin aynı öğrenci yurdunda kaldıklarının ortaya çıkması, Malatya’da gözlerin öğrenci yurtlarına çevrilmesine yol açtı.

Sokak aralarına dağılmış ve cemaatler tarafından işletilen yurtların çoğu kaçak ve denetimden uzak. Cemaatler, küçük yaştan itibaren yurtlara aldıkları yoksul aile çocuklarına buralarda dini eğitim veriyorlar.

Malatya’daki cemaat yurtlarında bir süre eğitim gören, ancak İstanbul’a kaçan ve yıllar sonra tekrar Malatya’ya dönerek iş kuran S.M. kaçak yurtlarda yaşananları şöyle anlattı:

Biz 5 kardeşiz. Ailemiz geçim sıkıntısı çekiyordu, beni 12 yaşında yurda aldılar. Aileme yiyecek, içecek erzak yardımı yapıyorlardı. Her akşam dini eğitim alıyorduk, bize televizyon seyretmek günah diyorlardı. 15-20 kişi bir odada yatıyorduk, bize eğitim verenlere abi diyorduk. Çok radikal bir eğitimdi. Başka din mensupları bize dinimizi yıkmak isteyen misyonerler olarak anlatılırdı. Gencecik beyinler birer Taliban militanı gibi yetiştirilirdi."

Biz özellikle Turgut Özal döneminde sayıları hızla artan bu yurtlara yetkililerin dikkatini sayısız defa çektik. Pek çoğu şehir dışlarındaki ıssız yerlerde kurulmuş cemaat yurtlarının "Hizbullah"a ve bu tür cinayetlere gerekli elemanları yetiştirdiğini söyledik durduk. Kimseye dinletemedik.

Hem kendimiz bu günleri hazırladık, hem de şimdi kendi eserimizi görüp üzülüyoruz. Olay bu.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6366712.asp?yazarid=1&gid=61

Kantaroncu
20-04-2007, 19:13
Link verseniz yeterliydi Kumralada.... "Karanlık muhabbeti" yeni bir opreasyonun habercisi galiba...

indian
24-04-2007, 21:38
bölücüler yürüyor.....ellerinde o.c....larının resmi....arkalarında AB-D köküne kadar desteklemiş....kalleşçe, hemde iyice yerleştirmiş desteğini, fonlu belediyelerin cenaze araçları da destek için gelmiş...niçin?...köküne kadar arkadan desteklenen bir parti mensubununun oğlu çatışmada gebermiş..sanırsınız...Irakta müslümanları katleden..hıristiyan conilerle çarpışmışlar....analarını düzdüren(şah rejimi varken abd...kürtleri bir Iraka...bir İrana satardı), çoluk çocuk ırza geçen conilerle çarpışmışlar....4 milyon yetim Iraklı çocukların hesabını sormuşlar...onlar medyadaki satılıklar gibi yeşil banknotların kuklası olmuşlar...kuklacı bir gün onları terkedecek....sabırla bekleyeceğiz...iktidarlar değişecek sabırla bekleyeceğiz....şimdilik onlara demokrasi var... TC vatandaşlarına yok....ve kanunsuz işlem yapanlarda gün olacak...hesap verecek....burada yazılanları hafife almayın...stratejik bir yolun başındayız..demokratik haklarını kullanan ..Türk bayrakları ile bölücü eylem yapmadıkları için göz altına alınan insanları desteklemeyen muhalefet partilerini de not ettik...yiyin efendiler yiyin bu hanı iştiha sizin....aksırıncıya kadar tıksırıncaya kadar yiyin....

baron11
26-04-2007, 09:46
Kuzey Irak'ta işkenceler sürüyor

İnsan hakları ihlalleriyle gündeme gelen bölgesel Kürt yönetimi kontrolündeki Kuzey Irak'ta, cezaevlerinde insanlık dışı uygulamalar yapıldığı ve gazetecilere baskı kurulduğu Birleşmiş Milletler tarafından da tespit edildi.

BM'nin Irak'taki Yardım Misyonu'nun (UNAMI) insan hakları raporunda, Iraklı Kürt kuvvetlerin idaresindeki cezaevlerinde, tutuklulara kötü muamele edildiği ve işkence yapıldığı haberlerinin de geldiğine dikkat çekildi. UNAMI'nin raporunda, ülkenin kuzeyindeki yönetimin adının karıştığı yolsuzluklar, kamu hizmetlerinin kötülüğü ya da kamuyu ilgilendiren diğer konularda yönetimi eleştiren yazılar yazan gazetecilerin baskıya maruz kaldığı vurgulandı. Gazetecilere yönelik gözaltıların çoğunun da Kürt güvenlik güçleri tarafından yapıldığının tespit edildiği kaydedildi. UNAMI, Irak Sağlık Bakanlığı'nın 1 Ocak-31 Mart dönemindeki can kayıplarına ilişkin bilgi vermeyi reddettiğini de açıkladı.

indian
26-04-2007, 11:54
:grrr:
bu soygunu da not ettik....
bir hatırlatış: anketlerde şu olacak bu olacaklar genellikle maddi menfeat karşılığı çarpıtmalardır....

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6541

Hazırlanmış, pişirilmiş, 230 milyon dolar halk parası harcanmış, Hazine garantisi verilerek; "buyurun yeyin hale" getirilmiş "Formula 1 Pistini" elin yabancısı, saçları Alman gümüşü renginde ağarmış 72 yaşındaki Bernie Ecclestone adlı İngiliz işadamına "vınnn... vınnnn..." diye veriverdiler.

TÜSİAD'ın!

MÜSİAD'ın!

TOBB'un!

Bütün İTO'ların!

Bütün İSO'ların!

Bütün GİYAD'ların!

Bütün yeşil sermayenin...

Bütün laik sermayenin...

Utanç belgesidir.

"Hedefimiz dünya ligi... Artık küreselleşeceğiz. Dünya'da söz sahibi olan şirketleri içimizden çıkartacağız"

diye övünen (TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun 8 Şubat'ta gazetelerde yayınlanan demeci) Türk sermaye sınıfının yüzkarasıdır.

Çok sayıda yazarı, gazete ve TV yayın müdürünü de;

"Türkiye otomobil yarışı ile gelişir yalakası yapılarak"

halkı aldattılar. 60 milyon dolara mal olacak diye çirkin yalanlar söylenerek 230 milyon dolara bitirdiler.

Bu yüzden; "Formula 1 pistinin" kendisi aslında yarışan otomobillerin çıkardığı sesler gibi "Türk milletine vınnnnn.... vınnnn..." diye göstere göstere atılan büyük bir kazıktır.

TOBB'un parasını!

İTO'nun parasını!

İstanbul Belediyesi parasını!

İstanbul Valiliği parasını!

Ve bu pistte yapılacak yarışlar ister kârlı olsun ister olmasın, Formulacı Bernie Ecclestone'a her yıl 13.5 milyon dolar para verilir, bu yıllık peştamaliye hakkını (abonelik parasını) işletici şirket veremezse Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi verir diye anlaşma yaparak Hazine'nin de parasını soydurdular!

Türkiye borçla yaşayan ülke, borç altında ezildiği için faizleri indiremeyen ve ekonomik geleceğini riske atan bir memleket...

Türkiye Hazinesi (devleti) 230 milyon dolar bulabilmek için yılda en az 18 milyon dolar faiz (yüzde 8 hesabıyla) ödüyor.

Ne yaptılar?

230 milyon dolar harcanarak yapılan "otomobil yarıştırma sirkini" Türk işadamları işlettiremediler. Götürdüler, yılda 3 milyon dolara 72 yaşındaki İngiliz işadamına, 2021 yılına kadar devrettiler.

Çünkü zarar ediyor.

Oysa kar edecek diyorlardı.

Yalaka gazete yazarlarına;

"Yılda 120 milyon dolar kâr edecek, Türkiye turizim geliri yılda en az 4 milyar dolar yükselecek"

diye yazılar yazdırıyorlardı.

***

Türk sermaye sınıfının seçkinleri;

Vakko'nun Başkanı Cem Hakko,
şekerleme fabrikası sahibi ve oğlu da otomobil yarışçısı Mümtaz Tahincioğlu,
Nuri Çolakoğlu,
TOBB Başkanı Rifat Hisarcılıkoğlu,
İTO eski Başkanı Mehmet Yıldırım,
İTO yeni Başkanı Murat Yalçıntaş,
sütlaçcı ve börekçi işadamı İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş,
bisküvit-şekerleme dağıtıcısı işadamı Başbakan Tayyip Erdoğan (Pistin açılışını güneş gözlükleri takarak büyük fiyakayla yapmış ve İstanbul Belediyesi ile vilayetinin parasını bu projeye akıtma talimatı vermişti), kendi paralarıyla bu projeye girmediler, halkın parasını soydurttular.

Bernie işbirlikçisi oldular.

Bernie de

"Bir centilmen bir gece önce hangi kızla yattığını kesinlikle söylemez"

diyerek Türk halkıyla kafa buluyor. 70'lik İngiliz'in; "gece yattığım kız" dediği Türk halkıdır.

Türk halkının parasıyla!

İngiliz'in yatağını ısıttılar!

Türk burjuvaları!

Yatacak yeriniz yok! Var mı?

yosun
26-04-2007, 12:58
Tarİh En İyİ YargiÇtir...

hank
26-04-2007, 13:30
her bir dosya için detaylı açıklama var...bu kadar dosya için açıklamaları yazarsam bayağı bir yer tutar...

sadece m.vekili listelerine hasbelkader girip, olur ya önümüzdeki seçimlerde yerlerini teşkilattan kadrolara bırakacak olan vekiller düşüne !

diğerleride süreleri dolunca !


2. BEYAZ ENERJI YOLSUZLUGU OLAYI
MALIYE BAKANI'NIN OGLUNUN MISIR ITHALI OLAYI
TOKI'DEN BAKAN KARDESI'NIN IHALE ALMASI OLAYI
THY'DA E-POSTA VE IHALELER KONUSU
30 TRILYONLUK BUGDAY VURGUNU DOSYASI
TOKI'DEKI TASIT VE PERSONEL ALIMI OLAYI
MALIYE BAKANI'NIN HAYALI IHRACAAT DOSYASI
HUMMER CIP'LI 9.8 TRILYONLUK IHALE OLAYI
TEKEL TOKAT SIGARA FABRIKASI MAKINA IHALESI
BINGÖL DEPREM KONUTLARI OLAYI
KAYSERI ELEKTRIK DAGITIM SIRKETI KATKI PAYI KESINTISI OLAYI
EMLAK GAYRI MENKUL YATIRIM ORTAKLIGI OLAYI
BASBAKANLIK TADILATI ILE ILGILI KONU
AYCELL-SIEMENS ANLASMASI OLAYI
IKTISAT GAYRI MENKUL YATIRIM ORTAKLIGI OLAYI
AYCELL-ARIA BIRLESMESI KONUSU
SSK'DA ILAÇ YOLSUZLUGU OLAYI
ULUSAL MARKER TEMIN IHALESI
IZMIR HALKAPINAR KAPALI SPOR INSAATI IHALESI
281 MILYARLIK "HUZURLU ORTAM BULMA" OLAYI
MAVI AKIM DOGALGAZDA EK PROTOKOL OLAYI
TEKSTILDE 1 KATRILYONLUK HAYALI IHRACAAT OLAYI
HALKBANKASI'NDA 30 MILYON $'LIK KREDI ZARARI OLAYI
BALIKESIR SEKA KAGIT FABRIKASI IHALESI
DERINCE ARAZI ALIMI OLAYI
TMSF OTEL IHALESI
GEBZE AKARYAKIT KAÇAKÇILIGI OLAYI
TCDD ISTASYON YENILEME IHALELERI
ISTANBUL BÜYÜKSEHIR BELEDIYESI ARAÇ SIGORTA IHALESI
IZMIR TCDD LIMAN TASIMA IHALESI

indian
01-05-2007, 13:45
zamanaşımını dikkate alacağız...ancak olayları bilelim......:super:


http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6558
1957 yilinin sonu 1958 yilinin baslaridir…

Basbakan Adnan Menderes ve Disisleri Bakani Fatin Rustu Zorlu, Kibris'ta meydana gelen olaylar dolayisiyla donemin Genelkurmay Karargahina bir soru sorar:

“Kibris'ta EOKA'ya karsi silahli ve gizli bir orgut kurabilir miyiz?”

Genelkurmay Ikinci Baskani Orgeneral Salih Coskun donemin Ozel Harp Dairesi Baskani General Danis Karabelen Pasayi yanina cagirir ve bu isi becerip beceremeyeceklerini sorar. Danis Karabelen Pasa daire personeli ile gorustukten sonra cevabini verir:

“Kurariz!”

Bu cevap hukumete bildirilir ve hukumetten, maddi ve manevi her turlu destege hazir olundugu ve harekete gecilmesi bildirilir. Ozel Harp dairesince hazirlanan ve daha sonra Genelkurmay Ikinci Baskani olan Cevdet Sunay ile Genelkurmay Baskani Rustu Erdelhun'un onayladigi “Kibris'i Istirdat (Geri Alma) Projesi” (KIP) kapsaminda harekete gecilir ve Kibris TMT'si kurulur.

Ozel Harp Dairesinde gorevli bir grup Turk Subayi, hukumetin direktifi dogrultusunda Kibris'la ilgili bu gizli calismayi surdururken, bir baska subay grubu, donemin CHP'sinin yayin organi durumundaki Ulus gazetesinde “Devrimci Genc!” basligiyla ve Ataturk'e atfedilerek yayimlanan Bursa Nutku dogrultusunda milli irade ile is basina gelmis hukumeti alasagi etmek uzere ihtilal komitesi kurmakla mesguldur.

TMT'yi kurma emri alan kadro, hukumet ile surekli istisare halinde, “BOZKURT” kod adini tasiyan Albay Riza Vuruskan'i TMT'nin teskilatlanmasina yonelik olarak her turlu yetki ve imkan ile adaya gondermenin yollarini ararken, diger kadro, butun akil ve enerjisini milli irade ile is basina gelmis hukumeti nasil devirecegine teksif etmis durumdadir.

TMT'yi kurma emri alan kadro, hukumet ile surekli istisare halinde, siyasi, askeri ve diplomatik risklerle dolu KIP projesini hayata gecirebilmek icin sabahlara kadar calisirken, diger kadro, CHP'nin ileri gelenleri ile surekli istisare halinde, milli irade ile is basina gelmis hukumeti devirmek icin yapacaklari ihtilalin gununu ve saatini tespit etmekle mesguldur.

TMT'yi kurma emri alan kadro, hukumet ile surekli istisare halinde ve Ingiliz istihbaratini dahi sasirtacak bir gizlilikle TMT'yi Kibris'ta filizlendirmeye calisirken, ihtilal kadrosunun sivil uzantilari, TMT'yi kast ederek, hukumetin halki dogramak icin gizli orgut kurdugunu yaymakta ve buna halki inandirmaya calismaktadir.

Halki inandiramazlar ama CHP'nin ileri gelenleri ile istisare ederek kurguladiklari ihtilali yaparak milli irade ile is basina gelmis hukumeti devirmeyi becerirler.

Bununla kalmazlar, KIP gibi gizli bir projenin altinda imzasi olan uc hukumet gorevlisini idama, ayni projenin altinda imzasi bulunan Genel Kurmay Baskanini hapse gonderirken, bu projeyi hayata gecirmeye calisan subaylari emekliye sevk ederler ve basta "BOZKURT” kod adini tasiyan Albay Riza Vuruskan olmak uzere Kibris'ta gorevli kadrolari geri cekmek suretiyle 1963 olaylarina TMT'nin hazirliksiz yakalanmasini saglarlar.

Bununla da kalmazlar, daha sonra yazdiklari hatiralarinda, Adnan Menderes ve Fatin Rustu Zorlu'ya ait bu projeyi de utanmadan sahiplenmeye calisirlar.

Bunlarin sivil uzantilari bununla da kalmazlar, yayinladiklari dergilerde, “Kontrgerillanin Kibris Ussu” basligi altinda Kibris TMT'sini orgutleyen subaylari tek tek afise etmek suretiyle, onlari Yunan istihbaratina hedef gosterirler.

Bu iki gruptan hangisinin Turk Subayinin misyonunu temsil ettiğini tartismaya dahi gerek yoktur.

kumralada
06-05-2007, 23:31
Serdar Akinan

‘Yolsuz hocalar ve cemaati’




Çarşamba gecesi Ankara’nın en lüks lokantalarından biri... (Türk siyasetinin en renkli simaları, etkili isimleri, büyük şirketlerin tanınmış sahipleri, bazı medya mensupları, ılımlı bürokratlar masalarda karışık oturuyorlar.)

Durup bu fotoğraf karesine bakıyorum.

Bu nasıl bir ilişki biçimidir?

Anlamaya; anlamlandırmaya çalışıyorum.

Türkiye siyasetini ve Ankara’da ilişkilerin nasıl örüldüğüne dair bu “renkli fotoğraf” karesine dahil, John Berger’e parmak ısırtacak bir analizi masadaki arkadaşım yapıyor.

“AK Parti, türban sorununu dört yıldır - gerilime yol açmamak adına - çözmüyor. Oysa son on günde ülkeyi hiç olmadığı kadar gerdi. Ne adına?

Nuray Mert’in adını koyduğu şekliyle - Rövanşist bir zihniyetle - adımlar attı ve Çankaya fetih şenlikleri havasıyla - ötekini - gerdi...

Şimdi şu kareye bakar mısın? Başbakan’a en yakın isimler müteahhitlerin masasında... Şarap kadehlerini diyet cola bardaklarıyla tokuştururken ne konuşuluyor!? Önümüzdeki doksan gün içinde iktidarın onlarca yolsuzluk dosyasını göreceğiz... Şüphen olmasın...”

“Nasıl mümkün olabilir? Yolsuzluklar olduğunu herkes biliyor ama büyük medya yazmıyor. Yazamıyor...” diyorum.

“Yanılıyorsun” diyor arkadaşım, “27 Nisan günü o e-muhtıra ve milyonların uyarısı asıl büyük medyaya yapıldı. AK Parti mesajı almadı ama büyük medya mesajı aldı.”

Ne oranda aldığını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Sadece Antalya Havalimanı ihalesindeki 1.500.000.000 dolarlık kaybın neden ve nasıllarını, ihalenin “aslında” kime verildiğinin yakında ortaya çıkacağını herkes konuşuyor.

Koray Aydın’a istenilen yüzlerce yıllık cezanın ne için istendiğini de, bir kıyas açısından bilmekte fayda var.

Sadece tek bir ihalede devlet 1.500.000.000 dolar zarara uğratıldı kimsenin sesi çıkmıyor.

Geçen yazımda “AK Parti misyonunu iptal etmiştir” demiştim.

Samimiyetsiz ve kirli bir fotoğraf karesi görüyorum. Türkiye’yi normalleştirme misyonunu heba eden, heba etmekle kalmayıp üstüne üstlük bir de boğazına kadar yolsuzluk iddialarına muhatap olan bu insanların çok değil on yıl önceki fotoğraf karelerine bakıyor ve utanıyorum.

Neden Müslümanlığı kullandınız? Neden muhafazakârlığı kullandınız?

Bizler müteahhit zihniyetli sağ ve sol siyasetçilerin omurgasızlığına alışmıştık. Siyaset jargonumuza “Yolsuz hocaları” soktunuz.

Helal olsun.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=76418,10,156

Aslında yazıyı yazan gazetecinin bildiğinden eminim bütün bu tarikat, cemaat örgütlenmelerinin , başta maddi olmak üzere, birtakım çıkarlara kılıf olmak temel amacıyla kurulduğunu. Hepsi aslında minarelere hazırlanan birer kılıf örneği, biraz da güç sahibi olma hırsı var insanoğlunun. Dini bu işte kullanmaları da "kutsal bir dokunulmazlık zırhı" arkasına saklanmak için, çok da kurnazca velhasıl :)

indian
09-05-2007, 08:13
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6480832.asp?gid=180

Barzani AP'de konuştu: PKK için siyasi çözüm gerek

Kuzey Irak'taki ABD varlığından güç alan Barzani, bu kez Brüksel'den öfke yağdırdı. "Türkiye Kerkük'e müdahale ederse bizim de Diyarbakır'a müdahele hakkımız doğar" diyerek haddini iyice aşan Kürt lider, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda yaptığı konuşmada "PKK askeri yollardan çözümlenemez” dedi. Kerkük konusunda uzlaşmaz tavrını sürdüren Barzani, “Dış müdahaleleri asla kabul etmeyiz” ifadesini kullandı.


Mesut Barzani, bugün AP’nin Dış İlişkiler Komisyonu’nda konuk oldu. Konuşmasının ardından milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Barzani, PKK ile ilgili olarak, “Bu elbetteki siyasi bir sorun ve askeri yoldan çözümlenmez. Eğer bizden istenirse siyasi her çözüme destek verebileceğimizi ilettik” diye konuştu. PKK’ya karşı düzenlenebilecek bir askeri operasyonun başarılı olmayacağı yorumunu yapan Barzani, “PKK bir bahane olarak kullanıldı. Türkiye, bu sorunun çözümü için herkesten çok yardımcı olabilir” dedi.

Yapıcı diyalogdan yana olduklarını, hiç kimseyi tehdit etmediklerini ifade eden Barzani, “PKK’ya gelince bu bir siyasi sorun ve bu sorun için siyasi çözüm gerekiyor” ifadesinin kullandı.

Kerkük konusunda çok sert mesajlar veren Barzani Türkmenlerin tüm haklardan yararlandıklarını, çoğu Türkmen’in yasalara saygılı olduğunu belirterek, “Ancak Türkmen Cephesi’nin hedefi düşmanlık yaratmaktır. Bu tür politikaları benimsedikleri sürece onlarla temas etmeye hazır değiliz” diye konuştu.

Kerkük’ün “Kürdistan özelliklerinde” bir Irak kenti olduğunu söyleyen Barzani, “Hiç kimsenin dışardan müdahale etmeye hakkı yok” dedi.

Mesut Barzani, “Türkiye’den gelen tehdit” ile ilgili “Tehdit edici sözleri yeniden duymayacağımızı umuyoruz hiç kimseyi tehdit etmiyoruz dostluk elimizi uzatıyoruz” ifadesini kullandı.

LAGENDIJK’İN SORUSU

Barzani’ye soru yönelten AB milletvekilleri arasında yer alan Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk’in “Kerkük referandumunun neden ertelenmediği” yönündeki sorusu üzerine Barzani, sert bir tutum sergiledi. Referandumun ertelenmesinin “akıllıca olmadığını” vurgulayan Barzani, bu konuda Kürtlere karşı bir komplo kurulduğunu öne sürerek, “Eğer ertelenirse çatışma olur. Uygulanırsa çatışma olmaz” karşılığını verdi. Barzani, Kürtlerin hiçbir biçimde erteleme kabul etmeyeceklerini vurgularken de, “Normalizasyon, nüfus sayımı ve bir referandum olmalı. 140’ıncı maddenin ihlali Irak Anayasası’nın ihlali anlamına gelir” diye konuştu. Barzani, Kerkük konusunda asla dış müdahale kabul etmeyeceklerini yineledi.



AB parlementosunun demokratik olmayan bu düşmanca ve ırkçı tavrını not ettik.....telafer katliamını gündeme almayan, zindanlara atılan muhalif kürt/ türkmen ve arap aydınlarından bahsetmeyen, sözde demokrat özde ırkçı ve yobaz AB parlementosundaki yahudi kırması Barzaninin konuşturularak terör örgütüne övgüler düzmesini ve bu durumda sesini çıkarmayan TC dışişleri yetkililerinin suskunluğunu kayda geçiriyoruz....Türkmen ve arab tapu kayıtlarını yağmalayan çapulcu yahudi-kürtlere tarihi demografik özelliklerin etnik ve ırkçı yaklaşımlarla ve yalanlarla çözülemeyeceğini anlatmayan türk asıllı sözde demokrat avrupa parlamenterlerinin suskun ve pişkin tavırlarını not ettik....

indian
11-05-2007, 11:52
İngilizler kolonizasyon ustalarıdırlar....osmanlıyı adım adım işgal edip yok ederken....osmanlı dışişleri teşkilatı ile padişah ve çeşitli devlet yönetimini ve basını, bürokrasiyi kontrol altına almışlardı...acaba bugüne ne kadar benziyor....

kaynak: http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6605

TC batmayacak...çünkü yetiştik artık biz.....bizler....bakın onlar ermeniyiz diye bağırdı...Bin Dirilen milyonlar sokağa çıkarak "ne mutlu Türküm diyene" dedi...

gelelim hesabı sorulacak işe: bildiğim kadarıyla TC dışişleri bakanlığını asli görevi Türkiye cunhuriyetinin âli menfeatini dışarda koruyup kollamaktır.......peki....diyarbakır ve benzeri bölgelerde tıpkı osmanlının çöküş döneminde olduğu gibi...çeteleri..çeteleşmeyi, etnik azınlıkları koruyup kollamayı niçin durdurmamaktadır....bunun AB gibi ekonomik bir birliğin faaliyetleriyle nasıl ilişkisi bulunmaktadır..görevi diplomatik faaliyet olanların "açık çete kurmak gibi yorumlanacak etnik görüşmeler ve propaganda yapmalarına, mezhep kışkırtmalarına nasıl müsaade etmektedir.... bunları kayda aldık.....:super:

indian
13-05-2007, 13:16
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6505579.asp?yazarid=5&gid=61

"Geçtiğimiz Kurban Bayramı öncesinde Türkiye’nin bütün yörelerinde duvarlara kocaman kocaman afişler asılmıştı. Mutlaka gördünüz. İller, ilçeler, meydanlar, sokaklar ve caddeler bunlarla doldurulmuştu.

Sol tarafta Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı. Onun hemen arkasında büyük bir Türk bayrağı. Yanında yine kocaman bir yazı:

’KURBAN OLAM AYINA YILDIZINA. Bayramınız kutlu olsun.’

Kurban Bayramı ile kurban olma kavramını Türk bayrağı üzerinde birleştirmiş, hem milliyetçi, hem de din kutsalına ilişkin kavramları birlikte kullanıp kendi reklamını ve dolayısıyla partisinin propagandasını yapıyordu!.. Böylece bir taşla iki kuş vuruyordu!

Temel unsur Türk bayrağı idi!

Elimde bir yasa metni var. Bayrak Kanunu. Açıyorum, maddelerini okuyorum.

’Bayrak Kanunu madde 7: Yasaklar: Türk Bayrağı ... hiçbir SİYASİ PARTİ, teşekkül, dernek, vakıf ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde kullanılamaz.’ (Aynı hüküm Bayrak Tüzüğü’nün 26. maddesinde de yer alıyor.)

Şimdi aynı yasa maddesinin devamını okuyalım: ’Bu kanuna ve tüzüğe aykırı fiiller yetkililerce derhal önlenir ve gerekli soruşturma yapılır.’

Bu afişler yasaya tamamen aykırı bir biçimde Türkiye’nin neredeyse bütün duvarlarına asıldı. Neredeydi bunu önlemekle yükümlü olan devlet yetkilileri, neredeydi? İdari birimler!.. Yani İçişleri Bakanlığı, valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri...

Bayrak Kanunu açıkça çiğnendi. Yasaları çiğneyen sıradan biri olursa üzerine gidiliyor da, iktidar partisi ve Başbakan olunca görmezden mi geliniyor? Bu nasıl iştir, nasıl hukuk ve adalet anlayışıdır?

Şimdi haklı olarak bana, ’bu yasayı çiğnemenin bir yaptırımı, cezası var mı’ diye soracaksınız. Bayrak Kanunu’nda bu yasayı çiğneyenlere eski TCK’nın 526. maddesi uyarınca 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası öngörülüyordu.

AKP iktidarı bunu da yok etmeyi başardı!.. Ve bu suçu Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi kapsamına soktu. Şimdi bunun yaptırımı sadece 120 YTL dolaylarında bir para cezası!

Cezasından da vazgeçtim ama karşımıza şu olayda çıkan düşündürücü tablo iki boyutlu:

1- Türk bayrağına saygısızlık adli suç olmaktan çıkarıldı.

2- Fakat Bayrak Kanunu hükümleri aynen yürürlükte. Onu henüz kaldıramadılar! Başbakan ve partisi o afişlerle yasayı çiğnediler. ’Yasalar bize işlemez’ mesajını bir kez daha verdiler. Türk bayrağını kullanarak propaganda yapmaya, siyasi çıkar elde etmeye kalkıştılar...


hesabı sorulur mu acaba....

indian
15-05-2007, 14:48
http://www.hurriyet.com.tr/ucuncusayfa/6517715.asp?gid=205

Şifreci mühendisler öldürüldü mü?


Arda AKIN

Aselsan'da görev yapan 3 mühendisin birbiri ardına ölümünü şüpheli bulan Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturmanın yeniden yapılmasını istedi.


ASELSAN'ın ölü bulunan ODTÜ'lü mühendislerinden Hüseyin Başbilen'in ölümünün yeniden araştırılmasına karar verildi. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı, Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na gönderildi. Başbilen'in aile avukatı Birgül Güven, "Mühendisler NASIL ÖLDÜLER?

ODTÜ mezunu Makina Mühendisi Hüseyin Başbilen:

Geçtiğimiz yıl 7 Ağustos günü Pursaklar Ayancık yolu üzerinde otomobilinde bileği ve boğazı kesilmiş halde ölü bulunmuştu. Başbilen'in bileği ve boğazındaki kesikler ile 'elveda' başlıklı mektubu, ölümün intihar şeklinde gerçekleştiği yönünde olmuştu. Ancak ailesi ASELSAN'da önemli projeler üzerinde çalışan Başbilen'in intihar ettiğini düşünmüyordu.

ODTÜ mezunu Elektrik Mühendisi Halim Ünsem Ünal:

ASELSAN'da bir süre çalıştıktan sonra 2000 yılında görevinden ayrılan mühendis Ünal, 17 Ocak 2007 tarihinde, Eymür Gölü kenarında ölü bulundu. Kafasından aldığı tek kurşunla öldüğü belirlenen Ünal'ın intihar ettiği yönünde rapor verildi.

ODTÜ mezunu Elektrik Mühendisi Evrim Yançeken:

26 Ocak 2007'de Batıkent'teki oturduğu binanın 6. katından atlayarak intihar ettiği ileri sürülen Evrim Yançeken, olay yerinde hayatını kaybetmişti. ASELSAN'da görev yapan Yançeken'in psikolojik sorunları olduğu ve intihar mektubu yazdığı ifade edilmişti.

in ölümü üzerindeki şaibelerin kaldırılması gerekir. " dedi.

SORUŞTURMA GENİŞLETİLECEK

Kamuoyuna ilk kez Hürriyet'in duyurduğu ASELSAN'lı mühendislerin ölümünün üzerindeki şaibeler bir türlü kalkmıyor. ODTÜ'lü 3 mühendisin art arda ölü bulunması, Türkiye gündemine bir anda otururken, ölümler Meclis gündemine dahi taşınmıştı. 7 Ağustos 2006 tarihinde Ankara Ayancık yolu üzerinde otomobilinde sol el bileği iki ve boğazı 20 santim kesilmiş halde bulunan Hüseyin Başbilen'in (30) ölümüyle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı "intihar" kararı vererek dosyayı kapattı. Ancak, oğullarının intihar etmediğini ve kuşkularının olduğunu söyleyen Başbilen ailesi, avuklatları Birgül Güven aracılığıyla, Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren Sincan mahkemesi, başsavcılığın aldığı "intihar" kararını bozdu ve soruşturmanın genişletilerek incelenmesini talep etti. Mahkemenin bu kararı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na da gönderildi.

ÖLÜMLER ÜZERİNDEKİ ŞAİBE KALKMALI Ailenin avukatı Birgül Güven, Başbilen'in ölümü üzerinde şaibe olduğunu düşündükleri için kararın bozulmasını talep ettiklerini ifade ederek hurriyet.com.tr'ye şöyle konuştu:

"Soruşturmanın genişletilmesinde nasıl bir yol izleneceği konusunda henüz bir fikir sahibi değiliz. Ancak taleplerimiz arasında, Başbilen'in telefon kayıtlarının geçmişe yönelik tamamen incelenmesi, bilgisayarlarının en ince ayrıntısına kadar kontrol edilmesi ve ASELSAN'da yaptığı görevlerin ayrıntılarıyla incelemeye alınması da vardı. Mühendislerin art arda intiharlarının üzerinde bir şaibe olduğunu düşündüğümüz için bu başvurumuzu yaptık. Mahkemenin izleyeceği yola göre yeniden otopsi yapılması da gündeme gelebilir. Bekleyip göreceğiz."

OĞLUMUZUN İNTİHARINA İNANMIYORUZ

Anne Kezban Başbilen, oğlunun intahar etmediğini düşündükleri için mahkemeye itirazda bulunduklarını hatırlatarak, "Yargı bu olayı yeniden incelemeye aldı. Kararı bizler de merakla bekliyoruz. Biz ilk gün olduğu gibi bugün de oğlumuzun intihar etmiş olduğuna inanmıyoruz" dedi.

ADIM GİBİ EMİNİM HÜSEYİN ÖLDÜRÜLDÜ

Başbilen'in ikiz kardeşi Hasan Başbilen İSE, kardeşinin intihar etmediğini, “öldürüldüğünü” yineledi. "Hüseyin'in ölümüyle ilgili aklımıza her şey geliyor" diyen ikiz kardeşi, kamuoyunda yapılan spekülasyonları da eleştirerek, "Bazı gazeteler, Hüseyin'in ölümünü Mossad ve CIA'ya bağladı. Biz bu kadar net ve açık konuşamıyoruz. Ama her şeyi de düşünüyoruz. Sonuçta devletin çok önemli projelerinde çalışan üst düzey bir isimdi. Onunla her zaman gurur duyacağız" dedi.

OĞLUN ASELSAN'I ÇOK SEVİYORDU

26 Ocak 2007 tarihinde Batıkent'te oturduğu binanın 6. katından atlayarak öldüğü belirlenen yine ASELSAN'ın başka bir mühendisi Evrim Yançeken'in (26) annesi Melek Yançeken ise oğlunun bu kurumda çok mutlu olduğunu ve çalışmak istediği tek yerin ASELSAN olduğunu söyledi. Oğlunun ölümüyle ilgili konuşmak istemediğini söyleyen anne Yançeken, "Acımız çok yeni. Ancak oğlumun hayali her zaman ASELSAN'da çalışmaktı" dedi.

3 MÜHENDİS TE ŞİFRE ÇÖZÜCÜYDÜ

ASELSAN mühendisleri, uçak tanıma sistemlerinin ''millileştirilmesi'' konusundaki başarısından sonra, benzer bir başarıyı ABD güdümlü elektronik sistemlerinin kontrol dışı bırakılması, uydu müdahalesini bertaraf edecek yeni elektronik sistemlerin geliştirilerek silahlı gücümüzün millileştirilmesi için çalışıyorlardı. Böylece ABD'nin havadaki tahtı sallantıya girmişti. Her üçü de ODTÜ mezunu olan Hüseyin Başbilen, Halim Ünsem Ünal ve Evrim Yançeken, özellikle şifre çözme konusunda oldukça uzman mühendislerdi.


önceki savcının görevi olayı örtbas etmeye çalışmaktı herhalde....şimdiki mahkeme kararını kutluyorum.....sonucuna bakarsanız; sokaktaki çocuk bile bunların intihar değil...profesyonel cinayet olduğunu uluslararası hangi firmaların/hangi ülkenin/ülkelerin bu işten karlı çıkacağını bilebilir/bulabilir....

görevini ihmal edenler ile savsaklayanları not ettik...

indian
16-05-2007, 10:02
http://www.hurriyet.com.tr/egitim/anasayfa/6521999.asp?gid=180

Boğaziçi’nin Türkiye’si

Meksika ve Türkiye kültürünün tanıtıldığı gecede sahneye çıkan Boğaziçi Üniversitesi Folklor Grubu, peşmerge kıyafetlerine benzer kostümlerle program yaptı.

Sembolik Nevruz ateşinden atlayan öğrenciler Kürtçe şarkılarla halay çekti. Okulun orkestrasındaki bir türbanlı gitar çaldı. Slayt gösterisinde ise ağzı bandajlı, başı türbanlı bir kızın "Okuma hakkımı istiyorum" yazısı yer aldı.

BOĞAZİÇİ Üniversitesi (BÜ) ile Meksika Centro Universitario de Integracion Humanistica’nın (Meksika Hümanist Entegrasyon Merkez Üniversitesi) iki ülke kültürünü tanıttığı gösteride, Boğaziçi Üniversitesi Folklor Grubu’nun peşmerge kıyafetine benzer kostümler ve Kürtçe şarkılarla sahne aldı. Sahneye Roman oyunlarıyla çıkan grup, programını modernize edilmiş peşmerge kıyafetleriyle sürdürdü. Sembolik Nevruz ateşinden atlayan öğrenciler Kürtçe şarkılarla halay çekti.

Uçaksavar Kampusu Garanti Kültür Merkezi’nde önceki gün 17.00-19.00 saatleri arasında düzenlenen kültür etkinliği, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Soysal’ın konuşması ile açıldı. Folklor kulübü danışmanı Doç. Dr. Arzu Ertürkmen’de Meksikalı konuklara "Hoşgeldiniz" dedi. Türkiye’yi tanıtan ve Ahmet Kaya’nın şarkılarının da yer aldığı müziklerle sunulan slayt gösterisinde ise ağzı bandajlı, başı türbanlı bir kızın "Okuma hakkımı istiyorum" yazısı vardı. Bu arada okulun orkestrasında da gitar çalan bir türbanlı öğrenci de yer aldı. Gösteride transseksüeller de temsil edildi.



SAVUNMA GEREKSİZ

Etkinliğin sonunda Boğaziçi Üniversitesi Rektörü’nü temsilen Uluslararası Öğrenci Danışmanı Tomru Önalp, Meksika üniversitesinin öğretim görevlilerinden Maria Luise Malo’ya okulun flamasını hediye etti. Malo da Önalp’e Meksika’nın renklerini temsil eden kırmızı, yeşil ve sarı kurdeleli bir Meksika asası verdi. Boğaziçi Üniversitesi yönetimi, gösteriyle ilgili "Savunma gerektirecek bir konu olmadığı" gerekçesiyle açıklama yapmadı. Adını vermek istemeyen bir üniversite yetkilisi, folklor kulübünün normal gösterisi olduğunu ve sorun görmediklerini söyledi.

Modernize peşmergeler

BOĞAZİÇİ Üniversitesi Folklor Kulübü dansçıları gösteriye modernize edilmiş peşmerge kostümleriyle çıktı. Bazı folklorcular sarı-kırmızı- yeşil kumaş parçalarıyla dans etti. Dansçılardan Ömer Ongun, "Rektörlük, Meksika’dan gelen misafirler için bizden iki bölüm sergilememizi istedi. Biz de ilk iki bölüm olan Roman ve Kürt öbeklerini sergiledik. Bir amacı yoktu. Ayrıca Türkiye’yi tanıtmak gibi bir kaygı da taşımıyoruz. Aslında, Roman, Kürt, Rum, Alevi, Ermeni ve ortak öbek olmak üzere 6 öbekten oluşan bir oyun" dedi. Ongun, Ermeniler’de Hrant Dink cinayetiyle ilgili, Romanlar’da kentsel değişim ve ait olamama sorunu, Rumlar’da 6-7 Eylül olayları ve mübadele sonrası kendi kültürlerini yaşatamama sorunu, Kürtler’de ise özgürlük ve barış simgelerinin yer aldığını söyledi.

Türban şov

BOĞAZİÇİ Üniversitesi’nin gösterisinde Türkiye’de yaşanan türban sorunu da tanıtım kapsamına alındı. Türbanlı bir kız gitarıyla parçalara eşlik etti. Slayt gösterisinde ise ağzı bantlı bir türbanlının görüntüsü yer aldı. Dansçı Ömer Ongun, slayt gösterisindeki, ağzı bağlı ve ’Okumak istiyorum’ yazılı pankart taşıyan türbanlı kız görüntüsüyle ilgili "Bu ülkemizde var olan bir görüntü. Gösteride 100’ü aşkın fotoğraf yer aldı. Eylemlerde, sokakta, günlük hayatta, yani Türkiye’de olan olaylar anlatılmak istendi" dedi. Gösterinin broşürüne de, Kürtçe dahil 5 dilde "Hepimiz" yazıları yazıldı.


tamamdır siz de deşifre oldunuz....Türk kültürüne ve Türklere karşısınız, eşcinsellik dahil her türlü özgürlüğü savunuyorsunuz ama "Türk" denince "haçlı" zihniyeti ile davranıyorsunuz...malum ermeni konferansıyla da deşifre olmuştunuz....kanunlara göre "özgür ve bağımsız" olması gereken bir kurum iken "kürtçü" "ermenici" "eşcinselci".....akımları savunuyorsunuz da bir "Türkçü" akımlar gelince kaçacak delik arıyorsunuz.....evvel zaman içinde okulun kampüsünde "ingiliz" ajanların yakalandığınıda biliyoruz...malum o zaman da gençleri sağ ve sol olarak "ilerici" "gerici" "devrimci" "ülkücü" diye kamplaştırıp aynı silahlarla birbirine kırdırırken "fruko polis" "polis devleti" "faşist asker" diye ortalığı ayağa kaldırıyordunuz...artık kayda geçtiniz.....

indian
16-05-2007, 11:59
http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=77501,3

kimlik sorduğu polis, bacağını kırdı
Kağıthane’de otururken yanına gelip kimliğini soran üç sivil polise, “Siz kimsiniz önce siz kimliğinizi gösterin” diyen Hakan Yılmaz yediği dayak sonucu bacağının kırıldığını ve tehdit edildiğini söyledi. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek konuyla ilgili suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen Yılmaz, “22 Nisan’da 23.50 sıralarında Çeliktepe İETT otobüs duraklarında taksi içinde Veli ve Musa adlı arkadaşlarımla sohbet ediyorduk. Sivil giyimli, sakallı, şapkalı 2 kişi koşarak arabanın yanına gelip ‘kimlik’ dediler. Onlara ‘Siz kimsiniz kimliğinizi gösterin. Ben de kimliğimi çıkartayım’ dedim. Bunun üzerine aşağı indirip arabanın üzerine yatırarak üst araması yaptılar. Arabalarına götürerek dövmeye başladılar. Sopalarla vururken ‘Ayağım kırıldı’ diye bağırmama rağmen sürükleyerek karakola götürdüler. Bu olaya karışan bütün polislerden şikâyetçiyim.” dedi. Polislerin hastanede yattığı sürece de rahatsız etmeyi bırakmadığını söyleyen Yılmaz, “Yanıma gelip, ‘İyileştiğin zaman iki bacağını da kıracağız’ diye tehdit ettiler” diye konuştu.

polisin görevi ne vatandaşa hizmet vermek...vatandaşın görevi ne...emniyet güçlerine yardımcı olmak....o polis/polisler ya özür dileyip vatandaşın gönlünü alacaklar ya da hesap verecekler....kimliğini göstermeyen/kendinde kanunun verdiği yetki dışında bir güç gören bütün polislerin hesap vereceği bir demokrasiye doğru gidersek, o zaman tam bağımsız Türkiye'yi yaratabiliriz.... bunu da kayda geçtik...

spekavcısı
11-11-2007, 12:34
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7668224.asp?gid=180&sz=45663
TBMM'den 'soykırım' gafı 11 Kasım 2007

ANKA

TBMM, 1915 Ermeni iddialarına karşı bir yandan büyük bir mücadele verirken, diğer yandan eski Meclis zabıtlarının dilinin özleştirilmesi sırasında “kabul edilemez” bir “gaf” yaptığı ortaya çıktı. Meclis, Atatürk’ün TBMM’yi açış konuşmalarının Türkçesini sadeleştirerek yeniden kitap haline getirirken, Atatürk’ün 1920 yılında yaptığı Ermenilerle ilgili bir konuşmasında söylediği “katliam” sözcüğünü “soykırım” olarak sadeleştirerek büyük bir “gaf”a imza attı.

TDK sözlüğünden katliamın karşılığı Topluca öldürme, kıyım, kırım...(2. cilt sayfa:1587 2002 baskısı) o zaman katliam sözcüğü sadeleşmemiş KASITLI ve BİLİNÇLİ olarak soykırım olarak yazılımış/yazdırılmıştır....bu konu soruşturulur ve yazan/yazdıran ortaya çıkarılırsa kimin hangi fondan para aldığı da ortaya çıkar...bu işler bedava olmaz....İHANETİN/HAİNİN her zaman bir fiyatı vardır....GAZİDEKİ ÖĞRETİM ÜYESİ ATATÜRKÇÜLÜĞÜ eleştiriyorum ayaklarına, talimatla/parayla yaptığı eleştiri adı altındaki saçmalıklar kamuoyuna yansıyınca aldığı paralarla suç üstü yakalanmıştı...kimbilir burada HANGİ FON, HANGİ HAİN/HAİNLER DEVREYE GİRDİ

not:Hürrüyet gibi bir gazte niçin buna GAF diyor...bu GAF değil düpedüz KASITLI VE BİLİNÇLİ yapılmış...neyi örtbas ediyorlar...

yosun
11-11-2007, 15:10
not:Hürrüyet gibi bir gazete niçin buna GAF diyor...bu GAF değil düpedüz KASITLI VE BİLİNÇLİ yapılmış...neyi örtbas ediyorlar...

Kasıtlı ve bilinçli yapılan diğerleri gibi...

Seçtiğimiz vekiller ve hükümetimiz icraatlerini yapıyorlar. :he:

Yoksa biz oylarımızı bunları yapsınlar diye vermemişmiydik?

gencalp
11-11-2007, 15:50
KURBAN OLAM AYINA YILDIZINA.

http://img124.imageshack.us/img124/5063/akpveusasu7ws7lq0.gif (http://imageshack.us)

Siz yanlış anlamışsınız esasında böyle demek istemişti :)

Hamdolsun alıyor zaten istediklerini :arf:

yosun
11-11-2007, 17:50
Hamdolsun alıyor zaten istediklerini :arf:

Şükürler olsun. Oylarımızla yücelttiğimiz yöneticilerimiz bunlar...

gencalp
13-11-2007, 10:42
Skandal tartışılıyor.. Medine dilencisi olduk !

“Dün neyse bugün de öyle.. Dün MSP, bugün AKP. Suud denilince yok birbirinden farkı !”

'Medine Dilencisi Olduk'

Gazetelerde yayımlanan fotoğrafa bakınız:
Arap kıyafetiyle adı Abdullah bin Abdülaziz el-Suud olan bir Kral.

Özelliği, tabiatın armağanı petrol yataklarından başka övüneceği, saygı duyulacak hiçbir değeri olmayan biri.

Dedesinin İngilizlerle birlik olup Türk askerini arkadan vurmaktan, İngilizlerin yararlı oyuncak gördüğü için bedevilikten krallık ihsan ettiği bir adamın torunu.

Bir diğer özelliği, Muhammed 'in topraklarında hükümran olması.

Daha, daha... O kadar!

Yanı başında kraliyet memurları imiş gibi duran iki kişi.

Biri TC'nin Cumhurbaşkanı, diğeri TC'nin Başbakanı!

Her ikisi de neredeyse hazır ol'da. Saygıdan da öteye adı El-Suud mu her neyse Arap kıyafetli adamı saygıyla dinliyorlar.

****

Gelmesindeki neden, cumhurbaşkanı seçilen AKP'liyi kutlamak!

İngilizlerin bağışladığı tahtta oturan bu adam veya babası, dedesi, daha önceki 10 cumhurbaşkanını, örneğin Demirel 'i, örneğin Sezer 'i tebrik etmek için özel uçaklarına atlayıp, altı uçak dolusu uşaklarını da yanına alarak Ankara'ya kadar geldi mi? Hayır!

Peki, 11'inciyi kutlamak için binlerce kilometre öteden kalkıp laik Cumhuriyet'in başkentine neden geliyor bu Kral?

Özel bir nedeni, 11'inciye özel bir yakınlığı olması gerekmez mi?

Evet, kutlamak, özel armağan vermek için bu zahmetin arkasında özel bir neden olmalı.

Bizim "ikilinin" kralla aralarındaki muhabbet o denli özel ki; bir telefon, TC Cumhurbaşkanı'nı kaldığı otelde, ayağına getirtiyor. Özel bir salonda, oturduğu koltuğun arkasındaki duvara kendi resmini asmış, bir yanına TC Cumhurbaşkanı'nı, diğer yanına TC Başbakanı'nı alarak, sanki Suud'lara bağlı bir ülkenin temsilcilerini kabul edermiş gibi kameralara poz veriyor.

TC Cumhurbaşkanı ile TC Başbakanı'nın kraldan aldıkları emre uygun bu düzenlemeyi yansıtan resmi görünce gazetelerde, Atatürk Türkiyesi'nin bir insanı olarak onurum incindi.

Ya sizin; TC Cumhurbaşkanı, TC Başbakanı? Ya sizin!

****

Üstelik Kral, 11'inciye Cumhurbaşkanı seçildiği için armağan veriyor.

TC Devleti ile ilgisi nedir bu armağanın? Hiç!

Öyleyse kişiye özel armağanı, devlete ait bir ödülle karşılamak neyin nesi?
Efendim, Kral hazretlerinin elçisi 11'inciye "El-Suud'un vereceği armağana karşılık vermeyi düşünmez misiniz" diye sormuş da, AKP'nin Cumhurbaşkanı ile AKP hükümeti, krala layık nasıl bir armağan verelim diye günlerce düşünmüşler ve bir aklıevvel "Buldum" diye fırlamış ve.. kendilerine Devlet Şeref Madalyası verilmesi kararlaştırılmış.

Devlet Şeref Madalyası ancak "...Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası.. yurtiçinde yurtdışında üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlılık gösteren Türk ve yabancı uyruklu kişilere..." verilebiliyor.

Oysa... Suudi Arabistan Krallığı, Atatürk' ün kurduğu laik Cumhuriyet'e asla ısınamadıkları gibi, laik TC'yi krallıkları, şeriat devletleri için daima bir tehlike olarak gördü.

En sıkışık zamanda Türkiye'ye, diğer ülkelere gösterdikleri yakınlık kadar yakınlık gösterdiler.

Şimdi "ikilinin" Suud'dan para (milyar dolarlar) istediklerini içeren haberler çıkıyor.

****

AKP'nin geçmişi, Necmettin Erbakan 'ın kurduğu ilk İslam yanlısı Nizam Partisi'ne dayanıyor. Daha sonra Milli Selamet, Refah...

1970'lerde Bülent Ecevit , MSP ile koalisyon kurdu. Devlet o günlerde akaryakıtla yaşamsal gereksinmelerini karşılayacak döviz rezervlerinden yoksun.

Başbakan Yardımcılığı'na gelen Necmettin Erbakan, gereksindiğimiz parayı bulmak için -gazetecilerle birlikte- Suudi Arabistan'a gitti. Geziyi gazetem adına ben izledim.

Geziye çıkmadan gördüğüm Dışişleri'ndeki dosyalara göre; Erbakan, Suud'lardan 1 milyar dolar isteyecek ve alacaktı! Krala çıktı, Petrol Bakanı Yamani ile görüştü. Sonuç; hava!

O gezi tam bir komedi idi. Üç-beş günlüğüne gittik; Erbakan bir türlü ayrılamıyor. Sonunda Kral, Erbakan'ın oteline bir yakınını gönderip istenilen yardımı yapamayacaklarını bildirdi ve ülkesini dönmesini rica etti Erbakan'dan.

Bizden kurtulmak için apar topar askeri bir uçakla heyeti ve gazetecileri Lübnan'a gönderdiler. Oradan THY uçağı ile döndük ülkemize ve Hürriyet'e verdiğim haber şu manşetle yayımlandı:

"Medine dilencisi olduk!"

Dün neyse bugün de öyle. Dün MSP, bugün AKP. Suud denilince yok birbirinden farkı!

Cumhuriyet

Cüneyt ARCAYÜREK

Bence kapatılmaması gereken bir konu...Devamlı gündemde tutularak kendilerini seçilmiş padişah sanan ve Türkiye Cumhuriyetinin itibarını kendi şahsi ilişkilerine tercih edenlere,bugün meclis aritmetiği gereği hesap sorulamasada,günü geldiğinde bu yapılanların hesabının sorulacağı mesajı verilmeli...

kanas2000
13-11-2007, 11:00
bazi yerleri es gecmış Arca yürek.Ambargo donemınde araplara gidilmiştir,Saddam hüseyin petrol vermıştır miktari bellidir bunun.O beyenmedigimiz Kaddafi kendisi Torna atolyesinde Firezenin basına gecip kendisi bize parca üretmiştir ve yollamıştır,bunun yanında bize bir Para vermıştır buyuk rakam meblag isteyen arastıra bılır dönemın maliye bakani Deniz baykal parayı almıştır,daha sonra bu borc geri ödenmek istediginde Kaddefi bu parayı almamış kabul etmemştır,Canli şahitler yasıyor daha hayatta...Herkeze kötu demeye gerek yok,herkez bırılerınden para istemıştır bunu A partı B partı demeye gerek yok.tıpkı IMF istendıgı gıbı oradan hangı dının mensupları neye hızmet ettıklerını herkez bılıyor

gencalp
13-11-2007, 11:53
bazi yerleri es gecmış Arca yürek.Ambargo donemınde araplara gidilmiştir,Saddam hüseyin petrol vermıştır miktari bellidir bunun.O beyenmedigimiz Kaddafi kendisi Torna atolyesinde Firezenin basına gecip kendisi bize parca üretmiştir ve yollamıştır,bunun yanında bize bir Para vermıştır buyuk rakam meblag isteyen arastıra bılır dönemın maliye bakani Deniz baykal parayı almıştır,daha sonra bu borc geri ödenmek istediginde Kaddefi bu parayı almamış kabul etmemştır,Canli şahitler yasıyor daha hayatta...Herkeze kötu demeye gerek yok,herkez bırılerınden para istemıştır bunu A partı B partı demeye gerek yok.tıpkı IMF istendıgı gıbı oradan hangı dının mensupları neye hızmet ettıklerını herkez bılıyor

Siz konuyu tamamiyle ekonomik ilişkiler çerçevesinden ele almışsınız Sn Kanas...Halbuki ne yazarın nede benim ekonomik ilişkiler ile ilgili bir tasarrufumuz yok bu olayı dile getirirken...Para alınır para verilir,birisi elinden geleni yapmıştır bir diğeri kredi açmamış,geri göndermiştir,konumuz bu değil...Şahsi ilişkiler gözetilerek,Türkiye Cumhuriyetinin binlerce yıldır süren geleneklerinin ve protokol kurallarının hiçe sayılmasıdır dikkat çekilmek istenen...

Ayrıca Kaddafi ve diğer araplar hakkında söylediğiniz şeylerin bir çoğu tevatürden ibarettir...Devletlerin dostu yada düşmanı yoktur devletlerin çıkarları vardır...Olaylara bu gözle bakmakta fayda vardır...Ancak bunu yaparken de,şunuda gözden kaçırmamak lazım,eğer bizim devletimizi temsil edenler,devletin itibarının bir nişanesi olan tavır ve davranışları göstermekten kendi şahsi görüşleri adına imtina ediyorlarsa,bunlar affedilmeyecek hatalardır...

yosun
13-11-2007, 18:13
eğer bizim devletimizi temsil edenler,devletin itibarının bir nişanesi olan tavır ve davranışları göstermekten kendi şahsi görüşleri adına imtina ediyorlarsa,bunlar affedilmeyecek hatalardır...

Hata mı? :D

Hiç sanmıyorum. Hem de hiççç...

gencalp
14-11-2007, 13:21
Zat-ı şahane...

Yılmaz ÖZDİL

KAFAMIZA çuval geçiren Amerikalı’nın ayağına gidiyorsan... Sırtımızdan hançerleyen Arap’ın ayağına gitmenin ne sakıncası var?

Soykırımı tanıyan Arap’a, adında "Türk" olan şirketi satmakta sakınca görmüyorsan... Atatürk’ü tanımayan Arap’a madalya takmanın nesi şaşırtıcı?


LİNK :

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7686200.asp?yazarid=249&gid=61&sz=11173

Çok güzel yazmış Y.Özdil...

spekavcısı
16-11-2007, 13:53
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7701287.asp?gid=180&sz=77744

Çocuk Korosu’na Kürt Marşı sorusu 16 Kasım 2007


Ferit ASLAN, (DHA)

İçişleri Bakanlığı, DTP’li Yenişehir Belediyesi’ne bir yazı göndererek, Belediye Çocuk Korosu’nun 3 Ekim’de ABD’de düzenlenen bir festivalde Kuzey Irak Kürt yönetiminin Milli Marş olarak kabul ettiği marşı okuyup okumadığını sordu.

Hürriyet Yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın gündeme getirdiği konuyla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da soruşturma başlattığı ve belediyeden korodaki çocuklar ile şef hakkında bilgi istediği öğrenildi. Yenişehir Belediye Başkan Vekili Ahmet Erden tarafından Diyarbakır Valiliği’na gönderilen cevap yazısında ise Belediye Çocuk Korosu’nun 23 Eylül-7 Ekim tarihlerinde San Francisco’daki ’Uluslararası Kültürel ve Sanatsal Müzik Festivali’nde şu şarkıları seslendirdiğini bildirildi: "Çanakkale Marşı, Eidibağ, Güzel Günler Göreceğiz, Vantanas, İşkilşirhan, Halayi Varşororo, 9. Senfoni, Memleket İsterim, Taw, Seherde Bir Bağa Girdim, Atasözü, Sevgi Çiçekleri.

Yorum:Buradaki tezgah şu arkadaşlar: bu tür davetlerde ilgili ülke dışişleri bakanlığı (buradaki örnek T.C. Dışişleri Bakanlığı oluyor....)gündemi okunacak şarkılara kadar belirler...kimsede bunun dışına çıkamaz........iş kamouyuna aksedince minareyi çalanlar kılıfı hazırlamaya çalışıyor...burada kayda geçtik...malesef ödediğimiz vergilerle bize kurşun sıkanlar ve buna taşeronluk eden sözde görevli yetkililerde var...örnek:damat ferit ve kabinesi de güya osmanlı vatandaşlarının haklarını savunuyor...du...yersen...biz yemiyoruz ve kayda geçtik....

yosun
25-11-2007, 17:44
Vakit'den "imalı" bulmaca: "Siz kral değilsiniz"

Yaptığı birçok haberle “tartışma konusu” olan ve en son Danıştay üyelerine yapılan saldırıda “hedef gösterdiği” iddia edilen Anadolu'da Vakit gazetesi, bugün yayınladığı sayısındaki bulmacayla dikkat çekti.

Bulmacada, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu'nun fotoğraflarına yer verdi. Gazetenin 14. sayfasında yer alan bulmacanın soruları yanıtlandığında şifre sözcük olarak “Siz Kral Değilsiniz” kelimesinin çıkması bulmacayı çözenleri şaşırttı.

Bulmacada, soldan sağa 2. soru olarak “Genelkurmay Başkanı” ve 4.soruda Kara Kuvvetleri Komutanı, 23. soruda “Emekli Tümgeneral” soruları soruldu. Soruların yanıtlanması için verilen fotoğraflarda ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ve emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu'nun üniformalı fotoğraflarına yer verildi.

Gazetenin 14. sayfasında, Editör Fatih Uğurlu tarafından hazırlanan, aralarında “cahiliye döneminden putlar, ormanların en iri hayvanı, küfürde olan, gayrımeşru ilişki” gibi sorularında bulunduğu bulmacada 17 kelimelik şifre sözcükten “Siz Kral Değilsiniz” cümlesi çıktı. Gazete daha önce, Danıştay saldırganı Alparslan Aslan'ın "Danıştay saldırısını planlarken Danıştay 2. üyelerinin fotoğraflarını Anadolu'da Vakit gazetesinin manşetinde gördüm." açıklamasıyla gündeme gelerek, tartışma yaratmıştı.

mynet.com

Malum gazete, malum zihniyet, her zaman yedikleri herzelerden biri...

PARK
25-11-2007, 17:57
''Keser döner sap döner bu hesap'da elbette bir yerden döner''...derler

Fakat sabrın sınırlarını zorlamakda iyi değildir hani.:wink:

gencalp
25-11-2007, 18:01
Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud'a Devlet Şeref Madalyası verilmesi dava konusu oldu...Bir avukat vatandaşımız konuyla iligili olarak başbakanlığa dava açmış...Dava red edilse bile yinede bu ülkenin itibarının,onuruna dair hesap sorulması güzel bir gelişme...

DANIŞTAY BAŞKANLIĞI'NA / ANKARA

DAVACI : Av. Tezcan Çakır

DAVALI : Başbakanlık

T. TARİHİ : 8 .11.2007 günlü ve 26694 sayılı R. G. Tebliğ ile duyurulmuştur.

T. KONUSU : Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud'a Devlet Şeref Madalyası verilmesine ilişkin 3.11.2007 tarihli ve 2007-12760 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemidir.

OLAY:

1- 8.11.2007 günlü ve 26694 sayılı Resmi Gazete yayımlanan Tebliğ; ülkemizi ziyaret etmek üzere gelen Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud'a,

" Şeref Madalyası verilmesi "

yolunda 3.11.2007 tarihli ve 2007-12760 sayılı Bakanlar Kurulu kararı alındığını kamuoyuna duyurmuştur. Bakanlar Kurulu kararı, Resmi Gazetede yayınlanmamış olmakla beraber, söz konusu tebliğ ile alındığı anlaşılmaktadır.

2- " Devlet Şeref Madalyası " 24.10.1983 tarih ve 2933 sayılı Madalya ve Nişanlar Yasasının 2. maddesinin (b) bendi uyarınca verilmiştir.

3- İlgilinin madalyanın gerekçesi veya nedeni olarak da;

"… Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda güçlendirilmesi ve bölgemizin barış ve istikrara kavuşması için sorunların çözümüne yönelik şahsi çaba ve katkıları ... "

gösterilmiştir.

A- Dava ehliyeti hakkında:

1- Ankara Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktayım.1136 sayılı Avukatlık yasasının 2. maddesi,

" …. her türlü hukuki mesele ve analaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini, hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını… "

avukatlığın amacı olarak belirtmiştir. Avukatlardan oluşan baroların, hukukun üstünlüğünü sağlamakla görevli olduğu yasanın 76. maddesinde öngörülmüştür.

2- Öte yandan, 30601426046 kimlik numarasıyla, T.C vatandaşlığına sahibim.

Vatandaşı olmakla övündüğüm Ulusumun ve dolayısıyla Devletimin en üstün madalyasının, tebliğde öne sürülen gerekçelerden yoksun bir kişiye Devletim adına verilmesinden üzüntü ve elem duydum.

Madalyanın üzeri altın kaplama olmasa bile,- ki yönetmeliğin 5. maddesi uyarınca, altın kaplamalı ve "T.C." sembolünü taşıması gerekir- ülkeme ait bir değer, öne sürülen nitelik ve değerleri taşımayan bir kişiye verilmiştir. Sade bir vatandaş olarak da, Anayasanın 36. maddesi uyarınca ortaya çıkarılan bu ölçüsüzlüğe hukuki bir tavır koyabilme hakkımın olduğunu sanmaktayım.

B- Hukuki düzenlemeler:

1- 2933 sayılı Madalya ve Nişanlar yasasının 2. maddesi; Devlet madalyasını üç tür olarak tanımlamıştır. Maddede aynen;

a) Devlet Şeref Madalyası; " Devlet Şeref Madalyası, Bakanlar Kurulunun teklifi, Cumhurbaşkanının tevcihi ile Türkiye Cumhuriyetinin bekası, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için yurt içinde veya yurt dışında üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlık gösteren Türk ve yabancı uyruklu kişilere verilir. "

b) Devlet Övünç Madalyası; " İlgili bakanın teklifi, Bakanlar Kurulunun onayı ve Cumhurbaşkanının tevcihi ile yurt içinde veya dışında gösterdiği sorumluluk ve görev anlayışı içinde feragat ve fedakarlık, başarı ve yararlılık dolu çalışmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti adına haklı gurur kaynağı teşkil ederek malul olanlara ve şehit olan kişilerin bu Kanunun 5 inci maddesinde belirtilen mirasçılarına verilir."

Dava konusu Bakanlar Kurulu kararını göremediğimiz için tebliğe itibar ederek, madalyanın yasanın 2/b maddesi uyarınca verildiğini kabul etmemiz gerekmektedir.

Ancak, madalya verilen kişinin yasanın 2/b maddesinde belirtilmiş kişilerden olmadığı çok açıktır.

Eğer, tebliğ ve Bakanlar Kurulu kararındaki yasal dayanak 2933 sayılı yasanın maddesi ( 2/b) ise, hukuki sakatlık daha baştan belirgin bir haldedir.

Kral Abdullah,

" …. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti adına malul ve şehit olan kişilerinden olmadığı gibi, bunların mirasçıları … "

da değildir.

Basında yer alan haberler " Devlet Şeref Madalyasının " verildiğini yazdığına itibar edersek, bu takdirde yasanın (2/a) maddesindeki koşulların oluşmadığını aşağıdaki bölümlerde açıklamağa çalışacağım.

2- Bakanlar Kurulunun 4.07.1988 gün ve 88- 13039 kararıyla kabul edilip, 7.8.1988 gün ve 19892 sayılı Resmi Gazete yayımlanan " Devlet madalya ve Nişanları Yönetmeliği " 2933 sayılı yasanın 13. maddesi uyarınca çıkarılmıştır.

Yönetmeliğin 2. maddesi kapsamı, 4. maddesi de madalyayı tanımlamıştır.

Madalya ;

" yurtiçinde veya dışında, Türkiye Cumhuriyetinin bekasında, ülkenin ve milletin bölünmez. bütünlüğünün korunmasında, Devletin yücelmesinde ve milli menfaatlere katkıda, hizmet ve vazifede, üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlık gösteren kişilere verilen muhtelif cins ve değerde bir sembol… "

olarak tanımlanmıştır.

Yönetmeliğin 8 . maddesinde belirtilen kişi veya makamların, madalya ve nişanlara layık görülen gerçek veya tüzel kişileri, makama önerebilecekleri öngörülmüştür. Bu makam yönetmeliğin 4. maddesine göre, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğüdür.

Yönetmeliğin 9. maddesi de, Genel Müdürlükte toplanan tekliflerde ilgilinin kimliği, madalyaya layık ve talep edilme sebepleri ile ve varsa belgelerin de ekleneceğini düzenlemiştir.

Yönetmeliğin düzenleme biçiminden anlaşıldığı gibi, ilgiliye madalya verilmesini isteyen bir kamu makamı ve bunun yazılı neden ve belgeleri anılan genel müdürlükte bulunmaktadır.

Bir Hukuk Devleti olduğumuzdan, herhalde " bana madalya verene, ben de bir madalya vereyim … " denilmemiştir. İdarenin yargısal denetiminin yapılması gerçekten amaçlayan bir Hukuk Devleti isek, madalyayı öneren kamu makamı, önerisinin nedenini ve belgelerini içeren dosya, anılan Genel müdürlükten resen istenip değerlendirilmelidir.

Hukuksal Durum ve İptal Nedenleri:

Bu dava; kralın ziyaret günü ve nedeni, ziyaret biçim ve protokolü, karşılanma ve ağırlama biçimi üzerine kurulu olmamakla beraber, bu hususlarda gösterilen Devlet ciddiyet ve zaafiyet eksikliği veya yetersizliği, aynı zamanda madalyanın verilmesine de neden olduğundan, gerektiği ölçüde bu gibi hususların üzerinde durulmuştur.

Elbette, bir hukukçu olarak konunun diplomatik ve tarihsel, sosyal ve siyasal boyutunu bir yana bırakarak salim kafayla hukuki açıdan değerlendirilmesi çabası içinde olmağa çalışılacaktır.

1- Öncelikle belirtmek gerekir ki, madalya verilmesinin yasal koşulları oluşmuş (!) veya oluşturulmuş veya bu dava nedeniyle hemen oluşturulabilecek olsa bile, ilgilinin ülkemize, ülkenin ve demokratik toplum düzeninin kurucu olan Mustafa Kemal Atatürk' e karşı aldığı tavırlar nedeniyle hakketmediği kanısındayım.

Öte yandan, "ulusal çıkar" kavramı, iki ülke ve toplumlar arasında yaşanılan gerçekler ile halen ve herkez için geçerli hukuk kuralları göz ardı edilerek, iki kişi arasındaki özel ilişki madalya alışverişiyle resmileştirilmiştir.

2- Tebliğde yazılı olan madalya verilmesinin nedeni/ gerekçesi ;

" Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda güçlendirilmesi ve bölgemizin barış ve istikrara kavuşması için sorunların çözümüne yönelik şahsi çaba ve katkılar … "

imiş.

Anlaşılan odur ki, ilgili kişi iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek üzere geçmişte esirgememiş olduğu ilgi ve çabayı (!), ileride de devam ettirecek imiş.

Bu hususun güvenceye bağlandığı anlaşılıyor. Bunun yanı sıra, halen bölgenin barış ve istikrara yönelik katkılarından dolayı da, madalyayı hak etmiş imiş. Bu gerekçelerin neler olduğu, madalya teklif yazısında, Bakanlar Kurulu gerekçesinde görüleceğinden, resen getirtilip irdelenmelidir. Böylece, ilgilinin iki ülke ilişkilerini güçlendirme amaçlı olarak yaptığı ve yapacağı kişisel çaba ve katkılar, kamuoyunca da bilinir.

3- Somut olayda Mahkeme'nin re'sen araştırma yetkisinin harekete geçirilmesiyle, idarenin yasal sınırlarını aşıp aşmadığı anlaşılabilecektir. Uyuşmazlığın esasının çözümlenebilmesi için bu görev ve yetkinin kullanılması ve böylece idarenin, hukuka bağlılığı, yasal sınırları içinde olup olmadığı, dolayısıyla hukuka uygun bir Bakanlar Kurulu kararının tesis edilip edilmediği, hukuka saygılı bir idarenin varlığı anlaşılmış olacaktır.

"… Her ne kadar idari yargıda resen araştırma ve inceleme ilkesi geçerli ise de, bu olgu mahkemenin araştırmalarının keyfi bir şekilde yürütülebileceği anlamını gelmez…" [1] , "

"Gerçeğe ulaşılma doğrultusunda yapılan araştırma ve incelemelerin idarenin yerine geçme olarak düşünülmesi de mümkün değildir…" [2]

biçimindeki Danıştay kararları, resen araştırmanın boyutunu ve gerekliliğini ortaya koymaktadır.

İdare Hukuku öğretisinin üstadı, Ord. Prof.Dr. SS. Onar'ın konuya yaklaşımı da oldukça aydınlatıcıdır.

" Dairelerin veya kurulların bu yetkilerinin, tetkik ve hükmü başka mercilerine ait olan hususları kapsamayacağı tabiidir. …. İdari hâkimin bilgi toplama yetkisi, ancak idari hususlar hakkındadır… İdare mahkemesinin yetkisi sadece davanın unsurlarını uyuşmazlığı aydınlatacak bilgi toplamağa inhisar eder, faal idareye emir, talimat ve direktif verme kudreti yoktur… " [3]

biçimindedir.

4- Madalya verilen kişi, Türkiye Cumhuriyetinin sürekliliği, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, toplumun huzuru, birlik ve beraberliği için yurt içinde veya yurt dışında üstün feragat, fedakârlık, başarı ve yararlık gösteren bir kişi değildir.

Eğer davalı idare, bu kanı ve iddiada ise, bunları tek tek kanıtlamalı ve belgelendirmelidir.

Ülkemiz için yaptığı fedakarlıklar, gösterdiği yararlı çalışmalar, uluslar arası arenada ülkemiz için gösterdiği çaba ve girişimler, ulusun bölünmez bütünlüğü, huzur ve birliği için yaptığı çalışmalar, nelerse kanıtlanmalıdır.

İşte bu nedenle, yargının resen araştırma yöntemini uygulamasını istemekteyim.

Kanımızca, iki ülke insanlarının Müslüman olmaları dışında hiçbir ortak yönleri yoktur.

Madalyalı kişi, Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşında İngiltere ile birlik olup Türk askerlerin arkadan vuran bir aşiret devletin kralıdır.

Geçmişte Ulusal bağımsızlığımıza yardım ve katkısı olmadığı gibi, bugün geçerli olan Devlet ve hukuk düzenimizi kendisine benzetme çabası içindedir. Tarihin görebileceği en büyük Önderinin kimliğini, anlamını ve tarihsel ağırlığını bilmekten aciz ve saygısız bir kişidir.

Mekke'de Osmanlı mirası ECYAD kalesini yıktırarak tarihi değeri ve mirası yok etmiştir.

Onun yerine inşa ettirdiği iş merkezi- otel yapısıyla, ne kadar paragöz olduğunu göstermiştir.

Şeriat yasalarının uygulandığı, yargısız infazların ve teokratik polis devletinin geçerli olduğu, silah, petrol ve rüşvet ilişkileriyle ABD'nin kuklası olan bir devletin, ülkemizle ilişkileri tartışmalıdır.

Ulusal bir matem gününde, yerleşik diplomatik kuralları ile - anıtkabire gitmemesi, bayrağını indirmemesi, oteline çöl çadırı kimliği vermesi, ülke Cumhurbaşkanını ayağına çağırması vs gibi- Cumhuriyetin kurucusunu ve ilkelerini hiçe sayan kişiye, Türkiye Cumhuriyetinin en büyük madalyasını verilmesiyle, ulusal onurumuz kırılmıştır.

5- Öte yandan daha önceden tanışmış olmaları, 1983-1991 döneminde Cidde İslam Kalkınma Bankasından dolayı amir ve memur ilişkisi içinde bulunmaları,- madem ki kral, Bankanın patronu sayılır ve banka çalışanları da kralın memurudur - aynı manevi değerlerle donatılı olarak yaşamaları, diğerinin de benzeri bir armağan vermesi gibi olgularla devlet adına ve devlet hesabından, madalya ve buna bağlı onurlandırma belgesi verilmez. Verildiğinde, ulusal onurumuz zedelenmiş olur.

Ülkeyi ziyaret eden devlet Başkanlarına sembolik ve bir anı olarak hediye eşyalar verilmesi gelenek ise, bunun ayrıca bir madalyayla desteklenmesi gerekmez.

Ülkemizi temsilen gidilen yabancı ülkelerde ve Ülkemizi ziyaret eden devlet Başkanlarına, gerek duyulursa ve bir karşılık olarak verilmesi gerekiyorsa, açık veya örtülü ödenekten hediye eşyalar, verilegelmiştir.

Bu tür hediyelerin bedeli, tüm vatandaşlardan elde edilen gelirlerden sağlandığı halde, şimdiye kadar kimse " benden aldığım vergi ile ne diye hediyeler veriyorsun " dememiştir.

Ama hediyenin konusu ülkenin onur madalyası olduğunda; olaya oldu-bitti, ahbap – çavuş ilişkisi, karşılıklı alış-veriş gibi bakılamaz.

Hacca gidecek vatandaş sayısını arttırma amaçlı olarak görülemez.

Sorun, Ulusun vatandaşlarını, halen ve geçmişte bu ülke için savaşanlarını, savaşırken arkadan vurulan atalarımızı çok yakından ilgilendirir.

Savaşta bile, on binlerce kişi savaşır, üstün yararlılık ve fedakârlık gösterir, fakat bazılarına madalya verilir. Dünyada o kadar ilişkide olduğumuz ülkeler varken, neden şeriat ile yönetilen bir ülke başkanı seçilmiştir .?

Bir ulusun onur madalyası, herkese değil, hak edene verilir.

Devletimizin kurucusuna ve kuruluş felsefesine açıkça meydan okuyan birine, kamu vicdanı ve tepkisi göz ardı edilerek Devletin en yüksek madalyası verilemez.

Atatürk'e sevgi ve saygısızlığını her ortamda ortaya koyan kişiye Atatürk'ün kurucusu olduğu Devlet, en üstün madalyasını en aykırı kişiye veriyorsa, madalya dışında bunun bir başka nedeni, anlamı olmalıdır. Milli bayramı ve matem günlerini, alternatif bir başka toplantı ve gösteriler düzenlemekle geçiren yöneticilerimiz, ulusal matem gününü seçerek birilerine özel mesaj iletmek istemiş olabilirler.

6- 2933 sayılı yasaya göre,

" Devlet Şeref Madalyası " Bakanlar Kurulunun teklifi, Cumhurbaşkanının tevcihi ile"

ile verilmektedir. Tebliğe göre, Bakanlar Kurulu bir karar aldığı anlaşılmakta ise de, 3-13 Kasım tarihli Resmi Gazetelerde yayımlanmadığı görülmüştür. Bu durum Bakanlar Kurulu kararı olmadığı değil, yayımlanmasından kaçınıldığı anlamında kabul edilebilir.

Bakanlar Kurulu kararının kesinleşmesi veya uygulanabilir bir hale gelmesi ise,

" Cumhurbaşkanının tevcihi " ile mümkündür. "

Tevcih; yöneltme, rütbe verme, mana verme, yorumlama anlamına gelmektedir.

2933 sayılı yasa ve yönetmelikte, tevcihin nasıl sağlanacağına açıklık getirmemiştir.

Tevcih; yazılı karar alma, yazılmış olan kararı onaylama veya yazılı karar doğrultusunda işlem ve eylemde bulunma biçiminde olabilir.

Hangi yöntemle sonuca ulaşılırsa ulaşılsın, Bakanlar Kurulunca bir karar alındıktan sonra yapılabilmektedir.

Bir başka anlatımla, madalya verilmesine dair Bakanlar Kurulu kararı, bir ön- hazırlık- işlemdir.

Bundan sonra Cumhurbaşkanının alacağı karar veya tavır, bu ön işleme kesinlik kazandırmaktadır. Öyleyse, ortada zincirleme- halkalı - bir idari işlemler dizini var denilebilir. Halkalı işleminin başlangıcındaki sakatlık, nihai işlemi de sakatlar.

Öte yandan, Cumhurbaşkanının kararı veya takındığı tavır, yoklukla sakattır.

Çünkü, 5678 sayılı yasada, görevde bulunan Cumhurbaşkanının yasa değişikliğinden sonra hukuki durumunun ne olacağını belirleyen geçici maddeye yer verilmemiştir.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine dair yasa, referandum sonucunda yürürlük kazanmış olduğundan, görev süresinin son ermiş olması ve 60 gün içinde halk tarafından Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılması gerekir. Yargılama sürecinde söz konusu 60 gün geçirilmiş olacağından, karar aşamasında bu tartışmanın yapılması gerektiği kanısındayım.

7- Hukuk, yaşayan ve yaşanılan toplumsal ilişki ve olaylara bir çözüm getiren, kurallara bağlayan bir bilim dalıdır. Hukuk, toplumsal olaylardan etkilenir, bunları bir kurala bağlar. Bu nedenle madalya verilmesine ilişkin yasal düzenlemeler dışında, iki ülke ve vatandaşları arasındaki tarihi, diplomatik ve sosyolojik gelişme ve olaylara bakılarak bir sonuca ulaşılmalıdır.

" Verilmiş olan madalyanın davası görülmez.", " İptal kararı verilse bile, uygulanması sorun yaratır. "

denilse bile, davanın gerçek sahibi olan toplumun tavır ve tutumuna daha çok önem vermekteyim.

Davanın usulden veya esastan reddi, hukuki inancımı ve vicdani kanımı değiştirmez.Toplumun, Devletimizin kurucusuna ve kuruluş felsefesine sahip çıkacağına inanıyorum. Demokratik ve laik bir Cumhuriyetin, şeriat kurallarını uygulayan bir ülke yöneticisine, Cumhuriyetin en üstün madalyasını vermemesi gerektiğini düşünüyorum. Somut olayda, demokratik, laik ve Hukuk Devletine yakışmayan bir karar alınmış ve uygulanmıştır. [4]

Demokrasilerde hukuk, tarafların gücü ya da statüsüne göre yorumlanmaması gereken, evrensel kurallar bütünüdür.

SONUÇ: Açıklanan nedenler ve resen görülecek sair hususlarla dava konusu kararın iptaline, avukatlık ücreti ile yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini, saygılarımla arz ve talep ederim. 13.11.2007



Av. Tezcan Çakır

EK:

Dava konusu Bakanlar kurulu kararı R.G. bulunamadığından eklenilememiştir.

gencalp
25-11-2007, 18:04
Vakit'den "imalı" bulmaca: "Siz kral değilsiniz"

Yaptığı birçok haberle “tartışma konusu” olan ve en son Danıştay üyelerine yapılan saldırıda “hedef gösterdiği” iddia edilen Anadolu'da Vakit gazetesi, bugün yayınladığı sayısındaki bulmacayla dikkat çekti.



Suud kralına madalya takan C.Başkanımızın referans gazetesidir Vakit :yes:

Sn Balaban'ın dediği gibi sabrı zorlamanın da bir sınırı var...Hoş bu sınırı çoktan aştılar ama bakalım sonu nereye varacak...

gencalp
28-11-2007, 20:21
http://img122.imageshack.us/img122/2241/129405xb2.jpg (http://imageshack.us)
MUSA KART

Bazıları ABD'de yaşıyan karısını milletvekili yapmak için karikatür çiziyor,bazılarıda hem sanatını,hemde ince zekasını göstermek için karikatür çiziyor :)

baron11
29-11-2007, 10:07
Kırmızı Bülten'le aranan (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/7779812.asp?gid=180&sz=25358) pkk'lılar AP'de

Türkiye’nin ve Interpol’ün tüm dünyada Kırmızı Bülten’le aradığı “Kürdistan Ulusal Kongresi” ve Ahmet Gülabi Dere Avrupa Parlamentosu’nda basın toplantısı düzenledi. AP üyesi Jean Lambert ve Vittorio Agnoletto'nun desteği ile düzenlenen toplantıda okunan bildiride tehditler yöneltildi.

Barzani’ye pkk’ya karşı Türkiye ile işbirliğine gitmemesi “uyarısında” bulunuldu. Kuzey Irak yönetiminin, ABD ve AB’nin sınırlı bir operasyona sıcak bakmaları ise sert bir dille eleştirildi.

Ahmet Gülabi Dere’nin okuduğu bildiride son günlerde DTP ile ilgili yasal süreç de eleştirilerek linç politikası yürütüldüğü ileri sürüldü. Tehditlerle dolu bildiride Türkiye’ye “barış süreci” çağrısında bulunuldu.

AVRUPA BUNU HEP YAPIYOR?
Ahmet Gülabi Dere, AK Genel Sekreteri ile görüşmüş, bu durum üzerine Türk Dışişleri’nin gösterdiği sert tepkiler yanıtsız kalmıştı. Kırmızı Bülten’le aranan Dere, Avrupa’daki üst düzey yetkililerle görüşmelerde bulunuyor.

BAŞBAKAN’A SUİKAST HAZIRLIĞI YAPIYORDU
Ahmet Gülabi Dere hakkındaki en ciddi iddia, 1993 yılında Monako’da dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e suikast hazırlığı içerisinde bulunması. Dere’nin hazırlıkları Türk istihbarat yetkililerinin çabaları sonucunda boşa çıkmıştı.

baron11
29-11-2007, 12:31
Kazmalar ve Maşalar (http://www.heddam.com/#Icerik)

Tanrı hepimizi cehaletten korusun.Çünkü bugünlerde Tanrı hepimizi taşkafa aydınlarla tecrübeden geçiriyor.Olsun, hastalık henüz bedenimize sızmış değil.

Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılması düşünülüp iptal edilen Ermeni Konferansı'nın konuşmacılarını kastediyorum.

Bu yazarların metinlerine on yıllar boyu zahmet edip eğildim. Eserlerini inceledim. Yani, muhteremlerin ne dediklerini anlamaya çalıştım, defalarca kafamda döndürdüm, durdum.

Ve şimdi onları, ellerinde tahta bir haç, gökkubbemize girmiş şaşkınlar, yüzlerinde bir yarasa karanlığı olarak görüyorum.

Bunların güya bir düşmanları var, resmi tarih tezi. Bir statüko, bir devlet tezi, tutturmuşlar. Akıllarınca bu resmi tezleri şeytanileştirmeye çalışıyorlar.

Yani, bütün kötülüklerin kaynağı bu resmi tezlermiş. İşte bu yüzden yaygaralarının yettiği Avrupa'daki lobilerle bu tezleri kanundışı ilan etmeye başladılar bile.

Şimdi?

Şimdi, ülkemizde bu tezleri o küçük beyinleriyle insanlık dışı hale getirmek için aydınca kahramanca hoplaya zıplaya kavga veriyorlar. Allah sonlarını hayırlı etsin.

Yüz elli yıl önce hepsi Osmanlı'nın toprağı, tebaasıydı, aldıkları yetmedi. Yine istiyorlar, yüz elli yıldır, kazmayı aynı yerden vuruyorlar…

Neden?

Çünkü halkı, ulusal onuru, devleti yıpratmak istiyorlar. Hedef yıpratmaktır, ileri. Genç kuşağın kafasını karıştırmak, çünkü, fesatla, sinsilikle yoğrulmuşlar…

Peki bu "yıkma" işini hangi kazmalarla yapıyorlar?

Şu kazmalarla: Demokrasi, liberalizm, aydın sorumluluğu, özgürlük gibi kavramlarla.

Aslında bu kavramlar küçük sevimli şeytanlar.

Çünkü bu kavramlar I. Dünya Savaşı'nda ellerinde patlayan zavallı, küflü, paslı savaş baltaları!

Şimdi, bu muhterem zevattan, herhangi birinin son on yılda bölgemiz hakkında yazdığı iç/dış politika/yorum/analiz yazılarına iyi bakalım.

Ne demişler, ne istiyorlar, anlayalım. Ciddi bir şey tartışıyorsak neler düşündüklerini bilelim.

Zahmet buyurmayın, ben baktım. Yazılarında ortaya şöyle bir yekün çıkıyor:

Lübnan'da Maruniler, İsrail'de Yahudiler, güneyimizde Barzani, doğumuzda Ermeniler, Kıbrıs'ta Rumlar, bu muhteremlerin yazılarında sürekli haklı çıkıyor…

Yani, yazılarının tümüne baktığımızda, bölgemiz üzerine neler düşünüyorlar diye tetkik ettiğimizde, ortaya çıkan manzara bu.

Bu topraklarda, bu yazarların fikirlerine göre, iyilik, doğruluk, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük, liberalizm, insanlık, aydınlık, gelecek, en haklısı, en iyiler, işte şunlar:

MARUNİ, YAHUDİ, RUM, ERMENİ ve BARZANİ…

İşte asıl konferansı bunun için toplayalım. Bu muhteremlerin yazılarını masaya koyup tartışalım. Ve bu muhteremlerin yazılarına bakıp onlara soralım.

Neden sizlerin yirmi yıllar boyunca bu topraklarda yazdığınız yazılarda, hep, Kıbrıs'ta Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Maruniler ve Barzani, her defasında haklı, doğru çıkıyor!…

Bu muhteremlerin yazılarını yine toplayalım, inceleyelim, bu sefer onlara şu soruyu soralım.

Sizin yazılarınızda neden Müslümanlar, Türkler, Farslar, Araplar hep haksız çıkıyor…

Yazılarındaki sıfatları da ortaya koyalım, bunlara göre, Türkler/Farslar/Araplar hep, despot, diktatör, geri kalmış, çağdışı, aşağılık, demokrasiden anlamaz!..

Bir muziplik yapmıyor, bu cümleleri komedyenlik adına kaleme almıyorum, bu konferansı tertip edenlerin metinlerindeki felsefi dökümü ortaya koyuyorum.

Onlara göre demokrasinin ve özgürlüklerin en güzel çiçekleri, İsrail'de Yahudiler, Lübnan'da Maruniler, Kıbrıs'ta Rumlar, güneyimizde Barzani ve şüphesiz Ermeniler!..

Şüphesiz bu çiçekten demokrasiler/özgürlükler arkasında sıkı bir stratejik düzen var.

Avrupa Birliği gibi. ABD'nin emperyalizmini görmemek gibi. Gözle görülmeyen bağlar da var, vakıflardan beslenmek gibi.

Hani, bizim de aklımız yok ya, hani biz de kekiz, şebeğiz ya, bunlara uyduk, onların aydınlık yolundan yürüdük, ne olacak.

Diyelim Ermeni tezlerini kabul ettik, diyelim, ülkemiz ve halkımızın haysiyetini kırmalarına izin verdik, diyelim tazminatlar ödedik, diyelim daha ileri gittik, toprağımızın ne kadarını verelim tartışmalarına başladık, bitti mi?

Sonra şunlar olacak, bir konferans daha toplayıp, şu sonuçlara doğru ilerleyeceğiz:

"Mustafa Kemal aslında köylülerden çocuklarını zorla askere aldı, köylülerin erzaklarına el koyup cephanesine kattı… ''

Hani, kekiz, şebeğiz ya, yine bitti mi? Bitmez!

Bin yıllık tarih, ellerinde kazma, devam edecekler. Özgürlük deyip, aydınım deyip sallayacaklar…
Ama bu tarih bin yıllık, çok uğraşmaları lazım. Çünkü kazmayla yıkılamayacak şeyler var. Vakıflardan beslenmeyle çürütemeyecekleri çok değerler var.

Şimdi mesela Yunus Emre'nin, Mevlana'nın neresine vuracaksın kazmayı.

Allah insanı çarpar!

Peki toptan şehit olmuş 57. Alay'ın neresine vuracaksın kazmanı!?

Bu muhterem yazarlara bir de başka yerlerden bakalım, metinlerini önlerimize serelim. Ortadoğu topraklarının şairleri, evliyaları, kültürleri, türbeleri, yıkılan kubbeleri, folkloru, dili, şehitleri ve bağımsızlık savaşları, ne varsa bakalım.

Bakalım metinlerinde bizim kanımıza işlemiş bu değerlerden bahseden var mı?

Yok… Yani, bu toprakların kültürel/edebi/dini/milli tarihiyle bir duygusal ilişkiyi dillendiren metinleri yok ortada.

Peki ne var, sayfalarını çevirdikçe, kuşlar gibi cıvıldayan özgürlük, demokrasi, aydın olma, gibi kavramlar var…

Yani kardeşlerim. Şu soruyu soralım. Neden Ermenistan'da Ermeniler, İsrail'de Yahudiler, Lübnan'da Maruniler, Kıbrıs'ta Rumlar ve güneyimizde Barzaniler bu kazmalarca hep haklı çıkıyor.

Ve bu kazmalar niye hep buralara vuruyor!..

Bu tesadüf mü?

Bu devlet ve halkların isimlerine bakın, tampon bölgelerine, devletlerine bir daha bakın…

Bunun bitmemiş 1.dünya savaşı olduğunu göreceksiniz.

Bugün verdikleri yıpratma savaşı, birinci dünya savaşının, devamıdır. Bu yüzden Lozan yırtılmak isteniyor.

Mustafa Kemal Samsun'a çıkmasaydı, işler yolunda olacaktı, İngilizler İstanbul'u, Yunanlılar Ege'yi terk etmek zorunda olmayacaktı. Ama Lozan inşa edildi.

O halde, Lozan yıkılmalı. Bugün 1.dünya savaşıyla bu halklar devlet olmuş ya da siyasi haklar kazandılar.

Yüz elli yıl önce hepsi Osmanlı'nın toprağı, tebaasıydı, aldıkları yetmedi. Yine istiyorlar, yüz elli yıldır, kazmayı aynı yerden vuruyorlar…

Bu insanlar içinde doğdukları halklarını, kendi tarihlerini, kendi onurlarını, kendi kültürlerini, kendi dillerini, dinlerini sevmemek gibi hastalıkları var, bu yüzden bizim çektiğimiz acıları çekmezler…

Ama ben bu yazıyı başka bir şey için yazdım.

Şunlara bakın, Kıbrıs'ta Rumlar, Lübnan'da Maruniler, Ermenistan'da Ermeniler, İsrail'de Yahudiler, hepsinin ortak bir kimliği var?

Bir tornadan çıkmış, vakıf desteklerinden beslenmiş, yabancı ajan servislerince piyasaya sürülmüş bu insanların bu cüretleri ve küstahlıklarının altında ne var?

Nedir ortak kimlikleri?

Bakın hepsi komşularıyla oturmak / karışmak istemiyor. Tampon devletler. Çelikten gömlek gibi kafes duvarlardan sınırlar. Kız alıp vermek istemiyor.

Ortak mahalle pazarı kurmak istemiyor.

Çünkü, kendilerini, Batılı, farklı, çok yüksek ve güçlü bir kültürün mucizeleri olarak görüyorlar.

Bu beş/altıyüz yıldır böyle. Kendileri cici, Batılı, akıllı, her şeyi bilen, anlayan. Ama komşuları pis, Müslüman, çağdışı, aşağılık…

Soralım Ermenistan'da kaç tane yabancı yaşıyor, Maruniler binlerce yıl Lübnan'da niye hala Müslüman mahallesine karışmıyor, Kıbrıs'ta Rumlar Annan Planı'nı niye kabul etmedi.

Buradan nereye geleceğim. Bu konferansı tertip edenler de işte bu yüksek kültürün, ileri Batı medeniyetinin en ileri çocukları.

Aralarına, başka kimseyi almak istemiyorlar.

En uygar fikirler onlarda. Oturup, kendi aralarında büyük meseleleri konuşacaklar.

Aşağılık halkların statükocu, despot, diktatör yazarlarını niçin alsınlar?

Kardeşlerim. Bu saçma sapan kazmaların demokrasi, aydın, özgürlük gibi fikirlerine kananlar, onlar gibi suratsız, meymenetsiz olurlar. İnsan yüzü görmek istemiyorlar.

Halkımızın çocuklarının yüzlerini, dillerini, dinlerini, giyimlerini, alışkanlıklarını, tarihini "konuşmak" istemiyorlar.

Bu yüzden Batıdakiler gibi gittikçe "insan sıcaklığını" kaybediyorlar. Ama tanımaktan, karışmaktan korktukları bu halkların çocuklarının yüzlerinde hala onları anlamak gibi, etten kemikten, duygudan ifadeler var.

Hepimiz hala bu Batı özentisi, Batı'nın aşağılanmalarıyla yetişmiş aydın kuşağı hayretle, şaşkınlıkla izliyoruz…

Bir tornadan çıkmış, vakıf desteklerinden beslenmiş, yabancı ajan servislerince piyasaya sürülmüş bu insanların bu cüretleri ve küstahlıklarının altında ne var?

Dünyanın hakim güçlerince desteklenip üstümüze sürüyorlar!.. Hayal dünyasında "aydıncılık" oynuyorlar!…

Biz, 1. dünya savaşı bitti diyoruz, bitmedi diyorsanız, bir daha gelin, öyle uyduruktan demokrasi, özgürlük, aydınım, lafları yemiyor artık.

spekavcısı
30-11-2007, 18:23
"atatÜrk Ve TÜrklerİn Sakli Tarİhİ" Prof. Sİnan Meydan Özetle...İÇerdekİ FonlanmiŞ Aydini, DiŞarda İstİhbaratÇi Aydinlari DeŞİfre Edİyor....atatÜrkÜn Batili "emperyalİst" Tarİhe BakiŞini Ve Bunu BoŞa Çikartici Arkeolojİk Kazilar Dahİl Çabalarini Ve TÜrklerden Saklanan "tÜrk Tarİh Tezİnİ" Anlatiyor...İsmet İnÖnÜ Ve Ekİbİ Dahİl...atatÜrkten Sonrakİ BÜtÜn HÜkÜmetlerİn KarŞi Darbecİ Ve İŞbİrlİkÇİ OlduĞunu Belgelerİyle Ortaya Koyuyor.....(sn. Sİnan Meydanin Öyle Bİr İddİasi Yok..bunu Kİtabi Okuyunca Ben Yorumladim....) Çok Kisaca Şunu SÖylÜyor...doĞulu Aydinin Kendİnİ Batili İstİhbaratÇi Aydinlarin Tarİfİye Tanimlamasini Birakmasi GerektİĞİnİ Ve Bİlİmsellİk Ve Arkeolojİ Yoluyla Medenİyetİn DoĞuda OlduĞunun Ortaya Konmasi GerektİĞİnİ Ve DoĞulu İnsanin Medenİyet YarattiĞini, Batinin Hirsiz Ve Sahtekar, IrkÇi Ve Saldirgan OlduĞunu, ....ortaya Koyan ...atatÜrkÜn Saklanan Tarİhİ GÖrÜŞlerİyle Dolu Bİr Kİtap...kisacasi..tÜrk Tarİh Tezİnİ Ünİvesİteden Ve Hayatimkizdan Sİnsİce UzaklaŞtiranlardan Hesap Sorulmali!!!!!!!!!!!!!!!1

spekavcısı
01-12-2007, 11:20
http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=100233,3
Ölüm uçağında süper fizikçiler

Sabotaj mı dedirten tesadüf... Uçakta, Türkiye'nin en stratejik projesini yürüten 6 nükleer fizikçi vardı. Onlardan biri de evrenin sırrını çözecek 'Atlas Deneyi'nde çalışan kadın Prof. Engin Arık'tı

STRATEJİK PROJENİN BEYNİ

UÇAKTAKİ bilim adamları, Türkiye'nin iyi yetişmiş nükleer fizikçileriydi. Askeri, sanayi, tıp gibi yüzlerce alanda kullanılacak bir projenin beyin takımıydılar. 'Türk Hızlandırıcı Merkezi' projesindeki gelişmeleri paylaşmak için 1.5 ay önce planlanan toplantıya gidiyorlardı.

EVRENiN SIRRINI ARAŞTIRIYORDU

EKİP üyesi Prof. Engin Arık, çok özel bir isimdi. Arık, Dan Brown'un romanına konu olan Atlas Deneyi'nde görevliydi. Cenevre'deki dünyanın en büyük fizik laboratuvarı CERN'de, evrenin oluşumundaki karanlık maddeyi arayan projede çalışıyordu.

Isparta’da düşen Atlasjet uçağı, Türkiye’nin nükleer fizik alanındaki en önemli profesörlerinden Engin Arık ile birlikte ekibindeki 6 bilim insanını taşıyordu. Arık, Dan Browne’ın romanlarında geçen İsviçre’nin Cenevre kentindeki CERN laboratuvarlarında Bing Bang deneylerinde ve geleceğin enerji kaynağı olarak adlandırılan toryum üzerine çalışıyordu

İstanbul’dan havalanıp dün gece Isparta’ya uçan Atlasjet’e ait MD83 tipi uçak 7’si mürettebat 57 kişiyle Süleyman Demirel Havalimanı’na birkaç kilometre mesafede dağa çarparak düştü. DPT’nin (Devlet Planlama Teşkilatı) düzenlediği 4. Hızlandırılmış Çalıştay’a katılmak üzere Isparta’ya giderken düşen uçağın yolcuları arasında bulunan evli ve iki çocuk annesi, BÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Arık, yüksek enerji fiziği konusunda çalışmalarıyla uluslararası bir üne sahipti. Komplo teorileri üzerine yazdığı kitaplarla tüm dünyada satış rekorları kıran Dan Browne’un Melekler ve Şeytanlar gibi romanlarında geçen İsviçre Fransa sınırındaki CERN laboratuvarlarında da görev yapan iki Türk’ten biri olan Arık, burada yine aynı romanlara konu olan Bing Bang’in (evreni oluşturan büyük patlama) küçük bir modelini tekrarlama deneyinde çalışıyordu.

*****
En stratejik kadroydu!

Kazada hayatını kaybeden 6 bilim insanı Türkiye’nin en stratejik projesi üzerinde çalışıyorlardı! Akademisyenler iki yıl önce DPT’nin desteğiyle Türkiye’de ilk defa kurulacak olan “Türk Hızlandırıcı Merkezinin Teknik Tasarım ve Test Laboratuarları Projesi” için Ankara’da merkez kuracaktı. Proje ile parçacıkları hızlandırarak yüksek enerjili ışın oluşturulması amaçlanıyordu. Proje sanayi, askeri ve tıp gibi yüzlerce alanda fayda sağlayacaktı. Dördüncüsü yapılacak olan çalıştay akademisyenlerin ısrarı üzerine Isparta’daki S.D.Ü’ye alınmıştı. Prof. Fatma Senel Boydağ, evli ve bir çocuk annesiydi. Yine aynı ekipten 1964 doğumlu Doç. Dr. İskender Hikmet 3 çocuk babası parlak bir bilim adamıydı. Korkunç kazada kaybettiğimiz bir diğer bilim insanı ise Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan oldu. B.Ü.’de doktora yapan 1978 doğumlu Fidan bir çocuk babasıydı.

***

YORUMUM: KARAKUTUYU TÜRKİYE DIŞINA GÖNDERİR VEYA YURT DIŞINDAN "BİLİMADAMI" DİYE İSTİHBARATÇILARI GETİRTİR İSELER...BENİM AÇIMDAN BU DA HESABI SORULACAK İŞE GİRER....NEDENİ DE ŞU...DAHA KAZA OLUR OLMAZ...UÇAĞIN KAZAYA MEYİLLİ OLDUĞU...SERVİSTEN KALDIRILMASI GEREKTİĞİ GİBİ HABERLERİ BASINDA BEN DE GÖRDÜM VE SIKI DURUN...UÇUŞ ŞİRKETİNE KIZDIM BİLE...BUNUN OPERASYONUN PARÇASI OLDUĞU AKLIMA BİLE GELMEDİ.....BİZİ HEP APTAL YERİNE KOYUYORLAR...BU KADAR TESADÜF OLMAZ.....ASELSANDA DA TÜRKİYE İÇİN PROJE ÜRETİLMİŞTİDE...ŞEREFLİ SAVCININ İLK İŞİ SUÇU VE KANITI ARAŞTIRMAKTIR...ANCAK...BU KESİN İNTİHARDIR DİYE AÇIKLAMA YAPILMIŞTI...AİLESİ İSE İNTİHAR OLAMIYACAĞINI İSPAT ETMİŞ...ANCAK MALUM BASIN OLAYI ÖRTBAS ETMİŞTİ....KARAKUTUYU TAKİP EDERSEK SUÇU VE SUÇLUYU ÇÖZERİZ....

spekavcısı
04-12-2007, 16:29
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7810700.asp?gid=180&sz=30662
Demirtaş'tan Brüksel'de inanılmaz talepler 4 Aralık 2007


BRÜKSEL, (DHA)

DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş, Avrupa Parlamentosu'nda haddini aşan açıklamalarda bulundu. Türkiye'de terör sorunu olmadığını iddia eden Demirtaş, Brüksel'den Türkiye'ye "Anayasa'dan Türklük çıkarılsın ve Hükümet PKK ile masaya otursun mesajları gönderdi.

DTP Genel Başkanı Nurettin Demirtaş, Avrupa Parlamentosu'nda dün başlayan ve yazar Mehmed Uzun anısına düzenlenen konferansta konuştu. Belçika’nın başkenti Brüksel'de AP binasında düzenlenen konferansın ikinci gününde söz alan Demirtaş, AKP'nin PKK sorununu diyalog yoluyla çözmekten yana olmadığını savundu.

Türkiye'deki sorunun şiddet dışında diyalog ile çözülmesinden yana olduklarını söyleyen Demirtaş, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin Başbakanı, ‘önce kınayın sonra görüşürüz' diyerek diyalog istememektedir. Kürtler devre dışı bırakılarak sorun çözülemez. Türkiye'de güvenlik projeleri dışında hiçbir proje olmadığı gibi olan projeler de askeri faaliyetleri geliştirmeye yönelik projelerdir. Ortaya sivil, demokratik bir proje konulamamıştır. AB de bizden AKP'yi desteklememizi istemektedir. Seçimlerden sonra AKP, Kürt sorununu unutarak bunu orduya havale etmiştir.

Seçimlerden bu yana 500'ün üzerinde yöneticimiz tutuklanmıştır. Her gün parti binamıza saldırı olmaktadır. Milletvekillerimiz her gün ölüm tehdidi almaktadır. Aşırı Türk milliyetçiliğini tahrik eden bir başbakan vardır” dedi.
PKK'nın terör örgütü ilan edilmesi konusunda dayatmalara karşı olduklarının altını çizen Demirtaş, “Bu tür dayatmalardan artık vazgeçilmesi gerektiğine inanıyoruz. ‘Ya bendensin ya da düşmansın' yaklaşımı 11 Eylül'den sonra maalesef bütün dünyaya dayatıldı. Bu bir Amerikan dayatmasıdır. AB de buna dahil oldu. AB de bu kompleksten vazgeçmeli ve bize dayatmalarda bulunmamalı. Partinin neye ne diyeceğine kendisi karar versin” dedi.

Demirtaş, AKP ve AP'nin Kürt halkının sorunlarıyla ilgilenmediğini savunarak, “Bizle ilgilenmek yerine PKK'yı ‘terörist' ilan edip etmeyeceğimizi sorup bununla ilgileniyorlar. Öncelikli olarak sorun doğru tanımlanmalı. Biz sorunu terör sorunu olarak tanımlamıyoruz. Bilimsel bir tespit yapılması gerektiğine inanıyorum. Biz sorunun Kürt halkının sosyal kültürel ve insani haklarının reddedilmesi olarak görüyoruz” dedi.

“ANAYASA DEĞİŞSİN”

Anayasa'nın değiştirilip daha demokratik anayasa yapılması gerektiğini öne süren Demirtaş, Anayasa'da Türklük'e vurgu yapan tekçi referansların kaldırılırması halinde Kürt sorununun hemen çözüleceğine inandıklarını kaydetti. Demirtaş, “Silahsızlanma, çatışmasızlık' falan deniliyor. Bütün bunları ya gidersin PKK ile konuşur yaparsın, ki hükmet böyle bir irade göstermiyor, ya da bu demokratikleşmeyi sağlarsın zaten bu sorun da ortadan kalkar. Bu konuda siyasi bir irade, iradeli bir duruş göremiyoruz” dedi.

Bu tezgah çok yönlü...suçu övmek suç...siyaset ve ifade özgürlüğü adı altında anayasal suçu manşetine taşıyan gazete çaktırmadan siyaset mühendisliği yaptığını zannediyor..hepsini kayda geçiriyoruz....sahte çürük raporu alan yani sahtekarlığı kanıtlanan, organize suçtan hapis yatan kukla birisi aracılığıyla...savcıları göreve davet edeceğine onun konuştuklarını "haber değeri" varmış gibi veriyor... bir pez....konuşturup fuhuşu teşvik etmediğiniz kalmıştı...neyse hem kuklayı hemde kuklanın ağzından siyaset mühendisliği yapanları kayda geçirelim....
Not: AP parlementosunda kırmızı bültenle aranan kişiler konuştuktan sonra....terörü kimlerin desteklediğini IRKÇI ve APARTHEIDçı Avrupanın medeni değil "barbar" ve ortaçağ yobazı olduğunu bilelim ve görelim...şunu bilelim maddi menfeat için avrupa/avrupalı anas....bile satar...bu medeniyet hırsızlarının gerçek yüzüdür aslında..

uzman
05-12-2007, 11:15
Sanırım konuya en uygun topic bu:

Sabah-atv, ihaleye tek firmanın katıldığı bir TMSF ihalesiyle 1,1 milyar dolara Turkuaz grubuna ihale edildi. Turkuaz grubu kim, Serpil Yılmaz'ın yazısından:

"..İhaledeki diğer isim olan Turkuaz'ın durumu ilginç. Turkuaz'ın yönetim kurulunda Başbakan'ın dünürü Sadık Albayrak'ın oğlu Serhat Albayrak, Çalık grubunda finans yöneticisi Bülent Aksu ve grubun patronu Ahmet Çalık görülüyor. Albayrak bir ara Çalık grubundan Star gazetesine CEO olarak gitmişti..."

Vatan Gazetesi ve Kanaltürk'ün Süzer'e satılacağı konşuluyor. Bu haber doğru olmazsa, Zaman, YeniŞafak, Samanyolu, Vakit, Türkiye, TGRT Haber, Star, Kanal24, Kanal7'den sonra iktidara yakın bir medya grubu daha Sabah-atv ile doğacak. Doğan'ın ve Karamehmet'in bağımsızlıkları da malum..
..

Serenler
06-12-2007, 13:23
KARGOCU KIZ
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve eski milletvekili Doçent Dr.Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990'da Ankara'daki evine gönderilen bir kitabın içine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Üçok, İslam dininin yanlış yorumlandığını, oruç tutmanın zorunlu olmadığını, İslam'da başörtüsü kavramının da bulunmadığını savunuyordu...
Üçok suikasti yıllarca karanlıkta kaldı. Ve Mayıs 2000'de Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili Umut Operasyonu başlatıldı.
Ankara'da yakalanan ve kendilerine "Kudüs komandoları'' adını veren sanıkların sorgulaması sonucu Üçok'a yönelik olay da aydınlatıldı.
"Tekin" kod adlı Ferhan Özmen'in parmak izi, Üçok'a gönderilen bombalı pakette tespit edilen parmak iziyle örtüşüyordu. Prof. Dr. Muammer Aksoy'un 31 Ocak 1990'da Bahçelievler'deki evinin girişinde silahla, Doç. Dr. Bahriye Üçok'un 6 Ekim 1990'da evine gönderilen bombalı paketle 24 Ocak 1993'te Uğur Mumcu'nun aracına konan bomba ile ve 21 Ekim 1999 günü de Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın, otomobiline konan bomba ile öldürülmeleri olaylarını kapsayan Umut Operasyonu'na ilişkin davada, sanıklar, müebbet ve çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.
Üçok'un hayatına mal olan bombalı paket, İstanbul'da Ekspres Kargo'nun Perşembe Pazarı Şubesi'nden postalanmıştı. Paketi teslim alan isim ise Gülay Calap adlı bir kargo görevlisiydi. O günlerde "Kargocu kız'' olarak anılan 1970 doğumlu Gülay Calap, Doçent Üçok gibi Trabzon doğumluydu ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okuyordu.
İfadesinde paketi getirenlerin eşgallerini verdi, robot resimler çizildi. Ardından kayıplara karıştı. Yıllar sonra, 16 Ocak 1994 günü ise İzmir'de Türkiye Devrimci Halk Partisi İzmir sorumlusu olarak gözaltına alındı. Örgütün PKK'nın bir yan kuruluşu olduğu öne sürülüyordu.
Mahkeme, Calap'ı 22 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Umut Operasyonu davasında yargılanıp mahkum olan sanıkların davaları Yargıtay tarafından "Calap'ın mahkemede tanık olarak dinlenmemesi'' nedeniyle bozuldu. Sonra o da mahkemeye getirildi ama sanık sandalyesinde oturan kişileri teşhis edemedi. Paketi teslim eden kişiden telefon numarası alırken yüzüne bakmıştı. "Orta boylu, ince bıyıklı bir kişi'' diye hatırlıyordu ama ''Paketi veren kişiyi bugün yakalayıp getirseler, o şahıs demem mümkün değil'' diyordu.
ŞİMDİ NEREDE?
İşte bir zamanlar "Üçok suikastinin kilit ismi'' denilen, sonra ortadan kaybolan ve ardından PKK ile bağlantılı bir örgüt nedeniyle hapse mahkum olup 12 yıl yattıktan sonra serbest kalan "kargocu kız'' bugün nerede dersiniz? Gülay Calap, DTP'nin 8 Kasım 2007 günü yapılan kongresinde, önce Parti Meclisine, sonra MYK'ya seçildi. Şimdi ise DTP Genel Başkan Yardımcısı...
Üçok suikastindeki "kargocu kız'' tam 17 yıl sonra DTP kongresinden çıktı. Hem de partinin yöneticisi olarak...
Bu da bir garip Türkiye tesadüfü...

spekavcısı
06-12-2007, 14:14
Kirli çamaşırlar

06.12.2007
BEHİÇ KILIÇ
behic.kilic@tercuman.com.tr



--------------------------------------------------------------------------------

ŞU sıralar Apo Barzani’yi, Barzani’ye yakın kaynaklar Apo’yu anlatıyorlar, birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya döküyorlar.
Sebep post kavgası...
ABD-AB’nin vadettiği topraklar için kapışmış durumdalar, alçak yoğunluklu bu kapışma ile arşivlerini öğrenmiş oluyoruz.
Apo öfkeli... Barzani ve Talabani’yi ‘mirasına konmakla (!)’ suçluyor... Yani, Türkiye’yi ele geçirmek için hazırladığı tezgâha, Barzani ve Talabani’nin çöreklenmesinden şikâyetçi...
Ve tabii ‘kazık yediği’ görüşünde!..
Peki kendisini ‘kim kazıklamış’ derseniz, gösterdiği adresler muhteşem...
‘MOSSAD, CIA, İngiliz gizli servisi...’
Bizzat bu isimleri telaffuz ediyor ve kirli çamaşırların dosyasını hafiften aralıyor!...
Mesela şöyle diyor:
‘İsrail kurulurken bölgede Arapları dağıtacak, İran ve Türkiye’yi oyalayacak, kendine bağlayacak bir Kürt devleti oluşturmak istedi, o dönem Barzani ailesi ile ilişkiler vardı. Yani aslında Güney’de bir Kürt devleti kurarak bütün Kürtleri oraya bağlamak istiyorlardı. Benim bunu fark ettiğimi anladıklarında bana yöneldiler. Beni de Barzani’nin yanına gitmem için çağırdılar Şam’da iken büyükelçilik düzeyinde bize geldiler ‘gelin birlikte olun’ diyorlardı...’
Şurup gibi ilişkiler!..
Apo’dan öğreniyoruz ‘Başta MOSSAD, CIA, İngiliz gizli servisinin rolü de çok önemli bana yöneldiler...’
Gelinen nokta için kanaati de şöyle:
‘Beni çıkarları için büyük bir tehlike olarak gördüler tasfiye ettiler...’
Buraya kadar yazdıklarımız, Apo’nun Barzani’yle dans ettiği malum ‘servisler’ üzerine hafifçe deşifre ettikleri...
Peki onun için ortaya dökülenler?..
Barzani’ye yakınlığı ile tanınan, İsveç’te yerleşik Kemal Burkay, geçtiğimiz günlerde Sabah gazetesine açıklamalar yaptı... Apo için söyledikleri zehir zemberek cinsinden...
Kemal Burkay, Apo’nun yetmişli yıllarda ‘kontra’nın hizmetinde olduğunu belirterek örnek verdi;
‘Öcalan birkaç kez bunu Med-TV’deki programlarda, yandaş basında, kendisiyle yapılan röportajlarda dile getirdi. Aynen şunları söyledi: ‘PKK’yı kurduk, üç yıl süreyle ekmeğimizi, silahımızı devlet verdi ve korumamızı o sağladı. Bizden istedikleri diğer Kürt örgütlerine karşı savaşmaktı ve üç yıl süreyle ne istedilerse yaptık!’ Evet, hakkını vermek lazım, Apo bu kadar açık konuşan bir adam... PKK’yı Türk Devleti’nin sırtından kurduğunu, ama sonra ona kazık attığını söyleyerek övünüyor...’
Apo’nun, 70’li yıllardaki ‘derin ilişkileri’ şu sıralar sıkça konuşuluyor... Kemal Burkay’a dönelim, sözlerinin devamında Apo’yu yerden yere vurarak şunları söylüyor:
‘Benim tanıdığım Öcalan, kendisine güveni olmayan, hatta kendi çapını, durumunu herkesten iyi bilen biri. Ne sağlam bir kültür birikimi var, ne topluma geniş ufuklar çizebilecek bir yeteneği. Bu işe başlarken, yani daha PKK’yı kurarken içinde olduğu ilişkiler Kürt halkı bakımından da Türk halkı bakımından da tam bir skandaldır, trajikomiktir. Öcalan PKK’yı MİT’in güdümünde kurdu. Kürt hareketini yanlışa itmek, hatta doğrudan onunla savaşmak için... 12 Eylül öncesinde PKK’nın bu türden estirdiği kör terör 12 Eylül darbesinin başlıca gerekçelerinden biri oldu. Öcalan sonradan Suriye’ye geçti ve Suriye istihbaratının güdümüne girdi. Bu durumu Türkiye’de bilmeyen ‘aydın’, ‘gazeteci’ ‘politikacı’ yoktur; ama herkes söyleyemez, yazamaz. Nitekim Uğur Mumcu bu işin peşindeyken söz konusu cesaretini hayatıyla ödedi...’
Sonuç?..
Malum post kavgasından ortaya dökülenlerden süzerek alacağımız bilgiler,ders niteliğindedir... Türk Milleti, kendi bahçesinde oynanan oyunun neresinde olduğunu görmesi açısından..
Oyun devam ediyor...
Seyrede ede ‘Bahçeden’ dışarı doğru bir istikamet gösterilmektedir Türk Milletine...

baron11
13-12-2007, 08:28
Metrobüs'ten sonra Harembüs (http://www.hurriyet.com.tr/egitim/anasayfa/7858268.asp?gid=180&sz=51242)

İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş, vatandaşlardan gelen ihbarlar üzerine İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine bir soru önergesi verdi. DSP'li vekil soru önergesinde Pendik belediyesinin sadece İmam Hatip öğrencileri için özel otobüs tahsis edip etmediğinin yanıtlanmasını istedi.

İŞTE HAREMBÜSTEN KARELER (http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=8253&rid=2)

Diğer okullara benzer bir uygulama yapılmadığını sadece İmam Hatip öğrencilerinin taşındığını iddia eden Milletvekili, İmam Hatip öğrencilerine ücretsiz servis ayrıcalığına açıklık getirilmesini istedi.

İstanbul Gaziosmanpaşa'da bulunan Kazım Karabekir İmamhatip Lisesinin bazı kız öğrencileri için İETT'nin bir otobüsü servise çevrildi.

Aynı okuldaki öğrenci servislerinin şoförleri "başka okullar için böyle bir uygulama yapılmıyor, buradaki velilerin girişimleriyle öğrenciler için otobüs tahsis edildi"derken, okul yönetimi konu hakkında açıklama yapmaktan kaçındı.

KÖRÜKLÜ OTOBÜS TALEBİ
Öğrenciler otobüsü servis gibi kabullenirken, indirimli akbil karşılığı otobüse binen öğrenciler evlerine doğru yola çıkıyor. "Okul Otobüsü" yazılı ışıklı tabelası bulunan araç, hiç bir durakta durmuyor. Başka yolcu almayan otobüs Çevre yolunu kullanıp, Bağcılar G.Osman Paşa arasında kız öğrencileri sabah akşam taşıyor. Sıkışık ve ayakta seyahat eden öğrenciler, körüklü otobüs istediklerini dile getiriyor.

SERVİS ŞOFÖRLERİ ŞİKAYETÇİ
İETT'nin okula otobüs göndermesi başta okulda öğrenci taşıyan servis şoförlerini rahatsız ediyor. Bu uygulamanın keyfi ve haksız olduğunu söyleyen servis şoförleri, "başka okullara gönderilmiyor, sadece buraya geliyor derken, ekonomik durumu kötü olan öğrencileri biz zaten bedava taşıyoruz. Otobüse binen öğrencilerin durumu iyi. Veliler belediyedeki girişimleriyle bu otobüsü buraya getiriyorlar" diye konuştular.

OKUL YÖNETİMİ RAHATSIZ OLDU
Otobüsün görüntülendiğini haber alan bir okul yöneticisi tehditler savurup, çekim yapılmasını engellemeye çalıştı.

İETT YETKİLİLERİ: ÖĞRENCİ SERVİSİ OLARAK KULLANILAN OTOBÜSÜMÜZ YOK
Konuyla ilgili bilgi alınan İETT yetkilileri İstanbul genelinde öğrenci servisi olarak kullanılan araçlarının olmadığını söylerken görüntüler bunu doğrulamıyor.

Millet otobüs bulamıyor,şu hale bak.Beylerimiz İstanbulda yağmurlu havalarda sabahları kayboluyorlar,uyuşuyorlar heralde.İnsanlar zamanında işlerine, okullarına ulaşamıyorlar.Yetkililer şöyle bir çıkıp dolaşsınlar,durakta durmayanları,mesayilerini gereği gibi yapmayanları bir tespit etsinler.Yoksa bu ülkede dağ başını dumanmı aldı?Dikkat etmek lazım yoksa her tarafı sis basar...

gencalp
16-12-2007, 18:00
Zat-ı şahane...

Yılmaz ÖZDİL

KAFAMIZA çuval geçiren Amerikalı’nın ayağına gidiyorsan... Sırtımızdan hançerleyen Arap’ın ayağına gitmenin ne sakıncası var?

Soykırımı tanıyan Arap’a, adında "Türk" olan şirketi satmakta sakınca görmüyorsan... Atatürk’ü tanımayan Arap’a madalya takmanın nesi şaşırtıcı?


LİNK :

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7686200.asp?yazarid=249&gid=61&sz=11173

Çok güzel yazmış Y.Özdil...



Arap hayranlarına önemle duyrulur..!! Suudi Arabistan yönetimi, Ecyad Kalesi, cumbalı Türk evleri, garlar, köprüler, cami minarelerinin ardından 2. Abdülhamit'in kendi parasıyla yaptırdığı binayı da yıktı!
Osmanlı kışlası otopark oldu


Suudi Arabistan yönetimi, Osmanlı dönemine ait ne varsa yok ediyor. 2. Abdülhamit'in kendi parasıyla 1893'te fakir hacılar için misafirhane olarak yaptırdığı, daha sonra askeri kışlaya çevrilen tarihi bina yerle bir edildi.

Yönetim, 1770'te inşa edilen Ecyad Kalesi, cumbalı Türk evleri, garlar, köprüler, cami minarelerinin ardından yıktığı Osmanlı kışlasını otopark yaptı.
2. Abdülhamit, Hicaz'da sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi çalışmaları çerçevesinde, Eylül 1893'te Mekke'de fakir hacılara mahsus 6 bin kişilik bir misafirhane, bir hastane ve bir eczanenin inşaatıyla, bunlar için harcanması gereken tahmini 30 bin lirayı kendi şahsi hesabından karşıladı.

Misafirhanenin inşaatıyla önce Teftiş-i Askeri Komisyon azası Asaf Paşa görevlendirildi.

Daha sonra inşaat onun yerine tayin edilen Miralay Münir Bey tarafından tamamlandı. Kâbe'ye yaklaşık yarım saat mesafedeki Cervel mevkiinde bulunan misafirhanenin inşaatına Ocak 1894'te başlandı. İstanbul ve Avrupa'dan getirtilen malzemelerle 1896'da birinci kat bitirildi. Haziran 1897'de ise bina tamamlandı. Altı bin kişilik misafirhanenin inşaatı 50 bin liradan fazla bir sarfiyatı gerektirdi, yıllık giderinin de 15 bin lira civarında olacağı hesaplandı. 2. Meşrutiyet'in ilanına kadar hizmet veren misafirhane bu dönemde kışlaya çevrildi.

Herkes korkuyor!

Ancak yıllarca ayakta kalmayı başaran binanın, geçtiğimiz yıllarda Suudi Arabistan yönetimi tarafından yerle bir edildiği ortaya çıktı. Kışlayı bulmak için bir tercümanla Cervel'e doğru yola koyulduk. Durdurduğumuz ilk taksinin şoförüne, "Cervel mevkiindeki Osmanlı kışlasına gitmek istediğimizi" söyledik. Ancak taksi şoförü bilmediğini söyleyip, korku dolu bakışlarla bizi dinlemeden uzaklaştı. Daha sonra durdurduğumuz ikinci taksinin şoförüne de isteğimizi yineledik.

Onun da tepkisi, "Eskiyi bırakın, yenilere bakın" oldu.
Şoförlerin tepkisi üzerine üçüncü taksi şoförüne sadece Cervel mevkiine gitmek istediğimizi söyleyerek yola çıktık. Cervel'e vardığımızda oradaki taksi şoförlerinden Osmanlı kışlasının yerini sorduk. Kimi bilmediğini söyleyip yanımızdan uzaklaşırken bir kısmı ise oranın otopark olduğunu belirtip oraya gitmenin yasak olduğunu ifade etti.

Sonunda bir taksi şoföründen yeri tarif etmesini isteyerek otopark yapılan tarihi kışlayı bulduk. Ancak önünde bekleyen asker çekim yapmamıza engel oldu. Biz de çareyi havanın kararmasında bulduk. Hava kararınca da gizlice otoparka girip fotoğraflamayı başardık.

Milliyet


Tamamlayalım eksik kalmasın...Bundan sonraki aşamada ne takar Sn C.başkanı bilemiyorum ama mutlaka takacak bir şey bulur eminim...

spekavcısı
24-12-2007, 16:09
http://www.tercuman.com.tr/v1/haber.asp?id=73181&baslik=58%20yıllık%20ağır%20diyet&katid=1

58 yıllık ağır diyet



Niğde'de 1950'de bulunan ancak NATO'ya giriş tavizi olarak ellenmeyen kaliteli ve yüksek rezervli petrol, çok yakında güneş yüzü görecek. TPAO işbaşı yaptı

TÜRKİYE’nin 1950’li yıllarda Menderes iktidarı döneminde tesbit edilen petrol rezervlerinde, ancak 58 yıl sonra kullanım için sondaja başlanabiliyor. Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü’nün petrol bulgusuna rastlayarak üretim için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) devrettiği Niğde-Bor bölgesindeki petrol aramalarına ilişkin sondaj çalışmalarının, 2008 yılı ilk çeyreğinde başlatılması planlanıyor. Edinilen bilgiye göre, bir süredir yürüttüğü araştırma çalışmalarını tamamlayan TPAO Genel Müdürlüğü, yeni yılın ilk aylarında, MTA tarafından daha önce ön etütleri yapılarak petrol bulgusuna rastlanılan alanlarda 3 ile 4 bin metre derinliğe inerek petrol arayacak.

5 ay sürmesi bekleniyor

MTA Genel Müdürlüğü tarafından elde edilen bilgi ve bulguların da değerlendirilerek TPAO tarafından Niğde bölgesinde gerçekleştireceği sondaj çalışmalarının yaklaşık 5 ay sürmesi planlanıyor. Bu süre sonunda, söz konusu alanlarda istenilen düzey ve kalitede petrole rastlanılmasının ardından TPAO Genel Müdürlüğü petrol üretimine ilişkin üretim çalışmalarını başlatacak.1950 yılında Raman’dan sonra önemli düzeyde petrol emaresi bulunarak ilan edilen Niğde-Bor bölgesinde MTA’nın daha önce yaptığı araştırmalarda kaliteli ve yüksek rezervlerde petrol bulgusuna rastlanılmış, söz konusu sahalar TPAO’ya tahsis edilmişti.

NATO tavizi

2008 yılı ilk çeyreğinde yapılacak sondaj çalışmalarının tamamlanmasının ardından bölgede tahmini rezerv ve mevcut petrolün kalitesine ilişkin verilerin netleştirilmesi planlanıyor. Petrol uzmanları, Türkiye’nin 1950’li yıllarda Adnan Menderes iktidarı döneminde NATO’ya girebilmek için, ABD’nin şart koşması üzerine, yeraltı kaynaklarını 50 yıl süre ile arıştırmayacağına dair anlaşma imzalamasının bedelinin Türkiye’ye pahalıya malolduğunu belirtiyorlar.




--------------------------------------------------------------------------------


Toryum ve uranyumun haritası çıkarılacak

NÜKLEER Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin Kanun’un yasalaşmasının ardından ülkenin toryum ve uranyum rezervlerinin yeniden tespiti önem kazanırken, bu kapsamda Türkiye’nin “radyoaktif anomali (emare) haritası” çıkarılacak. Maden Tetkik Arama (MTA) ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) işbirliğiyle radyoaktif ham madde kaynaklarını yeniden arama projeleri devam ederken, Türkiye’nin radyoaktif verileri de karadan ve havadan yapılacak detaylı aramalar sonrası hazırlanacak harita ile tespit edilecek.Harita özellikle yeni uranyum ve toryum rezervlerinin öğrenilmesinde önem taşırken, rezervlerin ekonomikliği de yapılacak çalışmalar sonrasında belli olacak. Harita ile halk sağlığı için radyasyon değeri yüksek bölgeler de tespit edilecek. Buna göre, daha önce bilinmeyen ve radyasyon değerleri yüksek olan bölgelerden de yerleşimlerin uzaklaştırılması sağlanacak.

Toryumda lideriz

Dünyada sadece toryum için işletilen bir yatak bulunmuyor. Toryum ancak nadir toprak elementleri üretiminden yan ürün olarak elde ediliyor. Dünyada bilinen toryum rezervi 675 bin 770 ton iken, bunun 380 bin tonu Türkiye’de bulunuyor.

Nükleer yakıt çevrimi giderlerinde yüzde 40 dolayında ağırlığı olan en büyük bileşen uranyum üretiminde ise Avustralya, Kanada ve ABD başta geliyor. Türkiye’de uranyum aramak için çalışmalar 1960’lı yıllarda başlatılırken, MTA’nın yaptığı aramalara göre, Salihli-Köprübaşı, Yozgat-Sorgun, Uşak-Fakılı, Aydın-Demirtepe ve Küçükavdar sahalarında ekonomik olabilecek 9 bin 129 ton uranyum ve diğer bölgelerde çok sayıda uranyum anomalisi bulunuyor.


--------------------------------------------------------------------------------


22 yılda 30 milyar dolar

İSTANBUL Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası (İSMMMO), Türkiye’de geçtiğimiz 22 yılda 30 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirildiğini ve bu özelleştirmelere karşı 7 bin 400 dava açıldığını bildirdi. İSMMMO’nun hazırladığı, “Yargı Gölgesinde Özelleştirme ve Yakın Gelecekteki Takvim” başlıklı raporu açıklandı. Raporda, 1985-2007 yılları arasında 29.9 milyar dolarlık varlığın özelleştirildiği Türkiye’de, özelleştirme uygulamalarına karşı, çoğunluğu çalışanlar tarafından olmak üzere 7 bin 400 dava açıldığı belirtildi. Önümüzdeki yıla yönelik özelleştirme takvimi hakkında da bilgi verilen raporda, Ziraat Bankası ve Türk Havayolları’nın kamu hisselerinin bir bölümünün Borsa’da halka arz edilmesinin beklendiği kaydedildi.

spekavcısı
25-12-2007, 13:09
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7911556&tarih=2007-12-24

4 ilginç kitap!


Önümde dört ayrı kitap duruyor:1) Türk-Amerikan Savaşı (E. Tümgeneral Alaettin Parmaksız)

2) 1919'un Şifresi (Hulki Cevizoğlu)

3) İsmet Paşa'nın Kürt Raporu (Saygı Öztürk)

4) Dağların Sesi "Hilmo" (Rahmi Turan)

* * *

Gelecekte bir Türk-Amerikan savaşı olabilir mi? Her yana saldıran, kan dökerek ülkeler işgal eden Amerikan emperyalizmin bugünkü haline bakarsak "Neden olmasın?" diyebiliriz. Emekli Tümgeneral Alaettin Parmaksız, muhtemel bir Türk-Amerikan savaşının nasıl olacağını kurgu-roman şeklinde yazdı.

Güneydoğu'da uzun süre PKK terörü ile mücadele eden Alaettin Parmaksız 2004 yılında tümgeneral rütbesindeyken istifa ederek emekli olmuştu. Henüz 53 yaşındaydı... Vahşi terörü ve Amerika ile olan ilişkilerimizi en iyi bilen komutanlarımızdan olan general, 2008 yılında çıkabilecek bir "Türk-Amerikan Savaşı"nı kurgu-roman olarak ele aldı.

Senaryoya göre; ABD Türkiye'ye saldırır ve tarihin en acımasız bombardımanlarından biri başlar. Yüzyıllar boyunca büyük savaşların yaşandığı Anadolu toprakları yeni bir kahramanlık destanına sahne olur. (Bilgi Yayınevi: 0 312 434 49 98)

* * *

Türkiye'yi 1919'da kim işgal etti?

Biz bunu tarih kitaplarında Yunanistan, İngiltere, Fransa ve İtalya olarak okuduk, böyle öğrendik. Oysa işgalciler arasında Amerika Birleşik Devletleri de var.

Hulki Cevizoğlu "Gizli bir el, resmi tarih kitaplarımızdan ABD adını kazıyıp çıkartmıştı" diyor ve Amerika'ya "Maskeli işgalci" adını veriyor.

Cevizoğlu kitabında, 1919 yılında Türkiye'yi işgal eden devletler arasında Amerika'nın da bulunduğunu, belgelerle, fotoğraflarla kanıtlıyor.

İlginç eserde, Amerika Başkanı Wilson'un, Türkiye'yi, Ermenistan, Kürdistan, Lazistan ve diğer etnik parçalardan olmak üzere dörde böldüğü, işgal sırasında İstanbul limanında Amiral Bristol komutasında 20 Amerikan savaş gemisinin bulunduğu, 4 bin Amerikan askerinin diğer işgalcilerle birlikte İstanbul'a ayak bastığı, bir Amerikan zırhlısının Samsun'u bombaladığı, Yunanistan'ın, ABD'nin 1919'daki PKK'sı olduğu anlatılıyor. (Cevizoğlu Yayınları: 0 312 441 33 45)
* * *

Saygı Öztürk'ün kitabı... "Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan'ın kurulmasından korkarım" diyen İsmet Paşa'nın Kürt Raporu.

Araştırmacı gazetecilik dalında çok sayıda ödül alan Saygı Öztürk, Başbakan İsmet İnönü'nün 1935 Türkiyesi'nde neler olup bittiğini, Fransızların Kürt aşiret reislerini nasıl kullandığını, Fransız istihbaratının her istediği anda Kürt reislerini çeteler halinde ülkemize saldırtmaya muktedir olduğunu anlatıyor.

Saygı Öztürk'ün kitabında, bugün tartışılan konuların 72 yıl önceki sorunlarla aynı olduğunu ibretle okuyacaksınız! (Doğan Kitap: 0 212 246 52 07)

* * *

Dağların Sesi "Hilmo"... Benim bir romanım... Bugün PKK'lı teröristlerle çatışmaların olduğu Şırnak-Uludere-Kuzey Irak üçgeninde 50 yıl kadar önce, yol kesen kanlı eşkıyalar ve tehlikeli kaçakçılar vardı. İpten kazıktan kurtulmuş insanların kol gezdiği dağlar ölüm tuzaklarıyla doluydu... Roman, o dağlarda yaşanan muhteşem bir aşkı anlatıyor...

"Bahar çiçeği kadar taze ve güzel" bir kız... Onun için hayatını hiçe sayan bir teğmen... Eşkıyalar ve Güneydoğu'nun feodal düzeni... Vahşi dağlarda yaşanmış bir aşkın, Jülide ile "Hilmo"nun soluk kesici hikáyesi... (Bilgi Yayınevi 0 312 434 49 98)


NOT: Mustafa Kemalin Türk Tarih Tezini anlatan kitapları, İsmet İnönü ve ekibi tarafından ders kitaplarından silindiğine göre...mandacı olan ismet paşa ve arkasından gelen işbirlikçi DP dönemi) ekip bu işi tamamlamıştır....., ABD'nin 1919 lara dayanan bugünkü politikalarına ışık tutan emperyalist ve sinsi, kahpe politikalarını ortaya koyanlara teşekkür ediyorum...Tarih ergeç doğruları yazacaktır...sizi gidi pislikler...tarihi çarpıtarak kendinizi masum ve adaletli göstereceğinizi mi sanıyorsunuz....kendi ülkelerinde bile tarihin görmediği şekilde kendi vatandaşlarına kitle halinde ölüme sebebiyet vererek psikolojik harekat yapacak kadar alçaklık ve üç kağıt içinde olacaksınız...başka ülkelerin aydınlarını satın alacaksınız....satın alınamayanları suikast yoluyla ortadan kaldıracaksınız...ondan sonra Büyük Devlet olacaksınız...yok öyle yağma...her devlet eninde sonunda hak ettiği yere gelecek ve tarih ve insanlık önünde hesap vereceksiniz....

baron11
05-01-2008, 11:20
Asıl hayvan (http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=05.01.2008&Newsid=155198&Categoryid=7) kim?

Eskişehir'de zehirlenen arkadaşlarının başında nöbet tutan köpekler, görenlerin yüreklerini dağladı...

Ölen köpeğin başından ayrılmayan ve zehirlendiği belirtilen sokak köpeği belediye görevlileri tarafından Hayvan Sağlık Merkezi'ne götürüldü.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi Tekel Başmüdürlüğü önünde sabah saatlerinde meydana gelen olayda, bir sokak köpeği yığılıp kaldığı yaya kaldırımında can çekişerek öldü. 2 sokak köpeği de ölen köpeğin yanından ayrılmadı. Köpeklerden biri yanına yaklaşıp patileri ile dokunduğu ölen köpeği kaldırmaya çalıştı.

http://img519.imageshack.us/img519/9587/20219789040120081st2.jpg

Vatandaşların ihbarı üzerine gelen Eskişehir Odunpazarı Belediyesi görevlilileri ölen köpeği belediye aracına aldı. Belediye görevlileri ölen köpeğin yanından ayrılmayan diğer 2 köpekten birinde zehirlenme belirtileri görüp bu köpeği de belediyeye ait Hayvan Sağlığı Merkezi'ne götürdü. Görevliler, "Bu 2 köpeğe zehirli yiyecek verildiğini sanıyoruz. Biz geldiğimizde köpeklerden biri ölmüştü. Zehirlenme belirtileri gördüğümüz diğer köpeği tedavi için Hayvan Sağlık Merkezi'ne götürüyoruz. Bu köpeği tedaviyle ölmekten kurtarmaya çalışacağız" dedi.

spekavcısı
18-01-2008, 17:39
Yabancı uzmanların pervasızca demeç verdiği, siyasi ve sosyal işlerimiz hakkında "bilinçli uyduruk haberler "i yayabildiği, ulusal medyanın bu kadar işbirlikçi olduğu ve uluslarüstü medya tarafından bu kadar kontrol altına alındığı "karşı devrimcilerin" ulusalcı gözüktüğü (11 kasım 1938 den itibaren onlar kendilerini biliyor...) bir ülkede ..muhalefet görevi bir kaç gazeteciye düşmüş...

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8051237.asp?yazarid=249&gid=61&sz=25328

Ulrich’in vurduğu yerde gül biter


İstanbul: Kendini asan öğretmen, veda notunda 10 bin liralık borç listesi bıraktı.

Erzurum: Maaşına banka hacizi konan felsefe öğretmeni, kart borcunu ödemek için benzin istasyonu soymaya kalkıştı.

Adana: 3 aydır ev kirasını ödeyemeyen fen öğretmeni, 5’inci kattan atladı.

Mersin: 21 yıllık ilkokul öğretmeni kendini astı; 4 çocuğuna hitaben yazdığı mektubunda, "beni affedin, borçlarımı ödeyemediğim için özür dilerim" dedi.

Kayseri: Ataması yapılmayan öğretmen, icra kapısına dayanınca, çatıdan atladı.

Yozgat: Kredi kartından haciz yiyen öğretmen, kuyumcu soydu, kuyumcuda düşürdüğü kredi kartından yakalandı.

İzmir: 6 yıl önce kızını üniversitede okutmak için kredi alan 57 yaşındaki emekli öğretmen, faizle başa çıkamayınca, pidecide bulaşıkçılığa başladı. Kız okulu bitirdi, işsiz.

*

Dünya Bankası Türkiye Direktörü Ulrich Zachau, OECD’ye göre, Türkiye’de öğretmen maaşlarının "yüksek" olduğunu, "düşürülmesi" gerektiğini söyledi.

*

OECD ülkesi İngiltere’de mesleğe adım atan öğretmen, bismillah, 2.100 euro alıyor.

Fransa 1.800

Yunanistan 1.700

Almanya 2.700

Hollanda 2.100

İtalya 2.400

Japonya 4.400...

Bizde?

600 Euro.

*

İyi de, öküz mü bu arkadaş?

Aksine.

Bizden önce, Latin Amerika’da ve Karayipler’de direktörlük yaptı.

Tescilli gariban uzmanı!

*

Peki, bize niye geldi oralardan?

Birincisi, tescilli garibanız.

İkincisi...

Dünya Bankası, adayları eledi, eledi, en son 3 isim belirledi. "Uyumlu uyumlu" çalışabilmemiz için "tercihi siz yapın, direktörlerden direktör beğenin, siz seçin" diye, bizim hükümete sordu.

Bizim hükümet hangisini istedi?

Bunu.

*

Zaten, Anadolu’nun bağrından çıkan İngiliz vatandaşı Ekonomi Bakanımız da, ne demişti geçenlerde?

"Ücretler çok düşük diyorlar, bir sürü gürültü... OECD ülkeleriyle kıyaslayın, en yüksek maaş verenlerden biriyiz... Okey?"

*

Okey mi yani uyum?

Okey.

Adam gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor ya...ve bunu sadece bir köşe yazarı cevaplıyor...

patates22
19-01-2008, 00:11
'Doğru, öğretmenlerin maaşı yüksek'
Bakan Çelik'ten, Dünya Bankası'nın çıkışına destek. Peki maaşlar düşürülecek mi?

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=51856&cat=160&dt=2008/01/18

Adamlar biliyor kimi besleyip kimi beslememesi gerektiğini. Öğretmenlerden nasılsa oy gelmiyor, onlara para vermemek lazım. Arpaları zebil etmemeli...

spekavcısı
31-01-2008, 15:02
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=106871,10,156

Yeni tutukevi inşaatlarına başlayın




Neden olduğunu anlatacağım... Ama önce küçük bir hikaye. Dedem 84 yaşında vefat ettiğinde, tam 11 yıl bu ülkenin dört cephesinde savaşmış, Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan bir İstiklal Savaşı gazisiydi.

İstiklal Savaşı gazilerine verilen o altın madalyayı reddetmişti.

Geri zekâlı bir bürokrat onu bekletti diye kızmış, “Ben bu madalya için savaşmadım... Aylığınız da, altınınız da sizin olsun” deyivermişti.

Son günlerde adına (utanmadan) Ergenekon Operasyonu verilerek yürütülen soruşturmaya ve yazılıp çizilenlere bakıyorum.

Gözaltına alınan ve tutuklanan insanlardan bir kısmını şahsen tanıdım.

Şayet atfedilen suçlardan bir teki bile ispatlanırsa, elbette hak ettikleri cezayı, yasalarda öngörüldüğü gibi çekmeliler.

Ama, resme bir parça geri çekilerek bakmayı bilen hemen herkes olan bitenin sadece bu anlama gelmediğini anlayacak kadar zekâya sahiptir.

Konjonktüre baktığınızda bu psikolojik bir harekattır.

Ve, nafiledir.

Neden mi?

Şundan...

Bu ülkede artık ok yaydan çıkmıştır.

Adım adım nereye sürüklendiğimizi görmemek için kör olmak gerekir.

İstanbul’da, İzmir’de, Manisa’da, Mersin’de, Kayseri’de, Erzurum’da, Sivas’ta, Bingöl’de, Van’da, Edirne’de bu operasyon kapsamında alınan insanların bugüne kadar çeşitli platformlarda dile getirdiği iddia ve endişeleri paylaşan kaç kişi var, bir fikriniz var mı?

Bu cemaat bir kolektifi paylaşıyor.

Ne basılacak dernekleri, ne gizli toplantıları, ne silahları, ne bombaları var...

Ama olan biteni okuyacak zekâları, tarihsel bir şuurları, koruyacakları onurları, savunacakları sokakları var...

Ne Veli Küçük’ten emir alırlar, ne Kemal Kerinçsiz’den...

Bu operasyona Ergenekon adını veren ileri zekâlıların görmediği bu zihniyeti birleştiren tutkalın ne olduğudur.

Dedemin örneğini neden verdim biliyor musunuz?

O ne Osmanlı paşalarına, ne de bürokratlara baktı...

Yüreğinin sesini dinledi. Aldı eline silahı Çanakkale’ye, Trablusgarp’a, Suriye’ye koştu.

Babam ise bu ülkenin sokakları bir kez daha kan gölüne döndüğünde evinde oturup hep askeri bekledi.

Geldiler ve kendilerince çözdüler... Her seferinde daha da berbat ettiler.

Şimdi, ben askere falan bakmıyorum.

Bakılacak durum yok.

Etrafıma bakıyorum.

Ve diyorum ki siz iyisi mi bir an önce tutukevi inşaatına başlayın.

Dışarıdakiler içerdekilerden kalabalık.

Bakalım hangi ile kaç kişilik yapmanız gerekecek?

Bu arada, bu süreçte, bu yazdıklarımdan ötürü beni de gözaltına alıp hapse atmazsanız çok üzüleceğim.

Neden mi?

Tarihi günlerden geçiyoruz.

Müslümanları katleden bu küresel şebekenin yerel işbirlikçilerine övgüler düzmüyorum da vaziyeti anlatıyorum.

Anlatmaya devam edeceğim.

Sevgili savcılardan ricam telefonunuzun çalmasını beklemeyin.

30.01.2008

gencalp
31-01-2008, 23:15
Suyu engelleyen GAP Başkanı ödüllendirildi!

GAP'ta Gizli El


Bölgedeki sulama projelerini yıllardır engelleyen güçlerin arkasından AB, ABD ve İsrail lobisi çıktı.


CHP Genel Başkan'ı Deniz Baykal'ın

"Güneydoğu'yu BOP değil GAP kalkındırır. 1,5 milyon hektarlık toprak sulanmayı bekliyor"

çıkışı, bölgedeki tarım ve sulama projelerinin bugüne kadar neden bir türlü tamamlanamadığı sorusunu yeniden gündeme getirdi.

57. HÜKÜMET'in Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, GAP'ta, sulama projelerinin senelerdir İsrail, ABD ve AB ülkeleri tarafından engellendiğini belirtti.

Bakanlığı döneminde konunun üzerine gittiğini anlatan Gökalp, "Ama karşıma sürekli derin bir sessizlik çıktı" dedi.

Gizli el GAP'ta yatırımlara izin vermiyor

1980'de başlanan GAP'ta tarım ve sulama yatırımları yıllarca engellendi.

Eski Tarım Bakanı Gökalp,

"Bakanlar Kurulu'na bir çok proje getirdim. Karşıma derin bir sessizlik çıktı"

dedi


Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) gerçekleşmesi için Güneydoğu Anadolu bölgesinin kalkınmasını yıllardır engelleyen dış güçler, AKP iktidarı da dahil pek çok hükümetin GAP'ta tarım ve sulama hamlesi yapmasına engel oldu.

Şimdi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bu duruma karşı savaş açtı.

Baykal'ın başlattığı bu hamle, eski Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp tarafından da "desteklenmesi gereken çok önemli bir teşebbüs" olarak değerlendirildi.

Güneydoğu'da 1,5 milyon hektarlık toprak 28 yıldır sulanmak için GAP projesinin devreye girmesini beklerken, "kimliği belli olan dış güçler" yıllardır bunu engelledi.

Proje kapsamındaki enerji yatırımlarının yüzde 90'ı tamamlanırken, tarım ve sulama yatırımlarının yaptırılmaması için büyük bir gayret sarf edildi.

Çeyrek yüzyılı aşkın sürede tarım ve sulama yatırımlarının sadece yüzde 12'lik bir bölümü tamamlandı.

Şimdi bu oyuna dur demek için yeni bir hamle başlatan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, siyasetçilerin yanısıra, konuyla ilgili çalışması olan akademisyenlerin, konunun uzmanı bürokrat ve teknokratların, ilgili kuruluşların temsilcilerinin bulunacağı bir GAP komisyonu kuruyor.

Gökalp: Her konuda engellendim

Baykal'ın yaptığı bu hamleyi takdirle karşılayan eski Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp ise, GAP'ta tarım ve sulama projelerinin sadece bu dönemde değil, yıllardır başta İsrail, ABD olmak üzere Batılılar tarafından engellendiğini belirtip,

"Benim bakanlık yaptığım 57. hükümette de bu konudaki her türlü girişimim engellendi"

dedi.

Su Konseyi Kanunu çıkarılması, kapatılmış olan Toprak-Su Genel Müdürlüğü'nün tekrar kurulması gibi yaptığı birçok hayati çalışmanın, Bakanlar Kurulu'nda itibar görmediğini belirten Gökalp,

"Karşıma sürekli derin bir sessizlik çıktı"

diyerek, hükümetler üzerindeki "gizli el" e dikkat çekti.

GAP Yüksek Kurulu'nu yıllarca Tarım Bakanı'na kapalı tutan zihniyete karşı savaştığını ancak bunu değiştiremediğini belirten Gökalp,

"Bu bölgedeki tarım yatırımları için aslında krediye bile ihtiyaç yoktur. Burası sulandığında vereceği ürün yılda bir milyar doları aşar. Kendi yatırımlarını kendi besler. İnsanlar işe, aşa kavuşur. Güneydoğu bölgesi yemyeşil olur"

dedi.

(Not: GAP Yüksek Kurulu'na Tarım Bakanı'nın da dahil edilmesi ancak, Gül Hükümeti döneminde çıkarılan bir kararname ile 2002 yılında gerçek-leşti)

Gözlerini Erzurum'a kadar diktiler!

Yıllarca GAP'ın özellikle tarım ve sulama yatırımları hamlesine karşı çıkan İsrail ve ABD'liler, bu projenin kredi almaması için de ellerinden geleni yaptılar.

GAP İdaresi Başkanlığı'na getirilen Dr. Olcay Ünver, bu görevi tam 13 yıl boyunca sürdürdü.

Ta ki Abdüllatif Şener tarafından görevinden alınana kadar...

Ünver, başta İsrail ve ABD olmak üzere batılı ülkelerin dikkatini GAP'a çekmek için her türlü gayreti göstermişti.

1998 yılıyla ilgili GAP İdaresi'nin yayınladığı "Güneydoğu Anadolu Projesi'nde Son Durum" adlı kitapçıkta bile bu hemen anlaşılıyor.

Sadece 6 ayda bile (1998'in 2. yarısı) içinde çoğunluğunu İsrailliler'in, Amerikalılar'ın ve Avrupalılar'ın oluşturduğu tam 28 yabancı heyet, o zamanki başkan Olcay Ünver tarafından GAP topraklarında gezdirilmişti!

Peki ya sonuç?...

Sonuçta, Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye akıl almaz bir dayatma çıktı:

"Şayet birliğe katılırsan, Fırat ve Dicle havzasına giren bölgelerde suların idaresi senin elinden alınacak ve içinde AB ve İsrail'in olduğu bir konsorsiyuma verilecek"

Eski Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp, böyle bir isteğin kabul edilmez olduğu konusunda kamuoyunu şöyle uyarıyor:

"Fırat ve Dicle'nin toplandığı suların havzası sadece Şanlıurfa veya Mardin'le sınırlı değildir. Kuzeyde Erzurum Palandöken Dağı'na kadar uzanır bu sınır.

'Suların idarisi'ne demek? Bu, Palandökenden itibaren, idareyi onların eline vermektir.Ayrıca bu konsorsiyumda İsrail'in işi ne?

Bu ülke Avrupa Birliği'nde midir? Belli ki ABD'nin AB'ye baskısıyla bu şart Türkiye'ye dayatılmaktadır. Bu şart asla kabul edilemez."

GAP'ta yapılacak en büyük iki hamleden biri enerji, diğeri ise Tarım ve sulama idi.

Aradan geçen 28 yıl içinde enerji yatırımlarına gerekli krediler bulunup, yatırımların yüzde 90'ı gerçekleştirilmişken, "Tarım ve sulama" hamlesine her zaman para bulunamadı ve sadece yüzde 12'lik bir yatırım gerçekleşti.

Hüsnü Yusuf Gökalp, bu yatırımların da hatalı yapıldığını söyleyip,

"tarlaların yanından geçen kanallar var ama tarlaya su verilemiyor. Yani yapılan bu yüzde 12'lik yatırım bile bir işe yaramıyor"

dedi.

Baykal: 1,5 milyon hektar sulanmayı bekliyor

"Güneydoğu'yu BOP değil GAP kalkındırır"

parolasıyla yola çıkan Baykal yaptığı açıklamada,

"GAP projesinin enerjiyle ilgili yatırımları büyük ölçüde gerçekleştirildi. Ama maalesef halkın konumunu doğrudan etkileyecek olan tarımsal sulamaya yönelik yatırım bölümü tamamen ihmal edildi. 1,5 milyon hektarlık toprak sulanmayı bekliyor. 1,5 milyon hektar arazi Güneydoğu Anadolu'da sulanırsa Türkiye'nin tarımsal üretimi katlanır. Pamuk, buğday, mısır, pancar, meyve, sebze dahil, her alanda çok büyük bir atılım yapılır, yoksullukta, işsizlikte yenilir"


dedi.

AKP iktidarını,

"GAP'ın sulama projesini dondurmak, rafa kaldırmak"

la suçlayan Baykal, açıklamasına şöyle devam etti:

"Türkiye'nin derhal bu projeyi buzdolabından çıkarması lazımdır. Bu proje en çok ihmal edilen, ama en çok ihtiyaç duyulan bir projedir. O nedenle GAP projesine hayatiyet kazandırmak için komisyon kuruyoruz."

Suyu GAP'a vermedi, dünyaya verecek!

GAP Bölge Kalkınma İdaresi'nin 13 yıl boyunca başkanlığını yapan Dr. Olcay Ünver, o yıllar içerisinde yabancı heyetlere GAP'ı tanıtmak için büyük bir çaba harcamıştı. Şimdi yeni görevinde bu dostlukların semeresini görüyor.

Suyu engelleyen GAP Başkanı ödüllendirildi!

Güneydoğu bölgesinin ve yöre halkının gelişmemiş kalmasını, BOP'un (Büyük Ortadoğu Projesi) gerçekleşmesi için gerekli bulan ve yıllardır bu bölgenin kalkınmaması için çabalayan dış güçler, Abdüllatif Şener tarafından görevden alınan Olcay Ünver'e hemen sahip çıktı.

Önce ABD'nin Ohio Kent State Üniversitesinde iş bulan Olcay Ünver, bu yılın Haziran ayında da Birleşmiş Milletler'e transfer oldu.

Hem de "Dünya Su Değerlendirme Programı" nın başına getirildi!..

GAP'ı yıllarca susuz bırakan, projeleri hayata geçirmeyen başkana, dünyanın suyu emanet edildi.

Hüsnü Yusuf Gökalp, Olcay Ünver'in görev yaptığı 13 yıl boyunca tarım ve sulama konusunda hiçbir şey yapmadığını söyleyip,

"Ben bir ziraat profesörü ve tarım bakanı olarak onun bir başarısını görmedim"

diye konuştu. GAP'ta "görünürde" su ve sulama konusunda başarısız görünen bir kişinin, BM'de "Dünya Su Değerlendirme Programı" nın başına getirilmesi, akıllara

"bu görünürdeki başarısızlık, aslında birileri için başarı mıydı?"

sorusunu gündeme getirdi.

Gökalp'e bunu sorduğumuzda, o da kişisel fikrini şöyle belirtti:

"Sonraki gelişmelerden de anlaşıldığına göre, onun görevi, tarım ve sulama yatırımlarını engellemekti. Bunu da başardı. Ne zaman tarım yatırımları gündemde önem kazandı, hemen uluslar arası bir yerin başına getirildi. Hem de su yönetiminin!"

spekavcısı
14-02-2008, 12:45
2 Ekim 1992'de NATO tatbikatı sırasında ABD gemisi Saratoga'dan peşpeşe ateşlenen füzelerle Muavenet adlı savaş gemimiz vuruldu, 5 denizcimiz şehit oldu.
ABD, kaza olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Özal sustular.

(Açık İstihbarat : Susan sadece Demirel ve Özal değildi. )
Halbuki tatbikatta gerçek mermilerle atış yapılması yoktu.
Ayrıca, denizcilerimizi şehit eden "Sea Sparrow" füzelerinin ateşlenebilmesi için, altı ayrı talimat kademesi var. Yani kaza olması mümkün değil.

Kaza olmaması için altı ayrı emirden sonra ateşlenebilecek bir düzenek yapılmış. Yani "Yanlışlıkla düğmeye bastım, füze ateşlendi" gibi bir şey söz konusu olamaz.
Şehit denizcilerden biri olan Teğmen Alpertunga Akan'ın babası Adnan Akan, 1988 yılında Güneydoğu'ya gönülllü giden ilk komutanlardan. Oğlu şehit olduktan sonra, yarbay rütbesi ile askerliği bırakmış.
AYDINLIK: "Sea Sparrow" füzeleri Muavenet'i kaza sonucu vurmuş olabilir mi?
ADNAN AKAN: Ne münasebet. Kaza ehliyetsiz kişilerin yapacağı bir olaydır. Kazaları yetersiz kişiler yapar. Altı kontrolden geçtikten sonra ateşlenebilen füzenin Muavenet'e yönlendirilmesi nasıl bir kaza olabilir? Org. Eşref Bitlis'in bindiği uçağın düşürülmesi ve Muavenet'in vurulması, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verilen bir gözdağıdır. Bugüne kadar bana olay hakkında verilmiş ne bir bilgi, ne de bir mahkeme kararı vardır.
AYDINLIK: Dönemin hükümet yetkililerinin olay hakkında tepkisi ne oldu?
AKAN: Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakanlığa, Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarına, Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanlığı'na yazılı yanıt talebinde bulundum. Maalesef en ufak bir yanıt alamadım.
AYDINLIK: Amerikan hükümeti para teklifinde bulundu mu?
AKAN: Gölcük Donanma Komutanlığı'ndan bana bir yazı geldi. Bu yazıda ABD'den gelen bir heyetin bizimle görüşmek istediği yazıyordu. Bana,

"Ancak eşi hak talebinde bulunabilir, mahkemeye gitmemek kaydı ile vereceğimiz parayı alabilir"

dediler. Onlara "Ben sizi tanımıyorum, Benim devletim var, yetkililerle muhatap olun" dedim.
AYDINLIK: Siz ABD'nin müttefik olduğuna inanıyor musunuz?
ANKAN: Ben kendi devletime güvenemiyorum. Benim devletim böyle bir olayda arkamda olmayacak da ne zaman olacak?

Ben Gölcük'e cenazeyi almaya gittiğimde bana

"Sakın Amerikalılara karşı fevri bir davranış göstermeyin"

dediler. Bunu içime sindirmem mümkün değil. Yunan'dan Bulgar'dan dost olur, İngiltere ve ABD'den dost olmaz.

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7384

Not:11 kasım 1938 den itibaren bütün hükümetler...malesef içerde ve dışarda onursuz ve itibarsız davranmış....cukkalama peşinde koşmuştur...bunun doğal bir sonucu olarak...itilip kakılmaya devam ediyoruz.....Almanyaya seyahata gidecek olanlar alman havalanlarında yakında başlayacak muameleye layık mıdır?....

aligel100
14-02-2008, 12:57
Bİnlerce Yillik TÜrk İmajini KasimpaŞa İmajina EŞİt Hale Getİrdİler.

spekavcısı
03-03-2008, 09:41
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8355687.asp?gid=229&sz=49270

ifade özgürlüğü diye...kutsallığa ağzından salya sümükle saldıranlar...interpole göre suçlu olduğu uluslararası kurallara göre kesinleşenleri..Avrupa parlamentolarında demokrasi adı altında konuşturanlar...aslında ortaçağ karanlığında yaşayıp (terörizmi destekleyen, sömürgeciliği dayatan ve meşru olmayan zenginliği dayatan yeni putperestler!!!)..gerçeği anlayan ve sorgulayan bir insanın başkalarınıda uyandırmasını engellemek için salya sümük açık verenler....kayda geçtiniz....

yosun
03-03-2008, 14:50
AKP'li Belediye Başkanı uyuşturucu ticaretinden tutuklandı

MERSİN'de `rüşvet, yolsuzluk, uyuşturucu ticareti ve zimmet' suçlamasıyla gözaltına alınan merkez Dorukkent Beldesi Belediye Başkanı AKP'li Şükrü Kartal ile kardeşi ve bir belediye personeli tutuklandı.

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=165074

Türkiye'deki uyuşturucu ticaretinin pkk nın yönetiminde olduğunu ve buradan elde edilen gelirlerin pkk ya gittiğini düşününce varın gerisini siz hesap edin artık.

AUDİ+
03-03-2008, 15:16
AKP'li Belediye Başkanı uyuşturucu ticaretinden tutuklandı

MERSİN'de `rüşvet, yolsuzluk, uyuşturucu ticareti ve zimmet' suçlamasıyla gözaltına alınan merkez Dorukkent Beldesi Belediye Başkanı AKP'li Şükrü Kartal ile kardeşi ve bir belediye personeli tutuklandı.

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=165074

Türkiye'deki uyuşturucu ticaretinin pkk nın yönetiminde olduğunu ve buradan elde edilen gelirlerin pkk ya gittiğini düşününce varın gerisini siz hesap edin artık.

Sn.Yosun akp millet vekili cemal kaya bundan önceki dönemde enerji yolsuzlugundan yakayı ele verdi ve partisi tarafından ihraç edildi yani bir anlama partisinden kovuldu sizce cemal kaya şimdilerde hangi partiden meclis çatısı altında?

spekavcısı
07-03-2008, 00:33
Haçlıların hakaret ittifakı


Ülkenin 5 büyük gazetesi birden iğrenç karikatürleri yeniden yayınladı.



Danimarka’da haçlı provokasyonu sürüyor
Müslümanları rencide eden karikatürleri çizenlerden birine saldırı planının ortaya çıkması yeni bir kriz doğurdu. Danimarka’nın en büyük 5 gazetesi olan Jyllands-Posten, Politiken, Berlingske Tidende, BT ve Ekstra Bladet, saldırı planına tepki olarak, Hz. Muhammed’e hakaret eden 12 karikatürden birini yeniden yayımladı. Sol eğilimli Politiken gazetesinde yer alan yorumda, cinayet planının şoke ve tedirgin edici olduğu, zanlıların öldürme planının sadece Westergaard’a değil, Danimarka’nın demokratik kültürüne de bir saldırı olduğu ifade edildi.Yorumda, karikatürleri ilk yayımlayan Jyllands-Posten’in ifade özgürlüğünü mantıksızca ve zarar verici biçimde kullanmış olsa da gazetenin terör tehdidiyle karşılaştığı zaman koşulsuz dayanışmayı hak ettiği, gazetenin provokasyonuna sempati duymamalarına rağmen karikatürün Politiken’de yayımlandığı belirtildi. İslam dünyasını rahatsız eden 12 karikatür ilk kez Jyllands-Posten gazetesinde 2005’in Eylül ayında yayımlanmıştı.


NOT: her din barış üzerinedir....hristiyanlığı bile savaş üzerine oturtan yobazlar/kafirler (gerçeği örtenler anlamında) sanmasınlar ki kuzu müslümanlardır....buradaki kurt vahşeti/medeni gözükenin aslında bir canavar olduğunu anlatıyor....Önümüzdeki ay/yıllarda olacaklara bir bakalım....zenginliğini barış ortamına ve sömürü düzenine borçlu olan medeni olduklarını iddia eden batı ülkeleri ve eşcinsellik ve uyuşturucu batağındaki batılı maymun iştahlı/maymundan geldiklerini düşünen/hisseden yöneticileri barışı ve huzuru bozacaklardır....uluslararası mal ve hizmet akımı durduğunda/yavaşladığında ise iş işten geçecek...canavarlar birbirini yemeye başlayacaktır....

gencalp
08-03-2008, 18:09
AKP'nin yeni hedefi NTV

AKP hükümeti, 'tarafsız' yayınlarından rahatsız olduğu NTV'yi mercek altına aldı.

GERÇEK GÜNDEM - HABER MERKEZİ / AKP hükümeti, objektif yayıncılık yapmaya çalışan NTV'yi yeni hedefleri arasına koydu. Hükümet yönetimindeki TMSF, NTV'nin Cavit Çağlar'dan Doğuş Grubu'na satılış sürecini mercek altına aldı.

GERÇEK GÜNDEM'e ulaşan bilgiye göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, birkaç öy önce, NTV'nin patronu Ferit Şahenk'le bir telefon görüşmesi yaptı. İddiaya göre, Erdoğan, NTV'nin patronu Ferit Şahenk'e "Kanalda hep muhalifleri aralıksız konuşturuyorsunuz" dedi.

Şahenk Başbakan'ın sözleri üzerine, "Efendim ben kanalı profesyonellere bıraktım. Yayınlara karışmıyorum" cevabı verdi. Başbakan bunun üzerine, konuşmayı bitirdi.

Başbakan Erdoğan'ın telefonda 'uyardığı' Şahenk, konuşmayı 'çok yakın' çevresiyle paylaştı. Bunun üzerine, başta Can Dündar'ın 'Neden' adlı programı olmak üzere, formatlarda "yumuşamaya" gidilme kararı aldı. Dündar'ın programlarına çağırılan konuklar arasında özellikle AKP'lilerin de olmasına dikkat edildi.

Ancak buna rağmen, NTV'nin yayınlarını "yakın mercek" altına alan hükümet, son olarak TMSF'nin el koyduğu Çağlar'ın şirketleri ile NTV arasında bağ kurmaya çalıştı. TMSF yönetimi, satış esnasında "muvazaa" yapıldığını iddia etti.


http://www.gercekgundem.com/?p=118742

spekavcısı
10-03-2008, 18:59
Türkiye'deki medya vermedi diye Türk milleti bilmiyor sanmayın.

Amerikan CNN başta olmak üzere pek çok ABD'li ve Avrupalı televizyon kanalı ile gazetede yer aldı.

ABD Başkanı Bush, Türkiye'nin Irak'ın kuzeyine düzenlediği kara harekâtı bitmeden bir gün önce, yani 28 Şubat günü yaptığı konuşmada

"Get out from Kurdistan"

sözünü sarf etti.

"Get out" (Defol) siyasi ve diplomatik terminolojide asla kullanılmaz.

Böyle bir ifade diplomatik üslupta aklınızın alabileceği kadar aşağılayıcıdır.

Bush Türkiye'yi, cumhurbaşkanını, başbakanını, genelkurmay başkanını aşağılamıştır.

Eğer Türk ordusunun kara harekâtı hakikaten başından beri 29 Şubat'ta, sekizinci günde çekilecek şekilde planlanmış olsa dahi, -Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt öyle olduğunu söylemesine rağmen fanatik AKP'liler de dâhil Türk milletinin neredeyse tamamına yakını buna inanmıyor-Bush'un bu sözünden sonra siyasi ve askeri harekât planları değiştirilerek Irak'ın kuzeyinde makul bir süre kalınmalıydı.

Hatırlatırım, "Sizin ne dediğinizden ziyade karşının yani Türk milletinin ne anladığı" önemlidir.

Türk ordusunun Irak'ın kuzeyinde gerçekleştirdiği muhteşem operasyon siyasi yalakalığın ve psikolojik harbin kurbanı olmuştur:

ABD: 3, Türkiye:0 ve Barzani:1, Türkiye:0'dır.

Türk'ün Türk'e propagandası klasik yöntemine başvuran iktidardaki siyaset cenahı ve Sayın Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Amerikan, Avrupa ve dünya medyasının bir Mart gününden beri neler yazdığından, yayınladığından haberdar değiller mi?

Ben bir Türk evladı olarak yazılıp çizilenleri ağlayarak okudum. Gururum kırıldı.

Madem daha önceden çekilme tarihi belli idiyse ABD Savunma Bakanı Gates Ankara'da iken, Mehmetçiği, PKK'nın tam üzerine binmişken, niçin esip gürlediniz de daha 24 saat geçmeden geri çektiniz?

Saat 11'den itibaren televizyonlar kara harekâtının bittiği yönünde yayın yapmaya başlamalarına rağmen genelkurmay açıklaması neden 15'te geldi aradaki dört saatte ne oldu?

Kamuoyunda yaygın bir söylenti var.

Çekilme hadisesinin arkasındaki esas ismin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Genelkurmay İkinci Başkanı Ergun Saygun olduğu yönünde.

Yani halkın bir kısmı Büyükanıt Paşa'nın da bazı konularda "by pass" edildiğini konuşuyor.

R.T.Erdoğan'ın dış politika başdanışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu'nun Bağdat'a gitmeden önce ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'dan adeta izin alır tarzda bir araya gelmesini nasıl yorumlamamız gerekir? (Serdar Turgut, Akşam gazetesi, 2 Mart 2008)

Kaldı ki BBC'ye ;"İşimiz bitene kadar çekilmeyiz" restini çeken de Davutoğlu'dur.

TSK'nın Irak'tan apar topar çekilmesi Türk milletinde derin travmaya sebep olmuş halde ve toplum tarafından "çuval vakası"ndan ağır bir aşağılama olarak algılanmaktadır.

Bu olay tahmin edilenden daha büyük siyasi ve toplumsal kırılmalara sebep olacak gibi gözüküyor. Bu olayın şuyu-u vukuundan beter.

Başbakan Erdoğan'ın "Kimseden emir almayız" (Milliyet 3 Mart 2008) sözü toplumda mizah konusu haline getirilmiş ve insanlar kara mizah unsuru olarak kullanıyor.

Erdoğan'ın sık sık kullandığı "Benim genelkurmay başkanım" sözü toplumda çok büyük "ti" konusu ve alerji yaratıyor.

AKP yandaşı medya, Türk ordusunun Irak'tan apar topar çekilmesini komuta kademesinin üstüne yıkmaya çalışıyor. Ve maalesef Yaşar Büyükanıt -belki devlet terbiyesindendir- bu oyuna geldi.

Türk ordusu nasıl siyasi otoritenin verdiği talimatla Irak'a girdiyse yine siyasi otorite ve "başkumandan"ın direktifiyle geri çekilmiştir.

Yani sorumlu hükümettir.

Şimdi Türk milleti "Bu haltı yiyecek idiysek niçin 24 şehit verdik" diye "kalpgâhı" vurulmuş bir durumda soruyor.

Milletin kırılmış yüreğini kim tamir edecek?

Ordunun çekildiğini Irak'taki müstemleke hükümetinin Kürt Dışişleri Bakanı Zebari'den duyan Türk milleti artık neye inanacağını bilmiyor.

Türkiye'nin üzerine belanın katmerlisi geliyor. Ekselans Talabani Ankara'da, sonra da Barzani. Sonrası!?

Rüşvetle "dış siyasi etki" birbirine benzer. İspatlaması zordur ama herkes bilir.

Sahi ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker, Mesud Barzani'ye ne dedi?

Dick Cheney Türkiye ziyaretini neden iptal etti?

Türk subaylarının başına çuval geçirme emrini veren General Odierno Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin PKK ile masaya oturması gerektiğini söyledi.

MHP lideri Sayın Bahçeli ile CHP lideri Sayın Baykal'a yönelik hakaratamiz genelkurmay bildirisi ise "bumerang"a dönüşmek üzere.

Ve son söz, kurumsal kimliği üzerine titrediğim TSK Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa'ya.

Dikkat!

Toplumda gittikçe "Çevik Bir'e benzediğiniz" konuşuluyor ve halk şunu soruyor:

"Büyükanıt Paşa,"

ekonomik milli güvenlik varlıklarımızı AKP "babalar gibi satarken";
AKP'nin çıkardığı Vakıflar Kanunu Lozan'ı delerken niçin ses çıkarmadı ve
Oyakbank'ın satışına niçin rıza gösterdi?

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7460

gencalp
11-03-2008, 11:55
Kızılay bağışlarla gelen 2 trilyonu ne yaptı?

Endonezya depremi için yapılan bağışlardan 2 trilyonun nereye harcandığı bilinmediği iddia edildi.


CHP, Kızılay’ın Endonezya depremi için topladığı bağışların 2 trilyonunun nereye harcandığının belli olmadığını iddia etti.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Kızılay’ın Endonezya depremi için topladığı bağışların 2 trilyonunun bavulla yurtdışına götürüldüğünü ve nereye harcandığının
belli olmadığını iddia etti. Kızılay Genel Müdürü Ömer

Taşlı ise paraların nereye harcandığını VATAN’a anlattı

Güney Asya’da 4 yıl önce meydana gelen deprem ve tsunami felaketinin ardından Türkiye de seferber olmuş, bağış ve kampanyalarla toplanan paralar Kızılay ve diğer kuruluşların aracılığıyla yaraların sarılması için kullanılmıştı. Ne var ki CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun araştırma yapılması için TBMM’ye verdiği soru önergesi bu yardımlara gölge düşürülmesine neden oldu. Çünkü Kılıçdaroğlu, deprem felaketinin ardından 2 trilyon liranın banka yoluyla gönderilmediğini ve bavul içinde Endonezya’ya götürülen paranın ne kadarının teslim edildiğinin de belli olmadığını iddia etti.

En fazla 400 bin dolar gitti

Ancak VATAN’a konuşan Kızılay Genel Müdürü Ömer Taşlı, iddiaları kesin bir dille yalanladı.

* Bavulla 2 trilyon götürüldüğü doğru mu?

2 trilyon liranın valizle gitmesi yalan. Valizle para gitmez. Yolda öldürürler adamı. Deprem bölgelerine bankacılık sistemi içinde ya da resmi saymanlık aracılığı ile para götürülüyor. Nakit götürülen miktar en fazla 400 bin dolar olabilir. Bu da tamamen banka sisteminin kullanılamadığı ve acil durumlarda hemen kullanılmak üzere verilen paralardır. Bunun yapılması da yasak bir işlem değil. Her kuruşun hesabını vermeye hazırız.

Su ve oyuncak alındı

* Peki ne kadar para gitti?

Endonezya’ya ilk ekiplerimiz giderken saymanlara zimmetlenerek , yasal kayıtları yapılmak şartıyla nakit para verildi. Deprem bölgesinde bankaların çalışıp çalışmadığı belli değildi. Paranın bankadan çıkış kaydı vardır. Bu para Kızılay kasasına girdi. Sonra da tutanakla saymana teslim edildi. Deprem bölgesinde paranın büyük bölümü oradaki yerel bankaya yatırıldı. Bankalarla bazen 1 ayda zor gidiyor paralar. Bu şekilde para aldığında sayman tükettiğinin hesabını faturalarla beraber verir ve kayıtlara geçilir. Kaldı ki ilk ekipler gittiğinde hemen su satıp alıp halka su dağıttılar. Sosyal destek anlamında çocuklara oyuncak alıp dağıtıldı. Bütün bunlar acil ekibin yanında götürdüğü parayla yapıldı.

* Peki kampanyalarda ne kadar para toplandı?

Endonezya için banka hesaplarına yapılan bağışlardan 20 milyon YTL, halkın GSM operatörlerine gönderdiği bağış mesajlarından ise 3.8 milyon YTL elde edildi. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın işadamlarına verdiği yemekte 14 milyon YTL toplandı. Hepsinin toplamını aldığımızda 71.3 milyon YTL kaynak elde edildi.

Halka para dağıtmadık

* Bu paranın ne kadarı nakit olarak dağıtıldı?

Kuruşu kurşuna ne kadarı harcandı hepsi kayıtlarımızda var. 71 milyonluk paradan nakden halka dağıtılmış tek bir lira para yok. Bölge halkına para dağıtmadık. Bağışlarla ya çadır alınmış ya gerekli malzeme ya da ev, okul yapılmıştır. Bütün harcamalarımız 49.4 milyon YTL’ye ulaştı. Bakiyesi devam eden projelerde kullanılmaya devam ediyor.

Vatan

gencalp
19-03-2008, 15:17
AKP yine 'dokundurtmadı'

75 dosyanın dönem sonuna ertelenmesine AKP'lilerin oylarıyla karar verdi.

TBMM Adalet-Anayasa Karma Komisyonu, yaklaşık 3.5 saat süren toplantının ardından toplam 75 dosyanın dönem sonuna ertelenmesine AKP'lilerin oylarıyla karar verdi.

spekavcısı
19-03-2008, 19:34
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8497809.asp?gid=229&sz=56265

DTP'li Ayna: PKK ile diyalog kurun, bu iş bitsin 19 Mart 2008


Mukadder YARDIMCIEL/KARS, (DHA)



DTP'nin bugün Kars'ta düzenlediği nevruz kutlamasında konuşan Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, hükümeti, bölücü örgütle diyaloğg kurmaya devat etti, “PKK ile diyalog kurun, bu iş artık bitsin” dedi.


Kent merkezindeki Cumhuriyet Meydanı’nda yaklaşık 4 bin kişinin katıldığı nevruz kutlamasında DTP Genel Başkan Yardımcısı ve Mardin Milletvekili Emine Ayna, DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ile Parti Meclisi üyeleri de hazır bulundu. Nevruz ateşini yaktıktan sonra platform olarak kullanılan kamyonun kasasında halka hitap eden Emine Ayna, DTP heyetinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM Başkanı Köksal Toptan'ı ziyarnetinden sonra, PKK üst yönetiminin de görüşerek sorunu çözme çağrısında bulunduğunu ileri sürdü. PKK'nın bu yöndeki açıklamasını önemsediklerini belirten Eminre Ayna, hükümete de “Biz de diyoruz ki, diyalog kurun. Onlarla görüşün, konuşun. Bu iş artık bitsin, çözülsün. Ölümler olmasın. Yaşamı yeniden yeşertelim. O diyalog kapısı aralandığı zaman ölümler duracak” dedi.

PKK'LILAR İÇİN PROJE İSTEDİ

Konuşmasını ‘Biji Serok Apo’, ‘Dişe dişe kana kan seninleyiz Öcalan’ sloganları arasında sürdüren Emine Ayna, anayasa değişikliği çalışmalarının sorunun çözümünde son şans olduğunu ileri sürdü. Kürt sorununun çözümünde, tek kimlikten çıkıp çok kimlikli bir anaya değişikliğinin ilk adım olacağını söyleyen Emine Ayna, “Bu Anayasa’da Kürtler kendilerini görmezlerse artık oturup düşünecekler. O yüzden bu Anayasa son şans, iyi değerlendirin, iyi kullanın diyoruz” diye konuştu.

Kürtçe anadilde eğitim hakkı isteyen Emine Ayna, Kürtleri inkar, imha ve asimilasyon politikalarının PKK'yı yarattığını, 30 yıldır bitireceğiz diye diye defalarca operasyon yapıldığı halde PKK'nın bitmediğini kaydetti. Ayna, “Demek ki, çözüm bu değil. Çözüm öldürmek değil, bitirmek değil. Demek ki, çözüm Kürt sorunu. Eğer bu sorunu çözerseniz, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini tanırsanız, PKK da bitecektir” diye konuştu.

Kürt sorununu çözerken ‘gerilla’ dediği PKK'lı teröristlerin sosyal ve siyşasal yaşama dahil edilecekleri proje hazırlanması gerektiğini anlatan Emine Ayna, “Gelin birlikte bu projeyi hazırlayalım. Sosyal ve siyasal yaşama katılabilmelerinin toplumsal sözleşmesini yapalım. Bunlar en önemli çözüm noktalarından biridir” diye konuştu.

ÖCALAN'A ‘SAYIN’ DEDİ

İstedikleri çözüm için İmralı Cezaevi'nin koşullarının düzeltilmesini de isteyen Emine Ayna, “Bu halk sayın Abdullah Öcalan konusunda hassastır. Bu hassasiyeti göz önünde bulundurmak zorundalar. Bu hassasiyeti göz önünde bulundurarak İmralı Cezaevi’ndeki koşulları düzeltmek zorundalar” dedi.

PKK’lı töröristlere karşı Kuzey Irak'da gerçekleştiriler kara harekatını eleştiren Emine Ayna, “Kara operasyonunda Genelkurmay’ın açıkladığı rakama göre 300’e yakın insan öldü. Operasyon sonrası yapılan açıklamada, ‘gerekirse yine gireriz’ denildi. Ben bunun cevabını istiyorum. Ne gerekti, ne oldu girdiniz? Ne gerekti, ne oldu çıktınız? 300 insan niye öldü? Başbakan 300 insanın neden öldüğünü açıklamalı” diye konuştu.

“PARTİ KAPATMAK YANLIŞ”

AKP'nin kapatılması için dava açılmasını da eleştiren Emine Ayna, “Siyasi partilerin kapatılması kesinlikle yanlıştır. Bir düşüncenin kendini özgürce ifade edilmesi, örgütlenmesi asla engellenmemelidir” dedi.

Emline Ayna, kapatma davası açılmasını AKP'nin Kürtlerden oy almanın zemini olarak kullanacağını ileri sürerek, “Kürtler 20 yıldır kanıyor bunlara. Bu kez de kanacak mıyız AKP’ye? Biz AKP’nin kapatılması davasının karşında duracağız. AKP’nin kapatılmasını asla istemeyeceğiz ve asla desteklemeyeceğiz. Ama bu asla AKP’ye bir oy anlamına gelmeyecek” diye konuştu.

Hükümetin paket ilan etmesine, 12 milyar dolarlık ekonomik yardım yapma ve Kürtçe kanal açama sözü verme vaadine de değinen Emine Ayna, “Yıllardır bu halk çok paketlerle karşılaştı. O paketlerden çıkan bomba oldu, kurşun oldu, faili meçhuller oldu, o paketlerden kan ve gözyaşı çıktı. Kürtçe televizyon kanalından bahsediyor. Türkiye’de Kürtçe kanal açmak yasaktır. Başbakan bunu Anayasa’yı değiştirmeden yapamaz. Kürtçe bir televizyon kanalı açarak bizi kandırabileceğini sanmasın. Biz çocuk değiliz. Hele hele aptal hiç değiliz” dedi.

Emine Ayna konuşmasının ardından, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve partililerle bir süre halay çekti. Ayna ve Buldan’ın alandan ayrılmalarının ardından kalabalık, Suriyeli sanatçı Xero Abbas’ın türküleriyle coştu. Kutlamaların ardından gruplar halinde dağılan partililerin slogan atması üzerine polis müdahale etti.



Not:normalde hiçbir kimse suçu övemez....ancak ne hikmetse içişleri bakanlığı ve cumhuriyet savcıları suçu görmezden geliyor....kanunlar işletilmiyor...iktidar kavgası adı altında sürekli bir senaryo çerçevesinde suç işleniyor...hepsini kayda geçiyoruz....içişleri bakanlığının yetkililerinin ve cumhuriyet savcılarının canları istediği zaman görev yapacaklar diye bir hukuki madde bilmiyorum...

spekavcısı
21-03-2008, 14:32
http://habervatan.com/detay.asp?hid=12089

IRAKLI BACIMIZ:BİZİ ALLAH İÇİN ÖLDÜRÜN

ABDnin Iraklı masum insanları hapsetiği Ebu Gureyb hapisanesinden tüm dünyaya mektup gönderen Nurun sözleri kalplere hançer oldu...


İşte Ebu Gureyb hapisanesinden dünyaya seslenen Nurun mektubu:

EY MÜSLÜMANLAR!
Bizi öldürün

Bismillahirrahmanirrahim…
Allah için bizleri öldürün!

Halkıma, Ramadinin, Halidiyenin ve Fellucenin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara...

Bu size, Amerikan Siyonist hapishanesi Ebû Garibten kardeşiniz Nurun mektubudur.
İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum.

Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup, sevdiklerinizle bir arada otururken, sizler derin uykuda iken Amerikalıların bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim!..

Ey kardeşlerim!

Amerikalıların elinde ne ıstıraplar çektiğimizi, ne acılar yaşadığımızı, Allah aşkına, nasıl anlatıp nasıl kelimelere dökeyim!

Kardeşlerim!

Allaha yemin ederim ki, yaşadıklarımızı dile getirmekten acizim. Bundan ar ediyorum. Ama yine de kelimelere sığınarak olanları size anlatacağım. Amerikalıların bizlere yaptığı haysiyetsizlikleri, çektirdiği eziyeti, işkenceyi ve aşağılanmaları elimden geldiğince anlatacağım...

Hayvanî zevklerinin aracı olmadığımızda, kendimizi şehvetlerine teslim etmediğimizde bizi nasıl öldüresiye dövdüklerini ifade etmeme izin verin...

Siz ey bizim dinî liderlerimiz olarak ortalarda tozup gezenler!
Amerikalıların bize reva gördüğü bu cinsel ve hayvanî eziyetler karşısında hâlâ nasıl oluyor da açık alınla ortalarda görünebiliyorsunuz?!

Peygamber Efendimizin "en değerli hazineniz" buyurduğu haysiyet ve şerefinizi çiğnetmekten pek sıkılmış gibi görünmüyorsunuz.

Bizi ve kendinizi birkaç dolar kırıntısı karşılığında pazarlardaki köleler gibi Amerikalılara ve Siyonistlere mi sattınız? Haysiyet ve şerefinizi ne çabuk kaybettiniz?..

Amerikalılar, Ebû Garibte namusunuzu her gün ayaklar altına alıyor. Mektubumu okuyanları, Allah adına, Ebû Garib Hapishanesindeki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye dâvet ediyorum. Burada yapılanlar, Siyonistlerin hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha berbat.
Orada fizikî işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar. Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz; ama kimsenin bizi duyduğu yok!..

Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!!!
Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin!

Hepimizin karnında onların piçleri var! Çoğumuz hamileyiz! Biz dünden ölüme razıyız!
Size yalvarıyoruz; gelin ve kurtarın bizleri! Size, ailelerimize ve ülkemize daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Bizi öldürün! Size yalvarıyorum; Allah için bizleri, Amerikalıları ve onların piçlerini öldürün!

Allah rızası için! Size yalvarıyoruz...

Bacınız... (Irak’lı Nur)


Not: bütün dünya kamuoyu olarak 5 yıldır haçlı-siyonist ittifakın zulmüne ses çıkarmayanlara ithaf olunur...siz de hesap vereceksiniz....rüzgar ektiniz fırtına/kasırga biçeceksiniz.....

spekavcısı
24-03-2008, 11:02
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=TRTde_bu_da_mi_olacakti_16886 4_1&tarih=24.03.2008&Newsid=168864&Categoryid=1
TRT'de bu da mı olacaktı?

Bugün TRT 1'de yayınlanan "Gündeme Dair" adlı programda şok açıklamlar yapıldı

gazetevatan.com
--------------------------------------------------------------------------------


TRT Sunucusu Tülay Tüzün, Sabah Gazetesi Yazarı Emre Aköz ve Zaman Gazetesi yazarı Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne'nin hazırladığı programda AKP'nin kapatılma davası ve Ergenekon Operasyonu konuşuldu.

Normal seyrinde devam eden programda bir anda öyle bir söz söylendi ki; ekran başında izleyenler de hayrete düştü.

AKP ve Ergenekon'un konuşulduğu programda süren tartışma sırasında geçtiğimiz aylarda yapılan 'Cumhuriyet mitinglerinin Ergenekon'un uzantısı' olduğu yargısına varıldı.

Varılan bu yargıyla Türkiye'nin dört bir yanından yüzbinlerce kişinin katıldığı Cumhuriyet Mitingleri, henüz iddianamesi bile olmayan Ergenekon'la bağdaştırıldı.

TRT de neler oluyor?

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk resmi televizyonu olan TRT'nin son zamanlardaki çıkışları herkesi şaşırtıyor.

Tarkan'a yılbaşı özel programı için verdiği 700 bin YTL günlerce kamuoyunda tartışılmıştı.

Cumhuriyet bahçesine alınmayan TRT

İlhan Selçuk'un gözaltına alınmasından sonra Cumhuriyet Gazetesi'nin bahçesine girmek isteyen TRT kameramanı ve muhabiri 'Tayyip’in televizyonu' sloganlarıyla dışarı çıkartıldılar

Bütün bunlar akla tek bir soru getiriyor:
TRT nereye doğru gidiyor?

Not:TRT hukuk dışı yayın yapmaya başlamış...milyonlarca insana çeteci suçlaması yapıyorlar....bu ne rezalet...peki biz çeteciyiz diyelim....elinizdeki kanıt ne?laftan başka kanıt yok....çok komik ve çok da garabet işler oluyor...

balaban
24-03-2008, 11:09
TRT nereye gidiyor değil, gideceği yere gitti. Diğerleri gibi akp'nin televizyonu oldu.

VOLVO
24-03-2008, 11:20
TRT nereye gidiyor değil, gideceği yere gitti. Diğerleri gibi akp'nin televizyonu oldu.

Tıpkı Kanaltürk'ün,Ulusal Tv, Vatan grubunun bazı kesimlerin kanalı olması gibi :bad::bad::bad:

Tarafsız kanal,gazete bulmak imkansız:yes::yes:

balaban
24-03-2008, 11:24
Tıpkı Kanaltürk'ün,Ulusal Tv, Vatan grubunun bazı kesimlerin kanalı olması gibi :bad::bad::bad:

Tarafsız kanal,gazete bulmak imkansız:yes::yes:

Evet onlar her kimse,Kıbrıs'ı elden çıkarmak için imza atmamışlardı:bad::bad::bad::bad::bad: Bak bir sonraki adım Kıbrıs'tan Türk askerini çekmek olacak.:grrr:

yosun
24-03-2008, 12:28
TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu) bir devlet kurumu olması nedeniyle tarafsız olmak ve yayınlarını da bu tarafsızlık esasına göre yapmak zorundadır. İktidar partisinin özel kanalıymış gibi yönetilmesi ve yönlendirilmesi dava edilmesi gereken bir durumu ortaya çıkarır.
Finansmanını özel şahısların karşıladığı diğer kanalların yayıncılık anlayışı ile kıyaslamak cehalettir...

VOLVO
24-03-2008, 12:38
Sözkonusu TRT hiçbir zaman tarafsız olmamıştır. Eski dönemlerde (Demirel,Yılmaz,Çiller) tarafsızdı demek saflık olur. Hani diğer kanallarla karşılaştırma yapan cahildir diyen kişiye cevaben yazılmıştır.

Kim iktidarsa kendi yandaşlarını doldurmuştur bu memleketde. Niye AKP'den değişik bir yaklaşım bekliyorsunuz ki anlamadım:notr::notr::notr:

Bu adamlar uzaydan gelmiyor başımıza.İçimizden geliyorlar:beurk::beurk:

yosun
24-03-2008, 13:31
Vah çocuklarımız

Risale-i Nur Enstitüsü’nün Bolu’daki konferansı kutsal mesleklerin ne kadar sorumsuz ellere geçtiğini gösteriyor.
Konferansa Said Nursi’nin bir öğrencisi de katılmış ve elini öpmek isteyenler izdiham yaratmış. Asıl tuhafı kuyruğa girenlerden birinin İl Milli Eğitim Müdürü oluşu...
Çocuklar ülkenin geleceğidir. O gelecek hangi kafaların elinde inşa ediliyor, görün!
“AKP’nin 5 yıllık iktidarında ne değişti ki?” diye soranların vicdan taşıyanlarını sadece bu örnek bile utanç ve pişmanlıktan yerin dibine sokmaya yeter!
Geçen hafta da Hereke’de bir grup öğrenci okuldaki Atatürk büstünü kaidesinden sökerek bayrağı direkten indirmişti.
Büst dere kenarında bulundu, 14-17 yaşlarında 8 öğrenci gözaltına alındı.
Jandarma o çocukları fişleyip üzmemeli.
Çocuklar tarla gibidir, ektiğinizi biçersiniz.
Çare onları Atatürk düşmanlığına tutsak örümcek kafaların rehininden kurtarmaktır!

Güngör Mengi

Sayın Mengi'nin çare olarak sunduğu ve yazısının son cümlesinde belirttiği gibi eğitim sistemini yerle bir ederek yetişen genç nesli Atatürk ve laik cumhuriyet düşmanı haline getirenlere yazıklar olsun!
Hesabı sorulması gerekenler listesinde ilk sıralarda bu durumu yaratanlar olmalı...

ally_mcbeal
24-03-2008, 13:35
izledigim kadariyla trt hic bu olcude tarafli yayin yapmamisti. tamam devlet televizyonu hukumete daha yakin duruyor genelde ama bu kadari da insaf dedirtiyor.

gizemliduygular
24-03-2008, 19:39
Vah çocuklarımız

Risale-i Nur Enstitüsü’nün Bolu’daki konferansı kutsal mesleklerin ne kadar sorumsuz ellere geçtiğini gösteriyor.
Konferansa Said Nursi’nin bir öğrencisi de katılmış ve elini öpmek isteyenler izdiham yaratmış. Asıl tuhafı kuyruğa girenlerden birinin İl Milli Eğitim Müdürü oluşu...
Çocuklar ülkenin geleceğidir. O gelecek hangi kafaların elinde inşa ediliyor, görün!
“AKP’nin 5 yıllık iktidarında ne değişti ki?” diye soranların vicdan taşıyanlarını sadece bu örnek bile utanç ve pişmanlıktan yerin dibine sokmaya yeter!
Geçen hafta da Hereke’de bir grup öğrenci okuldaki Atatürk büstünü kaidesinden sökerek bayrağı direkten indirmişti.
Büst dere kenarında bulundu, 14-17 yaşlarında 8 öğrenci gözaltına alındı.
Jandarma o çocukları fişleyip üzmemeli.
Çocuklar tarla gibidir, ektiğinizi biçersiniz.
Çare onları Atatürk düşmanlığına tutsak örümcek kafaların rehininden kurtarmaktır!

Güngör Mengi

Sayın Mengi'nin çare olarak sunduğu ve yazısının son cümlesinde belirttiği gibi eğitim sistemini yerle bir ederek yetişen genç nesli Atatürk ve laik cumhuriyet düşmanı haline getirenlere yazıklar olsun!
Hesabı sorulması gerekenler listesinde ilk sıralarda bu durumu yaratanlar olmalı...

Saygıdeğer arkadaşım yosun.
Evet, bunların hesabı sorulmasına sorulacak, mutlaka ve mutlaka sorulacaktır. Halkımız ve gerçek Kemalistler öyle bir hesap soracaklar ki; bunlar yaptıklarının hesabını veremeyeceklerdir. Öyle meydanı boş bulup, mecliste benim sayım çok istediğimi yaparım demekle olmaz arkadaş. Biz Cumhuriyet tarihimizde kadayıfın altı kızardı sıra üstünde diyenleri, ben istesem odunu da seçtiririm diyenleri, başbakanlık resmi konutunda şeyhlere, şıhlara iftar yemeği verenleri, elin bedevisinden çadırda fırça yerken gözlerini çadırın tavanına dikerek ağzını açmayanları, benim annem de kürttü, kürtçe yayın serbest olmalı diyenleri, denize girdiği şortla askeri tören kıtasını denetleyenleri gördük ve hepsine sandıkta ya da yüce divanda hesap sormuş bir milletiz.

Yeterki benim aziz milletim biraz daha uyanık olsun. Çünkü hangi makam, mevki ve rütbede olursa olsun tüm devlet görevlileri milletin hizmetçisidir. Milletimizin verdiği vergilerle oralarda oturabiliyorlar.

gizemliduygular
24-03-2008, 19:44
izledigim kadariyla trt hic bu olcude tarafli yayin yapmamisti. tamam devlet televizyonu hukumete daha yakin duruyor genelde ama bu kadari da insaf dedirtiyor.

Saygın ally_mcbeal.
Yalnızca TRT değil bu tür yayınlar yapan kanal. Bir sürü televizyon kanalı, gazete, radyo, site var. Pek çok cepheden yayınlar yapılıyor.

ekin
25-03-2008, 13:18
Dokunulmazliklar kaldirilmali.

spekavcısı
26-03-2008, 10:36
Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan Baykal, adı Ergenekon konulan soruşturmayla ilgili bazı önemli tespitlerde bulundu. CHP lideri, “AKP kadrolaşma dönemini bitirdi. Kendi derin devletini hassas kurumlar nezdinde inşa etme aşamasına gelmiştir. Güvenlik güçleri, emniyet birimleri, yargı seçilmiş hedeflerdir” dedi.



AKP’ye yakın gazetelere dikkat
“BazI medya organlarında gözaltına alınacak isimlerin önceden yer aldığı ortaya çıktı” diyen Baykal şöyle devam etti: AKP’ye yakın bir gazete 15 gün içinde iddianamenin çıkacağını söyledi. Tutuklamalar önceden bazı gazetecilerin ağzında iken bunun güven veren bir hukuk süreci olduğu söylenebilir mi?



Yargı seçilmiş hedef...
AKP medyasına dikkat!
Baykal : Tutuklamalar önceden bazı gazetecilerin ağzında iken bunun güven veren saygın bir hukuk süreci olduğu söylenebilir mi?



CHP lideri Baykal parti kapatmanın zorlaştırılmasına yönelik anayasa değişikliğinin laiklik ilkesinin içinin boşaltılması anlamına geleceğini belirterek “Bu süreçte yapılacak halkoylaması laikliğin oylanması anlamına gelir” dedi. “Laikliği halk oylamasıyla kaldırıyoruz derseniz tehlikeli bir çatışmayı devletin temeline getirirsiniz” diyen Baykal, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili gelişmelere de dikkat cekti. Baykal soruşturma sürecinin bazı basın organlarında önceden yayınlandığına dikkat çekerek “Tutuklamalar önceden bazı gazetelerin, gazetecilerin ağzında iken bunun güven veren saygın bir hukuk süreci olduğu söylenebilir mi? ” dedi.




Böyle hukuk süreci olur mu?
Baykal, Ergenekon’la ilgili medyadaki yayınların tartışıldığına dikkat çekerek “Bazı medya organlarında gözaltına alınacak isimlerin önceden yer aldığı ortaya çıktı. AKP’ye yakın gazetelerin, Başbakan’a yakın yazarların bu konuyla ilgili kamuoyuna bilgi verdikleri, değerlendirme yaptıkları gözlendi. En son AKP’ye yakın bir gazete 15 gün içinde iddianamenin çıkacağını söyledi. Tutuklamalar önceden bazı gazetelerin, gazetecilerin ağzında iken bunun güven veren saygın bir hukuk süreci olduğu söylenebilir mi? Böyle bir hukuk süreci olur mu?” dedi. Baykal şunları söyledi: “AKP kadrolaşma dönemini bitirdi. Kendi derin devletini en hassas kurumlar nezdinde inşa etme aşamasına gelmiştir. Tespitim budur. Güvenlik güçleri, emniyet birimleri, yargı seçilmiş hedeflerdir. Bazı mesafeler yer yer alınmıştır. Bu süreç işliyor. Başbakan, ” AKP derin devletini kuruyor “ sözünden rahatsız olmuş. Derin Devletin mimarı sizsiniz diyor. Biz derin devleti değil Türkiye Cumhuriyetini kurduk. Devlet AKP zihniyeti doğrultusunda yeniden yapılandırılıyor. Kim ne yaptıysa ortaya konulmalı, yargı da işini yapmalı.”




Laiklik oylanacak
Konuşmasında parti kapatmanın zorlaştırılmasına yönelik anayasa değişikliği konusuna da değinen Baykal, “Anayasa değişikliği oylanırsa laiklik oylanmış olacak” dedi. Baykal konuşmasını şöyle tamamladı: “Biz laikliği anayasaya halk oyuyla koymadık. Pek çok devrim gibi hukuk sistemimizin bir parçası olarak getirildi. Halk oylamasıyla kaldırmak doğru değil. Halk oylamasıyla kaldırıyoruz derseniz tehlikeli bir çatışmayı devletin temeline getirirsiniz. Gerginlik iktidarın devlet düzeniyle, anayasasıyla, laiklik anlayışıyla eğitim anlayışıyla kavgasından kaynaklanıyor. Bu iktidar bir 5 yıl daha kalsın, Türkiye ağır olaylarla karşı karşıya kalır. Herkes bu manzarayı seyrediyor. Herkes aklını başına alsın” dedi.

spekavcısı
26-03-2008, 10:39
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8542494.asp?yazarid=39&gid=61&sz=28000

Turgut Kazan’dan Bakan’a: Dehşet içindeyim


ÜNLÜ hukukçu Avukat Turgut Kazan, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e benim de altına imza atacağım bir dilekçe gönderdi.

Yıllarca İstanbul Barosu Başkanlığı yapan Kazan şöyle diyor:

"8 aydır ucu açık tutulan soruşturmada, Ceza Mahkemesi Kanunu’nun ifadeye çağırma, zorla getirme, yakalama ve aramaya ilişkin 145, 146, 98, 116, 118. maddelerini çiğneyerek, toplumda büyük korku ve dehşete yol açan, özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılması gerekir."

Kazan söz konusu maddelerin savcılık tarafından da aynen uygulanmasının zorunlu olduğunu hatırlatıyor ve şöyle diyor:

"Konutlarda, işyerlerinde ’gece vakti arama yapılamayacağı’ kuralı temel kuraldır. 118. maddenin 2. fıkrası ’istisnaları’ göstermiştir. İstisnaların keyfi biçimde genişletilip ana kurala dönüştürülmesi mümkün değildir."

Kazan maddeleri de şöyle açıyor:

İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır, çağırma nedeni açıkça belirtilir, gelmezse zorla getirileceği yazılır. (Md. 145)

Hakkında tutuklama emri kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan veya 145. maddeye göre çağrıldığı halde gelmeyen şüpheli veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir. (Md. 146/1)

Aşağıda belirtilen hallerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.

a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.

b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (Md. 90/1)

Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, savcının istemi üzerine ... yakalama emri düzenlenebilir. (Md. 98/1)

Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa, şüphelinin... eşyası, konutu,... aranabilir. (Md. 116)

Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. (Md. 118/1)

Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerle yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmaz (Md. 118/2)

Evet, yasal kurallar bunlardır. Ama son olayda hepsi çiğnenmiştir. İlhan Selçuk’la yaşanan somut örnek, yasanın hiçe sayıldığını gösteriyor...

* * *

Sayın Bakan,

Çok iyi bilirsiniz ki, yargılama yasaları herkes için, özellikle suçsuzlar için güvencedir. Son olay bu güvenceyi yıktı. ’Geceleyin kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız’ öldürüldü. Böyle demokrasi olmaz. Böyle hukuk devleti olmaz.

12 Eylül macerasında müşterek korkularımız oldu. Ama son uygulamada yaratılan dehşet 12 Eylül örneklerini aşmıştır. Bu nedenle (İlhan Selçuk için değil) şahsım ve yaşananlardan dehşete kapılmış insanlar için, size başvurmayı görev saydım.

Soruşturmanın 8 aydır ucu açık tutulması ve toplumsal olaylara denk dalga operasyonlara başvurulması, bu yönüyle makul sürenin aşılması ve adil yargılanma hakkının yaralanması bir yana, 160/2. madde uyarınca şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğunu unutan ve temel kurallara aykırı davranan, özel yetkili savcı Zekeriya Öz hakkında, 2802 sayılı yasanın 82. maddesi uyarınca, soruşturma açılması gerektiğini düşünüyorum.

Yasal güvencelerin (halen) geçerli olduğu inancını tekrar canlandırabilmenin ve yaratılan korkuyu dağıtabilmenin başka yolu kalmadığını belirtiyor, durumu takdirlerinize sunuyorum."

mehcur
28-03-2008, 09:52
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=guncel&ArticleID=510408&Date=28.03.2008

YÖK Başkanı, maaşına yüzde 200 zam istedi

Prof. Özcan 4300 YTL olan maaşına yüzde 200 zam istedi. Teziç’in akademisyenler için zam yapılması taleplerini işleme koymayan Maliye, Özcan’a olumlu yanıt verdi

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, maaşına yüzde 200 zam yapılmasını istedi. Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç döneminde “araştırma görevlileri ve yardımcı doçentler için istenen zam talebine” olumsuz yanıt veren hükümet, Özcan’ın talebini olumlu buldu.
Özcan, 4 bin 300 YTL olan maaşına yüzde 200, YÖK Yürütme Kurulu, Denetleme Kurulu, YÖK başkanvekillerinin 3 bin 900 YTL olan maaşlarına yüzde 130-200 arasındaki oranlarda zam talebinde bulundu.
Zam talebi için YÖK’ün Strateji Geliştirme, İdari Mali İşler ve Personel daireleri uzun bir çalışma yaptı. Çalışma sonucunda zam talebi Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderildi. Burada zam talebi uygun görülerek Maliye Bakanlığı’na durum bildirildi. Maliye Bakanlığı da talebe olumlu yanıt vererek geciktirmeden yazıyı gereğinin yapılması için Başbakanlık’a iletti. Zam talebinin ilk yapılacak Bakanlar Kurulu’nda karara bağlanacağı öğrenildi.

12 bin 900 YTL’lik maaş
Bakanlar Kurulu, zam talebini onaylarsa Özcan’ın maaşı 12 bin 900 YTL olacak. YÖK Yürütme ve Denetleme Kurulu üyeleri ile YÖK başkanvekillerinin maaşı 8 bin 970 ile 11 bin 700 YTL arasında değişecek.
2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre, Özcan’ın maaşı en yüksek devlet memuruna ödenen aylığın iki katını geçemiyor. En yüksek devlet memuru olarak bilinen Başbakanlık Müsteşarı’nın maaşının net 4 bin 800 YTL, brüt olarak ise 8 bin YTL’yi bulduğu ifade ediliyor.

1993’ten bu yana rutin zam
Teziç döneminde YÖK Başkanı ve başkanvekilleri için zam talebinde bulunulmamıştı. 1993 yılından bu yana YÖK başkanlarının maaşlarına memur zammı oranında zam yapıldığı, başka düzenleme yapılmadığı öğrenildi.



Teziç’e ret, Özcan’a evet
AKP iktidara geldiğinden bu yana Teziç başkanlığındaki YÖK defalarca Maliye’den üniversitelerdeki okutman, uzman, araştırma görevlisi ve yardımcı doçentler için zam talebinde bulunmuştu. Ancak, Maliye talebi işleme almamıştı. Teziç’in lojman tahsisini kaldıran ve arızalı olan Mercedes makam aracını değiştirmeyen hükümet, Özcan’a jet hızıyla lojman tahsis etmiş ve aylık kirası 10 bin euro olan Mercedes marka makam aracı vermişti.

Ne olmuş başkan olunca evinin masrafları mı artmış, evine ekmek götüremiyor mu?Daha ne zamana kadar sömüreceksiniz!?! :grrr::grrr::grrr:

spekavcısı
29-03-2008, 13:17
Erol Manisalı (Cumhuriyet - 28.03.2008)
Selçuk, Perinçek ve Alemdaroğlu'na Avrupa'nın Bakışı

AB medyası İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu olaylarını görmek istemedi. Gözlerini, kulaklarını kapattı. Görenler de ilginç yorumlar yaptılar.
Bunlar arasında, "Orhan Pamuk'un canına kasteden" bir örgütün bulunduğunu yazanlar oldu. Acaba "Manevi ölümden mi" söz ediyorlardı?
Öyle ya; Başkan Bush 'un Pamuk'la ilgili övgüleri açıklandıktan sonra, Cumhuriyet'te, "Orhan Nobel'i garantiledi" türünden yazılar çıkmaya başladı, bunlar manevi yok oluş sayılmaz mı? Adamı acaba "manen öldüren" bunlar mıydı Batı basınına göre? Bush ile özdeşleşen bir romancı daha sonra ödül alıyor. "Türkiye'yi Batı emperyalizminin gözleriyle değerlendirmesinin" yazılması mı öldürücüydü? Batı çıkarlarına hizmetinin Cumhuriyet'te yayımlanması mı bitirmişti yazarı?
İlhan Selçuk gazetenin sorumlusu olarak(!), "Bu işkence girişiminin de" yükümlülüğü altına sokulmalıydı Batı medyasına göre! Herhalde bir örgüt falan da kurmuştur diye düşünmüş olmalılar.
Sonra İlhan Selçuk'un bir gün yakın dostlarına ,"Yahu dün akşam rüyamda korkunç bir şey oldu; ünlü yazarın Hakk'ın rahmetine kavuşmasına neden olmuşum, ne feci bir şey.. kan ter içinde uyandım, bir bardak su içip kendime geldim" diye ortaya atılan bir palavra mı?
İlhan Selçuk'un rüyası her nasılsa Avrupa basınına ulaşır. Gazeteci bunlar, rüyası, gerçeği fark eder mi?.. Hele olay Türkiye'de geçerse basarlar haberi; falan yazarın hayatına kastetmek isteyen falan örgütün falanca falanca üyeleri gözaltına alındılar...
Batı medyası Türkiye konusunda işte böyle; İlhan Selçuk'un rüyasını bile gerçek yapmışlar. Orhan Pamuk'un 1.5 milyonluk rüyası karşısında devede kulak...
Gelelim Doğu Perinçek olayına...
Kim bu Doğu Perinçek? Garip bir adam! Kalkmış koskoca İsviçre devletine, adaletine, mahkemesine kafa tutuyor. " Türkler soykırım yapmamıştır" diyen herkesi içeri atan kanunlara başkaldırmış.
Ne cüret! Hükümeti, Meclis'i ses çıkarmaya çekiniyor, suspus olmuşlar, sinmişler. Sana mı düştü be adam, kalkıp Avrupalının faşizmini suratına vurmak? Sen kimsin? Bir partinin genel başkanı, hem de işçilerin partisi.
Oysa ABD ve Avrupa 12 Mart ve 12 Eylül'le işçileri çoktan halletmişler. Sen şimdi kalk Türkiye bir arka bahçe gibi (*) AB'nin yedeğine alınıp parçalanırken Avrupa'nın en uygar ülkesi İsviçre'ye başkaldır. Etrafına Denktaş' ları, Vural Savaş' ları, Alemdaroğlu'larını topla; koskoca İsviçre'yi tükürdüğünü yalamaya mecbur et, delirdin mi sen!..
Türkiye kuzu kuzu IMF'nin, AB'nin, ABD'nin dümen suyuna sokulmuş. Yöneticiler Batı'nın Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir parçası olmuş. Sen utanmadan bir Türk'ün Batı'ya karşı kesinlikle yapmaması gereken işlere bulaşmışsın. Bir de kalkıp Talat Paşa Hareketi başlatmışsın. Avrupalının öldürtüp katillerini de salıverdiği bir adamı kahraman yapıyorsun.
Sen suçlusun...
Üstelik bu adam sabıkalı; on yıl kadar önce Paris'teki Türk düşmanlarının metroda resimleyip üzerinde tepindikleri Türk büyüklerine sahip çıkmış; gitmiş bu aşağılayıcı olayı ortadan kaldırmış. Adam tabii ki suçlu; hükümetinin bile yapmadığını yapıyor; hem de Avrupalıya karşı... Bu adamın cezalandırılması gerekir, Avrupalının gözünde...
İşte bu nedenle İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu hakkında böyle ipe sapa gelmez şeyler yazacaklardır. Onlara, yakıştırma şeyler yaptıracaklar, hınçlarını alacaklar. Batı emperyalizmine karşı çıkılır mı hiç?
Benim gençliğimde Sülün Osman diye bir adam yaşardı İstanbul'da. Anadolu'dan gelen saf vatandaşlara bazen Beyazıt kimi zaman da Galata Kulesi'ni satardı.
Avrupa ve Batı medyası da soğuk savaş sonrasında işi iyice azıttı. Kendisi İsviçre'de, Hollanda'da, Fransa'da, Avusturya'da faşist kanunlar çıkarırken; Almanya'da insanlarımızı göz göre göre yakarken medyasında bizim yazarlarımıza, düşünürlerimize iftiralar atıyor.
İlhan Selçuk başyazar, Doğu Perinçek bir siyasal partinin genel başkanı,
Kemal Alemdaroğlu bir rektör; hangisi arka çıktı? Çıkmazlar, çünkü onlar emperyalizmin çıkarlarına karşı koydular, direndiler ve direniyorlar.
Avrupalıya, Amerikalıya göre suçları çok büyük, Türkiye'yi onlara karşı savundular... savunuyorlar...

(*) Not; Abdullah Gül 'ün 8 Mart 1995'te TBMM'de yaptığı konuşma, (Avrupa'yla Yakın Bağlar, sayfa 53).

Not:sanmayın ki hesabı sorulmaz bazı işlerin...gelecek günler insanındır....insanlık onurunu taşıyanlarındır...çifte standartçı ve ırkçı AB-D yönetimleri bir gün sanık sandalyesine oturacaklardır....

spekavcısı
04-04-2008, 10:13
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/8618624.asp?gid=229&sz=17667
Bu fotoğraf çuvaldan beter

Bir ABD'li asker bir taksiciyi öldürdü. ABD'li komutan taksiciyi öldüren askeri Japonlar'a teslim etti sonra da ABD'li komutanlar Japonlar'ın önüne geçip törenle başlarını önlerine eğdiler. Ve işte böyle özür mektubu verdiler.


Japonya böyle boyun eğdirdi...

Bu fotoğraflar dünya basın ajansları tarafından duyurulunca Türkiye'de akla şunu getirdi:

- ABD gemisi füze atıp Muavenet gemimizdeki 5 denizciyi şehit etmişti. Ancak ne özür dilendi ne tazminat verildi.

- Türk askerinin başına Kuzey Irak'ta çuval geçirildi. Ne bir özür mektubu verildi. Ne de böyle bir tören düzenlendi.

- Amerikan jetleri Türk hava sahasını ihlal etti, özür bile dilenmedi.

Japonya'nın başkenti Tokyo’nun güneyindeki Yokosuka’da 19 Mart’ta bir taksi şoförünü bıçaklayarak öldüren donanma üssünde görevli ABD askeri Olatunbosun Ugbogu, Japonya’yı ayağa kaldırdı. Daha önce de ülkedeki ABD askerlerinin işlediği suçlar nedeniyle sıkıntı çeken Japonya, ABD’den açıklama istedi. Basın da olayın üzerine gidince, ABD ordusu dün Ugbogu’yu Japonlar’a teslim etti.

ABD'li komutan boyun eğdi

ABD ayrıca bir açıklama yayınlayarak tüm Japon halkından ve öldürülen taksicinin ailesinden özür diledi. Ancak bu da yetmedi üssün bulunduğu Yokosuka kenti de özür istedi. Bunun üzerine ABD Büyükelçisi Thomas Schieffer ve Japonya’daki ABD Donanması Komutanı Amiral James Kelley, Belediye Başkanı Ryoichi Kabaya’nın makamına giderek tüm basının önünde başlarını öne eğip özür diledi.

Bize politik sorun denildi

Ancak aradan geçen 16 yıla rağmen 5 şehit ve 22 gazi verdiğimiz ’Muavenet Zırhlısı’ için tek bir özür gelmedi. 2 Ekim 1992’de planlamasında ‘gerçek atış’ bulunmayan Display Determination Tatbikatı’nda tam gece yarısı ABD Uçak Gemisi Saratoga’nın attığı 2 Sea Sparrow füzesi firkateynimize isabet etti. Birer saniye arayla atılan 2 füzenin biri komutanın olduğu kaptan köşkünü, diğeri de savaş harekat merkezini vurdu. Olaydan sonra şehit ve gazi yakınları ABD’ye tazminat davası açtı. Ancak dava sonucunda olayın “İki deniz kuvvetleri arasında mı yoksa iki hükümet arasında mı olduğunun” belli olmaması nedeniyle ’Political Question’ yani politik mesele olarak ele alınması kararlaştırıldı ve herhangi bir tazminat da ödenmedi.

Delilleri karartacaklardı

Olayın ardından ABD’li bir ekip vurulan Muavenet firkateynine gelip füze parçalarını almak istemiş ancak gemide görevli Astsubay Recep Kayacı “Delilleri yok edecekler” kaygısıyla buna izin vermemişti.


Not:olayı "political question" olarak kabul eden makam her kim ise veya hangi kuruluş ise suç işlemiştir....bu tür suçlar için zaman aşımıda olmaz diye biliyorum....

balaban
04-04-2008, 10:37
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/8618624.asp?gid=229&sz=17667
Bu fotoğraf çuvaldan beter

Bir ABD'li asker bir taksiciyi öldürdü. ABD'li komutan taksiciyi öldüren askeri Japonlar'a teslim etti sonra da ABD'li komutanlar Japonlar'ın önüne geçip törenle başlarını önlerine eğdiler. Ve işte böyle özür mektubu verdiler.


Japonya böyle boyun eğdirdi...

[/B][/COLOR]


Bizde olsa hemen Dışişleri Bakanımız atlar ve "ABD Büyük devlet özür dilemesine gerek yok, ne yapyıysa doğrudur" derdi herhalde. Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde böyle demişlerdi de. Taksi şöförü mü önemli olacak.:grrr:

ally_mcbeal
04-04-2008, 11:48
haberi okudum ve hayli canım sıkıldı yine.

ne zaman silkinicez? ne zaman türklüğü layıkıyla temsil edecek yöneticilere kavuşucaz? bu boyunduruktan ne zaman kurtulucaz?

bu kafalarla çok zor görünüyor. malesef.

indian
04-04-2008, 18:04
ŞAKİRT ANLATIYOR

Ben bir "ortaokul şakirt"iyim yani en kıdemli Fethullah talebelerinden biriyim. Aşağıda anlattıklarımı bizzat yaşadım. Sizinle paylaşmak için yine kendim yazdım.


1990'lar ;
Orta birinci sınıftaydım ve Cuma namazlarına düzenli olarak giderdim. Beni aynı semtte bulunan okulumdan ve gittiğim camiden takip ederek fişleyen ve bir gün okul bahçesinde top oynamak bahanesiyle yanıma gelen o kişi ilk "ağabeyim" idi. Daha sonra bana ve okuldan seçtikleri fen, matematik ve türkçe derslerinin toplam notu 21(10'luk sisteme göre) olan arkadaşıma cami kütüphanesinde ders vermek bahanesiyle yakınlık gösterdiler. Yakınlık daha bir samimiyete dönüşünce evlerine davet ettiler. Dersler evde devam etti. Bu arada bizimle oyunlar oynuyor ve bol bol sohbet ediyorlardı. Baştan futbol içerikli bu sohbetler yavaş yavaş dini mevzulara geldi. Allah'ı tanımak, namaz kılmak derken "Öğretmenin Not Defteri" gibi kitapları okumamızı istiyorlardı. Buna "Sızıntı" okumaları ve adını henüz bilmediğimiz o hocanın banttaki ses kaydını toplu olarak dinlemelerimiz eşlik etti. Bize yeterince itimat kazandıklarında o sesin "Hocaefendi" ye ait olduğunu ve kendisinin çok "mübarek" bir insan olduğunu anlattılar.

Artık "işi" biliyorduk ve bize adam lazımdı. Okuldaki arkadaşlarımızı nasıl "kafalayarak" ağabeylerin huzuruna getireceğimizi öğrenmiştik. Yıllar orta üçüncü sınıfa getirdiğinde bizi artık sınavlara hazırlanma vakti de gelmişti. Bu tarihlerde Kuleli Askeri Lisesi'ne girmenin ne kadar önemli ve saygın bir iş olduğu sürekli telkin ediliyordu bize. Derken tanıdığımız birkaç arkadaşımız orayı kazandı. Biz ise devlet lisesine devam ettiğimizde okuldan arkadaş "kafalamak" en büyük hedefimiz haline gelmişti. Okulumuzun hemen yanında bulunan "nur evi" ne ders çalışma bahanesiyle getirdiğimiz arkadaşlarımıza yemekler veriyor onları mümkün olduğunca bu evlerde tutmaya çalışıyorduk. Bu kişilerle okulda ve başka yerlerde de "ilgileniyor" yörüngemizden uzaklaştırmamaya çalışıyorduk. Bunların durumlarını her hafta düzenlenen "istişare" toplantılarında ağabeylerimize anlatıyorduk. Onlar da bize ne yapmamız gerektiğini, hangi yolları adım adım takip etmemiz gerektiğini, yapmamız gereken jestlere ve takınmamız gereken mimiklere kadar anlatıyordu.

Yılsonlarında gelen "Sızıntı koçanları" nı bitirmemiz ve onlarca, hatta yüzlerce kişiyi Sızıntı'ya abone etmemiz her birimizden bekleniyordu. Biz ise kimisinin parasını kendi cebimizden vererek bu en kutsal yolda birbirimizle kıyasıya yarışıyorduk. Zaman aboneliği de yine bu şekilde cereyan ediyordu. Haftada okumamız gereken Kuran miktarı, Risale-i Nur ve Hocaefendi Kitapları(Pırlanta Serisi) miktarı belliydi. Bunlara ek olarak o zamanki adı "Tuna Kırtasiye" olan "NT Mağazaları"nda kaçak olarak çoğaltılan ve ağabeyimizin adını kullanarak arka bölümden aldığımız "Hocaefendi Vaaz Kasetleri"nden de ağabeyimizin seçtikleri doğrultusunda dinlememiz isteniyordu. Bunların hepsinin ortak adı "keyfiyet" idi. Bunu bir çetele halinde ağabeyimize her haftaki "istişare" de sunmamız isteniyordu.

Hiç müzik dinlemezdik, kola içmezdik ve hep kumaş pantolon giyerdik. Kız arkadaşımız asla olmazdı, okulda yüzlerine bile bakmazdık. Sokakta hep yere bakarak ve hızlı hızlı yürürdük. Ağabeyimizin dedikleri ana-babamızdan önemliydi. Mehmet Kafkas'ın "Geçmişi Bilmek" ve "Milli Mücadelede Öncüler" adlı kitaplarını okuyorduk. Atatürk masondu, deccaldı. Atatürk Kemal'di, Kemal Ağa idi. Atatürk baş eğlencemizdi. Okuldaki hocaların bazısı "duruma uyanmıştı", biz "tedbir dairesini" genişleterek okuldan çıkınca arka sokaktan dolaşarak nur evine gidiyorduk, içeri birer ikişer giriyorduk ve asla toplu çıkmıyorduk. Bize göre iki çeşit adam vardı; "müspet ve solcu". Solcunun bir adı da "kom" du. Kom, "komünist"in kısaltılmışıydı. Ve okuldaki bazı hocalar komdu. Özelikle de felsefeci.

Üniversite hazırlık dershanesi olan Fem'e lise ikinci sınıfta da kayıt yaptırdık. Amaç hem iyi bir üniversite hem de "hizmet" para kazansın idi. Ortaokuldan beri ailelerimizi alıştırdığımız "ağabeylerle ders çalışma" için onlarda kalmaya gitme faaliyetlerimize ayrı bir önem vermeye başlamıştık. Bu kalma dönemlerine biz "kamp" diyorduk. Kamplarda ders çalışılır ve uzun vadeli projelerimizi ağabeylerimize anlatarak onların direktifleri doğrultusunda yaşamımızı planlardık. Ailelerimizle ağabeylerimizi ne zaman ve nasıl tanıştıracağımızı ve her iki tarafın ne yapması gerektiğine varıncaya kadar her şey planlanırdı. Öyle ki tüm bu insanlara bir üstündeki "not" verirdi.

Evlerin bir imamı vardı, yani evden sorumlu olan kişi. İki ya da üç ev bir semte ve semt imamına bağlıydı. Semtler bölgelere, bölgeler büyük bölgelere, büyük bölgeler ilçelere, ilçeler şehirlere, şehirler ülkeye, ülkeler kıtalara, kıtalar da en sonunda Hocaefendi'ye bağlıydı. Hatta öyle ki O Muhterem Zat'a Dünya yetmez ve evrende başkaları da varsa oraları da "hizmet"e katmak için ne gerekiyorsa yapılmalı idi. Bu insanların hepsi birbirini denetler, not verir ve bir üstündekine durumu iletirdi. Yani şıkır şıkır işleyen koskoca bir sistem vardı.

Lise sonda Fem'in yurdunda kalmaya başlamıştık. Çekebildiğimiz kadar arkadaşı Fem'e kayıt ettirmiştik nasıl olsa sonra "ilgileniriz" diye. Yurtta, odadaki durumdan pek haberi olmayan diğer kişileri de namaz kılma, çay içme ve türlü türlü bahanelerle yanımıza çekmeyi başarıyorduk. Yani ağabeylerle danışıklı dövüş şeklinde "adam kafalama" tüm hızıyla devam ediyordu. Her birimizin "ilgilendiği" arkadaşlar da zamanla "şakirt" olma yolunda ilerliyordu. Ağabeylerimizin düzenlediği maçlar, mangal partileri, çiğköfte partilerine artık not ortalamasına falan da bakmaksızın İslami görüşe yakın ailelerden çocukları seçerek getiriyorduk. Kola serbest oldu, kot pantolon giydik.

28 Şubat sürecinde Hocaefendi'nin video ve ses kasetlerini, kitaplarını evlerden alarak kendi evlerimizde sakladık ve evlere Atatürk ile ilgili kitaplar doldurduk. Evlerin çoğu yer değiştirdi. Bazı ağabeylerimiz "tedbir" gereği takma isim kullanmaya başladı. Cep telefonlarının pilini istişarelerde söktük. Telefonda "Hocaefendi, hizmet, sohbet" gibi kelimeleri kullanmayı yasakladık. Bunların yerine "maç yapmak, çay içmek, çorba içmek" gibi önceden kodladığımız filleri kullanmaya başladık. Aslında yapılan her şey "istişare" adı altında yukardan gelen emirlerin bize verildiği toplantılarda kararlaştırılıyordu. Yani "istişare" yoktu, belki teferruatta vardı, ama her şey bir emir zinciri vasıtasıyla bizim önümüze konuyordu.

2000'ler ;

Üniversiteye girince artık biz de "ağabey" olmuştuk. Evlerde kalmaya ve sistemi bizzat kendimiz daha büyük sorumluluk üstlenerek yürütmeye başlamıştık. Talebelerimiz vardı, onlarla ilgileniyorduk. Aksiyon okuyorduk, artık bandrollü ve sakıncalı yerlerinden temizlenmiş Hocaefendi kasetlerini koli koli alarak herkese ama herkese dağıtıyorduk. Hocaefendi hakkında yine "hizmet"in başka yayın evlerinden çıkmış kitapları "mütevelli olmuş esnaf ağabeylerimizin" katkılarıyla kolilerce alıp dağıtıyorduk. Kitaplar binlerce satıyordu. Ramazanda zekât, kurban bayramlarında deri topluyorduk, kurbanlık parası topluyorduk. Amerika'dan, Hocaefendi'nin yanından gelen ağabey gelmişti bir seferinde. O anlatıyordu biz ağlıyorduk. Ardından adam başına toplayacağı büyükbaş kurbanlıkların sözünü almaya ve kayıt ettirmeye başlamıştı. Her birimizden 60-70 belki de 100-120 büyükbaş kurban parası getirmemizi istiyor ve pazarlık bu rakamlardan açılıyordu.

Bazı tanıdıklarımızın yaptığı hiçbir iş yoktu. Evde de kalmazdı. Sonradan bu kişilerin görevinin "çok özel" olduğunu öğrendik. Bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri'ne girmek üzere olan öğrencilerle askeri okuldayken "ilgileniyorlar" idi. Hocaefendi'nin "en önemli on görevden biri" saydığı bu iş için seçilmiş insanlardı. Hepimizin en nefret ettiği yer Ordu idi. Bir toplantımızda bir ağabeyimizin Ordu, Danıştay ve diğer "solcu" kurumlar için yaptığı tanımlama ilginçti. Ağabeyimiz bu gibi kurumlar için "artık fitne kurumlaşarak üzerimize geliyor, biz de bir an önce kurumlaşarak karşı koymalıyız" diyordu. Gazetemizi sürekli okumamız gerektiği de bir diğer telkin idi. Özkök Paşa'nın Genelkurmay Başkanı olacağı günleri ip ile çekiyorduk.

Aksiyon Dergisi'nin bir sayısında "Ergenekon" diye bir grup kapak yapılmıştı. Bu sayıdan çok sayıda fotokopi çekerek hepimizden okumamız istenmişti. Yazıda, devlet içinde gizli bir birimin oluşturulduğu ve bu birimin amacının Arjantin benzeri sosyal patlamaların önüne geçmek, devlete zarar verebilecek oluşumlara müdahale etmek olduğu yazılıydı. Ağabeylerimiz bunun bize de müdahale edeceğini söylediler. Bu benim için bir dönüm noktasıydı.

Biz bu devletin bekasına, milletin dertlerine derman olmaya çalışmıyor muyduk? Bizi solcular engellemiyor muydu? Bizim mücadelemiz iman kurtarmak değil miydi? Bize ne toplumsal patlamaların önüne geçmek ve devleti korumak için kurulmuş bir gizli teşkilattan? Devlet hepimizin devleti değil miydi, neden korumasınlar ki? Hem bize ne diye düşman olsunlar ki?

Uyanışım;

Artık her şey saçma geliyordu bana. Biz bir emir kuluyduk ve ne denirse yapıyorduk. Çünkü toplu olarak cennete girecektik. Sorgulama yoktu, körü körüne bağlanma ve emri ne kadar çabuk yerine getirdiğine bağlı olarak sahte bir samimiyet vardı. Ama bu sahtelik genellikle bize emir verenler ve onların üstünden başlıyordu. Tabanı samimi ve bir o kadar da cahil (beyni etkisizleştirilmiş anlamında) insanlar oluşturuyordu. Bu insanlar dürüst, çalışkan ve edepli insanlardı. Ama uyuyorlardı. Üstelik biz uyutmuştuk yıllarca çocuklarını, kendilerini, karılarını, tüm yakınlarını.

Sırf "solcularla" inatlaşma uğruna yaptığımız birçok saçma iş vardı. Bunlara en iyi örnek Yeni Yüzyıl gazetesinde Hocaefendi'nin röportajının çıktığı zamandı. Bu gazeteyi sırf solcular "Hocalarının röportajına bile sahip çıkmıyorlar" demesinler diye balya balya aldık ve Zaman gazetesinin depolarında çürümeye bıraktık, sonra da imha ettik. Bazı yerlerde Zaman gazetesinin içine koyarak dağıtıldığını duyduk. Gazete hiçbir yerde bulunmaz olmuştu. Üç günlük röportajı on beş güne yayarak ve tirajını da ona katlayarak gazete büyük kar etti sayemizde. Bir sefer de Süleyman Demirel'in Fatih Üniversitesi'nin açılışında "burayı doldurabilir misiniz" demesi üzerine iş-güç, okul-sınav demeden koştuk ve doldurduk orayı. Hocaefendi istiyor diye daha yeni okuduğumuz kitapları bir kere daha okuduk. Hocaefendi çağırıyor diye pılımızı, pırtımızı topladık Amerika'da yaşamaya gittik bazılarımız. Buna da "hicret" deniyordu. Bir keresinde, bir arkadaşıma giden biri hakkında ne zaman döneceğini sorunca bana güldü ve dedi ki "hicret bu, dönmek olur mu". Benim bildiğim hicret sayfası dinen kapanmıştır. Hele Türkiye gibi ibadetlerinizi rahatça yapabildiğiniz bir ülkede.

Merakım şu: Türkiye'de halkın %99'u Müslüman. Amerika ise kendi deyimiyle Müslümanlara karşı bir haçlı savaşı başlatmış durumda. Nasıl oluyor da burada rahat olunamıyor lakin orada istediğimizi yapmamıza izin veriliyor? ABD her yere ajanlar sokarken, iki kişi bile kendi karşısında ciddi bir şeyler yapmaya kalktığında haberi olurken bu nasıl denli büyük bir oluşuma müsaade ediyor? Üstelik bu oluşumun biricik görevi insanları Müslüman yapmak iken. ABD'nin yoksa insanları Müslüman yapmak gibi bir gizli amacı mı var? Yoksa Hocaefendi ABD'nin de mi üzerinde büyük bir güce sahip ki bizimle uğraşamıyor? Garip işler bunlar. Bizden ABD'ye hicret etmemizi Fatih Koleji'ndeki bir barkovizyon gösterisi sonrası Hocaefendi'nin yanından gelen bir ağabey istemişti. Ben de düşünmüştüm; bu resmen bir beyin göçü ve sermaye göçü... O zamanlar Hocaefendi için evden bile dışarı çıkmıyor denmişti. Ağabeylerimiz diyormuş ki "hocam zaten çok hastasın, bari bir çık bahçede dolaş" ama Hocamız hiç çıkmıyormuş. Aynı yıllarda yeşil.org adlı internet sitesinde Hocaefendi'nin boy boy dışarıda çekilmiş resmi yayınlanıyormuş da haberimiz yokmuş. Biz Hocamız'a üzülüp dua etmekle vaktimizi geçiriyorduk. Bir de tabi gelen emirleri eksiksiz yapmakla.

Hocaefendi'nin Latif Erdoğan'a yazdırdığı "Küçük Dünyam" adlı kitabından en az bir kere yazılı sınav olmamış şakirt tanımıyorum ben. Anlamadığım bir nokta da bu işte. Yani sen ta Amerikalardan "diğergamlık" üzerine, "hizmette önde mükâfatta geri durma" üzerine göğüslerimize salvolar savur, sonra da çıkıp kendini anlatan kitaptan bizi belki beş belki on kere imtihan et. "İmtihan Dünyası" bu olmasa gerek. Halen "hizmette" aktif olan ve son derece de teslimiyetçi bir arkadaşım bir seferinde şunları söylemişti, ben de yanlışı o zaman fark etmiştim: "ne bu Hocaefendi, Hocaefendi ya... Allah var, Peygamber var ya"

Hocaefendi, Hocaefendi, Hocaefendi.. . "Hocaefendi ne diyor bu konuda, Hocaefendi'nin çok mühim tespitleri var bu konuda, Hocaefendi bugün ne diyor, Hocaefendi'nin dediklerini artık herkul.org sitesinden günü gününe takip edebileceğiz arkadaşlar, Hocaefendi çok ciddi uyarıyor, Hocaefendi çok mübarek, Hocaefendi bizzat ilgilenmiş, Hocaefendi adını bizzat kendi koymuş, Hocaefendi derhal yapılsın istemiş, Hocaefendi, arkadaşlar dikkatli olsun demiş, Hocaefendi, arkadaşlar artık evlensin demiş, Hocaefendi, çocuk yapın demiş, Hocaefendi, İŞHAD'ı güçlendirin demiş, Hocaefendi, gazete tirajının bu haliyle karşıma çıkmayın demiş, Hocaefendi başı açık "ablalar" la da evlenilsin istemiş, Hocaefendi, bir dua etmiş maçın ikinci yarısı Galatasaray iki gol atarak Real Madrid'i devirmiş, Hocaefendi, Allah depremde İkitelli Medyası'nı "çiftetelli" gibi sallardı ama içlerinde mübarek gazeteler de var demiş, Hocaefendi üzülmüş, Hocaefendi çok kederlenmiş, Hocaefendi hastalanmış, Hocaefendi, Asya Finans Kredi Kartı alın demiş; Ulusal Televizyon ihalesi yapılacağı gün Asya Finans'ın kasasında o kadar para yokmuş, para lazımmış, Hocaefendi şunu demiş, Hocaefendi bunu demiş..." Bu konuşma tarzına sıradan bir "ışık evi"nde her gün rastlayabilirsiniz.

Nurettin Veren'e gelince; "o ne pis bir adam öyle, tipi kayık, pis bir çıkarcı o, yalancı herifin teki" gibi yakıştırmalar yapıyorlar. Ve size şu kadarını söyleyeyim, bu insanları asla şartlandırıldıkları haricince bir şeye inandıramazsını z. Belki size abartı gelir ama ben biliyorum ki Hocaefendi bugün atlayın ve ölün dese sayıları binlere varabilecek kadarı bu emri de hiç çekinmeden yerine getirir. Nurettin Bey bu konuda ne söylese azdır. Hiçbir şey bu gerçek kadar sıra dışı değildir, yine bu gerçeğin tasvirleri bile.

Sonuç ;

Aklı başında herkesin de anlayabileceğ i gibi bu bir karşı devrim örgütlenmesidir. Devlet içinde koskoca bir devlettir. ABD ve AB çıkarlarına koşulsuz hizmet etmektedirler. Ayrıca birçok yerde yazıldığı gibi dergileri, radyoları, televizyonları , üniversiteleri, vakıfları, ışık evleri vs. her şeyleri vardır. Öyle ki savcıları, kaymakamları, valileri, emniyet müdürleri, öğretmenleri, doktorları, istihbaratçıları (ki bu konuya doymak bilmeyen bir iştahla yanaşmaktadırlar) ,askerleri, milletvekilleri, bakanları vardır. Hemen hemen her büyük partinin de desteği ile bu noktalara gelinmiştir. Bence yegâne çözüm bu örgütün tüm malvarlığına el konmasından geçer. Ama sorun şu ki; kim koyacak?

Diğer insanlardan tüm bu olan biten son derece profesyonelce saklanmaktadı r. Hatta çıkan yalan haberler bile buna en güzel şekilde hizmet etmektedir. Yok, Fethullah komandoları varmış; yok, kendilerini patlatacaklarmış , yok, hücre evleri varmış; tabancalar, tüfekler, bombalar varmış... Bu atmosfer onlara en çok yarayan ortamı oluşturuyor ve kendilerinin terörist olmadığını "muhabbet fedai"leri olduğunu insanlara yaymalarına yarıyor.

Bu kişilerin ne yapmaya çalıştıkları çok iyi bilinmeli ve o kanaldan mücadele verilmelidir. Örgüt deşifre edildiğinde, ABD yerine başkasını bulmak için faaliyete geçecektir ve bu zannımca on yıl on beş yıl kadar bir zamanı alacaktır. Bu bir bölünme süreci olarak da yansıyabilir Fethullahçılara. Çünkü kurulu mekanizma en güzel şekilde işletilmektedir. Bir daha böyle bir mekanizmayı kurmak çok çaba gerektirir. Bölüp bir kısmını yine ABD emriyle kamuoyunda kötülemek diğer kısmıyla yola devam etmek ile de bu mücadeleyi verebilirler. Her ne yapılacak ise bu darbeden hemen sonra yapılmalıdır. Yani bir daha güçlenmesine fırsat verilmeden "meydana getirdiği boşluk" doldurulmalıdı r. Ama dediğim gibi ilk iş; oyunu açığa çıkarmak ve "Ağababası" olan ABD'nin işlerliğini yitiren bu beşinci kolunu gözden çıkarmasını beklemek olacaktır...
************ ********
.
not:devletin istihbarat birimleri bu olayı yıllarca izlemiş ve masum çocukların kandırılmasına göz yummuşlardır...bu işler bağışla yürümez...bağış ve benzeri faaliyetler kirli parayı kamufle etmek içindir....TRT'den günde 1 saatlik canlı yayın yapılarak bu işler anlatılsa balon patlar....olay çözülür...ancak, çözmek isteyen mi var?

indian
05-04-2008, 13:58
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=3265

Ve İhlas patronları için soruşturma başlatıldı!

Adı Eşref Güre.
İstanbul’da Edebiyat Öğretmeni.
İhlas’la ilgili olarak bir süre önce müthiş belge ve bilgilerle Sanayi Bakanlığı’na başvuruyor ve soruşturma talep ediyor.
Bir kopyası bize de gönderilen dökümanda hayalı ihracattan, İhlas Finans’ın içini boşaltmaya kadar pek çok iddia yer alıyor.
Bilgi bize önce Sanayi Bakanlığı’ndan geliyor ve Eşref Güre ve diğer isimler veriliyor.
Eşref Güre’yi aradım ve şikayetini sordum. Olayı doğrulayan öğretmen Güre elindeki belgeleri bana iletiyor.
Ardından bana bildirilen ikinci isim olan Sanayi Bakanlığı Başmüfettişi Cafer Tayyar Çöklü’yü arayıp böyle bir soruşturmanın olup olmadığını soruyorum.
Çöklü’nun cevabı net:
“Evet böyle bir soruşturmamız var ve bizzat ben yürütüyorum.”
Cafer Tayyar Bey şikayetçinin de Eşref Güre olduğunu açıklıyor.
Benzer bir soruşturma ya da araştırma Maliye Bakanlığı’nda da yürütülüyor.
Orada konu Cem Tekin’e emanet.
Dün Cem Tekin’i aradım.
Cem Bey müthiş panikliyor:
- “Sabahattin Bey bu konuyu nereden haber aldınız. Bunu yazarsanız sıkıntıya düşerim.”
Cem Bey’e şu karşılığı veriyorum:
- “Ben sizi tanımam, siz de beni tanımazsınız. Siz beni aramadınız. Ben sizi aradım. Dolayısı ile sizin bir sorumluluğunuz yok.!
Cem Tekin:
-” Bu çok gizli yürütülen bir araştırma, kimden aldınız bu haberi.
-Kaynağımı söyleyemem. Şunu sormak istiyorum, araştırma, İhlas Finans için mi, İhlas’ın paravan olarak kullandığı bir yayınevi grubunun hayali ihracatları ile para aklaması için mi yoksa İhlas’ın eski vergi borçları için mi?
Cem Tekin:
- “Eski vergi borçları konusu zaman aşımına uğradı. Bizim konumuz İhlas’la endirekt alakalı ama patronlarını direkt ilgilendiriyor. Ortada müthiş iddialar var. Araştırıyoruz.”
Evet görüldüğü gibi İhlas patronları ile ilgili olarak hem Sanayi hem de Maliye Bakanlılığında iki ayrı araştırma yapılıyor.
Tam bu noktada bir parantez açıp Vatan Gazetesinden Ercan İnan’ın yazdığı İhlas’ın vergi cezasından zaman aşımı ile kurtulduğu haberinin de teyid edildiğini belirtelim.
Görüyorsunuz öküzün altında buzağı arayan AKP iktidarı yandaşlarını nasıl koruyor. 8 ay önce mahkeme kararı ile kesinleşen 150 trilyonluk vergi cezası sumen altında tutulup tebliğ edilmediği ve de bunun için kısa bir süre af çıkarıldığı için İhlas muhtemelen bunları ödemeyecektir.
Diyeceksiniz ki şimdi Maliye ve Sanayi Bakanlığı’nda araştırılıyor ya!
Alt kademe yani bürokrat araştırıp hükmünü veriyor da, üst kademe yani siyasi irade son kertede dur diyor ve soruşturmayı engelliyor. Bakalım şimdi de aynı şey mi olacak... Konuyu adım adım izleyip siz okurlarıma aktaracağım.
Son bir notum şudur:
CHP de en sonunda İhlas madenini keşfetti ve belge ile bilgi topluyor.
CHP önümüzdeki günlerde AKP’yi İhlas’la vuracak.
Duyumlarıma göre CHP’nin elinde öyle şeyler var ki kıyamet kopacak. En önemlisi AKP’nin yandaşlarını nasıl koruduğu gözler önüne serilecek.. Bekleyin ikinci Ergun Göknel filmi vizyona giriyor..

Not: Bu işler eski iktidarları yıprattığı için yeni bir yüzle iktidar olanlar şimdi aynı bildik plağı çalmaya başladılar....her iktidar maalesef kendi yandaşını korumayı görev sayıyor!!! Ancak bürokratlar ellerinde yazılı bekleyin talimatı yoksa suç işlemişlerdir ve vergi olayıda çok ciddidir....yani örtbas edilemez....
150 trilyon 8 ay nasıl tahsil edilmeden bekler...herhalde bilgisayar arızalıydı adrese tebligat yapılamadı!!!!! Benim bildiğim-duyduğum vatandaşın ödediği 300-500 ytlik eski ödenmiş vergiler için bile tebligat yapılıyor....

indian
06-04-2008, 15:41
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8630410.asp?yazarid=131&gid=61&sz=98737

Tehditçi avukat Fethullah Gülen’in amcaoğlu çıktı


GEÇTİĞİMİZ günlerde...

İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat ile yaptığım telefon görüşmesinden söz etmiştim...

Avukat bana telefonda şunları söylüyordu:

"Eğer Tayyip Erdoğan’ın başına bir şey gelirse ya da AKP kapatılırsa görürsün mantar tabancası mı patlar, yoksa başka bir şey mi patlar! Karşınızda Demokrat Parti döneminin köylüleri yok... Bu halk değişti..."

Ne söylediğini kulağı duymuyor, kendisini kaybetmiş bir şekilde "Görürsün mantar tabancası mı patlar yoksa başka şey mi?" diye tehditler savuruyordu...

Dikkat! Dikkat!

İstanbul Barosu’na kayıtlı bu avukatın kimliğini saptadım.

Avukatın adı Kemalettin Gülen’dir.

* * *

Kemalettin Gülen denilen bu avukatla ilgili yaptığım araştırmalardan sonra şu çarpıcı sonuçlara ulaştım:

BİR Kemalettin Gülen, Fethullah Gülen’in yakın akrabasıdır... Bir rivayete göre yeğeni, bir başka rivayete göre ise amcaoğlu...

İKİ Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan’ın, mahkemede verdiği ilk ifadede Kemalettin Gülen’in adı sıkça geçmektedir...

ÜÇ Kendisi de bir avukat olan Alparslan Arslan, Danıştay saldırısından önce Hukuk Fakültesi’nden arkadaşı Kemalettin Gülen’le saldırı işini görüştüğünü söyledi... Bu ifade, mahkeme tutanaklarında yer almaktadır...

DÖRT Kemalettin Gülen, Danıştay saldırısından önce Danıştay İkinci Dairesi Başkanı Mustafa Birden’i evinden telefonla arayarak küfretmiş... (Anlaşılan arkadaşın telefonla arayarak had bildirme gibi bir alışkanlığı mevcut).

BEŞ Kemalettin Gülen, Türk Telekom adına İstanbul Anadolu yakasında icra takibi yapan avukatlardan biriydi... Ancak Gülen, Danıştay saldırısına adının karışması nedeniyle Türk Telekom tarafından görevden alındı...

ALTI Kemalettin Gülen, Danıştay saldırısının bir numaralı zanlısı Alparslan Arslan tarafından suçlanmasına karşın herhangi bir adli takibe alınmadı... Ya da şöyle söyleyelim: Adli takibe alındığına dair bir bilgi yok... Hatta Gülen o kadar rahat ki, kafasını bozan yazarları telefonla arayıp tehdit edebiliyor...

YEDİ Fethullah Gülen’in avukatı Orhan Erdemli, Kemalettin Gülen’in Fethullah Gülen’in yakın akrabası olduğu bilgisini doğruladı... Ancak Kemalettin Gülen nedeniyle Danıştay saldırısı ile Fethullah Gülen arasında bir irtibat kurulması çabasına şiddetle itiraz etti...

SEKİZKemalettin Gülen, şu anda Milli Savunma Bakanlığı tarafından "asker kaçağı" olduğu gerekçesiyle aranıyor... Adresi ise belirsiz...

* * *

Başındaki onca belaya rağmen...

Bir gazeteciyi arayıp, "Görürsün mantar tabancası mı patlar yoksa başka bir şey mi?" diye tehdit etme cüretini gösterebilen bir adam, bence çok tehlikeli bir adamdır...

Tehlikenin farkında olarak...

Ve tabii tehlikeyi bertaraf etmek için...


Buradan çok değerli yetkililerimize şu çağrıyı yapıyorum:

Kemalettin Gülen konusunda elimdeki tüm bilgi ve belgeleri ortaya koymaya ve işbirliğine hazırım...

Yeter ki...

"Görürsün neyin patlayacağını..." diye tehditler savuran bu adama...

Bir biçimde...

"Avukat Bey... Söyle bakalım... Neymiş patlayacak olan şey?" diye soru sorulsun...


Not:savcıların görevi, suçu ve suçluyu korumak değil, suçun işlenmesini önelemek ve iddianame hazırlamaktır....fikir adamlarını dahi geceleyin yatağından kaldıran savcılar varken, DANIŞTAY saldırısına adı karışmış olan kişi, asker kaçağı ve elini kolunu sallayıp geziyorsa....onu bunu tehdit ediyorsa...bir gün mutlaka bunların heasabını vermesi gerekir....görevini savsaklayanlara da sıra gelir.....

indian
06-04-2008, 15:58
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8631161.asp?yazarid=42

’Fon demokratları’ demokrasiyi nasıl yozlaştırıyor


"BİLİYORSUNUZ" diye başlıyor siyasetçi bir dostumuz: "Dünya ölçeğinde belirli bir düşünceye göre siyaset oluşturan Açık Toplum Enstitüsü, kriz bölgelerine siyaseten müdahale ediyor; yiyecek çadırları kuruyor, turuncu bayraklar asıyor, dünya ekonomisini teslim almış fonlardan gelen paraları kullanıyor.

Yani sanal demokrasi panayırları... Ve bunların bünyesinde bulunan ve kendilerine ’Hakkaniyet Hakemleri’ ismini takan, Avrupalı bir grup baba aydın, Türkiye’de, iktidar ve muhalefete uzlaşma çağrısında bulunmuş." Dostumuz kafayı bu bildiriye takmış; "Bu çağrıda bu fonlar ile organik ilişkileri olan aydınların da bulunduğunu" söylüyor: "Bu ve benzeri kuruluşların dünya ölçeğinde hedefledikleri tek tip bir demokrasi anlayışı ve arkasında da tabii ki yeni bir ’paylaşım siyaseti’ var." Sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Milyarlarca insanı aç, milyarlarca insanı bir bardak temiz suya ulaşamayan, bir gün bile karnı doymadan, açlık ve sefalet içinde her gün binlerce çocuğun öldüğü, bölgesel savaşlarda insanların birbirlerini boğazladığı, havaya uçurduğu bir dünyada, bu açlığın ve yoksulluğun ve katliamların müsebbibi olan bu fonların sahipleri, yöneticileri, ’Bugüne kadar dünyayı sömürdük, kanını emdik, bundan sonra babalarımızın hayrına demokrasi havariliğine soyunduk’ dercesine, akılları sıra dünyayı kandırmaya çalışıyorlar.

’TURUNCU DEVRİM...’

Yönetimine çökmek istedikleri ülkelerde muhalefet çadırları kurup günlerce bedava yiyecek içecek dağıtıyorlar, insanlar bu çadırlarda bedavadan yiyor içiyor ve çadırı kuranların politikaları lehinde bağırıyor. Binlerce rengárenk bayraklar ile gösteriler organize ediyorlar ve bu tiyatronun bir ’demokrasi devrimi’ olduğunu ileri sürüp bir de devrimi muhtelif renklerle tanımlıyorlar, turuncu devrim gibi!..

Bize de tanıdık gelen siyaset cambazlığı yöntemleri var. Bu çadırlarda bedava yiyecek vermek ve sonra bunu istismar ederek kendi politikaları lehine alet etmeye çalışmak, dünyada ve ülkemizde demokrasinin nasıl yozlaştırıldığını da ortaya koyuyor.

Demokrasi, adeta dünya ölçeğinde ve tek bir merkezden, modern emperyalizmin dünyayı yeni bir kalıba dökmesinin ilkel bir enstrümanı haline getiriliyor.

AKP’yi kapatma davasından sonra bu çevreler, şimdi de Türkiye’ye hafif tehdit kokan sinyaller yollamaya başladılar. Açık Toplum Enstitüsü bünyesindeki ’Hakkaniyet Hakemleri’nin uzlaşı çağrısı, akamete uğrayacağından endişe ettikleri Türkiye projesini kurtarmak için ilk adım gibi gözüküyor. Arkası nasıl gelir, dikkatle izlemek gereği var.

Gerçek şu ki; bu AKP’nin de lehine değil... Yoksa bir devlet-AKP çatışması mı amaçlanıyor?

indian
06-04-2008, 16:05
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=6238


Eğitim camiası, liselerde okutulan coğrafya kitabındaki Ermeni propagandasını ancak
okulların kapanmasına 1 ay kala farketti.



Bakanlık’tan onaylı
Hüseyİn Çelik idaresindeki milli eğitimimize yeni bir skandal bombası daha düştü. Bakanlık onayıyla 2007 yılında basılan 11. sınıf coğrafya ders kitabının 133. sayfasındaki Türkiye fiziki haritasında ’Ağrı Dağı’nın adı, Ermenilerin söylediği gibi ’Ararat’ olarak yer aldı. Skandal kitap eğitim yılı boyunca çocuklara okutuldu.



Yeni haberdar oldu
Bİnlerce eğitimci ve öğretmenin de gözünden kaçan rezalet, eğitim yılının tamamlanmasına 1 ay kala ortaya çıktı. Türk Eğitim-Sen Başkanı İsmail Koncuk tepkisini, “Bölücü haritaların elden ele dolaştığı bir dönemde Türkiye haritasında Ağrı Dağı’na ’Ararat’ denmesi oldukça manidardır” sözleriyle dile getirdi.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YENİ BİR SKANDALA İMZA ATTI
Kitapta ‘Ağrı’, ‘Ararat’ oldu



MEB tarafından yayımlanan 11. sınıf Coğrafya dersi kitabında Türkiye’nin fiziki haritasında ’Ağrı Dağı’ adının ’Ararat’ olarak geçtiğini belirten Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Koncuk, bu yanlışlığın düzeltilmesini istedi.



Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, “Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yayımlanan ve şu anda okutulan 11. sınıf Coğrafya dersi kitabında Türkiye’nin fiziki haritasında ’Ağrı Dağı’ adının ’Ararat’ olarak geçtiğini” belirterek, bu yanlışlığın düzeltilmesini istedi. Bakanlık onayıyla 2007 yılında basılan 11. sınıf Coğrafya ders kitabında yer alan bu ihmalin affedilemez boyutta olduğunu savunan Koncuk, “Ararat kelimesi günümüzde sözde ’Ermeni Soykırımı’ iddiasının sembolü haline gelmiştir. Bugün ülkemizin içten ve dıştan kıskaç altına alındığı, Türkiye aleyhine lobi faaliyetlerinin alabildiğine arttığı, bölücü haritaların elden ele dolaştığı bir dönemde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin fiziki haritasında Ağrı Dağı’na ’Ararat’ denmesi oldukça manidardır. Ararat’ın anlamı Ermeniler için son derece önemlidir. Ayrıca hatırlanacağı üzere 1915-1920 yıllarındaki Ermeni olaylarının konu alındığı ’Ararat’ isimli bir filmde, tarihi gerçekler saptırılmış ve Türk Milleti hak etmediği şekilde suçlanmıştı” diye konuştu.

Bakanlık onayıyla 2007 yılında basılan 11. sınıf Coğrafya ders kitabında yer alan
Türkiye’nin fiziki haritasında, ‘Ağrı Dağı’nın olduğu bölge ‘Ararat’ adı ile gösterilmiş.

Kaynak: (A.A)


Not: devletin ilgili birimleri ve yetkili kişileri maalesef bu olayları örtbas ediyor..yoksa bu işi kim kaç para alarak yaptı veya hangi maksatla yaptı ortaya çıkarmak o kadar kolayki....

spekavcısı
08-04-2008, 14:29
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=08.04.2008&y=IbrahimKaragul

Türkiye'nin neresinde silah depoları yapıldı?
Temmuz 2007'de, helikopterlerle Türkiye sınırındaki bazı bölgelere helikopterlerle silah ve füze takviyesi yapan Irak'taki ABD unsurlarının, sınırın Türkiye tarafına da indiğine, bazı kişileri buralara indirdiğine dikkat çektim ve şunlara işaret ettim: Türkiye sınırına helikopterlerle indirilen Ankara'nın iki müttefikine ait askeri birimler, ölçümler yaparken, bazı bölgelerin koordinatlarını belirlerken, uydu üzerinden hedef noktaları netleştirip ülkelerine aktarırken ne düşüneceğiz? Önceki gece Zap bölgesinde arazi ölçümleri yapılıyordu. Sadece Irak-Türkiye sınırı değil, sınır ölçümleri ve arazi taramaları yapılıyor.”

Bu notlardan iki ay sonra, 21 Ekim'de 12 askerin şehid edildiği o korkunç Dağlıca saldırısı oldu. Bazı yabancı unsurların saldırıya iştiraki tespit edildi. 600 PKK'lının katıldığı, günlerce süren hazırlıktan sonra Türkiye böyle bir olay yaşadı. Bu sadece PKK saldırısı mıydı? Bence değildi. Bilenler bir gün anlatır diye umuyoruz. Saldırıdan önce, aylarca Türkiye sınırına yığınaklar yapıldı. Füze rampaları bile kuruldu. Türkiye'ye mensup unsurlar, Ankara'dan aktarılan bilgilerle Kuzey Irak'ta pusuya düşürülüyordu.

11 Eylül'ün altıncı yıldönümü. Ankara büyük bir saldırıdan son anda kurtuluyor. “Türkiye'nin 11 Eylül'ü” dedirtecek bir hazırlık önleniyor. Yüzlerce kilo patlayıcı tespit ediliyor. Patlayıcıları oraya koyanların amacı korku salmaktı. Ama en önemlisi birilerine “ayağını denk al” demekti.

Kim hazırladı, bilinmiyor. Başbakan yerinden alınıp başka bir yere götürülüyor, kişi ve kurumlar olağanüstü güvenlik önlemleriyle korumaya alınıyor. Hedef kim? Türkiye mi? Başbakan mı? Cumhurbaşkanlığı ile bağlantılı bir öç alma duygusu mu? Ya da Türkiye'yi bölgesel düzeyde hissedilecek bir dehşet senaryosu için hizaya sokmak mı? Aynı günlerde memleketin her bölgesinde patlamaya hazır mayınlar, bombalar tespit ediliyor. Terör üzerinden güç/iktidar devşirme, terör üzerinden dış ve iç politika manevraları, terör üzerinden bölgesel projeler…

“Patlayıcı PKK'ya, torbalar Irak'a işaret ediyor” denildi. Elbette öyle. Yıllardır Irak'tan Türkiye'ye giren patlayıcıların, muhtelif şehirlere stoklanan patlayıcıların izi sürülebildi mi? Ya da bunları kim biliyor? Kim, nerede ne tür hazırlıklar yapıyordu? Ankara'nın yanı sıra, bu ülkenin hangi şehirlerine patlayıcılar gitti? Silah deposu evleri kimler hangi senaryolar için hazırlıyordu? Şu soruları sordum o günlerde:

Türkiye'de asker, diplomat, siyasi çevreden ve iş dünyasından bazı kişiler ABD ve İsrail istihbaratı ile Kuzey Irak merkezli nasıl bir işbirliği içinde?

Sık sık İsrail'e giden bazı kişilerle Türkiye'deki saldırılar, suikast hazırlıkları, bombalı saldırı senaryoları arasında ne tür bir bağlantı var?

Kuzey Irak'tan Türkiye'nin bazı şehirlerine nakledilen patlayıcı ve silahlarla ilgili trafiği bu kişiler mi yönetiyor? Ve bu patlayıcı ve silahlar hangi saldırılarda kullanıldı?

Türkiye'den bazı unsurlar, bu ülkenin mahrem bilgilerine sahip insanlar, Türkiye içinde yaptıkları toplantılarda Lübnan'dan Kuzey Irak'a kadar kimlerle neleri planlıyorlar?

Sadece Ankara'ya değil, Anadolu'nun bir çok köşesine benzer sevkıyatlar var. Neden kimse ses çıkarmıyor?

İsrail'den Kuzey Irak'a nakledilen silahlar, patlayıcılar ve füzelere güvenlik sağlayan Türkiye'ye mensup bazı unsurlar hangi amaç için çalışıyor?

Kuzey Irak'tan Silopi'ye gelip Afyon'a ulaşan, oradan da Ankara, İstanbul ve başka bölgelerine sevkedilen yüzlerce kiloluk patlayıcılar, C-4'ler, silahlar hangi amaç için nerelerde stoklanıyor? Bu sevkıyat sırasında şehirlere gönderildiği söylenen Stinger füzeleri nerelerde kullanılacak?

O tarihlerde, İsrail'den Kuzey Irak'a haftalarca sevkıyatı yapılan, füzelerin, yakın muharebe silahlarının, anti-tank mayınlarının, topuk mayınlarının, termal kameraların, gece görüş dürbünlerinin, A-3, A-4 ve C-4 patlayıcılarının ne kadarı bu ülke topraklarına girdi? Sadece Ankara'ya bir seferde 750 kilogram C-4'ü kimler götürdü ve nerelerde depoladı?

Bunları sormuştuk o zamanlar. Hiçbir cevap alamadık. Alamayacağımızı biliyorduk. Sadece kamuoyunun dikkatini çekmeye çalıştık.

Şimdi, Ümraniye'de bulunan bir sandık el bombası ve PKK'ya verildiği söylenen 24 bin silahın peşine düştük. Silah sevkıyatlarında Türkiye'den unsurların yanı sıra yabancı ülke istihbaratlarına mensup kişilerin Anadolu içlerinde bu patlayıcılara nasıl güvenlik sağladığını neden sormadık. Bu sevkıyatlarla suikast, iç çatışma senaryoları arasındaki bağlantıyı çözebildik mi?

Yukarıdaki iddialara konu olan hazırlıklar hâlâ deşifre edilmedi, edilemedi. Ne dersiniz, endişelenmekte haklı değil miyim?

Not:neler oluyor....iktidarı ve muhalefeti birbirine düşürerek, hangi senaryoları gerçekleştirmek istiyorlar...bu kadar pervasız olabildiklerine göre çok "indira gandi" yapılmış.....yalnız bu kadarı da fazla...kimler göz yumuyorsa bilsinki hesabı veremezler...

indian
13-04-2008, 22:07
Bir suikast, kirli trafik, Perinçek'in açıklaması
Ergenekon operasyonu kapsamında doğru bilgi kadar belki de ondan daha da fazla kirli bilgi etki gücü kazandı ve zihinleri bulandırıyor. Senaryolar, ithamlar, ihbarlar, derin bağlantılar, darbe hazırlıkları, suikast suçlamaları, andıçlar, fişlemeler, dış müdahaleler…

Siyasi iktidarı tasfiye etmek için darbe dahil her yolun denenmesini mubah sayan çevre/ekiplerin suç dosyaları bir tarafa, bu dönemde çok önemli bilgiler de deşifre oluyor. Dikkatli bir kişi, ortaya saçılan bu bilgi kırıntılarından bile yakın tarihimizde işlenen siyasi cinayetlerin, faili meçhullerin izini bulabilir. Mesela; Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan en önemli isimlerden biri olan Veli Küçük'e ait olduğu iddia edilen bir söyleşi, çok önemli bir dosyayı yeniden açtıracak kadar önemli: Eşref Bitlis suikasti!

1996 yılında Aydınlık dergisinde yayınlanan ve kendisine ait olduğu iddia edilen bir söyleşide, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in CIA tarafından öldürüldüğü, Genelkurmay'ın da bundan haberdar olduğu öne sürülüyor. “Ona göre Genelkurmay soruşturmayı bilerek saptırdı. Bitlis Amerika'ya karşıydı, Avrupa'ya yakındı. CIA ajanları tarafından Barzani, Talabani ve PKK'ya yapılan silah sevkıyatlarının önüne geçti. CIA ajanları ve bu yönde çalışan özel harpçileri engelledi. Gıda konteynerları içinde gönderilen silahları ilk kez o buldu. O silahlar daha sonra Güneydoğu'da PKK'lılarda çıktı.” Küçük bu bilgiyi açıklamama nedenini ise “söz verdik” şeklinde bir gerekçeye dayandırıyor. Bir ülkenin Jandarma Genel Komutanı öldürülüyor. Ancak cinayet aydınlatılamıyor. Uğur Mumcu ve daha bir çok faili meçhuller gibi.

Ancak burada dikkat çekici bir başka şey var: Uzunca bir süredir, Kuzey Irak'taki gruplara ve tabii ki PKK'ya verilen silahları, İsrail'den bölgeye yapılan sevkıyatı, çok özel birimlerden bazı kişilerin CIA ve Mossad'la birlikte sevkıyatı yönetmesini, füzeler ve patlayıcıların bir kısmının Türkiye'de belirli yerlere gönderilmesini, karanlık bir trafiğin devletin belli birimlerince bilinmesine rağmen devam etmesini ısrarla hatırlatıyorum.

Bitlis'in engel olduğu sevkıyatlar bugün açıkça yapılıyor. Bilen biliyor. Ama kimse önlemiyor, kimse bu konuda konuşmuyor. O dönemde tek yönlü bir trafik vardı. Şimdi çok yönlü, Türkiye içlerine kadar uzanan bir trafik var. O dönemde PKK'ya silah veriliyordu. Şimdi Türkiye'ye de getiriliyor. O dönemde sadece belli istihbarat örgütleri belli amaçlar için yapıyordu. Şimdi farklı güçler farklı amaçlar için yapıyor.

Ve bugün hâlâ o trafik durmuş değil. Daha büyük miktarda patlayıcılar hatta füzeler sevkediliyor. Yarın öbür gün Ankara veya İstanbul'da, Allah korusun, büyük patlamalar yaşanırsa ne yapacağız? Dua edip, bu sevkıyatın izini sürenlerin saldırıları önlemesi için beklemekten başka.

Eşref Bitlis döneminde Kuzey Irak'a silah sevkedenler şimdi Türkiye içlerine yapıyor bunu. Afyon'a iki hafta içinde büyük kargo uçakları inip kalkıyor. Ne taşıyorlar, bilen var mı? Bu sevkıyatları yönetenler şimdilerde yine İsrail'de. Ne götürdüler, neler getirecekler bilen var mı? Burada duralım şimdilik….

Perinçek'in Mektubu..


Hazır konuya girmişken; Ergenekon, PKK, silahlar, soruşturmalar, operasyonlar konusu açılmışken bir açıklamayı buraya almam gerekiyor.

Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Doğu Perinçek, 4 Nisan tarihli “Hem Mossad'cı hem İslamcı” başlıklı yazıya bir açıklama gönderdi. 28 Şubat döneminde kullanılan, Ergenekon oluşumunun ilk belgeleri evinde çıkan Tuncay Güney'le ilgili bir yazıydı. İlişkilere, dönen dolaplara ve bugünlerde olabileceklere dikkat çekmek için yazılmıştı.

Yeni tartışmalara neden olmaması için isimler ve çevrelerle ilgili cümlelere yer vermem doğru olmayacak. Hakkaniyet gereği Perinçek'in kendisiyle ilgili iddialara verdiği cevapları buraya alıyorum:

Sayın İbrahim Karagül! 4 Nisan günlü yazınızda, Tuncay Güney adındaki Mossad ajanının benimle birlikte Abdullah Öcalan röportajına katılıp fotoğraf çektiğini yazıyorsunuz. Bütünüyle gerçek dışı. Benimle Abdullah Öcalan görüşmesini yapan gazeteci arkadaşlarım Ömer Özerturgut ve Ramazan Duran'dır. Tuncay Güney ile hayatımda tek bir kez bile oturmuş konuşmuş değilim. (…)

Abdullah Öcalan'a gül verdiğimi yazmışsınız. Bu da gerçek dışı. Fotoğrafta bana karanfil uzatan, Öcalan'dır. Görüştüğü bütün başyazar ve genel yayın yönetmenlerine çiçek vermiştir. O fotoğrafı 2000'e Doğru'da kapaktan yayınlayan da biziz.

Öcalan, o tarihte Suriye'nin denetimindeydi. Türkiye, isterse Suriye'deki ayaklanmalara destek vermekten vazgeçip Şam'la anlaşır ve Öcalan'ı da istediği gibi yönlendirir veya teslim alırdı. ABD'ye bağımlı iktidarlar, bunu yapmamış, Suriye içindeki CIA/MOSSAD tertipli ayaklanmaları destekleyerek, PKK'nın Suriye tarafından kullanılmasına yol vermişlerdir. Biz bunları gördük ve ABD'nin Körfez Savaşı öncesinde, Apo'nun Suriye denetiminde olmasından yararlanarak emperyalist saldırıya karşı Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne hizmet eden girişimlerde bulunduk. Ancak gücümüz yetmedi. (…)

Doğu Perinçek. (F Tipi Cezaevi, C-84, Tekirdağ)

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=10318&y=IbrahimKaragul


Not: Anayasa ve kanunlara göre görevliler görevini yapmazsa, suç işlenirse...kanunlar uygulanır.....suç cezasız kalmaz...hukuk eninde sonunda işler....anayasanın ilkelerini tehdit olarak görenler asıl suç ve suçluluları takip etmiyorlar mı?

gencalp
15-04-2008, 17:58
Erdoğan Çalık için bu ''kıyağı'' yaptı mı ?

Maddi kaynak arayışındaki Çalık Grubu için Başbakan Erdoğan'ın Vakıflar Bankası'na talimat verdiği iddia edildi.

SABAH ve ATV’yi ihalede kazanan Çalık 1.1 milyarı tamamlayabilecek mi?
Başbakan dünürünün kalan parasını Vakıflar Bankasından mı temin edecek?

1.1 milyar dolar para, Devletin bir cebinden alınıp bir başka cebine mi konacak?

Herhangi bir bankanın bu parayı vermesi için alacak olanın o boyutta teminat vermesi gerekiyor. Oysa bu teminat Çalık’ta yok. Peki bu para Çalık’a teminatsız verilir mi? Başbakan emir verirse akan sular durur.

Böyle bir operasyon bizzat AKP’nin yeni çıkardığı bankalar yasasına göre suç. Başbakan kendi çıkardığı yasayı ihlal eder mi? Dünürüne kıyak yapar mı?

20 Nisan yaklaşırken bu sorular medya dünyasında uçuşup duruyor.




http://www.ihlas.net.tr/detay4u.asp?id=39599

DrX
15-04-2008, 21:27
Artık yabancılara gayrimenkul satılmayacak


ANKA


Yabancılara gayrimenkul satışı, yarından itibaren durduruluyor. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, yayınladığı bir genelgelye, Anayasa Mahkemesi'nin kararı gereği, yabancılara gayrimenkul satışının durdurulduğunu açıkladı.


Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili iptal kararı yarın yürürlüğe girecek.

Bakanlık yetkililerinden edinilen bilgiye göre, Tapu Müdürlükleri’ne dün bir genelge gönderilerek yarından itibaren yabancılara gayrimenkul satışının yapılamayacağı belirtildi. Ancak yabancılar taşınmazlarını Türk vatandaşlarına satabilecekler.

Yabancıya ev arsa satmak, vatan satmakla eşdeğerdir.

krokodil
15-04-2008, 21:59
Artık yabancılara gayrimenkul satılmayacak


ANKA


Yabancılara gayrimenkul satışı, yarından itibaren durduruluyor. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, yayınladığı bir genelgelye, Anayasa Mahkemesi'nin kararı gereği, yabancılara gayrimenkul satışının durdurulduğunu açıkladı.


Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili iptal kararı yarın yürürlüğe girecek.

Bakanlık yetkililerinden edinilen bilgiye göre, Tapu Müdürlükleri’ne dün bir genelge gönderilerek yarından itibaren yabancılara gayrimenkul satışının yapılamayacağı belirtildi. Ancak yabancılar taşınmazlarını Türk vatandaşlarına satabilecekler.

Yabancıya ev arsa satmak, vatan satmakla eşdeğerdir.

hele şükür diyeyimmi aceba?

1880 lerden 1920 lerin sonuna kadar filistinde güzelim filistin toprakları değerlerinin 2-3 katı kadarına zengin yahudi iş adamları tarafından satın alınıyor,sonrada değerinin çok üzerinde ödenen o paralar türlü keriz silkeleme yöntemleriyle geri alınıyordu...aceba geçmişten ne vakit adam gibi ders alacağız..illede filistinleşmekmi gerek allah korusun....

e-fulya
15-04-2008, 22:05
CARGİLL ile ilgili kaçıncı defa kanun çıkarılıdı?
En son kanunun yürütmesini durdurmuştu Anayasa Mahkemesi..Aradan birkaç ay geçtikten sonra yeni bir kanun daha çıkarıverdiler..

...
Toprak satışı da öyle olur..
Birkaç ay sonra bir başka yasa çıkarırlar..
Muhalefet Anayasa Mahkemesine gidip,iptal veya yürütmeyi durdurma kararı alana kadar yine bir sürü satış yapılıverir..Biliyorsunuz,Mahkeme kararları geçmişte yapılmış satışların iptalini sağlamıyor..
Böyle böyle götürürler bu işi..

Fazla sevinmeyin derim..

----------------------------

....AKP tarımsal arazi üzerine tesis kuran Cargill için iktidarı boyunca üçüncü kez yasa değişikliğine gidiyor.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=247194

balaban
15-04-2008, 22:15
hele şükür diyeyimmi aceba?

1880 lerden 1920 lerin sonuna kadar filistinde güzelim filistin toprakları değerlerinin 2-3 katı kadarına zengin yahudi iş adamları tarafından satın alınıyor,sonrada değerinin çok üzerinde ödenen o paralar türlü keriz silkeleme yöntemleriyle geri alınıyordu...aceba geçmişten ne vakit adam gibi ders alacağız..illede filistinleşmekmi gerek allah korusun....

Hele şükür diyelim evet:yes::yes:

Duymuşsunuzdur sanırım, ben birkaç yerden duydum.
Deniyordu ki:) "Efendim yabancıya satılan yerler 10 yıllığına satılmış mış sonra geri alınacakmış:) "

Yorum yapmıyorum:cry:

krokodil
15-04-2008, 22:20
Hele şükür diyelim evet:yes::yes:

Duymuşsunuzdur sanırım, ben birkaç yerden duydum.
Deniyordu ki:) "Efendim yabancıya satılan yerler 10 yıllığına satılmış mış sonra geri alınacakmış:) "

Yorum yapmıyorum:cry:

eskiler ne güzel demiş kahtı rical tüm dertlerin anası diye...adamkıtlığı her yerde...sorumluluk mevkiindekiler allah selamet versin tın tın....

bende bu saatten sonra yorum yapamıyorum..anca allahım içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak edermisin diyorum sadece sessizce....:cry:

balaban
15-04-2008, 22:21
Artık yabancılara gayrimenkul satılmayacak


ANKA


Yabancılara gayrimenkul satışı, yarından itibaren durduruluyor. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, yayınladığı bir genelgelye, Anayasa Mahkemesi'nin kararı gereği, yabancılara gayrimenkul satışının durdurulduğunu açıkladı.


Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili iptal kararı yarın yürürlüğe girecek.


Yabancıya ev arsa satmak, vatan satmakla eşdeğerdir.



Anayasa Mahkemesini bir an önce "el çabukluğu marifet" yöntemiyle çıkarlarına uygun hale getirmeye çalışacaklar.

spekavcısı
18-04-2008, 10:32
yaşamak hakkı, demokrasi, barış, ifade özgürlüğü vb bütün temel haklar...sinsice ve açıktan açığa ayaklar altına alınıyor...Türkiye dahil bütün hükümetler ve dünya susuyor....kamuoyları görmezden geliyor/hedef saptırıyor...insanlık bu vahşeti/insanın insana ihanetini taşıyamaz....Hz Musa bile altın buzağıya tapanları cezalandırmıştı!!!!!!!!!!!!!


http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=18.04.2008&y=IbrahimKaragul
Altmış yılın trajedisi değişmeyen şarkılar
60 yıl önce, 14 Mayıs'ta yaşanan büyük bir trajedi, Kahire'de Marcel Khalife'nin udu ve şarkılarıyla anılırken, Avrupalı sivil toplum kuruluşları “Gazze'de ablukaya son” kampanyası başlatırken, İsrail altmış yıl sonra bile öldürmeye devam ediyordu.

En Nakba (Büyük Felaket) olarak bilinen, 530 köy ve kasabanın zorla boşaltıldığı, 700 bini aşkın Filistinli'in sürgün hayatının başlangıcı olan, daha sonra 200 bin kişinin daha evlerini terk etmesine sebep olan trajedi, altmış yıldır her gün yaşanıyor. Milyonlarca sürgün, yüzlerce-binlerce ölüm, acının ve çaresizliğin her türlüsü, sözün tükenişi.

Altmış yılın özeti bu. Altmış yıldır dünya derin değişimler yaşarken, o topraklarda, o insanların dünyasında hiçbir şey değişmedi. Gündelik yaşam, geleceğe bakış, konuşulan cümleler, söylenen şarkılar hiç değişmedi.

Onlar üzerinden zengin oldular. Onlar üzerinden güç kazandılar. Onlar üzerinden barış ödülleri aldılar. Onlar üzerinden iktidar elde ettiler. Onlar üzerinden dünya liderleri oldular. Onlar üzerinden devletler kurdular. Hep umutlandırıldılar, hep aldatıldılar. Ama onların daracık sokaklarında kan, zoraki kurulmuş evlerinde dram ve ağıttan başka bir şey olmadı.

“Bizler, 'Gazze'de Ablukaya Son Avrupa Kampanyası'nın üyeleri olarak Nakba'nın yıl dönümünde, Filistinlilerin, 60 yıllık apartheid, etnik temizlik, cinayet, toprak ve kaynak yağmasına karşı verdikleri kendi kaderini tayin hakkı, insan hakları ve tazminat mücadelesine olan bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz. Bu bağışlanamaz gaddarlık 1.4 milyon Filistinlinin, Gazze'de süren, onlara itaati ve köleliği dayatmak üzere açlıktan öldürmek amacıyla tasarlanmış olan ablukayla birlikte yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Bu, hükümetlerimiz tarafından aktif olarak desteklenmekte olan ve onları utanca boğan bir ablukadır.

Bugün içinde yaşadığımız dünya barbarlığın güçleriyle, insanlığın gelişmesi adına bu barbarlığa karşı direnen güçler arasındaki mücadele tarafından tanımlanan bir dünyadır. Söz konusu barbarlık, Washington'dan kaynaklanmakta ve başlıca müttefikleri AB ve İsrail ile birlikte dünyamızı bir serbest piyasa çölüne dönüştürmeyi amaçlayan ABD hakim eliti tarafından yürütülmektedir…”

Bu ifadeler kullanılıyor kampanya açıklamasında. Ama biz biliyoruz ki, gücü ve imkanı ellerinde tutanlar bu sesi duymayacak, bu cümleleri okumayacak. “Ortadoğu'dan Barış Masalları”nı on yıllardır dinlediğimiz gibi dinlemeye devam edeceğiz.

Büyük Felaket'in yıldönümünde, dünyaya bu çağrılar yapılırken İsrail Gazze'de hala öldürüyordu. Altısı çocuk, biri kameraman, yirmi kişi bir saldırıda ölüyordu. Bir kameraman füzeyle havaya uçurulurken, kalabalık sokaklar hava saldırılarına hedef oluyordu.

Bütün bunlara rağmen, biz yine de biliyoruz ki, bugün güçlü görünenler yarın kaybedecek. Bugün Bağdat'ı Moğollardan çok daha beter şekilde harabeye çevirenler Bağdat'a yenilecek. O Bağdat ki, nice imparatorlukları tarihe gömdü. Bu topraklar ki, nice yenilmezleri tarih sahnesinden sildi. Yine aynısı olacak…


Toplu mezardan çıkan gelinlik!

Saddam Hüseyin idam edildi. Toplu mezarlar, Halepçe katliamı, Şiilere yönelik katliamlar Irak'ın zalim liderine kötü bir son hazırladı. İşgalden hemen sonra birer birer toplu mezarlar ortaya çıkarıldı.

Ama tuhaf şeyler de var. Son dönemlerde tespit edilen toplu mezarlar... Bunlar Saddam döneminde öldürülenlere ait değil. Bu mezarlardan ABD işgalinden sonra öldürülenlerin cesetleri çıkıyor. Iraklılar bunlara “Bush'un toplu mezarları” diyor.

İnsan Hakları aktivisti ve Parlamento üyesi Haris el Ubeydi, çok sayıda toplu mezar bulunduğunu, bu mezarların işgalden sonra oluştuğunu söylüyor. Söz konusu toplu mezarlarda yüzlerce ceset var. Mahmudiye bölgesindeki sadece bir toplu mezarda seksen ceset bulundu. İçlerinde kadın, çocuk, yaşlı olanlar var. Bir tane de üzerinde hala gelinliği bulunan bir ceset! Hepsi işgal sonrasına ait.

Kimse bunlardan söz etmiyor. Neden acaba? Sadece Mahmudiye'de üniformalı askerler tarafından evlerinden alıp götürülen dört bin kişi var. Bu dört bin kişi hangi toplu mezarda olabilir?


Anlamayanlara küçük bir not!

Darfur… Sudan'ın soykırımla suçlandığı bölge. ABD'nin BM Güvenlik Konseyi'nden soykırım kararı çıkartmasına neden olan, binlerce kişinin hayatını kaybettiği bölge. Sudan… Yeni petrol ülkesi. Petrol şirketlerinin kıyasıya yarıştığı yeni zenginlik alanı.

Darfur'u Sudan'dan ayırmak için mücadele eden “Adalet ve Eşitlik Hareketi”nin başındaki isim Eltahir Abdam Eflaki bakın ne diyor: “Çinli petrol şirketlerinin bölgeden gitmesini istiyoruz. Yerine Batılı şirketler gelsin. Aksi takdirde yeni saldırılara başlayacağız.”

Darfur krizinin sebebi için belki bir ipucu verebilir. Örgütleri kimin destekliyor olabileceğine ilişkin… Kendi kaynaklarımız için ölmeye devam edeceğiz. Bu kadar aptal olmayı sürdürdükçe..

e-fulya
18-04-2008, 11:46
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8732441.asp?gid=229&sz=91141
Gerçekten ''SANATKAR RUHLU'' adammış (!!!)...

indian
21-04-2008, 14:48
Fenerbahçe'nin Hıncal Uluç'un Cumartesi günü Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde kaleme aldığı yazı şöyle:

"Hıncal'a saldırmanın dayanılmaz cazibesi..
Yani birisini büyük bir keyifle okumaya başlamayayım.. Keyfimi satırlara dökmeyeyim.. Bir şeyler oluyor sanki. Adamda bir Hıncal takıntısı başlıyor.. Ya da Hıncal'a saldırmanın dayanılmaz cazibesi onu da çekiyor..
Ercan Güven..
Spor sayfalarında okuduğum ender yazarlardan biri.. Bana en ters gelen düşüncelerini okurken dahi zevk alıyorum. Adam yazar çünkü.. Ve de Hıncal'a takılmasına, saldırmasına hiç mi hiç ihtiyacı yok..
Önce şu "Saldırı" sözcüğünü açıklamam gerek.. Yukarda Allah var. Ercan tüm yazılarında Hıncal Ağabeyine fevkalade saygılı bir üslup kullanıyor.. O zaman niye bu ağır sözcüğü seçiyorum.
Çünkü yazısı, Hıncal'ın bir fikrine yanıt değil.. "Ben öyle düşünmüyorum" değil.. Yazısı, Hıncal'ın kimliğine, kişiliğine, yazarlığına yönelik her Hıncal düşmanının ağzındaki ucuz klişeler..
Diyor ki, Perşembe yazısında..
"Duayenlerin bile 'Çağır yemeğe senin lokantanı yazayım' alış verişine girdiği" çirkin ve ucuz imasını geçiyorum..
Diyor ki..
"Ayni Hıncal Ağbi, yatağın ters tarafından uyansaydı, ya da bir başka meslektaşı onun yazdıklarını daha erken yazsaydı, bu defa tam tersine bir fikri kaleme alabilirdi ve bizi de inandırırdı.."
Bak Sevgili Ercan..
Bunca yıl okuduğun, izlediğin Hıncal Ağabeyini ne yazık ki, hâlâ tanıyamamışsın..
Üstelik adı "Ters Köşe" olan bir sütunun yazarı olmana rağmen, "Hıncal herkesin dediğinin tersini yazar" komik tuzağına sen de düşmüşsün..
Bu sebepten bir kere daha nasıl yazdığımı anlatacağım.. Özellikle de genç meslek adayları için, kulaklara küpe şeyler söyleyeceğim. Kesip cüzdanlarına koysunlar. Gazetecilik okullarında tartışsınlar..

* * *

Gazeteci olmak için insanda iki M olmalıdır mutlak.. Birisi yoksa, bırakın gidin, kalem efendisi olun, maaş alın, 20 yıl sonra da emekli..
Bu iki M'nin birincisi Merak'tır.. Merak etmeyenden gazeteci olmaz.. Gazete meraklara yanıt verir çünkü. Kendi merak etmeyen, milletin neyi merak ettiğini nerden bilecek.. Yaşamdaki her ama her şeyi merak edeceksin.. Gazetecilik bir hobi değildir, bu yüzden sadece hobilerine meraklı olma hakkın yoktur.
İkinci M, Mantık..
Merak edip öğrendiğim şeyi, bir mantık süzgeci içinde yazacaksın.. O zaman, ancak o zaman inandırıcı olursun.
Şimdi, yazına konu olan Kemal Dinçer olayına gelelim..
Ben önce Türk medyasını merak ettim ve yazdım..
"Sizler değil misiniz, göreve başladıktan aylar sonra, bir gazetecinin ısrarlı soruları üzerine 'Çocukken Galatasaray sempatizanıydım' dediği için bu ülkenin gelmiş geçmiş en başarılı Merkez Hakem Komitesi Başkanı Ahmet Güvener'i yerle bir eden, istifa ettiren.. Şimdi üstelik Fener'in maaşlı menecerliğini yapan, kongre üyesi Kemal Dinçer hakemleri denetleyen kurulun başkanı oldu, neden sesiniz çıkmıyor?.. O Kemal Dinçer değil mi üstelik Fener'de görev yaparken Saracoğlu'nda sahaya atılan bir bıçağı hakemden ve gözlemcilerden gizli alıp saklamaya çalışırken kameralara yakalanan.. Yani tam da kediye ciğer!.."
Şimdi bu soru fevkalade "Mantıklı" değil mi, Ercan?..
Ve de bu soruya niçin kimse yanıt veremiyor da, soruyu soranın yazar kimliğine saldırılıyor..
İkincisi..
Eski Federasyonu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la işbirliği yapan Aziz Yıldırım yıkmadı mı?.. Yeni Federasyon, gene ayni işbirliği içinde kurulmadı mı?.. Hasan Doğan, Erdoğan'ın kızlarının Amerika bursunu ödeyen arkadaşı ve her kapının ardında söyleniyor, Aziz Yıldırım'ın iş ortağı değil mi?..
Bu federasyon ve kurullarında Aziz Yıldırım ve adamı Şekip Mosturoğlu'nun etkisi bilinmiyor mu?..
Fenerbahçe'in maaşlı meneceri Kemal Dinçer başka bir kuruluş içinde Gözlemciler ve Temsilciler Kurulu Başkanlığı'na gelebilir miydi?..
Şimdi hafta sonu sadece maç izleyip dört satır yazı yazarak, mebus maaşı kazanan adam, bu arpalığın elinden gitmesini ister mi?..
Bu ortam içinde bazı şeyleri görmezden gelip, bazılarının altını çizmenin fevkalade menfaatine olduğunu düşünmez mi?..
Kemal'in bir şey söylemesine gerek yok. Para öyle ballı, iş öyle kolay ki, bir takım ucuz adamlar kendiliklerinden önlem alacaklardır. Nitekim aldılar da.. SABAH'ta Emrah Kayalıoğlu maç maç, adam adam kimlerin ne zaman neyi görüp, neyi görmediklerini yazıyor, Gözlemci ve Temsilci, ya da Kemal'in adamları olarak..
Şimdi burada mantıksız olan şey ne?..
Ya da insanın merak etmeyeceği..
Bu soruların yanıtı yok.. Ne var?..
Hıncal azgın teke.. Bir beleş yemeğe yazı yazar.. Her şeyin tersini yazmaya meraklıdır. Ak dediğini, Kara diye de savunur..
Bakın kardeşlerim.. Bakın sevgili meslektaşlarım..
Diyelim ki, seks düşkünü, genç kızlara meraklı bir sapık, kalemini üç kuruşa satan bir rezil, her fikri keyfi ve menfaatine göre savunan bir iğrenç adamım..
Size ne?..
Okuyorsanız eğer böyle bir adamın yazısını, fikrini gene de tartışıyorsanız, o zaman fikrine yanıt verin.. Fikirlerine ve sorularına yanıt verin de görelim boyunuzu..
Hıncal'ı aşağılamak, onun fikirlerini yok etmez. Tersine sizin o fikirleri çürütmekteki aczinizi gösterir. "Fikrini çürütemiyorum, bari adamı çürüteyim.."
Bir de Sevgili Dostlar,
Erkekseniz.. Kendinize güveniyorsanız, uygarsanız, Hıncal'a yanıt vermeden önce, köşenizde, açık ve net Hıncal'ın ne dediğini alıntılayın, kendi görüşünüzü, yanıtınızı ondan sonra koyun.
Okurunuz benim yazımı okumuyor. Sizin yazdığınız ve anlattığınızı doğru sanıyor. O zaman da meydan size boş kalıyor. Okurunuzu kandırıyorsunuz.
Bunun adı kaçak güreşmektir. Gazeteciliğe sığmaz..
Tamam mı?.. "


not:balık baştan kokar misali, her şeyi bizden sizden diye ayırıyorlar....fitne ve fesadı her yere yayıyorlar.....şimdi fenerbahçe bileğinin hakkı ile şampiyon bile olsa ....şaibeli bir şampiyonluk olacaktır....

gencalp
27-04-2008, 14:19
Fetvacılar neden susuyorsunuz!..


TÜRKİYE’ye demokrasi, PKK, türban ve AKP’yi kapatma davasıyla ilgili olarak ’tehdit’ içerikli mesajlar gönderen; ’fetva’lar veren:

’Sanal demokrasi aktörleri’...

’Fon demokratları’...

’Hakkaniyet hakemleri’...

’Siyaset paylaşımcıları’

’Demokratik laikçiler’

Özetle... AKP üzerinden ’AB tacirciliği’ yapanlar...

Ayrıca...

IMF...

Dünya Bankası...

Türkiye’ye nefes aldırmayanlar...

Hiç görüp duymadınız mı?

AKP’yi görmek istemeyen, muhalefetin demokratik haklarına tahammül edemeyenler; ’uzlaşıcı diktecileri’, Türkiye’nin sıkıştırıcıları:

Lagendijk...

Olli Rehn...

Barroso...

Ve daha başka AB’li kurumlar ve onların üyeleri. Hiç okumadınız mı?

Sabah’ın satışı konusunda bir şeyler söyleyin.

Devletin malı yine ’devlet’e aldırıldı.

Ahmet Çalık’ın, Başbakan’ın damadının CEO’luk yaptığı şirketine devletin iki bankasından 750 milyon dolar kredi verildi.

Bu konuda da sıkıştırın bizi.

Örneğin, kredinin faiz oranını sorun. "Yüzde 4.2 mi, yoksa daha fazla mı?"

Sayenizde öğrenmiş oluruz.

Bu modelle besleme basın mı, yandaş basın mı yaratılıyor; yoksa ikisi de mi? Adını siz koyun. Vakıfbank’ın konut kredisi için aylık 1.3’ten yıllık net yüzde 15-16 faiz aldığını biliyor musunuz? (Kümülatif olarak.)

Ticari kredi ile konut kredisi arasında bu kadar faiz farkı olur mu?

Olursa hangi projeler için güçlü ’teminat’lar alındı Çalık grubundan?

Daha da öğrenmek istiyoruz.

Avrupa’da devlet kredisi ile alınan ’iktidar gazetesi’ var mıdır?

Bir ülke (Katar) iktidar mensuplarının gazetesine (Sabah) kredi verildiği duyulmuş mudur?

Fetva vericiler, bu konuda da ’görüş’ sunmaktan çekinmesinler.

Kendi ülkelerinde böyle bir şey olur mu, olursa ne ne olur?

Öğrenmek istiyoruz, bize anlatmaları gerekiyor. Bekliyoruz.

Her zamanki gibi sıkıştırın bizi!

(Not: Murat Demirel’e, Egebank’ı aldığı sırada, ’iktidar’ destekli Vakıflar Bankası’ndan 100 milyon dolar kredi verildi; sonunun ne olduğu ortada.)

Yalçın BAYER

yosun
27-04-2008, 14:44
Fetvacılar neden susuyorsunuz!..



İçerdeki ve dışardaki fetva vericilerin bir tek misyonları ve görevleri var. Laik, demokratik, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyanları sıkıştırmak.
Yıkıcıların yanındalar çünkü...
Burhan Belge çok güzel özetlemiş durumu.
" Ben kim para verirse onun istediğini yapan bir o....yum " demek suretiyle...

e-fulya
27-04-2008, 14:49
İftiracı Pamuk'tan yeni saldırı:

...Nobelli iftiracı Orhan Pamuk, hezeyanlarını sürdürüyor. Pamuk, bu defa Milliyetçilere saldırdı. Pamuk, Romanya’nın başkenti Bükreş’te düzenlenen toplantıda, dayatma ve teslimiyetçilere bayrak açan ulusalcılara ağır hakaretler yağdırdı. Türklüğe hakaret ettiği iddiasıyla açılan davanın sebebine ilişkin bir soru üzerine Pamuk, bu olayla ulusalcılar arasında bağlantı kurmaya çalıştı. Pamuk, “Ulusalcılar, devleti düşünen tipten değil. Çoğu zaman eğitimsiz, kızgın ve okuma-yazma bilmeyenleri yoldan çıkaran siyasî bir hareket” dedi. Kendisinin Milliyetçi olmadığını özellikle vurgulayan Nobelli iftiracı, şöyle devam etti: “Milliyetçiler, devlete, ülkelerine değil, partilerine hizmet ediyor. Sorun oluyorlar. Örneğin Türkiye’nin AB’nin bir parçası haline geleceğine inanıyorum. Yolunda gitmeyen bazı şeyler olabilir. Ancak AB, Romanya için çalışmış. Türkiye için de işe yarayacak. Türkiye’deki Milliyetçiler AB karşıtı. Bu şekilde insanlardan oy alıyorlar.”
http://www.yenicaggazetesi.com/

gizemliduygular
27-04-2008, 14:49
İçerdeki ve dışardaki fetva vericilerin bir tek misyonları ve görevleri var. Laik, demokratik, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni koruyanları sıkıştırmak.
Yıkıcıların yanındalar çünkü...
Burhan Belge çok güzel özetlemiş durumu.
" Ben kim para verirse onun istediğini yapan bir o....yum " demek suretiyle...

Saygılara değer yosun.

Maalesef ülkemde öyle çok satılık ve satılmış var ki, ancak bunları gördükçe ve okudukça demokratik, laik, üniter ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyet'ime olan inancım ve bağlılığım katlanarak artıyor.

HAŞAT
28-04-2008, 23:46
TRT’DE TARTIŞMA YARATAN TRANSFERLER

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT Haber Dairesi’nde yeniden yapılanma çalışmalarına başladı. Kuruma son olarak transfer edilen 13 kişinin ortak özelliğine gelince...

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, AKP’yi destekleyen medya kuruluşlarında çalışan kişileri sözleşmeli olarak TRT Haber Dairesi’ne yerleştirmeye başladı. İşe başlatılan 13 kişinin ortak özelliklerinin Aksiyon, Cihan Haber Ajansı ve Kanal 7 gibi kurumlarda çalışmış olması...
TRT Haber Dairesi’nin Ankara, Erzurum, Trabzon ve Antalya bürolarında kadrosuz muhabir devri ilk kez yaşandı. Zaman gazetesinde editör iken Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın Danışmanı olan Ahmet Turan Ayhan’ın ardından bakanlıklardan iki transfer daha gerçekleşti. Aksiyon dergisi eski Ankara Temsilcisi olan Birol Uzunay, Bayındırlık Bakanlığı Basın Müşavirliği’nden sonra TRT’ye geçti.

Geçmişte TGRT, Kanal A gibi kuruluşlarda çalışmış olan ve son olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Basın Müşavirliği görevini yürüten Tunç Tuncel de, yatay geçişle TRT’ye geldi. Böylece farklı bakanlıklardaki basın müşavirliği kadrosu TRT kadrosuna geçmek için basamak haline geldi.
Şahin, bu 3 kişinin yanı sıra ‘götürü bedelli hizmet alımı sözleşmesi’ ile de AKP’yi destekleyen özel medya kuruluşlarından 10 kişiyi daha TRT’ye transfer etti.

Şahin, TBMM gündemindeki TRT Kanunu Tasarısı’ndaki 300 kişilik TRT’ye sözleşmeli personel alma hakkını kullanarak bu kişileri doğrudan TRT’de istihdam edebilecek. Mevcut durumda farklı programlarda sözleşmeli olarak gösterilen bu kişiler, Şahin’in talimatıyla, TRT yönetmeliklerine aykırı olarak TRT Haber Dairesi’nde göreve başladı. Normalde bu kişilerin TRT Haber Dairesi’nde çalışabilmeleri için KPSS’ye girmiş olmaları, TRT’nin ilan edeceği sınav ile yazılı ve sözlü aşamalarda başarılı olmaları ve bunun ardından 3 yıl stajyerlik yapmaları gerekiyordu. Ancak Şahin’in talimatıyla göreve başlayan 13 kişi, bu aşamaları es geçmiş oldu.

Kimler alındı?
Aksiyon dergisinden Abdülkadir Beşikçi, Cihan Haber Ajansı’ndan Hasan Basri Erdem ve Burhan Torunlar, Milletin Sesi gazetesinden Muhammet Murat Avar, Kanal 7’den Murat Nuhoğlu muhabir olarak işe başladı. Murat Demirci, Rahmi Şener, Levent Çakır ve Erdoğan Baycan sözleşmeli muhabir oldu. Kanal 24’ten Faruk Ayaz kameraman, Kanal A’dan Anda Ayva spiker olarak TRT Haber Dairesi’nde işe başladı.

MİLLİYET

indian
29-04-2008, 15:17
http://www.milliyet.com.tr/2008/04/29/ekonomi/

Bahçeli'den çok sert açıklamalar 29 Nisan 2008

MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında sert açıklamalarda bulundu. İşte Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:


ÇALIK BORCUNU ÖDEMEZSE MİLLET ÖDEYECEK

Bir medya grubunun satışında hükümetin aracılık etmesi hayret vericidir. Bu satış için yapılan finansmana doğrudan aracılık edilmiştir. Bu finansman için de devlet bankaları teminat gösterilmiştir. Krediler geri ödenemezse borç kamu bankaları aracılığıyla vatandaşın sırtına yüklenecek.

YÜCE DİVAN İMASI



AKP hükümetinin dönemi bitmek üzere. Bu dönemin tüm sorumluları mutlaka yargı önünde hesap verecektir.Yetim hakkını gasp edenden ve devlet imkanlarını taraftarlarına peşkeş çekenlerden mutlaka hesap verecektir.

yosun
30-04-2008, 09:33
AHMET Çalık’ın, Sabah ve ATV’yi alma sürecinde Başbakan’ın olaylara bizzat müdahil olduğu bir sır değil.

Ankara’ya gidip "icazet isteyen" yabancı yatırımcılara "ona değil, buna ortak ol" teklifleri yapıldığı, başarılı bir satış işlemiyle bir anda nakit zengini olan bir işadamına "uzak dur" denildiği de bir sır değil.

Bunları ileride Yüce Divan sorgulamaları sırasında tanıkların ağzından dinleyeceğiz. (Gerçi ben bir kısmını dinlemedim değil, ama "off the record" sözü verdim bir kere!)

Dün Milliyet’te Serpil Yılmaz’ın yazısından öğreniyoruz ki Cumhurbaşkanı’nın Katar Şeyhi ile Ahmet Çalık’ı Şam’da buluşturma girişimi de "tesadüfen" gelişen bir olay değil.

O kadar açık bir "taammüt" var ki Cumhurbaşkanı, sis nedeniyle havaalanı kapalı olduğu halde, uçağa kalkış emri bile vermiş.

Allah korusun bir kaza olsaydı, uçaktakilerin "Yandaş medya uğruna gitti Niyazi" mertebesine erişmeleri ihtimal dahilindeymiş.

Kendisi Anayasal olarak bu yaptıklarından sorumlu tutulamayacak elbette.

"Sayın Cumhurbaşkanı yurtdışında iş yapan tüm Türk işadamlarının sorunlarını çözmeyi kendisine görev bilir" gibi bir açıklama alırız bununla ilgili mutlaka.

Ben de buradan yurtdışında iş yapıp, başı derde giren, yurtdışında kaynak arayıp da bulamayan işadamlarımıza bu müjdeli haberi vermiş olurum o zaman!

Mehmet Y. Yılmaz



Önümde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir kararı duruyor:

"Eski Başbakan A. Mesut Yılmaz’ın Yüce Divan’a sevkine ilişkin Karar No: 824 Karar tarihi 27.10.2005."

Kararın gerekçesinde aynen şu cümle yer alıyor:

"Eski Başbakan A. Mesut Yılmaz’ı; Türkbank ihalesi sürecinde, ihalenin yapımında ve fiyat oluşumunda fesat karıştırmak suretiyle güdümünde bir medya düzeni kurmak için tüm organizasyonları gerçekleştirdiği..."

Evet cümle aynen böyle.

Kararın altında, önergeyi veren Başbakan Erdoğan’a çok yakın 54 AKP’li milletvekilinin isimleri var.

Mesela İstanbul Milletvekilleri Egemen Bağış, Burhan Kuzu ve Hüseyin Besli, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli, Adana Milletvekili Ömer Çelik, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler.

Aynı önergeye imza atan CHP’liler arasında da Onur Öymen, Mehmet Sevigen, Şükrü Elekdağ, Haluk Koç, Kemal Anadol gibi hálá milletvekili olan isimler bulunuyor.

Bu önerge Meclis’te oylandı ve 411 oy gibi ezici bir çoğunlukla Mesut Yılmaz Yüce Divan’a gönderildi.

Yılmaz’ın yargılanması sırasında iki gazeteci, onun aleyhine tanıklık yaptı.

Bunların biri o dönemde Hürriyet’in Ankara Temsilcisi olan, halen Milliyet’in Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Sedat Ergin, öteki ise Radikal Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’dı.

Yani iki gazeteci de Doğan Grubu’nun gazetelerinde çalışıyordu.

Küçük bir hatırlatma.

Mesut Yılmaz, kredi verilmesi için hiçbir kamu bankasına talimat vermemişti.

Ayrıca, Türkbank ihalesi de gerçekleşmemişti.

Ertuğrul Özkök

Bir konu ve iki ayrı gazetecinin konu hakkında düştükleri notlar...
Dünkü gazetelerde yeralan Vural Savaş'ın yüce divan ile ilgili olarak söyledikleri ile birleştirince ortaya ilginç bir durum çıkıyor...

indian
30-04-2008, 11:32
http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=522494&AuthorID=52&Date=30.04.2008
Erivan’da, İstanbul’da olanlar...

24 Nisan 2008 günü Ermenistan’ın başkenti Erivan’da ne oldu? Gazeteden al haberi...
‘’Ermenistan’ın başkenti Erivan’da sözde Ermeni soykırımı iddialarının 93. yıldönümünde gerçekleştirilen resmi anma töreni kapsamında tören alanına Türk bayrağı serilerek çiğnendi. Erivan’daki anıt önünde düzenlenen törende anıta kırmızı ve beyaz karanfiller bırakan kalabalık, Türkiye aleyhine slogan attı. Törene katılanlar yere serilen Türk bayrağını çiğnedi. Ermenistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan da eşiyle birlikte anıta çiçek bıraktı ve din adamlarıyla birlikte dua etti. Sarkisyan, 1915 olaylarının ülkesinin dış politika gündeminin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Erivan’da önceki gün de yapılan gösterilerde Türk bayrağı yakılmıştı.’’
Habere önem kazandıran bir de fotoğraf...
Yere serilen Türk bayrağının çiğnenişi... Fotoğrafları dünyaya dağıtan uluslararası yabancı iki ajans: Reuters ve AFP
* * *
PEKİ aynı gün İstanbul’da ne oldu?
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin Bilgi Üniversite’sinde düzenlediği toplantıda yurtdışındaki Ermenilerin sözcüleri ile bazı ‘’aydınlar’’ Türkiye’de, Ermenilere soykırım yapıldığını söylediler.
* * *
TARİH, Türklerin, özellikle 2000’li yıllarda ‘’gaflet’’ sınırını aşan birtakım insanlardan oluştuğunu yazacak...
Adam Erivan’da Türk bayrağını yere serip çiğneyecek, bazıları da İstanbul’da Türklerin ‘’Soykırım yaptıklarını korkmadan söylüyorum!’’ diyecek, Dışişleri Bakanı Ali Babacan da gagasında zeytin dalı, Erivan semalarında barış güvercini olup kanat çırpacak, süzülüp uçacak...
* * *
SAYIN Bakanımız, Ermeni Dışişleri Bakanı’na Nalbantyan’a görevine başladığı için kutlama bir mesajı göndermiş ve şöyle demiş:
‘’Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi amacıyla diyaloğa hazır olduğumuzu belirttim.’’
Adam da kibar adam. İnce Ermeni, bizim bakanı karşılıksız bırakır mı?
Hemen yere, ayaklar altına, Türk bayrağını sererek diyalog ve dostluğun nasıl başlayacağını göstermiş.
Peki, biz ne mi yaptık?
Hiççççç, ne yapacağız ki?
Bir şey yapmamız mı gerekiyor?
Aziz Nesin ne demişti?
Türklerin yüzde 65’i aptal demişti.
Ne yüzde 65’i?
Sadece aptal olsalar iyi...
Bayrağının yerde çiğnenmesine katlananlar sadece aptal olamazlar. Çocukluğumuzda Kadıköy’de bir Rum berber; anlatırlardı; rivayete göre, işgal altında Türk bayrağını öyle bir asmıştı ki!
Mahallenin eskileri, başta kadınlar, bunu asla affetmediler, çocuklara o berbere gitmeyi yasaklamışlardı.
Nereden nereye?
Küreselleşen dünyada bayrağın kıymeti harbiyesi nedir ki?
Hele Türk bayrağıysa!
Boyalı biz bez!


Not:dışişleri bakanlığında görev alıpda kanuni görevlerini yapmayan hangi makamda olursa olsun...bir gün hesap verecektir......

indian
02-05-2008, 12:03
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=3598

Zehirli lokum yutan AKP'li milletvekilleri!

Financial Times Deutschland gazetesinin 11 Ağustos 2005 tarihli sayısında, Thomas Klau imzasıyla yayımlanan yazıda “AB, Türkiye’ye üyeliği garantilemeyeceğini şimdiye kadar olduğundan daha açık söylemelidir” deniliyordu.
Yazıda, “Fransa ve Avusturya, Türkiye’nin AB üyeliğini referanduma sunacaklarına dair halklarına söz verdiler. Hatta Jacques Chirac bu konuda anayasal bir düzenlemeye gitti. Fransız halkının 10 veya 15 yıl sonra 75 milyonluk bir nüfusa sahip olan Türkiye’nin AB üyeliğine ’evet’ diyeceğini düşünmek bugünkü bakış açısıyla sadece bir hayal ürünüdür. Bugünkü bakış açısıyla, Türkiye’nin üyeliği, AB hükümetleri Türkiye rotalarında sabit kalsalar ve Türkler bütün reform taleplerini yerine getirseler bile, 10-15 yıl arasında gerçekleşmeyecektir. Bunu aktörler de çok iyi biliyorlar. Genişlemeden sorumlu Komiser Olli Rehn, Türkiye ile yapılacak müzakerelerde ’yolun da aynen hedef kadar önemli olduğunu’söyledi” ifadeleri de kullanılmıştı.

* * *

İşte bugün Olli Rehn’in söylediği yoldan gidiliyor! Türkiye Avrupa kapısında oyalanırken
ülke halkının milli karakteri değiştirilmek isteniyor. Bunun son örneklerinden biri, Avrupa Komisyonu Türk delegasyonunun hazırladığı “Lokum” isimli seri hikaye kitaplarıdır.
AB Edirne Bilgi Bürosu Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Füsun Özerdem, “Lokum’la Avrupa’ya” ve “Lokum Tatilde” hikaye kitaplarında AB’nin kuruluşundan, AB’ye üye ülkelerin kültürüne kadar birçok içeriğin çocuklara anlatılmaya çalışıldığını bildirdi. Özerdem, kitapların hazırlanmasındaki amacın AB’nin oluşumunu çocuklara anlatmak olduğunu belirtti. Kitapların tüm Türkiye’deki okullara dağıtılacağını ve okulların tatile girmeden bu işi gerçekleştirmek istediklerini vurgulayan Özerdem, bu kitapların Edirne bürosunu ziyaret eden çocuklara verilmeye başlandığını belirtti.

* * *

Zehirli lokum Türk çocuklarına yutturularak yeni bir bilinç inşa edilmek isteniyor. Bilinç inşası çocuklar üzerinden başlarsa, 10 yıl içinde ülke çapında sonuç alınır.
Gerçi AKP zihniyetinin 10 yıla da ihtiyacı yoktur.
301’inci madde ile ilgili değişikliğin TBMM’de görüşülmesi sırasında AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, Nobel ödülü alanların konuşmalarını genellikle İngilizce olarak yaptıklarını belirterek Orhan Pamuk’un ödülünü aldığında konuşmasını Türkçe yapmasından dolayı gururlandığını, göğsünün kabardığını söyledi.
Bozdağ, “Orhan Pamuk, Türkçe’nin güzelliğini tüm dünyaya anlattı. Ancak hakkında açılan dava nedeniyle adliyeye giderken yumurta, domates yağmuruna tutuldu. Tüm dünyaya bu resim verilmiş. Şimdi Orhan Pamuk mu Türk Milletinin haysiyetine şerefine hizmet etmiştir, ona yumurta, domates atan mı?” dedi.
Düşünün ki, “Türkler 1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü kesti” diyen adamı, AKP’li grup başkanvekili “Türk Milleti’nin haysiyetine, şerefine hizmet etti” diye övüyor ve ona bu sözü söyledi diye yumurta atan milliyetçileri, ulusalcıları karalıyor.
Demek ki Türk eğitim sisteminde bir yanlışlık var. Bekir Bozdağ, Avrupa’nın zehirli lokumunu çoktan yutmuş da haberi bile yok!

* * *


Bir insanın sadece mensup olduğu değil, temsilcisi, yani vekili olduğu milletin soykırımla suçlanmasını şeref olarak kabul etmesi yaradılışına uygun değildir.
Soykırım yapmak şerefli, haysiyetli bir iş değildir. “Türkler soykırım yaptı” diyen adamı övenler, Ermeni diasporası ve Taşnak zihniyeti ile onları destekleyen ülkelerdir. Nitekim Nobel ödülü vermelerinin sebebi de budur.
O halde Türklerin soykırımcı olduğunu söyleyen insanların Türk milletinin haysiyetine şerefine hizmet ettiğini iddia edenlerin Türklükle ilgili derin bir sorunları olsa gerek.
301’den “Türklük” ifadesini kaldırmaları da bunun göstergesidir.


Not:Bu işin özü şu bence...Türkiye'nin ebedi menfeatleri vardır...bugün menfeatimiz AB-D ile çatışmaktadır ve AB-D cephesi akılcı olmayan bir yaklaşımla bütün ajanlarını seferber etmiştir...bu uzun vadede çok işimize yarayacak...deşifre olan ve başka ülkelerin taktik ve staratejik menfeatlerini savunanlar ister istemez tasfiye edileceklerdir....eğer uğranda ölen varsa bu topraklar vatandır....biz kaç nesildir bu vatanın bekçisiyiz....artık sahiplerinin işbaşına gelmesi mukadderdir....onların parasının hükmü geçmek üzere...."kirli" para "temiz" parayı kovar...bugün dolar kirlenmiştir...o kadar çok karşılıksız dolar basılmışki.......heerkesi parayla satın alacaklarını zannediyorlar...

indian
06-05-2008, 16:07
http://www.airporthaber.com/v3/read.php?newid=1861

Not:habere göre musul üzerinde uçan THY uçağına "zorbalık" "haydutluk" tabir edeceğimiz bir yaklaşım sergileyen ABD hava kuvvetleri jetleri var.

Türkiye'nin alî menfeatini korumak üzere yemin eden bürokrat ve Bakanlar ve askerlerimiz ise olayı örtbas etmişler....

aşağıya yorum yapan bir vatandaş ise onlardan daha uyanık:aynen alıntı:"Bu hem politik, hem askeri, hem havacılık açısından çok önemli bir haber.Neden bu kadar geç duyurulmuş acaba.Bu tür olayları saklamak ve tepki vermemek tekrarına davetiye çıkarmaktır."

Not:yunan jetlerinin tacizlerinede ses çıkartamayan bir ülke konumuna sokulduk...başlıca nedeni de şudur arkadaşlar:Kıbrısta Türk askerine "işgalci, defolun, faşist" diyen ve dedirten atlantik ötesi merkezli kuklalar (bunların açılımlarına bütün sol örgütler dahildir:bkz:devgenç ve ülkü ocakları başkanlarının Hulki Cevizoğlu programındaki anlattıkları)şimdi iktidarı ve muhalefeti birbirine düşüren çözümü basit olayları abartmakla meşguldürler...
Türk askerine hakaret edenler niye Iraktaki ABD askerlerine ses çıkartmamaktadırlar acaba!!!!!!!!!!!!! BM anlaşmasına göre, gerekçeleri kendi itirafları ile boş ve yalan olan ABD ve müttefik kuvvetler eğer Bölge ülkeleri BM de girişimlere başlar ise orada duramazlar.....


Bu olay aslında teknik bir konudur ve THY zamanında açıklama yaparak gerçekleri duyursa, uçakta uçan vatandaşların ABD'den tazminat hakkı doğardı...

indian
08-05-2008, 10:04
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=525271&Date=08.05.2008&ver=98

Genç kızın gözyaşartan dramı
Mustafa İNSAN/MERSİN, (DHA)

MERSİN'de yaşanan ve tüyler ürperten ahlaksız bir olay, 19 yaşındaki Ayşe Y.'nin polise şikayetiyle ortaya çıktı. Çocuk yaşta para karşılığında evlatlık verilen Aşye, 1 yıl önce ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini, hamile kalıp bir kız bebek dünyaya getirdiğini, 3 ay önce babasının tecavüzüne uğrayınca kurtulmak için kaçıp nikahsız evlendiği kişinin de kendisini erkeklere pazarladığını iddia etti. İddia üzerine baba ile nikahsız eş gözaltına alındı.

Dün gece Soğuksu Polis Karakolu'na gelen Ayşe, başından geçen korkunç olayları tek tek anlattı. 1 yıl önce ağabeyi 31 yaşındaki Mesut Y.'nin kendisine tecavüz ettiğini, hamile kaldığını, 3 ay önce de bir kız bebek dünyaya getirdiğini ileri süren Ayşe Y., doğumdan sonra jandarmaya yaptığı şikayetle ağabeyinin tutuklandığını hatırlattı. M. adlı bebeğinin Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Çocuk Yuvası'na teslim edildiğini söyleyen genç kadın, ağabeyinin tutuklanmasıyla kurtulduğunu sandığı tecavüze bu kez, öz babası 56 yaşındaki Mehmet Y.'nin başladığını ileri sürdü. Yaşadığı acı dolu olayı unutmaya çalışırken babasının tecavüzüyle yıkıldığını anlatan Ayşe Y., bunun üzerine evden kaçtığında tanıştığı 30 yaşındaki Bilal Kurt ile nikahsız yaşamaya başladığını kaydederek, “Beni bulunduğum hayattan kurtaracağı umuduyla evlendiğim adam da ihanet etti. Beni, arkadaşı 35 yaşındaki Murat Kılıç, aracılığıyla erkeklere pazarladı. Hepsinden şikayetçiyim” dedi.

TECAVÜZCÜ BABA, BALDIZIYLA EVLENMİŞ

6 yaşındayken bir başka aileye para karşılığında evlatlık verildiği, ilkokulu bitirdikten sonra geri alındığı da ortaya çıkan genç kadının şikayeti üzerine babası Mehmet Y. ile nikahsız eşi Bilal Kurt gözaltına alınırken, fuhuş yaptırmak suçundan sabıkası bulunan Murat Kılıç ise aranıyor. Ahlak Bürosu polisleri tarafından sorguya alınan tecavüzcü baba Y.'nin tecavüz ettiği öz kızı Ayşe'nin annesini terk ederek baldızıyla evlendiği de anlaşıldı. Baba Mehmet Y. ile nikahsız eş Bilal Kurt, ifadelerinin ardından nöbetçi mahkemeye sevk edildi.

Not:Eğer adli mekanizma siyasiler tarafından rahat bırakılarak asli görevine dönse ve buna göre tekrar yapılandırılarak toplumun ihtiyaçlarına cevap verse örnek 33 adet yüksek yargıç tarafından atamalar-tayin-terfi ve denetim yapılsa bir çok iş düzelir.....ve toplumdaki 11 kasım 1938 de başlayan çürüyüş durabilir....

e-fulya
08-05-2008, 19:56
Danıştay 1. Dairesi, İstanbul Valisi Muammer Güler hakkında yargılama vizesi verdi.

Daire, 1 Mayıs olayları nedeniyle yeniden Türkiye'nin gündemine gelen ve hakkında soruşturma açılması için suç duyurusunda bulunulan İstanbul Valisi Muammer Güler hakkında, Bakırköy ilçesi Ataköy 5. kısım gayrimenkulünde Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 27. maddesine aykırı olarak yapılan tadilat işleminde hukuka aykırı işlem yaptığı ve “Görevi kötüye kullanma” suçunu işlediği gerekçesiyle dava açılmasına izin verdi.


Danıştay 1. Dairesi, aynı soruşturmayla ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Başkanvekili İdris Güllüce ve Bakırköy belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen hakkında da yargılama vizesi verdi.


Daire, İstanbul Valisi Güler’in Bakırköy ilçesi Ataköy 5. kısım 51/4 ada, 33 ve 38 parsel sayılı taşınmazlarda Plan Yapımına Ait Esaslara Dair yönetmeliğine aykırı olan imar planı değişikliği konusunda uygun görüş bildirerek “görevi kötüye kullanmak” suçunu işlediğini belirterek, Vali Güler hakkında soruşturma açılmasına izin vermeyen İçişleri Bakanlığı’nın kararına yapılan itirazı kabul etti.


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yaptığı soruşturmada Topbaş, Güllüce ve Ünal Erzen hakkında soruşturma izni almak için İçişleri Bakanlığı’na başvurmuştu. Yargıtay Cumhuriyet başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da İstanbul Valisi Güler hakkında soruşturma yapılması talebinde bulunmuştu. İçişleri Bakanlığı hem vali Güler hakkında hem de Topbaş, Güllüce ve Ünal Erzen hakkında soruşturma izni vermemişti.


Başsavcı Yalçınkaya ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Hasan Eker, İçişleri Bakanlığı’nın kararına itiraz etti. İtirazı görüşen Danıştay 1. Dairesi, yargılama izni istenen tüm isimlerin yargılanmasına oyçokluğuyla vize verdi.

http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=157098

indian
13-05-2008, 10:12
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=siyaset&ArticleID=526909&Date=13.05.2008&ver=48

Başbakan korumaları için dayak suçlaması
DHA
Antalya’da bir otelde resepsiyonist olarak çalışan Ertuğrul Sağlam (46), Başbakan Erdoğan’ın korumalarının kendisini dövdüğü iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Sağlam, şunları söyledi: “Antalya’ya gelen Başbakan’ın konvoyu yanımdan geçtiği sırada kendisinin yaptığı işlerin yanlış olduğunu söyledim. Konvoy geçtikten birkaç dakika sonra televizyonlardan görüp tanıdığım 4 koruma beni zorla otomobile bindirdi. Başıma poşet geçirdiler ve Kepezüstü’ne götürdüler. Gidene kadar beni dövdüler, küfür ve hakaret ettiler. Beni soymak istediler. Sonra bir yerde durup otomobilden indirdiler. Burada 10 kişi beni tekme tokat dövdü. Başımdaki poşeti çıkarttım. Koruma müdürünü ve polisleri gördüm. Beni yerde de dövdüler ve sonra gittiler” dedi.


Not: muhalefetin ifade özgürlüğünü engelleyenler iktidarın dostu değil, duvara çarpması için yol göstericileridir...

indian
19-05-2008, 20:53
Suçlu belli, suç belli cumhuriyet savcıları ve yetkililer sessiz.....

http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=545867&AuthorID=74&Date=19.05.2008&ver=99

20 YTL’lik banknotlara ne oldu?
Kalıbını yabancıların yaptığı, 20.000.000 Türk Lirası ve 20 Yeni Türk Lirası’nın ön yüzünde yer alan haritada Güneydoğu Bölgesi Türkiye’nin dışında gösteriliyor. Bu skandalı ortaya çıkardığımda, o zamanki Merkez Bankası Başkanı, “Bu konu, üzerinde durulacak bir durum değil” demişti. Bir diğer eski banka yöneticisi, “Yaman Bey paraya yeni mi bakmış?” dedi ve olay unutuldu. Bir ülkenin parasında, yabancı kaynakların hep gündemde tutmaya çalıştığı, “ülkeyi bölünmüş gösterme” çabalarına katkıda bulunulur ve bu gözden kaçma o ülkenin Merkez Bankası’nca uyutulmaya çalışılırsa, ne düşünürsünüz? Bu konuda, şimdiki yönetimin ne yapmayı düşündüğünü bilmiyorum. Aynı vurdumduymazlıkla, önceki yönetimin hatalarına devam edecekler mi dersiniz?


Not:kamu görevlileri sanmasınlarki iktidarlar sonsuzdur....sonsuz olan Türkiye Cumhuriyetidir....kayda alalım ve zamanı gelince birileri "suçun" er geç cezalandırılacağını görecektir....işlenen her suç adil bir şekilde cezalandırılmayı içerir...devlet olmanın şartlarından biridir...

indian
21-05-2008, 10:21
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8986650.asp?yazarid=42&gid=61&sz=6323

Sokağımızdan ’Türk’ü sildiler


ONU aldınız, bunu aldınız. Allah rızası için hiç olmazsa ’Türklüğümüzü’ bize bırakın.

Sokağımızın ismi ’Türkbostanı’ idii, belediyemiz Türkbostanı Sokak ismini silerek yerine ’Yasemen Sokak’ levhasını asmış.


Türklüğü kazıya kazıya iş sokak levhalarına kadar geldi demektir. Türk kelimesi bazılarını bu kadar mı rahatsız ediyor? Bırakınız bari Türklüğümüz sokak levhasında yazılı kalsın.

Biz 35 yıldır Türkbostanı Sokağı’nda oturuyoruz. Bu sokağın ismi Cumhuriyet’ten önceki kayıtlarda da var. Osmanlı döneminde Yeniköy’de Rum vatandaşlar yaşarken ve Yeniköy’deki bostanların çoğu Rum vatandaşlara aitken, tek Türk bostanının yanından geçen sokağa Türkbostanı Sokağı adı verilmiş. Sokağa ismi verilen Türklere ait bostanın üzerine 1980 yılında villalar yapıldı.

Ama bizler sokağımızın ismiyle iftihar ediyorduk. Ediyoruz.

Kim veya kimler bu sokakta yaşayanlara haber bile vermeden nasıl olur da sokaktan Türk adını silebilirler?

Sokağımızın isminin kurtarılmasına ilginizi rica ediyoruz.

Ne günlere kaldık. Türk kelimesini, Türk ismini kurtarmak için tanıdıklarımızdan yardım rica ediyoruz. İnşallah bir sonuç alabiliriz.

Güngör URAS-Türkbostanı Sokağı sakinlerinden-YENİKÖY


Not:İsim değiştirmek mevzuata dayalı...ayrıca gerekçesi olmalı diye biliyorum....Osmanlı da "Türk"ü saraydan çıkarmış ve sonunda zillete mahkum olmuştu.....sonunda "İngiliz savaş gemisiyle" kendi "vatanından kaçmıştı.....Tarih, ibret alsalardı "Tekerrür" edermiydi!!! diyen düşünürlere kulak vermeli!!!!! Bence tam Büyük Millet Meclisinde sözlü/yazılı soru önergesi olacak bir konu....

indian
23-05-2008, 11:23
http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=758348&AuthorID=52&Date=23.05.2008&ver=76

BATILI devletlerden birinin elçisi memleketine giderken, Osmanlı sadrazamına vedaya gelmiş:
‘’Dönüşte size ne getireyim?’’
Sadrazam gülümsemiş:
‘’Yeni meseleler, yeni dertler getirme de ne getirirsen getir!’’
TRT’nin yayından kaldırdığı ‘’Sınırlar Arasında’’ belgesel programının yapımcısı Banu Avar, ‘’Avrupalılar beni istemedi’’ demiş...
Osmanlı sadrazamı ile elçi arasındaki bu konuşma bize Banu Avar’ı hatırlattı.
* * *
DOĞRUSU hiç de yadırgamadık, ‘’sömürge valisi’’ kılıklı Avrupalıların bize sıfat biçtiği, ‘’Faşist laikler’’ yakıştırmasını yaptığı, ‘’Size şöyle bir adam lazım!’’ diye, adamın nasıl biri olduğunu anlattığı ortamda, elbette Banu Avar’ın yaptığı belgesel program onların canını sıkar, TRT’ye gereğini yaptırırlar.
* * *
NE vardı Banu Avar’ın programlarında?
Avar, gittiği ülkeleri bize tanıtıyordu, turistik otellerini değil, tertemiz meydanlarını değil, mutlu insanlarını değil...
Ya neleri?
O ülkede olan bitenleri, düzenin mağdurlarını...
Biz o belgeselleri seyrederken mesajı alıyorduk...
Mesela bize diyordu ki:
‘’Ey vatandaşım, kanma aldanma! Bakma, sen, onların bizi eleştirdiklerine... Evet, eleştirilerinde haklı olsalar bile, bir de kendilerine baksınlar, insan haklarına nasıl uyuyorlar, ya da uymuyorlar, görün!’’
Banu Avar, Avrupalılara kendilerini de tanıtıyordu:
‘’Bu mu insan hakları, bu mu demokrasi? Kendi ülkenizde olanları görmüyor, başka ülkelerden (Türkiye) hesap soruyorsunuz...’’
* * *
İŞTE Avrupalılar buna kızıyorlardı, şikâyetleri buydu, Ankara’da kaç büyükelçi, kaç kapıyı aşındırdı, Banu Avar için...
Gürcistan’dan İsveç’ine kadar...
‘’İsveç mi?’’ diyeceksiniz...
Ya ne sandınız?..
Sorun bakalım İsveçlilere, ‘’Laponlar’’ deyin, ‘’Laponlara ne oldu?’’ deyin, görürsünüz o sosyal demokrat İsveçlinin suratını...
Banu Avar’ın programlarını niye yayından kaldırdılar anladınız mı?
Hele hele bugünlerde, Anayasa Mahkemesi karar arifesindeyken...
* * *
OYSA, Banu Avar geçen yılın aralık ayında (Aralık 2007) TRT ile sözleşme imzalamıştı, 2009 Ocak ayına kadar program yapılmış, gidilecek ülkeler saptanmıştı.
Bu ayın 28’inde ‘’Büyük Ortadoğu ve Asya Projesi’’ adlı bölüm yayımlanacaktı.
Banu Avar bu bölümün kurgusuyla uğraşırken, TRT haber Dairesi Başkanı’ndan bir yazı geldi:
‘’Programınız kaldırılmıştır.’’
Gerekçe:
‘’Yayın planındaki değişiklik.’’
* * *
‘’SINIRLAR Arasında’’ programı tarihe karıştı.
Ne gam?
Onun yerine ‘’Avrupa’nın Türkiye’deki işbirlikçileri’’ adlı, Soros destekli bir program koyarsınız, olur biter.
Türk halkının uyanmaya değil, uyutulmaya ihtiyacı vardır.
‘’Dönek’’ makamından ‘’liberal fasıl’’ fena gitmez.


Not:Banu Avar'ı 21. yüzyılın bağımsız ve hür bir aydını olarak selamlıyorum...İfade özgürlüğü diyenlerin suskunluğu ve AB-D tipi "basın" "yayın" organlarının sessizliği tiksindirici bir hal almaya başladı....

balaban
23-05-2008, 11:32
http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=758348&AuthorID=52&Date=23.05.2008&ver=76


Not:Banu Avar'ı 21. yüzyılın bağımsız ve hür bir aydını olarak selamlıyorum...İfade özgürlüğü diyenlerin suskunluğu ve AB-D tipi "basın" "yayın" organlarının sessizliği tiksindirici bir hal almaya başladı....

Nasıl kaldırmasınlar. Kaldırmazlarsa Başbakanımızın eş başkanı olduğu projenin gerçeklerini görecekler. Uyuyan halkımız BOP'u bize yarayacak birşey sanıyor, bizi de yutacağını bilmiyor.

ally_mcbeal
23-05-2008, 14:53
http://www.banuavar.com.tr/?pg=programs&id=80

banu avar ın hangi avrupa adlı kitabı ilginç olabilir, yorumlara bakılırsa türk halkının çoğu kesimlerince sevilen bir araştırmacı.

indian
25-05-2008, 11:43
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Istiklal_Marsi_yok_Ey_Rakip_v ar_180244_1&tarih=25.05.2008&Newsid=180244&Categoryid=1

DTP kongresinde İstiklal Marşı’na karşı ‘Rakip’

DTP Van İl Kongresi’nde konuşmacılar yine Abdullan Öcalan’dan ’sayın’, PKK’lılara ’Gerilla’dedi

Osman BEKLEYEN/VAN, (DHA)
--------------------------------------------------------------------------------


Konuşmalar sırasında Öcalan lehine sloganlar atılırken, seçime Van’daki nevruz olayları nedeniyle Van F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan İl Başkanı Abdurrahman Doğar’ın tek listesi halinde gidildi. Kongrede konuşan Genel Başkan Yardımcısı Bayram Altun, “DTP olarak, yöneticisi gözaltında ya da cezaevinde olmayan, neredeyse hiçbir kongre yapmış değiliz” dedi. DTP milletvekilleri Fatma Kurtulan ile Özdal Üçer’in de katıldığı kongrede İstiklal Marşı okunmadı. Yapılan saygı duruşunun ardından Kürt marşı diye bilinen ‘Ey Rakip’marşı söylendi.
’Ey Rakip’Sovyetler Birliği’nin desteğiyle 1946 yılında kurulan ve ömrü bir yıl bile sürmeyen Mahabat Kürt Cumhuriyeti ile bugünkü Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin ‘Milli Marşı’olarak kabul ediliyor.


Not: Anayasa, kanunlar göz göre göre ihlal ediliyor ve Cumhuriyet savcıları, içİşleri bakanı, adalet bakanı ve bunlara bağlı birimler suskun ve görevlerini yerine getirmiyorlar...bu işte çok acaiplik birarada....ha konuşmuyorlarmı...anayasal kuruluşları birbirine kzıştıracak içi boş konuşmalar yapılıyor..."bağımlı" "kamuoyu" ise yetkilileri ve kuruluşları birbirine düşürücü, sosyal yapıyı psikoljik olarak yıkıcı yayınlar yapmakla meşgul....12 Eylül'ün bir başka versiyonu...bu filmin sonu belli... sürpriz ise senaryonun sonunda ortaya çıkacak...12 eylüle kuşbakışı bakalım...okullarda güya demokrasi ifade özgürlüğü, demokratik haklar isteyen organize gruplar vardı...vardı ama uygulama hemen hemen sol ve sağ gruplarda "anti-demokratik-totaliter-tutucu eleştiriyi kabul etmeyen-kapalı bir yönetim yapısı vs....(Türkiyede kurulan aşağı yukarı gizli ve açık bütün organize örgütler bir cetvelle çizilmiş gibi aynı özelliklere sahip oluyordu nedense!!!!) şimdide çeşitli bilim adı altında senaryosal akademik yayımlar ve demeçler veriliyor...biraz kurcalayınca (Gazi üniversitesinden atılan prof gibi...para karşılığı güdümlü yayımcılık anlayışı ortaya çıkıveriyor...)...kimi okullarda istiklal marşı okunmaz, t.c vatandaşı olmak suç gibi muamele görür moda olarak çeşitli örgütler arzı endam ederdi.....yani bugünkü gibi..içişleri bakanlığı ve adalet bakanlığı ve yetkili ve görevli personeli oynanan oyunu seyrederdi...ama bu bir oyun değildi ve bedelini bugün itiraflardan öğreniyoruz...aynı silahlarla öldürülen türk gençleri ödedi........

KARADENIZ
26-05-2008, 09:29
e-postama gelen mesaj yanlis oldugundan..
yaziyi siliyorum.
syg

indian
27-06-2008, 17:47
Hikmet Bulduk olayı ve örtülü ödenekte pis kokular!

Adı: Hikmet Nuri Bulduk.
1967 İstanbul doğumlu.
Başbakan’ın Erdoğan’ın sırdaşı ve önceki özel kalem müdürü.
Bulduk, hatırlanacaktır kısa bir süre önce Erdoğan tarafından apar-topar görevinden alındı.
Tam bu noktada soralım:
Yer değişme sırası gelen kendine yakın bürokratları bile yasayı zorlayarak görevinde tutan Başbakan Erdoğan, Hikmet Bulduk’u neden kapıya koydu?
O Tayyip bey ki değil özel kalem müdürünü, İstanbul belediyesindeki bekçileri bile güvenlik müdürü yapacak kadar kadrosunu tutan ve sırtlayan bir liderdir.
Ne oldu da Başbakan mahremine aldığı en yakınında olan bir ismin apar topar kalemini kırdı?
Belli ki ortada kamuoyuna açıklanmayan korkunç şeyler var.
Peki bu Hikmet Bulduk, özel kalem müdürü olarak ne işler mi yapardı?
Başbakan’ın istisnasız eli, ayağı, kolu gibiydi. Dahası, pek çok mahremini bilirdi.
En önemlisi örtülü ödenekte imza yetkisi olan ikinci isimdi.
Birinci isim o aralar Maksut Serim’di ki ona da birazdan geleceğiz.
Şimdi bu soru cevap arıyor?
Hikmet Bulduk’un eksiği ya da yanlışı neydi ki kovuldu?
Eğer bir suç işledi ise bunun için soruşturma emri verilmiş midir?
Tam bu noktada bir parantez açalım ve TBMM’nin abartısız en çalışkan milletvekili olan bürokrat kökenli Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hikmet Bulduk bağlamında yönelttiği soruları gündeme getirelim..
Dün görüştüğüm Kılıçdaroğlu soruyor:
1) Hikmet Bulduk halen Zirvekent’te aylık kirası 2500 dolar olan dubleks dairede oturuyor mu? Oturuyorsa aradan aylar geçmesine rağmen bu kirayı nasıl karşılıyor? Aldığı devlet memuru maaşının bir kaç katı olan kira geliri nerden?
2) Hikmet Bulduk’un 3 ayrı arabası olduğu doğru mudur? Doğru ise bir devlet memuru bunlara nasıl sahip olabilir?
3) Evinde Sofia Kristian isimli bir mürebbiye çalıştırıyor mu?Çalıştırıyorsa bu masrafları nasıl karşılıyor?
4) Hikmet Bulduk gibi geliri sınırlı, işten atılan bir memur Türkiye-Hırvatistan maçına gidebilir mi? Hikmet bey gitti ise bu keyif seyahatinin masraflarını nasıl karşıladı?
5) Hikmet Bulduk’un İstanbul Boğaziçi’nde Çengelköy’de tripleks bir daire satın aldığı doğru mudur? Doğru ise kaynağı neredendir?
Evet Kemal Kılıçdaroğlu’nun soruları bunlardır. Hikmet Bulduk bu sorulara cevap verirse sütunumuz emrinde olacaktır.
Bütün bu soruları yönelten Kılıçdaroğlu ilginç bir şey daha söylüyor:
-Başbakan’ın, görevine son verdiği Hikmet Bulduk için soruşturma emrini vermemesi acaba onun çok şeyi bilmesinden ötürü müdür?
Kılıçdaroğlu demek istiyor ki Başbakan, Hikmet Bulduk çok şey bildiği için üstüne gidemiyor! Yok biz bunu kabul etmeyiz... Haşa Başbakanımızın kanunsuz bir şeyleri mi var ki Bulduk gibilerden çekinsin?
Başbakanlık bu konuda da bir açıklama yaparsa onu da yayınlamaya hazırız.
Yok açıklama yapılmaz ve bütün bunlara karşı susulur ise işte o zaman kafalar karışacaktır.
Öyle çünkü örtülü ödenek bağlamında ortada başka iddialar da var...
Mesela bir Maksut Serim olayı var ki tüyler ürperticidir.
Kim midir Maksut Serim?
Örtülü ödenekten birinci derecede sorumlu olan zattır.
Başbakan onu İstanbul’dan getirdi.
Vakıfbank’da çalışırken Erdoğan’ın en mutemet adamıydı. Sahte diploma ile Vakıfbank’a genel müdür yardımcısı yapıldı. Olay ortaya çıktı ve mahkûm oldu.
Düşünebiliyor musunuz işte böyle bir adam bu milletin kör kuruşunun yani örtülü harcamalarının patronu yapıldı.Sorarım size; başında Maksut Serim gibi birinin olduğu ve ikinci imza yetkisini de Hikmet Bulduk gibi bir ismin taşıdığı örtülü ödenekle ilgili bir iddia ortaya atılınca insanın kafası doğal olarak karışmaz mı?
AKP’ye din gibi değil de parti gibi bakan hür vicdanlara soruyorum, bakın şöyle etrafa, birilerinin 5 yılda Karun gibi zenginleştiğini görmüyor musunuz?
Bu zenginliklerin kaynağının hesabı gün gelecek mutlaka sorulacak. Bunu türbanla, inançla, asker karşıtlığı ve milli irade istismarı ile örtemez ve geçiştiremezsiniz..



NASIL OLDU...
Asgari ücrete Türk-İş ihaneti...Dün asgari ücretteki yıllık artış oranı açıklandı.. Ne midir rakam?Yüzde 5.. Evet yılık enflasyon -ki o da örtülüdür- yüzde12’lerde iken asgari ücret yüzde 5 artırılıyor. Vahim ve dramatik olan bazı sendikaların buna olur vermesi yani imza koymasıdır. Kim midir bu sendikalar? Hadi Hak İş’i geçelim zira o başından beri AKP’ye endeksli. Ama sormak lazım Türk-İş’in yaptığı nedir? Evet Türk-İş gibi bir sendika nasıl oluyor da böyle bir skandala imza atıyor? O Türk-İş değil midir açlık sınırı 700 milyonun üstünde diye raporlar yayınlayan?.. Açlık sınırı 700 milyon ise, 500 milyonun altına yani yıllık yüzde 5’lik bir artışa nasıl razı olursun? Bunun cevabı Türk-İş’in de artık AKP ile kolkola girdiği ve hatta onun emrine girdiğidir... Trajikomik olan bu Türk-İş yönetimine Türk Metal Başkanı Mustafa Özbek’in destek verip seçtirmesidir. Görüyorsunuz kimin eli kimin cebinde belli değildir.. Sözde aleyhte olanlar bile AKP’ye dolaylı olarak kol-kanat geriyor... Türk-İş’in AKP güdümüne girmesinde Mustafa Özbek de en az diğerleri kadar günahkardır. Değilse soruyorum Mustafa Özbek, Mustafa Kumlu isimli yeni başkana o desteği niye verdi? Yüzde 5’in hesabını vermesi gerekenlerden biri de Özbek’tir.. Perde gerisinde acayip şeyler dönüyor ve birileri bizi iyi işletiyor haberiniz olsun... Ayrıca AKP şu sendika ağalığı sistemine neden dokunmuyor acaba? Şu sendika önderlerinin mal varlığını bir araştırsak mı?




BU NE DEĞİŞİM...
Mesut Yılmaz’ın uçağındaki Nazlı Ilıcak...
Nazlı Ilıcak’a şaşırıyorum. Önceki gün Ufuk Uras’la Mesut Yılmaz’ı kıyasladı ve Yılmaz’ı yere batırırken Uras’ı arşa yükseltti. Yahu Ufuk Uras dediğin adam neticede Marksist ve ateist, senin onunla ne gibi bir fikri yakınlığın olabilir? Ama söz konusu asker yani TSK ise Nazlı onlarla kol koladır. Ufuk AB platformunda Yılmaz’ın aksine askeri dövdü ya, o yetti Nazlı’ya... Emin olun sebebi de şahsi ve nefsidir zira AKP önderleri 22 Temmuz seçimleri öncesinde Nazlı Hanıma adaylık bağlamında “seni asker istemiyor” dediler, o da şimdi aklınca rövanş alıyor... Nazlı Hanımın Mesut Yılmaz’la ilgili satırlarını okurken birden hatıralara daldım... Yıl: 1996... Almanya yolundayız. Başbakanlık uçağında Nazlı Ilıcak, ben, M.Ali Birand ve Sedat Ergin var. Nazlı Hanım bir ara Mesut Yılmaz’a dönüyor ve aynen şunları söylüyor: “Mesut Bey bana sizin yağdanlığınız olduğumu söylüyorlar .Ben inkar etmiyorum ki, evet ben sizin yağcınızım...” Nazlı bunu, sakın bu sözlerini inkar etme Sedat Ergin’le M.Ali Birand şahittir... Nazlı Hanım dün konjonktür gereği Mesut Bey’in yağcısıydı bugün konjonktür değişti başkalarının yağcısı... Vallahi Sevgili Kemal Ilıcak’ın eski eşi ve bir zamanlar Tercüman’ın yiğit yazarı Nazlı Hanıma hiç yakışmıyor.




İŞ BİLENİN...
Mehmet Nazif Günal ve AKP...
Mehmet Nazif Günal her dönemin adamıdır. Semra Özal yıllarında papatya olarak anılır, Mesut Yılmaz günlerinde ise bezik arkadaşı olarak tanınırdı... En önemli özelliği vefasızlığıdır.. Bir gün Cavit Kavak bana; “Bu nasıl adam Mesut Bey’in şimdi telefonuna bile çıkmıyor” demişti... Üniversite yıllarından beri sosyalist çizgisi ile bilinen Mehmet Nazif AKP iktidar olunca ona yakınlaşmaya çaba gösterdi. Mesela Başbakan’ın hatırı için Rize’ye 5 yıldızlı otel yapma sözünü verdi ama sonra nedense çark etti. Öyle olunca da Tayyip Bey iki yıl gibi bir süre Mehmet Nazif’i yanına yaklaştırmadı.. Nazif büyük uğraşlarla Tayyip Bey’e yine yakınlaştı ve çok çok iyi bir ilişki kurdu.. Öyle ki Başbakan’a çok yakın gazetecilere televizyonunda program yaptırmaya başladı. Dahası, haber merkezine talimat vererek, AKP aleyhinde haber istemem dedi. Tabii bütün bu süreçlerde işleri de Katar’dan İstanbul’a yaver gitmeye başladı.. Derken malum deniz dolgusu olayı gündeme geldi... AKP iktidarının gücünü arkasına aldığını düşünen Nazif Bey başladı denizi doldurmaya.. Basın feveran edip kaymakam da gerekeni yapınca Ankara’dan bir emir: “Kaymakam görevinden alınmıştır...” Bravo Nazif Bey.. Tebrik ederim. İş bilenin, kılıç kuşananın... Hiç kuşkum yok yarın bunlar gittiğinde de bizden çok bunlara karşı olacaksın... Sen durakta beklemiyor, gelen otobüse biniyorsun.. Laf aramızda yaşamak için biraz da böyle davranmaya mecbursun... Ancak tam bu noktada AKP önderlerine bir ikazım var: Sakın, sakın ha, hükümetten düştükten sonra Nazif Bey’i aramayın zira o gün Nazif Bey’in beyninden otomatik olarak silindiğiniz gündür.. İktidarı kaybettiğiniz an kayıt dışı olacaksınız.

indian
27-06-2008, 17:55
Halkı laiklikten soğutan laikler ve satılan vatan!

Okurlarımızdan Murtaza Baronok önemli bir mektup gönderdi:
“Sayın Bulut, merkez medya diye tabir edilen medyada köşe yazanlar iyi hayat standartlarına sahip, lüks arabaları, villaları var. Tatillerini AB ülkelerinde geçiriyorlar, çocuklarını AB ülkelerinde veya ABD’de okutuyorlar. İşte bunlar Tayyip Erdoğan’ın deyimi ile ‘Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor’, farkında değiller ki memleket elden gidiyor!
Bu bahsettiklerim tehlikeyi AKP’den ibaret zannediyorlar, AKP’nin teferruat olduğunun farkında değiller. AKP’ye odaklanmışlar.
Soros’un, CIA’nın faaliyetlerinden haberleri yok.
Çevremizdeki ülkelerden haberleri yok, dünyayı izlemiyorlar.
Büstleri ve heykelleri duran tek liderin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu ve hedefin Türkiye olduğunu görmüyor, göremiyorlar.
Yugoslavya’nın, Romanya’nın, Arnavutluk’un, Rusya’nın, Gürcistan’ın, Ukrayna’nın başına ne geldiğinden haberleri yok.
En yakınımızdaki Irak’ta yaşananlardan da bir şey anladıklarını söyleyemem.
Saddam’ın heykellerini canlı yayında indirdiler, tüm dünyaya izlettiler! Saddam’ı astılar tüm dünyaya izlettiler ve bu görüntülerle tüm Müslüman ve Ortadoğu coğrafyasının yüreğine korku saldılar.
Bizimkiler hâlâ hiç bir şeyin farkında değil.
Tutturmuşlar ‘laiklik elden gidiyor’ farkında değiller ki memleket elden gidiyor.
AB projesinin masumane olmadığını amacından saptığını görmüyorlar, göremiyorlar.
Maalesef sorunumuz bu!
Bu adamlar uyansa millet de uyanacak ama bu adamların uyanması biraz geç ve zor olacak.
İşte bu adamların ikna edilmesi lâzım!
Sorunumuz bu, birileri küçük burjuva hayatlarıyla, laiklik endişeleriyle uyuyor.
Sadece laikliği koruyarak memleketi
koruyamayız.
Hitler’in Almanya’sı, Saddam’ın Irak’ı da laikti gidip oralarda yaşamak isterler miydi?
Diyelim ki laikliği koruduk, topraklarımız, akarsularımız, göllerimiz, madenlerimiz, ormanlarımız, stratejik varlıklarımız ne olacak?
Vaktinizi almayayım.
Saygılarımla.
Allah kolaylık versin.”



* * *



Evet, medyadaki söz konusu küçük burjuvalar, “Ya kızımın başını örtmeye kalkarlarsa ben ne yaparım?” endişesine sahip olduklarını yazılarında da anlatıyor. Buna karşılık, vatanın satılmasına karşı bugüne kadar ciddi bir tepki geliştirmediler. Hâlâ, özelleştirmeye olan inançlarını kaybetmediler.
Batılı hayat tarzına alıştıkları için Doğu ile ilgili ne varsa ürküyorlar. Türk Dünyası onları heyecanlandırmıyor, Rusya, Çin ve Hindistan’ın Batı’nın sömürüsüne karşı direnişi de umurlarında değil.
Bir defa Batı medeniyetinin üstünlüğüne iman etmişler! Tıpkı bir din gibi bu imana sahipler. Dolayısıyla, gözleri var, okuyorlar ama görmüyorlar, kulakları var, duyuyorlar ama işitmiyorlar, kalemleri var, biliyorlar ama kendi korkularından kurtulup yazmıyorlar!



* * *




Üstelik laiklik hassasiyetini ortaya koyarken, cahilliklerinden dini değerlere de saldırıyorlar ve halkı laiklikten soğutuyorlar!
Halkı askerlikten soğutmak suçu gibi halkı laiklikten soğutmak da suç haline gelseydi, belki bir hal çaresi olurdu.
Yazık ki halkı laiklikten soğutanlar, laikliğe en çok sahip çıkanlar, hatta onu koruma ve kollamakla görevli olanlardır.
Öyle uygulamalara giriştiler ki, mankurtlara “İngiliz işgali olsa daha iyiydi” bile dedirttiler.
Halk, cumhuriyeti korumakla görevli olanların vatanın satılması karşısında sessiz kalıp, laiklik de laiklik diye diretmesine de bir anlam veremiyor. Biz yıllardır bunları anlatıyoruz ama çoğunun beyni, doğru değerlendirmeye kapalı.
Bir şok yaşamaları gerekiyor ki gerçeği anlayabilsinler!

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4280

indian
03-07-2008, 11:25
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9342158.asp?gid=229&sz=18431

Ergenekon'da bir tahliye 3 Temmuz 2008


DHA



Ergenekon soruşturması kapsamında geçtiğimiz Haziran ayında tutuklanan işadamı Kuddsi Okkır tahliye edildi. Okkır, 'finansör' olduğu iddiasıyla tutuklanmıştı.

Not: Tahliye gerekçesi yani mahkeme kararı çok önemli....masum insanları sırf "başka ülkelerin menfeatini bozuyor" ve "muhalif" olduğu için hukuki gerekçelerden ziyade "siyasi" yorumlarla ve "planlı düzmece operasyonlarla" içeri alırsanız...devletin yönetimi için gerekli olan "İSTİKRARI" bozarsınız...yani kendi ayağınıza kurşun sıkıarsınız....örnek:Sinan Aygünün banyosuna konulan silahı 3 aydır kim koymuş...nasıl konmuş..balistik raporu nerede...bunlar ortaya çıkarılmamış...insanlık onuru ve işadamı itibarını ayaklar altına alırsanız....kendi ayağınıza kurşun sıkmaktan öteye geçersiniz....

***


http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9332837&tarih=2008-7-2
TOBB Başkanı'ndan Hükümet'e sert sözler 02 Temmuz 2008


A.A / ANKA



Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Ergenekon Soruşturması” kapsamında dün gözaltına alınan Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün'ün “böyle bir muameleye tabi tutulmasını kınadıklarını” bildirdi.



Ankara Ticaret Odası Meclisi, genişletilmiş olarak olağanüstü toplandı.


Toplantının ardından açıklama yapan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ATO Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Ticaret Odaları Konsey Başkanı Aygün'ün “hala kamuoyuna açıklanmamış bir takım gayrimeşru faaliyetler içinde anılmasını, herhangi bir açıklama veya suçlama belirtmeksizin böyle bir muameleye tabi tutulmasını kınadıklarını” ifade etti.

“Sayın Aygün'ün meşruiyet dışı herhangi bir tavır ve davranış içine girmeyeceğini de biliyoruz” diyen Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

“Sayın Aygün davet edilseydi adalete yardımcı olmak için ifade vermeye gitmeyecek miydi? Hukukun üstünlüğünü ve demokrasinin gereği insanların ifadesine başvurmanın kamuoyu vicdanına uygun yöntemleri vardır.

Bu süreçte insanlara reva görülen muamelenin evrensel hukuk ilkeleri ile doğrudan bağdaşması gerekmektedir.”


“GELECEĞE MATUF KAYGI VE ENDİŞELERİMİZİ ARTIRMAKTADIR”


Dün meydana gelen olayı “kişilik onuruna darbe” olarak nitelendiren Hisarcıklıoğlu, ticaretin güven üzerine inşa edildiğini, bir tüccarın en büyük sermayesinin itibarı olduğunu vurguladı. Hisarcıklıoğlu, “Demokratik yollarla bu göreve seçilen ve hem Ankaralı müteşebbislerimiz hem de ülkemizin menfaatleri için mücadele veren saygın bir mensubumuza reva görülen bu uygulamayı hepimize yapılmış kabul ediyoruz” diye konuştu.

Hisarcıklıoğlu, cumhuriyetin şerefinin “adaleti” olduğunu ifade ederek, “Eğer bir sistem, hukukun ve adaletin dışına çıkmakla korunabilecekse esasen korunmaya değer değildir” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğunu, hukukun üstünlüğüne ve Türk yargısına inançlarının tam olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, ancak yargı sürecinin mutlaka şeffaf ve açık olması gerektiğini söyledi. Hisarcıklıoğlu, süreç şeffaf olmadığında şahısların mağdur olmasının kaçınılmaz olacağını ifade ederek, “Sayın Sinan Aygün'ün tabi tutulduğu muamele, geleceğe matuf kaygı ve endişelerimizi artırmaktadır” diye konuştu.

TOBB MEDYA BAŞKANI: GÖZALTI GEREKÇELERİ AÇIKLANSIN

TOBB Medya ve İletişim Meclisi Başkanı Vahap Munyar, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi'nin Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınma gerekçelerinin biran önce açıklanmasını istedi. Munyar, “Şüphe duyulan bağlantıları varsa, gerekçeleri kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılıp, soruşturmayı yürüten ekiplerin önüne çağrılabilir. Apar topar gözaltı görüntülerine hiç gerek yoktur” dedi.

TOBB Medya ve İletişim Meclisi Başkanı Vahap Munyar yaptığı açıklamada, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi'nin gözaltına alınma şekline tepki gösterdi. Bir yılı aşan zaman diliminde sürdürülen Ergenekon operasyonunun, son gözaltılarla yeni bir boyut kazandığını ifade eden Munyar şunları kaydetti:

“Operasyon, temsil ettiğimiz medya sektörünü de yakından ilgilendiriyor. Gözaltına alınanlar arasında bulunan, ofisi, evi aranan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi ve yazarı Mustafa Balbay, gazetesini temsilen meclisimizin çok değerli bir üyesidir.

Şu unutulmamalıdır ki, gazeteciler, toplum önünde neredeyse çıplak geziyormuşcasına şeffaf durur. Attıkları her adım, savundukları her görüş, gayet iyi bilinir. Aynı durum Mustafa Balbay için de fazlasıyla geçerlidir. Mustafa Balbay, kimi kesimlerin pek de hoşuna gitmeyen görüşlerini gazetesindeki köşesinde, çıktığı televizyon programlarında ortaya koyuyor.

Herşeye rağmen şüphe duyulan bağlantıları varsa, gerekçeleri kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılıp, soruşturmayı yürüten ekiplerin önüne çağrılabilir. Apar topar gözaltı görüntülerine hiç gerek yoktur.”

Böyle bir uygulamanın ne kadar gereksiz olduğunun İlhan Selçuk'un gözaltına alınması sırasında da ortaya çıktığını söyleyen Munyar, “İlhan selçuk, sabahın köründe gözaltına alındı da ergenekon soruşturması çok mu başarıya ulaştı? Eğer öyle olduysa bugüne kadar neden iddianame hazırlanamadı?” dedi.

“BÜYÜKÇELEBİ'NİN GÖZALTI GÖRÜNTÜLERİ BİZİ DAHA DA YARALADI”

Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi'nin gözaltına alınış görüntülerinin medya sektörünün temsilcileri olarak kendilerini daha da yaraladığını belirten Munyar, şunları dedi:

“Büyükçelebi de yıllardır gazetecilik mesleğini çeşitli gazetelerde, farklı görevler alarak yürütmüştür. Şüphe duyulan hareket veya sözü ne olursa olsun, suçlu olduğu kesinleşmemişken, Ufuk Büyükçelebi'ye kelepçe takan düşünceyi anlayabilmiş değiliz.

TOBB Medya ve İletişim Meclisi olarak, başta üyemiz Mustafa Balbay olmak üzere, sektörümüzdeki arkadaşlarımızın Ergenekon soruşturmasındaki yerinin ne olduğunu, hangi gerekçelerle gözaltına alındıklarının bir an önce açıklanmasını bekliyoruz.”


Not: TOBB başkanı gerçek bir "devlet adamı" gibi davranmıştır...muhalefet lideriyle olan planlı görüşmesinin kutuplaşmaya hizmet edeceğini düşünerek,iptal etmiş ve kendisi "gerekli" "gecikmiş" uyarıyı yapmıştır...Bu forumlarda herkes değişik görüşlerini dile getiriyor...ilave olarak "geciken adalet" "adil olmayan yargı"farklı muamale" "kişisel hesaplaşmalar" ın toplumu devlet özelliğinden geri bıraktığını..aşiret ve kural dışılığın yaygınalaşarak mevcut sistemi tehdit edeceğini...bunlarında iç senaryo olamayacağını...ÇATININ yıkılmasının muhakkak başka ülke menfeatlerine hizmet ettiğini, edeceğini vurgulamaya çalışıyoruz...

XTRADERX
09-07-2008, 12:32
polise silah ceken onların canına kıyanların hesabı sorulacakkk.........

AVCI06
09-07-2008, 23:54
polise silah ceken onların canına kıyanların hesabı sorulacakkk.........

el kaide ,afganistan,ibda-c baglantısı olabilir deniyor.
tabi taliban yardımı da söz konusu gibi..(''afgani ler'')? bekleyelim görelim .
yanlış ve zamanlama hatalı ''diz çöktürülmesin'' de BÜYÜK TÜRK MİLLETİ.:grrr:

indian
14-07-2008, 23:17
hem ilahi adalet hesap soracak hem de biz.....Biz kimmiyiz!!!!Binlerce yıldır bu topraklarda ve yeryüzünde medeniyet kurmuş ve yaymış anti-emperyalist Türk halkıyız...gerektiğinde kardeşçe yaşamış gerektiğinde yiğitçe vuruşmuş bir halkız...kalleşleri ve ihanetide çok iyi biliriz..... sabrımızı saflığa, sukünetimizi acizliğimize yormuşlardı da güneş onlar için batmıştı....

Aydınlık dergisinde, Emcet Olcaytu imzasıyla çıkan
yazı...
Sivas Katliamı, Başbağlar Katliamı ve meydanı boş bulan PKK yardakçıları...

2 Temmuz Sivas Katliamını elbette hepimiz biliyor ve lanetliyoruz. Ne var ki, Madımak vahşetinden üç gün sonra PKK'nın yaptığı "Başbağlar katliamı", ABD ve AB'nin, bilumum PKK yardakçısının talimatları doğrultusunda unutturulmaya çalışılıyor. Liboş-mandacı-dönek takımı Başbağlar katliamının sözünü bile etmiyor. Bu nedenle, Başbağlar katliamını kısaca hatırlatalım:
Erzincan'ın Kemaliye İlçesi'ne bağlı Başbağlar Köyü, 5 Temmuz 1993 günü akşam karanlığında PKK terör örgütü tarafından basıldı. Yaklaşık yüz silahlı terörist, köyün giriş ve çıkışlarını tutup telefon bağlantılarını kestikten sonra savunmasız köylüleri meydanda topladı. Toplam 33 kişiyi kurşuna dizip evleri ateşe veren katiller, olay yerine "Yaşasın Başkan Apo- Yaşasın PKK" sloganlarının yer aldığı bir bildiri bırakarak uzaklaştılar. Bildiride, olayın Sivas olaylarına misilleme olarak yapıldığı ifade edilirken şöyle deniyordu: "2 Temmuz günü 40'a yakın insanımızın ölümü 60'a yakınının da yaralanmasıyla sonuçlanan olay, devletin bilinçli bir provokasyo*nunun ürünüdür. Ve bunun sorumlusu devlettir".
PKK BU GÜCÜ NEREDEN ALIYOR
Dikkat ederseniz PKK, hükümeti değil devleti, yani Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alıyor. 1984 yılında PKK eylemlere başladığında, Turgut Özal, "bunlar üç beş çapulcu" diyerek, halkımızın gözüne "kül atmak" yolunu seçmişti. O günden bu güne geçen 34 yıl içerisinde, PKK'yı Amerika'nın ve Avrupa'nın besleyip koruduğunu bütün millet öğrendi. Buna karşılık, işbirlikçi iktidarlar ise ABD ve AB hizmetkârlığının gereği olarak bu gerçeği "ağızlarına" alamadılar. PKK katliamlarının arkasından, en çok sıkıştıkları günlerde de "kem-küm" etmekle yetindiler. Konuyu yakından takip edenler biliyor: Başbağlar katliamı sonrasında, tek bir hükümet üyesi bile, PKK'yı ABD ve AB'nin "beslediğini" söyleyebilmiş değil. Nihayet bugün başımızda "ABD bize PKK ile mücadelemizde yardım ediyor" diyen bir hükümet ve bu hükümetin başında da "Ben BOP Eşbaşkanıyım, ABD'nin verdiği görevi yapıyorum" diyen Tayyip Erdoğan var.
BAŞBAĞLAR KATLİAMINI KİM KAPATTI
Bağbağlar katliamı davasının müdahil avukatlarından Kamil Uğur Yaralı saldırı sonrasında başlatılan tahkikatın olayın aydınlatılmasına değil, örtbas edilip kapatılmasına yönelik bir seyir izlediğini söylüyor. Avukat K. Uğur Yaralı, davanın seyrini şöyle anlatıyor: "Olayın hemen ardından yakalanan 20 kişi ifadelerinde suçlarını kabul etmiş, mağdurlar tarafından da sanıkların bir kısmı teşhis edilmişti ama bu sanıklar Erzincan DGM'de serbest bırakıldı. Siyasi baskıların kararda etkili olduğuna ilişkin duyumlar aldık. Dava garip bir şekilde İzmir DGM'ye nakledildi. İzmir'deki yargılama, içlerinde bir itirafçının da bulunduğu 8 sanıkla devam etti. Tahkikatın genişletilmesine yönelik taleplerimiz reddedilerek adil bir yargılanmanın gerekleri ortadan kaldırıldı. Fotoğraflı teşhis dahi yapılmadı. Dava sonunda sadece 2 kişi ceza aldı. 100 kişinin gerçekleştirdiği katliam, iki sanığa verilen 14 ve 3,5 yıllık mahkûmiyet cezalarıyla kapatıldı ve olayla ilgili hiçbir sorunun cevabı bulunamadı."
EVLER TAMİR EDİLDİ AMA GÖNÜLLER...
Başbağlar Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Ali Dikkaya, yanan 191 hanenin yeniden yapıldığını, ancak birçok insanın katliamın ardından başka şehirlere göç ettiklerini söylüyor. Dikkaya, "Başbağlar hiçbir zaman herhangi bir terörist grupla bir ilişki içerisinde olmadı. Katliama kadar herhangi bir grubun yardım ve yataklık talebiyle karşılaşmadık. Başbağlar'ın neden seçildiğini hâlâ anlayamadık. Evlerimiz tamir edildi ama gönüllerimiz tamir edilmedi. Katliamı yapanlar yakalanıncaya ve hesap soruluncaya kadar huzur içinde olmayacağız" diyor.
MEYDANI BOŞ BULAN PKK YARDAKÇILARI...
Hafta içerisinde, Sivas katliamı lanetlenirken, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, "Sivas katliamını devlet içindeki darbeciler yaptı" iddiasıyla, Tayyip Erdoğan'ı ve Fethullahçıları da "sollayarak" sahneye fırladı. Hatırlayacak olursanız, olay günü PKK'nın Başbağlar köyünde bıraktığı bildiride de, "2 Temmuz günü 40'a yakın insanımızın ölümü 60'a yakınının da yaralanmasıyla sonuçlanan olay, devletin bilinçli bir provokasyo*nunun ürünüdür. Ve bunun sorumlusu devlettir" denilmişti. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras da, PKK'nın bildirisini 15 yıl sonra, tekrar dile getirdi. Çünkü 2 Temmuz Sivas katliamından üç gün sonra 5 Temmuz'da PKK'nın Başbağlar katliamı gündeme gelecekti. ÖDP Genel Başkanı, aklınca "bir taşla üç kuş" vurmuş oluyordu.
Abdullah Öcalan itiraflarında, Başbağlar katliamını PKK'lı Dr. Baran'ın Sivas katliamına misilleme olarak gerçekleştirdiğini söylemişti. Buna göre, PKK, Başbağlar katliamını darbecilere karşı yapmış oluyordu. Öte yandan, Başbağlar katliamı davasının seyrinden de anlaşılacağı gibi, katliam faillerinin ortaya çıkartılması, PKK'nın baş destekçisi ABD ve AB ile bunların işbirlikçileri tarafından da arzulanmıyordu.
ÖDP Genel Başkanı, bununla da kalmadı. Sivas katliamını "devlet içindeki darbecilerin yaptığını" ileri sürdükten sonra; TBMM'ye darbecilerin araştırılması için önerge vereceğini açıkladı. Ufuk Uras'ın, PKK'ya yardımını elbette öncelikle DTP'liler görecekti. Derhal ÖDP Genel Başkanı'nı arkalayıp, önergeyi imzaladılar. Önerge kabul edilirse, her halde PKK'nın bildirisinin "doğruluğunu" kanıtlamak için çalışacaklar.
Bu arada, Sivas katliamını kınamaktan ısrarla kaçınan AKP, MHP ve BBP gibi partilerin de Ufuk Uras'ın önergesine destek verdiklerini duyarsanız, şaşırmayın...

XTRADERX
14-07-2008, 23:32
bugun dıyarbakırda dırege cıkıp turk bayragını ındırenlerın hesabı sorulacak

e-fulya
15-07-2008, 12:28
450 suç duyurusu 15 Temmuz 2008


Saygı Öztürk



"İddianamenin içeriğiyle ilgili" haber ve yorumlardan dolayı bugüne kadar Cumhuriyet savcılarına 450 suç duyurusunda bulunuldu. Emniyet ve adliyede soruşturma dosyalarıyla ilgili "bilgi sızdıranlar" hakkında da soruşturma açıldı.


İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Ergenekon Soruşturması ile ilgili olarak bugüne kadar yapılan yayınlar nedeniyle Cumhuriyet savcılıklarına 450 suç duyurusunda bulunulduğunu açıkladı.
"Soruşturma kapsamında yapılan yazışmalar ve soruşturmanın içeriğiyle ilgili her konuda bilgisi sahibi olmam mümkün değil" diyen Engin'in verdiği bilgiye göre, soruşturma ile ilgili bazı bilgilerin basına sızması üzerine aralarında Emniyet mensupları, adliye çalışanlarının da bulunduğu bazı görevliler hakkında soruşturma açıldı. Bilgilerin avukatlarla
gazetecilere sızdırılması müfettişlerin araştırma başlatmasına da neden oldu.

BİLGİ SIZDIRAN GÖREVLİLER

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. Maddesi ile yetkili bölümü, bu bilgileri sızdırdığından şüphelenilen İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında 'evrakta gizliliğin ihlali ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle soruşturma başlattı. Bu suçların Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine girmemesi nedeniyle soruşturma evrakı Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. Bu soruşturma, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosunda 2008/8032 sayılı soruşturma dosyası üzerinden devam ediyor.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9439991.asp?gid=229&sz=9746

UNYELI CONAN
15-07-2008, 12:33
bugun dıyarbakırda dırege cıkıp turk bayragını ındırenlerın hesabı sorulacak

bu olay bugünmü oldu :grrr: :(

balaban
15-07-2008, 13:02
bu olay bugünmü oldu :grrr: :(

Bilmiyorum. Hesap filan sorulmaz, şimdiye kadar sorulmadı.

bridgea
15-07-2008, 13:10
hem ilahi adalet hesap soracak hem de biz.....Biz kimmiyiz!!!!Binlerce yıldır bu topraklarda ve yeryüzünde medeniyet kurmuş ve yaymış anti-emperyalist Türk halkıyız...gerektiğinde kardeşçe yaşamış gerektiğinde yiğitçe vuruşmuş bir halkız...kalleşleri ve ihanetide çok iyi biliriz..... sabrımızı saflığa, sukünetimizi acizliğimize yormuşlardı da güneş onlar için batmıştı....

Aydınlık dergisinde, Emcet Olcaytu imzasıyla çıkan
yazı...
Sivas Katliamı, Başbağlar Katliamı ve meydanı boş bulan PKK yardakçıları...

2 Temmuz Sivas Katliamını elbette hepimiz biliyor ve lanetliyoruz. Ne var ki, Madımak vahşetinden üç gün sonra PKK'nın yaptığı "Başbağlar katliamı", ABD ve AB'nin, bilumum PKK yardakçısının talimatları doğrultusunda unutturulmaya çalışılıyor. Liboş-mandacı-dönek takımı Başbağlar katliamının sözünü bile etmiyor. Bu nedenle, Başbağlar katliamını kısaca hatırlatalım:
Erzincan'ın Kemaliye İlçesi'ne bağlı Başbağlar Köyü, 5 Temmuz 1993 günü akşam karanlığında PKK terör örgütü tarafından basıldı. Yaklaşık yüz silahlı terörist, köyün giriş ve çıkışlarını tutup telefon bağlantılarını kestikten sonra savunmasız köylüleri meydanda topladı. Toplam 33 kişiyi kurşuna dizip evleri ateşe veren katiller, olay yerine "Yaşasın Başkan Apo- Yaşasın PKK" sloganlarının yer aldığı bir bildiri bırakarak uzaklaştılar. Bildiride, olayın Sivas olaylarına misilleme olarak yapıldığı ifade edilirken şöyle deniyordu: "2 Temmuz günü 40'a yakın insanımızın ölümü 60'a yakınının da yaralanmasıyla sonuçlanan olay, devletin bilinçli bir provokasyo*nunun ürünüdür. Ve bunun sorumlusu devlettir".
PKK BU GÜCÜ NEREDEN ALIYOR
Dikkat ederseniz PKK, hükümeti değil devleti, yani Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alıyor. 1984 yılında PKK eylemlere başladığında, Turgut Özal, "bunlar üç beş çapulcu" diyerek, halkımızın gözüne "kül atmak" yolunu seçmişti. O günden bu güne geçen 34 yıl içerisinde, PKK'yı Amerika'nın ve Avrupa'nın besleyip koruduğunu bütün millet öğrendi. Buna karşılık, işbirlikçi iktidarlar ise ABD ve AB hizmetkârlığının gereği olarak bu gerçeği "ağızlarına" alamadılar. PKK katliamlarının arkasından, en çok sıkıştıkları günlerde de "kem-küm" etmekle yetindiler. Konuyu yakından takip edenler biliyor: Başbağlar katliamı sonrasında, tek bir hükümet üyesi bile, PKK'yı ABD ve AB'nin "beslediğini" söyleyebilmiş değil. Nihayet bugün başımızda "ABD bize PKK ile mücadelemizde yardım ediyor" diyen bir hükümet ve bu hükümetin başında da "Ben BOP Eşbaşkanıyım, ABD'nin verdiği görevi yapıyorum" diyen Tayyip Erdoğan var.
BAŞBAĞLAR KATLİAMINI KİM KAPATTI
Bağbağlar katliamı davasının müdahil avukatlarından Kamil Uğur Yaralı saldırı sonrasında başlatılan tahkikatın olayın aydınlatılmasına değil, örtbas edilip kapatılmasına yönelik bir seyir izlediğini söylüyor. Avukat K. Uğur Yaralı, davanın seyrini şöyle anlatıyor: "Olayın hemen ardından yakalanan 20 kişi ifadelerinde suçlarını kabul etmiş, mağdurlar tarafından da sanıkların bir kısmı teşhis edilmişti ama bu sanıklar Erzincan DGM'de serbest bırakıldı. Siyasi baskıların kararda etkili olduğuna ilişkin duyumlar aldık. Dava garip bir şekilde İzmir DGM'ye nakledildi. İzmir'deki yargılama, içlerinde bir itirafçının da bulunduğu 8 sanıkla devam etti. Tahkikatın genişletilmesine yönelik taleplerimiz reddedilerek adil bir yargılanmanın gerekleri ortadan kaldırıldı. Fotoğraflı teşhis dahi yapılmadı. Dava sonunda sadece 2 kişi ceza aldı. 100 kişinin gerçekleştirdiği katliam, iki sanığa verilen 14 ve 3,5 yıllık mahkûmiyet cezalarıyla kapatıldı ve olayla ilgili hiçbir sorunun cevabı bulunamadı."
EVLER TAMİR EDİLDİ AMA GÖNÜLLER...
Başbağlar Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Ali Dikkaya, yanan 191 hanenin yeniden yapıldığını, ancak birçok insanın katliamın ardından başka şehirlere göç ettiklerini söylüyor. Dikkaya, "Başbağlar hiçbir zaman herhangi bir terörist grupla bir ilişki içerisinde olmadı. Katliama kadar herhangi bir grubun yardım ve yataklık talebiyle karşılaşmadık. Başbağlar'ın neden seçildiğini hâlâ anlayamadık. Evlerimiz tamir edildi ama gönüllerimiz tamir edilmedi. Katliamı yapanlar yakalanıncaya ve hesap soruluncaya kadar huzur içinde olmayacağız" diyor.
MEYDANI BOŞ BULAN PKK YARDAKÇILARI...
Hafta içerisinde, Sivas katliamı lanetlenirken, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, "Sivas katliamını devlet içindeki darbeciler yaptı" iddiasıyla, Tayyip Erdoğan'ı ve Fethullahçıları da "sollayarak" sahneye fırladı. Hatırlayacak olursanız, olay günü PKK'nın Başbağlar köyünde bıraktığı bildiride de, "2 Temmuz günü 40'a yakın insanımızın ölümü 60'a yakınının da yaralanmasıyla sonuçlanan olay, devletin bilinçli bir provokasyo*nunun ürünüdür. Ve bunun sorumlusu devlettir" denilmişti. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras da, PKK'nın bildirisini 15 yıl sonra, tekrar dile getirdi. Çünkü 2 Temmuz Sivas katliamından üç gün sonra 5 Temmuz'da PKK'nın Başbağlar katliamı gündeme gelecekti. ÖDP Genel Başkanı, aklınca "bir taşla üç kuş" vurmuş oluyordu.
Abdullah Öcalan itiraflarında, Başbağlar katliamını PKK'lı Dr. Baran'ın Sivas katliamına misilleme olarak gerçekleştirdiğini söylemişti. Buna göre, PKK, Başbağlar katliamını darbecilere karşı yapmış oluyordu. Öte yandan, Başbağlar katliamı davasının seyrinden de anlaşılacağı gibi, katliam faillerinin ortaya çıkartılması, PKK'nın baş destekçisi ABD ve AB ile bunların işbirlikçileri tarafından da arzulanmıyordu.
ÖDP Genel Başkanı, bununla da kalmadı. Sivas katliamını "devlet içindeki darbecilerin yaptığını" ileri sürdükten sonra; TBMM'ye darbecilerin araştırılması için önerge vereceğini açıkladı. Ufuk Uras'ın, PKK'ya yardımını elbette öncelikle DTP'liler görecekti. Derhal ÖDP Genel Başkanı'nı arkalayıp, önergeyi imzaladılar. Önerge kabul edilirse, her halde PKK'nın bildirisinin "doğruluğunu" kanıtlamak için çalışacaklar.
Bu arada, Sivas katliamını kınamaktan ısrarla kaçınan AKP, MHP ve BBP gibi partilerin de Ufuk Uras'ın önergesine destek verdiklerini duyarsanız, şaşırmayın...

İspat edilemeyecek iddialara girmeyi istemem hele siyasete :notr:

Devletin şimdi ki (ergenekon)gibi örgütlenmelerinin bir rövanşıdır bahsettiğiniz.

Hem Çevrimli katliamı hem Başbağlar.Olaylara at gözlüğü ile bakanlar pek çok gerçeği göremez.Bu katliamlar resmi olarak gerçekleştirildi!!!!

Neden Madam Mitterand'la Türkiyenin arası açıldı sanıyorsunuz?

Neden bizi arasına almak istemeyenler ikide birde (o tarihte)insan hakları deyip duruyorlardı?

Açık bir anımı kısaca yazayım;

Olağanüstü halin kalkması defalarca gündeme gelmişti,devrettiğim alkollü işyerimin önünde mekanı alan mhpli vatandaşla oturuyoruz,sivil ekip geldi ''benzin parası''istedi.(rutindir bilen bilir).bizim mekancı lafa boğmaya çalıştı.Snuçta laf döndü,dolaştı olağanüstühale geldi.

Memurun sözleri bugün gibi aklımda''bitmez!bitirtmeyiz!orda çift maaş var,var da var.İki bomba,bi kundaklama,devam eder''

Bunun hesabı sorulmadı,Botan nehri kıyısı ormanını kim yaktı?Hesabı sorulmadı.

Şimdi bu konuda en açık,en haklı insana saldırıp hedef şaşırtıyorlar.AYIP :grrr:

Yeşilyurt'ta kim yedirdi .oku köylüye,sorun önce hesabını.

Kendi halkımıza,kendi kendimize düşman ediliyoruz.Yabancılaşma nedir bilirmisiniz?bakın google da bulun,ama anlayana kadar okuyun.

Bizi bize düşman edip kırdırana BİRGÜN hesap soracağız.

XTRADERX
15-07-2008, 13:24
bu olay bugünmü oldu :grrr: :(

dun aksam saat 19,50 sularında oldu...show haberde son dakıka olarak goruntuler gectı

bridgea
15-07-2008, 13:29
dun aksam saat 19,50 sularında oldu...show haberde son dakıka olarak goruntuler gectı

Haber sitelerine bakıyorum bulamadım,dezenformasyon kanıksandı mı demek lazım?

Yoksa önceki yazımı teyit mi ediyorlar :grrr:

XTRADERX
15-07-2008, 13:34
Haber sitelerine bakıyorum bulamadım,dezenformasyon kanıksandı mı demek lazım?

Yoksa önceki yazımı teyit mi ediyorlar :grrr:

valla dun aksam sadece show haber verdı bıtmesıne yakın 2-3 dk bır goruntuydu hatta kırmızı bır ford transıtı taslıyarak molozlarla paramparca edıyorlardı

ayyan
15-07-2008, 18:40
bu olay bugünmü oldu :grrr: :(

dün.. bugünde 1-2 gazetemiz dtp li vekilleri kahraman ilan etmiş.. hesabı sorulacaklar listesine bunu da ekleyelim bari..

balaban
16-07-2008, 00:16
dün.. bugünde 1-2 gazetemiz dtp li vekilleri kahraman ilan etmiş.. hesabı sorulacaklar listesine bunu da ekleyelim bari..

Dün gazetede yazıyordu. 14 kişi Abdullah öcalan'a sayın dediği için, terör örgütüne destekten, mahkeme suçlu bulmuştu.

PARK
16-07-2008, 00:29
Hesabı Sorulacak İşler...

Topiğin adı yukarıdaki gibi fakat bir zamanlar ''çılgın'' olam Türkler artık ''yılgın''...

Hesabı kim soracak merak ediyorum...:wink:

e-fulya
16-07-2008, 01:57
bugun dıyarbakırda dırege cıkıp turk bayragını ındırenlerın hesabı sorulacak

Türk Bayrağına Saldırdılar

DTP'nin Öcalan için Diyarbakır'da düzenlediği yürüyüşte, okul bahçesine girerek Türk bayrağını indirmeye çalışan göstericiler gözaltına alındı.
Türk bayrağının indirilip yerine terör örgütü PKK'nın kullandığı flamaların asılmaya çalışıldığı çirkin provokasyon, dün akşam saatlerinde Diyarbakır Koşuyolu Caddesi'nde anaokulu bahçesinde yaşandı.

Yüzü puşu sarılı göstericilerin Türk bayrağına yönelik çirkin girişimi fotoğraf karelerine yansıdı.
Diyarbakır'da 2 gün süren toplantı yapan DTP, toplantıdan sonra saçlarının kazıldığı iddia edilen teröristbaşı Öcalan'a destek yürüyüşü gerçekleştirdi.

DTP il binasının bulunduğu Bayındırlık Caddesi'nden Koşuyolu'na kadar yürüyen ve DTP Genel Başkanı Emine Ayna ile diğer yöneticilerinin bulunduğu grup basın açıklaması yaptı.

Teröristbaşı lehine sloganların atıldığı açıklamadan sonra, 10 kişilik yüzü sarılı gösterici yol güzergahında bulunan bir okulun bahçesine girdi.

Okulun bahçesinde dalgalanın Türk bayrağını indirmeye çalışan göstericiler, yerine ellerinde taşıdıkları terör örgütünü temsil eden bez parçalarını asmaya çalıştı. Göstericilerin bu girişimine DTP'li Diyarbakır Dicle ilçesi Belediye Başkanı Abdullah Akengin, engel olmaya çalıştı.

Başkanı dinlemeyen grup, bir göstericinin bayrak direğine tırmanmasına yardım etti. Okul bahçesine giren bir grup DTP'li ile Dicle Belediye Başkanı Abdullah Akengin, Türk bayrağını göstericilerden aldı, okul yöneticilerine teslim etti.

PROVOKASYONCU GRUP DIŞARDAN GELMİŞ

Provokasyon girişimi üzerine Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, olay yerinden aldığı görüntüleri inceledi. Yapılan çalışmada polise saldıran ve Türk bayrağına yönelik çirkin girişimde bulunan göstericilerin ilçelerden geldiği tespit edildi.

Bu kişilerin Silvan ilçesinden gelerek daha önce Diyarbakır'ın farklı yerlerinde polise taşlı ya da molotoflu saldırıda bulunduğu belirtildi. 1'i bayan 11 kişiyi gözaltına alan polis, soruşturmayı çok yönlü sürdürüyor.

Gözaltına alınan 11 göstericiden 7'sinin çocuk olduğu öğrenildi. Yaşları 18'den küçük olan göstericiler, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi'ne teslim edildi.


15.07.2008 17:48:00
http://www.internetajans.com/default.asp?NID=60021

e-fulya
16-07-2008, 11:55
Taraf'a 'Ergenekon' Darbesi

İşçi Partisinde Yargıtay krokisi bulunduğunu iddia eden muhabirin 13.5 yıl hapsi istendi.
Gözaltına alınan ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan, Taraf gazetesi Ankara muhabiri Soner Arıkanoğlu hakkında 13.5 yıla kadar hapis istemi...

Ergenekon soruşturması kapsamında, soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan, Taraf gazetesi Ankara muhabiri Soner Arıkanoğlu hakkında 13.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Arıkanoğlu, "iftira", "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" ve "gizliliğin ihlali" suçlarından yargılanacak. İşçi Partisi Genel Merkezi'nde yapılan aramada Yargıtay'a ait kroki bulunduğu haberini yapan Arıkanoğlu gözaltına alınarak İstanbul'a getirilmişti.


15.07.2008 17:25:00
http://www.internetajans.com/default.asp?NID=60018

TARAF hayranlarına duyurulur.

e-fulya
16-07-2008, 12:18
Hürriyet, Milliyet, Radikal ve Vatan Gazeteleri Taraf'a hangi haber yüzünden dava açtılar?



Hürriyet, Milliyet, Radikal ve Vatan...“Darbe'nin Dört Atlısı” manşetimize 400 bin YTL'lik dava açtı. Dava dilekçesinde Taraf'ın dört gazeteyi “darbe yanlısı, yalanlara bilerek ortak olan, gazetecilik reflekslerine sahip olmayan, mesleki etik ve değerlerden yoksun olarak tanıtması” gerekçe gösterildi.
http://www.gasteci.com/darbenin-dort-atlisi-davasi-haber14208.htm


İşte dava konusu olan TARAF'ın manşeti ve yazısı:
http://www.livehaber.com/haber.asp?id=7843

kartal35
16-07-2008, 20:00
Rahmi Koç bunu da söyleyebilir mi?

Hasan Demir sordu: ''Sakallı ve bıyıklıyı katiyen işe almam'' diyen Sayın Koç, ''Sakallı ve bıyıklıya mal satmam, onları içeri almam'' diyebilir mi?

Kendini “şeriatçı” kabul eden biri çıkıp, “Sakalsız bir adamı katiyyen işe almam” deseydi Türkiye’de yer yerinden oynar ve belki de bu hadise AKP kapatma davasına ek delil olarak sunulurdu ve biz bu durumda çıkar o sözü söyleyen “şeriatçıya” şöyle derdik:

“- Sakallıyı Allah, sakalsızı şeytan mı yarattı!”

Neyse ki böyle bir şey olmadı, ama tam tersi oldu.

Türkiye’nin en zengini, Türkiye’nin en tanınmışı ve Türkiye’nin ilk ve en büyük sanayicisi Rahmi Koç tuttu, “Sakallı ve bıyıklı adamı katiyyen işe almam!” deyiverdi.

Üstelik bu sözleri İstanbul’da, yani 21 yaşında bir sakallı olan Fatih’in fethedip Türk milletine armağan ettiği İstanbul’da söyledi. Söyledi ama Başbakan Erdoğan’ın dışında siyaset ve medya dünyasından zerre tepki gösteren olmadı. Demek ki zenginlik insana milletvekilliğinden de güçlü bir dokunulmazlık kazandırabiliyor. Doğrusu Sayın Erdoğan’ın tepkisi de ilginç, Türk askerinin başına çuval geçiren ABD için, “Büyük devletler özür dilemez” yahut “Kullanmayın süpürün” diyen partilisi için, “Utanmadın mı” falan demiyor da, işadamı Koç “sakal” ve “bıyık” için laf söyleyince, kendini tutamıyor.

Evet, Koç ayıp etmiştir.

Çünkü hem İstanbul’u alan, hem Türk milletine Kurtuluş Savaşı ile bu vatan, bu devlet ve bu hürriyeti kazandıranların kahir ekseriyeti ya sakallı, ya bıyıklı idi. Onlar bir gün bu sakal ve bu bıyıklarla kurtardıkları memlekette birilerinin zengin olacağını ve zengin olduktan sonra kendilerini işyerlerinde ’istenmeyen insan’ilan edeceğini bilselerdi ne düşünürlerdi. Biz şehitlerin ölmediğine bütün kalbimizle inanırız. Şu anda sakalı ve bıyığı ile vatan toprağında Kıyamet Günü’nü bekleyen şehitlerden Rahmi Koç’un özür dilemesi, helallik alması gerekmez mi!
“Sakallı ve bıyıklı adamı katiyyen işe almam” diyen Koç’a, sizin değişik işyerlerinizde yabancı ortaklarınızdan top sakallı olarak çalışanlar var mı yok mu diye de sormak isteriz? Yani sizin hazzetmediğiniz sakal ve bıyık bu milletin “örf” ve “sünnet” olarak bıraktığı sakal ve bıyık mı! Belki, “Konu bu kadar önemli mi?” diyenleriniz olacaktır. Biz üzerinde durmaya değer buluyoruz, çünkü Koç’un bu tavrı Türkiye’de genel bir tavır. Yani binlerce yıl yan yana yaşamış insanlar olarak her şeye hoşgörü ile yaklaşıyor da kimimiz dindara, kimimiz din-diyanetle ilgisi olmayana bir türlü hoşgörü gösteremiyor. Mesela Rahmi Koç sakalı neredeyse göbeğine varan Fener Patriği Bartholomeos’a hürmette kusur etmiyor, bu toprağın sakallısını işe alıp ona evini geçindirebilecek beş-on kuruş vermem derken, Bartlohomeos için “Deniz Temiz Derneği” bünyesinde, bizim gibi kazancı aydan aya yetenler için hayal bile edilemeyecek masraflara katlanıyor.

Bir şey daha...

“Sakallı ve bıyıklıyı katiyen işe almam” diyen Sayın Koç, “Sakallı ve bıyıklıya mal satmam, onları işyerlerimden içeri sokmam” diyebilir mi?

Diyemez...

Yani sakallı ve bıyıklının parası gelsin, ama kendi gelmesin demek değil midir bu?

Velhasıl nereden bakarsak bakalım bu sözlerinin iler tutar tarafı yoktur ve bu ülkede bütün cenahlarda böyle düşünen insanlar maalesef bu çağda hâlâ mevcuttur.

Oysa biz sakallısı, bıyıklısı, sakalsızı, başı açık ve başı örtülüsü ile kardeşiz, milletiz. Nedir bu tahammülsüzlük? Bizi bu hallere kimler düşürdü! İşe almada ölçü bilgi, yetenek, gayret ve kabiliyet olmalı değil mi?

HASAN DEMİR/YENİ ÇAĞ

PARK
16-07-2008, 23:58
Yahu şirketler adamın değilmi ister sakallı çalıştırır ister çalıştırmaz kim ne karışır...:grrr:

Rahmi bey hiç de ayıp etmemiştir içinden geleni söylemiştir sadece...

Sakallıya mal satmam der mi adam hiç alan alır almayan almaz ki zaten onun kastettiği sakallı kesimi zaten ondan mal almaz bu saatten sonra...

gemici
17-07-2008, 00:03
Yahu şirketler adamın değilmi ister sakallı çalıştırır ister çalıştırmaz kim ne karışır...:grrr:

Rahmi bey hiç de ayıp etmemiştir içinden geleni söylemiştir sadece...

Sakallıya mal satmam der mi adam hiç alan alır almayan almaz ki zaten onun kastettiği sakallı kesimi zaten ondan mal almaz bu saatten sonra...

gece sakalımı kesip iş istemeye gideceğim rahmi den...........

Layoti
17-07-2008, 00:08
Yahu şirketler adamın değilmi ister sakallı çalıştırır ister çalıştırmaz kim ne karışır...:grrr:

Rahmi bey hiç de ayıp etmemiştir içinden geleni söylemiştir sadece...

Sakallıya mal satmam der mi adam hiç alan alır almayan almaz ki zaten onun kastettiği sakallı kesimi zaten ondan mal almaz bu saatten sonra...

Paşam yerden göğe haklısın da sakalın yok ki lafın geçsin..:he::he::he:

guneysu
17-07-2008, 00:12
gece sakalımı kesip iş istemeye gideceğim rahmi den...........

abim benim gemisine kaptanmı olacaksın.. çımacı lazımsa haber ver:D:D dünya turu yaparız rahmetlinin sayesinde

PARK
17-07-2008, 00:14
gece sakalımı kesip iş istemeye gideceğim rahmi den...........

Sana iş vermezse kimseye vermez saim abi..:yes:


Paşam yerden göğe haklısın da sakalın yok ki lafın geçsin..:he::he::he:


Aman olmasın paşam aman olmasın...:)

gemici
17-07-2008, 00:16
abim benim gemisine kaptanmı olacaksın.. çımacı lazımsa haber ver:D:D dünya turu yaparız rahmetlinin sayesinde

kes sakalı gel...........yoksa seni gemiye imam yaparım...........

guneysu
17-07-2008, 00:19
kes sakalı gel...........yoksa seni gemiye imam yaparım...........

tmm abi keserim sakalı.. 1 haftadır dinlendi zaten yüzüm..

benden imam olursa mürettabat cami yerine meyhaneye gider :):)

gemici
17-07-2008, 00:22
tmm abi keserim sakalı.. 1 haftadır dinlendi zaten yüzüm..

benden imam olursa mürettabat cami yerine meyhaneye gider :):)

direğe tırmanabilirsen seni müezzin yapayım.....malum gemi yelkenli........

slck
18-07-2008, 01:03
Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, PKK'dan Kuzey Irak'taki faaliyetlerine son vermesini isteyerek, "Türkiye'nin Kürt bölgelerinde, Kandil'den daha çok dağ ve vadi var. Türkiye'den bazı çevrelere buraya gelmeleri için bahane sağlıyorlar" dedi.
Yunan Eleftherotipia gazetesine konuşan Talabani'nin açıklamaları Kürt internet sitelerinde yayımlandı. Kürtler'in Irak'taki rüyalarının büyük bölümünün gerçekleştiğini belirten Talabani, "Artık federe bir Irak'ımız var" dedi. AKP hakkındaki kapatma davasına da dikkat çeken Talabani, şunları kaydetti:
"Irak hükümeti ve halk, bu durumdan kaygı duyuyor. Böyle bir şey olursa, bu bir geriye gidiş olacak. AKP bize karşı hep dostça ve net bir politika uyguladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kısa süre önce görüşüp dostluk ilişkileri anlaşmasının temellerini attık. AKP ile Türkiye-Irak ilişkilerinin dostluk çerçevesinde kalması gerektiği konusunda anlaştık. Türkiye Anayasa Mahkemesi, AKP'yi kapatırsa yeni bir parti kurulacak ve bu parti gene oyların çoğunu alacak."
Talabani, DTP'nin kapatılmasının ise Kürt sorununda silahlı mücadele düşüncesini savunanların elini güçlendireceğini savundu.

Yunanistan örneği

Talabani, PKK'nın Kuzey Irak'taki faaliyetlerinin kendilerini rahatsız ettiğini vurguladı. Bölücü örgütü Kuzey Irak'taki faaliyetlerine son vermeye çağıran Talabani, şöyle konuştu:
"Bağdat'taki Irak hükümetinin, hatta Kürdistan hükümetinin de Türk hükümetiyle ilişkileri iyi. Bu bombalamaların arkasında kimlerin olduğunu biliyoruz. Bu arada PKK'ya da faaliyetlerine son vermesi için çağrıda bulunduk. Bir ülkede bulunan bir grubun, başka bir ülkeye karşı faaliyette bulunmasını kimse kabul edemez. Bir örnek verelim; Yunanistan, Arnavutluk'ta bulunan ve Yunan toprakları içinde savaşan bir gerilla grubunu kabul edebilir mi? Türkiye'deki Kürt kardeşlerimizden defalarca savaşa son vermelerini istedik. Siyasi mücadeleye geçsinler. Bunu yapmazlarsa ülkemizi terk ederek, ülkelerine dönmelerini talep ediyoruz."

İran Kürtlerini örnek alsınlar
"Türkiye'nin Kürt bölgelerinde Kandil Dağı'ndan daha çok dağ ve vadi var. Kürdistan-Irak'ta kalacakların ise Kürt halkı tarafından seçilmiş yerel hükümete uymaları gerekir. Bizi dinlemeyerek, Türkiye'de belirli çevrelere buraya gelmeleri için bahane sağlıyorlar. Bombalamalardan ve şu anda Irak Kürdistanı'nda olanlardan PKK sorumludur. İran Kürtlerinin uyguladığı taktiği örnek alsınlar. İran Kürt partizanlarının kampları Irak Kürdistanı'nda, ancak topraklarımızdan İran'a karşı askeri faaliyette bulunmuyorlar. PKK’nın da aynısını yapacağını ümit ediyoruz. Bunu onlardan istedik fakat bizi dinlemiyorlar."

reha kaya
18-07-2008, 02:59
AKP hakkındaki kapatma davasına da dikkat çeken Talabani, şunları kaydetti:
"Irak hükümeti ve halk, bu durumdan kaygı duyuyor. Böyle bir şey olursa, bu bir geriye gidiş olacak. AKP bize karşı hep dostça ve net bir politika uyguladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kısa süre önce görüşüp dostluk ilişkileri anlaşmasının temellerini attık. AKP ile Türkiye-Irak ilişkilerinin dostluk çerçevesinde kalması gerektiği konusunda anlaştık. Türkiye Anayasa Mahkemesi, AKP'yi kapatırsa yeni bir parti kurulacak ve bu parti gene oyların çoğunu alacak."



Maaşallah, maaşallah, eee.. artık bizede, Talabani seviyesinde muhatap lazımdı, çok şükür oldu.

guneysu
18-07-2008, 03:10
Maaşallah, maaşallah, eee.. artık bizede, Talabani seviyesinde muhatap lazımdı, çok şükür oldu.

bunada şükür etmek lazım.. ya barzani olsaydı:cry::cry:

reha kaya
18-07-2008, 03:20
bunada şükür etmek lazım.. ya barzani olsaydı:cry::cry:

Doğru, efendim.

Ahmet Uçar'ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selanik'e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs'e sürgün edildiğini gösteriyor. Uçar'ın ifadesine göre, ‘‘Kudüs'e Yahudi iskánı ile tereddütler olduğu için; Hariciye Nezareti'nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856'da Hahambaşı'nca verilen dilekçe Osmanlı hükümetince 11 Nisan'da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861'de bir irade ile Kudüs'e sürülmüştü.’’ Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi'nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: ‘‘Mustafa Barzani'nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay.’’

slck
18-07-2008, 09:22
BINGOL'DE CIKAN CATISMADA BIR USTEGMEN SEHIT OLDU - NTV

-MATRIKS-
askerımıze subayıma polısımıze sılah cekenlerden hesaplar sorulacak

e-fulya
18-07-2008, 12:24
STAR yazarı Karaalioğlu'na 14 yıl isteniyor..

Anayasa Mahkemesi'nin türban düzenlemesini iptal eden kararını eleştiren Mustafa Karaalioğlu hakkında 14,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.


Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu hakkında 14,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Karaalioğlu, Anayasa Mahkemesi'nin türban düzenlemesini iptal eden kararının ardından 6 Haziran'da 'Söz Bitti, Sözleşme Bozuldu' başlıklı bir yazı kaleme almıştı.

Zaman gazetesinin haberine göre, kararı eleştiren yazı üzerine Karaalioğlu'nun 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama', 'Heyet halinde kamu görevlisine hakaret', 'Suç işlemeye tahrik' suçlarından cezalandırılması talep edildi.
http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=18.07.2008&c=1&i=129504


İŞTE O YAZI:

...Bizim rejim sözleşmemizde böyle bir yetki gaspı, böyle bir ihlal serbestliği, anayasanın mahkeme tarafından çiğnenebileceği garantisi yoktu.

Dolayısıyla, anayasa ile mücessem hale gelen temel sözleşme artık bozulmuştur.

Konu başörtüsünü aşmıştır, parti kapatma davasının nasıl sonuçlanacağı sorusunu sollamıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin anayasayı çiğnediği bir ülkede artık kimsenin hukuka riayet etmesini bekleyemezsiniz.

Hukukçular bunu yapabildiğine göre, sıradan insanlar da hukuk tanımayabilir; kim ne diyebilir ki!

Kimse şaşkınlığını bilgisizliğine yormasın. Bu ülkede bir oyun oynanmıyor; aksine her şey çok açıktır. Açık olan bir savaşın başladığıdır.

Anayasal sistem artık ortak bir yükümlülüğün ve düzenlemenin adı değildir.

Hukuk, .. Parti’ye karşı siyaset savaşının, topluma karşı düşmanlık ve kinin koçbaşıdır.

Bu savaşı kutsallaştıranlar için hukuk bir araçtır; savaşı kazanmak için bazen koltuk değneği bazen tank mermisidir.
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/soz-bitti-sozlesme-bozuldu-106194.htm

paneraı
18-07-2008, 13:01
SK’nın başlatmış olduğu operasyonlarda terör örgütüne ağır kayıplar verdirildiği ve son bir hafta içinde 36 teröristin etkisiz hale getirildiği açıklandı. 2 bin Mehmetçiğin katıldığı operasyonlar sürerken Şırnak ve Hakkari’deki dağlarda şiddetli çatışmaların yaşandığı bildirildi.

10-16 Temmuz 2008 tarihleri arasında güvenlik güçlerinin terör örgütü PKK’ya yönelik sürdürdüğü operasyonlarda 36 terörist öldürüldü. Aynı dönemde Şırnak’ın Silopi ve Beytüşşebap ilçelerinde çıkan çatışmalarda 3 asker, Tunceli’de ise uzaktan kumandalı mayının patlatılması sonucu 2 asker şehit oldu.

Öte yandan, Irak’ın kuzey kesimine düzenlenen son hava harekatında terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin yaralandığı iddia edildi. Bölgede operasyonlar hava destekli olarak devam ediyor.

İHA
36 tane kansızında hesapları alınmıs.......

e-fulya
18-07-2008, 20:14
Türk Bayrağına Saldırdılar

DTP'nin Öcalan için Diyarbakır'da düzenlediği yürüyüşte, okul bahçesine girerek Türk bayrağını indirmeye çalışan göstericiler gözaltına alındı.
Türk bayrağının indirilip yerine terör örgütü PKK'nın kullandığı flamaların asılmaya çalışıldığı çirkin provokasyon, dün akşam saatlerinde Diyarbakır Koşuyolu Caddesi'nde anaokulu bahçesinde yaşandı.

Yüzü puşu sarılı göstericilerin Türk bayrağına yönelik çirkin girişimi fotoğraf karelerine yansıdı.
Diyarbakır'da 2 gün süren toplantı yapan DTP, toplantıdan sonra saçlarının kazıldığı iddia edilen teröristbaşı Öcalan'a destek yürüyüşü gerçekleştirdi.

DTP il binasının bulunduğu Bayındırlık Caddesi'nden Koşuyolu'na kadar yürüyen ve DTP Genel Başkanı Emine Ayna ile diğer yöneticilerinin bulunduğu grup basın açıklaması yaptı.

Teröristbaşı lehine sloganların atıldığı açıklamadan sonra, 10 kişilik yüzü sarılı gösterici yol güzergahında bulunan bir okulun bahçesine girdi.

Okulun bahçesinde dalgalanın Türk bayrağını indirmeye çalışan göstericiler, yerine ellerinde taşıdıkları terör örgütünü temsil eden bez parçalarını asmaya çalıştı.

Gözaltına alınan 11 göstericiden 7'sinin çocuk olduğu öğrenildi. Yaşları 18'den küçük olan göstericiler, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi'ne teslim edildi.


15.07.2008 17:48:00
http://www.internetajans.com/default.asp?NID=60021

Bayrağa saldıran DTP'li 6 kişi tutuklandı.

...Yürüyüşten sonra DTP Genel Başkan Vekili Emine Ayna'nın açıklama yaptığı sırada bir grup, polise taşlı saldırıda bulunmuş, okul bahçesindeki Türk bayrağına çirkin bir saldırıda bulunmuştu.

14 Temmuz'da Koşuyolu Parkı'nda düzenlenen basın açıklaması sonrasında çıkan olaylarda gözaltına alınan 7'si çocuk 11 kişi savcılığa çıkarıldı. Savcılıkta ifadeleri alınan 11 kişiden 4'ü serbest bırakılırken, 7 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Yapılan yargılama sonucunda M.E, A.N, J.Y, H.H.A, M.Z.Y ve ismi öğrenilemeyen bir kişi tutuklandı. A.D ise adil kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Kişiler "örgüt propagandası yapmak" ve "polise mukavemet" suçundan yargılandı.
http://www.internetajans.com/default.asp?NID=60221

gencturk
19-07-2008, 08:11
Küçük soyadı gibi küçükmüş gerçekten!..

Samanyolu Haber kanalı son günlerin sıkı ulusalcısı olarak tanıtılan Yalçın Küçük'ün PKK terör örgütü ve lideri Abdullah Öcalan ile çekilmiş samimi fotoğraflarını ortaya çıkardı. İddianamesi hazırlanan Ergenekon terör örgütünü savunan sözleriyle dikkat çeken Yalçın Küçük, ulusalcı kanalların da vazgeçilmez isimlerinden biri haline geldi.

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=715889&title=yalcin-kucuk-aponun-yakin-dostu

ÇAKAL
19-07-2008, 08:23
Küçük soyadı gibi küçükmüş gerçekten!..
:super:

Yalçın Küçük, Apo'nun yakın dostu


Ergenekon operasyonuna yönelik eleştirileri ile dikkat çeken ulusalcı Yalçın Küçük, tam bir Abdullah Öcalan hayranı. Küçük, terörist kamplarına yaptığı ziyarette PKK'ya övgüler yağdırmış.

http://img224.imageshack.us/img224/2161/yalcinkucukka3.jpg

Samanyolu Haber kanalı son günlerin sıkı ulusalcısı olarak tanıtılan Yalçın Küçük'ün PKK terör örgütü ve lideri Abdullah Öcalan ile çekilmiş samimi fotoğraflarını ortaya çıkardı. İddianamesi hazırlanan Ergenekon terör örgütünü savunan sözleriyle dikkat çeken Yalçın Küçük, ulusalcı kanalların da vazgeçilmez isimlerinden biri haline geldi.

Ulusalcı diye tanıtılan Küçük'ün terörist Öcalan ve PKK'lılarla çektirdiği çok sayıda fotoğrafı bulunuyor. Fotoğraflar Yalçın Küçük'ün, teröristbaşını örgütün kampında, defalarca ziyaret ettiğini ve birlikte yemek yediğini gösteriyor. Bu pozlarda Küçük ve Öcalan'ın samimiyeti dikkat çekiyor.

http://img142.imageshack.us/img142/8839/yalcinkucuk1qj5.jpg

Küçük'ün, kitaplarında da Öcalan ile ilgili saygı dolu ifadeler var. 1993 yılında basılan 'Bir dikine ülke' kitabında bugünün ulusalcısı Küçük, teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın adının geçtiği hemen her yerde 'kardeşim, arkadaşım' ifadelerini kullanıyor. Bir bölümde Küçük, "'Öcalan Kardeşim' yazısından yargılanıyorum. Apo'ya kardeşim dediğim için 5 yıl mı? Eğer fiyatı buysa seve seve öderim. Daha fazlasını da ödeyebilirim. Ve tekrar Öcalan kardeşim derim. Öcalan kardeşim Kürt halkının pek seçkin bir oğludur. 'Kardeşim 'diye hitap etmekten ayrıca gurur duyuyorum." diyor. Küçük, kitabın bir başka bölümünde ise, Öcalan'ın Kürt halkı için yaptıklarını çok önemli bulduğunu söylerken, bu nedenle 'Öcalan kardeşim' demeyi tercih ettiğini söylüyor ve ekliyor: "Mahkeme de benim yaptığımı yapmalıdır."

http://img224.imageshack.us/img224/6427/yalcinkucuk3on0.jpg

Sık sık PKK kamplarını ziyaret eden Küçük, bu ziyaretlerinden birinden dönüşünü anlattığı 'Kürtler Üzerine Tezler' kitabında, teröristbaşına suikastlar yapılabileceğine dair endişesini aktarmış. Küçük'ün bu kitaptaki ifadelerinde, PKK kampından ayrılırken Öcalan'ın kendisine 'hocam, arkadaşlar bir tören düzenlemişler' dediğini belirtiyor. Küçük ise "Herkesle vedalaştım. Apo'nun yaşamına suikastlar düzenlendiğini biliyorum. Beni yolcu ederken kamptan fazla ayrılmamasını rica ettim." dediğini yazıyor. Küçük, Öcalan'ın ise kendisine 'Bir yere kadar gelirim hocam' cevabını verdiğini anlatıyor.

http://img90.imageshack.us/img90/5436/yalcinkucuk2qh8.jpg

Bölücü kamplara ziyaretler sadece hoş beşle sınırlı kalmamış. Yalçın Küçük örgüt kampında teröristlere brifing de vermiş. Yine 'Bir Dikine Ülke' kitabının bir bölümünde, "Latin Amerika'da 'Muz Cumhuriyetleri vardı. Bu nitelemeden çok hoşnutluk duymuyorum. 'Ahtapot Cumhuriyeti' bana daha çok yerinde bir söyleyiş olarak görünüyor. 'Ahtapot Cumhuriyeti' içinde yaşıyoruz. Yıkılacaktır." ifadelerine yer veriyor. Küçük ayrıca, "Bizim işimiz 1920 yıllarındaki birliği tersyüz etmektir." diyor.

19 Temmuz 2008, Cumartesi

kartal35
19-07-2008, 19:52
Yalçın Küçük, Küçüktür ama mide bulandırır.
(Can Yücel)

betaport
19-07-2008, 20:51
Bir yanda AYRILIKÇI KÜRTLERİN azıp bayrak indirip paçavrayı göndere çekmeye çalışılması, bir yanda bizden görünüp bizden olmayan soysuzlar. Nedir bu ülkenin kaderi anlamadım gitti.

Birinin elinde PAÇAVRA VE SÖZDE dini yazılarla okyanus ötesinde salya sümük ağlayıp zırlaması ( İlahi kitabımız KUR-AN'I KERİM dururken nedense kendi kitaplarını yazma ihtiyacı duymuşlar )

Bu güzelim ülkeye yazık oluyor.

e-fulya
19-07-2008, 21:52
Bölücü kamplara ziyaretler sadece hoş beşle sınırlı kalmamış. Yalçın Küçük örgüt kampında teröristlere brifing de vermiş. Yine 'Bir Dikine Ülke' kitabının bir bölümünde, "Latin Amerika'da 'Muz Cumhuriyetleri vardı. Bu nitelemeden çok hoşnutluk duymuyorum. 'Ahtapot Cumhuriyeti' bana daha çok yerinde bir söyleyiş olarak görünüyor. 'Ahtapot Cumhuriyeti' içinde yaşıyoruz. Yıkılacaktır." ifadelerine yer veriyor. Küçük ayrıca, "Bizim işimiz 1920 yıllarındaki birliği tersyüz etmektir." diyor.

19 Temmuz 2008, Cumartesi

Sanırım Yalçın Küçük'ün son güncel olaylar karşısında takındığı tutum malum basın organlarını öylesine rahatsız etmişki hep birden eski defterleri karıştırıp Küçük Hoca'yı linç etme yarışına girmişler..
Yalçın Küçük çok konuşur,çok yazar,bazen tüm yazdıklarını okumadan ne demek istediğini anlayamazsınız.Zor bir insandır.
Ama yazıp konuştukları içinden birkaç kelimesini ve cümlesini cımbızlayarak onun Atatürk düşmanı biri gibi gösterilmesine şahsen gönlüm razı değil..
Bakın aşağıdaki görüşlerini okuduktan sonra onun Atatürk konusundaki fikriyatını daha iyi anlayabilirsiniz,şöyle diyor 2007'deki YENİ HARMAN röportajında:

... Nitekim Kemal Paşa Hazretleri'nin erkanına bakarsanız çok büyük olduğunu görürsünüz. Hüsrev Gerede var, Öngören var, Refik Saydam var olmayanı yok. Kemal Paşa Hazretleri gittikten sonra orada bir hazırlıklar gördü ve katıldı. Buraya gönderilmesinde isabet vardır.

Peki Mustafa Kemal Anadolu'daki hareketin başına mı geçiyor yoksa birileri tarafından geçiriliyor mu?
Çok açık söylüyoruz. Kurtuluş Savaşı'nda bir beyin arayacak olursak o, Kemal Paşa değil, Kazım Paşa'dır. Kazım Paşa, kuşkusuz, bana uygun bir komutan değildir; Kemal Paşa, tabıma daha yakışmaktadır. Ama başından beri bu işin düşüneni Kazım Paşa'dır. Hissiyatım başkadır ve bilimsel görüşüm başkadır. Muhtemelen kafasında başka projeler vardı. Orada sağlam bir ordu vardır. Yakup Şevki Paşa'dan kalmıştır; Kazım, güvendiği herkesin Doğu'da birlik olması için çağrı yapıyordu. Kemal Paşa da, ingilizler'e ters düşmemişti; istanbul'dan çıkması mümkündü.

Bu arada kısa bir parantez açabilirim, bizim idris Küçükömer misali inançlı ancak bilimsel açıdan zayıf hocalarımız, Paşa'nın ingilizler'e ters düşmemesinden hareketle Paşamızın "İngiliz adamı" olduğunu dahi ileri sürdüler. Biz bu ekzantrik ve sevimli hocamız dostumuzun, şimdi göçüktür, bu tür safsataları ile hep mücadele ettik. Doğrunun bir estetiği ve doğruda durmanın nezaheti vardır.

Bu arada Özakman, asıl benim Kemal Paşa portreme itiraz etmektedir, büyük kitabı bana bir reddiyedir. Bunlar, Paşa'yı bir mesih saydıkları için doğduğundan beri büyük ve hatasız, hesapsız, her tehikeyi tehliden çok önce görmüş yazarlar, bilim dışı çizerler. Bundan dolayı bana pek kızarlar. Bana göre ise, Kemal Paşa 19 Mayıs 1919'a kadar çok fazla temayüz etmiş birisi değildi. Bu nedenle görevlendirilmesi kolay olmuştur. Ama ondan sonra harikalar yaratmıştır. Büyük bir lider, temkinli, çok fazla temkinli çıkmıştır. Temkinli olduğu için kızanları biliyoruz; ancak, belki de temkinli olmasa buraya gelemezdik. Böyle düşünmek yerindedir. Yer yer ketum, istediği zaman tatlı dilli olup herkesi ikna edebilen işi bittiği zaman acımasız bir şekilde tasfiye eden 20. yüzyıldan daha çok 19.Yüzyılda gördüğümüz büyük reformatörlerden birisidir. Bunu böyle koymak bilimseldir. Öbür türlü koyduğunuz zaman onu bir Mesih gibi görürsünüz. Önünüzü kapatırsınız. Çünkü her mesih dünyaya bir defa gelir; ilahidir, bir daha gelmiyorlar. Büyük kurtarıcı buralardan geçmiş, kavga etmiştir aralarında kıskançlıklar vardır. Birbirlerine karşı komiteler kurmuşlardır. Başka türlü olmaz. Al gülüm ver gülüm değil. Mustafa Kemal Paşa bu mücadeleye katılacak çok insanı da sokmadı. Bu bir nihayet hem bir kurtuluş mücadelesidir hem de iktidar mücadelesidir. Bir yığın adamı sokmadılar.

Kurtuluş mücadelesinin içi de mücadeledir.
http://yalcinkucuk.blogcu.com/2223633/

Dikkatimi çeken şu:
Geçmişte birçok ünlü gazeteci (Güneri Cıvaoğlu, Fatih Altaylı, Hasan Cemal, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar) Apo ile görüşmesine rağmen içlerinden nasıl ki Doğu Perinçek (o zamanlar parti lideri değildi,2000'e doğru dergisinin yönetmeniydi) öne çıkarılıp linç edildiyse bugün de aynı şey malum medya organları tarafından Küçük Hocaya yapılıyor.
Bu biraz vicdansızlık gibi..
Bunları yapanlar bari Atatürk aşığı olsalar gam yemem.
Bunları TARAF gibi bir gazete yapıyorsa durup düşünmek gerekir.
Hoca bugünlerde Fetullahçılara fazla çatıyor..Bu yüzden yapılıyor bunlar bence.

Yalçın Küçük mutlaka bu yayınlara cevap verecektir.
Bekliyelim.
Olaki bir insan geçmişinde yanlış kelimeler de kullanmış olsun..Bu sebeple o kişi ömür boyu linç edilmemeli..
Mesela ülkemizde öyle insanlar,öyle yöneticiler var ve geçmişlerinde ATATÜRK'e,laik cumhuriyete öylesine hakaret sözleri sarfetmişler ki;KÜÇÜK Hoca bunların yanında GÜLSUYU İLE YIKANMIŞ gibidir.

Küçük Hoca hakkında yürütülen bu linç kampanyasını gördükçe ''dinime küfreden bari müslüman olsa'' sözü aklıma geliyor.

e-fulya
19-07-2008, 22:42
Yalçın Küçük'ün tüm yazdıklarına,söylediklerine çok doğru gözüyle bakıp inanmak zorunda değiliz.
Onun da hataları,yanlışları vardır.
Hepimizin olduğu gibi..
Geçmişte yanlış düşünceleri de olabilir ama önemli olan bugün ne düşündüğü ve ne yaptığıdır..
Zaten o da kendisinin hep doğru söylediğini iddia etmemektedir..
Tüm bunlar bir yana benim onunla ilgili sevdiğim asıl yönü şudur..

Aşağıdaki sözleri mertçe dobra dobra söyleyebilmiştir:

...'İskenderun'da doğdum, çok varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Benim büyüdüğüm yerde iki konak vardı. Biri annemlerin, Sabuni ailesinin konağı. Bir tanesi de babamların konağı.'


'Bir Fransız olarak dünyaya geldim. Çünkü [doğduğum yer] Fransız sömürgesiydi. Her sömürge insanı, her sömürge zengini misali babam da Fransız ahlakına ve terbiyesine özendi. Ve bizi öyle yetiştirdi. Evde birçok sözcük Fransızca söylenirdi.'


'Bir tarafım köylü, ama anne tarafım şehirli. Halep'in Sabuni ailesinden. Sabuni, Sabuncu demektir. Halep'in çok geniş ailelerinden bir tanesi. Bizim bildiğimiz, benim şimdi çıkarttığım, anne tarafım Kafkasyalı; Çerkez-Gürcü. Zaten tipleri de öyle. Bir eniştemin İbrani olduğunu teşhis ettiğim zaman çok memnun oldum. Hemen açıkladım: Benim Sabetayistlere karşı hiçbir özel karşıtlığım olmadığını da gösteriyordu.'


'Kaan yani Kohen benim sevgili oğlumun teyzelerinin çocuklarına koydukları isimlerden biri. Tabii bilim o kadar hoş bir şey ki, annemin babasının Teşkilat-ı Mahsusa'dan olduğunu teşhis ettiğimiz için, aile tarihimiz de o, yaptıklarımız da o. Hep mücadeleci oldu.'

Küçük, Aksiyon Dergisi'nin 14 Temmuz 2003 tarihli sayısında verdiği röportajda "Anne tarafım ihtilalci, baba tarafım işbirlikçi idi" demişti.
....
YANİ İKİYÜZLÜ DOSTUN OLACAĞINA MERT DÜŞMANIN OLSUN derler ya işte öyle birşey..
Küçük Hoca mertçe kendisinin ailesini deşifre edebilen bir kişidir.
Bu toplumda böyle harbi,sivri dilli, cesur insanlar nedense pek sevilmez.
Adam başkalarına iğne batırmadan önce kendine çuvaldız batırmaktan çekinmeyen biri.
Asla kendini kamufle etmemiş bir kişi.

e-fulya
19-07-2008, 23:12
YALÇIN KÜÇÜK'ten anekdotlar:

...Türk aydınını dövmek lazım Türk aydınlarını değiştirmeye çalıştığını ifade eden Küçük, ''Türkiye aydını verimsizdir. Türk aydını yatakta iktidarsızdır. Türk aydını tercüme odasında doğmuştur'' dedi.

... Bu kadar verimsiz aydını kavga etmeden değiştiremezsiniz. Şu anda dövme noktasında hırpalamak lazım, şu anda çok verimsizler. Türk aydını bana büyük hakaretler yaptı ben sustum.Ceviz Kabuğu'nda, Kıbrıs gazisi olduğunu ilk kez açıklayan ve gazilik belgesini gösteren Yalçın Küçük, ''ben TC ordusu ile birlikte savaştım. Kıbrıs Barış harekatına katıldım. Hiç kimse bana Türk subayları hakkında kötü bir şey söyletemez. Magosa'yı ben aldım, benim birliğim aldı'' dedi.

...AB'ye karşı olduğunu söyleyen Küçük, ''Ben Atinalı olsam, Atinalı yönetici olsam Türkiye'nin AB'ye girmesini isterim, neden; 20 senede batı kıyılarımızı Elenize ederler, Yunanlaştırırlar. Etmeye de başladılar zaten'' dedi.

... "Dış turizm ile O.... sektörü birlikte gidiyor. Artık bir gecelik birliktelikler normal oldu, fahişelik normalleşti" şeklinde konuştu.

...''Suriye ve Urfa'yı bir şekilde içine katmadan İsrail ayakta kalamaz. İsrail'in dünyadaki en yakın durduğu kavim Türkler değildir, Kürtlerdir dedim, bu doğru çıktı. Bugün kuzey ırakta kurulmak istenen de Kürt-Yahudi devletidir. İsrail, Türkiye''de toprak alıyor. Kimin İsrail adına toprak aldığını biliyoruz. Urfa Yahudiler için Kudüs kadar kutsaldır. Tüm bu yapılanları Büyük Orta Doğu projesinden ayırmamak lazım.''

...Ecevit'in Cumhurbaşkanı'nı son ziyaretinde "Musul'u almamız lazım, yoksa onlar gelip alacak" dediğini hatırlatan Küçük, ''Hilmi Paşaya kadar olan genelkurmay başkanları AB'ye girmek istemiyordu. Türk ordusunun büyük bir bölümünün AB'ye girmek istemediğini biliyorum''
http://my.opera.com/yalcinkucuk/blog/show.dml/812769


Yanlış mı Yalçın Küçük Hoca'nın bu sözleri?

Ayrıca ATATÜRK'ün MUSUL vasiyetini ilk kez ortaya çıkaran bir aydınımızdır:
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/01/03/politika/politika1.html

Yani ÇAKAL forumdaşın yaptığı gibi,Küçük Hocanın derya gibi laflarından bir ikisini cımbızlayarak onu tümden karalamak mümkün müdür sizce?
Bir insanı karalamak bu kadar kolay olmamalı.

yeter
20-07-2008, 00:14
Yalçın Küçük esas olarak aykırı ve sansasyon peşinde koşmayı kendine amaç edinmiş biri. Nerede aykırılık var Yalçın Küçük orada...

1990 lı yıllarda PKK terörüne çok sayıda şehit verdiğimiz, PKK nın gündemde olduğu dönemde Yalçın Küçük, sürekli bu terör örgütüne yakın açıklamalar yaptı. Herhalde kendisini gündemde tutabilmesinin yegane yolu buydu.

O dönemde sürekli APOcu kürtçü medyalarda yazılar yazdı.

Yıllar sonra APO yaka paça Türkiye ye getirilip, PKK ya da ağır bir darbe indilince Yalçın Küçük ün de gündemde kalması için kendine başka konular bulması gerekecekti. Nitekim bu konu fazla gecikmedi.

Ve Sabataycılık. Başlangıçta Mehmet Şevket Eygi, Ilgaz Zorlu, Soner Yalçın ın kitapları ve esas olarak da internette konuyla ilgili ayrıntılı bilgi veren bir-birkaç sitenin açılması ile Yalçın Küçük de gündemde kalmanın yolunu bulmuştu. Evet sabataycılığı işleyecekti. Bu konuda ardı ardına kitaplar yazmaya başladı. Her kitabında daha da sulandırmak sureti ile bir adım daha ileri götürerek konuyu gerçek hedefinden saptırdı. Sınavlarda 3 yanlışın 1 doğruyu götürmesi gibi Yalçın Küçük ün de konuyla ilgili seri kitaplarında yazdığı biri doğru ikisi tartışmalı üçü yanlış olan bilgilerle okuyucuların bilgilenmesi yerine onları yanlış denizine sürükleyerek onların baştan aşağı yanlışlar edinmesine neden oldu. Bu yetmedi daha sonra sözde isim-bilim denilen bir yöntemle ön planda kim varsa hepsini sabetayist yapmaya çalıştı.

Ancak bu da kendisini kesmemiş olacakki konuyla ilgili seri eserlerinin sonuna doğru İttihatçı olup da Sabatayist olmayan bir kişinin bile olmadığını tesbit ettiğini ve bir dedesinin de İttihatçı dolaysıyla sabetayist olduğunu söyleyerek gündemde kalmaya çalıştı. Bu da yetmedi gündemden düşmemek için bir dedesinin işbirlikçi diğerinin ihtilalci olduğunu ifşaa etmeye başladı. Yıllarca sabetayizmle adından sözettirmeye çalıştı.

Ancak 5-6 yıl devam edip de artık ilginin iyice zayıflamaya başladığı bu dönemde Yalçın Küçük kendini gündemde tutacak yeni bir meşgale bulmuştu. Ulusalcı takılmak....

Yarın ( en geç 1 sene içinde) eminim kendisine uğraşacak başka bir konu bulur.

Yalçın Küçük ün Kıbrıs Gazisi olması ve bunu Cevizkabuğunda açıklamş olması ilk olan bir olay değildir. Bilenler bunu uzun yıllardan beri bilmektedir. Ancak Küçük bunu ( çok fazla okuyan bir toplum da olmamamız nedeniyle) sanki yeniymiş gibi gündeme getirmektedir.

Aşağıda Yalçın Küçük ün 2000li yıllarda nasıl anıldığına dair 2-3 köşe yazısı kopyalayacağım. Yazı bugün yandaş yalaka olarak nitelendirilen basına değil ulusalcı Emin Çölaşan a ait.

yeter
20-07-2008, 00:26
Yalçın Küçük, Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalıştığım günlerden tanıdığım ilginç biridir! Sonra medyacılığa merak saldı, çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazdı, ancak tutunamadı.

Kişiliği nedeniyle her yerden dışlandı. Planlama'dan abimiz CHP eski milletvekili Nejat Ölçen'in yazdığı ‘‘Devlet Yokuşu’’ isimli kitapta ‘‘Elçin’’ ismiyle anlatılan tip, Yalçın Küçük'ün ta kendisidir.

Yalçın abim pek normal değildir! Kural dışı davranışları nedeniyle Türkiye'de toplum dışına itilince, bir gün baktık ki ‘‘Apocu’’ oluvermiş.

Apo'dan ‘‘Apo kardeşim’’ diye söz edebilecek kadar düştü!

Sonra Fransa'ya tüydü. Apo ile Suriye'de söyleşiler yaptı, Apo'nun televizyonunda onunla programlara çıkıp bir güzel yağladı balladı, Kürtçü yayın organlarında yazılar yazmaya başladı. Türkiye'de yargılandı, hapis cezaları aldı.

Uzun yıllar Fransa'da yaşayıp Türkiye düşmanlığı yaptı. Orada kendisini PKK besledi. Birkaç hafta önce bir de baktık ki, Yalçın Küçük kendiliğinden Türkiye'ye gelmiş. O durumdaki ‘‘normal’’ bir insanın yapmayacağı, yapmaması gereken bir şeydi. Geldiğinde doğru içeri atılacaktı ve nitekim öyle oldu.

DGM'deki duruşmalarında yazılı bir ifade verdi:
‘‘Çiller Apo'ya suikast düzenleyecekti. Fakat Mesut Yılmaz bunu öğrendi ve Apo'ya dikkatli olup kaçması konusunda haber gönderdi... Çünkü Çiller'in güçlenmesinden korkuyordu...’’

Küçük'ün söylediklerinin dayanağı var mı? Yok!
Elinde bir belge var mı? Yok!

Adam cezaevine gireceğini bile bile Türkiye'ye bu amaçla, yani ortalığı karıştırmak için gelmiş bir kışkırtıcı. DGM'de yargılanırken ifadesini özellikle yazılı olarak veriyor ki, gargaraya gelmesin!.. Ve yazılı ifadesi, aynı gün avukatları tarafından medyaya dağıtılıyor.

Yalçın'ın dayanaksız iddialarını iç siyaset malzemesi olarak kullanıyorlar ve Apo'nun ekmeğine yağ sürüyorlar.

Ve şimdi en son numara olarak, ortalığı karıştırmak için Türkiye'ye gelen Apo'nun adamından, Yalçın Küçük'ten yardım bekliyorlar!

Bu ne hırstır, bu ne gözü dönmüşlüktür, anlamak mümkün olmuyor.
Ayıptır, utanın. Bir palavra uğruna Türkiye'yi Apo'nun adamına satmayın.

Emin Çölaşan 5 Şubat 1999
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-61661

ÇAKAL
20-07-2008, 00:36
Yalçın'ın dayanaksız iddialarını iç siyaset malzemesi olarak kullanıyorlar ve Apo'nun ekmeğine yağ sürüyorlar.

Ve şimdi en son numara olarak, ortalığı karıştırmak için Türkiye'ye gelen Apo'nun adamından, Yalçın Küçük'ten yardım bekliyorlar!

Bu ne hırstır, bu ne gözü dönmüşlüktür, anlamak mümkün olmuyor.
Ayıptır, utanın. Bir palavra uğruna Türkiye'yi Apo'nun adamına satmayın.

Emin Çölaşan 5 Şubat 1999
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-61661:super::super:

yeter
20-07-2008, 00:40
ZARFTAN çıkan kitap Almanya'da basılmış, oradan postalanmış. Yazarı gazeteci imiş! İsmi Roni Alasor. Büyük olasılıkla takma isim. Türkiye'den Avrupa'ya tüymüş, oradaki ihanet şebekesine katılmış.

Herifin kendisi Kürtçü ama diğerleri gibi o da Kürtçe bilmediğinden, kitabını Türkçe yazıyor!

Kitabın konusu 1974 yılında gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekátı! Oraya katılan, devletimiz tarafından ‘‘Gazi’’ unvanı, gazilik belgesi, kahramanlık madalyası verilen birkaç Kürt kökenli, halen Avrupa'da yaşayan vatandaşımızın güya ağzından yazılmış.

Merakımdan okudum. Yalanın, Rum propagandasının, Türk ve Türkiye düşmanlığının bu kadarı olamaz. Adam Rumlara öylesine satılmış ki, örneğin Girne'den Kyrenia, Lefkoşe'den Nicosia olarak söz ediyor. Kıbrıs'taki bütün yerleşim birimlerinin Rumca isimlerini kullanıyor.

İşte Türkiye'ye düşmanlık saçan bu Kürtçü kitaptan bazı alıntılar:
.................................................. .......................
(Burada yapılan iftiraları Emin Çölaşan ın köşesinde bulabilir.)

Kitaba Almanya'da güya konuşanlar ise yazara yalvarmış!
‘‘Aman ismimi yazma...’’
O da isimleri bu yüzden açıklamıyormuş!

Ama kitaba ismiyle konuşan biri var ki, o da bizim Yalçın Küçük! Ciddiye alınan biri olmasa da, bazı ‘‘tarihi gerçekleri’’ açıklıyor! Yalçın o sırada Türkiye'de yedeksubay asteğmen. Birliği gidince, onu da Kıbrıs'a gönderiyorlar. Şimdi bu ‘‘en kahraman Rıdvan’’ın sözlerine bakalım:

‘‘Kıbrıs anılarımın hepsini burada anlatmam mümkün değil. Bunları Elence (Rumca) bir kitapta toplayacağım. (Kitabıyla onlara hizmet verecek!). Rum sivillere yönelik saldırı, öldürme, yağmalama gibi olaylara tanık oldum. İşgalin içyüzünü Elen halkına anlatmak istiyorum... Türk askeri için zengin gelen evlerin içindeki kıymetli eşyaların sonunu artık siz düşünün...

.................................................. .....
(Yalçın Küçük ün Barış harekatı sırasında Türk askerine yaptığı iftiraları sildim. İsteyen Emin Çölaşan ın köşesinde bulabilir.)....................................... ....

Kontrgerillanın adamı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümüne en büyük engeldir. Bu adam sağ kaldıkça adaya barış gelmeyecektir...’’

Yalçın abim bunları söylüyor! Hani yakın geçmişte ‘‘Apocu’’ olan, o heriften ‘‘Kardeşim Apo’’ diye söz eden, yıllar boyu Paris sosyetesine Kürtçülük yapan, sonra tıpış tıpış Türkiye'ye gelip içeri giren Yalçın Küçük!..

Fakat en önemlisi, bu kitapla tarihe geçecek müthiş gerçeği itiraf ediyor:
‘‘Zırhlı Mekanize Tugay 2. Bölük'te görevliydim. Komutamdaki askerlerle Magosa'yı ben aldım...’’

Helal olsun be! Zaten sen olmasaydın, Kıbrıs harekátı hezimetle bitecekti. Magosa fatihi yedeksubay asteğmen Yalçın Küçük, vatan sana minnettardır!

Sevgili okuyucularım, Avrupa'da Kürtçülük adına yapılan Türk ve Türkiye düşmanlığını size bir belge ile daha kanıtladım. İsminin Roni Alasor olduğunu iddia eden Kürtçü bir sahtekár ortaya çıkıyor, Rum parasıyla yazıldığı belli olan kitabında Rumlara övgüler düzerken, bizi karalamaya kalkışıyor.
‘‘Yağmacı, çapulcu, ırz düşmanı, korkak, barbar...’’

Avrupa'da üslenmişler, Kürtçülük yorganına sarılmışlar, büyük paraya satılmışlar, yalanın bini bir paraya gidiyor.

Bunların yerli malı uzantıları da KKTC'de aynı oyunu oynuyor. Utanmazlığın, işbirlikçiliğin, ihanetin bu kadarına pes.

Emin Çölaşan 21 Temmuz 2000
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-169638

kartal35
20-07-2008, 01:12
Yalçın Küçük, hakkındaki en güzel değerlendirmeyi bence, Rahmetli Can Yücel yapmıştır.

Dinsizin hakkından imansız gelir,lafına çok uygun bir değerlendirmeyle '' Yalçın Küçük ,küçüktür ama mide bulandırır '' diyerek sözü cuk diye oturmuştur.

Kişisel gözlemim ise;
Tuğla kiremit kalınlığında ,kitaplar yazan bir adamın,Televizyonlara başında kalpak,boynunda kırmızı atkıyla çıkma tuhaflığını bir köşeye bıraksakta,

Katıldığı programlar ve verdiği röportajlarda;

Tarkan,Berguzar Korel,Aysun Kayacı ve bilumum manken , ses sanatçılarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, popülizm yapmaya çalışması ,ilgi çekmeye çalışması ,
Nasıl bir kişilikle karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz için bize gayet açık ipuçları sunuyor.
Sözün özü
Yalçın Küçük,
Ciddiye alınacak bir şahıs değildir...Kendi haline bırakın rahvan gitsin.

trmcleod
20-07-2008, 01:41
sayfalarca Yalçın Küçük propagandası yapıp "bu adam iyi adamdır soylenenelere aldırmayın bizdendir" havası veren arkadaslar cidden alaycı bir tavır içinde değil içimden gelerek soruyorum şimdi bir yazıda "vay be adama bak yanılıyormuşuz heralde" şeklinde yazıcaklarmı yoksa korumaya kollamaya sevdirmeye çalışmaya devam mı edicekler cok merak ediyoruım..

hexedemical
20-07-2008, 01:45
sayfalarca Yalçın Küçük propagandası yapıp "bu adam iyi adamdır soylenenelere aldırmayın bizdendir" havası veren arkadaslar cidden alaycı bir tavır içinde değil içimden gelerek soruyorum şimdi bir yazıda "vay be adama bak yanılıyormuşuz heralde" şeklinde yazıcaklarmı yoksa korumaya kollamaya sevdirmeye çalışmaya devam mı edicekler cok merak ediyoruım..

gerçekten merak ettim kimmiş bunlar yazmanını bekliyorum..
öyle ya yalçın küçük darbeyi savunuyorum demiştir ..

trmcleod
20-07-2008, 01:50
gerçekten merak ettim kimmiş bunlar yazmanını bekliyorum..
öyle ya yalçın küçük darbeyi savunuyorum demiştir ..

sizin yazınız yok heralde göremedim ne soylemek istiyorsanız acıkca soyleyin benim dediigm boyle yazan insanlara "saldırmak" değil doğruyu bulmak adınaydı..bir yerede kayboldugum yok merak etmeyin :)

ÇAKAL
20-07-2008, 08:59
Ama yazıp konuştukları içinden birkaç kelimesini ve cümlesini cımbızlayarak onun Atatürk düşmanı biri gibi gösterilmesine şahsen gönlüm razı değil..


Yalçın Küçük'ten Atatürk'e ağır sözler


Kendisini sözde ulusalcı olarak lanse eden ve düşüncelerini 'Atatürkçülük' diyerek kanal kanal gezerek ifade etmeye çalışan Yalçın Küçük'ün maskesi düştü.

Geçtiğimiz günlerde kitaplarında 'kardeşim' diye hitap ettiği terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'la oldukça samimi fotoğrafları ortaya çıkan Yalçın Küçük'ün, 'Emperyalist Türkiye' kitabında Mustafa Kemal Atatürk'e ağır hakaretler yer alıyor. Ergenekon'un savunuculuğuna soyunan ve kendisini 'sıkı bir Atatürkçü' ilan eden Yalçın Küçük, kitabında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunu 'sevgisiz ve acımasız' diye nitelendiriyor. Küçük, kitabında Atatürk'ü kompleksli ilan ediyor ve şu cümlelere yer veriyor: "Eğer bir kimse Mustafa Kemal'i 'sevecen' gösterirse bir başkasının filmini yapmış olur. Mustafa Kemal çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez... Annesinin cenazesine gitmiyor. Sevgisiz ve acımasızdır. Maliye Nazırı Mehmet Cavit'i astırdığı akşam bir balo düzenlemeye dikkat ediyor."

Atatürk, aydınlanmamacı bir despot!

Daha da ileri giderek Atatürk'ü, 15. yüzyılda Rusya'da yaşayan ve 20 yıl boyunca halkına zulüm çektiren, bu uğurda oğlunu dahi öldüren Korkunç İvan'a benzeten Küçük, bir de 'aydınlanmamacı despot' benzetmesi yapıyor: "Sevgiyi bilmeyen, acımayı bilmeyen, kimseye güvenmeyen, herkesi kendine karşı komplo hazırlayıcısı olarak gören, bir 'aydınlanmamacı despot' olan Mustafa Kemal'i hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film, müthiş İvan'ın başarısız bir kopyası olabilir."

Atatürk'ün İngiliz yanlısı olduğunu iddia eden Küçük, "Kemal, çok küçük istisnadan birisidir ve ordu içinde İngiliz politikasını temsil ediyor. Londra bu dönemde, bu bölgede, en büyük tehlike olarak birbirleriyle iç içe saydığı Bolşeviklerle İttihatçılığı görüyor. Kemal Paşa bunlara karşı misyonla ve gayet açık olarak, Büyük Britanya işgal kuvvetlerinden vize alarak gidiyor. Örnek olsun, İngilizlerin kendilerine karşı direnen Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Sabis'i görevden alarak yerine Mustafa Kemal'i atamak istedikleri belgelerle kesindir." ifadelerini kullanıyor. Küçük, bu hakaretine bir de Amerikan mandacılığını ekliyor ve, "M. Kemal, kurtuluş vekaletini Amerika'ya verme kararı alıyor." diyor.

20 Temmuz 2008, Pazar

hexedemical
20-07-2008, 13:07
Mehmet altan
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/resimler/eklenti/taraf.jpg

e-fulya
20-07-2008, 14:20
Bugünlerde nedense başta Samanyolu Tv ve TARAF gibi medya organlarında Yalçın Küçük aleyhinde müthiş bir karalama kampanyası yürütülüyor..
Bunun nedeni belli.
Önemli olan bir de bu suçlamalara Yalçın Küçük'ün ne cevap vereceğidir..
Bekleyelim yarını..
Pazartesi günü yani yarın gece KANAL 1'de TEKETEK'in konuğu Yalçın Küçük..
Bakalım neler diyecek..
http://www.kalemlervekiliclar.com/showthread.php?tid=11905

Karalama kampanyası:
http://www.kalemlervekiliclar.com/showthread.php?tid=11903

Benim hayret ettiğim şey şu:Altan ve Yasemin Çongar daha yakın bir zamanda PKK kamplarına gidiyor..Fotoğraflar çektiriyor..Bunlar suç olmuyor..Ama Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük'ün fotoğrafları sanki yepyeni bir olaymış gibi suçlayıp-karalama için malzeme yapılabiliyor.

ATATÜRK'e saygısı ve sevgisi hakkında şüphelere düştüğüm Ahmet Altan gibilerin gazeteleri şimdi Yalçın Hoca'ya saldırarak sanki Atatürk'ü savunma rolüne girmeleri çok ibret verici.
http://www.kemalistler.net/viewtopic.php?t=4835

AHMET ALTAN diyor ki:
---------------------
...Geçen gün Mehmet Altan da yazdı.

Yeryüzünde içinde “insan ismi” geçen üç anayasa var.

Biri Kuzey Kore’de, Kim İl Sung’a atıf yapılıyor.

Biri İran’da, Humeyni’ye atıf yapılıyor.

Biri de Türkiye’de, Atatürk’e atıf yapılıyor.

Atatürk’ü yüceltmek isteyenlerin, Atatürk’ü içine yerleştirdikleri grup bu işte:

Kim İl Sung, Humeyni, Atatürk.

Türk “okuryazarlarının” zavallı çelişkisini bundan daha iyi gösterecek bir liste sanırım az bulunur

Bizim anayasa, “Atatürk ilkelerine ve Kemalizm’e” dayanıyor.

Kemalizm’in ne olduğunu tam olarak kimse anlatamıyor ama bildiğimiz iki gerçek var bu esrarengiz “izm”de, birincisi Kemalizm’de demokrasi yok, ikincisi ordu siyasetin içinde.

http://www.delikanforum.net/haberler-siyaset-konusu-soru-ve-cevaplar/67181-kemalizm-ahmet-altan.html
Humeyni ile ATATÜRK'ü aynı kefeye koyan ve Anayasa'mızın Atatürk ilkelerine ve Kemalizm’e dayanmasından çok rahatsız olan Ahmet ALTAN niye bu Fetullahçı medyaya konu mankeni olmuyor acaba?

balaban
20-07-2008, 14:34
Boş kağıt imzalattılar

Ümraniye soruşturması kapsamında tutuklanıp sağlık nedeniyle tahliye edilen Özdemir, gözaltına alındıktan sonra yaşadığı korku dolu anları anlattı


Ümraniye soruşturması’nda 11 ay tutuklu kaldıktan sonra sağlık siroz olduğu için tahliye edilen Ayşe Asuman Özdemir, “Aklanmadan ölmek istemiyorum” dedi. Çengelköy’deki evinde açıklamalarda bulunan Ayşe Asuman Özdemir, oğlu Volkan’ın 23’üncü doğum günü için hazırlık yaptığı sırada evine gelen polislerce gözaltına alınıp, Emniyet’e götürüldüğünü söyledi.


Bağırdım!..
Hürriyet’in haberine göre, neden gözaltına alındığının kendisine söylenmediğini anlatan Özdemir, “Hiçbir şeyden korkum olmadığı için polislerin isteği üzerine iki boş kağıdı imzaladım. Pazartesi günü bana üçüncü bir kağıt getirdiler. Kağıt da bir takım şeyler yazılıydı. En başında ise ’Silahlı örgüt üyesi olmak, gözaltı tutanağı’ yazılıydı. Bunu görünce çıldırdım bağırdım çağırdım” dedi.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=8328

e-fulya
20-07-2008, 14:57
Son 6-7 yıldan beri AB dediler,İnsan Hakları dediler,demokratikleşme,sivilleşme dediler..Daha neler dediler neler..
Uyum Yasaları, AB uğruna ne PAKET'ler açıldı..
Neler yapıldı neler..
...
Bu merhum KUDDUSİ OKKIR ve Ayşe Asuman Özdemir'in başına gelenleri gördükçe bir milim ileri gitmediğimizi anladım sayın BALABAN.

baron11
20-07-2008, 22:17
Eeee gün gelir mutlaka hesabı sorulur herşeyin,bizim hesabımız kimsede kalmaz...Tek tek...

e-fulya
21-07-2008, 00:25
Serpil YılmazSobe
syilmaz@milliyet.com.tr

Ya Ergenekon ya provokasyon

Beşiktaş taraftarlarının kurduğu Çarşı grubunu temsilen, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’na yapılan saldırıda şehit düşen polis memuru Mehmet Önder Saçmalıoğlu’nun Osmaniye’deki cenazesine katılan ünlü bir işadamının oğlu arıyordu: Korkuyordu!
Genç adam kendisiyle yapılan röportajda, “Paşalarımız, aydınlarımız, herkes gözaltına alınıyor. Niye alındığını bilmiyoruz...” dediği için ulusal bir TV kanalı (SAMANYOLU) tarafından “provokatör” ilan edilmişti.

Samanyolu yorumu...
Fethullah Gülen cemaatinin TV’si Samanyolu, 12 Temmuz tarihli haber bülteninde Saçmalıoğlu’nun cenazesini, “Şehit cenazesinde provokasyon” başlığıyla izleyicisine aktarıyordu.
Samanyolu, bu sözlerin yer aldığı haberi şöyle sunuyordu:
“Ergenekon operasyonu kapsamında yapılan gözaltıların haksız olduğunu öne süren provokatör, cezaevine gönderilenlerin suçsuz olduğunu iddia ederek cenaze törenini karıştırmak istedi. Beşiktaş Çarşı grubundan olduğunu ileri süren M.... isimli şahsın, sürekli tabutun yanında durması ise dikkatlerden kaçmadı. Cenaze töreninde şehit babasının koluna girerek etrafı yönlendirdiği görülen provokatör, Ergenekon soruşturmasına anlam veremediğini söyledi ve yasal olmayan bu yapılanmanın reklamını yapmaya çalıştı. Acısını yaşayan Osmaniyeliler cenaze törenine provokasyon karıştırmak isteyen şahsa büyük tepki gösterdi.”
Samanyolu’nun haber sitesinde de aynı haber/video “Provokatör cenazeye geldi” anonsuyla yer alıyor.

Satır satır röportaj
Genç adam mezarlık çıkışında, yani cenaze töreni bittikten sonra kendisiyle yapılan bu röportajın ham kaydını gönderdi; bir bir yazıyorum:
“...Söylemek istediğim şu: Türkiye zannediyorum hızla bölünüyor. Yani ikilik yaratılıyor. Arkadaşlarımız hiç uğruna ölüyor. Bu memlekette aydınlarımız, paşalarımız, herkes herkes gözaltına alınıyor. Ne için alındığı belli değil. Kimin ne yaptığı belli değil. Esasında Çarşı Grubu olarak bizler siyaset yapmıyoruz. Siyaset bizim işimiz değil ama siyaset yapacak büyüklerimizin, siyaseti düzgün yapmaları gerekiyor.
Aydınlık bir Türkiye için zannediyorum önce bu gözaltılar, herşey tekrar aydınlığa kavuşmalı. İnsanlar niçin gözaltına alınıyor? İnsanlar niçin ölüyor? İşte burada on binlerce insan yürüyor... İnsanlar yani memleketimiz öyle bir hal aldı ki, aydınlık, aydınlıktan bahsediyoruz ama git gide karanlığa doğru gidiyoruz; takkeliler, sarıklılar, cübbeliler; yani çok enteresan bir hal aldı.
Ama inanıyorum Türkiye çok yakın zamanda aydınlığa kavuşacak, doğru insanlarla, doğru halkla.
Muhabir: Çarşı olarak ne yapacaksınız?
Bizi zadece Beşiktaş Grubu destekçileri olarak görmeyin, elimizden gelen her şeyi yapacağız. Aileye başsağlığı dilemeye geldik. Özellikle Osmaniye halkına, bize burada göstermiş oldukları ilgi ve alakaya; Sayın Valimize, Sayın Belediye Başkanımıza, Sayın Emniyet Müdürümüze sonsuz teşekkür ederim. Türk halkının, camiamızın başı sağ olsun, ailenin, herkesin başı sağ olsun.
Muhabir: Dua...
Dua etmek lazım. Allah’a sığınmak lazım. Elhamdülillah hepimiz Müslüman’ız. Bu memlekette herkes Müslüman, ayrımcılığa gerek yok. Bütünleşmemiz, kenetlenmemiz gerekiyor. Başka türlü karanlıkları aydınlığa çıkartamayacağız.”

Çarşı’nın ortak kararı
Cenazeye 19 bin 200 nüfuslu Osmaniye’nin Bahçe ilçesinde 10 bin kişi katılmıştı. Ellerinde Türk bayrakları taşıyan vatandaşlar, “Mehmet’ler ölmez, vatan bölünmez”, “Hükümet uyuma, polisine sahip çık”, “Şehide uzanan eller kırılsın” sloganları atıyorlardı.
Samanyolu’nun “Provokatör” diye izleyicisine takdim ettiği genç adam ise bu kalabalıkta tören boyunca şehit polisin ailesinin yanında yer alıyor.
Tören biterken, TV’ler “Çarşı grubu”na ilgi gösterip kameralarını kendisine çeviriyorlardı. Neredeyse tüm gazete ve TV’lerde yer alan bu röportajların, hiçbirinde cenazede bir “provokatör” olduğu bilgisi yer almıyordu.
Ankara Çarşı lideri Sancar Eskin de beni arıyor, “Şehit polisimizin Beşiktaşlı olduğunu duyunca internetten haberleştik ve M...’yi Adana’da olduğu için cenazeye katılması için görevlendirdik. İnönü Stadı’ndan toprağı ve Beşiktaş atkısını da gönderdik” diyor.
Bu arada, geçen mayıs ayında “feshettik” açıklamasıyla gündeme gelen Çarşı’ya “Hoş geldiniz” diyelim mi? Ya da Çarşı bir ruhtur, bitmez mi diyelim?..

http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=969002&AuthorID=103&Date=20.07.2008&ver=73

VAKİT'in başka bir rezilliği:
http://www.internetajans.com/default.asp?NID=60282

Müslümanlığa sığar mı bu yapılanlar?

slck
21-07-2008, 00:48
DTP kongresi 'Sayın Öcalan' sloganıyla başladı
İstiklal Marşı okunmadı! Kürtçe müzikler çalındı. DTP'li Alınak adaylıktan çekildi.
Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2. Olağan Büyük Kongresi, çalışmalarına başladı.
Ankara Atatürk Spor Salonu'ndaki kongrenin açılışında, önce divan başkanlığı ve divan üyeleri için seçim yapıldı.
DTP Genel Başkan adayı Ahmet Türk ve parti yöneticilerinin salona girişi sırasında, salonda bulunanlar terör örgütü elebaşı için ''Sayın Öcalan'' ifadesinin kullanıldığı sloganlar attılar.
Kongreye katılan 916 delege parti genel başkanı ile parti meclisi ve merkez disiplin kurulu üyelerini belirleyecek.
Salonun içinde ve dışında Kürtçe müzikler çalınırken, tribünler kongrenin başlamasına 1 saat kala tamamen doldu. Salonda çok sayıda pankartın yanı sıra Türk bayrağı da dikkat çekti. ancak kongrenin başlangıcında yine İstiklal Marşı okunmadı.
DTP’nin 2’nci Olağan Büyük Kongresi öncesinde Genel Başkanlığa adaylığını koyan Mahmut Alınak, Ahmet Türk lehine adaylıktan çekildi.

bır gun gelıcek bunlarında hesabı sorulacak elbet :(

e-fulya
21-07-2008, 00:58
Ahmet Altan, Yasemin Çongar Kandil’de.. Yorumları : “Karşımıza Kemalist PKK çıkıyor”

Şubat 04, 2008 - Genel

AKP’ye yakınlığı ile bilinen Avrupa Birliği fonlu Taraf gazetesinin iki yazarı Yasemin Çongar ve Ahmet Altan, Kandil Dağı’nda PKK’lı teröristlerle görüştü.

Kandil’e nasıl gittiklerini ve nasıl ağırlandıklarını iki tam sayfada roman havasında anlatan Altan ve Çongar ikilisi, medenileştirme merkezi olarak sundukları örgütün inlerini “eğitim akademisi” diye nitelendirdi.

Ahmet Altan’ın aklı bölücülerde kalmış…

PKK kampından dönüşte teröristlerin hayatı konusunda duyduğu endişeyi gizlemeyen Ahmet Altan, röportajında şu ibretlik satırlara yer verdi:

“Ben o köy evinin kapısında PKK‘lılar bırakmadım; aynı odayı paylaştığım, konuştuğum şakalaştığım insanları bıraktım. Salih’i, Bozan’ı, Mizgin’i, Jiyan’ı, Roj’u, Adem’i bıraktım. Bir daha operasyon olursa eğer, sonuçlarını içim titreyerek okuyacağımı biliyorum; tanıdık bir isme raslamaktan korkarak…”



Taraf Gazetesi dağa çıktı!

AKP‘ye yakınlığı ile bilinen Taraf gazetesinin iki yazarı Yasemin Çongar ve Ahmet Altan, Kandil Dağı’na çıkarak PKK‘lı teröristlerle görüştü. Kandil’e nasıl gittiklerini ve nasıl ağırlandıklarını iki tam sayfada roman havasında anlatan Altan ve Çongar, medenileştirme merkezi olarak sundukları örgütün inlerini “eğitim akademisi” olarak nitelendirdi. Yasemin Çongar, Kandil’e gitme amaçlarını,

“PKK üst düzey yönetiminin olası ateşkes, silahsızlanma, eve dönüş konusundaki değerlendirmelerini gerekse sınırötesi operasyonlarla ablukanın örgüt üzerindeki fiziksel ve moral etkisini ilk elden öğrenmek”

olarak açıkladı.

Öcalan’a af isteği!

Verilen binlerce şehidi görmezden gelerek tercümanlığa soyunan Taraf’ın yazarları, PKK’lıların

“Silahı fetişleştirmedik. Silahla Kürdistan’ı fethedeceğiz düşüncesinde değiliz. Silahlar bir takvim biçiminde hareket edilirse bırakılır. Çözümden yanayız. Çözüm olacağına inanıyoruz”

dediğini aktarak, terör örgütünü bir muhatap olarak sundu. Röportajda teröristbaşı Öcalan’ı “önderlik” olarak nitelendiren PKK’lı teröristler, yapılalacak bir afın Öcalan’ı da kapsamadan çözüm olmayacağını ifade ederek, iki yazarın uzattığı mikrofonlar üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okudu.

Altan-Çongar PKK Koordinasyonu

“Teröristlerin hiç bir zaman ABD’nin dostu olmadıklarını söylediğini” ifade eden Çongar ve Altan, Genelkurmay ve istihbarat birimlerinin belgelerle ortaya koyduğu Washington-Kandil bağlantısını da yalanlamaya çalışarak, Türk halkına mesaj vermeye çalıştı. Röportajlarında “terörist, terör örgütü” gibi ifadeleri kullanmaktan özellikle kaçınan ikili, Kandil Dağı’ndaki caniler için “Kürdistan Toplum Birliği Yürütme Konseyi Başkanı” “Kürdistan Toplum Birliği Yürütme Konseyi Başkanı Yardımcısı” gibi sıfatlar kullandı.

Altan Teröristi çok sevmiş

PKK’ların nasıl yakışıklı, kibar ve nazik olduğunu anlatan Ahmet Altan, “Bu yaşımda bir gerilla kampında uyuyacağım hiç aklıma gelmezdi” dedi. Altan, PKK’lı bir terörist ile olan ilişkisini ise şöyle anlatıyor:

“Salih’i o kısacık konuşmada bile çok sevdim. Zeka her yerde zeka, dağın başında da şehrin göbeğinde de…her zaman pırıltısıyla çekici.” Teröristleri yere göğe sığdıramayan Altan, yazısını duygusal bir tonda şöyle tamamladı: “…Salih beni sanki oğlummuş gibi kucaklıyor. Ben de ona sarılıyorum…Her üniformanın altında bir insan olduğunu biliyorum… Ben o köy evinin kapısında PKK’lılar bırakmadım; aynı odayı paylaştığım, konuştuğum şakalaştığım insanları bıraktım. Salih’i, Bozan’ı, Mizgin’i, Jiyan’ı, Roj’u, Adem’i bıraktım. Bir daha operasyon olursa eğer, sonuçlarını içim titreyerek okuyacağımı biliyorum; tanıdık bir isme raslamaktan korkarak…”


PKK’ya Kemalist yakıştırması

Röportajlarında PKK’lılarla türban tartışması yaptıklarını da anlatan Taraf’ın ikilisi, “Yemekte türban konusu açılıyor. Türbanın serbest bırakılmasına şiddetle karşı çıkıyorlar. Öyle şeyler söylüyorlar ki türbanla ilgili, o konuşmaları bir CHP kurultayında yapsalar ortalık alkıştan kırılır” ifadesini kullanarak, “Karşımıza Kemalist PKK çıkıyor“ yorumunda bulundu.

Hainler hatıra fotoğrafı çektirdiler

Taraf gazetesinin yazarları Yasemin Çongar ve Ahmet Altan , Kandil Dağı’na çıkarak teröristlerin tercümanlığına soyundu. PKK’lılardan “gerilla” diye bahseden ikili, örgütün inlerini “eğitim akademisi” olarak niteledi. PKK’lılarla yaşadıklarını roman havasında anlatan Çongar ve Altan teröristlerle hatıra fotoğrafı çektirdiler.

İLK KURŞUN GAZETESİ
http://www.ilk-kursun.com/2008/02/04/ahmet-altan-yasemin-congar-kandilde-yorumlari-karsimiza-kemalist-pkk-cikiyor/

PKK'nın KEMALİST olduğunu da duyduk bu liboştan.
TERÖRİST'lere GERİLLA diyebildiğine göre her halde PKK'lı itlerden ayrılık anında gözyaşlarını tutamamıştır.

gencturk
21-07-2008, 10:44
Ulusalcıların Atatürkçülüğü(!) bu kadar işte!

Bu sözleri söyleyen Küçük'e sözde ulusalcılardan ve işbirlikçilerden en ufak bir tepki gelmemesi hatta Küçük'ün bazı grup ve kişiler tarafından savunulmaya çalışılması ne kadar düşündürücü değil mi!?


Yalçın Küçük'ten Atatürk'e ağır sözler


Kendisini sözde ulusalcı olarak lanse eden ve düşüncelerini 'Atatürkçülük' diyerek kanal kanal gezerek ifade etmeye çalışan Yalçın Küçük'ün maskesi düştü.

Geçtiğimiz günlerde kitaplarında 'kardeşim' diye hitap ettiği terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'la oldukça samimi fotoğrafları ortaya çıkan Yalçın Küçük'ün, 'Emperyalist Türkiye' kitabında Mustafa Kemal Atatürk'e ağır hakaretler yer alıyor. Ergenekon'un savunuculuğuna soyunan ve kendisini 'sıkı bir Atatürkçü' ilan eden Yalçın Küçük, kitabında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunu 'sevgisiz ve acımasız' diye nitelendiriyor. Küçük, kitabında Atatürk'ü kompleksli ilan ediyor ve şu cümlelere yer veriyor: "Eğer bir kimse Mustafa Kemal'i 'sevecen' gösterirse bir başkasının filmini yapmış olur. Mustafa Kemal çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez... Annesinin cenazesine gitmiyor. Sevgisiz ve acımasızdır. Maliye Nazırı Mehmet Cavit'i astırdığı akşam bir balo düzenlemeye dikkat ediyor."

Atatürk, aydınlanmamacı bir despot!

Daha da ileri giderek Atatürk'ü, 15. yüzyılda Rusya'da yaşayan ve 20 yıl boyunca halkına zulüm çektiren, bu uğurda oğlunu dahi öldüren Korkunç İvan'a benzeten Küçük, bir de 'aydınlanmamacı despot' benzetmesi yapıyor: "Sevgiyi bilmeyen, acımayı bilmeyen, kimseye güvenmeyen, herkesi kendine karşı komplo hazırlayıcısı olarak gören, bir 'aydınlanmamacı despot' olan Mustafa Kemal'i hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film, müthiş İvan'ın başarısız bir kopyası olabilir."

Atatürk'ün İngiliz yanlısı olduğunu iddia eden Küçük, "Kemal, çok küçük istisnadan birisidir ve ordu içinde İngiliz politikasını temsil ediyor. Londra bu dönemde, bu bölgede, en büyük tehlike olarak birbirleriyle iç içe saydığı Bolşeviklerle İttihatçılığı görüyor. Kemal Paşa bunlara karşı misyonla ve gayet açık olarak, Büyük Britanya işgal kuvvetlerinden vize alarak gidiyor. Örnek olsun, İngilizlerin kendilerine karşı direnen Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Sabis'i görevden alarak yerine Mustafa Kemal'i atamak istedikleri belgelerle kesindir." ifadelerini kullanıyor. Küçük, bu hakaretine bir de Amerikan mandacılığını ekliyor ve, "M. Kemal, kurtuluş vekaletini Amerika'ya verme kararı alıyor." diyor.

20 Temmuz 2008, Pazar

balaban
21-07-2008, 13:23
Kapatılma davasına rüşvet paketi!

AKP ve onun üçte ikisi demek olan Tayyip Erdoğan kapatılmanın sonları anlamına geldiğini görüyor.
Onun için de içeride ve dışarıda akıl almayacak taarruzlar yapıyor.
İçeride Ergenekon’dan korkutmalara, takiplerden örtülü tehditlere kadar pek çok metoda başvuruyor ve Göbels’i imrendirecek dezenformasyonlar yapıyor.
Dışarıdaki metotsa eşyanın tabiatı gereği farklılık arz ediyor.
AKP’ye göre kararı verecek olan Anayasa Mahkemesi üyelerini etkilemelin yolu Müesses Nizam’dan geçiyor.

Müesses Nizam ikna edilirse birkaç üyenin saf değiştirmesi mümkündür.

Dolayısıyla AKP’nin bugünkü temel stratejisi kararı verecek olan üyelere etki edebilecek olan bu yapıya baskının yapılmasıdır.

AKP, Müesses Nizam’a başlangıçta “Beni kapatırsan Güneydoğu’yu kaybedersin. Tutkal benim” mesajını iletti, lakin karşılık alamadı.

Bunun üzerine dışarıya yöneldi.

Önce AB’yi kışkırtarak, kapatılırsam birliğe girmeyi unutun mesajlarını pompalattı.

Yeterli ilgi görmeyince okyanus ötesine geçerek adeta Türkiye’nin kellesini uzattı.

Yıllar yılı direnen AKP, bir gecede Ermenistan’la ilişkiye ve kapı açmaya yeşil ışık yaktı.

Kıbrıs’ı Girit statüsüne sokacak malum talebe boyun eğdi.

K. Irak’taki peşmerge yönetimiyle oradaki Kürt yapısını resmen tanıdı ve dahası, bunu Irak’ı ziyaret ederek de tescilledi.

Bitmedi.
En önemlisi İran noktasında kamuflajlı olarak ABD’nin taleplerine yeşil ışık yaktı.
Türkiye güya arabulucu bir örtüyle Washington-Tahran gerginliğinde taraf oldu.

Peki bütün bunların anlamı ne midir?
AKP’nin Türkiye’nin onlarca yıllık kırmızı çizgilerini paspas yapması ya da bütün milli davalarında beyaz bayrak çekmesi demektir.

Evet AKP kendini kurtarmak için Türkiye’nin hayati çıkarlarını feda ederek adeta bir rüşvet paketini ABD’ye sunmuştur.

Bulunulan iklimde ABD Başkanı Bush’un ulusal güvenlik danışmanı Stephen Hadley’in sürpriz olarak Ankara’ya gelmesinin kapatılma davasının İran’a destek olayıyla takas edilmesinin olduğu yoğun spekülasyon konusudur.

Keza tam da bu süreçte ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi CIA mensubu Mark Parris’in malum sözleri de dikkate alınması gereken bir başka fotoğraftır.

Parris, kapatılma ihtimalini bir ay öncesinden daha düşük ihtimalle görüyorum diyerek adeta ülkesinin pazarlık şansını yükseltmek istemektedir.

ABD gibi küresel bir güç Türkiye’deki davayla bu düzeyde ve sıcaklıkta ilgileniyorsa mutlaka somut bir amacı var demektir. Suudi ve Körfez şeyhlerinin hamisi Washington’un amacı demokrasi, şu bu olamayacağına göre onun derdi belli ki İran olayında Türkiye’yi yanına çekmektir. ABD, Irak olayında yaşadığı hayal kırıklığı sebebiyle de bu sefer işi sağlama bağlamak için oyun üstüne oyun kuruyor.

Görünen şu gün itibarıyla AKP’nin kapatılmamak için Washington’a boyun eğdiğidir.

Hesap da malum ABD bastıracak ve Müesses Nizam’ı etkileyecek ve de onların katkısıyla da Anayasa Mahkemesi kapatılma kararını reddedecek.

AKP böyle bir sonucun normal karşılanması için içeride dezenformasyon yapıyor, yani kapatılmada havanın değiştiği imajını oluşturmaya çalışıyor.
Peki bu hesap tutar mı?

367 ve Türban davasında bilinen tavrı takınan üyeler buna boyun eğer ya da eğdirilir mi?

Bu bağlamda Ankara’da üretilen müthiş dedikoduları yarınki yazımda sunacağım.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4544

çayeli
21-07-2008, 13:40
Kayıp Ümraniye bombaları bulundu


Ergenekon tutuklularının avukatlarının ‘Ümraniye bombaları patlatıldı, deliller karartıldı’ iddiaları gerçek dışı çıktı. Gövde ve tapaları savcılığın elinde.
Ergenekon tutuklularının avukatlarının ‘Ümraniye bombaları patlatıldı, deliller karartıldı’ iddiası gerçek dışı. Yedi el bombası dışında, ele geçen bütün bombaların patlayıcıları imha edildi ama gövde ve tapaları savcılığın elinde.

DELİLLER GİTTİ SEVİNCİ SÖNDÜ

Ergenekon tutuklusu Vedat Yenerer’in avukatı Vural Ergül, Ümraniye soruşturmasında ele geçen el bombalarının imha edildiğini dolayısıyla dava konusu delillerin karartıldığı ileri sürmüştü. Soruşturmaya gölge düşüren bu iddia gerçeği yansıtmıyor.

SADECE 7 BOMBA PATLATILDI

Geçen yıl Ümraniye’de Okay Yıldırım’ın evinin çatısında ele geçen 27 ve Eskişehir’de emekli binbaşı Fikret Emek’in annesinin evinde bulunan 12 el bombasından sadece yedisinin patlayıcıları ayrıştırılmadığı için tümüyle imha edildiğini öğrenildi.

KALAN BOMBALAR SAĞLAMDI

Çoğu MKE yapımı olan kalan el bombalarının patlayıcıları imha edildi. Gövde ve tapaları ise delil olarak saklandı. Genelkurmay savcılığı bu bombalarının askeri birlikten nasıl dışarıya çıkarıldığını araştırıyor.

Taraf

çayeli
21-07-2008, 13:43
TARAF'ın sahibi ilk kez konuştu
Gülen'le ilişki gösterin GAZETEYİ O SAAT KAPATIRIM.


Sıkışınca borç alarak gazeteyi çıkartıyoruz
İlk kez konuşan Taraf gazetesi sahibi Başar Arslan: "Fethullah Gülen cemaati tarafından finanse edildiğimiz iddiaları ahlaksızca. Ama ekonomik açıdan büyük zarar ediyoruz"..

Bu haftaki Haftanın Sohbeti'nin konuğu Taraf gazetesi ve Alkım Yayınları'nın sahibi iki kardeşten Başar Arslan. Sekiz ay önce yayın hayatına başlayan Taraf, bir süredir en çok konuşulan gazete. Özellikle Ergenekon soruşturmasıyla ilgili her gün yeni bir belge yayımlıyor. Ama gazetenin Fethullah Gülen cemaati tarafından finanse edildiği ve belgelerin kaynağının da burası olduğu iddiaları var. Belgeler Taraf'a nereden geliyor? Gazeteyi nasıl finanse ediyorlar? Tirajları fazla olmasına rağmen neden ilan alamıyorlar? Kitap piyasasından çekiliyorlar mı? İlk kez konuşan Başar Arslan'a göre sorun Taraf'ın bu belgeleri yayımlaması değil diğer gazetelerin yayımlamaması.

* Taraf sekiz ayı geride bıraktı. Patron olarak nasıl buluyorsunuz gazetenizi?
Tam böyle bir gazete çıkarmak istiyorduk. Gazete çıkmadan önce "Diğerlerinin söylemediğini söyleyeceğiz" dedik. Gerçekten diğerlerinin söyleyemediğini söyleyen, diğerlerinin yapamadığını yapan bir gazete oldu. Tek isteğimiz dürüst ve prestijli gazete yapmaktı. Bugün eğer başka bir gazetede çıkan haberi Taraf yayımlamazsa, haberin doğruluğu sorgulanır hale geliyor.

GİZLİ KAYNAK YOK
* Gazeteyle ilgili finansör tartışmaları var. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt da "O gazeteyi finanse eden kim? Ona bakın anlarsınız" dedi...
Ahmet Altan bununla ilgili yazı yazdı orgeneral Yaşar Büyükanıt'a; "Bizim bir gizli kaynakla ilişkimizi gösterin o gün gazeteyi kapatacağım" dedi. Gizli bir kaynaktan para alan bir gazete çıkarmak utanç vericidir benim için. Böyle bir utanç öldürür beni. Böyle iddiaları ileri sürenler sanırım utanç duygusuna pek aşina değiller.

* Bazı gazetelerde ve internet sitelerinde Taraf'ın Fethullah Gülen cemaati tarafından finanse edildiği şeklinde yazılar yazılıyor...
Açıkçası bu tür iddiaları ahlaksızca buluyorum. Yalan söylüyorlar. Biz gazetemizde her söylediğimizi belgeliyoruz, onlar ise bizim hakkımızda yazdıklarını belgeleyemiyorlar. Aramızdaki fark da bu zaten. Bizim dürüst, onların yalancı olması.

* Ulusal çapta gazete çıkarmak ekonomik açıdan zordur. Nasıl karşılıyorsunuz?
Yayıncılık yapıyoruz, dergilerimiz var. Milyonlar satan kitaplarımız oldu. Dün alınmış bir karar değildi gazete çıkarmak. Ama ekonomik açıdan büyük zarar. Zorlanıyoruz oldukça, maliyetli bir iş. Ama gelecek açısından da bakıyoruz. Zarar ediyoruz ama bir yandan da bir değer yaratıyoruz. Taraf çok iyi bir marka oldu. Zaman içerisinde bu yatırımın karşılığını alacağımızı düşünüyoruz.

* Sekiz aylık zararınız ne kadar?
Epey.

* Peki, nasıl karşılıyorsunuz?
Çok sıkıştığımız zaman hisse karşılığında borç alıyoruz. Gerekirse hisse vereceğiz. Zaten bize destek olanlar da ortak olmaktan gocunmayacağımız insanlar.

* Kimlerden aldınız?
Bu şekilde işadamı Mehmet Betil'den destek aldık. Zor zamanımızda destek oldu bize.

Gülen'le ilişki gösterin gazeteyi o saat kapatırım
* Gülen cemaati ile ilgili iddiaların kaynağı ne?
Bunların kaynağı yok. Cumhuriyet, çocuğumu parasızlıktan kolejden aldığımı yazdı. Benim çocuğum yok. Bu gazetede ortağım olan ağabeyimin de çocuğu yok. Diğer ağabeyimin de henüz iki yaşında bir çocuğu var. Aynı şekilde Oray Eğin, yazarımız Leyla İpekçi'nin Gülen bursuyla Amerika'ya gittiğini yazdı. Oysa İpekçi hayatında hiç Amerika'ya ayak basmamış. Bu açıklık ve netlikte yalan nasıl yazılabilir? Serdar Akinan, Zaman gazetesinin tesislerinde basıldığımızı yazdı. Fakat gazetenin künyesine baksaydı; orada basılmadığımızı görürdü. Taraf'ı çıkarttıktan sonra Türkiye'deki gazetecilerin ne kadar kolay yalan yazabildiğini gördüm. Dürüst bir gazete çıkartabildiğimiz için de bin kere daha seviniyorum. Gülen veya herhangi başka bir kaynakla ilişkimizi gösteren bir belge çıkarsınlar ya da herhangi bir yerle böyle bir ilişkiyi düşündürecek bir bağ bulsunlar gazeteyi o saatte kapatırım.

* AKP'ye yakın olduğunuz ve enerji ihalesine gireceğiniz yazılıyor...
Yeri geldiğinde AKP'yi de eleştiren bir gazeteyiz. Eğer bilinçli bir okuyucu, AKP'ye yakın olduğumuzu söylerse şaşarım. Ama o tür isimlerin söylemesi beni hiç şaşırtmıyor. Bu iftiralar çok ahlaksızca. Sorun onların iyi gazeteci olmaması ve Taraf'ın iyi gazetecilik yapması. İhale peşinde olan gazete sahiplerinden değilim. Olmayacağım da...

Nokta gibi olacağız diye bir kaygım yok
* Taraf, haberleriyle Ergenekon operasyonunda simge haline gelmedi mi?
Simge haline geldiğini biz de görüyoruz. Ama darbelere, çetelere karşı dürüstlükten ve şeffaflıktan yana bir simge. Hukuk dışı her işin üstüne gidiyoruz konuyu ve kişileri ayırt etmiyoruz. Bu gazete her gerçeği yazar. Peki, o belgeleri yayımlayacak olup da eline gitmeyen gazete var mı sizce? Yoktur.

* Gazetecilik anlamında başarılı ama bir o kadar da belli kesimleri rahatsız ediyor. Geçmişte bir Nokta dergisi örneği var. Nokta da benzeri belgeleri yayımladı. Ama kapandı. Bu noktada bir kaygınız yok mu?
Hiçbir kaygımız yok. Çünkü hukuk dışı işleri, karanlık ve gizlenen işleri açığa çıkartıyoruz. Darbeler ve çeteler gibi... O nedenle bunların üstüne gidiyoruz. Prestijli, cesur ve aynı zamanda eğlenceli, kısacası iyi bir gazete yapmak istedik. Saygın bir gazete olsun istedik. Güvenilir bir gazete olmak istedik. Bunu başardık. Doğruları yazıyoruz ve doğru olanı yaptığımıza inanıyorum ve öyle olduğunu da görüyorum. Yaptığımız işlerin hepsi de belgeli. Ben hayalini kurduğum bir gazeteye sahibim. İnsanın hayalini gerçekleştirmesinden daha büyük bir mutluluk olabilir mi? Hangi kaygıdan dolayı insan bu mutluluktan vazgeçebilir?

Belgeler kimden gelirse gelsin yayımlarız
Ergenekon ve diğer kritik dosyalarda belgeler neden Taraf'a geliyor?
Eğer cesaret gösterip onları yayımlayacak başka gazeteler veya yazarlar varsa biz elimizdeki tüm belgeleri onlarla paylaşmaya hazırız. Asıl soru, niye diğer gazetelerde bu haberler yok. Eğer Taraf çıkmamış olsaydı, halk bu haberlerden nasıl haberdar olacaktı? Bu haberlerin niye bizde olduğunu merak edenlerin, neden diğerlerinin yayımlamadığını merak etmemeleri beni şaşırtıyor.

* Eleştiriler farklı noktada; bu belgelerin servis edildiği...
Belgeli olan her bilgiyi yayımlarız. Kim getirirse getirsin ve kiminle ilgili olursa olsun. Gazetecilik de bu değil mi? Haberlerin üstünü örtmek değil, açmak. Neden Taraf'ta toplandığı ise; yayımlamayacağını bildiğiniz birisine götürüp eline belge koymanın anlamı var mı? Belgelerin darbelere ve çetelere karşı durmayan gazetelere gitmesine gerek yok.

* Yazı işleri toplantılarına katıldığınız oluyor mu?
Hayır.

* Yayımlanan belgelerden veya haberlerden önceden haberdar oluyor musunuz?
Gazeteden okuyorum.

* Kaynağını merak edip de, sorduğunuz oluyor mu?
Sormuyorum. Yazıişlerinin her şeyin doğrusunu yaptığına inancım tam. Haberim olsa da hiç tereddüt etmem. Eğer yayımlanacak bir haberden korkacak olsaydım bu işe girmezdim. Korku, alışkın olduğum bir duygu değil.

Cenneti de cehennemi de yaşıyorum
Tirajınız kaç?
Satış ortalamamız altmış binin üstünde. Biz Radikal'den yirmi bin daha fazla satıyoruz. Niye kimse Radikal'in üstündeki o promosyonlarla kaça mal olduğunu merak etmiyor da bizim gazeteyi merak ediyor...

* İlan alabiliyor musunuz?
Şu anda gelişme sürecinde. Her geçen gün aldığımız ilanlar artıyor. Tiraj artışının ilana dönüşeceğini düşünüyoruz. Bizden çok daha az tiraja sahip gazeteler bizden daha fazla ilana sahip.

* Medyada büyümeyi düşünüyor musunuz?
Büyümeye bakıyoruz ama şu anda gazeteye odaklandık. Taraf artık birçok yazarın bulunmak istediği gazete. Kitap işini de biraz yavaşlattık. Ama çok yakında yeniden hız vereceğiz.

* Bu iddialar üzerine Taraf'ı çıkarttığınıza pişman mısınız?
Hayır. Bilerek girdik. Bu rahatsızlığı yaratacağımızı da biliyorduk. Çok ağır, zor zamanlar atlattık. Cenneti de cehennemi de yaşıyorum. İkisini de aynı anda. Gazete çıkarmak benim çocukluk hayalim. İnsanın çocukluk hayalini de gerçekleştirmesi çok kıymetli.

e-fulya
21-07-2008, 14:53
Ulusalcıların Atatürkçülüğü(!) bu kadar işte!

Bu sözleri söyleyen Küçük'e sözde ulusalcılardan ve işbirlikçilerden en ufak bir tepki gelmemesi hatta Küçük'ün bazı grup ve kişiler tarafından savunulmaya çalışılması ne kadar düşündürücü değil mi!?

...Sen ne mutlu Türküm diyene dersen o da ne mutlu Kürdüm diyene der.

...Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek !

...Türkiye, kendisine din olarak Kemalizmi almış, başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Oysa en üst belirleyici İslam'ın ilkeleridir.

...Türkiye’nin yarınında artık Kemalizme ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur. Kemalizmin yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir.

...Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koskoca bir yalan. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.

...Türkiye'de Cumhuriyet'in sonu geldi.Kesinlikle Laik sistemi değiştirmek istiyoruz.

...“Ne Mutlu Türküm Diyene'' lafını her yere yaza yaza Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür.”

-----------------------------------------------------------------------

Yukarıdaki sözleri geçmişte sarfeden şahsiyetleri hiç eleştirmeyen,toz kondurmayan ve kol kanat geren malum medyanın şimdi kalkıp Yalçın Küçük'ün 15 sene önce yazılmış kitabından cımbızlama yaparak onu linç etmeye kalkışması çok enteresan..

Başkalarının değişip geliştiğini iddia edenler bu toleransı Küçük Hoca'ya göstermiyorlar..

Asıl düşündürücü olan budur.

ayhan53
21-07-2008, 15:01
yalçın küçükten ulusalcı olmaz görüşleri ve yaptıkları eskiden beri belli
ancak adama saldıranlarında neden saldırdıkları belli sümüklüye laf sokuşturdu diye saldırıyorlar
al birini vur ötekine ikiside savunulacak adam değil

paneraı
21-07-2008, 19:35
DTP kongresi 'Sayın Öcalan' sloganıyla başladı
İstiklal Marşı okunmadı! Kürtçe müzikler çalındı. DTP'li Alınak adaylıktan çekildi.
Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2. Olağan Büyük Kongresi, çalışmalarına başladı.
Ankara Atatürk Spor Salonu'ndaki kongrenin açılışında, önce divan başkanlığı ve divan üyeleri için seçim yapıldı.
DTP Genel Başkan adayı Ahmet Türk ve parti yöneticilerinin salona girişi sırasında, salonda bulunanlar terör örgütü elebaşı için ''Sayın Öcalan'' ifadesinin kullanıldığı sloganlar attılar.
Kongreye katılan 916 delege parti genel başkanı ile parti meclisi ve merkez disiplin kurulu üyelerini belirleyecek.
Salonun içinde ve dışında Kürtçe müzikler çalınırken, tribünler kongrenin başlamasına 1 saat kala tamamen doldu. Salonda çok sayıda pankartın yanı sıra Türk bayrağı da dikkat çekti. ancak kongrenin başlangıcında yine İstiklal Marşı okunmadı.
DTP’nin 2’nci Olağan Büyük Kongresi öncesinde Genel Başkanlığa adaylığını koyan Mahmut Alınak, Ahmet Türk lehine adaylıktan çekildi.

bır gun gelıcek bunlarında hesabı sorulacak elbet :(

sucu ve sucluyu ovmekden sorusturma acılmıs:super:

yeter
21-07-2008, 23:41
Yalçın Küçük forumda da tartışılan fikirlerini yorumluyor.
Kanal 1

Konu: Medya Ergenekon Soruşturmasını Sulandırıyor mu?
Teke Tek de

e-fulya
22-07-2008, 02:18
Yalçın Küçük'ün Apo ile fotoğrafları ve 'linç' şebekesi

Türkiye adeta adı konulmamış bir ‘linç’ şebekesi ile karşı karşıya.
Ağırlığını her geçen gün hissettiren ve teknolojinin bütün nimetlerinden yararlanan bu şebeke, son zamanlarda ‘yalan’ ile ‘gerçek’ arasındaki farkın pek ayırt edilemediği Sanalağ’ı (Internet) kendisine ‘üs’ haline getirdi.
Örgüt, ‘infaz’ kararını verdiği insanlara, önce ‘geçmişinden’ aldığı gerçek bilgiler üzerinden ateş ediyor, sonra o bilgilerin üzerine şeytanın aklına gelmeyecek ‘yalanlar’ ekleyerek hücuma geçiyor.
Bu kez hedefte tanıdık bir isim var:
Prof. Dr. Yalçın Küçük.
Hani şu Türkiye’deki gizli ‘Sabetaycı’ yapılanmayı mercek altına alan bilim adamı.
Herkesi kendileri gibi ‘balık hafızalı’ zanneden örgüt elemanları, Yalçın Küçük’ün teröristbaşı Abdullah Öcalan’la çektirmiş olduğu fotoğrafları peş peşe takıp, sağa sola servis yapıyorlar.

* * *

Zannedersek, bizim gibi sizin de e-posta adresleriniz, her gün binlerce mektup ile dolup taşıyordur.
Kullanılan üslup, neredeyse birbirinin aynı:
- “Bu adamı iyi tanıyın. Bu adam hain. Hem Apo ile kucak kucağa fotoğraflar çektiriyor, hem Atatürk’e hakaret yağdırıyor, hem de utanmadan Ergenekoncuları savunuyor.”
Görünürde, iktidara karşı etkin bir ‘toplumsal muhalefet’ yürütmenin dışında bir suçu olmayan birtakım insanların, sabahın köründe ‘yaka paça’ gözaltına alınması karşısında zevkten dört köşe olanlar, ‘Ergenekon’da 1 numara kim?’ sorusunun cevabını bulmaya çalışıyorlardı.
Galiba nihayet buldular da:
Ol kişi olsa olsa Yalçın Küçük’tür.
Onu da içeri attırdıkları zaman, Ergenekon tamamen ‘Hakk’ın rahmetine’ kavuşmuş olacak.

* * *

Ergenekon Donkişotları’nın ‘yeldeğirmeni’ niyetine saldırdıkları Yalçın Küçük her yellendiğinde, mızraklarının ucuna ‘Apo ile çekilmiş’ fotoğrafları takarak hücuma geçmelerini anlıyoruz.
Peki, onların peşine takılan mankafalar hiç düşünmüyorlar mı?
O fotoğralar yeni mi çektirildi?
1993’te Demirel’in Cumhurbaşkanı olmasına ve Manukyan’ın vergi rekortmeni olmasına kızarak Fransa’ya hicret eden Yalçın Küçük, bir ara Suriye’ye giderek Apo’yu iknaya çalışmıştı.
Aradan neredeyse 20 yıl geçti.
Fotoğraflar neden uzun yıllar ‘sumenaltında’ bekletildi de, şimdi birdenbire servise konuldu?
Çünkü Yalçın Küçük, kısır ve pragmatik yaklaşımları bir kenara bırakıp, ülkenin başına musallat olan ‘gerçek musibetin’ perde arkasını aralamayıp, ‘yumuşak karnını’ sorgulamaya başladı.

* * *

Kişilerin, ‘dün’ nerede oldukları değil, ‘bugün’ hangi çizgide durdukları önemlidir.
Yalçın Küçük, eğer hatalarından ders çıkarmayıp, ‘aynı çizgide’ yürümeye devam etseydi, bir zamanlar onu ‘yere göğe’ sığdıramayan, ama bugün linç etmeye kalkışan zibidiler için herhangi bir sorun teşkil etmeyecekti.
Belki, kapısının önünde kamp kurup, “Aman hocam, yaman hocam, şu konudaki görüşünüz nedir?” diye kuyruk sallayacaklardı.
Ancak, ortaya koyduğu düşünceler, hızla kamuoyuna mal olmaya başlayınca, demek ki ‘kapalı mahfiller arkasında’ işini yürüten şer odakları epeyce rahatsız oldular.
Ve emirleri altında hareket eden, yeri geldiğinde ‘solcu’, yeri geldiğinde ‘milliyetçi’, yeri geldiğinde ‘İslamcı’ geçinen finocuklara, “Bitirin şu adamın işini” talimatını verdiler.

* * *


Bugün ‘gerçekleri’ haykırıp, Türk milletini ‘gaflet uykusundan’ uyandırması gerekenler, ne yazık ki ya işbirlikçi iktidar partisi ile ‘kapalı kapılar arkasında’ iş pişiriyorlar, ya da ‘korku paranoyasına’ kapılıp analarının eteği altında kendilerine saklanacak bir yer arıyorlar.
Bir zamanlar, Apo’ya el altından haber gönderip, “Seni öldürecekler, tedbirini al” diyenler ise yeniden ‘kurtarıcılığa’ soyunuyorlar.
İşte böyle bir dönemde, bazı insanların, ‘kendi geçmişlerini’ bir kenara bırakıp, ‘ülke geleceği’ için ‘ortak paydalar’ üzerinde bir araya gelmeleri, kimi niçin rahatsız etsin ki?
‘İlerleyen yaşına’ rağmen, başına ‘kalpağını’ geçirip, omuzuna ‘kırmızı atkısını’ atıp, kendisine birer birer kapanan televizyon kanallarını zorlayarak, bildiği gerçekleri açıklamaya çalışan Yalçın Küçük’e kızmak mı, yoksa onu alkış tutmak mı gerekir?

İsrafil K.KUMBASAR
israfilkumbasar@yenicaggazetesi.com.tr
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4557

gencturk
22-07-2008, 08:44
Yalçın Küçük forumda da tartışılan fikirlerini yorumluyor.
Kanal 1

Konu: Medya Ergenekon Soruşturmasını Sulandırıyor mu?
Teke Tek de

4-5 dakika izledim.. basit, seviyesiz bir üslup ve Atatürk'e despot diyen, ulusalcıların neden yere göğe sığdıramadıklarını daha iyi anladığım bayağı bir Küçük gördüm, midem bulandı başka kanala geçtim.

e-fulya
22-07-2008, 11:41
KÜÇÜK hoca programın başında Tamer Korkmaz'ın sorularına ve kendisi hakkında yürütülen linç kampanyasına şu özdeyişle yanıt verdi:''Dinime küfreden bari müslüman olsa''

Atatürk sevgisinin hiç hissedilmediği medya organları tarafından yapılan bu karalama kampanyasının maksatlı olduğuna ben de inanıyorum..

Yeniçağ yazarı İsrafil Kumbasar'ın ''Kişilerin, ‘dün’ nerede oldukları değil, ‘bugün’ hangi çizgide durdukları önemlidir.'' sözleri de son derece doğrudur.

Yalçın Küçük hoca son sözlerini şöyle söyledi:''TOLON Paşanın hapisten çıkacağına inanıyorum..Yaşar Paşa da onu ziyarete gidecektir''

Benim de temennim bu yöndedir..Bu yargılamanın ivedilikle sürdürülmesi dileğimdir.

Kravatlı ve kravatsız Pkk'lıların cirit attığı,DTP kongrelerinde her türlü rezaletin yapıldığı,Türk bayrağının bile gönderlerden indirilmek istendiği ülkemiz ortamında,ben şahsen hayatları Türk ordusuna ve Pkk'ya savaşla geçmiş,ordu komutanlığı yapmış komutanlarının bir terörist olabileceğine inanmak istemiyorum.

Yüce yargının en kısa zamanda en doğru kararı vereceğine de inancım sonsuz.

e-fulya
22-07-2008, 14:53
Son bir Örnek yazısı


Emekli Oramiral Özden Örnek’le ilgili yazmaktan sıkılmaya başladım.
Ancak maskeler düşsün, kimin ne olduğu iyice anlaşılsın ki, biz de konuyu, en azından bir süreliğine kapatalım istiyorum.
Tümamiral Özer Karabulut ismini hatırlar mısınız?
Hatırlatayım.
1995 yılında 3. Muhrip Filosu Komutanlığına atanmıştı.
Bu filoya bağlı TCG Yavuz firkateyni, 1996 yılında Yunan Karasularında karaya oturarak Türk Denizcilik tarihinin en büyük rezaletlerinden birine imza atarken, filo komodoru Özer Karabulut’tu.
B olaydan sonra Özer Karabulut kara görevine alınmış, Deniz Kuvvetleri Komutanı tarafından yazılı uyarıyla cezalandırılmıştı.
Karabulut bu uyarıya karşın iki kez dava açmış ancak hakkındaki sicil notu son sürece olumsuz olduğu için bu davalar reddedilmişti.
Ancak ilginç olan, bu kazayla ilgili rapor Karabulut’u koruyan bir tavırla hazırlanmıştı ve altında dönemin Denetleme ve Değerlendirme Başkanı Koramiral Özden Örnek’in imzası vardı.
Karabulut’un bu sicille yükselmesi pek de beklenmezken, Tümamiralliğe kadar yükseldi.
Ve şimdi size ilginç bir bilgi vereceğim.
2001 yılının 31 Ağustos günü, yani Özden Örnek’in Oramiralliğe terfisinin ertesi günü, Tuğamiral Özer Karabulut, Oramiral Özden Örnek’in meşhur oğlu Burak Örnek’e İstanbul’da bir ev sattı.
Tuğamiral’den, Oramiral’in oğluna satılan ev İstanbul’da Maslak’ta.
Satış bedeli 35 milyar lira.
Yani o günkü değerle aşağı yukarı 16-17 bin dolar.
Buraya kadarı garip ama bundan sonrası daha garip.
Tümamiral Özer Karabulut’un kızı Merve Karabulut’un eşi Abbas Hilmi Karadağlı’nın şirketi 2002 yılı itibarıyla 44 adet Türk Silahlı Kuvvetleri ihalesi aldı.
Bunlar arasında Özer Karabulut’un oturduğu lojmanın onarım ihalesi de var.
Bunları niye yazıyorum.
Temizliğin bir bütün olduğunu anlatmak için.
Kokuşmuşlukla, kayırmacılıkla her yerde mücadele etmek gerektiği için.
Kirli ilişkilere girenlerin temiz işler yapamayacağını bildiğim için.
Siyasetten beklediğimiz, istediğimiz temizliği her yerde istediğimiz için.
Bu tür işlere girenlerin elinin kolunun bir şekilde bağlanacağını bildiğimiz için.
Şimdi soruyorum, hangi emekli paşalar hangi holdinglerde ne işler yapıyorlar.
Bunu ilk kez sormuyorum.
1990’lı yıllarda da bunları defalarca yazdım.
Hortumcuların bankalarının yönetim kurullarındaki paşaları defalarca eleştirdim.
Teoman Koman’la bunu canlı yayında tartıştım.
Vural Beyazıt’ı defalarca eleştirdim.
Siyasetçinin oğlunun bir işadamından burs almasını nasıl ayıpladıysak, aynı ayıp bir komutan için de geçerlidir.
Siyasetçinin iş dünyası ile alengirli işleri ne kadar ayıpsa, bir askerinki iki kat daha ayıptır.
Bunları bunun için yazıyorum.
Kurumları yıpratmak gibi bir derdim yok.
Derdim kurumların, kendilerini yıpratmalarını engellemek.
Bunları yazarken üzülüyorum, midem bulanıyor, yüzüm asılıyor.
Ama yazmak zorundayım.
Bazıları da okumak zorunda.
Ders almak zorunda.
Adam olmak zorunda.

FATİH ALTAYLI
http://www.fatihaltayli.com.tr/

Sorular

Benim Özden Örnek yazılarından sonra Sevil Örnek bir röportaj verdi.
Bizde böyledir.
Adamlar suçlanır, savunmaları daha dokunaklı oluyor diye hanımlar savunur.

Madem Sevil Örnek “Yanıtlamayı” seviyor, bir iki sual de ona soralım.
Sevil Hanım, eşinizin Donanma ve Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları döneminde, çeşitli davetlerde takmak üzere, eşinizin astlarının eşlerinden “Ödünç” olarak mücevher istediğiniz oldu mu?
Eğer olduysa kimden ne aldınız?
Bu “Ödünç” aldığınız mücevherleri daha sonra iade ettiniz mi?
Yurt dışı seyahatlerinizde aynı kişilerden borç aldınız mı?
Aldıysanız bu borçları daha sonra geri ödediniz mi?
Eşinizle ilgili iddiaları yanıtladığınıza göre, bu iddiaları da yanıtsız bırakmazsınız diye düşünüyorum.
http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=3875

e-fulya
22-07-2008, 15:19
KÜÇÜK hoca programın başında Tamer Korkmaz'ın sorularına..

Tamer Korkmaz değil Yenişafak yazarı Fikri Akyüz olacaktı..Yanlış yazmışım;usuruma bakmayınız.

balaban
23-07-2008, 10:56
ÖZ KASAP

Yüz binlerce Bosnalının katili Karadziç enselendi, milyonlarca Iraklı ve Afgan öldüren Bush serbest!


Savaş suçlusu
SIRP kasap Radovan Karadziç’in uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanacak olması, gözleri ABD Başkanı Bush’a çevirdi. Karadziç’ten çok daha fazla kan döken Bush, Irak ve Afganistan’da yaptıklarıyla tam bir savaş suçlusu!


KAYIP bİlançosu

BOSNA
Ölüm: 250 bin
Yetim: 500 bin
Sakat: 20 bin
Kayıp: 100 bin
Sürgün: 1.8 milyon
Tecavüz: 50 bin

Irak
Ölüm: 1,5 milyon
Yetim: 5 milyon
Sakat: 1 milyon
Kayıp: 1.2 milyon
Dul: 2 milyon
Tecavüz: 10 bin

İmza yok, kan dökme var!
2002’de yürürlüğe giren Uluslararası Suç Mahkemesi (ICC) Sözleşmesi’ne ABD imza koymadı. Bush, böylece kendisine ve ABD askerine yargı yolunu kapatmış oldu.



* Irak’ta 1.5 milyon insanı katlettirdi



* 5 milyon çocuğu babasız bıraktı



* 2 milyon kadın dul 1 milyon kişi sakat



* Bosnalı 250 bin kişiyi öldürttü



* Sistematik olarak soykırım uygulattı



* 1.8 milyon kişi yurdundan oldu


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=8375

baron11
23-07-2008, 12:15
ÖZ KASAP

Yüz binlerce Bosnalının katili Karadziç enselendi, milyonlarca Iraklı ve Afgan öldüren Bush serbest!

KAYIP bİlançosu

BOSNA
Ölüm: 250 bin
Yetim: 500 bin
Sakat: 20 bin
Kayıp: 100 bin
Sürgün: 1.8 milyon
Tecavüz: 50 bin

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=8375

Hep merak etmişimdir,acaba neden?Medeniyet beşiği avrupa bu olaylar olurken 3 sene neyi seyretmiştir?

Sırp Çetniklerin Müslüman Boşnakları öldürürken "Türklerden intikamımızı aldık" diye konuştuğunu belirten Hasan Nuhanovic, çok ilginç bir tespitte bulunmaktadır: "sırplar onları taşıdıkları Türk isimlerimizden dolayı öldürdüler." Boşnaklara ‘Türk’ diye hitap eden sırp ve hırvatlar, "burada Türkleri istemiyoruz, Bütün Türkleri Türkiye’ye göndereceğiz" sloganlarıyla silahsız masum insanları öldürüyorlardı.Bugün hala Srebrenitsa’daki bazı duvarlarda, katliam esnasında sırplar tarafından yazılmış, "Sve Turci u Turciju - Bütün Türkler Türkiye’ye" sloganlarına rastlamak mümkündür.

Artık sorun ortadan kalktığına göre,yeni kasaplar çıkartmaya müsait sırp kardeşlerinizi rahat rahat avrupa birliğine alırsınız,nasılsa sizden biri...

Eksik yazmışımda düzelttim...

ÖZDOĞAN77
23-07-2008, 12:31
Hep merak etmişimdir,acaba neden?Medeniyet beşiği avrupa bu olaylar olurken 3 sene neyi seyretmiştir?

Sırp Çetniklerin Müslüman Boşnakları öldürürken "Türklerden intikamımızı aldık" diye konuştuğunu belirten Hasan Nuhanovic, çok ilginç bir tespitte bulunmaktadır: "sırplar onları taşıdıkları Türk isimlerimizden dolayı öldürdüler." Boşnaklara ‘Türk’ diye hitap eden sırp ve hırvatlar, "burada Türkleri istemiyoruz, Bütün Türkleri Türkiye’ye göndereceğiz" sloganlarıyla silahsız masum insanları öldürüyorlardı.Bugün hala Srebrenitsa’daki bazı duvarlarda, katliam esnasında sırplar tarafından yazılmış, "Sve Turci u Turciju - Bütün Türkler Türkiye’ye" sloganlarına rastlamak mümkündür.

Artık sorun ortadan kalktığına göre,sırp kardeşlerinizi rahat rahat avrupa birliğine alırsınız,nasılsa sizden biri...




Bayrağımıza,Atamızın resimlerine bile tahammül edemeyen,haçlı zihniyetini hala taptaze hafızalarında tutan,her fırsatta bizi hasta adam olarak görmek arzusu ve gayreti içinde olan ve samimiyetlerine asla güvenilmeyecek AB ülkeleri,pek yakında bu icraatı da yaparlar.
Sürpriz de olmaz...

hiyo
23-07-2008, 13:36
ÖZ KASAP

Yüz binlerce Bosnalının katili Karadziç enselendi, milyonlarca Iraklı ve Afgan öldüren Bush serbest!


Savaş suçlusu
SIRP kasap Radovan Karadziç’in uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanacak olması, gözleri ABD Başkanı Bush’a çevirdi. Karadziç’ten çok daha fazla kan döken Bush, Irak ve Afganistan’da yaptıklarıyla tam bir savaş suçlusu!


KAYIP bİlançosu

BOSNA
Ölüm: 250 bin
Yetim: 500 bin
Sakat: 20 bin
Kayıp: 100 bin
Sürgün: 1.8 milyon
Tecavüz: 50 bin

Irak
Ölüm: 1,5 milyon
Yetim: 5 milyon
Sakat: 1 milyon
Kayıp: 1.2 milyon
Dul: 2 milyon
Tecavüz: 10 bin

İmza yok, kan dökme var!
2002’de yürürlüğe giren Uluslararası Suç Mahkemesi (ICC) Sözleşmesi’ne ABD imza koymadı. Bush, böylece kendisine ve ABD askerine yargı yolunu kapatmış oldu.



* Irak’ta 1.5 milyon insanı katlettirdi



* 5 milyon çocuğu babasız bıraktı



* 2 milyon kadın dul 1 milyon kişi sakat



* Bosnalı 250 bin kişiyi öldürttü



* Sistematik olarak soykırım uygulattı



* 1.8 milyon kişi yurdundan oldu


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=8375


bunlara çocuklar bile inanmaz 13 yıldır kayıp olan birisi 1 günde meydana çıkartılıyor.karadziç tek başına yapmadı herhalde arkasındaki gücüde bulup mahkemenin cezanlandırması lazım.

hiyo
23-07-2008, 13:41
marmara baglanan melen çayına karışan lahım sularını bize kullandıranlarında hesabının sorulması lazım.

ankaranın suyu içilemez raporu veren ODTÜ'nün hükümete karşı rapor verdigi için yıkılmasını isteyen melih gökçekdende hesabı sorulması lazım....

balaban
23-07-2008, 14:34
Hep merak etmişimdir,acaba neden?Medeniyet beşiği avrupa bu olaylar olurken 3 sene neyi seyretmiştir?

Sırp Çetniklerin Müslüman Boşnakları öldürürken "Türklerden intikamımızı aldık" diye konuştuğunu belirten Hasan Nuhanovic, çok ilginç bir tespitte bulunmaktadır: "sırplar onları taşıdıkları Türk isimlerimizden dolayı öldürdüler." Boşnaklara ‘Türk’ diye hitap eden sırp ve hırvatlar, "burada Türkleri istemiyoruz, Bütün Türkleri Türkiye’ye göndereceğiz" sloganlarıyla silahsız masum insanları öldürüyorlardı.Bugün hala Srebrenitsa’daki bazı duvarlarda, katliam esnasında sırplar tarafından yazılmış, "Sve Turci u Turciju - Bütün Türkler Türkiye’ye" sloganlarına rastlamak mümkündür.

Artık sorun ortadan kalktığına göre,yeni kasaplar çıkartmaya müsait sırp kardeşlerinizi rahat rahat avrupa birliğine alırsınız,nasılsa sizden biri...

Eksik yazmışımda düzelttim...


Avrupa her zaman çifte standart uygulamıştır. Kendisi ırkları için insanları öldürürken Sırplar ve Hırvatklar'ın öldürmesine neden mani olsun? Ne güzel temizliğe başlamışlar; görüp, durdurur mu? Çoğunun temizlendiğini düşündüğü zaman görür ancak.

Türkiye içişlerine de karışıyor biliyorsunuz. APO'nun, pkk'nın veya akpnin hakları için canhıraş uğraşırken, Ergenekon'da ölen için hiç birşey demedi. Hani insan haklarıydı?????

Biz Avrupayı boşverip başımızın çaresine bakmalıyız.

ayhan53
23-07-2008, 15:24
Milletvekillerine erken emeklilik gündemde

Tartışmaların odağında AKP İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit var. Zira, kulislerde Yiğit´in 1 yıl milletvekilliği yapanlara emeklilik hakkı getirecek bir düzenleme üzerinde çalıştığı iddia edildi. Yiğit, bu iddiayı tam olarak yalanlamadı; kendisinin milletvekillerinin protokoldeki yerleri üzerine bir yasa teklifi hazırladığını söyledi. "Teklif komisyonda görüşülürken emeklilikle ilgili bir düzenleme de yapılabilir" dedi.

Meclis´te ilk kez milletvekili seçilenler ancak 2 yıl bu göreve devam ederlerse emekli olabiliyor. Bu durumda 274 milletvekili bulunuyor. Eğer yeni bir düzenleme olmazsa, olası bir erken seçimde bu milletvekilleri emeklilik hakkını kazanamayacak.

Ancak kulislerde, erken seçim olursa "milletvekillerini mağdur etmemek için" bir seferliğine sürenin 1 yıla indirilebileceği konuşuluyor.

ayhan53
23-07-2008, 15:25
vatandaşa gelince yaşı 65 e çıkar çocuk sigortalıların sigortalarını iptal et
kendine gelince 2 yılda emekliliği kazanamıyorum diye 1 yıla indir
oh ne ala memleket

baron11
23-07-2008, 15:26
Avrupa her zaman çifte standart uygulamıştır. Kendisi ırkları için insanları öldürürken Sırplar ve Hırvatklar'ın öldürmesine neden mani olsun? Ne güzel temizliğe başlamışlar; görüp, durdurur mu? Çoğunun temizlendiğini düşündüğü zaman görür ancak.

Türkiye içişlerine de karışıyor biliyorsunuz. APO'nun, pkk'nın veya akpnin hakları için canhıraş uğraşırken, Ergenekon'da ölen için hiç birşey demedi. Hani insan haklarıydı?????

Biz Avrupayı boşverip başımızın çaresine bakmalıyız.

Daha bugün Van'ın Başkale ilçesinde jandarma ekipleri pkkya ait 160 kilo eroin ele geçirdi.Bunlar hala siyasi çözüm diyorlar.Kiminle siyasi çözüm?Bunların ar damarı çatlamış.Birkaç sene öncesine kadar bende ab diyordum,ama artık bu fikrimden vazgeçtim...

balaban
23-07-2008, 15:31
vatandaşa gelince yaşı 65 e çıkar çocuk sigortalıların sigortalarını iptal et
kendine gelince 2 yılda emekliliği kazanamıyorum diye 1 yıla indir
oh ne ala memleket
Seçilip meclise gitmeden emekli olsunlar da bunlarla uğraşmasınlar artık.
Utanmaları da yok ayıp yahu.:grrr:


Daha bugün Van'ın Başkale ilçesinde jandarma ekipleri pkkya ait 160 kilo eroin ele geçirdi.Bunlar hala siyasi çözüm diyorlar.Kiminle siyasi çözüm?Bunların ar damarı çatlamış.Birkaç sene öncesine kadar bende ab diyordum,ama artık bu fikrimden vazgeçtim...

Önemli bir konu:) Siyasi arena, demokrasi, özgürlük herşey bununla çözülmeli. Her halt bu üç kavramın arkasına saklanarak yapılabilmeli. Eğer çıkarlarına uygun davranılmazsa kesinlikle antidemokratik bir yapı mevcuttur. Dua etmek serbest ben de ediyorum.:) Allah belalarını versin.

MAKİNİST
23-07-2008, 15:33
vatandaşa gelince yaşı 65 e çıkar çocuk sigortalıların sigortalarını iptal et
kendine gelince 2 yılda emekliliği kazanamıyorum diye 1 yıla indir
oh ne ala memleket


yetmez yetmez...bence bir gün milletvekilliği yapan emekli olabilmeli...bizim gibi bir halka bu yakışır....:grrr:

ayyan
23-07-2008, 16:25
Bence herkes milletvekili olmalı :D Böylece 2 yıl yaşayan herkes otomatik olarak emekli olabilir.

Aklınıza daha iyi bir fikir geliyor mu? Bizleri temsil etsin diye meclise gönderdiğimiz kişiler önce kendi ceplerini doldurma peşinde, ardından vekilliği bıraktıktan sonra emekli parası peşinde.

Madem öyle, bu haklardan herkes faydalansın ki eşitlik ilkesi sağlansın, bunların kendileri için avantaja çevirdikleri durum eşitlensin.

bridgea
23-07-2008, 16:46
İstisnaları gözden kaçırmamak gerek:)

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=101173

Meclise girmek için az buz para saçmıyorlar,boşa değil.Sorumlusu biziz.

e-fulya
23-07-2008, 17:14
yetmez yetmez...bence bir gün milletvekilliği yapan emekli olabilmeli...bizim gibi bir halka bu yakışır....:grrr:

O da yetmez onlara:
http://www.habertanik.com/haber_detay.asp?haberID=662

paneraı
24-07-2008, 09:38
İstanbul İstinye’deki ABD Başkonsolosluğu’na yönelik silahlı saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin yanlarında getirdikleri gül esansını koklayarak “Cennet kokusu geliyor” dedikten sonra eylemi başlattıkları ortaya çıktı. Eylemcilerin, olay yerine giderken şans eseri polis kontrolünden kurtulduğu anlaşıldı. Soruşturmayı yürüten İstanbul Emniyeti, eylemci grubu “Dini istismar eden yurtdışı bağlantılı grup-İrfan Grubu” olarak adlandırdı.
cennet kokusu alıyoruz dıyıp cana kıyan bu kalleslerın mekanı cennet deıl ALLAH 'ın atesı olur ınsallah

baron11
24-07-2008, 09:58
HAİNLER (http://www.askerhaber.com/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1) HALAYI

ANKARA'NIN GÖBEĞİNDE KANDİL DAĞI MI VAR?

Üç gündür bekliyorum, büyük medyadan birisi sesini çıkaracak mı diye.

Tıs yok.

Çıt yok.

balaban
24-07-2008, 11:42
Bu haberi okuyunca aklıoma Ergenekon'da İşçi Partisinden gözaltına alınana sorulan soru geldi.

İsviçre'de, neden ERMENİ KATLİAMI YAPILMADI dediniz? Size katliam yapılmadı demenizi kim söyledi?
Sorulan 2 sorudan birisi bu.



http://img512.imageshack.us/img512/6067/000uc3.jpg (http://img512.imageshack.us/my.php?image=000uc3.jpg)


AB ve ABD’nin, iktidara yaptığı ve giderek artan “Ermenistan’la ilişkilerinizi düzeltin” baskısı, sonuç vermeye başladı! Ermenilerin soykırım yalanlarına karşı duruşu ve bilimsel çıkışlarıyla tanınan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, görevinden alındı.


“Normal karşılıyorum”
Konunun bilgisi dahilinde gelişmediğini belirten Halaçoğlu, “Biz elimize ayakkabımızı almış insanlarız, her zaman için bulunduğumuz yerden başka yere gidebiliriz. Bugün devlet görevi yaparsınız, yarın bilim adamı olarak çalışırsınız. Normaldir bunlar” diye konuştu.




Ermeniler Kemal Bey’i astırmıştı
MİLLİ şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Ermeni baskıları sonucu işbirlikçiler tarafından Beyazıt Meydanı’nda asılmıştı.




KAYMAKAM KEMAL BEY, ERMENİ İFTİRALARI VE BATILILARIN BASKISIYLA ASILMIŞTI!
O Ucuz kurtuldu!
AB ve ABD’nin, “Ermenistan’la ilişkilerinizi düzeltin” baskısı, sonuç vermeye başladı. Soykırımı yalanlarına karşı mücadelesiyle tanınan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, görevinden alındı




Haber: Macit SOYDAN
Türkleri, Ermenilere karşı soykırım uygulamakla itham eden, “soykırımı yalanını tanıyın” baskısı yapan AB, ABD ve yandaşlarına karşı verdiği mücadelelerle tanınan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, tatildeyken görevinden alındı. Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanan atama kararına göre, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Gazi Üniversitesi’ndeki asli görevine iade edildi.



Tatildeyim bilgim yok
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Halaçoğlu, tatilde olduğunu, konunun bilgisi dahilinde gelişmediğini söyledi. Halaçoğlu, “Bu her zaman için olabilecek bir konu. Şeyhülislamlardan biri; ’Biz elimize ayakkabımızı almış insanlarız, her zaman için bulunduğumuz yerden başka yere gidebiliriz’diyor. Biz aynı düşüncedeyiz. Bugün devletin şu görevini yaparsınız, yarın bilim adamı olarak görevinize devam edersiniz, normaldir bunlar, normal karşılıyorum” dedi.



İlginç zamanlama!
Ermeni iddialarına karşı “Soykırım tezleri yalandır. Arşivlerimiz inceleme yapmak isteyenlere sonuna kadar açıktır” diye meydan okuduğu için Ermeniler ile AB ve ABD’li yandaşları tarafından “istenmeyen adam” ilan edilen Halaçoğlu’nun görevden alınma zamanlaması ise hayli ilginç bulundu. Çünkü, bir kaç gün önce AKP hükümetinin Ermenistan’la İsviçre’de gizli görüşmeler yaptığı ortaya çıkmış ve bu haberler Dışişleri Bakanı Ali Babacan tarafından doğrulanmıştı. Babacan, bu tür temasların dönem dönem yapıldığını belirterek, “Dışişleri Bakanlığından görevlendirilen kişilerin Ermenistan’daki muhataplarıyla görüşmeler yapıyor” demişti.



Erivan’dan davet gelmişti
Yusuf Halaçoğlu’nun görevden alınma zamanlamasını ilginç kılan diğer bir olay ise Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yaptığı çağrı. Sarkisyan, 6 Eylülde Erivan’da oynanacak olan Ermenistan-Türkiye futbol karşılaşmasını birlikte izlemek üzere Cumhurbaşkanı Gül’ü, ülkesine davet etmişti.Sarkisyan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Erivan’ı ziyaret etmesinin iki ülke arasında son dönemde ortaya çıkan olumlu atmosferi güçlendireceğini söyleyerek, “Ziyaretin ilişkilerdeki olumlu havayı kalıcı harekete dönüştüreceğinden eminim” demişti.



İki kez yargılatıp idama gönderdiler
Birinci dünya savaşı sırasında Boğazlıyan’da kaymakam olarak görev yapan Kemal Bey, mütareke olunca, Ermenilere zulüm yaptığı iddiası ve işgalci İngiliz-Fransız makamlanın baskısı ile haksız yere idam edilmişti. ilk yargılanmasında beraat ettiği halde dış güçlerin baskısı sonucunda ikinci kez yargılanması istenmiş ve idamına karar verilmiştir. (19 nisan 1919). Kemal Bey, a zaman adı Bekirağa Bölüğü olarak geçen şimdiki İstanbul Üniversitesi’nin meşhur kapısı önünde idam edilmişti. Milli Şehit Kemal Bey idamından önce son sözü sorulduğunda halka hitaben şunları söylemişti:



Kahrolsun böyle adalet
Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Allah şahidimdir ki ben kimsenin öldürülmesi için emir vermedim.. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun böyle adalet. Üç çocuğumu milletime emanet ediyorum. Allah vatanıma ve milletime zeval vermesin. “



Millete Vasiyeti
Kemal Bey’in hatırası millî vicdanda unutulmadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla, kendisini ” milli şehit “ olarak kabul etti. Kemal Bey’in Kuşdili’ndeki kabri Mülkiyeliler Birliği tarafından yaptırıldı. Adına ” anıt-mezar “ denildi. 15 aralık 1973 günü mezar sade bir törenle açıldı. Milli Şehit Kemal Bey, idam edilmeden önce Türk milletine ise şu vasiyeti bırakmıştı. ” Fertler ölür, millet yaşar, kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve memleket uğrunda şehid olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha!


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=8418

e-fulya
24-07-2008, 11:44
İstanbul İstinye’deki ABD Başkonsolosluğu’na yönelik silahlı saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin yanlarında getirdikleri gül esansını koklayarak “Cennet kokusu geliyor” dedikten sonra eylemi başlattıkları ortaya çıktı. Eylemcilerin, olay yerine giderken şans eseri polis kontrolünden kurtulduğu anlaşıldı. Soruşturmayı yürüten İstanbul Emniyeti, eylemci grubu “Dini istismar eden yurtdışı bağlantılı grup-İrfan Grubu” olarak adlandırdı.
cennet kokusu alıyoruz dıyıp cana kıyan bu kalleslerın mekanı cennet deıl ALLAH 'ın atesı olur ınsallah

Bu aşağılık katiller bu işi ''cennet kokusu'' aldıklarını söyleyerek yapmışlar..
Ama hatırlarsanız saldırı sonrası özellikle SABAH ve VAKİT gazetecikleri bu olayda ''ergenekon kokusu'' algılamışlardı nedense..
http://www.haber5.com/haber.php?haber_id=322834
Günlerce yayın yaparak halkı yanlış yönlendirdiler..
Bu rezalete Sabah yazarı Hıncal ULUÇ bile isyan etmişti:
http://www.jurnalturk.com/detay.gur?@=441093&c_id=150

Hadi Vakit'in ne olduğunu eskiden beri biliyoruz ama SABAH Çalık gurubuna geçtikten sonra olayları yanlış ve çarpıtarak koklamaya başladı..
SABAH artık ,gittikçe VAKİT'leşiyor..

balaban
24-07-2008, 12:08
Prof. Halaçoğlu'nun kafasını koparanlar, kimleri sevindirdi?

Hrant Dink cinayetinin ardından hemen sokaklara dökülüp, “Hepimiz Ermeniyiz” diye böğüren ihanet şebekesinin isteği sonunda gerçekleşti.
Yaptığı ‘bilimsel’ araştırmalarla ezberleri bozan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu görevinden alındı.
21 Eylül 1993 yılında TTK Başkanlığı’na atanan Halaçoğlu, araştırmacılara ufuk açacak bir dizi icraata imza attı.
Özellikle ‘Ermeni soykırım iddiaları’ karşısında bugüne kadar sürdürülegelen “Biz soykırım yapmadık” mealindeki ‘pasif savunma’ politikalarını bir kenara bırakarak, ‘karşı taarruza’ geçti.
Yerli ve yabancı arşivlerdeki tarihi kaynakları yeni baştan incelemeye alan Halaçoğlu, soykırım iddialarının ‘tarihsel bir yalan’ olduğunu bilgi ve belgeleriyle ortaya çıkardı.
Ve nihayet Ermenilere meydan okudu:
- “Eğer iddialarınızda samimi iseniz, gelin karşılıklı olarak arşivlerimizi açalım. Tarihçilerden oluşan bir komisyon kurup meseleyi bilimsel olarak araştıralım.”

Öldükleri iddia edilen bazı Ermenilerin kendilerini ‘Kürt’ve ‘Alevi’ diye gösterip tehcirden kurtulduklarını iddia eden Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Kayseri’de ‘Dadaloğlu Şenlikleri’ kapsamında Avşarlılar Kültür Derneği tarafından düzenlenen sempozyumda aynen şöyle diyordu:
- “Araştırmalarımızda şunu gördük ki bugün Kürt dediğimiz insanların birçoğu aslında Türkmen asıllıdır. Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta şöyle söyleyeyim; Kürt Alevi olarak görünen birçok insan da maalesef Ermeni dönmeleridir. PKK ve TİKKO gibi bölücü örgütler içerisinde yer alan insanların birçoğu bunlardan. Yani PKK ve TİKKO bizim zannettiğimiz gibi bir Kürt hareketi değildir.”
İşte bu sözler, Türk devletine karşı ‘isyan’ bayrağı açan Türk düşmanlarını bir anda çılgına çevirmeye yetti.
Tarihi gerçeklerin açığa çıkmasından ve ‘maskelerinin’ düşmesinden korkan hainler, bu kez Yusuf Halaçoğlu’nun görevden alınması için saldırıya geçtiler.


Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, kendisi ile yapılan bir söyleşide şu gerçeğin altını çiziyordu:
- “Bitlis’ten bir arkadaş geldi ve ‘Hocam biz Kürt’üz, bize Hasaniler derler, aşiretimi öğrenmek istiyorum’dedi. Bilgisayara Hasaniler yazdığımda karşıma Eski İl’den Döğer boyundan çıktılar. Kendisine de verdim, ama buna benzer o kadar çok insan çıkıyor ki...”
Halaçoğlu, Osmanlı arşivlerinde yaptıkları çalışmalar neticesinde Anadolu’da tespit ettikleri toplam 41 bin 297 aşiretten 37 bin 706’sının Türkmen, 166’sının Moğol, 4 bin 455’inin Avşar, 90’ının Arap, 2 bin 287’sinin Kürt olduğunu, bugün kendilerini ‘Kürt’ olarak tanımlayan aşiretlerin 16’ncı yüzyılda ‘Türkmen’ olarak gözüktüğünü ifade ediyordu.
Türkiye’nin aşiret yapısını gösterecek olan 12 yıllık araştırmanın 8 cilt halinde yayımlanacağını, ayrıca Sanalağ’daki (İnternet) adrese de konacağını, isteyen herkesin ‘kendi soyu’ ile ilgili bilgileri görebileceğini belirtiyordu.
Araştırmanın ‘akıbetinin’ ne olacağını yakında hep birlikte göreceğiz.

‘ABD/AB/İsrail’ ekseninde yürüttüğü teslimiyetçi politikalar doğrultusunda, Ermenistan ile yeniden ‘sıcak’ ilişkiler kurmanın yollarını arayan iktidar, ‘sınır kapısını’ yeniden açmak için ‘kamuoyunu’ hazırlamaya karar verdi.
Son zamanlarda malum medyada yer alan Ermenistan ile ilgili haberler de, Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın Abdullah Gül’e “Birlikte maç seyredelim” teklifi de, bu amaca yönelik birer hamleden ibarettir.
Kurulacak diyaloğu, tarihi bilgi ve belgeler üzerinde ‘sağlam bir temel’üzerine inşa etmek yerine, işin kolayına kaçan iktidar, bir ‘iyiniyet gösterisi’ olarak Yusuf Halaçoğlu’nun kellesini Ermenilere hediye etmeyi tercih etti.
Ermenilerle ilgili dünyanın her yerindeki arşivleri didik didik ederek, soykırım yalanını ‘kendi belgeleri’ ile ortaya koyan bir bilim adamının görevden alınması, ülkenin geleceğinden endişe duyanları büyük bsir hayal kırıklığına uğrattı.
Türkiye’nin altına dinamit koymak isteyen emperyalistler ve işbirlikçileri ise adeta zil takıp bayram ediyorlar.


Dün Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey...
Bugün Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu...
Yarın sıra kimde?


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4579

e-fulya
24-07-2008, 12:10
Org. Saygun'dan Star'a dava

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, ''Yüksek Askeri Şura Öncesi Derin Hesap'' başlıklı haberle kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasıyla Star Gazetesi aleyhine 50 bin YTL'lik manevi tazminat davası açtı.



Orgeneral Saygun'un avukatı Levent Koçer tarafından açılan davanın dilekçesinde, 13 Haziran 2008'de yayımlanan haberde, ''Orgeneral Saygun'un, Ağustos'ta 1. Ordu Komutanlığına atanmasının beklendiğinin ifade edildiği'' kaydedildi.

Haberde, Saygun'un sağlık raporunun internet sitelerinde yer aldığı, bu konu ile ilgili ayrıntılı yayın yapıldığı, hatta sağlık raporlarının bir bölümünün yayımlandığı belirtildi.

Dilekçede, ''yayında, sağlık durumu ile muhtemel görev değişikliği arasında ilişki kurularak, bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) muhtelif kademelerinde başarıyla görev yapan Saygun'u küçük düşürücü, üst düzey komuta kademesindeki görevleri yadsınarak atanmasına mani bir halin mevcut olduğu şeklinde izlenim yaratılmaya çalışıldığı'' ileri sürüldü.

Orgeneral Saygun'un kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu kaydedilen dilekçede, yayınla objektiflikten uzaklaşıldığı, haber sınırının aşıldığı, yanlış yorumlarda bulunulduğu, dürüstlük kurallarına aykırı davranıldığı savunuldu.

Dilekçede, bu sebeplerle Star Gazetesinden 50 bin YTL manevi tazminat talep edildi.

(AA)
================================================== ==============
Ben Türk ordusuna ve değerli komutanlarına böyle sistematik saldırılar yapılan bir dönem görmedim..

Özellikle TARAF ve VAKİT..

balaban
24-07-2008, 12:31
Bizleri neler bekliyor. Irak vatandaşından ne farkımız var? Hiç farkımız yok. Zamanı gelince göreceğiz.


Küreselcilerin ötekiler için uygun gördüğü demokrasi!

Bir zamanlar “Barbarlara medeniyet götürüyoruz” ya da “İsa Mesih’in mesajını ulaştırıyoruz” diyerek ülkeler işgal edilip halklar sömürgeleştirilirdi. Günümüzde de demokrasi ve özgürlük (!) götürmek bahanesiyle ülkeler işgal edilmekte ve halklar sömürgeleştirilmektedir. Postmodern dünyada çıkar aracı yapılmayan hiçbir kutsal kavram kalmamıştır.
Bu yazımızda kültür coğrafyamızda meydana gelen binlerce olaydan medyaya yansıyan iki habere dikkat çekmek istiyoruz. Birincisi, demokrasi ve özgürlük teraneleri altında işgal edilen Irak’tan medyaya düşebilmiş bir haberdir. Haberin gazetedeki başlığının adı “Özgür Irak’ın Fotoğrafı” dır. Haberin içeriğinde ise şunlar var: “Bağdat sokaklarında rutin bir güvenlik kontrolü... ‘Şüpheli’ görülen Iraklılar yere yatırılmış. Elleri arkalarından bağlanmış. Bir ABD askeri potiniyle karısının önünde Iraklının sırtına basıyor. Kadın, gözyaşları ve feryatlar arasında kocasının serbest bırakılması için yalvarıyor. Amerikan askeri ise Iraklının karısının kolundan çekiştiriyor”.




İşgalciye su vermek ve el vermek!
Meraklıları için söyleyelim kocasını kurtarmak için yere kapanarak yalvaran Iraklı kadının başı örtülü, vücudu da tepeden tırnağa kara çarşaflıdır. Kadını ABD’li asker sol elinden tutmuş çekiştiriyor. Fotoğraf budur. Söz buraya gelmişken bir başka fotoğraftan daha bahsetmemek eksiklik olacaktır. O da şu: ABD askerleri Saddam’ı devirmek için Irak’a girerken bazı Iraklıların ABD askerlerine su verdiğini, bazılarının da ABD askerlerinin elini öptüklerini gösteren fotoğraflar bol miktarda medyada yer almıştı.
Hemen söyleyelim; ülkesini işgal edenlere su verenler, onların ellerini öpenler arasında yere yatırılmış olan Iraklının olup olmadığı bilinmiyor. Ancak işgalcilere su verenlerin bir süre sonra işgalcilerin potinlerini öpmek zorunda kalmalarının çok da yadırganacak bir durum olmadığı biliniyor.
Bir başka haber de Batı Şeria’dan televizyonlara yansımış. O görüntüler acı içinde yerde yatan Rahman adlı Filistinli gence ait. Filistinli genç, Batı Şeria’daki İsrail’in güvenlik duvarını protesto için düzenlenen bir gösteriye katılıyor. Rahman yakalanıyor ve bir İsrailli yarbay ile bir manga kadar asker onu askeri aracın arkasında, elleri kelepçeli, gözleri bağlı olarak aralarına alıyorlar. İsrailli Yarbay, Rahman’ın kolunu tutuyor, bir asker de tüfeğiyle ona nişan alıp ateş ediyor. Bacağından vurulan genç acılar içinde yere yuvarlanıyor.
Bu görüntülerden kendi ordusunu yıpratmak için kahramanca mücadele eden şanlı medyamızın alması gereken dersler vardır.




Şanlı medyanın dindar ya da laik kalemşorları!
Demokrasi dağıttığı gerekçesiyle kutsadığınız ülke askerlerinin işgal ettiği ülkelerdeki insanlara uygun gördüğü muamele yukarıdadır. El eliyle demokrasiyi eloğlu Irak’a tam da böyle getiriyor. Filistinli gencin dramı ise güçsüz bir ülke halkının içine düşebileceği durumu göstermesi bakımından ilginçtir. Askeriniz güçlü değilse, ne namusunuzu, ne onurunuzu ne de dininizi koruyabilirsiniz. Umarız bu görüntülerden sonra kendi ordunuza olan güveni yıkarak, ancak kendi şeref, haysiyet ve iffetinizi tehlikeye attığınızı artık fark edersiniz!




Evrensel hukuktan söz eden saflar!
Sizin de bu ve buna benzer bir olay Türkiye ya da İran’da meydana gelseydi uluslararası toplumun nasıl bir tepki göstereceğini, öğrenmenizin zamanı gelmiştir! İsraillinin ya da Amerikalının işlediği savaş suçu ya da insan hakları ihlali ile bir Arap ülkesinin ya da İran’ın işlediği aynı suçun aynı muameleye tabi tutulmadığını öğrenmek için daha ne tür bir olayın olması gerekiyor? İşbirlikçi ve kiralık vicdan taşımayan herkes bu gerçeğin farkında olmalıdır. Günümüz dünyasında gücün derecesi, evrensel hukukun normu haline gelmiştir.
Küresel zorbaların Irak’a, Afganistan’a ya da güçsüz diğer ülkelere “demokrasi” ya da “özgürlük” adlı kargolarla ne taşıdıkları yeterince açıktır. Demokrasinin bir ülkeye kargo ile taşınamaz olduğunu yaşanan gelişmeler kanıtlar durumdadır. Halklar, demokrasilerini ancak kendi gerçek ve dinamikleri üzerine inşa edebilirler. Yabancıları davet ederek, onlara dayanarak ve onları kutsayarak demokrat ve özgür olacağını sananlar, Filistinlilerin ve Iraklıların kaderini yaşamaktan kendilerini kurtaramayacaklardır. İşbirlikçiliği ve halkının sömürgeleştirilmesini reddedenlerin “demokrasi ve özgürlük” havarileri tarafından nasıl bir muameleye tabi tutulduklarını tarih yeniden kayıt altına almaktadır. Anlayanlar için yaşananlardan alınacak dersler vardır!

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4571

e-fulya
26-07-2008, 11:13
Danıştay 13. Dairesi, “TEKEL’in rakı-şarap-bira-votka-cin-ispirto (alkollü içkilerin tümü)” fabrikaları ve tesislerinin satışını iptal isteğini reddeden Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin kararını bozdu.

Büyük soygundu.

Böyle yazmıştık.

TEKEL’in rakı dahil alkollü içki üreten 17 fabrikasında çalışan işçilerin temsilcisi Tek Gıda İş Sendikası’nın da “soygun yapıldı... Özelleştirme İdaresi bu fabrikaları ve onlara bağlı tesisleri neredeyse maydanoz fiyatına özel sektöre sattı...” diye özetleyebileceğim gerekçelerle Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun “satış kararının iptal edilmesi” için İdare Mahkemesi’nde dava açmıştı.

Mahkeme davayı reddetti.

Sendika Danıştay’a başvurdu.

Danıştay sendikayı haklı buldu.

Mahkeme kararını bozdu.

Ve yüksek mahkeme Danıştay, kararının gerekçesinde “TEKEL’in alkollü içkiler bölümü satılırken bu fabrikaların değerinin kaç para olacağını gösteren raporlara bakılmasını, onlara itibar edilmesini” istedi.

Hazin hikâyedir.

Milleti aptal yerine koyan ve devletin malını ucuza kapattırıp, kişi zengin ettiren “Türkiye’deki kirli kapitalizmin” çok çarpıcı örneğidir. Tekel’in içki üreten fabrikalarının yenilenmesinde ihaleleri kazanan inşaat firmaları LİMAK, NUROL, ÖZALTIN bir konsorsiyum kurdu. Ve TEKEL’in içki fabrikalarının özelleştirilmesine talip oldu.

Olabilir.

İnşaat şirketidirler.

Kârlı görmüşlerdir.

Kendilerine güveniyorlar.

İçki işine de girebilirler.

Dikkat isterim bu şirketler TEKEL’e fabrika yapan yani fabrikaların durumunu, kaça mal olduklarını, teknolojilerinin ileri ya da geri olduğunu yakından bilen özel sektörden akıllı, işbilir, para kazanır girişimcilerdir.

750 milyon dolar değer biçildi.

İhale açıldı.

Sabancı da girdi.

Başkaları da katıldı.

Çok komik fiyatlar verdiler.

İhale 292 milyon dolarla en yüksek fiyatı veren bu LİMAK-NUROL-ÖZALTIN ortaklığında kaldı. Fabrikalar yenilenmişti. İleri teknolojiye geçmişti. Sadece Bilecik’teki fabrika 100 milyon dolar ediyordu ve Avrupa’nın teknolojisi en yeni fabrikası olduğu biliniyordu. Bilecik dahil 17 fabrikanın yanısıra kuru üzüm, suma (üzüm alkolü) şişe, etiket, anason stokları da 141 milyon YTL (100 milyon dolardan fazla) tutuyordu. Yine ayrıca TEKEL’in Türkiye’de 81 ilindeki başmüdürlüklerinin depolarındaki 30-35 milyon dolarlık içki stoku da bulunuyordu. Yine ayrıca TEKEL’in içki bölümünü de satma kararı alan devlet (Özelleştirme İdaresi ve Maliye Bakanlığı) bu fabrikalarda çalışan 5 bin civarındaki işçinin kıdem tazminatlarını da ödedi, sıfırladı.

Ballı börek yaptı.

Alan kazansın.

TEKEL’in yenilenmiş 17 fabrikası, kıdem tazminatları sıfırlanmış, yetişmiş, çok kalifiye işçileri, 100 milyon dolarlık hammade stoku, 30 milyon dolarlık içki stoku, toplam 292 milyon dolara satılmıştı. Satın alanlar, onu Amerikan firmasına 950 milyon dolara sattı.

Aradaki fark korkunçtu.

Devlet bunu ikram etmişti.

Şimdi ne olacak?

TEKEL fabrikalarını özelleştirme adı altında “kirli kapitalizme yem yapanlardan” hesap nasıl sorulacak? Kim soracak?

Necati Doğru ndogru@gazetevatan.com
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Danistayin_TEKEL_soygununa_du r_demesi_Ergenekon_kadar_onemli_190792_4&tarih=26.07.2008&Newsid=190792&Categoryid=4&wid=108

SAHİ...HESABI KİM SORACAK ACABA?

CUMHURİYET'in bu efsanevi kurumu maalesef 3 kuruşa yabancıya peşkeş çekildi..

e-fulya
27-07-2008, 09:54
Tekel satılırken soyuldu, kim hesap soracak!


Tekel’in içki bölümünün büyüklü-küçüklü 17 fabrikası vardı. Hemen hepsi yenilenmişti. Devlet, Hazine’den destek vermiş, görev zararlarını kapatmıştı. O yıllarda bu 17 fabrikanın bağlı olduğu Tekel’in İçki Bölümü’nün başında genel müdür olarak Esen Ataay bulunuyordu.

30 yıldır çalışıyordu.

Esen Ataay biliyordu.

Her şeyin farkındaydı.

Fabrikalar en yeni teknoloji ile donatılırken yenileme işini genellikle LİMAK, NUROL, ÖZALTIN gibi özel sektör şirketleri yapıyordu. Çok değerliydi fabrikalar. Sözgelimi Bilecik fabrikası Avrupa’nın en yeni teknolojiye sahip tek başına ederi en az 100 milyon dolar olan bir fabrikaydı. Tekel’in içki bölümünde stoklarındaki işlemeye hazır hammaddeler kuru üzüm, üzüm alkölü, anason, şişe, etiketin para olarak değeri de 100 milyon doları geçiyordu. TEKEL’in 81 ildeki Başmüdürlüklerinin depolarında üretilmiş, şişelenmiş, etiketlenmiş, tüketiciye satışa hazır, içki stoklarının değeri de 30-35 milyon doları bulmaktaydı.


***


TEKEL satılacaktı.

İçki bölümünün müdürü Esen Ataay, yatırımları yıldırım hızıyla tamamlıyordu. Sanki TEKEL’in fabrikalarını alacak olanlara fazla bir yük gelsin istenmiyordu. Maliye Bakanlığı ve Özelleştirme İdaresi de söz ve karar birliği yaptı,

17 fabrikada çalışan 5 bin TEKEL işçisinin birikmiş kıdem tazminatlarını, devletin sırtından ödedi.

İşçi kıdem yükü sıfırlandı.

İhale açıldı.

LİMAK-NUROL-ÖZALTIN ortaklaşa ihaleye girdiler ve en yüksek fiyat olan 292 milyon dolar ödeyerek TEKEL’in içki bölümünü aldılar.

Alana ballı börek olmuştu!

TEKEL satılırken soyulmuştu.

100 milyon dolar hammadde stoku, 30 milyon dolar içki stoku vardı. İşçilerin kıdem yükü sıfırlanmış, yeni sahiplerine istediği işçiyi işten çıkartıp istediği işçiyle çalışma imkanı hazırlanmıştı. Fabrikaların içinde tekinin değeri 100 milyon doları geçenler de vardı. Devletin bu değeri 292 milyon dolara satılmıştı.


***


Onu alan LİMAK- NUROL-ÖZALTIN ortaklığı kurdukları “MEY” adlı şirketin başına genel müdür olarak her şeyden haberli Esen Ataay’ı getirdiler. Bu yasalara ve iş ahlakına aykırıydı. Kimse yasa ve ahlak dinlemiyordu. Tekel’in o günlerdeki dünyasında Esen Ataay’ın çok yüksek bir maaş ve birkaç milyon dolar transfer parası aldığı söylendi. Esen Ataay, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Özelleştirme İdaresi Başkanı bu üç insan TEKEL’in bu 17 fabrikasının, hammadde stoklarının, içki stoklarının, kıdemi sıfırlanmış emek gücünün en az 1 milyar dolar edeceğini en iyi bilen kişilerdi.

Bilmezden geldiler.

Görmezden geldiler.

Duymazdan geldiler.

Devletin malı 292 milyon dolara gitti, onu alanlar şirketin başına “bilmezden-duymazdan-görmezden geleni” genel müdür yaptılar ve 292 milyon dolara aldıkları TEKEL’in 17 fabrikasını Amerikan şirketine 950 milyon dolara sattılar. Danıştay, geçen hafta işçilerin sendikası Tek-Gıda İş’in açtığı davayı görüştü ve “TEKEL’i satılırken soyduran bu kararı” bozdu. İdare Mahkemesi, davayı yeniden görüp kararını verecek. Bakalım kim hesap soracak? Soyduranların burnundan kim getirecek?

NECATİ DOĞRU-VATAN
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Tekel_satilirken_soyuldu_kim_ hesap_soracak_190904_4&tarih=27.07.2008&Newsid=190904&Categoryid=4&wid=108

indian
27-07-2008, 18:31
HAKKARİ'nin İran sınırındaki Şemdinli İlçesi'ne bağlı Alan Köyü yakınlarında bir kamyonun yola döşenen mayına çarpması sonucu 3 kişi öldü.

Şemdinli'den Alan Köyü'ne giden Cemal Keskin yönetimindeki plakası alınamayan kamyonet, bugün öğlen saatlerinde köy yakınlarında PKK'lı teröristler tarafından döşenen mayına çarptı. Mayının infilak etmesi sonucu sürücü Cemal Keskin ile araçta bulunan yakınları Sait Keskin ile Sami Keskin öldü.

Araçta büyük hasar meydana gelirken, cesetler Şemdinli Devlet Hastanesi'ne kaldırılırken bölgede operasyona devam ediliyor.
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Semdinlide_PKK_mayini_3_kisi_ oldu__190984_1&tarih=27.07.2008&Newsid=190984&Categoryid=1


Not: roketatarlı saldırı....mayınlı saldırı.....şehit askerler....o illerdeki valiler-mit yöneticileri-alay komutanları-cumhuriyet savcıları.....ne yapıyorsunuz !!!!! ortada silah var...kullananlar var...Bütün vatandaşları dinleyen yetkililer!!! bir kaç teröristimi dinleyemiyorsunuz....geceyarısı herkesi evinden alarak tutuklatan savcılarımız bu teröristleri evden veya dağdan niye almıyorsunuz acaba....AB-D li yetkililermi kızar.....kamuyounda, terörist haklarını insan hakları diye yutturduklarını sanan fonlanmış aydınlar niye sesiniz çıkmıyor...niye görevini yapmayan, yapamayan yetkilileri eleştirmiyorsunuz..acaba aynı yurtdışı merkezlerden para ve talimat mı alıyorsunuz.....merak etmeyin teknoloji çok ilerledi, hepsi kayda giriyor.... bunların hesabını soracağız...önce vatandaş olarak sizleri lanetliyoruz....o illerde hiç cumhuriyet savcısı yok mu!!!! bu bombaları kim nasıl içeri sokuyor...hiç dava açılımıyor....çöplükte bulunan bombalardan nerelere gelindi.....acaba gizli bir soruşturma yapıp roket atarları getirenler, alanlar satanlar, kullananlar tespit edilemez mi....yarın öbürgün görev yapmayanlar niye görev yapmadı diye hesap verilmez mi sanıyorlar.....canımız yanıyor.....bu kalleş senaryoya geçit verenler iki misli ceza göreceklerdir....

kemal.erdem
27-07-2008, 20:12
FAİLİ MECHUL HAYATIM

İddianameyi okudukça, ortaya konulan korkunç suç dünyasıyla ilgili söylenenleri son derece şahsıma yönelik bir darbe olarak aldım, içim acıdı. 54 yıllık yaşamımı boşu boşuna yaşamışım gibi hissettim.

Bir zamanlar taşıdığım idealleri düşündüm acıyla... O idealler uğruna yaptıklarımızı, arkadaşlarımı, yakın çevremde birçoğunun acıyla dolu hayatını tekrar hatırladım.

Öldürülen gençleri, alındıktan bir ay sonra üniversiteye dönebilen genç kızın işkenceden tükenmiş vücudunu ve korkuyla bakan gözlerini hatırladım. O gözler karşısında çaresizliğimi, sonra onlarca cenaze töreninde havalara kalkmış sol yumruklarımızı, marşlarımızı, ‘100 bin Dev-Yol militanı var’ denilmesini, bizi dövüştürmelerin yarattığı ‘Memleket iç savaşa gidiyor’ korkusunu hatırladım.

Sonra çok arzu ettirilen darbe olur olmaz, bir günde, bırakın bir günü, bir saatte ortalığın süt limana dönüşüvermesini gözlerimin önüne getirdim.

Ölenler, öldürülenler, hayatı kayanlar ve bütün bu karmaşa ortasında ülkesi için iyi olur diye bir fikir sistematiği kurmaya çalışan bizler, iyi hislere açıktır diyerek solcu olmalar, falan filan...

Anlayacağınız; boşa harcanmış bir hayat bizimki.

Biz yaşıyoruz zannederken meğerse bir kukladan ibaretmişiz. Hayatımız faili meçhullerle dolu hatta kendi hayatımızın da faili meçhul. Ve bütün bunlar aklıma Ataol Behramoğlu’nun şu dizelerini getiriyor:

“Ve eğer tek bir hayatın önemi yoksa bütün bir evrenin, bütün bir geçmişin,

ve geleceğin önemli olduğunu bana kim kanıtlayabilir”...

Kukla gibi oynatmışlar bizi, kırdırdılar birbirimize, böldüler bölüştürdüler, hiç bıkmadılar...

Şimdi okuyorum da; yeni amaçları bir Türk-Kürt ve dinci-laik iç savaşı çıkarmakmış. Bir türlü akıllanamadığımız, bu kadar kötülüğün bir toplumda olabileceğini düşünemediğimizden, yine ‘Ülke için’, yine ‘Vatanseverlik’ diyerek bu sefer düpedüz tüketeceklermiş bizi.

Çok kişisel aldım iddiaları, hayatımla oynayanlardan gerçekten nefret ettim. Boşu boşuna akan kan, gözyaşını tekrar yüreğime bastım.

Yaşlanmaya hazırlanan bir insanın, yaşamının aslında anlamsız, inandığı hemen her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünmeye başlamasının, beyne vurduğu darbenin gücünü anlatsam inanmazsınız.

Ülkeyle, hayatımla böyle oyunları oynayan insanlardan gerçekten nefret ediyorum. Suratlarını gördüğümde kaybolan ideallerimi, boşa giden mücadelelerimi hatırlıyorum...

İlk tepkim de ‘Bu kadar duygusalım diye teslim mi olacağım?’, gayet tabii ki hayır. Olmayacağım...

Artık bizleri dindar-laik veya Türk-Kürt diye bölemeyecekler. Bu toplumun insanları kendi üzerlerine kurulacak oyunu kolay kolay yutmaz.

Bundan böyle hayatlarımızı karşıtlıklar üstüne değil, ortak noktalarımız üstüne kuracağız. Birbiriyle kavga ettirilmek istenen insanlar, karşıdakilerle ortak noktaları arayıp bulacağız.

Ben de bu işe kafa yoracağım, yeni idealim bu. Türkiye’nin de ihtiyacının bu olduğunu sanıyorum.

Ben dindar olmayan bir insan olarak, dindarın yaşam biçimini, özgürlüklerini savunacağım. Onlardan da aynı tavrı bekleyeceğim. Bu tavrın teorisini yapacağız önümüzdeki dönemde.

Mahkemenin sonucu ne olur bilinmez ama iddianame daha şimdiden güzel bir sonuç verdi bence. Tahmin ediyorum ki; bu aralar benim gibi kendi geçmişiyle hesaplaşan insan sayısı çok olacak. Bu olursa aynı oyunları bir daha oynayamamalarını sağlarız gibi geliyor. Hele üzerimizdeki şu pislikleri bir atalım da; geleceğe bakarız...

SERDAR TURGUT/AKŞAM
27/07/2008

kartal35
27-07-2008, 20:53
“Ve eğer tek bir hayatın önemi yoksa bütün bir evrenin, bütün bir geçmişin,

ve geleceğin önemli olduğunu bana kim kanıtlayabilir”...

Kukla gibi oynatmışlar bizi, kırdırdılar birbirimize, böldüler bölüştürdüler, hiç bıkmadılar...

Şimdi okuyorum da; yeni amaçları bir Türk-Kürt ve dinci-laik iç savaşı çıkarmakmış. Bir türlü akıllanamadığımız, bu kadar kötülüğün bir toplumda olabileceğini düşünemediğimizden, yine ‘Ülke için’, yine ‘Vatanseverlik’ diyerek bu sefer düpedüz tüketeceklermiş bizi.

Artık bizleri dindar-laik veya Türk-Kürt diye bölemeyecekler. Bu toplumun insanları kendi üzerlerine kurulacak oyunu kolay kolay yutmaz.

Bundan böyle hayatlarımızı karşıtlıklar üstüne değil, ortak noktalarımız üstüne kuracağız. Birbiriyle kavga ettirilmek istenen insanlar, karşıdakilerle ortak noktaları arayıp bulacağız.


27/07/2008[/COLOR][/SIZE][/FONT]

Zamanında biz bunları söylediğimizde vatan hainliğiyle ,devlet düşmanlığıyla vb. şeylerle suçlandık.

Gerçeklerin geçte olsa,ucundan kıyısındanda olsa, ortaya çıkmaya başlaması sevindirici.

ogeday
27-07-2008, 21:21
Bir gerçek daha var kandil dağını bizim uçaklar bombalıyor,teröristler Ankara'nın Başkentimizin göbeğinde pkk bayrağı açıyor,apo posteri açıyor,dağlıca baskını türküsü söylüyor.Bunun da ucunu kıyısını bir araştırsan nasıl olur...

kartal35
27-07-2008, 21:42
Bir gerçek daha var kandil dağını bizim uçaklar bombalıyor,teröristler Ankara'nın Başkentimizin göbeğinde pkk bayrağı açıyor,apo posteri açıyor,dağlıca baskını türküsü söylüyor.Bunun da ucunu kıyısını bir araştırsan nasıl olur...

PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadele eden, herhangi bir resmi kurumda yönetici değilim .

Sözlerinizin muhatabı dolayısıyla ben olmamalıyım.

ogeday
27-07-2008, 22:13
Aslında ben yanlış düşünüyorum galiba, en büyük tehdit ulusalcılar!!!
pkk Ankarada bayrak açmış,apo posteri açmış,Türk askerini dağlıcada şöyle öldürdük böyle öldürdük diye türküler yazmış söylemiş bunların önemi yok,yeterki akp hükümeti eleştirilmesin,ülkeyi götüreceği hedeften alıkonulmasın,borsa çıksın,döviz düşsün...

ogeday
27-07-2008, 22:26
Bazıları için akp yi savunmak vatanı savunmaktan önce gelir oldu.
Bazıları için akp ye sadakat vatana sadakatten önce gelir oldu.
Ama her zaman vatanı,bayrağı,milleti,Atatürk Cumhuriyetini (çete kurdu,kuracak,agartacı bunlar diye suçlanmadan)mevcut yasalarımızı çiğnemeden savunacak,sefer görev emri geldiğin de koşa koşa Kahraman Türk Ordu'sundaki saflarda yerini alacak milyon deniyorum 10 milyon helal süt emmiş vatan evladı hazır beklemektedir,bundan kimsenin şüphesi olmasın.

svsucr
27-07-2008, 22:37
Aslında ben yanlış düşünüyorum galiba, en büyük tehdit ulusalcılar!!! pkk Ankarada bayrak açmış,apo posteri açmış,Türk askerini dağlıcada şöyle öldürdük böyle öldürdük diye türküler yazmış söylemiş bunların önemi yok,yeterki akp hükümeti eleştirilmesin,ülkeyi götüreceği hedeften alıkonulmasın,borsa çıksın,döviz düşsün...
size sonuna kadar katılıyorum.
zaten bu ulusalcılar paronayak değilmiydi?
bunların her söylediği komplo teorisi değilmiydi?
uyduruk gerekcelerle içeri alacan konuşturmayacan bunları 20 sene suçu olmasada içeride misafir olsunlar....
gerçi zaten öyle mi yapıyorlar anlamaya çalışıyorum
meydan ça...lara kalsın

krokodil
27-07-2008, 23:47
BU UNUTULUR MU?

(Unuttuk Maalesef…)



********



Birinci Dünya Savaşı'nda

İngilizlere,

150 bin askerimiz esir düştü.

Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın

İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na

Hapsedildi.



********



Kampın tam adı,

'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.

Bu kampta,

1918'de

Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı

Osmanlı Askerleri

Tutuluyordu.



********



12 Haziran 1920'ye kadar

Iki yıl boyunca

Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.



********



İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…



********



Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların

Yalan yanlış çevirileri ve

kışkırtmaları nedeniyle,

kampların İngiliz komutanları,

azılı Türk Düşmanı haline

gelmişlerdi.



********



Savaş bitmişti.

Ancak,

Kamptaki ağır koşullar nedeniyle

ölenler dışındaki askerleri

Teslim etmek,

İngilizlerin işine

Gelmiyordu.

Çünkü,

olası yeni bir savaşta,

Bu askerlerin

Yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından,

İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.



********



Çözüm

Toplu katliamdı…

Askerlerimiz,

Mikrop kırma bahanesiyle,

süngü zoruyla

Dezenfekte havuzlarına sokuldu.

Ancak;

Suya normalin çok üzerinde

'krizol' maddesi

katılmıştı..

Mehmetçik,

Suya daha ayağını soktuğunda,

aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.

Ancak,

İngiliz Askerleri,

dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.



Mehmetçikler,

Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.

Ancak,

Bu kez İngilizler havaya

(başlarının üzerine)

ateş etmeye başladı.

Askerlerimiz,

ölmemek için,

çömelerek başlarını suya soktular.

Ancak,

başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.

Çünkü gözleri yanmıştı…



********



Dışarı çıkanların halini gören

sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi

Ve 15 000 (15 bin) askerimiz

kör oldu.

Bu vahşet,

25 Mayıs 1921 tarihinde

TBMM.' de görüşüldü.

Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler

Bir önerge vererek,

Mısır'da esirlerin

Krizol banyosuna sokularak,

15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini,

Bunun faili olan

İngiliz doktor,

Garnizon Komutanı ve

Askerlerin

cezalandırılması için,

TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.



********



Ancak,

Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.

Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de

Bu hesap sorma işi

Unutuldu gitti.

Ama onlar

Unutmuyorlar…





Kendi ihanetlerini bile

soykırım ambalajına sarıp,

dünya kamuoyuna

Sunuyorlar.





En üzücü olanı da

Malum birilerinin,

Bu karalama kampanyalarına

çanak tutması…



********



ERMELİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.

BİZİM

TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!

paneraı
27-07-2008, 23:50
haınce yapılan bu teror saldırılarının hesabı sorulacak kalleslerden

balaban
27-07-2008, 23:58
BU UNUTULUR MU?

(Unuttuk Maalesef…)


ERMELİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.

BİZİM

TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!

Biz herşeyi unutuyoruz. Kıbrıs Barış Harekatı olalı kaç yıl geçti, orada yapılan katliamları unuttuk ve Kıbrıs gidiyor.

Ermenilerle görüşüyoruz ve bunun sonu Ermeni soykırımını (olmayan) tanımamız.

Balık hafızalılara herşey reva. Neyse biz kuşlara bakalım.

ogeday
28-07-2008, 00:03
akp agartayla uğraş sonuna kadar git ama pkk yı unutma,ankarayı kandile çevirdiler geçen hafta sesin çıkmadı,güngöreni mezbahaya çevirdiler şimdi ne yapacaksın hadi göster gücünü bekliyoruz.
kendine insan diyen hiç bir yaratık ekmeğini yediği suyunu içtiği memlekette beraber yaşadığı insanları çekirdek çıtlar gazoz içerken bir temmuz akşamı çoluk çocuk kadın erkek demeden havaya uçurmaz.Lanet olsun bunlara ve bunlara destek verenlere...

trader-x
28-07-2008, 00:05
Aklıma Tom Cruise nin azınlık raporu filmi geldi. Bu büyük şehirler fişlenmedikçe insanlar retina vb. kodlarla tanınmaları kolaylaşmadıkça metropoller güven vermiyor.Ölenlere Allah rahmet eylesin.Yaralananlara acil şifalar

ÇAKAL
28-07-2008, 00:08
BAŞINA KAYNAR SULAR DÖKÜLDÜ

Akşam yazarından inanılmaz yazı
Ergenekon iddianamesi açıklandıktan sonra başına kaynar sular dökülmüş gibi olan yazarlardan biri de Serdar Turgut.Ve bugün öyle bir yazı kaleme aldı ki...

FAİLİ MEŞHUL HAYATIM

İddianameyi okudukça, ortaya konulan korkunç suç dünyasıyla ilgili söylenenleri son derece şahsıma yönelik bir darbe olarak aldım, içim acıdı. 54 yıllık yaşamımı boşu boşuna yaşamışım gibi hissettim.

Bir zamanlar taşıdığım idealleri düşündüm acıyla... O idealler uğruna yaptıklarımızı, arkadaşlarımı, yakın çevremde birçoğunun acıyla dolu hayatını tekrar hatırladım.

Öldürülen gençleri, alındıktan bir ay sonra üniversiteye dönebilen genç kızın işkenceden tükenmiş vücudunu ve korkuyla bakan gözlerini hatırladım. O gözler karşısında çaresizliğimi, sonra onlarca cenaze töreninde havalara kalkmış sol yumruklarımızı, marşlarımızı, ‘100 bin Dev-Yol militanı var’ denilmesini, bizi dövüştürmelerin yarattığı ‘Memleket iç savaşa gidiyor’ korkusunu hatırladım.

Sonra çok arzu ettirilen darbe olur olmaz, bir günde, bırakın bir günü, bir saatte ortalığın süt limana dönüşüvermesini gözlerimin önüne getirdim.

Ölenler, öldürülenler, hayatı kayanlar ve bütün bu karmaşa ortasında ülkesi için iyi olur diye bir fikir sistematiği kurmaya çalışan bizler, iyi hislere açıktır diyerek solcu olmalar, falan filan...

Anlayacağınız; boşa harcanmış bir hayat bizimki.

Biz yaşıyoruz zannederken meğerse bir kukladan ibaretmişiz. Hayatımız faili meçhullerle dolu hatta kendi hayatımızın da faili meçhul. Ve bütün bunlar aklıma Ataol Behramoğlu’nun şu dizelerini getiriyor:

“Ve eğer tek bir hayatın önemi yoksa bütün bir evrenin, bütün bir geçmişin,

ve geleceğin önemli olduğunu bana kim kanıtlayabilir”...

Kukla gibi oynatmışlar bizi, kırdırdılar birbirimize, böldüler bölüştürdüler, hiç bıkmadılar...

Şimdi okuyorum da; yeni amaçları bir Türk-Kürt ve dinci-laik iç savaşı çıkarmakmış. Bir türlü akıllanamadığımız, bu kadar kötülüğün bir toplumda olabileceğini düşünemediğimizden, yine ‘Ülke için’, yine ‘Vatanseverlik’ diyerek bu sefer düpedüz tüketeceklermiş bizi.

Çok kişisel aldım iddiaları, hayatımla oynayanlardan gerçekten nefret ettim. Boşu boşuna akan kan, gözyaşını tekrar yüreğime bastım.

Yaşlanmaya hazırlanan bir insanın, yaşamının aslında anlamsız, inandığı hemen her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünmeye başlamasının, beyne vurduğu darbenin gücünü anlatsam inanmazsınız.

Ülkeyle, hayatımla böyle oyunları oynayan insanlardan gerçekten nefret ediyorum. Suratlarını gördüğümde kaybolan ideallerimi, boşa giden mücadelelerimi hatırlıyorum...

İlk tepkim de ‘Bu kadar duygusalım diye teslim mi olacağım?’, gayet tabii ki hayır. Olmayacağım...

Artık bizleri dindar-laik veya Türk-Kürt diye bölemeyecekler. Bu toplumun insanları kendi üzerlerine kurulacak oyunu kolay kolay yutmaz.

Bundan böyle hayatlarımızı karşıtlıklar üstüne değil, ortak noktalarımız üstüne kuracağız. Birbiriyle kavga ettirilmek istenen insanlar, karşıdakilerle ortak noktaları arayıp bulacağız.

Ben de bu işe kafa yoracağım, yeni idealim bu. Türkiye’nin de ihtiyacının bu olduğunu sanıyorum.

Ben dindar olmayan bir insan olarak, dindarın yaşam biçimini, özgürlüklerini savunacağım. Onlardan da aynı tavrı bekleyeceğim. Bu tavrın teorisini yapacağız önümüzdeki dönemde.

Mahkemenin sonucu ne olur bilinmez ama iddianame daha şimdiden güzel bir sonuç verdi bence. Tahmin ediyorum ki; bu aralar benim gibi kendi geçmişiyle hesaplaşan insan sayısı çok olacak. Bu olursa aynı oyunları bir daha oynayamamalarını sağlarız gibi geliyor. Hele üzerimizdeki şu pislikleri bir atalım da; geleceğe bakarız...

SERDAR TURGUT/AKŞAM
27.Temmuz.2008

ogeday
28-07-2008, 00:23
BAŞINA KAYNAR SULAR DÖKÜLDÜ

Akşam yazarından inanılmaz yazı
Ergenekon iddianamesi açıklandıktan sonra başına kaynar sular dökülmüş gibi olan yazarlardan biri de Serdar Turgut.Ve bugün öyle bir yazı kaleme aldı ki...

FAİLİ MEŞHUL HAYATIM

İddianameyi okudukça, ortaya konulan korkunç suç dünyasıyla ilgili söylenenleri son derece şahsıma yönelik bir darbe olarak aldım, içim acıdı. 54 yıllık yaşamımı boşu boşuna yaşamışım gibi hissettim.

Bir zamanlar taşıdığım idealleri düşündüm acıyla... O idealler uğruna yaptıklarımızı, arkadaşlarımı, yakın çevremde birçoğunun acıyla dolu hayatını tekrar hatırladım.

Öldürülen gençleri, alındıktan bir ay sonra üniversiteye dönebilen genç kızın işkenceden tükenmiş vücudunu ve korkuyla bakan gözlerini hatırladım. O gözler karşısında çaresizliğimi, sonra onlarca cenaze töreninde havalara kalkmış sol yumruklarımızı, marşlarımızı, ‘100 bin Dev-Yol militanı var’ denilmesini, bizi dövüştürmelerin yarattığı ‘Memleket iç savaşa gidiyor’ korkusunu hatırladım.

Sonra çok arzu ettirilen darbe olur olmaz, bir günde, bırakın bir günü, bir saatte ortalığın süt limana dönüşüvermesini gözlerimin önüne getirdim.

Ölenler, öldürülenler, hayatı kayanlar ve bütün bu karmaşa ortasında ülkesi için iyi olur diye bir fikir sistematiği kurmaya çalışan bizler, iyi hislere açıktır diyerek solcu olmalar, falan filan...

Anlayacağınız; boşa harcanmış bir hayat bizimki.

Biz yaşıyoruz zannederken meğerse bir kukladan ibaretmişiz. Hayatımız faili meçhullerle dolu hatta kendi hayatımızın da faili meçhul. Ve bütün bunlar aklıma Ataol Behramoğlu’nun şu dizelerini getiriyor:

“Ve eğer tek bir hayatın önemi yoksa bütün bir evrenin, bütün bir geçmişin,

ve geleceğin önemli olduğunu bana kim kanıtlayabilir”...

Kukla gibi oynatmışlar bizi, kırdırdılar birbirimize, böldüler bölüştürdüler, hiç bıkmadılar...

Şimdi okuyorum da; yeni amaçları bir Türk-Kürt ve dinci-laik iç savaşı çıkarmakmış. Bir türlü akıllanamadığımız, bu kadar kötülüğün bir toplumda olabileceğini düşünemediğimizden, yine ‘Ülke için’, yine ‘Vatanseverlik’ diyerek bu sefer düpedüz tüketeceklermiş bizi.

Çok kişisel aldım iddiaları, hayatımla oynayanlardan gerçekten nefret ettim. Boşu boşuna akan kan, gözyaşını tekrar yüreğime bastım.

Yaşlanmaya hazırlanan bir insanın, yaşamının aslında anlamsız, inandığı hemen her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünmeye başlamasının, beyne vurduğu darbenin gücünü anlatsam inanmazsınız.

Ülkeyle, hayatımla böyle oyunları oynayan insanlardan gerçekten nefret ediyorum. Suratlarını gördüğümde kaybolan ideallerimi, boşa giden mücadelelerimi hatırlıyorum...

İlk tepkim de ‘Bu kadar duygusalım diye teslim mi olacağım?’, gayet tabii ki hayır. Olmayacağım...

Artık bizleri dindar-laik veya Türk-Kürt diye bölemeyecekler. Bu toplumun insanları kendi üzerlerine kurulacak oyunu kolay kolay yutmaz.

Bundan böyle hayatlarımızı karşıtlıklar üstüne değil, ortak noktalarımız üstüne kuracağız. Birbiriyle kavga ettirilmek istenen insanlar, karşıdakilerle ortak noktaları arayıp bulacağız.

Ben de bu işe kafa yoracağım, yeni idealim bu. Türkiye’nin de ihtiyacının bu olduğunu sanıyorum.

Ben dindar olmayan bir insan olarak, dindarın yaşam biçimini, özgürlüklerini savunacağım. Onlardan da aynı tavrı bekleyeceğim. Bu tavrın teorisini yapacağız önümüzdeki dönemde.

Mahkemenin sonucu ne olur bilinmez ama iddianame daha şimdiden güzel bir sonuç verdi bence. Tahmin ediyorum ki; bu aralar benim gibi kendi geçmişiyle hesaplaşan insan sayısı çok olacak. Bu olursa aynı oyunları bir daha oynayamamalarını sağlarız gibi geliyor. Hele üzerimizdeki şu pislikleri bir atalım da; geleceğe bakarız...

SERDAR TURGUT/AKŞAM
27.Temmuz.2008

Güngöreni mezbahaya çevirdiler sen nelerden bahsediyorsun...:grrr:

paneraı
28-07-2008, 00:35
HESAPLAR SORULUYOR.....Edinilen bilgiye göre, saat 22.30 sıralarında Bingöl merkez Kültür Mahallesi’nde bulunan Asayiş Ekipler Amirliği’ne 3 terörist tarafından uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Kapı önünde nöbet tutan polislerin karşılık vermesi ile bir süre sıcak temas sağlandı. Bölgeye çok sayıda polis sevk edilirken, teröristlerle güvenlik kuvvetleri arasında zaman zaman çatışma yaşandı. Çatışmada 1 terörist silahı ile birlikte ölü, 1 terörist ise silahı ile birlikte yaralı olarak ele geçirildi. Yaralı terörist olay
yerine gelen ambulansı ile Bingöl Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Kaçan 1 teröristin yakalanması operasyonların devam ettiği belirtildi. Saldırı sonrasında Bingöl Emniyet Müdürü Ekrem Çelik ve İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Güray Alpar, olay yerine gelerek incelemeleri takip etti.

BİNGÖL’DE POLİS MERKEZİNE YÖNELİK SALDIRININ ARDINDAN
Bingöl’de teröristler tarafından uzun namlulu silahlarla polis merkezine yönelik gerçekleştirilen saldırı sonrasında kaçan ve güvenlik kuvvetleri tarafından kıstırılan bir teröristin sığındığı binada bir kişiyi rehin aldığı bildirildi.

Bingöl merkez Kültür Mahallesi’nde bulunan Asayiş Ekipler Amirliği’ne yönelik gerçekleşen saldırı sonrasında geniş çaplı operasyon başlatıldı. Güvenlik kuvvetlerinin düzenlediği operasyonda kıstırılan bir teröristin Kültür Mahallesi’nde bulunan bir binaya sığınarak, 1 kişiyi rehin aldığı belirtilirken, çatışmada ölü olarak ele geçirilen teröristin ise bayan olduğu tespit edildi.

Öte yandan Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezi tarafından telsiz anonsu ile bölgede silahlı çok sayıda gruplar olduğu yönünde ekiplere uyarılar yapıldı. Vatandaşlar tarafından ’155 Polis İmdat’ telefonuna yapılan ihbarlarda çeşitli yerlerde 3 ve 4 kişilik silahlı grupların görüldüğünü belirtildi. Silahlı kişilerin görüldüğü bölgelere çok sayıda polis ekibi sevk edildi.

paneraı
28-07-2008, 01:43
bu ufacık bebegın o zavallı annenın ıntıkamı dagdakı kopeklerden alınacaktır ınsallah.76708

ayhan53
28-07-2008, 09:34
öylesine han bir saldırıki belli bir hedef bile yok ortada amaç akşam serinliğinde gezmeye çıkan aileler kadın ve çocuklar
akşam 2-3 saatliğine dışarı çıkmıştır çocuklarla serinlemek için döndüğümüzde haberi gördüm aklımdan geçen ilk şey bizimde başımıza gelebilirdi oldu
bu hainlerin en kısa zamanda yakalanmasını umuyorum
köpek diyemiyorum onlara köpeklerde bile eminim bunlardan daha fazla onur vardır

ayhan53
28-07-2008, 09:37
Anayasa mahkemesinin öncelikli meselesi bu hainlere terörist bile diyemeyen leş kargalarını kapatmak olmalı

ÖZDOĞAN77
28-07-2008, 11:48
http://img524.imageshack.us/img524/1266/turkeykx4.png



Güngören'deki kahpe saldırı



Ülkemizin huzur ve istikrarına kastetmiş,
emperyalist ajanların besleyip kolladığı,
damarlarındaki soysuz kanı,bu ülkenin nimetleri ile sağlayan,
''İnsan'' lıktan zerre kadar nasip alamamış,kahpe ve hain yaratıklar tarafından,
masum vatandaşlarımıza yapılan bu iğrenç,hunharca ve kancıkça saldırıyı,
bu kudurmuşluğu,
bu ipten kazıktan kurtulmuşça yapılan aşağılık ve rezil cinayetleri
bütün TÜRK MİLLET adına lanetliyorum...

Milli birlik ve beraberliğimize kasteden bu menfur saldırılar TÜRK MİLLETİ'ni birbirine daha da yaklaştırmalı ve kaynaştırmalıdır.

Hainlerin amaçlarına ulaşmaması için,
böyle zamanlarda,devletin ve onu oluşturan makam ve mevkilerin manevi şahsiyetlerine saygıdan ötürü,o makamlarda oturanlara eleştirileri ve suçlamaları duygularımızı kontrol ederek yapmalıyız.

Terör ve tedhiş,kaos ve karmaşayı sever.
TÜRK MİLLETİ şimdiye dek birçok badire atlatmıştır.
Bu katliamı yapanların yaptıkları yanına kalmayacak ve elbette hesapları görülecektir. TÜRK MİLLETİNİ, DEVLETİNİ ve CUMHURİYETİNİ koruyacak ve kollayacak olan yine bu halktır,TÜRK insanıdır.

Başımız sağolsun...

ayhan53
28-07-2008, 12:24
Anayasa mahkemesinin öncelikli meselesi bu hainlere terörist bile diyemeyen leş kargalarını kapatmak olmalı

hemen şimdi :grrr::grrr:


DEMOKRATIK TOPLUM PARTISI (DTP) GENEL BASKANI AHMET TURK, ISTANBUL
GUNGOREN`DEKI TEROR SALDIRISIYLA ILGILI OLARAK, ORTADA HENUZ NET BIR BILGI
YOKKEN ADRES GOSTERMENIN YANLIS OLACAGINI SOYLEDI. DEVLETIN YETKILI
KURUMLARININ BU OLAYI EN INCE AYRINTISINA KADAR ARASTIRMASINI ISTEYEN TURK,
SIYASILERIN HALKI KARSI KARSIYA GETIRECEK ACIKLAMALARDAN KACINMASI GEREKTIGINI
SOYLEDI.
DTP PARTI MECLISI TOPLANTISI ONCESINDE BIR ACIKLAMA YAPAN AHMET
TURK, DUN GUNGOREN`DE YASANAN SALDIRININ HERKESI DERINDEN SARSTIGINI, ACIYA
BOGDUGUNU BELIRTEREK, SALDIRIDA YASAMINI YITIRENLERE TANRIDAN RAHMET DILEDI.
`ARTIK KIMDEN GELIRSE GELSIN DEMEYECEGIM. BU SALDIRIYI SIDDETLE VE NEFRETLE
KINIYORUM. BARISI, DEMOKRASIYI INSANLARIMIZIN BIRLIKTE YASAMA ISTEGINI VURACAK
BIR SALDIRI` DIYEN AHMET TURK, OLAYLA ILGILI RESMI BIR ACIKLAMA OLMADAN ADRES
GOSTERILMESININ YANLIS OLDUGUNU SOYLEDI. AHMET TURK, RESMI BIR ACIKLAMA OLMADAN
BIR ADRES GOSTERMENIN, HALKI KARSI KARSIYA GETIRMEYI VE GERGINLIK CIKARMAYI
AMACLAYAN GIRISIMLER OLDUGUNU KAYDETTI.
SALDIRININ DEVLETIN YETKILI
KURUMLARI TARAFINDAN TUM DETAYLARIYLA AYRINTILI OLARAK INCELENMESI VE FAILLERIN
ORTAYA CIKARILMASI GEREKTIGINI VURGULAYAN AHMET TURK, SIYASILERIN DE
ACIKLANACAK SONUC DOGRULTUSUNDA DEGERLENDIRME YAPMASI GEREKTIGINI KAYDETTI.
TURK, SIYASILERIN SONUMLULUK DUYGUSUYLA HAREKET ETMESINI VE HALKI KARSI KARSIYA
GETIRECEK ACIKLAMALARDAN KACINMASINI ISTEDI.
AHMET TURK, TURKIYE`YI
KAOSA, GERGINLIGE VE GERILIME SURUKLEMEYI AMACLAYAN BIR MANTIKLA KARSI KARSIYA
OLDUKLARINI IFADE EDEREK, `GUNGOREN`DE MASUM INSANLARIN HAYATINA MAL OLAN
SALDIRININ TUM DETAYLARIYLA ORTAYA CIKARILMASINI ISTIYORUZ` DEDI


-cha-

indian
28-07-2008, 14:31
Alman Ergenekonu: Bu nasıl bir oyun!
Beşi çocuk dokuz kişinin yandığı o dehşet saldırıyı hatırlayan var mı? Camdan atılan sekiz aylık bebeğin görüntüsünü, karnındaki beş aylık bebeğiyle can veren anneyi. Ludwigshafen'dan Gaziantep'e uzanan trajediyi ne çabuk unuttuk.

Ya da nasıl oldu da bu kadar kolay unutturabildiler. Hem Almanya'da hem de Türkiye'de olayın üstünü nasıl örtebildiler. O korkunç saldırıdan sonra, haftalarca devam eden, onlarca saldırıyı da, yangını da unutturdular. Almanya'nın hemen her bölgesinden Viyana'ya kadar, Türklerin oturduğu binalara yönelik son derece sistematik saldırılarla ilgili şu ana kadar hiçbir gelişme olmadı. Saldırganlar bulunamadı. Olayın aslı çözülemedi. Hiç kimse tutuklanmadı, yargılanmadı, mahkum olmadı. Onlarca saldırı olur ve bunların hiç biri çözülemezse, çözülmezse ne düşünürsünüz?

Bunu sorgulamanın özel bir kastı yok. Kimseyi karalamaya da çalışmıyoruz. Hiçbir ülkeyi ya da makamı. Ama Türkiye'de meydana gelen çok daha küçük ölçekli bir saldırının nasıl bir travmaya yol açtığını, nasıl uluslararası konuya dönüştüğünü, nasıl yetkili otoriteleri harekete geçirdiğini görüyoruz. Aynı saldırılar Türkiye'de olsaydı, “yabancı”lara karşı olsaydı bütün Avrupa birleşip Türkiye'ye neler yapardı, tahmin edebiliyor muyuz?

O zaman sormuştum; Malatya'da işlenen vahşi cinayetle Ludwigshafen'daki saldırı arasında ne fark var? İkisinin sonuçlarını kıyaslayalım şimdi. Ne görüyoruz?

Bunları neden yazıyorum. Sadece olayı hatırlatmak için değil. Almanya, söz konusu saldırıyla ilgili soruşturmayı tamamladı. Peki nasıl bir sonuç? Dosya tamamen kapatıldı, soruşturma durduruldu. Soruşturmayı yürüten Frankenthal Savcılığı, yangının nedeninin çözülemediğini, bu halde soruşturmanın yürütülmesine gerek kalmadığını açıkladı. “Kundaklama” olmadığını ise ısrarla vurguladı. Ev hataen yakılmış olabilirmiş! Yani dokuz kişi kendini yaktı. Oysa görgü tanıkları binayı yakan kişiyi görmüştü. Daha sonra ifadeleri değiştirildi. Nasıl değiştirildi, neden değiştirildi, bilmiyoruz.

İyi niyetli düşünelim. Diyelim bu olay çözülemedi. Peki hemen ardından hemen her şehirde benzer saldırılar oldu, yangınlar çıktı. Onlar nasıl oldu? Bu Türkler, hep birlikte evlerini yakma kararı mı aldı!

Hatırlatalım: Soruşturmanın ilk evrelerinde savcılık kundaklama olduğunu açıklamıştı. Daha sonra tekrar bir açıklama yapıldı ve hiçbir şey söylenmedi. O açıklamada savcının hali gözlerimin önünde. Şimdi ise dosya kapatıldı. Çok ağır ilerleyen soruşturmanın hiçbir aşaması tatmin edici değildi. Böyle bir sonuç çıkacağı belliydi. Yanılmadık… Türkiye'de bile kimse neden bu sonucu sorgulamaz, anlamak mümkün değil.

Bu nasıl bir oyun!

Acaba saldırılar münferit olaylar mıydı? Aşırı sağcı/ırkçı kesime mensup kişi veya küçük grupların kendi tasarrufları mıydı? Yoksa çok daha derinden, sistemin içinden güçlerin yönettiği, yönlendirdiği çeteler miydi? Bir derin devlet operasyonu muydu? Sadece aşırı sağcı demek tanımlama için yetmez. Aynı dönemde aşırı sağ gösteriler, taşkınlıklar olmuyordu. Ama kundaklamaların son derece sistematik ve belli bir amaca yönelik olduğu belliydi.

Öyleyse ortada gerçekten başka bir hesap vardı. Bu hesap görüldü ya da politika değiştirildi. Bu yüzden bu süreci “Alman Ergenekonu” olarak niteledim. Öyle inanıyorum. Sadece sonuçlardan hareket etsem bile, sadece saldırıların şekline baksam bile bu sonuç çıkıyor ortaya.

Soruşturma dosyası kapatılarak, saldırılar çözümsüz bırakılarak Almanya kendisini bir şekilde sıkıntıdan kurtarmış oldu. Ama sonuç saldırı kadar ağır, kabul edilemez ve rencide edici.

Saldırıların ilk gününden bu yana, soruşturmadan bir şey çıkmayacağına, üstünün örtüleceğine, olayın klasik ırkçı saldırı olmadığına, sistem içinden yönetiliyor olabileceğine, bu yüzden son derece sistematik olduğuna ilişkin kanaatlerim değişmedi. Sonuç beni haklı çıkardı. Böyle olunca da, sessizliğin nedenini anlayabiliyorum.

Cevapları net olarak vermekten kaçındığımda sorular sorarım ben. Hiç değilse o yönde bir kapı aralamak için. Bu konuda da şu soruları sormuştum:


Yıllardır suskun kalan Alman aşırı sağı, çeteleri, neden Ergenekon operasyonu başladıktan sonra harekete geçti?

Kontrolden çıkmış ırkçı tahrikler sokaklarda hissedilmezken, saldırılar devlet içinde bir yerlerden mi yönetiliyor?

Avrupa'da yabancı düşmanlığı eskiden halk kesimindeydi. Şimdi yönetimler bunu yapıyor. O zaman devlet böyle tehditlerle “sorun”dan kurtulma yolunu mu tercih ediyor.

Türkiye'deki saldırılarla, operasyonlarla Almanya'daki saldırılar arasında bir bağ var mı?

Belli çevreler, çeteler, Ergenekonvari yapılar bu saldırılar üzerinden bir biriyle mi hesaplaşıyor?

Türkiye üzerindeki ABD-Avrupa çekişmesinin bedelini mi ödüyoruz?

Birileri Türkiye'de Alman derin devletine yakın unsurları tasfiye etmeye girişti de, bunun intikamı mı alınıyor?
Cevapları ne zaman öğreniriz, bili-yor musunuz? “Alman Ergenekonu” kavramıyla birlikte düşünürsek….


Not: Niye Türk büyükelçiliği işin peşini bırakıyor...bence bu da sorulacak sorudur....güya Türk kamuoyu içerdeki en ufak "ifade özgürlüğü" ihlaline duyarlıdır....ancak Türk vatandaşlarına yönelik iç ve dış olaylarda olayın gerçek faaillerine ulaşmayı örtbas etmeyi ve olayı sıradanlaştırmayı çok iyi bilmektedir..bu oyunu öğrendik....

indian
29-07-2008, 09:46
İman ve imkan açısından Türkiye’nin durumu


Türkiye’de bugün, Kurtuluş Savaşı’na ön gelen günlerdeki iman yok. Hatta yer yer o imandan eser yok. O imanın yerini çıkarcılık, düzensizlik, bölünmüşlük, nemelazımcılık ve daha tehlikelisi ümitsizlik almış bulunuyor.


Yayınlanan bir kamuoyu yoklaması gösteriyor ki, Türk gençliğinin (bu demektir ki Türkiye’deki nüfusun %80’inin) Türkiye’den ümidi kalmamış. Büyük kısmı bir dış ülkeye gitmek istiyor, geleceğinden ümitsiz, Türkiye’nin içine itildiği çıkmazı aşamayacağı kanısında...



Kurtuluş Savaşı’nı mihver alarak, meseleyi iman noktasından değerlendirirsek, Türkiye, Kurtuluş Savaşı’nı kaybetmiş gibi görünüyor.



Bu ürkütücü tablonun arkasında ne var?



Temel bela, bilinçsizlik ve nemelazımcılıktır. Nemelazımcılık, imansızlığın en yıkıcısıdır.



İkinci sırayı içten ve dıştan ortaklaşa yürütülen vicdansız talan almaktadır.



Ülkenin gücünü, güvenini ve kişiliğini ifade eden ne varsa talana açık haldedir. Yabancı süper marketler Türkiye’ye dolarak kendi mallarımızı bize pazarlayıp bizi sömürmekteler. İçeride bizi biz yapan, Türkiye’nin adını, kişiliğini simgeleyen tüm markalarımız yok ediliyor.



Bir yandan bilinçaltımız, öte yandan kesemiz ve kasamız boşaltılıyor.



Ve birileri, bu alçak çökertme operasyonuna liberalizm ve küreselleşme adı altında sürekli destek veriyor.



Dışarıdan gelen talancıların bir tanesi olsun, bir tek şey üreterek veya bir kuruş getirerek girmiyorlar Türkiye’ye. Geliyorlar, kendi malımızı allayıp pullayıp, âdeta hokus-pokus yaparak bize satıyorlar; ceplerini doldurup çekip gidiyorlar.



Erdemir, Telekom, Tekel, Petkim, Tüpraş, Seydişehir Alüminyum ‘özelleştirme’ adı altında talancılara verildi.



Türkiye’de ‘özelleştirme’ sözcüğü artık, ‘hıyanet’ anlamına gelmelidir. Bunu böyle bilmedikçe iflah olmayız.



Özelleştirme adı altında talana açılan dev kuruluşlarımız, stratejik anlamları bakımından ülkemizin olmazsa olmaz kuruluşları niteliğini taşımanın yanında ekonomik ölçütler açısından da âdeta para basan makineler gibidirler. Hepsi, her şeye rağmen (onları talana açmak için yıllardan beri çökertmeye çalışan hıyanete rağmen), ülke ekonomisine en büyük katkıyı sağlayan kuruluşlardı.



Bütün bunlar bilinirken “Satılacaklar!” diye bu ısrar neden?



Halk bize sürekli şunu soruyor:



“Cumhuriyet ve kurumlarından intikam mı alınıyor?”



Hangi hıyanetin ve hangi Türkiye nefretinin uğursuz parmağı basmıştır düğmeye ki, uğursuz gidiş bir türlü durdurulamıyor? Nasıl oluyor da aklın, insanlığın, ekonominin tüm verileri ayaklar altına alınarak Türkiye’nin geleceği peşkeş çekiliyor.



Gelibolu ranta açılarak Çanakkale’nin ruh ve mânâsından intikam alınıyor. Şehit dedelerimizin kefensiz bedenleri üstüne talancılara ‘turistik otel’ yapma imkânı veriliyor. Bunun nihaî anlamı, şehitlerimizin üstünde fuhuş çığırının açılmasıdır. Otel ve işletme yapmak için Çanakkale’nin öteki yerleri ne güne duruyor? Mesele yer meselesi değil, Haçlı kurmayların talimatına uyma meselesi. Oyları, aldatılmış Müslümanlardan toplayan teslimiyetçi ekip, iplerini ellerine verdikleri ağalarının buyruklarını yerine getirip gönüllerini hoş etmenin peşindeler. Yarın bir gün Selimiye Camii’nde Hıristiyan ayini düzenlemek isterlerse şaşmayın.



Bunların şu yaptıklarının onda birini bir başka iktidar yapmaya kalksaydı değil sadece kendisinin, yedi sülalesinin ne dini kalırdı ne imanı, ne İslam’ı. Ama eğer dinci iseniz, dine ve Müslümana her türlü zararı vermekte serbest oluyorsunuz.



Dindar denen zümre, Allah ile aldatılmayı Allah’a kulluk zannedecek bir cehalete teslim edilmiş. Bu aldatılmış zümrenin uyanışı, anlaşılan o ki, ancak âhirette mümkün olacak.



Dinci sömürü ekipleri bunu biliyorlar ve bu yüzden rahatlarırn hiç bozmuyorlar. İslam’ın ve Müslümanın bütün izzet ve haysiyetini Haçlılara teslim ediyorlar, sonra iki rekât namaz kılıp bir besmele çekerek Müslümanların ağzını-dilini bağlıyorlar. Yani Müslüman, namaz ve besmelenin kendi kaderini karatma aracı yapılmasına seyirci kalıyor.



Bu halk, bu ölümcül aldanıştan kurtulmadıkça ne Allah’a kul olabilir ne de insanlık kervanında onurlu bir yerin sahibi...



Bu noktada, hayatî soru şu:



İslam’ın ve Müslümanın mahvına yol açan bu oyunun maskesini nasıl düşüreceksiniz?



Müslüman halk anlamak istemiyor, aldanmak istiyor. Aldanmak istemeyenlerin bile aldatıldıkları bir dünyada aldanmak isteyenleri nasıl kurtaracaksınız?



Evet, Türkiye’nin durumu 1919’dakinin aynı. Şartlar aynı. İmkânlar o günden daha iyi ama iman ise o günkünden çok gerilerde.



Şartları aynı, yani Haçlı emeller aynı ve imkânlarımız daha iyi ise nasıl oluyor da ümit ve iman daha geride oluyor?



Mümtaz Soysal bu durumu, ‘Türkiye’nin üstüne ölü toprağı atılmış’ diye ifadeye koyuyor. Ve ekliyor: “Başkaldırmak ve bu işgale ‘dur’ demek için ne beklenmekte? Yunan’ın tekrar İzmir’e çıkması mı?” (Cumhuriyet, 23 Mayıs 2005)



Bizim bu millete, Tanrı’nın ve tarihin huzurunda söyleyeceğimiz şudur:



Eğer Türkiye toparlanamaz, siyaset, ekonomi ve kültür alanlarında belirginleşen yeni Kurtuluş Savaşı’nı kazanamaz, Haçlı kurtların hırs ve kinlerine yenik düşerse tarih ve bu millet bilmelidir ki bunun sebebi imkânsızlık değil, imansızlık olacaktır.

e-fulya
29-07-2008, 12:21
ÖZDEMİR İNCE diyor ki:

...HEDEFLERİ; 1923

Ne idiğü belli Taraf Gazetesi "Derin Cumhuriyet cinayet sanığı" diye manşet atarak, Yeni Soğuk Savaş’ta hedefin 1923 Cumhuriyeti olduğunu itiraf ediyor.

Zincirlerinden boşanmış marazlı akıl Ergenekon davasının Türkiye için milat olduğunu yazıyor: Demokrasinin önündeki en büyük engel kalkmakta imiş!Askerin vesayet çağı sona erecek imiş! Davanın sanıkları, savcının istediği gibi cezalandırılsa bile, Türkiye’de hiçbir şey değişmez ve beklenen demokrasi gel(e)mez Türkiye’ye. Böyle bir şeyi ancak demokrasiden ve Türkiye’den habersiz kalemler yazabilir. Demokrasinin Ergenekon davası ile, dahası kapatma davası ile hiçbir ilişkisi yoktur. Demokrasi başka bir yerde!
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9536044.asp?yazarid=72

Taraf ismi ile çıkan gazetenin,26 Temmuz tarihli baskısında Ergenekon davası ile ilgili olarak aynen şu başlık kullanılmıştı;

‘’1923’te kuruldu,2008’de arınıyor.’’

Haberi okuyorsunuz, tamamı Ergenekon davası zanlılarının suçları ve alacakları cezalar ile ilgili. Başlığa uygun olarak Cumhuriyet konusunda tek satır bir açıklama, ya da yorum yok.Yorum okuyana bırakılarak,Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve tarihi konusunda zihinlerimize tamiri çok zor olumsuz ve de derin bir mesaj gönderiliyor.



Bu başlık ; SOĞUK SAVAŞ döneminde, insanları endişeye sürüklemek, onları şartlandırmak ve bazı değerleri yıkmak adına gizlice ve ustaca çalışan ABD ve SOVYET uzmanlarının GRİ PROPAGANDA tekniklerini hatırlatıyor ve insanı gerçekten ürpertiyor.

Taraf gazetesi, kendileri gibi düşünmeyen insanların soru sormasına bilmem tahammül ederler mi? Düşünen ve bu nedenle de Demokrasiye, Cumhuriyete, Ulusalcı ve Milliyetçi yaklaşıma TARAF biri olarak soruyorum;

‘’ Cumhuriyet Tarihimizin tamamını gölgeleyecek ve lekeleyecek böyle bir başlığa neden ihtiyaç duydunuz ve amacınız nedir ?’’

Vereceğiniz cevabı ben de tahmin ediyorum….

‘’İşte Ergenekon Davası ortada değil mi ?Cumhuriyet kurulduğu günden beri ilk defa derin devleti ortaya çıkarma ve kendini temiz ellere bırakma imkanını yakaladı.’’

Peki soruyorum;

Size göre bu ülke, Cumhuriyet kurulduğu ilk günlerden beri hep kirli eller tarafından mı yönetildi ya da yönlendirildi ?

Kirli insanların ya da örgütlerin yaptıkları üzerinden 80 yılı aşan Cumhuriyet Tarihimizin tamamını bu kadar acımasızca karalamak gerçeği yansıtıyor mu ?

Hüküm giymemiş ve yargılama sonucu masum olması muhtemel birçok kişiyi de topluma hedef gösterecek şekilde kesin hüküm içeren başlıklar atmanız ve haberler yapmanız savunduğunuzu iddia ettiğiniz insani değerlerle ne kadar örtüşüyor ?

Ergenekon olarak adlandırılan hukuki bir dava fırsat bilinerek,Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine ve tüm Milli değerlerimize karşı sinsice yapılan ideolojik ve siyasi saldırılar halen sizi tatmin etmedi mi ?

Hukuken içeriğine ve sürecine saygı duymak zorunda olduğumuz Ergenekon Davası,sizce bu ülkenin geleceğine ve sorunlarına Ulusal ve Milli açıdan duyarlı yaklaşan insanların tamamını mı kapsamalı? Hak ve özgürlükler, hukuki ve insani değerler sadece sizin tarafınızda olanlar için mi geçerli ?

Bu ülkede DEMOKRASİ’ye ve HUKUK’a en az sizin kadar saygılı ve samimi biri olarak ve de sizin söylemlerinizle ifade etmek istiyorum.

DÜŞÜNMEK TARAF OLMAKTIR. BU OLANLARI DÜŞÜNÜP SİZİN KARŞINIZDA BİR TARAF OLARAK BAKINCA;

BU ÇİRKİN SÖYLEM ve SALDIRILARLA, YARGILAMAKTAN DA ÖTE NE YAPILMAK İSTEDİĞİNİ BİR TÜRLÜ ANLIYAMIYORUM….

VE DİYORUM Kİ ;ACABA BU HUKUKİ DAVA FIRSAT BİLİNEREK, HUKUKUN GÖLGESİNDE İŞİ ABARTIP ve GENİŞLETİP ESAS OLARAK LAİK CUMHURİYET’LE Mİ HESAPLAŞILIYOR….

BİRİLERİ ADINA,TÜRKİYE ÇOK BOYUTLU BİR DÖNÜŞÜM İÇERİSİNE Mİ SOKULUYOR….


Kaynak: Ali İhsan Gürcihan-Edirne TV. (Emekli general)

ÇAKAL
29-07-2008, 18:28
Okay Gönensin

Susurluk’tan Ergenekon’a


Susurluk’taki kaza 12 yıl önce garip ilişkileri silahlar, cinayetler ve büyük paralar etrafında dönen, kamu görevlilerinin de içinde olduğu ilişkileri ortaya çıkardı ve Türk halkı bu dünyanın varlığının farkına vardı.

Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkan bazı bilgiler, bugün “Ergenekon” içinde “vatan görevi” yaptıklarına inanan bazı çevrelerin çok eskiye dayanan ve Susurluk’a uzanan ilişkilerini de ortaya koyuyor.
Susurluk’un neler yaptığı aşağı yukarı biliniyor. Bilinmeyen, bu örgütlenmenin tam boyutları. Ergenekon’un hangi icraatları dolayısıyla suçlandığını yakında iddianamenin tümünün açıklanmasıyla öğreneceğiz.


***


Türkiye 1970’lerden bu yana sürekli çok ağır siyasi cinayetlerle sarsıldı. Bu cinayetlerin çok büyük çoğunluğu aydınlatılmış değildir. Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, Muammer Aksoy’dan Bahriye Üçok’a, Ahmet Taner Kışlalı’dan Hablemitoğlu’na, Turan Dursun’a, Çetin Emeç’e, Hiram Abas’a kadar onlarca siyasi cinayet hâlâ karanlıktadır.

Bu cinayetlerle ilgili olarak zaman zaman “İran bağlantısı” gibi iddialar ortaya atılmıştır, ama kamuoyunun bunlarla inandırılamadığı ortadadır.

Son yıllarda da Hrant Dink cinayeti, Trabzon’da işlenen rahip cinayeti, Malatya’da yayınevi katliamı ve son olarak da İstanbul’daki ABD Başkonsolosluğu saldırısının ardındaki bağlantılar da ortaya çıkarılmış değildir.
Ellerine silah almış, ceplerinde üç kuruş olmayan çocukların kendi başlarına “vatan aşkı” uğruna büyük siyasi cinayetler işlediklerine inanmak için biraz saf olmak gerekir.

Bir etkili çevre, sürekli olarak kamuoyunun bu cinayetlerin “münferit” olaylar olduğuna inanması için uğraşıyor.


***


Bugün Ergenekon soruşturmasını bir “komplo” olarak gören ya da görmeye çalışanların yakın geçmişimizde yaşanan onlarca olayın aydınlatılması konusunda bu kadar duyarsız olmaları gariptir.
Ergenekon soruşturmasının AKP iktidarı döneminde başlatılmış olması kimilerinin bu soruşturmanın “komplo” olduğuna inanması için yeterli oluyor.

Susurluk olayı sırasında iktidarda “demokrat” ve “liberal” partiler vardı, sosyal demokrat partiler de iktidar ortağı olmuştu. Onların akıllarına gelmeyen ya da cesaret edemedikleri bir temizliği ister AKP ister TKP yapsın, bunu başaran, başarabilen, sadece Türk demokrasisine katkıda bulunmuş olur.

Tabii ki bu soruşturmaların siyasi amaçlarla “kullanılması” ya da “yön değiştirmesi” konusunda kamuoyunun dikkatli olması da şarttır. Ve tabii ki soruşturmaları siyasi amaçları doğrultusunda kullanmak isteyenler olabilir.
Ama bunlarla ilgili olarak fikir beyan etmeden önce Türkiye’nin son 30 yıllık “kanlı tarihi”ni akıldan çıkartmamak gerekiyor.

Abdi İpekçi’yi, Uğur Mumcu’yu, Çetin Emeç’i, Hrant Dink’i ve diğerlerini unutmamak gerekiyor. Bunca kanı uzaydan gelenler dökmedi. Kimin yaptığını bulmak, bulunması için uğraşmak gerçek vatanseverliktir. Fikrini beğenmediğini dövmek, öldürmek de gerçek vatan hainliğidir.

Ergenekon soruşturmasında avukatlık gösterisiyle birkaç alkış almak peşinde olanlar son otuz yılın olaylarını düşünsün, sonra avukatlığa devam etsin.

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=24.07.2008&Newsid=190519&Categoryid=4&wid=11

ÇAKAL
29-07-2008, 18:38
Denizli-Buldan/Yenikent'te önce Coşkun Sabah konser veriyor.
Sonra Sinan Özen sahne alıyor,sahnede iken Güngören hadisesini duyuyor.Konseri kesip olayı anlatıyor ve insanlar ağlarken ben şarkı söyleyemem tarzından sözler sarfediyor.Konserdeki bütün insanlar ayakta alkışlıyor.

ATV'de ise İbrahim Tatlıses aynen Dağlıca olayı gecesi olduğu gibi programına devam ediyor.
Artık ne İBO dinlerim ne de buna müsade eden ATV'yi izlerim.Kansızlar.
Aynı şekilde gaydara guyduru proğramlarına devam eden FOX ve STAR'ı da sildim.:grrr::grrr: