PDA

View Full Version : N'olacak bu TÜRKİYE'nin hali



Pages : [1] 2 3

ÇAKAL
23-11-2006, 06:11
Bir hafta önce çıktı biri bağırdı.......Babam paşaya karı götürdü diye............Babasını pezo yaptı................Dün de yine Aziz NESİNin oğlu çıkmış anam babamı aldattı diye bağırıyo...........Bu nasıl evlat yetiştirmedir.....Aziz bey uyansa tekrar geri yatar herhalde ...bu millete salak demekten kendi oğlunu yetiştirmeye fırsat bulamamış..............Kitablarında birazcık bu toplumun özlerine inseydi belki oğlu da istifade ederdi............Küçükken bize biri küfürün en küçüğünü söylese dayak yiyeceğimizi bilsek ölümüne dövüşürdük..............şimdiki nesil kendine biri küfür edince madalya kazanmış gibi pis pis sırıtıyo..................Biz nerde yanlış yaptık diye hiç kimsenin ilgilendiği yok.......Ediz HUNun oğlu eroinman olunca bu konuya ilgi duyuyo........illa herşey elden gidince mi önemini kavrıcaz............Arkadaşlar bağırın buradan bağırın da belki birinin gözüne takılır toplumun ne hale geldiğini görür............HER ŞEY PARA DEĞİLDİR...............

ÇAKAL
23-11-2006, 06:17
Cinsel...

Seçme yaşına gelmeden, babası yaşında adamlarla evlendiriyorlar kızları...
Adı üstünde "reşit değil."
Ehliyet vermiyorsun...
Trafiğe sokmuyorsun...
Ama gerdeğe sokuyorsun.
Beşikten sözlü.
İlkokulda nişanlı.
30 yaşında torun sahibi olan var.
14'ünde evlen, 15'inde doğur...
Doğurduğunu 14'ünde evlendirsinler...
15'inde doğursun.
Al sana, 30'unda anneanne.
45'inde nine.




Parayı bastırıp... Torunu yaşında kız çocuklarını şehvetle koynuna alan sapık moruğa, "damat" deniyor bu ülkede.




Sonra diyorlar ki, "Türkiye nasıl olur da, çocuklara karşı cinsel suçlarda dünya birincisi olur?"
Ya nerede olacaktı?




Elalemin "suç" saydığı...
Bizde olmuş "örf, adet."
Bu insanlık ayıbıyla mücadele etmeden, çocuklara karşı işlenen cinsel suçlarla mücadele edemez Türkiye.
Çünkü sorun, adli değil.
Ahlaki.




Açın gazeteleri, televizyonları...
İki tane viagra atıp, evini terkeden andropozlular, kahraman.
Kocasını aldatan, kocasını aldattığı adamı da bıyıkları terlememiş oğlanla aldatan, devrimci.
"Yılın annesi" aynı zamanda.
Saçını Mohikan tarzında kestiren ve böğürme performansıyla normalde "heyete girmesi" gereken bir arkadaşa, "üste para veriyorlar" stüdyoya girsin diye.
Kaynana ev almış, röportaj için.
"Şehit anası" ilan etmişti kendini.
İşi psikopata bağlayıp, suratında bardak kırma tarifesi, bin dolar.
Hasta çocuğunun ameliyatı için patrona verme tarifesi, 150 bin dolar. Nakit.
Öğretmen, dansöz olmaya çalışıyor.
En çok "esemes" alan, gelin oluyor.
Kulağını kafasına yapıştıran, kıymete bindi, zam yaptılar.
Pantolon indiren transfer patlattı.
Pezolar jüri.




Kıç, baş olmuş kardeşim...
Baş da kıç.
Sorun, adli değil.
Köküne dinamit koyuyorlar milletin. Yılmaz ÖZDİL__________SABAH

MAŞALI
23-11-2006, 07:13
toplumumuzda hırsıza aaa bak adam bankayı dolandırmış,yazık diyeni duydun mu? direk helal olsun deriz..biz toplum olarak üç kağıda beleşe alışmışız..insanda ahlak kavramı bitmişse herşey beklenir..sabah haberlerinde televizyonda cenabet forever diye doğunun bi köyünün haberi çıktı..koca nine bağırıyo su yok hepimiz cenabetiz diye..btti kardeşim ne bişeyden utanır olduk ne de kimseden çekinir..

MAŞALI
23-11-2006, 07:21
ben aziz nesine sonuna kadar katılıyorum ben de dahil koyun gibi adamız..güdülmeye alışmışız..bizim gibi topluma demokrasi fazla geliyo..ya şeriattla yöneteceksin ya da komunist rejimle..biz anlamayız demokrasiden..asıp keseceksin toplum bundan anlar..yazık aslında toplum olarak demokrasiyi en iyi uygulayan toplumun bizim olmamız lazım..dinimizin başlıca yapı taşı hoşgörü..bizim özgürlüğün tanımının bir başkasının özğürlük sınırını ihlal ettiğimizde bittiğini iyi algılamamız lazım..suç oranı almış başını gidiyor..geçen hırsızı yakaladılar adam bırakın abi savcı nasıl olsa bırakacak diyor..dün de nezarethaneleri temiz mi diye insan hakları heyeti dolaşıyodu türkiyede..yani içine etmemize az kaldı memleketin..koruyamadık bize teslim edilen varlıkları koruyamadık..ben kendime düşeni yapamadığım için herkesten özür dilerim..

volbo
23-11-2006, 07:32
bitmişiz biz...her türlü pislik var...durumumuz ortada...seri cinayetlermi ararsın...kapkaçmı...gaspmı...rüşvetmi...hırsızlık mı...cep telefonu için adam öldürmemi...okullu katillermi...6 aylık bebeğe tecavüzmü...derin devletmi...tülin-caner muhabbetimi...irticamı...eğitimsizlikmi...ne ararsan var bu ülkede maalesef...

efendiaslan
23-11-2006, 07:45
AB kurtaracak bu dertlerden az sabredin.. :gulen: AB gelecek herşey düzelecek.. Veya dümdüz olacak... :hayır:
Geçenlerde haber vardı.. Bir sürü Türk'ün ABD de bilmem kaç tane villası varmış diye.. Birde adı Oray olan bir yazar bir yazı yazmıştı geçenlerde Clinton'u Türkiye Cumhuriyeti danışman olarak alsın diyordu.. Tarih hep aynı.. Bir zamanlar Avrupa'dan damızlık getirelim diyenler bile olmuş bu memlekette...

Böyle böyle düzelip gideceğiz merak etmeyin.. :gulen:

Tek yol var oda Milli Devlet olma... Türk ve İslam kültürünü tekrar ihya etme.. Onun haricinde ki bütün yollar bizi uçuruma götürüyor..

alvardar
23-11-2006, 12:04
Adli vakaları toplumun tümüne mal etmeyin lütfen. Ne yazık ki toplumun birliğini, kültürünü ve en başta Türk aile yapısını bozmaya yönelik yayınlar amacına ulaşmaya başlıyor. Bu "bitmişiz biz, bizden adam olmaz, koyunuz" filan gibi lafları kabul etmiyorum. Birçom yabancı kanal izliyorum kendi toplumunu aşağılamaya çalışan bizim medya gibisini görmedim. Şiddet olayları, adli vakalar hele mahkemeler öyle kolay kolay yayınlanamaz Avrupa kanallarında. Benim tavsiyem fazla televizyon izlemeyin. Kendinize, ailenizeve çevrenize hakim olun gerisi boş.

Seyfullah
24-11-2006, 20:22
Bence Aziz Nesin'in birkaç kitabını okumalısınız, eğer kulaktan dolma birkaç lafla insanları yargılamak sizi rahatsız ediyorsa.
Diğer söylediklerinize katılıyorum, ama Aziz Nesin'in hiçbirisiyle ilgisi yok.
Aziz Nesin halkı, çoğu toplumbilimciden daha iyi tanıyan ve hayatını birşeyleri düzeltmek için eksikleri göstermeye adayan bir yazardır. Kitaplarının neredeyse tamamında toplumun sorunlarını irdeler.
Eleştirir, ama eleştirmeden de birşey düzelmiyor değil mi?

Seyfullah
24-11-2006, 20:36
Pardon yazardan alıntılamışsınız sanırım, yeni gördüm. Sabah'ta böyle yazarlar var, bu yüzden internet sayfasını bile açmam.
Bence bir yerde bu kadar düzensizlik olması kendi başına başarılamaz.
Alın size komplo teorisi o zaman;
Türkiye'de herşeyi etkileyebilen birileri düzensizlik istiyor, polis işini yapmasın, kanunlar komik saçma sapan kararlar versin istiyor(Diyelim ki bu kişiler USA'da olsun).
Medya da bunları öyle bir pompalasın ki halka, halkta umutsuzluk ve düzensizliğe olan inanç iyice artsın.
Medyadaki şerefi en ucuz kalemler satın alınsın...
Milletin millet yapan birbirine bağlayan kılcak damarları koparılsın.
Kimsenin kimseye güveni kalmasın.
Kaos yaratılsın, herkes umutsuzluğa kapılsın.

Asıl sorulması gereken soru, bunu gerçekten kendi kendimize mi başarıyoruz, yoksa vatanın mabedinin göğsünde sünnetsiz bir Geroge'un namahrem eli mi geziniyor?

ÇAKAL
26-11-2006, 23:52
Villamın kaynağı 6 maaş 26 Kasım 2006


Mustafa KINALI / İSTANBUL

Acarkent’in sahibi İsmet Acar, eski Orman Bakanı Hasan Ekinci’nin çalıştığı şirketten aldıkları arsa karşılığında kendisine 13 villa verdiklerini söyledi. Ekinci ise "6 ay çalışıp maaş almamıştım. Yüzde 11 hisseme karşılık 12 villa düştü. 2’sini kat karşılığı verdim, 3’ünü sattım. Halen 7 villam var" dedi.

ESKİ Orman Bakanı Hasan Ekinci, Acarkent’teki 12 villasının kaynağını açıkladı. Orman Bakanı Osman Pepe’nin, "Silahlı adamları memurlarımı siteye sokmadılar. Ormanı yağmalamalarına izin vermem" suçlamasıyla gündeme gelen ’Acarkent’ ve ’Acaristanbul’ sitelerinin müteahhidi İsmet Acar, eski bakan Hasan Ekinci’nin 13 villası olduğunu söyledi. Bunun üzerine Ekinci dün, "Arazi Modaköy A.Ş. adlı bir şirkete aitti. 1980 sonrası yasaklı olduğum dönemde o şirketin genel koordinatörüydüm. Altı ay maaş almamıştım. Buna karşılık bana araziden yüzde 11 pay verdiler. Villaların asıl kaynağı, arazi üzerindeki bu payımdır" dedi.

Acarkent’te 13 değil 12 villası olduğunu söyleyen Ekinci, arsanın daha önceki sahibi Modaköy A.Ş.’de maaşla Genel Koordinatör olarak çalıştığını anlattı. Modaköy’ün arsayı Acarlar’a sattığını belirten Ekinci, "Benim hisseme karşılık 12 villa düştü. 2’sini kat karşılığı verdim, 3’ünü sattım. Halen 7 villam var" dedi.

GENSORU VERİLMİŞTİ

Acaristanbul tartışılırken, Acarkent’teki hissenin gündeme getirilmesine anlam veremediğini belirten Ekinci, şunları söyledi:

"1991’lerde, Acarkent’teki bu villalarım için hakkımda gensoru verildi. Meclis’te ’Siyaset yasağı olana tapu yasağı olduğunu bilmiyordum’ deyince, gensoruyu veren ANAP’lılar Meclis’i terk etmişti. Modaköy, Acarkent’in arsasını, 1985-86’larda Acarlar’a sattı ve bugünkü Acarkent ortaya çıktı. Ancak, tartışılan şimdiki Serhatoğlu Çiftliği olarak bilinen Acaristanbul. Burada yanlış ne var? Belediye zamanında buraya ruhsat vermiş. Bakanlık itiraz etmiş. Mimarlar Odası mahkemeye gitmiş. Halen Danıştay aşamasında. Sayın Pepe, böyle bir durumda niye memur gönderiyor? ’Memurlarım denetlemeye gittiler’, bu bir bakana yakışmaz. Önce doğruyu öğren. Yer tapulu mu? Tapulu. Vermişler mi? Vermişler. Her türlü muamele yapılmış. İnşaat izni verilmiş. Orası tapulu mülk. Orada artık senin görevin yok. Niye girmek istiyorsun oraya? Bundan sonra yüzde 6’yı geçme durumu varsa, bu görev artık belediyenin, Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğu."

1998’DE AÇIKLAMIŞTI

Ekinci, 23.10. 1998 tarihinde konuya ilişkin Milliyet Gazetesi yazarı Melih Aşık’a da şu açıklamayı yapmıştı:

"1981 yılında siyasi yasaklı iken Modaköy şirketinde genel koordinatör olarak çalıştım. O zaman bu arazi bu şirkete aitti. Üzerinde inşaat yasağı vardı. Arazinin yüzde 11 hissesini bana verdiler. Karşılığında 5-6 aylık maaşımı şirkete bıraktım. 1986’da ANAP iktidarında özel orman alanlarına yüzde 6 inşaat izni çıktı. O anda arazi çok değerlendi. Ben o dönemde de siyasi yasaklıydım. Arazinin imara açılmasında da hiçbir etkim yoktur."

Kayıtlarına göre Hasan Ekinci’nin iki kooperatifte adı Yönetim Kurulu üyesi olarak geçiyor. Bunlardan biri 1998’de Erdal, Fatih ve Serdar Ekinci’nin yönetim kurulu üyelikleriyle kurulan SS Metro Elektronik Ürünler Konut Yapı Kooperatifi. Florya Şenlikköy’deki kooperatifin şimdiki yönetim kurulu üyeleri Hasan Ekinci ve Mehmet Kablan. Diğer kooperatif ise 1974’de kurulup, 2004’te iptal edilen SS Şahin İşçi Yapı Kooperatifi. Buranın adresi de Bakırköy Kartalkaya’da.

Ormandan sorumluydu

1939 Artvin Şavşat doğumlu Hasan Ekinci, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi mezunu. Uzun yıllar Orman İşletmesi’nde çalıştıktan sonra 1977’de siyasete atıldı ve Süleyman Demirel’in Adalet Partisi’nden (AP) Artvin milletvekili seçildi. 1979’dan 12 Eylül 1980 darbesine kadar süren Demirel’in 43.hükümetinde de Orman Bakanlığı yaptı. 80 sonrası bu sefer AP’nin devamı Doğru Yol Partisi’nden üst üste 4 dönem (1987-2002) yine Artvin’den milletvekili oldu. Tansu Çiller’in başbakanlığında kurulan 50, 51 ve 52’nci hükümetlerde de (1993-1996) sürekli Orman Bakanlığı yaptı.

ÇAKAL
26-11-2006, 23:55
Yiyenlerden bir gün çıkar mı acep bu milletin hakkı .................Yiye yiye bitmiyorda mübarek........ALLAH bu millete tuzak kuranların TUZAK kurucusu olsun.................:mad: :mad: :mad:

ÇAKAL
26-11-2006, 23:59
Af da akıllandırmadı kredi kartında borç batağı yüzde 26 arttı

Şubat ayında çıkarılan af vatandaşı akıllandırmadı. Kredi kartı borç batağı 1 yılda yüzde 26 artarak 1.6 milyar YTL'ye çıktı.

Bu yılın şubat ayında büyük tartışmalar sonucunda çıkarılan kredi kartı affı, katta borç batağını kurutamadı. Aksine geçen yıl 1.2 milyar YTL olan kredi kartındaki sorunlu kredi miktarı 1.6 milyar YTL'ye çıktı. Kredi kartında borç batağına düşenlerin sayısı bir yıl içinde yüzde 26 arttı. Merkez Bankası'nın haftalık yayınladığı verilere göre 25 Kasım 2005'te 1 milyar 287 milyon YTL olan sorunlu kredi kartı borcu affın çıkarıldığı şubat ayında 1 milyar 392 milyon dolara tırmandı. Kredi kartına borcunu ödeyemeyip temmürüde düşerek borçları sürekli katlanan vatandaşların borçlarını dondurup taksitle ödemesini sağlayan düzenlemenin ardından da katta borç batağı sürekli arttı. Nisan ayında 1 milyar 552 milyon YTL oldu ve ağustos ayında ise 1.6 milyar YTL sınırını aştı. Son olarak açıklanan 17 Kasım 2006 verilerine göre ise kredi kartı harcaması olarak yapılan ancak bankalara ödenemeyen miktar 1 milyar 628 milyon YTL'ye çıktı.

DALGADA YÜKLENDİK
Bu artışta affa rağmen borcunu ödeyemeyenlerin yanı sıra son 1 yıldır ciddi şekilde artan kredi kartı harcamaları neden oldu. Harcamalar hesapsızca arttıkca borcunu ödeyemeyenlerin oranı da katlandı. Bir yıllık dönem içinde Türk halkının kredi kartı ile yaptığı harcamanın miktarı yüzde 27'lik artışla 16.6'dan 20.4 milyar YTL'ye fırladı. Konut ve otomobil kredilerinin artışı ile de bankalara 64.5 milyar YTL borçlanan vatandaşlar kredi kartı ödemelerini yapmakta zorlandılar. Uzmanlar özelikle mayıs ve haziran ayında global piyasalarda meydana gelen dalgalanmanın ardından vatandaşların yüksek faiz oranları nedeniyle bireysal kredi bulmakta da zorlandığını bu nedenle kredi kartları harcamalarını artırdığına veya kredi kartı borcunu ödeyemediğine dikkat çekiyorlar.
Rahim AK/EKONOMİ

ÇAKAL
27-11-2006, 00:11
AKILLANMAZ tabii bu milleti affa alıştırırsan..........öğretmen öğrenci kursa katılsın diye zor ödev verise.........internet cafeye küçüklerin girmesi yasakken Türkiyenin maden yataklarını bilmeyen çocuğu 5 büyük devleti maden yataklarını öğrenmesi için çocukları 6. sınıfta int.kafeye göndertirsen................veli kurs parasımı versin.....d.gaz faturasımı ödesin.....elektirik,telefon,ev kirası birsürü ıvır zıvır......napacak....yüklen kredi kartına..........milletin donunu mu alacaklar.bırak normal vatandaşı......memurlarıda dağıttılar...........her birine bi araba.....niye......neymiş............vergisi devlete yarıyormuş............ya almanyaya,fransaya diğer ülkelere giden paralar nolacak...........verseydiler memura az peşinle bir ev..........taksitle........kurtarsalardıya bu milleti rezillikten.......şimdi memuru soktular araba taksitine şapa oturdular...evleride satamıyorlar..............önce ev kredisi açsalardı onunla beraber 300 sektörde açılıyordu......şart mı millete araba......evi olan zaten arabasını alırdı sonunda.......hep yanlış işler......bakalım nolacak sonu.....hayırlısı ALLAHtan............

ÇAKAL
27-11-2006, 21:41
Uyuşturucu Dosyası

16 yaşındaki liseli Melis'in ölümü, gözleri yeniden uyuşturucu batağına çevirdi. SABAH, bu batağa saplanan gençlerle konuştu, tüyler ürperten bilgilere ulaştı. Eroin yüzünden hayatı kararan G.A.'ya göre, uyuşturucu bulmak çocuk oyuncağı...

16 yaşındaki Melis Akpınar'ın aşırı dozda eroinden ölümünden sonra gözler gençlerin bağımlılığa itildiği mekânlara, özellikle de Beyoğlu'na çevrildi. SABAH, uyuşturucu bataklığına saplanan ve bu illetten kurtulmak isteyen gençlerle görüştü. Hepsinin fikri ise ortak: "İstanbul'un pek çok eğlence mekânında uyuşturucu peynir ekmek gibi satılıyor. Barların kapısında ve içerdeki torbacılardan uyuşturucu temin etmek çok kolay. Gençler buralarda tuzağa düşürülüyor."

Yaygın deyimle 'ejderhayı yakalamak' için yola çıkanların ilk durağı genellikle barlar ve gece kulüpleri. Bunların içinde en bilinenleri ise Beyoğlu'nda. Uyuşturucunun son noktası ise aşırı dozdan ölüm ya da 'altın vuruş' denilen bilerek alınan aşırı dozla intihar. Aşırı dozdan ölüme giden hikâyelerin başlangıcında hep Beyoğlu, Beyoğlu'nun izbe mekânları var. İçeride 'torbacı' denilen satıcıların cirit attığı barlarda, gece kulüplerinde yıllardır gencecik hayatlar bir bir sönüyor.:mad: :mad: :mad: ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR.............YAZIK BU NESİL BOMBOŞ İZBE KÖŞELERDE ÇÜRÜYÜP GİDİYOR................EY ALLAHIM SEN BU MİLLETE DOĞRU YOLU GÖSTER.....BAŞTA BANA...............:aglayan: :aglayan:

Cidav
28-11-2006, 00:48
Geçmiş günü beyhude yere yad etme
Bir gelmemiş an için de feryad etme
Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbad etme


Türkçesi: Orhan Veli Kanık
Hayyam, Seçme Şiirler, S. 4, Akdeniz

ÇAKAL
28-11-2006, 06:07
Sayın cidavlı şu üç günlük dünyada dediklerin doğru kim ne halt ederse etsin demek geliyor insanın içinden ama insan mazisini okuduğu zaman nasıl bir mirası bu kadar kısa sürede yok ettiğimiz farkediliyor......Aile mefhumu bitmiş...Akraba mefhumu bitmiş......Komşu komşuyu tanımaz olmuş.............Zengin fakiri bilmez olmuş....Çocuklar oyun oynamanın ne demek olduğunu bilmiyor artık....hırsızlık diz boyu......çetler yüzünden ahlak bitmiş............insanlar tv.deki 3-5 kişinin yaşantısına ayak uydurmaya çalışıyor artık................küçücük çocuğa tecavüz............kapkaçcı seni çarpsa.......senin ailenden biri tecavüze uğrasa.......kardeşlerinden biri yok yere serseri bir kurşunla ömrünü tüketse ve bunlar tırışkadan cezalar alsa yine de acep böyle mi düşünürsün...çok merak ediyorum...............Bir Nazım HİKMET bir Necip FAZIL boşuna bu milletin gönlünde taht kurmamış..............milletiyle bütünleşen herkesin bırak normal hayatını cenaze namazında farkedilir gönüllerdeki yeri.........Bizim imama bi osuruk borcumuz var verir onu gideriz.....sen bizi düşünme eğlenmene bak......her toplumda her yerde olduğu gibi biz bu milletin haadimi kölesi olmaya devam ederiz.......sen hiç üzülme.......................

MAŞALI
28-11-2006, 07:06
zatenn morali bozuk hatta çökük tüm türkiyenin bi de yangına körükle gidiyosunuz..

alvardar
28-11-2006, 10:58
zatenn morali bozuk hatta çökük tüm türkiyenin bi de yangına körükle gidiyosunuz..
Benim moralim gayet iyi. :tamam:

ÇAKAL
28-11-2006, 21:51
Benim moralim gayet iyi. :tamam::) :) :)

Sevgili arkadaşım bizimde moralimiz iyi ama gidişat iyi değil............Bu ülkede ekonomik olarak özgürüm ama bizi yetiştiren büyüklerimiz hep yere bak tepedekileri boş ver diyerek büyüttüler............Çevremizdekileri görüpte yüreği burkulmayan insana inancım gereği yarın mahşerde ALLAH da o kişiye öyle davranacaktır...........Buraya bu topici açmamın amacı insanlar olup bitenleri kendi yorumlayarak buraya yazar da, belki olurda tepedekilerin gözü buradan çözüm yolları gösteren insanların seslerine belki kulak verir.............Çünkü açtığınızda basındaki yazarların hepsinin paralı asker gibi milletin gündemi dışında ıvır zıvırla ve kalıplaşmış düşüncelerle yazdıklarını görürsünüz..........Yoksa amacımız moral bozmak değil............Hz. İbrahimi ateşten kurtarmaya giden karınca misali belki ateşi söndüremeyiz ama o yolda ölürüz..............

alvardar
29-11-2006, 13:20
:) :) :)

Sevgili arkadaşım bizimde moralimiz iyi ama gidişat iyi değil............Bu ülkede ekonomik olarak özgürüm ama bizi yetiştiren büyüklerimiz hep yere bak tepedekileri boş ver diyerek büyüttüler............Çevremizdekileri görüpte yüreği burkulmayan insana inancım gereği yarın mahşerde ALLAH da o kişiye öyle davranacaktır...........Buraya bu topici açmamın amacı insanlar olup bitenleri kendi yorumlayarak buraya yazar da, belki olurda tepedekilerin gözü buradan çözüm yolları gösteren insanların seslerine belki kulak verir.............Çünkü açtığınızda basındaki yazarların hepsinin paralı asker gibi milletin gündemi dışında ıvır zıvırla ve kalıplaşmış düşüncelerle yazdıklarını görürsünüz..........Yoksa amacımız moral bozmak değil............Hz. İbrahimi ateşten kurtarmaya giden karınca misali belki ateşi söndüremeyiz ama o yolda ölürüz..............
Allah'a şükür bilinçlendik de yere bakmıyoruz artık. Güzel günler bizi bekliyor. :)

ÇAKAL
29-11-2006, 16:39
Allah'a şükür bilinçlendik de yere bakmıyoruz artık. Güzel günler bizi bekliyor. :):düsün: :düsün: :düsün: Bizi de bilinçlendir kardeş bi hatamız varsa söylede biz de senin yolundan gidelim..........

alvardar
29-11-2006, 16:56
:düsün: :düsün: :düsün: Bizi de bilinçlendir kardeş bi hatamız varsa söylede biz de senin yolundan gidelim..........
Yok canım ne hatası estağfurullah. 2002 2003 yılında okuduğum gazete yazılarını hatırlıyorum da bugünlerle kel alakaydı. Şimdi yine sözde gazete tv'de gidişat berbat ama bana göre daha iyi geçmişe göre. Gelecek hakkında iyimserim sadece o kadar.

yeter
29-11-2006, 18:42
Ne mi var filmde?
Ohhooo.. Ne yok ki?
İstanbul’un göbeğinde, ayrı bir devlet olma iddiasındaki bir ailenin özetlediği “Türkiye görüntüsü” var bu filmde..
İllegal işlere karıştığı gerekçesiyle, birkaç general hakkındaki iddiaları fezleke haline getirerek yetkili savcılığa gönderen savcının görevden ihraç edildiği Türkiye’de, orman yağması yapan aile, ilçenin başsavcısının oğlunu,İtalya’da dil öğrenme kursuna göndermiş!
Gel izle bu görüntüleri.. Öğren Türkiye’deki sistemi!
Sadece bu kadar mı?
Olur mu kardeş, bu kadarcık bir görüntü ile bu kadar reklam yapar mıyız filmi?..
Devamı var filmin.. Başsavcımızın oğlunun gönderildiği kurs olayını, devletin müfettişleri değil de, yağmayı yapan ailenin tartıştığı bir çalışan ihbar etmiş.. İhbarın sonucunda da, başsavcımız cezalandırılmış..
İhraç mı? Sus tövbe tövbe.. Ne ihracı, Van Savcısı mı o?
Bir başka ilçeye, başsavcı vekili olarak atanmış başsavcımız!
Hepsi bu kadar..
Van Savcısı’na ihraç! Beykoz Başsavcısı’na “Başsavcı vekilliği” ile örtbas!
Devam ediyor filmimiz.. Ormanı yağmalayan şirket, bir çekiliş düzenliyor ve tamamen şans eseri olarak, hediye, orman yağması yapılan ilçemizin değerli savcısına çıkıyor!
Ne olmuş çıkmışsa.. Bu ülkede, “Emekli generaller yargılansın” diyen Savcı SacitKayasu’yu savcılıktan ihraç eden HSYKvar!
Ve hemen toplanmış HSYK, kararı da vermiş: “Beykoz Savcılığı’ndan, Kadıköy Savcılığına atanmasına!”
İşte bu kadar!
Bir daha hiçbir savcı, böyle bir işe kalkışamaz, değil mi?.
Film bitti mi?
Biter mi? Türkiye’nin özeti var bu filmde.. Durun daha..
Devam ediyor film ve bu sırada İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nin açıklaması geliyor beyaz perdeye!
Başörtünün yasak olduğu bilim yuvasının açıklaması!..
Diyor ki dekanlık: “Orman alanının yağmalanmasına sebeb olan bilirkişi heyeti içinde bizim fakültemizin öğretim üyeleri sadece ikidir. Diğerleri ise Galatasaray Üniversitesi ile Yıldız Teknik Üniversitesi’nin öğretim üyeleridir.”
Yani diyorlar ki; yağmaya “olur” diyen profesörlerimiz arasında Erdoğan Teziç‘in rektörlüğünü yaptığı Galatasaray Üniversitesi’nin ve mescid kapatmakla ünlü Yıldız Teknik Üniversitesi’nin öğretim üyeleri de var!
Devam ediyor dekanlık, açıklamasına: “Bilirkişilik bir kamu görevidir ve hazırlanan bilirkişi raporları kişinin kendi kanaati olup sorumluluğu hazırlayana aittir. Fakültemiz öğretim üyelerinin kendi uzmanlık alanlarında vermiş oldukları raporların fakültemiz görüşü olarak düşünülmesi mümkün değildir.”
Yaaa; benim cahil halkım, öğrendin mi, “Bilirkişi raporu sadece öğretim üyesinin kendisini bağlar.. Üniversite ile zinhar hiçbir ilgisi yoktur!”
Atilla Yayla mı?
Karıştırma şimdi yaylayı maylayı! Ne yani, kendi görüşü diye, Kemalizmi eleştirmesine üniversite sessiz mi kalacaktı? Tabii ki anında ders vermesini durdurdu. Devlet sorunu bu kardeşim, orman sorunu değil. Ne olacak yani birkaç yüzbin ağaç kesilmişse? Nefessiz mi kaldınız yani? Kemalizm giderse, o zaman işte nefesiniz kesilir esas!
Prof. Dr. DursunOdabaş’ın, 1998’deki “El ele” eyleminde, göstericilerin yanında yürüdüğü için dekanlıktan ve profesörlükten ihracı mı?
O kadar eskiyi karıştırma şimdi! Ne dediysek o! İşimize gelirse öğretim üyesinin özel hayatına karışmayız, işimize gelirse, adamı prof’luktan bile atarız biz!
Geçelim..
Filmde başka neler var?
Bugün orman yağması ile ilgili pislikleri sayfa sayfa yayınlayan gazetelerin, bundan birkaç yıl önce, sayfa sayfa Acarkent ilanlarını yayınladığının görüntüleri var!
Tam sayfa ilanlar, haber sayfalarının içinde “Acarkent ile ilgili övgü dolu haberler”!
Şimdi ne oldu?
Türk filmindeki genç kız, para sevdalısı çıktı! Yiyip bitirmek istiyor, haydan kazanılan paranın huya gideceğini zengin aileye göstermek istiyor!ü

http://www.vakit.com.tr/News.aspx?NID=4360

ÇAKAL
29-11-2006, 22:38
Yok canım ne hatası estağfurullah. 2002 2003 yılında okuduğum gazete yazılarını hatırlıyorum da bugünlerle kel alakaydı. Şimdi yine sözde gazete tv'de gidişat berbat ama bana göre daha iyi geçmişe göre. Gelecek hakkında iyimserim sadece o kadar.:düsün: :düsün:
Bence kasıtlı yapıyorlar ....Önce erbakan hocayı getirdiler........yüksek oyla..........O da naptı........ajan olsa bu kadar yapar......ortamın gergin old.nu bile bile sincan olyları.............Şevki yılmaz olayı.............hocalara iftar olayı..........SONUÇTA NOOOLDU..........imam hatipler kapatıldı...........aha umduklarınız bunu yaptı diye..........2000li yıllarda milliyetçilik yükselen değer oldu.......MHP iktidar ortağı oldu....APO yu teslim ettiler.......bahçelinin kucağına verdiler...........ülke istikrarda gösterdiler........borsa 3 'e katladı....Muhalefette MHP olsa APO yu teslim edemezlerdi...........Tahkim yasası............Cumhurbaşkanı kitabı derken.....................NOOOLDU.........Bi kriz apo YA ada verdiler....tahkimi çıkardılar..............paralar pul oldu.............Ne MHP KALDI..........ne ECEVİT...ne MESUT.......Güzel bi temizlik yaptılar...........Bu arada da RTE ye yıllarca ülkemizde okunan bi şiirden ceza verdirdiler........niye masum olsun halkının gözünde diye...........Cezaevinden çıkınca nereye gitti?..........AMERİKAYA dil öğrenmeye..............3 ay.....TÜRKİYEMde ingilizce öğrenilmiyo mu............RTE nin çocukları bu ülkede mi okudular...............Şimdi burada mı çalışıyorlar.............Ayrıca geçen sene sabahta çıktı şu an kabinedeki bakanların çoğu A.Gül dahil hepsi okurken ingilterede bir yurtta kalmışlar.......mecburiyet harici hiç kabinenin değiştiğini gördün mü.............İnsanın aklına bunları biri bu zamanlar için özel mi yetiştirdi diye sorular gelmiyor değil............Şuan için sadece TÜRK borsası değil bütün dünya borsaları 4e 5 e katladı ....hava sadece bizde iyi değil yani............millet şu anda kredi kartlarıyla ayakta duruyor.................Yab. borsadan paranın yarısını çekse ortalıkta ne TAYYİP ne de hükümet kalır............hiç bir zaman fazla güneşli hava iyi değildir..............Öyle bir durumdada ki bunun eskilerinden daha şiddetli olacağını düşünüyorum...........İNŞAALLAH yugoslavya nın akıbeti başımıza gelmez..............Şimdiden başlamışlar bakın yıllardır iç içe yaşadığımız bu bölgede yıllardır birlikte yaşadığımız dinimiz ve hatta mezhebimizde bile beraber olduğumuz kürtleri yunanlılardan daha kötü göstermişler..............onlarada bizi kötülemişler........silah satmışlar.............şimdide çıkmışlar NATO gelsin kuzey ırakta konuşlansın.....PKK yı önlesin.......YANİ bırakın da onları biz rahatca eğitelim petrolleride USA satsın...................Hangi esnafı gördün gülerken..........Petrolmü çıktı TÜRKİYEDE de bizim haberimiz yok............cari açık almış başını gitmiş...............Hepsi hikaye................Tefecide aynısını yapar önce rahatlatır sonra adamın DONUNU bile alır...............UYUMA.........................: mad: :mad:

alvardar
29-11-2006, 23:00
:düsün: :düsün:
Bence kasıtlı yapıyorlar ....Önce erbakan hocayı getirdiler........yüksek oyla..........O da naptı........ajan olsa bu kadar yapar......ortamın gergin old.nu bile bile sincan olyları.............Şevki yılmaz olayı.............hocalara iftar olayı..........SONUÇTA NOOOLDU..........imam hatipler kapatıldı...........aha umduklarınız bunu yaptı diye..........2000li yıllarda milliyetçilik yükselen değer oldu.......MHP iktidar ortağı oldu....APO yu teslim ettiler.......bahçelinin kucağına verdiler...........ülke istikrarda gösterdiler........borsa 3 'e katladı....Muhalefette MHP olsa APO yu teslim edemezlerdi...........Tahkim yasası............Cumhurbaşkanı kitabı derken.....................NOOOLDU.........Bi kriz apo YA ada verdiler....tahkimi çıkardılar..............paralar pul oldu.............Ne MHP KALDI..........ne ECEVİT...ne MESUT.......Güzel bi temizlik yaptılar...........Bu arada da RTE ye yıllarca ülkemizde okunan bi şiirden ceza verdirdiler........niye masum olsun halkının gözünde diye...........Cezaevinden çıkınca nereye gitti?..........AMERİKAYA dil öğrenmeye..............3 ay.....TÜRKİYEMde ingilizce öğrenilmiyo mu............RTE nin çocukları bu ülkede mi okudular...............Şimdi burada mı çalışıyorlar.............Ayrıca geçen sene sabahta çıktı şu an kabinedeki bakanların çoğu A.Gül dahil hepsi okurken ingilterede bir yurtta kalmışlar.......mecburiyet harici hiç kabinenin değiştiğini gördün mü.............İnsanın aklına bunları biri bu zamanlar için özel mi yetiştirdi diye sorular gelmiyor değil............Şuan için sadece TÜRK borsası değil bütün dünya borsaları 4e 5 e katladı ....hava sadece bizde iyi değil yani............millet şu anda kredi kartlarıyla ayakta duruyor.................Yab. borsadan paranın yarısını çekse ortalıkta ne TAYYİP ne de hükümet kalır............hiç bir zaman fazla güneşli hava iyi değildir..............Öyle bir durumdada ki bunun eskilerinden daha şiddetli olacağını düşünüyorum...........İNŞAALLAH yugoslavya nın akıbeti başımıza gelmez..............Şimdiden başlamışlar bakın yıllardır iç içe yaşadığımız bu bölgede yıllardır birlikte yaşadığımız dinimiz ve hatta mezhebimizde bile beraber olduğumuz kürtleri yunanlılardan daha kötü göstermişler..............onlarada bizi kötülemişler........silah satmışlar.............şimdide çıkmışlar NATO gelsin kuzey ırakta konuşlansın.....PKK yı önlesin.......YANİ bırakın da onları biz rahatca eğitelim petrolleride USA satsın...................Hangi esnafı gördün gülerken..........Petrolmü çıktı TÜRKİYEDE de bizim haberimiz yok............cari açık almış başını gitmiş...............Hepsi hikaye................Tefecide aynısını yapar önce rahatlatır sonra adamın DONUNU bile alır...............UYUMA.........................: mad: :mad:

Burada siyaset tartışacak değilim. Zaten siyasetin tartışılması gereken yer burası değil, hisse.net'in forum amacına aykırı.

ÇAKAL
29-11-2006, 23:11
Burada siyaset tartışacak değilim. Zaten siyasetin tartışılması gereken yer burası değil, hisse.net'in forum amacına aykırı.:tamam: Tartışmıyorum zaten beyin fırtınası yaptım kendi kendime.............Acep ben başka ülkedemiyim diye...............Yoksa onların hiçbiri babamın oğlu değil................

hexedemical
30-11-2006, 01:09
şu an sabah akşam çalışan plan proje yapan bir doçent vs ile kadrolu basit bir memurun maaşı neredyse aynı gözümle şahit oldum adalet A sını temsil eden AKP bu bariz farkı kapatmayı geç daha açtıysa ve hiç birşey yapmadan öyle seyrettiyse . bu ülkede adaletin şiddetin daha başka bir çok aklaki çöküntünün sebebini akp dışında aramak bana çok çok saçma geliyor.

hexedemical
30-11-2006, 01:25
Ne mi var filmde?
Ohhooo.. Ne yok ki?
İstanbul’un göbeğinde, ayrı bir devlet olma iddiasındaki bir ailenin özetlediği “Türkiye görüntüsü” var bu filmde..
İllegal işlere karıştığı gerekçesiyle, birkaç general hakkındaki iddiaları fezleke haline getirerek yetkili savcılığa gönderen savcının görevden ihraç edildiği Türkiye’de, orman yağması yapan aile, ilçenin başsavcısının oğlunu,İtalya’da dil öğrenme kursuna göndermiş!
Gel izle bu görüntüleri.. Öğren Türkiye’deki sistemi!
Sadece bu kadar mı?
Olur mu kardeş, bu

http://www.vakit.com.tr/News.aspx?NID=4360
yukrdaki yazı bence ;
tamamen akp iktidarının başıboş ve başarızca yönettiği adalet sistemini başka kurumlara atarak kapamaya çalışması diye özetlenebilir.....

daha dün bir katil 2005 yılında çıkan yasa ile serbest kaldı
İzmir'de ''afla çıkan sapığa'' meydan dayağı
Sorgusunda ‘Susma hakkı’nı kullanan A.G., sözlü ifadesinde, 2005 yılında ‘Şartla Salıverme Yasası’ndan faydalanarak çıktığını söylediği öğrenildi. Zanlı A.G., işlemlerinin ardından adliyeye sevkedildi. (milliyet)

alvardar
30-11-2006, 11:57
şu an sabah akşam çalışan plan proje yapan bir doçent vs ile kadrolu basit bir memurun maaşı neredyse aynı gözümle şahit oldum adalet A sını temsil eden AKP bu bariz farkı kapatmayı geç daha açtıysa ve hiç birşey yapmadan öyle seyrettiyse . bu ülkede adaletin şiddetin daha başka bir çok aklaki çöküntünün sebebini akp dışında aramak bana çok çok saçma geliyor.
Bahsettiğiniz durum yüzünden bu ülkede bilimadamı olmaktan vazgeçtim. Türkiye bir Fizikçi kaybetti. Ne diyeyim yazıklar olsun. Ben de başka bir iş yaparım.

ÇAKAL
30-11-2006, 17:15
Bahsettiğiniz durum yüzünden bu ülkede bilimadamı olmaktan vazgeçtim. Türkiye bir Fizikçi kaybetti. Ne diyeyim yazıklar olsun. Ben de başka bir iş yaparım.:düsün::düsün: :düsün: Bu ülkede ayaklar baş olmuş,başlar ayak...........bu memleketin hadimleri öz evlatları şu an hep sessiz mahsun köşede bekliyorlar.........Kardeş üye olsaydın sivil örgüt diye çalışıp bu memleketin köküne dinamit koyan bi sivil örgüte seni mancınıkla fırlatırlardı yukarılara.............Bu memlekette halkın dinini tavuktan kurban olur deyip otel odasında porno izleyen Zekeriya BEYAZ gibi hilkat garibesi adamlara bırakırsan olacağı budur............YAZIK...............

ÇAKAL
30-11-2006, 19:13
:mad: Ekonomi

5 milyar dolara mal oldu, sekiz yılda kurudu
Kocaeli'nin 100 yıllık içme suyu ihtiyacını karşılamak üzere yapılan Yuvacık Barajı 8 yılda kurudu. 4,7 milyar dolara mal olan barajda şehre 10 gün yetecek kadar su kaldı.


Kocaeli'nin 100 yıllık suyunu karşılayacak şekilde yapılan Yuvacık Barajı'nda su bitti. Kocaeli'nin su umudu şimdi İstanbul
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi sorunun kısa vadede çözümünün imkansız olması sebebiyle dışarıdan su almaya başladı. Belediye Başkan Vekili İlyas Şeker, kentin ihtiyacını şimdilik İstanbul Su ve Kanalizasyon İşleri Başkanlığı'ndan (İSKİ) su alarak gidecereklerini söyledi.

Bugüne kadar adı hep yolsuzluklarla gündeme gelen ve 4,7 milyar dolarlık maliyeti ile ülkenin sırtında kambur olan Yuvacık Barajı'nda, su seviyesi dibe vurdu. Yapılan hesaplamalara göre, şu anda baraja kaynaklardan gelen su miktarı günlük 158 bin metreküp. İSU'nun barajdan aldığı günlük su miktarı ise 344 bin metreküp. Barajda 2,5 milyon metreküp su kaldığı dikkate alındığında barajın, kentin ancak 10 günlük su ihtiyacını karşılayacağı görülüyor. Barajın susuz kaldığı da çıplak gözle bariz şekilde görülüyor. Yağmur yağmaması durumunda baraj 10 gün sonra tamamen susuz kalacak. Barajda su kalmaması üzerine Kocaeli Belediyesi başka kaynaklardan su almaya başladı. İki gün önce Karamürsel ve Gölcük ilçelerinin su şebekesi Yalova Gökçedere'ye bağlandı. Gebze'nin su şebekesini de bu haftadan itibaren İSKİ besleyecek. İzmit'in suyu ise baraj kuruyana kadar Yuvacık'tan, buradaki su bitince de İstanbul'dan alınacak. Büyük bir sorunla karşı karşıya kaldıklarını belirten İzmit Büyükşehir Belediye Başkan Vekili İlyas Şeker, önlem almaya çalıştıklarını söyledi. Dışarıdan su alınmaması durumunda Kocaeli'nin susuz kalacağını belirten Şeker şöyle konuştu: "Bugünlük hali ile barajda 10 günlük, en fazla 15 günlük su rezervi kaldı. Daha önce İSKİ ile yapılan protokol vardı. Protokol çerçevesinde Gebze'yi beslemek için su almaya başlıyoruz. Burada sıkıntı olan konu, baraj yapılırken de DSİ'nin raporlarına göre barajın hiçbir zaman yılda 142 milyon metreküp su veremeyeceği açık ve net olarak görünüyor. Biz bu yıl yılda 128 milyon metreküp su almayı istemiştik; fakat şimdiye kadar bize 110 milyon metreküp su verildi. Su bittiği için de bundan sonra su verilmesi zor." Şeker, İSKİ'den alınacak suyun bedelinin belediye tarafından ödeneceğini belirtirken, "Daha sonra bu para anlaşma gereği barajı işleten İngiliz şirketi Thames Water'dan tahsil edilecek." ifadelerini kullandı.

Şirket, vaadini yerine getiremedi

Yıllardır barajı işleten İngiliz Thames Water şirketinin anlaşma gereği kente yılda 142 milyon metreküp su vermesi gerekiyor. Ancak bu rakama hiçbir zaman ulaşılamadı. Buna rağmen parasını belediyeden almayı sürdürdü. Belediye, bu yıl yaptığı çalışma ile suyu köylere kadar götürerek şirketten taahhüt ettiği suyu almaya talip olunca barajın suyu bitti. İlk kez yıllık 100 milyon metreküp su talebinin üzerine çıkan belediye, İngiliz şirketinden 130 milyon metreküp su talep etmesine rağmen ancak 110 milyon metreküp suyu vatandaşa ulaştırdı.

BARAJ İSTANBUL'A SU SATMAK İÇİN YAPILDI, KOCAELİ'NİN UMUDU ŞİMDİ İSTANBUL

Yuvacık Barajı'ında suyun bitmesi Kocaeli'de paniğe neden oldu. Barajdan su alan belediye başkanları, bölgeye akın etti. Barajın durumunu gören başkanlar, barajı yapanlara isyan etti. Şimdi başkanların tek umudu, İstanbul.

Yuvacık Barajı'nda Kocaeli'ye yetecek bir haftalık su kalması, vatandaşlarda ve yetkililerde şok etkisi yarattı. Gazete ve televizyonlarda suyun bittiğine dair haberlerin çıkması üzerine belediyeler de telefon yağmuruna tutuldu. Bunun üzerine belediye başkanları ve Kocaeli Su ve Kanalizasyon İşleri Başkanlığı'nın (İSU) görevlileri Yuvacık Barajı'na akın etti. Barajdaki suyu gören belediye başkanları şoke oldular. Başkanların şimdi tek umudu İstanbul Büyükşehir Belediyesi.

Barajda inceleme yapan İzmit Saraybahçe Belediye Başkanı Halil Vehbi Yenice, dönemin belediye Başkanı Sefa Sirmen'in bu proje ile hayali bir ticaret yaptığını söyledi. Bugünkü para ile 300 milyon dolara mal olabilecek barajın, 5 milyar dolara mal edildiğini belirten Yenice, bunun hesabını birilerinin vermesini istedi. Yenice şöyle konuştu; "Ben inanıyorum ki, buranın müteahhidi bunun yılda 142 milyon metreküp su veremeyeceğini biliyordu. Zaten DSİ'nin kayıtlarında bu vardı, buranın bu kadar su veremeyecek olmasına rağmen böyle bir anlaşma yapıldı. Bence burada bir hayal ticareti yapıldı. Hayal tüccarı hayal ticareti yaptı. Bu Sefa Sirmen'in hayal ticaretinin bir ürünüdür. İstanbul'a su satacaktı. Bu suyu mu satacak. Bu hayal ticaretinin herkes tarafından bilinmesi gerekiyor. İyi ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ var. Onlar olmasaydı şimdi susuz kalacaktık."

Barajın içinde bulunduğu durumu tarihi bir olay olarak değerlendiren Yuvacık Belediye Başkanı Hikmet Karaaslan, suyun son noktaya ulaştığını söyledi. İlk defa suyu bu seviyede gördüğünü aktaran Karaaslan, "Ne zaman Kocaeli geneline su verilmeye başlayınca bu sıkıntı kendini göstermeye başladı. Hesaplanan hayaller gerçek olmaktan çıktı. Kurak yazlar çok oldu ama ilk defa barajda su bu seviyeye geldi. Suyun altında kalan evler ve yollar ortaya çıkmış. Barajın dibindeki balçıklar da görünüyor. Bu görüntü hepimizi şoke etti. Baraj yapılırken İstanbul'a su verilecekti şimdi tam tersine onlar bize su verecek. Bunu görünce artık Kocaeli için ikinci bir baraj duşunulmeye başlanması gerekiyor." dedi.

Barajı gören Alikahya Belediye Başkanı Sabri Gökbudak ise uzucu bir durumla karşılaştığını söyledi. Bu suyun sadece İzmit merkeze yetmeyeceğini belirten Gökbudak, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin önlem alması nedeniyle vatandaşları paniğe neden olmamaları yönünde uyardıklarını söyledi.

4.7 milyar dolara mal olan barajda Sirmen'in imzası var

Yuvacık Barajı'nın yapımına 1987 yılında başlandı. Barajın yap-işlet-devret modeliyle inşa edilmesi fikrine Devlet Su İşleri karşı çıktı. Hazırlanan olumsuz rapora rağmen projenin ihalesi dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in sınıf arkadaşları Erol Üçer ve İdris Yamantürk'ün şirketlerine verildi. Şu anda CHP milletvekili olan dönemin İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen, İngiliz Thames Water şirketiyle uygulama ve su satış anlaşması imzaladı. İhaleyi alan İngiliz şirketine su bedelini ödeme garantisi verildi. Baraj 1998'de bitti. Ancak 864 milyon dolar olarak belirlenen yatırım maliyeti 942 milyon dolara çıktı. Böylece projenin toplam maliyeti 1,5 milyar doları buldu. Satın alımı sözleşmesi sebebiyle Hazine'nin kullanılmayan suya verdiği bedelle birlikte maliyet 4,7 milyar dolara ulaştı. Konuyla ilgili araştırma başlatılırken, Yuvacık Projesi'nin aynısı olan İzmit Tahtalı İçme Suyu Projesi'nin maliyetinin ise 115,7 milyon dolar olduğu görüldü. AK Parti'nin iktidara gelmesinin ardından Meclis'te 'İzmit İçmesuyu Projesi' için araştırma komisyonu kuruldu. Komisyon, 11 Temmuz 2003'te dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın ile bakanlar hakkında soruşturma komisyonu kurulmasını istedi. Komisyon ayrıca, Sefa Sirmen ve bazı belediye yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 11 bürokrat hakkında suç duyurusunda bulunmayı karara bağladı. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi, barajı inşa eden Gama Yönetim Kurulu Başkanı Erol Üçer, Güriş Yönetim Kurulu Başkanı İdris Yamantürk, eski İzmit Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kadri Veziroğlu ile 6 bürokratı, 'devlet alımına fesat karıştırmak' suçundan 5'er yıl hapse çarptırdı. Kamu zarara uğratıldığı için sanıkların cezası 7 yıl 6'şar aya çıkarılırken, duruşmadaki iyi halleri dikkate alınarak ceza 6'şar yıl 3'er aya düşürüldü

PARK
30-11-2006, 20:27
şu an sabah akşam çalışan plan proje yapan bir doçent vs ile kadrolu basit bir memurun maaşı neredyse aynı gözümle şahit oldum adalet A sını temsil eden AKP bu bariz farkı kapatmayı geç daha açtıysa ve hiç birşey yapmadan öyle seyrettiyse . bu ülkede adaletin şiddetin daha başka bir çok aklaki çöküntünün sebebini akp dışında aramak bana çok çok saçma geliyor.

bilip bilmeden konuşmayın lütfen sadece yar.doç maaşı 3 bin 500 ytl basit bir memur en fazla 2000 ytl olur ben sadece yar doç. un maaşını söylüyorum .......

Serenler
30-11-2006, 20:49
bilip bilmeden konuşmayın lütfen sadece yar.doç maaşı 3 bin 500 ytl basit bir memur en fazla 2000 ytl olur ben sadece yar doç. un maaşını söylüyorum .......

Devlette mi özel sektörde mi?

hexedemical
30-11-2006, 20:56
bilip bilmeden konuşmayın lütfen sadece yar.doç maaşı 3 bin 500 ytl basit bir memur en fazla 2000 ytl olur ben sadece yar doç. un maaşını söylüyorum .......

hangi ülkede yaşıyorsun sen
benim tanıdığım yüksek lisasta araştırma görevlisi var proje yapacağım diye sabah akşam okuldan çıkmıyor yardoçu profu hepsi bir olmuş birşeyler yapıyorlar ama aldığı maaş 820 milyon. sırf bu yüzden çoğu kişi istifasını basıp çekip gidiyor. dolayısyla tüm projeler askıda bekletildiğini gördüm. çünkü yeterli eleman yok .kiralar olmuş 400 milyon adamın aldığı maaş 800 milyon. asgari ücretle geçiniyor adam.

4 senedir ülkenin neden 1 tane patentli ürünü yok? herşey apaçık meydanda..
ülkede yardımcı. döçent maaşı 1.2 milyardır profösör maaşı 2.1 milyar. kim salıyor bariz bir örnek.

Serenler
30-11-2006, 21:17
hangi ülkede yaşıyorsun sen
benim tanıdığım yüksek lisasta araştırma görevlisi var proje yapacağım diye sabah akşam okuldan çıkmıyor yardoçu profu hepsi bir olmuş birşeyler yapıyorlar ama aldığı maaş 820 milyon. sırf bu yüzden çoğu kişi istifasını basıp çekip gidiyor. dolayısyla tüm projeler askıda bekletildiğini gördüm. çünkü yeterli eleman yok .kiralar olmuş 400 milyon adamın aldığı maaş 800 milyon. asgari ücretle geçiniyor adam.

4 senedir ülkenin neden 1 tane patentli ürün yok herşey apaçık meydanda..
ülkede yardımcı. döçent maaşı 1.2 milyardır profösör maaşı 2.1 milyar. kim salıyor bariz bir örnek.

Olsun, çaycı odacı ondan fazla maaş alıyor ya siz ona bakın.:confused:

Üzücü olan şu ki böyle bir ücret sistemi Afrikada bile yok.
kabilenin büyücüsü bile ihtisası yüzünden fazla maaş alıyor.

ÇAKAL
30-11-2006, 23:27
'Kürdistan Airways' seferlerine başladı



'Kürdistan Airways' ilk uçuşunu Hollanda'dan gerçekleştirildi. Amsterdam Schiphol Havalimanı'ndan 35 yolcusu ile birlikte havalanan uçak, Kuzey Irak'ın Erbil kentine gitti.


'Kürdistan Airways' adı ve logosu ile gerçekleştirilen ilk uçuşun işlemleri 17 nolu peronda yapıldı. Peron, 'Kürdistan Airways' flamaları ve Kürdistan bayrakları ile süslendi. Peronun görüntülendiğini farkeden yetkililer, flama ve bayrakları indirdi. Havayolu, haftada bir kez Amsterdam - Erbil seferi düzenlemeyi planlıyor.

CNNTürk

ÇAKAL
30-11-2006, 23:34
Sürpriz davetli

Papa'nın davetine Genç Parti lideri Cem Uzan da katıldı.



Patrikhane'de 120 ismin katıldığı özel 'Şükran Ayini'ne davetli tek siyasi, Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan oldu. Uzan, davete 34 TC 2226 plakalı Lexus marka lüks aracıyla geldi.

Koç oradaydı
Katolik ve Ortodoks dünyasını buluşturan davete Rahmi Koç ve Bülent Eczacıbaşı da çağrıldı. Koç katıldı, Eczacıbaşı mazeret bildirdi. ABD Büyükelçisi Ross Wilson da konuklar arasındaydı.


***

Uzan sürprizi

Vatikan Temsilciliği tarafından Fener Rum Patrikhanesi'nde Papa onuruna düzenlenen 'Şükran Ayini'ne, Genç Parti lideri Cem Uzan da katıldı....

Papa 16. Benediktus, Fener Rum Patrikhanesi'nin bahçesindeki Aya Yorgi Kilisesi'nde düzenlenen ayine katıldı. Vatikan Büyükelçiliği tarafından organize edilen ve Ortodoks geleneklerine göre yapılan ayin, yaklaşık 40 dakika sürdü. Ayine tek siyasi Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan ile Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç ve ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da katıldı.

Bahçede dev plazma...
Katolik ve Ortodoks dünyasını buluşturan ayine davet edilen ünlü işadamı Bülent Eczacıbaşı ise mazeret bildirerek katılmadı. Patrikhane bahçesine kurulan büyük boy plazma ekrandan, Papa'nın ziyareti özel konuklara canlı olarak izlettirildi. Emniyet güçleri, Patrikhane çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı.

ÇAKAL
01-12-2006, 22:31
Antalya'da ''seks şantajı'' iddiası



Antalya'da çıplak görüntülerini çektiğini öne sürdüğü kadın komşusu tarafından, görüntüleri internette yayacağını söyleyerek kendisi ve kocasıyla cinsel ilişki kurmaya zorlandığını iddia eden genç kadının kocası S.A eşinin yaklaşık 3 ay önce yaşanan olaylar sırasında, bir ay boyunca, ''şantajla cinsel ilişki kurmaya'' zorlandığını ileri sürdü. Selami A, eşinin, kızacağını düşünerek olayı kendisinden sakladığını iddia etti.



Lara bölgesinde eşi S.A ve iki çocuğuyla birlikte bir gecekonduda yaşayan H.A. (24), adli soruşturma konusu olan ve ''cinsel saldırı'' suçlamasıyla açılan davadaki iddialarının bugün gazetelerde yayınlanmasının ardından basın mensuplarının görüşme isteğini kabul etmedi.



H.A, evinin çevresindeki seralara gizlenirken, eşi S.A gazetecilerin sorularını yanıtladı.



SA, eşi H.A'nın suçladığı kadın komşusu S.Ü. ve eşi N.Ü. ile bir buçuk yıl önce, oturdukları eve taşınmalarından itibaren dostluk kurduklarını belirterek, ''Sürekli görüştüğümüz komşularımızdı. Birbirimizin evlerine girip çıkardık'' dedi.



Ailece süren bu görüşmeler sırasında eşi H.A'nın, kendisine, yaklaşık 2,5-3 ay önce, komşuları ''S.Ü ve kocası H.Ü'yle cinsel ilişki yaşadığını ve bir ay boyunca hem kadınla, hem kocasıyla cinsel ilişkiyi sürdürmeye zorlandığını'' anlattığını belirten S.A olayı duyar duymaz komşuları N.Ü. ve eşi S.Ü. hakkında savcılığa ve polise şikayette bulunduğunu söyledi.



''PARA KOPARMAYI AMAÇLIYORLAR''

Antalya'da bir kurumda 20 yıldır görev yapan ve eşi S.Ü'yle birlikte ortaya atılan iddiaların hedefi olan N.Ü ise telefonla yaptığı açıklamada, iddiaların ve haklarında çıkan haberlerin üzüntüsünü yaşadıklarını söyledi.



S.A ile eşi H.A'nın eski evlerinin karşısında gecekonduda oturduklarını ve hurdacılık yaparak geçindiklerini anlatan N.Ü, aileye maddi durumlarının kötü olması nedeniyle eşi S.Ü. tarafından zaman zaman yardımlar yapıldığını söyledi. H.A'nın ve eşi Selami A'nın ''şantajla cinsel ilişki kurulduğu'' yönündeki iddialarının komplo olduğunu savundu.



''S.A'nın, taşınmadan önce, komşulukları sürerken ihtiyacı olduğunu söyleyerek kendisinden bir kaç kez borç para istediğini öne süren N.Ü, ''Para vermedim. Daha sonra da yeni yaptırdığımız evimize taşındık. Sadece iftira atıyorlar. İddialar yargıya intikal etti. Bu aile, böyle iddialarla beni ve ailemi kıskaca alıp para koparmayı amaçlıyor'' dedi.

ÇAKAL
02-12-2006, 15:04
Radyoda dinledim ne derece doğru bilmiyorum.................hükümet yeni yasa tasarısı hazırlamış.......................babalardan alamadıklarını almak için emekliler ek iş yapıyorlarsa maaşları kesintiye uğrayacakmış.....................yani git kahvede otur mu demek istiyorlar acaba..........zaten 60 ına gelmiş bi adam zevk için değil çalışıyorsa açlıktan kurtulmak için çalışıyor..........yoksa oturayım torunlarla oynayım........ hanımla sıcacık bi çay içeyim istemez mi............yazık ............birde bu yasadan emekli milletvekilleri muaf olacakmış...................yazıklar olsun verlen oylara...............Milletin umudu TAYYİP ----GAYYİP oldu.............

yeter
02-12-2006, 15:40
Radyoda dinledim ne derece doğru bilmiyorum.................hükümet yeni yasa tasarısı hazırlamış.......................babalardan alamadıklarını almak için emekliler ek iş yapıyorlarsa maaşları kesintiye uğrayacakmış.....................yani git kahvede otur mu demek istiyorlar acaba..........zaten 60 ına gelmiş bi adam zevk için değil çalışıyorsa açlıktan kurtulmak için çalışıyor..........yoksa oturayım torunlarla oynayım........ hanımla sıcacık bi çay içeyim istemez mi............yazık ............birde bu yasadan emekli milletvekilleri muaf olacakmış...................yazıklar olsun verlen oylara...............Milletin umudu TAYYİP ----GAYYİP oldu.............

Bu yasayı onaylamıyorum ama, bir adam hem emekli olup hem de aynı zamanda çalışmaya devam edenlerin SSK kesintilerinin de devam etmesi bana göre normaldir. Milletvekilleri de bundan istisna olmamalıdır.

Yazınızda 60 ına gelmiş adam zevk için değil açlıktan kurtulmak için çalışıyor demişsiniz. Böyle çalışmak zorunda olanlar maalesef var. Ama bunun da ötesinde ihtiyacı olmadığı halde sırf daha çok para kazanmak için çalışan bir yığın da insan var. Çalıştıkları yrelere katma değer katanlara zaten sözüm yok. Torunla oynamak, sıcak kahve, aslında bunlar işin teferruatı.

Emekli olup sırf belli çevresi ile gelip şirketlerin üst kademelerinde müdür, yönetici vs gibi pozisyonlara gelip hiçbir işe bulaşmadan, hiçbir şeye elini sürmeden, lafla, üstlerine yağcılıkla, alttakilere baskı ile iş götüren demeyeyim sadece konumunu sağlama almaya çalışan ve bunun sonucunda ayda net 7.000-15.000 YTL maaş alan ve bir o kadar da o şirketlerin içinde kariyer yapacak yetenekli insanların geleceğini doldurdukları mevki nedeniyle engelleyen kafası 20-30 yıl geride kalmış, teknolojiden, çağın gereklerinden bihaber bir yığın da dinozor var bu memlekette. Gelirler, geldikleri yerlere çivi gibi çakılırlar, emekli olurlar ve kimileri 20 yıldan daha fazla bir süre astronomik maaş almaya devam ederler. Evde oturmaktansa işde oturup para kazanmak daha güzel nasıl olsa. Diğer yanda da en verimli çağında iş aramak zorunda kalan insanların önlerini tıkarlar.

ÇAKAL
02-12-2006, 15:57
Bu yasayı onaylamıyorum ama, bir adam hem emekli olup hem de aynı zamanda çalışmaya devam edenlerin SSK kesintilerinin de devam etmesi bana göre normaldir. Milletvekilleri de bundan istisna olmamalıdır.

Yazınızda 60 ına gelmiş adam zevk için değil açlıktan kurtulmak için çalışıyor demişsiniz. Böyle çalışmak zorunda olanlar maalesef var. Ama bunun da ötesinde ihtiyacı olmadığı halde sırf daha çok para kazanmak için çalışan bir yığın da insan var. Çalıştıkları yrelere katma değer katanlara zaten sözüm yok. Torunla oynamak, sıcak kahve, aslında bunlar işin teferruatı.

Emekli olup sırf belli çevresi ile gelip şirketlerin üst kademelerinde müdür, yönetici vs gibi pozisyonlara gelip hiçbir işe bulaşmadan, hiçbir şeye elini sürmeden, lafla, üstlerine yağcılıkla, alttakilere baskı ile iş götüren demeyeyim sadece konumunu sağlama almaya çalışan ve bunun sonucunda ayda net 7.000-15.000 YTL maaş alan ve bir o kadar da o şirketlerin içinde kariyer yapacak yetenekli insanların geleceğini doldurdukları mevki nedeniyle engelleyen kafası 20-30 yıl geride kalmış, teknolojiden, çağın gereklerinden bihaber bir yığın da dinozor var bu memlekette. Gelirler, geldikleri yerlere çivi gibi çakılırlar, emekli olurlar ve kimileri 20 yıldan daha fazla bir süre astronomik maaş almaya devam ederler. Evde oturmaktansa işde oturup para kazanmak daha güzel nasıl olsa. Diğer yanda da en verimli çağında iş aramak zorunda kalan insanların önlerini tıkarlar.:düsün: :düsün: KARDEŞ osenin dediklerin kaç kişi.............kaç tane TÜRKİYEMde üç tane lavuk yüzünden geçim içindeki tüm çalışanlar ateşe atılır mı.............Ayrıca sistemin yanlışlığından gençlerde iş beğenmiyor.........üniversite bitirdim edasıyla 1ooo YTLmaaş gözlüyor......yani gireyim tutunayım zaten maaş artar düşüncesi yok..........bu ülkede vergi adaletsiz sistemler yüzünden eleman çalıştırmak bile zor.......nereyi tutsan elinde kalıyor............

alvardar
02-12-2006, 16:11
:düsün: :düsün: KARDEŞ osenin dediklerin kaç kişi.............kaç tane TÜRKİYEMde üç tane lavuk yüzünden geçim içindeki tüm çalışanlar ateşe atılır mı.............Ayrıca sistemin yanlışlığından gençlerde iş beğenmiyor.........üniversite bitirdim edasıyla 1ooo YTLmaaş gözlüyor......yani gireyim tutunayım zaten maaş artar düşüncesi yok..........bu ülkede vergi adaletsiz sistemler yüzünden eleman çalıştırmak bile zor.......nereyi tutsan elinde kalıyor............
Gençler hakkında genellemenize katılmıyorum. Gençlere bir düşmanlığınız mı var bu yazı tarzı nereden geliyor böyle? Her işin bir karşılığı vardır ve herkes hak ettiği parayı almak ister. Sayın yeter'in yazdıklarına aynen katılıyor ve bu tip insanlara şahit oluyorum.

ÇAKAL
02-12-2006, 16:21
Gençler hakkında genellemenize katılmıyorum. Gençlere bir düşmanlığınız mı var bu yazı tarzı nereden geliyor böyle? Her işin bir karşılığı vardır ve herkes hak ettiği parayı almak ister. Sayın yeter'in yazdıklarına aynen katılıyor ve bu tip insanlara şahit oluyorum.:düsün: :düsün: Yazıma dikkat ettiysen sistemin yanlışlığından dedim.........Arz talep meselesi bu para az gelirse çalışmazsın...........kimse kimseyi zorla tutmaz ve ben yiyemedim al sen ye demez................bir iş kur eleman al çalıştır sonra tekrar fikrini yazarsın.................Ben de isterim keşke tüm gençlerimiz iş güç sahibi olsa...........İzbe köşelerden kurtulsa............merak etme bende o gençlerdendim..........çocukken pazarda naylon poşet ,simit sattım......üniversitede su arıtma sattım kapı kapı............mezun olduktan sonrada egenin dağlarında gece 3lere kadar dolaşıp karın tokluğuna bi firmanın ineklerini sattım............artık yatana yemek yok ......................merak etme o gençleri senden iyi bilirim.....sevgiler.................

alvardar
02-12-2006, 16:42
:düsün: :düsün: Yazıma dikkat ettiysen sistemin yanlışlığından dedim.........Arz talep meselesi bu para az gelirse çalışmazsın...........kimse kimseyi zorla tutmaz ve ben yiyemedim al sen ye demez................bir iş kur eleman al çalıştır sonra tekrar fikrini yazarsın.................Ben de isterim keşke tüm gençlerimiz iş güç sahibi olsa...........İzbe köşelerden kurtulsa............merak etme bende o gençlerdendim..........çocukken pazarda naylon poşet ,simit sattım......üniversitede su arıtma sattım kapı kapı............mezun olduktan sonrada egenin dağlarında gece 3lere kadar dolaşıp karın tokluğuna bi firmanın ineklerini sattım............artık yatana yemek yok ......................merak etme o gençleri senden iyi bilirim.....sevgiler.................
Sayın cakhall ".....üniversite bitirdim edasıyla 1ooo YTLmaaş gözlüyor......yani gireyim tutunayım zaten maaş artar düşüncesi yok......." özellikle şu kısma itirazım var. İş vardır bin ytl'ye çalışırsınız iş vardır 5 bin ytl'ye bile çalışmazsınız. Bu konuda sanki 1000 ytl çok bir paraymış gibi söz etmeniz kişiden kişiye göre değişir. Bazı arkadaşlarım 100-200 ytl'ye çalıştıkarı yerlerde stajer. Stajım kalksa da maaşım artsa diye hatta bedavaya çalışan arkadaşlarım var. Sizin etrafınızdaki gençleri bilmiyorum ama burası böyle. Bu bozuk sistemi kim düzeltmeye kalkarsa ben o insanlara destek olurum.

ÇAKAL
02-12-2006, 16:53
Sayın cakhall ".....üniversite bitirdim edasıyla 1ooo YTLmaaş gözlüyor......yani gireyim tutunayım zaten maaş artar düşüncesi yok......." özellikle şu kısma itirazım var. İş vardır bin ytl'ye çalışırsınız iş vardır 5 bin ytl'ye bile çalışmazsınız. Bu konuda sanki 1000 ytl çok bir paraymış gibi söz etmeniz kişiden kişiye göre değişir. Bazı arkadaşlarım 100-200 ytl'ye çalıştıkarı yerlerde stajer. Stajım kalksa da maaşım artsa diye hatta bedavaya çalışan arkadaşlarım var. Sizin etrafınızdaki gençleri bilmiyorum ama burası böyle. Bu bozuk sistemi kim düzeltmeye kalkarsa ben o insanlara destek olurum.:) :) :) Aslında aynı şeyleri söylüyoruz.....mesela denizlide tekstilciler vergi vermemek için elemanları 3 ay çalıştırıp deneme süresi diye bırakıveriyorlar dışarı.............ama artık ekmek aslanın ağzında.......sistemin yanında ahlaaki çöküntüdende kaynaklanıyor bu....doyumsuz patron yok mu dolu............Ama gençler artık uyanmalı.......bilgisayar denenen illeti öğrenmeli ve kendini sürekli yetiştirmeli ...............kimse bi kişiye onun anası gözüyle bakmaz.......çocuklarıda yetiştirirken vatan millet bayrak din sevgisinin yanında hayaataki yaşam sorumluluklarını öğretmeliyiz................onlara küçükken güvenip sorumluluklar vermeliyiz.hayata alıştırmalıyız......sevgiler.........

CycLone
02-12-2006, 20:15
haber 7 medyası ilginç çıkışlar vermeye başladıı hemde çok ilginçççç
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=202604&comments=all

ÇAKAL
02-12-2006, 20:24
Adam ola gazeteye öyle manşet atmaz...............

ÇAKAL
03-12-2006, 10:12
En büyük sorun emekliler ölmüyor! Ölseler sorun yok

Dünyanın en hayırlı evlatları kimdir?
Türk gazetecileri.
Her Mayıs'ın 2'nci pazarı, cefakâr annelere methiye düzülür. Her Haziran'ın 3'üncü pazarı da, vefakâr babalar yazılır. Koro halinde.
Senede bir gün...
Hiç unutmazlar.
Maksat?
Damardan duygu laga lugası yapmak.




Bakın, IMF emrediyor diye, çalışan emeklinin canına okuyan bir yasa çıkarıldı.
İptal edilmezse, yılbaşından itibaren çatır çatır yürürlüğe giriyor...
Çıt var mı hayırlı evlatlardan? Tek tük.
Peki, emekli denilen insanlar, sizin cefakâr ananız, vefakâr babanız değil mi?
Neden susuyorsunuz?




Diyor ki bu yasa...
"Emekli olduğu halde çalışmaya devam eden emekli, ya kazancının yüzde 32'sini devlete verecek, ya da emekli maaşı almayacak..."
Niye?
Emekli evine gitsin ki, işsiz gençlere iş çıksın, diye.




Kardeşim...
Emekli olup, çalışmaya devam eden insanın, çocuğu ya öğrenci, ya da işsiz...
Onun için çalışıyor.
Aldığı maaş zaten 500 lira.
Ayda 2 bin Euro emekli maaşı alıp da, ben illa çalışacağım diyen var mı?
Mazoşist mi bu insanlar, bir taraftan yaşın getirdiği sağlık sorunlarıyla boğuşurken, bir taraftan çalışmaya devam ediyorlar?




Şimdi, dalgası tıkırında olanlar diyecek ki, "popülizm yapmayın, sosyal güvenlik sistemi battı, matematiksel gerçek bu, başka çare var mı?"
Bunu soran ahlaksıza sorarım...
Emekli mi batırdı sosyal güvenlik sistemini?




Başka çareye gelince...
SSK'yı dolandıranları yakalamayacaksın... Devleti soyan ilaç firmalarına diş geçiremeyeceksin.
Sonra, vatandaşın ilacını keseceksin.
Kayıtdışı personel çalıştıran modern köle tacirlerinin yakasına yapışmayacaksın... Üstüne, fiş almayı bile kaldıracaksın.
Sonra, emeklinin cebine göz dikeceksin.
Bu mudur çare?
Daha geçenlerde itiraf etti Ali Babacan...
"Kayıtdışı ile mücadele edemedik" diyor.
Ben mi edeceğim?




Ve Meclis...
IMF istiyor diye çıkardıkları bu yasada, emekli vatandaşa kesinti var, emekli milletvekiline kesinti yok.
En fazla "ayıp" diyebilirim buna, şu anda.
Ver bana, sendeki dokunulmazlık zırhını...
Bak neler diyorum o zaman ben sana. __________Yılmaz ÖZDİL_______SABAH______--

ÇAKAL
03-12-2006, 19:19
Maltepe Orhan Gazi Lisesi’nde iki kız öğrenciyi taciz ettiği ileri sürülen Beden Eğitimi Öğretmeni İ.V. tutuklandı.

Taciz olayı geçen Perşembe günü 16 yaşlarındaki, 3. sınıf öğrencisi S.D. ile okulun atletizm takımında bulunan 3. sınıf öğrencisi B.A.’ın durumu ailelerine anlatması ile ortaya çıktı. B.A. ve S.D., Maltepe Çocuk Büro Amirliği’nde ifadeleri verdi. S.D. ifadesinde, "Okulun atletizm takımındaydım. Altı ay önce spor odasında öğretmenim çok güzel olduğumu söyleyerek beni eliyle taciz etti. Bir gün odada bu olaya B. de şahit oldu. Bunun üzerine karar verip durumu ailemize söyledik" dedi. Bu iddiaları üzerine polis, İ.V.’yi gözaltına aldı. Mahkemeye sevkedilen İ.V. tutuklanarak Cezaevine koyuldu.:mad: :mad: .................................................. .................................................. .....HADIM EDELİM BUNLARI...........:oley:

ÇAKAL
03-12-2006, 19:39
Genelkurmay’dan Kıbrıs uyarısı
“AB üyeliği beklentisiyle Avrupa’nın isteklerinin yerine getirlmesi, Türkiye’nin MGK’da belirlenmiş Kıbrıs politikasına geri dönülemez zararlar verebilir”


03.12.2006:confused: :confused: Allahtan aklı başında adamlar da var memleketimde.............

alvardar
03-12-2006, 22:53
Genelkurmay’dan Kıbrıs uyarısı
“AB üyeliği beklentisiyle Avrupa’nın isteklerinin yerine getirlmesi, Türkiye’nin MGK’da belirlenmiş Kıbrıs politikasına geri dönülemez zararlar verebilir”


03.12.2006:confused: :confused: Allahtan aklı başında adamlar da var memleketimde.............

Genelkurmay'dan 'Kıbrıs Uyarısı'na yalanlama

3 Aralık 2006 ANKA

Genelkurmay Başkanlığı, Genelkurmay’ın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e Kıbrıs konusunda mektup gönderdiği yönündeki haberlerle ilgili açıklama yaptı. Genelkurmay, haberi “tamamen hayal mahsulü olup gerçek dışı” diye yalanladı.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, günlük bir gazetede yayımlanan "Genelkurmay'dan Kıbrıs Uyarısı" isimli haberde yer alan Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun’un Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül’e mektup gönderdiği iddiaları’nın “tamamen hayal mahsulü olup gerçek dışı” olduğu belirtildi. Açıklamada, “Genelkurmay Başkanlığı'nın diğer kurum ve kuruluşlar ile ilişkileri ve devlet meselelerinin müzakere ve koordinesi, yerleşik kural ve usuller çerçevesinde sürdürülmektedir” denildi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5547548.asp

ÇAKAL
03-12-2006, 23:05
Şerefsiz yalan haber yazan gazeteci kurbanıyım sayınalvardar kusura bakma

ÇAKAL
05-12-2006, 06:17
Ocağına iki ateş düştü
İstanbul'da, önceki gece yangında evi küle dönen Yılmaz ailesi, sabah gelen 'oğlunuz şehit oldu' haberiyle ikinci yıkımı yaşadı. Çavuş Hakan Yılmaz'ın anne ve babası doktor kontrolüne alındı.
__________Allah kimseye böyle acı vermesin____________bir takvimde okumuştum ya ayet ya da hadis....''SENİN MALIN YDİĞİN YEMEĞİ GİYDİĞİN ELBİSENDİR...''' diye yazıyordu.............o yüzden hiçbirşeye kafayı takmayın........herşey faniii...............

ÇAKAL
05-12-2006, 19:36
18:10 05 Aralık 2006 / Salı



Iğdır'ın otelleri fuhuş yuvasına döndü

Uğur Dündar yönetimindeki Arena ekibi, Iğdır'daki 'Güz Operasyonu'nu görüntüleyerek, kentteki otellerin nasıl fuhuş yuvasına döndüğünü gözler önüne serdi. Görüntülerin en çarpıcı yanı ise aynı otel odasında birçok erkekle birlikte annelerinin yanında görüntülenen 3 çocuk oldu. Biri 17 günlük bir bebek, diğerleri 8 ve 13 yaşlarındaki iki erkek çocuğun görüntüleri şok etti.
Annelerinin olayla ilgisi olmadığını söylese de küçük çocukların fuhuş otelinde büyümek zorunda kaldıkları bir gerçek...
Iğdır'daki 35 otelin çoğunda fuhuş yapıldığının belirlenmesi üzerine harekete geçen Arena ekibi, gizli kamera çekimleriyle otellerde yapılan fuhuş pazarlıklarını ortaya serdi. Emniyetin yaptığı operasyonda, baskın yapılan otellerde 13'ü kadın 17 kişi gözaltına alındı.
Pislikten geçilmeyen otel odalarında fuhuş yapan hayat kadınlarından ikisinin AIDS olduğu ortaya çıktı.
Genellikle Rusya ve Gürcistan uyruklu hayat kadınlarının aynı zamanda Türkiye vatandaşı olduklarını gösteren nüfus cüzdanları taşıdığı tespit edildi.
Iğdır İl Emniyet Müdürlüğü'nün sadece 2006 yılında 267 yabancı uyruklu kadını sınırdışı ettiği belirtiliyor.:mad: :mad: :mad: Uyuyor bu basın..........heryer RUS kaynıyo yıllardır......

ÇAKAL
06-12-2006, 06:12
Pornocular yuvadan kız kaçırmaya kalktı 6 Aralık 2006


Soner KOCAER/ANTALYA, (DHA)

Antalya’da Zübeyde Hanım Çocuk Sitesi’nde kalan 16 yaşındaki D.A, yol kenarında bir otomobilde bekleyen 2’si kadın 4 kişi tarafından kaçırılmak istendi. Devriye görevi yapan polis ekibiyle karşılaşan zanlılar, D.A’yı otomobilden atarak izlerini kaybettirdi.

D.A, verdiği ifadede, zanlıları tanıdığını, birlikte gezmek için buluştuklarını, son anda onlarla gitmekten vazgeçince kaçırılmak istendiğini söyledi. D.A, verdiği bilgiler üzerine polis, gece baskın yaptıkları evde 26 yaşındaki Mehmet K. ve 20 yaşlarındaki Sultani B, Güçhan S. ile 21 yaşındaki Gülçin B.’yi gözaltına aldı. 2 ruhsatsız tabancanın bulunduğu evde 1000 kadar CD ve gizli porno çekimlerin yer aldığı bir bilgisayar ele geçirdi. D.A.’nın çocuk pornosunda kullanılmak amacıyla kaçırıldığı ihtimalini değerlendiren polis, görüntüleri detaylı incelemeye aldı. Adliyeye sevk edilen zanlılardan Mehmet K. ve Güçhan S. tutuklandı. İki kadın ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

ÇAKAL
07-12-2006, 00:10
:mad: :mad: :mad: Sınıfta ahlaksız teklif!

Adana'da bir ilköğretim okulunun henüz 5'inci sınıfındaki bir öğrencinin kız öğrenciye dizi filmdeki ''ahlaksız teklifi'' içeren ifadeleri kullanması üzerine sınıf öğretmeni tüm velilerle olağanüstü toplantı yaptı.

Güzelyalı Mahallesi'ndeki Nigahi Soykan İlköğretim Okulu 5-B sınıfından bir erkek öğrenci, 5-F sınıfında öğrenim gören bir kız öğrenciye, başrollerini Halit Ergenç ile Bergüzar Korel'in paylaştığı ''Binbir Gece'' adlı dizinin bir sahnesinde geçen ''300 bin dolara bir gece'' şeklinde ifadeler kullandı.

Öğrencisinin sözlerini duyan ve ''şoka uğradığını'' belirten Şengül Göl, bunun üzerine tüm velileri olağanüstü toplantıya çağırdı.

Öğretmen Göl, ''Küçücük bir çocuğun hem de geç saatteki bir diziyi izleyip, o çirkin ifadeleri kullanmasının kendisini derinden yaraladığını'' ve gerekli önlemleri almak için velilerle bir araya geldiğini söyledi.

Öğrenci velileriyle yaklaşık 40 dakika süren bir görüşme yaptığını söyleyen Göl, ''Moralim çok bozulmuştu. Velilere çocuklarına gece geç saatlere kadar televizyon izlettirmemelerini, aynı zamanda bu körpecik yavruların ahlaki yozlaşmadan uzak tutulmasını istedim'' dedi.

Göl, çocukların kendileri için yararlı programları izlemeleri, zihinlerini
karıştıracak programlardan ailelerin çocukları uzak tutmaları gerektiğini
kaydetti.

Göl, ''Önlem alınmayınca ne yazık ki buna benzer olumsuzluklar yaşıyoruz.
Veliler kadar program yapımcılarının da çocukları düşünerek toplum ahlakını ön planda tutan içerik hazırlamaları gerekiyor'' diye konuştu.

yosun
07-12-2006, 00:16
Genelkurmay'dan 'Kıbrıs Uyarısı'na yalanlama

3 Aralık 2006 ANKA

Genelkurmay Başkanlığı, Genelkurmay’ın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e Kıbrıs konusunda mektup gönderdiği yönündeki haberlerle ilgili açıklama yaptı. Genelkurmay, haberi “tamamen hayal mahsulü olup gerçek dışı” diye yalanladı.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, günlük bir gazetede yayımlanan "Genelkurmay'dan Kıbrıs Uyarısı" isimli haberde yer alan Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun’un Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül’e mektup gönderdiği iddiaları’nın “tamamen hayal mahsulü olup gerçek dışı” olduğu belirtildi. Açıklamada, “Genelkurmay Başkanlığı'nın diğer kurum ve kuruluşlar ile ilişkileri ve devlet meselelerinin müzakere ve koordinesi, yerleşik kural ve usuller çerçevesinde sürdürülmektedir” denildi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5547548.asp

Yıkmak için her türlü yola başvurup da yıkamadıkları tek kale ya...

ÇAKAL
07-12-2006, 00:53
Yıkmak için her türlü yola başvurup da yıkamadıkları tek kale ya...
Sevgili YOSUN bu haberi veren kim ....
.Hükümet mi yaymış.
Yoksa birileri hükümetle ordunun arasını mı açmak istiyor...
Kurtlar dumanlı havayı severmiş.
Ama g.kurmayı takdir ettim.
hiçbir spekülasyonamahal vermeden anında cevapladılar.
hükümetinde bazı olaylar da (c.Başkanlığı) bunların iyi niyetini görüp biran önce bazı adımlar atmalı diye düşünüyorum.
eskiler derdiki''karnından konuşma''.
bizim hükümet şu an karnından konuşuyor.
sevgilerTÜRKİYE mi sevenlere.

ÇAKAL
08-12-2006, 23:42
Binbaşıdan öğrenciye tecavüz iddiası

Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde, Milli Güvenlik dersleri veren binbaşı hakkında, bir öğrenciye tecavüz ettiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Bir lisede öğrenim gören ve uzun süre bunalımda olan kız öğrenci Ö.G annesine, geçen yıl evli ve 2 çocuk babası Milli Güvenlik hocasının kendisine tecavüz ettiği iddiasında bulundu.

Annesi tarafından durumun anlatıldığı baba, binbaşı hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulundu.

Savcılık tarafından ifadesi alınmak üzere çağrılan binbaşı, adliyeye geldiği sırada Ö.G'nin babası ile aralarında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine birbirlerini darp ettiler.

Birbirlerinden şikayetçi olmalarının ardından ifadeleri alınanlardan Ö.G'nin babası, binbaşının geçen yıl kızına tecavüz ettiği iddiasında bulundu.
Binbaşı hakkında, öğrenciye tecavüz ettiği iddiasıyla başlatılan soruşturmanın sürdürüldüğü öğrenildi.

ÇAKAL
08-12-2006, 23:45
Doktorun evinde 14 bin çocuk pornosu fotoğrafı bulundu 8 Aralık 2006


A.A.

İnterpol'ün verdiği bilgiyle hareket geçen Konya polisi, doktor N.A'nın evinde arama yaptı. Evdeki bilgisayarda yapılan incelemede internetten indirilmiş çok sayıda çocuk pornosu materyali olduğu belirlendi.

yosun
09-12-2006, 00:03
Sevgili YOSUN bu haberi veren kim ....
.Hükümet mi yaymış.
Yoksa birileri hükümetle ordunun arasını mı açmak istiyor...
Kurtlar dumanlı havayı severmiş.
Ama g.kurmayı takdir ettim.
hiçbir spekülasyonamahal vermeden anında cevapladılar.
hükümetinde bazı olaylar da (c.Başkanlığı) bunların iyi niyetini görüp biran önce bazı adımlar atmalı diye düşünüyorum.
eskiler derdiki''karnından konuşma''.
bizim hükümet şu an karnından konuşuyor.
sevgilerTÜRKİYE mi sevenlere.

Genel Kurmay Başkanlığı disiplinli, kurallara uyulan ciddi bir kurum. Genel Kurmay Başkanları % 25 oy alarak iş başına gelip, Ülke kaderiyle oynamıyorlar...
Olgun davranmaları çok doğal.
Hükümet mi yaymış? Son günlerde AB ile yapılan Genel Kurmayın, Ana Muhalefetin ve hatta kabinedeki bir çok bakanın bile tv den öğrendiği Kıbrıs pazarlığından ( verilen tavizler) sonra her şey mümkün görünüyor... :D

ÇAKAL
09-12-2006, 02:17
Genel Kurmay Başkanlığı disiplinli, kurallara uyulan ciddi bir kurum. Genel Kurmay Başkanları % 25 oy alarak iş başına gelip, Ülke kaderiyle oynamıyorlar...
Olgun davranmaları çok doğal.
Hükümet mi yaymış? Son günlerde AB ile yapılan Genel Kurmayın, Ana Muhalefetin ve hatta kabinedeki bir çok bakanın bile tv den öğrendiği Kıbrıs pazarlığından ( verilen tavizler) sonra her şey mümkün görünüyor... :D:gulen: Sence fırsat verirler mi buna

ÇAKAL
09-12-2006, 09:48
Öğretmene reyting uğruna hakaret

Binbir Gece dizisinden etkilenen öğrencinin arkadaşına ahlaksız teklifte bulunduğunu ortaya çıkaran Şengül Göl, dizinin yayınlandığı Kanal D'nin grup gazetelerinde saldırıya uğradı. Gazeteci Cengiz Semercioğlu, "Şengül Hanım şöhret peşinde. Oldukça alımlı gözüküyor, Dizide çok rahat rol alabilir" diye yazdı.



Reyting uğruna öğretmene hakaret

Diziden etkilenen öğrencinin ahlaksız teklifini ortaya çıkaran öğretmen gazeteci saldırısına uğradı: Alımlı kadın, dizide oynar.

Adana'da bir televiyon dizisinden etkilenen ilköğretim öğrencisinin kız arkadaşına, "300 bin dolara bir gece birlikte olma" teklif etmesi olayını ortaya çıkaran kadın öğretmen Şengül Göl, dizinin yayınlandığı Kanal D'nin grup gazetelerinde yazan gazetecilerin saldırısına uğradı. Televizyon eleştirmeni Cengiz Semercioğlu Hürriyet'in Kelebek ekinde gazetelerin diziyi karalamak adına iddiaları manşetlerine taşıdığını öne sürerken, öğretmen Şengül Göl için şunları yazdı: "Bir ilköğretim okulunda 5'inci sınıf öğrencisi, bir kız öğrenciye "Bir gece için 300 bin dolar" diyor. İki çocuk arasında geçen bu diyaloğu da ülkenin anlı şanlı gazeteleri, 'Bakın dizi çocuklara ne kadar kötü örnek oluyor' diye manşetlere taşıyor.

ALIMLI KADIN
Belki de öğretmen Şengül Hanım şöhret peşinde, onu bile bilmiyoruz (Kaldı ki oldukça alımlı gözüküyor, bir dizide çok rahat rol alabilir)." Hürriyet yazarı Mehmet Y. Yılmaz ise haberi okurken "Öğretmen iyi bir öğretmenlik eğitimi almış olabilir mi" sorusunu düşündüğünü yazdı. Yılmaz, öğretmenin konuyu büyüteceğine, öğrencinin kulağını çekip kapatması gerektiğini de yazdı.
Nevzat ATAL - HABER MERKEZİ
:mad: :mad: :mad: Böyle gazeteciler olduğu müddetçe
memeleketimde hep ayaklar baş başlar ayak olacak:eek:
Önüne iki koyun versen güdemiyecek olan adamları tetikcilik yaptırmak için gazeteci yapıyorlar
vah ki vah
benim güzel ülkem kimlere kaldın:aglayan: :aglayan:
ATATÜRK kalksa gelse ülke istila olmuş diye önce bunları astırırdı gibime geliyor.

yosun
09-12-2006, 17:57
:gulen: Sence fırsat verirler mi buna

1- Ülke bütünlüğü ve rejim tehlikeye girerse fırsatlar verilmez, alınır.

2- Bu ülkenin askeri sanıldığının aksine darbeyi en son isteyendir.

PARK
09-12-2006, 18:04
1- Ülke bütünlüğü ve rejim tehlikeye girerse fırsatlar verilmez, alınır.

2- Bu ülkenin askeri sanıldığının aksine darbeyi en son isteyendir.

kimse darbe falan beklemesin arkadaşlar o eskidenmiş haa gerektiren olaylar olur o zaman 28 şubatın benzeri olaylar olur böylelikle ülke rejim konusunda saglıkla yoluna devam eder yalnız olan ekonomiye olur .................

ÇAKAL
10-12-2006, 11:49
Orhan Pamuk’un hali: Yürek parçalayıcı!




Smokin giymek iyidir, Avrupalı oluyorsun. Süzme şarklı (Doğulu-Asyalı) olmaktan çıkıyor, seçme bir garplı (Avrupalı-Batılı) oluyorsun. Frak giymek de iyidir, iyice seçkin batılı sayılıyorsun.

“F’den sonra “i” yok.

“F’den sonra “i” koymayın.

Firak olur.

Firak acıklı demek.

Frak ise kuyruklu uzun erkek ceketine deniyor. Frak giymiş adam penguene benziyor. 8-10 iyi niyetli gazete yazarı arkadaş, “dedemizin, babamızın, komşu erkeklerin hiçbiri frak giymedi, biz giyersek özentiye kaçar” diye düşünmedi. Özverili oldu.

Kuyruklu frak kiraladı.

İsveç Kralı’nın davetine penguen görüntüsüyle katılmaya; Türk yazarının “Nobel ödülünü alma gecesine” destek vermeye ve Orhan Pamuk’un zirveye ulaşan roman yazarlığı heyecanını okurlarına duyurmaya gitti.

Şu oldu.

Bu oldu.

Babasının bavulu.

Ayakta alkışlandı.

Diye yazdılar.



***

Fakat “firak yani acıklı, hüzünlü, yürek parçalayıcı” bir durum ortaya çıktı. Ödül dolayısıyla yaptığı, derinliği olan ve muhtemelen dünya edebiyat tarihine geçecek konuşmasıyla büyük alkış alan yazarımız Orhan Pamuk, bu yürek parçalayıcı durumu nasıl bir halkla ilişkiler stratejisi izleyip savuşturacak bilemiyorum.

Manen aforoz edildi.

Diliyle yazdığı.

Diniyle yazdığı.

Etiyle kemiğiyle yazdığı kendi halkı Orhan Pamuk’u manevi olarak aforoz etti.

Halkı ona darıldı.

Halkı ona küstü.

Kitaplarını almak bir yana, adını bile duymak istememecesine yüreğinden çıkarıp attı. Anket (Milliyet Gazetesi) yapılmış. Türk halkının yüzde 40’ı Orhan Pamuk’un aldığı Nobel’i “hak etmediğini”, yüzde 39’u “bir fikri olmadığını” söylemiş. Sadece yüzde 21’i “Nobel’i almayı hak ettiğini” düşünüyormuş.

Acıklı bir durum.

Yürek parçalayıcı.

Orhan Pamuk’un kitaplarını basan Türkiye’deki yayınevi, ciddi bir danışmanlık hizmeti ve desteği sunarak yazarı TV’lere çıkartıyor, gazetelerde tam sayfa röportajlar yayınlatarak; “Ben bir Türk yazarıyım... Nobel’i Türk dili almıştır... Türkiye beni sevsin...” diye yeni bir imaj bina etmeye çalışırken halk onu kalbinden silip atıyor.


***

Hiçbir yazara yapmadı.

Hiçbir yazarı aforoz etmedi.

Çıkar çevreleri Türk edebiyat tarihinde birçok yazarı halkın gözünden düşürmek için onlara; “vatan haini, komünist, Allah tanımaz ya da gerici, şeriatçı” damgasını vurdu.

Necip Fazıl.

Mehmet Akif.

Attilâ İlhan.

Aziz Nesin.

Çetin Altan.

Kemal Tahir.

Yaşar Kemal.

Rıfat Ilgaz.

İlhan Selçuk.

Ve şu anda aklıma gelmeyen belki 100’ü aşkın Türkiye yazarı, egemenlerin tüm çabasına rağmen, halkının aforozuna uğramadı. Hapse girip çıksalar da halk onları hep sevdi, saydı, kendinden bildi. Orhan Pamuk’u ise Nobel almasına rağmen kendinden bilmedi, onun Nobel’i yazdığı romanlardan ötürü değil İsveç dergisine “ünlü demecini verdiği zaman” aldığına inandı, kendi halkı onu silip attı.

Fraklı tören!

Firaklı durum!

Çok acı.

Hüzün verici.

Yürek parçalayıcı!-----------------Necati DOĞRU----------VATAN

ÇAKAL
10-12-2006, 12:06
Benim milletim saf gözükür ama anasının gözüdür.
İyiyi kötüyü kendine hizmet edeni kendiyle yoğrulanı bilir.
İçine gömer herşeyi nükleer bomba gibidir.
Tepkisini çeşitli şekillerde belli eder sessiz ve derinden.
Nerde arkadaşlar GÖREN VAR MI
Vural SAVAŞI
Yekta Güngör ÖZDENİ
Nuh Mete YÜKSELİ.
Bu arada duydum ki ÇEVİK BİR de AKP nin stratejik askeri danışmanlığını yapıyomuş.
Koltuk alttayken değil
Koltuksuzken bu milletin sana verdiği değer önemli
Bir özalın bir barış mançonun bir menderesin yeri yanlışları olmasına rağmen yerleri belli.

yosun
10-12-2006, 13:38
kimse darbe falan beklemesin arkadaşlar o eskidenmiş haa gerektiren olaylar olur o zaman 28 şubatın benzeri olaylar olur böylelikle ülke rejim konusunda saglıkla yoluna devam eder yalnız olan ekonomiye olur .................

Darbe söylentileri askeri yıpratmak için ortaya atılan komplo teorisinden başka bir şey değildir. kaldı ki en başta askerin kendisi dahil hiç kimsenin darbe istediği falan da yoktur. Kaldı ki yapılacak bir darbe sadece ekonomiyi değil tüm yaşamı vurur... Bunun böyle olacağını herkes biliyor.
Mevcut koşullarda askeri darbe sadece ve sadece ülke bütünlüğüne ve Laik Cumhuriyet rejimine yönelik ciddi bir tehlike ortaya çıktığında belki söz konusu olabilir...
Dilerim askeri bunu yapmak zorunda bırakmazlar!

ÇAKAL
10-12-2006, 20:02
Yine mayın: 1 şehit

Diyarbakır'da teröristlerin yola döşediği mayın patladı, bir er şehit oldu, 11 er ise yaralandı. Şehit er Miraç Yıldırım'ın Kurban Bayramı için izin aldığı öğrenildi.
:aglayan: :aglayan: :aglayan:
Allahım sen bu gözü dönmüş canilere fırsat verme

Bunları görüpte engel olma durumu olupta engel olmayanları sana havale ediyorum. Allahım sen herşeye kâdirsin.


ALLAH hepisinden razı olsun
şehit olanlardan da
hâlâ orada görev yapanlardan da

REST
10-12-2006, 20:08
Darbe söylentileri askeri yıpratmak için ortaya atılan komplo teorisinden başka bir şey değildir. kaldı ki en başta askerin kendisi dahil hiç kimsenin darbe istediği falan da yoktur. Kaldı ki yapılacak bir darbe sadece ekonomiyi değil tüm yaşamı vurur... Bunun böyle olacağını herkes biliyor.
Mevcut koşullarda askeri darbe sadece ve sadece ülke bütünlüğüne ve Laik Cumhuriyet rejimine yönelik ciddi bir tehlike ortaya çıktığında belki söz konusu olabilir...
Dilerim askeri bunu yapmak zorunda bırakmazlar!


Cumhurbaşkanı Yaşar Büyükanıt olabilirmi?
Bu ihtimal sıfırmı?
selamlar:cool: chackal(öteki .chackal)

ÇAKAL
10-12-2006, 20:12
Cumhurbaşkanı Yaşar Büyükanıt olabilirmi?
Bu ihtimal sıfırmı?
selamlar:cool: chackal(öteki .chackal)

Olabilir niye olmasın ihtilâl olursa bal gibi olur.:mad:
öteki çakal.sevgiler.:)

ÇAKAL
10-12-2006, 20:18
Arınç: Cumhurbaşkanını seçmek Genelkurmay'ın işi değil 10 Aralık 2006


ANKA

TBMM Başkanı Bülent Arınç, bir grup emekli subayın Genelkurmay Başkanlığı’na mektup yazarak “Cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahil olun” sözlerini, “Kimse Meclis’in işine karışamaz. Cumhurbaşkanını seçecek kurum Genelkurmay Başkanlığı değil. Bu tür çıkışlara asabım bozuluyor” yorumunu yaptı.

ÇAKAL
10-12-2006, 20:47
Eskiden gencin birisi
fizik,kimya,matematik,arapça,fıkıh ne varsa hepsini okumuş gurbette
hocası demişki ''evladım sen bütün ilimleri öğrendin artık köyüne dönebilirsin yalnız bunların bir dersle pişmesi lazım siyaset dersiyle ama sen bilirsin ''demiş

Talebede anasını babasını köyünü özlediğinden
hocam sağol mecbur değilsem gideyim demiş
hocasıda olur demiş

yola koyulmuş bir cuma günü
namaz vakti bi köyün içinden geçerken dur şurada namazı eda edeyim demiş
girmiş camiye
bakmış ki imam habire sallıyo
cemaatın nabzına göre şerbet veriyo
kalkmış ayağa hocam uyduruyorsun
şu konuda şu ayet bu konuda bu hadis demeden
hoca bağırmış
ula atın camiden bu zındığı diye

tabii gerçekler cemaatin işine gelmediğinden
ve yıllardır peşinde gittikleri hocanın sözüne bakarak
atmışlar bizim taze hocayı camiden

talebeyi almış bi düşünce nerde yanlış yaptım diye
aklına hocasının sözleri gelmiş
öğrendiklerinin 1 yıl daha siyaset ilmiyle pişmesi gerektiği sözü

almış çıkınını eline dooğru geriye hocasının yanına gitmiş
demişki bana siyaseti öğret

bizimki bir yıl daha ders aldıktan sonra yine bir cuma günü
koyulmuş yola
varmış aynı köye ama kılık değiştirerek
girmiş camiye
bakmış ki bizim sahtekâr hoca yine hutbede
ha bire sallıyo

taze hoca hemen bağırmış
ey cemaat
beni buraya çoook büyük bir zat gönderdi
git falan köyde bir hoca var çok mübarektir
ondan talim terbiye gör
dönerken de sakalından bir kıl al cebine koy
çünkü onun sakalını cebinde tutan kesin cennetliktir dedi
ve ben de geldim
lütfen beni aranıza kabul edin demiş
demesine de
köylü cennet vizesi aldı ya hurrraaaa imamın üzerine
bir kıl koparacağız diye imamın canına okumuşlar.-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Şu anki AKP iktidarı da bizim taze hoca gibi
bir türlü şu siyaseti öğrenemediler
Demirel :eek: hocanın yanında biraz ders görmeleri lâzım.:gulen: :gulen:

ganyan
11-12-2006, 01:38
Bunlarmı siyaseti bilmiyor.Bunlar 1998 de iktidar değillermiydi?Yıllarca erbakanın yanında ders almadılarmı!!!Birçoğu kayıp trilyon davası sanığı değilmi?Yada istanbul büyükşehir yolsuzluk sanığı...Bunları Anap kökenlileri rahmetli Özalın yanında yetişmedilermi,Bunların tek derdi katırcının katırlarını ürkütmemek.Katırcının katırları Ürkemediği sürece iktidar nimetleri cebe..............

ÇAKAL
11-12-2006, 18:45
16:10 11 Aralık 2006 / Pazartesi



Gençlerin uyuşturucu partisinde cinayet

Ahmet ERTAN/EDREMİT (Balıkesir), (DHA)

BALIKESİR'in Edremit İlçesi'nde, 4 arkadaş alkol ve uyuşturucu hap alıp kavga etti, bıçaklanan 1 kişi hayatını kaybetti. İki erkeğin kurbanlarının elini tuttuğu, 17 yaşındaki genç kızın ise ekmek bıçağını saplayarak öldürdüğü öne sürülüyor.
Olay dün saat 22.00 sıralarında, İbrahimce Mahallesi Çardaktepe Caddesi'ndeki bir evde meydana geldi. Alkol ve uyuşturucu hap aldıkları öne sürülen 18 yaşındaki Uğur Kırtay, 18 yaşındaki S.A., 16 yaşındaki Y.S. ve kız arkadaşları 17 yaşındaki G.A., tartışmaya başladı. Nedeni henüz öğrenilemeyen tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Uğur Kırtay bıçaklanarak, zanlılar tarafından evin arkasındaki çukura atıldı. Uğur Kırtay, kendisini yaralı halde bulan bir yakını tarafından Edremit Devlet Hastanesi'ne götürülürken, yolda yaşamını yitirdi.
Kaçan 3 zanlı, polisin İbrahimce Mahallesi'ndeki evlere düzenlediği operasyonla yakalandı. Olay sırasında aşırı alkollü oldukları belirtilen zanlılardan S.A. ile Y.S.'nin, Uğur Kırtay'ı yere yatırarak el ve ayaklarını tuttukları, G.A.'nın da ekmek bıçağını Kırtay'ın vücuduna birkaç kez sapladığı iddia edildi. Yetkililer, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü, Kırtay'ın cesedinin otopsi için Bursa Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini belirtti.


Bizim oranın meşhur lafıdır.
''Pohula yapılan
sidikle yıkılır'':mad:

ÇAKAL
12-12-2006, 18:35
Suriye sınırında kaliteli petrol 12 Aralık 2006


Arif ARSLAN/BATMAN, (DHA)

TPAO, Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde bir ay önce açtığı Doğu-Sınırtepe kuyusunda kaliteli petrol ile doğalgaza ulaşırken, kuyudaki üretim kapasitesinin araştırılmasına devam ediliyor.:bravo: :bravo: :tamam: :bravo:

TPAO, Mardin’in Suriye sınırında bulunan Nusaybin İlçesi’nde petrol arama kuyusunu 10’a çıkarırken, Doğu-Sınırtepe isimli kuyuda 1700 metre derinlikte petrol tabakasına rastladı. TPAO yetkilileri, kuyuda bulunan petrolün kaliteli olduğunu belirterek, “Petrolün yanı sıra doğalgaza da rastladık. Kuyuda çalışmalar sürdürüyoruz, üretim kapasitesi önümüzdeki günlerde belli olacak” dedi.

TPAO petrol arama çalışmalarını sürdürürken, hırsızlarda boş durmuyor. Batman’ın Kozluk İlçesi’nde Şelmo petrol sahasından rafineriye pompalanan boru hattını delen H.Y. yaklaşık 3 ton ham petrol çaldı. Jandarmanın düzenlediği operasyonla Yeniçağlar Köyü yakınlarında yakalanan H.Y’nin aracına özel olarak tank yaptırdığı ortaya çıktı. Gözaltına alınan H.Y. ile ilgili soruşturma sürdürülüyor.

karınca
12-12-2006, 23:15
Benzini Biten Polis Aracı Sanıkla Birlikte Yolda Kaldı!
Haber Tarihi : 10.12.2006 16:45
İzmir'de öz kızına tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan bir kişiyi adliyeye götüren polis aracı, benzini bitince bir benzin istasyonunda takviye ekibin gelmesini bekledi.
Şüpheliyi gelen ekip arabasına bindiren polisler, uzun süre çekicinin gelmesini bekledi.
Edinilen bilgiye göre, öz kızına tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan bir kişi, İzmir Adliyesi'ne ifade vermek üzere götürülürken, polis aracının benzini Buca köprü kavşağında bitti.
Aracın içerisindeki iki polis, polis arabasını iterek yakındaki benzin istasyonuna götürdü. Bir süre sonra olay yerine gelen Bölge Asayiş Ekibi'nin aracına elleri kelepçeli bir şekilde bindirilen şüpheli, tekrar adliyenin yolunu tuttu.
Bu sırada benzinlikte benzini bittiği için çekicinin gelmesini bekleyen polis aracı da, yaklaşık 45 dakika sonra gelen çekiciye takılarak polis garajına çekildi. Karakol araçlarına salı, perşembe ve cumartesi günleri 40 litrelik benzin verildiği öğrenildi.



Ve Almanya

http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/techartporsche997carreraspolic3.jpg
http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/techartporsche997carreraspolic2.jpg
http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/techartporsche997carreraspolic1.jpg
http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/techartporsche997carreraspolic4.jpg
http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/techartporsche997carreraspolic5.jpg
http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/techartporsche997carreraspolic.jpg

ÇAKAL
13-12-2006, 01:08
Bizimkilerde yıllardır renoların sağ aynaları olmadığından AYNASIZLAR lakabından yeni yeni kurtuldular.;)

ÇAKAL
13-12-2006, 06:05
Büyük Mustafa...

Ters köşe.
Altın gol.
Türkiye'nin Avrupa Birliği karşısındaki hezimetini böyle ambalajlıyor şerefli Türk basını.

*

Madem futbola çok benziyor bu iş...
O halde işi erbabına bırakmak lazım.
"Yenildik ama ezilmedik"
edebiyatını silip atan... Türk futbolundaki Avrupa kompleksini yıkan adam...
Mustafa Denizli.
İşte sözleri...

"Utanç verici şeyler yaşıyoruz. Hakikaten utanç verici... Yani ben, Türk insanı olarak, bunları utanç verici buluyorum. 43 yıldır bu oluşumun içindeyiz. Biz bu işe başladığımızda, coğrafyada, haritada yeri olmayan ülkeler, 10 sene, 15 sene evvel kurulmuş ülkeler, Türkiye için neler konuşuyor... Bu tamamen Sevr'in rövanşı... Lozan kaldırılmak isteniyor. Bunların önemli bölümü, Atatürk döneminde, Kurtuluş Savaşı döneminde bu ülkeden kovulmuş. Bizi parçalamak isteyenleri bu ülkeden kovmuşuz... Bu, tamamen onun rövanşı... Şu konuştukları, Ankara Protokolü, Kıbrıs ile ilgili kararlar, limanların açılması, hakikaten utanç verici. Türkiye bu mücadeleden kendi gücüyle çıkabilecek bir ülke. Kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ülke... Türkiye, emperyalizme karşı gücünü gösterebilecek bir ülke... Bu, silahsız bir kuşatmadır. Türkiye, 1915'lerde silahlı bir kuşatmaya alınmıştı. Bu, silahsız bir kuşatma... Türk insanı, sağduyusunu ortaya koydu. Avrupa Birliği'ne sempati ve antipati iki yılda ne kadar değişti, gördük. Çünkü Türkiye, tarihi boyunca aç ve susuz kalmıştır ama, hürriyetini ve değerlerini kaybetmemiştir."

Hanımlar beyler...
Yürek budur.
Madem futbola çok benziyor bu iş...
Otorite görüşü de budur.

*

Kiminle maç yaptığımızı idrak edemeyen bazı siyasi kalemlerin, Mustafa Denizli kadar cesur olmasalar da, zeki, çevik ve ahlaklı olmalarını dilerim.


YILMAZ ÖZDİL-sabah-

ÇAKAL
14-12-2006, 23:21
5 bin Euro'luk yılbaşı odası

İstanbul'un lüks oteli Les Ottomans'da boğaz manzaralı 5 bin 400 Euro'luk süit şimdiden tutuldu.



Boğaz'da yeni yıl için 5 bin dolarlık odalara hücum ettiler:cheers:

Yılbaşı gecesi için konaklama ücreti binlerce Euro olan lüks otellerin özel odaları şimdiden rezerve edildi. Les Ottomans'ın 5 bin 400 Euro'luk ve Çırağan'ın 4 bin 500 dolarlık suitlerinin yılbaşı talipleri kuyruk oluşturdu.

:mad: :mad: Yiyin anasını satayım yiyin bizim paraları
elbet birgün sizden de çıkacak bunlar
fitil fitil
alın işletme kredilerini
yatırın sulu banka:vurkafa:
bakalım sefa ne zamana kadar sürecek
Yemişim cari açığını
bunları takip etsin
Sayın yumurta üreticisi UNAKITAN

ÇAKAL
16-12-2006, 01:04
Yatacak yerin yok Sefa Bey
Devlet Su İşleri’nin olmaz dediği yere yaptırdığı 4.5 milyar dolarlık baraj kurudu. Devlet şimdi olmayan suya para ödeyecek


15.12.2006



Düşünüyorum kafayı yiyecem.
4.5 milyar dolar ortalama 7 katrilyon para.
1 katrilyon 1000 trilyon
yani 7000 trilyon
yani devletimizde 7000 tane trilyonluk adam olabilirdi
hâlâ DA ÖDİYCEK.
bu ne ********liktir
haraam olsun hakkım
inşaallah yediklerini ....çamazlar da
kabızdan ölürler.
bi tek bunlar değil
kim memleketimin parasını çarçur ediyosa
ALLAH hepsinin belasını versin.

CycLone
17-12-2006, 22:11
facia mı?
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5628173.asp
Çoban A.G. testislerinde şiddetli ağrı ve şişlik şikayetiyle Konya Numune Hastanesi’ne gitti. Acilen ultrasona gönderildi. Tesettürlü kadın radyoloji uzmanı geri çevirdi. Ertesi gün yine ultrason çektirmeye gönderildi. Görevli olan ikinci tesettürlü kadın doktor da geri çevirdi. Başhekimlik devreye girdi. Hemen ameliyata alınan genç, bir testisini kaybetti.

MERSİN'in İlçesi Topkaya Köyü’nde çobanlık yapan 17 yaşındaki A.G. 13 Kasım 2006 günü sol testisinde şişme ve ağrı şikayeti ile Konya Numune Hastanesi’ne gitti. Halk arasında testis dönmesi olarak bilinen Testis Detorsiyonu şüphesi ile acilen yatırılan hastadan ilk muayene sonunda ultrason çektirmesi istendi. Ancak ultrasona girmek için radyoloji servisine gönderilen genç, akıl almaz bir gerekçe ile geri çevrildi. İddiaya göre tesettürlü radyoloji uzmanı Dr. Kezban Arıbağ hastanın ultrasonunu çekmek istemedi.

ERKEK DOKTOR ÇAĞRILDI

Bunun üzerine ertesi sabaha kadar beklemek zorunda kalan genç çoban, sabah olduğunda bir şok daha yaşadı. Çünkü nöbeti devralan diğer tesettürlü radyoloji uzmanı Dr. Ayşe Yüce Aktaş da iddiaya göre hastanın ultrasonunu çekmek istemedi.

A.G.’nin durumunun giderek ağırlaşması üzerine, hastanın muayenesinden sorumlu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Celal Tütüncü, durumu Başhekim Op. Dr. Rıza Sarıbabıçcı’ya iletti. Olaya müdahale eden Başhekim, talihsiz hasta ile derhal ilgilenilmesi talimatını verdi. Ancak iddiaya göre 17 yaşındaki hastanın ultrasonu, ancak saat 14.00’te hastaneye çağrılan erkek radyoloji uzmanı tarafından çekilebildi. Testis dönmesi teşhisiyle hemen ameliyata alınan gencin durumunun düzelmesi için bir süre bekleyen Op. Dr. Tütüncü yapılacak bir şey kalmadığını görünce ikinci müdahale ile hastanın sol testisini almak zorunda kaldı.

Uzmanlar böyle bir vakada yapılacak erken müdahalenin hastayı sağlığına kavuşturabileceğini söylediler. Yani 17 yaşındaki A.G., bir gün boyunca hastanede bekletilmeseydi bir testisini kaybetmeyebilecekti. Şu anda durumunun iyi olduğu belirtilen genç çoban, bundan sonra yine benzer bir sağlık sorunu yaşar ve testisi zarar görürse, uzmanların görüşüne göre kısır kalabilecek. İki kadın doktorun kontrollerin sıklaşması nedeniyle hastanede peruk taktıkları bildiriliyor.

İNCELEME BAŞLATILDI

Numune Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Rıza Sarıbabıçcı yaşananları doğrularken, konuyla ilgili olarak hastanede inceleme başlattıklarını ve bunun sonucunda yasal işlemlerin uygulanacağını söyledi.

Ameliyat raporunda konuyla ilgili detaylara bizzat yer veren Üroloji Uzmanı Op.Dr. Celal Tütüncü, ultrasonu geri çeviren kadın radyologların tutumunun hastalığın seyrini olumsuz etkilediğini belirtti.

Çocuğu olmayabilir

A.G. (sağ başta), rahatsızlanıp Konya Numune Hastanesi’nde ameliyat olmadan yaklaşık 2 ay önce, yaşadığı Mersin’in Mut İlçesi Topkaya Köyü’nde, erkek kardeşi B. (sol başta) ve uzaktan akrabası olan bir kızla, köy yolunda hatıra olarak bu fotoğrafı çektirdi. A.G.’nin, benzer bir sorun yaşaması halinde çocuğu olmayacak.

Ultrason çekmediler testisini kaybetti

Ameliyatı gerçekleştiren Üroloji Uzmanı Op. Dr. Celal Tütüncü’nün raporu:

’13.11.2006 saat 17 sıralarında Skrotal kitle, sol orşit, sol testis torsiyonu şüphesi ile acilen yatırıldı. Acil olarak skrotal ultrason istendi. Fakat aşağıda bayan radyolog olması sebebiyle çekilemedi. Ertesi gün sabah erkenden tekrar ultrason için girişimlerde bulunuldu. Yine bayan radyolog olması dolayısıyla yine çekilemedi. Acil olarak başhekimin kendisine haber verildi. Yazılı olarak buna rağmen saat ancak 14 civarında çekilebildi. Torsiyon teşhisi ile acilen operasyona alındı. Testis detorsiyon edildi. Testis son derece ödemli ve hemorojikti. Açılması beklendi, pek açılmadı. Testis detorsiyon edilerek beklenmek üzere skrotuma yerleştirildi. 16.11.2006’da hasta tekrar operasyona alındı. Testis dokusunda bir gelişme izlenmedi, testis alındı, patolojiye gönderildi.’

Gereğini yaparız

KONYA-Karaman Tabip Odası Başkanı Prof.Dr. Ömer Karahan, kadın radyologlarla ilgili iddiaları değerlendirdi. Karahan, "Meslektaşlarımızın böyle bir şey yapacağına ihtimal vermiyorum. Orada başka bir şey vardır. Yapılmışsa, etik değil. Odamıza bu konuyla ilgili herhangi bir bilgi verilmedi. Eğer, böyle bir şikayet dilekçesi gelirse, gereğini yaparız" dedi.

Uğur DÜNDAR - Mine ÖZBEK


Hürriyet

sonsuznur
17-12-2006, 22:39
:) turkiye deki sadece madenleri hakkiyla kullansinlar,7 sulalesi kurtulur turk milletinin, ama laf var icraat yok, sadece geyik muhabbetleri var her yerde.birde basimiza dolar corabini orduler onumuzu zar zor goruk olduk ne zaman atilima gecmek istesek dolari yukseltip piyasa allak bullak ediyorlar kim oldugunuda soylesem abes kacmaz sahte turkler ve muslimanlardir olsa olsa bide yabanci ahbablari beraber kanimizi emiyorlar:aglayan: . sahip cikalim elimizden geldigi kadariyla, dinimize, ahlakimiza milletimize lutfen,benden birsey olmaz demeyin..bir civi bir ati bir at bir komutani bir komutanda bir ulusu kurtara bilir..sadece civi kadar da olabiliriz herhalde. bazinizi agrittiysam ozrumu kabul edin..saygilar

ÇAKAL
18-12-2006, 06:32
’Çuval olayı’nın kilit ismi konuştu 18 Aralık 2006




4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak’ta Süleymaniye’de yaşanan çuval olayının kilit ismi, dönemin Genelkurmay Başkanlığı eski Harekat Başkanı emekli Korgeneral Köksal Karabay, Habertürk Televizyonu’nda Basın Kulübü programına katılarak ilginç açıklamalarda bulundu.


Karabay bir soru üzerine çuval olayından önce, Türkmenlere sıhhi ve yiyecek malzemesi taşıyan bir Türk timinin 22 Nisan 2003 günü, Türkmenlere silah taşınıyor gerekçesiyle durdurulup arandığını belirterek "O timdeki personel de iki gün ABD’lilerin deyimiyle misafir edilmiş" dedi.

ÇUVAL OLAYI

Sözü çuval olayını getiren Karabay, Süleymaniye Valisi’ne suikast yapılacağı ihbarı üzerine Kerkük’ten gelen ABD askerlerinin Talabani’nin Sarayı’nın çevresinde ilerlerken Türk timinin bulunduğu sokağa da girdiklerini anlattı. ABD askerlerinin arasında Türkiye’nin ekmeğini yiyen Talabani’nin oğlunun da bulunduğunu bildiren Karabay şöyle konuştu: "Tim komutanı kapıya çıkıyor ’Hoşgeldiniz’ diyor. Üzerine çullanıyorlar. Bu esnada herkes ateş etmeye hazır. Tim komutanı Binbaşı Aydın elini kaldırıp ateş etmeyin diyor. Hiç böyle birşey olacağını tahmin etmemişler. Çünkü daha önce birlikte çay içmişler ve oturmuşlar. 1 saat sonra Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Sadık Ercan aradı ve olayı söyledi. Ben de Genelkurmay Başkanlığı’na haber verdim."

ALNINDAN ÖPTÜ

Karabay, olayı soruşturan ABD’li Korgeneral John Slyvester’in "Neden ateş etmediniz" sorusuna Tim komutanı Binbaşı Aydın E.’nin, "O kadar acemice geliyorlardı ki, en az 60 kişiyi öldürürdük, biz de ölürdük ama iki ülke arasında kapanmaz bir yara oluşurdu" demesi üzerine General Slyvester’in tim komutanını alnından öptüğünü söyledi.

Komutanın böyle bir saldırıyı beklemediği için, "Böyle bir kalleşlik yapabileceklerini hiç düşünmedim. Bu binaya ABD’liler çok kez geldiler. Oturdular çay içtiler" dediğini belirten Karabay, Kurtlar Vadisi filmindeki sahnelerin gerçeği yansıtmadığını belirtti. Karabay, "Kurtlar Vadisi filmi bir kurgudur. Böyle bir telefon hiçbir zaman gelmedi" dedi. Karabay, ABD askerlerinin operasyon sırasında Türk timinin haberleşmesini engelledikleri de anlatarak, "Köşe yazarları benim orda ateş etmeyin emrini benim verdiğimi yazdılar. Eğer bunu kanıtlarlarsa ben Taksim Meydanı’na çıkar alnımın ortasına kurşun sıkarım" diye konuştu. Karabay bir başka soru üzerine de çuval olayında kendisine sorulsaydı ’ateş açın’ emrini vereceğini söyledi.

Hilmi Özkök ile uyuşamadık

EMEKLİ Korgeneral Köksal Karabay programda bir soru üzerine çuval olayından sonra orgeneralliğe terfi ettirilmemesinin bir ilgisi olmadığını açıkladı. Karabay, askeri şura toplantısından önce terfi etmemesi durumunda istifa edeceğini açıkladığını anlatarak şunları söyledi: "Terfi ettirilip ettirilmem Genelkurmay Başkanı’nın takdiridir. Ona saygı duyarım ama, o dönemin Genelkurmay Başkanı ile uyuşuyor muydunuz derseniz hayır derim. Bu da normaldir. Kuzey Irak’ta yaşanan olayla benim terfimin olmaması arasında bir ilginin olduğunu sanmam."

CycLone
18-12-2006, 17:18
madur A.F.G: Bayan doktor filmimi çekmedi


Murat SÖZERİ- Kerem PULGAT- Ali GÜLER/ MERSİN, KONYA,(DHA)

KONYA Numune Hastanesi'nde ameliyat öncesi tesettürlü kadın radyolog doktorun hastanın testis ultrasonunu çekmediği haberiyle ilgili İl Sağlık Müdürlüğü'nce soruşturma açılırken, ameliyat olan A.F.G., “Bayan doktor olduğu için filmimi çekmedi'' dedi.
Konya Numune Hastanesi Başhekimi Opr.Dr. Rıza Sarıbabıçcı ise, Dr. Celal Tütüncü'nün ameliyat raporuna yazdığı notun yanlış anlaşılmadan kaynaklandığı kanaatine vardıklarını belirterek, “Bu nedenle idari bir işlem yapmaya gerek duymadık'' dedi.
Mersin’in Mut İlçesi’ne bağlı Topkaya Köyü’nde oturan ve çobanlık yapan A.F.G. olayın öğrenilmesinden sonra DHA kameralarına ilk önce şunları söyledi:
“Film çektireceğiz diye vardık. ‘Ciğerlerinden çekeceğiz’ (görevliyi kastediyor) dedi. ‘Benim sorumum aşağıda’ dedim. ‘Biz de biliyoruz aşağıda olduğunu, ama, ameliyat olacağın için ciğerlerinin de filmi lazım’ dedi, orayı (ciğerler) çekti. Bayandı, başka bir şey söylemedi. Doktor ikindi vakti geldi. ‘Hemen ameliyat olacaksın’ dedi. Hayalarımın filmi çekilecekti, bayan doktor olduğu için ‘oraların filmini çekemiyoruz’ dedi, ciğerlerimi çekti.'' Yetkililerin olayın basına yansımasından sonra yaptığı açıklamalarda kadın radyologun nöbetçi olmadığını açılmalarından sonra A.F.G. DHA'ya yaptığı ikinci açılmada ise şunları söyledi:
“Konya Numune Hastanesi'nde muayene ettiler. ‘Önemli bir şey yok’ dediler, geri gönderdiler. Biz de Celal Tütüncü diye bir doktorun yanına gittik. O muayene etti, ‘acilen yatman lazım’ dedi. Hastaneye telefon açtı. ’Sabahleyin film çekilecek’ dedi. Film bürosuna vardım. Bayan doktor olduğu için filmimi çekmedi.
Ameliyat oldum. Ondan bir gün sonra tekrar ameliyat oldum. Çekmeyen bayan doktorun saçı açıktı. Biraz sarışındı. Personele de söyledim. ‘O bayan doktor olduğu için çekemez’ dediler, oradan geri gönderdiler. Sorunlarımın testislerimde olduğunu söyledim, aynı personel, ‘bayan olduğu için çekmez’ dedi. Bir gün sonra vardık, erkek vardı (Röntgen görevlisini kastediyor), o filmimizi çekti. İkindide ameliyat oldum, yattım. İkinci gün tekrar ameliyat oldum. 7 gün hastanede yattım.''

SORUŞTURMA AÇILDI
‘Testis diye çekmediler’ haberinin ardından Konya Numune Hastanesi'ndeki uygulamayla ilgili olarak İl Sağlık Müdürlüğü soruşturma başlattı. İl Sağlık Müdürü Dr. Hasan Küçükkendirci, “5 kişilik bir komisyon oluşturduk. Komisyon olayı her boyutuyla inceleyip raporunu hazırlayacak. Bu rapora göre gerekli işlemleri yapacağız. Olayın gerçek yüzü ortaya çıkacak. Ayrıca milletvekillerinden oluşan TBMM Sağlık komisyonu da bugün öğleden sonra Konya’ya gelerek olayla ilgili gerekli incelemeyi yapacak'' dedi.

BAKANDAN ‘SUS’ TALİMATI
Konya Numune Hastanesi Başhekimi Opr.Dr. Rıza Sarıbabıçcı konu ile ilgili Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın kendisini aradığını ve basına bundan sonra herhangi bir açıklama yapılmaması yönünde talimat verdiğini söyledi.

YANLIŞ ANLAMADAN KAYNAKLANMIŞ
Başhekim Sarıbabıçcı, ‘Ameliyat raporundan bilgisi olduktan sonra neden işlem yapmadınız’ sorusuna, “Olayla ilgili rapor bize ulaştığında başhekim yardımcıma sözlü olarak talimat verip araştırmasını istedim. Söz konusu olay her yönüyle araştırıldı ve olayın yanlış anlaşılmadan kaynaklandığı kanaatine vardık. Bu nedenle idari bir işlem yapmaya gerek duymadık'' dedi.
Başhekim Sarıbabıçcı, doktor Celal Tütüncü’nün ameliyat sonrası düzenlediği raporuna yazdığı notu, doğru olmadığının tesbit edilince neden düzeltilmediği sorusuna ise şu karşılığı verdi:

KAYITLAR DEĞİŞMEZ
“Onu doktora sorun. Ameliyat raporu bilgi işleme kayıt olduğu için onun değiştirilmesi mümkün değildir. Olayın yanlış anlaşılmadan kaynaklandığı kanaatine vardığımız için doktor Tütüncü’nün raporuna bir ek yapmaya ya da iddiasının yanlış olduğunu belirten yeni bir rapor düzenlemeye gerek duymadık. Bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu düşündüğümüz için ileride de bir sorun teşkil edeceğini düşünmedik.'' Sarıbabıçcı bir testisi alınan A.F.G.’nin testislerinin ultrasonu çekilmesiyle ilgili olarak da, “Hasta 13 Kasım akşamı saat 18.17’de geldiği için icapçı doktor Levent Kaya görevdeydi. Mesai saatleri dışında ultrason işleriyle icapcı doktor ilgilenir. Acil durum olmadığı için akşam icapcı doktora bilgi verilmemiş. Ayın 14’ünde ise mesai saatinde olduğu için radyoloji uzmanları görevdeydi. Bunların içinde bayan ve erkekler de vardı. Hasta A.F.G.’nin gerekli tetkiki 14.11.2006 günü gerçekleştirilmiş olup sonuca göre duruma uygun gereken tıbbi girişimler ilgili üroloji uzmanı Doktor Celal Tütüncü tarafından gerçekleştirilmiştir'' dedi.
Bu arada Dr. Tütüncü'nün genel seçimler öncesi AKP'den milletvekili aday adayı olduğu öğrenildi.

Amca anlatıyor
Hastayı götüren amcası Mustafa Gündoğdu, gelişmeleri şöyle anlattı:
“İlk önce karnında, sol tarafında bir ağrı vardı. Biz gerçekten karnında olarak biliyorduk, Mut’a varıncaya kadar hala bilmiyorduk. Mut’a varınca öğrendik, şahsen bu durumu. Pratisyen doktor cumartesi günü nöbetçiymiş. İğne ilaç yazdı. Filmin çekildiğini İdris beye (Mut’taki genel cerrahi uzmanı doktor) de gösterdik. ‘Bu ağrı 2-3 gün daha devam eder, devam etmezse İdris beye bir gösterirsin’ dedi. Ağrılar ilerleyince biz İdris beye gideceğiz diye buradan (köyden) çıktık. ‘Mut’ta çocuk doktoru var, çocuk hastalığından anlar. Sağlık ocağında Ata beye (doktor) gösterin’ dediler. Ata beye vardık, ‘burada hiç olacak bir şey yok’ dedi acilen bir üroloji uzmanına gitmemiz gerektiğini söyledi. Karaman’a sevk yazdı. Akrabamız tanıdıklarımız Konya’da olduğu için direk Konya Numune Hastanesi’ne sevk ettirdik. Orada Üroloji Uzmanı’na giriş aldık. ‘Çok önemli bir şey yok’ deyip, iğne ilaç yazdılar. Kartını verdi. ‘Yarın saat 09.00 gibi uğrayın. Boş yatak olursa onu yatırırım. Çok önemli bir şeyi yok. İlaçları kullanın’ dedi. Orada eniştemin bir üroloji doktor tanıdığı vardı. Oradan çıktık üroloji uzmanının muayehanesine gittik. Oraya varınca doktor dedi ki, Celal Tütüncü, ‘bunun acilen tedavi olması lazım. Niye ameliyata alınmamış, niye hastaneye alınmamış, niye acile alınmamış’ dedi. ‘Bu konuda konuşmak istemiyorum’ dedi, biraz kızdı. Hemşiresini aradı. ‘Gidin yatış yaptıracaksınız’ dedi. Oradan (Celal Tütüncü’nün muayenehanesinden) saat 5, 5.30 (17.00-17.,30) gibi hastaneye giriş yaptık. Yatırdık, zaten refakatçi olarak beni bırakmadılar. Gezer hasta olduğu için beni refakatçi bırakmadılar. Kendisi actı, gece filmini filan çekmişler. Sabah da film çekmişler. Sonra tekrar filme gittik, sağlık personeli ile beraber. Temizlik işçisinin bir tanesiyle beraber. ‘Normalde bu filmin az önce çekilmesi gerekiyordu. Çekmemiş’ dedi. ‘Cerrah beye de dedim. Bu teknisyen görevli hakkında araştırma yaptıracağını söyledi’ dedi.''

Enişte anlatıyor
A.FG’nin yanında gelen akrabası Murat Genç ise ultrason bölümünde yaşanan olaylardan bilgisinin olmadığını söyledi. Muayene için gittikleri ilk gün hastaneden geri çevrildiklerini Calal Tütüncü’ye muayene olduktan sonra hastaneye yatış yapıldığını ifade eder Murat Genç çekim yapılırken ultrasan bölümüne kendisinin alınmadığını içerde de kimin görevli olduğunu görmediğini kaydetti. Murat Genç şunları söyledi:
“Kayınbiraderim önce Mut Devlet Hastanesi’ne gitmiş. Ancak oradan Konya Numune Hastanesine sevk etmişler. Daha sonra beraber Numune Hastane acil servisine geldik. Burada iğne yaptılar ve ilaç yazıp bir şeyin yok diyerek gönderdiler. Ancak A.F.G. ağrıdan duramadı. Bunun üzerine biz de Dr. Celal Tütüncü’nün özel muayenehanesine gittik. Hastaneyi arayarak yatış yapılmasını istedi. Tekrar Konya Numune Hastanesine gittik. Ancak film çekilmedi. Acilde görevli bayan bir doktor vardı. Yatışımız yapıldı. Ertesi gün ultrason çekimi yapılmadı ama neden çekilmediğini bilmiyorum. Ultrason odasına beni almadıları için içerde kimin görevli olduğunu görmedim. Bana da konu ile ilgili bir açıklama yapılmadı.''

Valilik açıklaması
Konya Valisi Atilla Osmançelebioğlu, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ‘Testis diye çekmediler’ başlıklı haber üzerine yaptıkları araştırma sonrası yazılı bir açıklama yaparak, haberde adı geçen uzman doktorlar Kezban Arbağ ve Ayşe Yüceaktaş’ın hastanede türbanlı olarak görev yapmadıklarını açıkladı.
Vali Atilla Osmançelebioğlu imzalı yapılan yazılı açıklamada, yeşil kart sahibi A.F.G’nin hastaneye gittiği gün doktorlar Arbağ ve Yüceaktaş’ın hastanede nöbetçi olarak görev yapmadığı ve hasta için gerekli görülen her türlü çalışmanın yapıldığı vurgulanırken, şu görüşlere yer verildi:
“Haberde adı geçen Rodyoloji uzmanları Dr. Kezban Arbağ ve Dr. Ayşe Yüceaktaş’ın 13.11.2006 tarihinde icapcı (nöbetci) olmadıkları ve çeşitli tarihlerde erkek hastalarında her türlü ultrason tetkiklerini yaptıkları ve rapor tanzim ettikleri, kayıtların tetkikinden açık bir şekilde ortaya konulmuş olup, her iki bayan doktorun hastanede türbanlı görülmedikleri anlaşılmıştır.''

Baydisiplin
18-12-2006, 21:51
Yıl bitiyor.
Adettendir...
Yılın olaylarını yazalım.
Sophia Loren onur konuğu olarak Türkiye''ye geldi.
Öğretmenlerin açlık sınırının altında yaşadığı açıklandı.
CHP Lideri, "Başbakan ülkeyi yokluğa sürüklüyor" dedi. Başbakan, "CHP bugüne kadar ne işe yaradı ki" dedi...
Rektörler Başbakan''ı protesto etti.
Sanayiciler Başbakan''a muhtıra verdi.
Demirel''in yeğeninin yeni marifetleri ortaya çıktı.
Milli Eğitim Bakanı hakkında "parti kadrolaşması" nedeniyle gensoru verildi.
Başbakan, "Ermeni meselesini tarihçilere bırakalım" dedi.
Yunanistan Başbakanı Karamanlis, "Kıbrıs''ın geleceğine ancak Kıbrıslılar karar verebilir" dedi.
Denktaş, "Bağımsızlığımız elden gidiyor" dedi.
7 bin köy yolu kardan kapandı.
Karadeniz''de selden 36 kişi öldü.
Eurovision''da madara olduk.
Dünya Kupası''na gidemedik.
Sean Connery, İstanbul''a geldi.
Trafik kazalarında ölenlerin sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 5 arttı.
Kaçak gecekondu sayısının, yasal ev sayısından kat kat fazla olduğu açıklandı.
SSK iflas etti, hastane kuyrukları içler acısı..
Düğünde havaya ateş açma merakının son kurbanı, 2 yaşındaki kız çocuğu oldu.
30 yeni imam hatip lisesi açıldı.
MGK, "İrticanın arttığını" açıkladı.
Adana''da Atatürk büstü balyozlu saldırıya uğradı.
Cumhurbaşkanı, imam hatip mezunlarının üniversiteye girebilmesini öngören yasayı veto etti.
Genelkurmay Başkanı''nın görev süresinin bir yıl uzatılması tartışıldı.
Emekli Kuvvet Komutanı rüşvetten hâkim önüne çıktı.
Milletvekili maaşlarına zam yapılması TBMM''de kabul edildi.
Başbakan "önünde sonunda Avrupa kulübünün üyesi olacağız" dedi.
ABD Türkiye''ye yeni kredi verdi.
İhracat arttı ama, ithalat daha çok arttı.

Bunlar yılın olayları.
Ama sıkı durun...
2005''in değil.
1975''in...

Evet, 1975''in.
Utandım, 1965''i yazmadım...

30 yıldır 40 yıldır aynı mevzularla uğraşıyorsak hâlâ... 2005(2006)''in en önemli olayı olsa olsa şudur anca:
Bir yıl daha yediler ömrümüzden...
İşin kötü tarafı, çocuklarımızın ömründen kaç yıl yiyecekler, orası meçhul...
(Meraklısına kaynak: Yapı Kredi Yayınları, Cumhuriyet Ansiklopedisi, Cilt 3.)

YILMAZ ÖZDİL

yosun
18-12-2006, 23:21
Hastane manzaraları...

http://www.milliyet.com.tr/2006/12/15/son/sontur24.asp

ÇAKAL
19-12-2006, 02:09
Gözcüleri satın alıp Türkleri avladık 19 Aralık 2006


Faruk ZABCI

4 Temmuz 2003’teki çuval olayını karşı tarafın kilit adamlarından Amerikalı tim lideri, Hürriyet’e anlattı. Albay William Mayville komutasındaki tim lideri, gözcüleri parayla satın alıp, baskını gerçekleştirdiklerini söyledi. "Gafil avladık" diyen tim lideri, Türk askerlerinin baskın sırasında televizyon seyrettiklerini öne sürdü.

ÇAKAL
21-12-2006, 18:42
Mehmet Ali Ilıcak


Ne menem şu Menemen!

23Aralık 1930'da bir grup, İzmir'in Menemen ilçesini basar.


Karşılarına dikilenleri keserek öldürür. En hunharca saldırıyı da Mustafa Fehmi Kubilay isimli asteğmene karşı gerçekleştirirler. Kubilay asteğmenin başını kesip, bir sopaya takıp Menemen'de gezdirirler. Bu vahşeti tasvip etmek mümkün değil. 1930'da Menemen'de yaşananlar alçakçadır, kalleşçedir, insanlıkla, dindarlıkla uzaktan, yakından alakası yoktur. 76 yıl evvel gerçekleşmiş münferit bir cinayet her sene pişirilip önümüze getiriliyor.

Ne zaman dindar, inançlı insanlarımız öne çıkar, o zaman "Kubilay Günü" provoke edilir. İnsanlar sokağa dökülür, tanımadıkları, yaşamadıkları, bilmedikleri bir günü, hadiseyi protesto ederler. Sloganlar atılır "Türkiye laiktir, laik kalacak." Bayraklar açılır, onuncu yıl marşı okunur.

Bunda ne var diyeceksiniz. Bir şey yok. Gerçekten bir şey yok! 3-5 kendini bilmezin yaptığı asalaklığı tam 76 yıldır yaşatanların dışında, ortada bir şey yok. Bugün, 76 sene evvel yaşanan Kubilay vakasını tasvip eden bir tek Allah'ın kulu var mı? Yok! Bırakın o katliamı, herhangi bir huzursuzluk veya o günleri hatırlatan bir hazırlık var mı? Yok! Peki ne "menem şu Menemen!"

Geçin artık bunları. Bunlar modası geçmiş provokasyon tekniklerinden öteye geçemez. Vatan sevgisi, sadece bayrak sevgisinden ibaret olamaz. Vatan sevgisi, millet olma bilinci, inanç hürriyeti, özgürlüklere olan saygıdır. Vatanını seviyorsan önce vatandaşını sevecek ve saygı duyacaksın. Küçük bir azınlık uğruna kitlelerin duygularını hor görüp, bastırmaya kalkarsan, asıl korktuğun başına gelir. Bugün bastırılmış duygular yarın bir volkan gibi patlar ve kendi sonunu hazırlamış olursun. Kazanç, itidalli davranılarak elde edilir. Ben, sen, o değil "biz" diyebildiğimiz noktada başarmış oluruz.

ÇAKAL
21-12-2006, 18:47
REZİLLİK


Çocuk pornosuna karşı dünya çapında büyük bir mücadele yürütülürken, önceki akşam Kemer’de düzenlenen “Little Miss Georgia” adlı çocuk güzellik yarışması tüyleri diken diken etti. Merkezi Gürcistan’da olan ve 1996 yılından bu yana faaliyet gösteren Promotion Centre adlı şirketin düzenlediği 5 -15 yaş arası kız çocuklarının katılabildiği yarışma Carelta Otel’de yapıldı.

Mısır, Rusya, Yunanistan, Türkiye, Çeçenistan, Hindistan, Gürcistan ve Kazakistan’dan toplam 10 çocuğun katıldığı yarışmada minikler sahneye yetişkinlerin giydiği, dekolte giysilerle çıktı. Yüzlerine aşır makyaj yapılan çocukların sahnedeki oryantal ve erotik dansları ‘bu kadarı da olmaz’ dedirtecek türdendi.

7 YAŞINDA ORYANTAL

Skandal yarışmada 7 yaşındaki Sertap Ö. isimli Türk kızının dansöz kıyafeti ile çıkması büyük tepkiye oldu. Yöresel kıyafet adı altında giydirilen bu kostümle ilköğretim öğrencisi Sertap, Arap müziği eşliğinde oryantal yaptı.

Yarışmada 6 yaşındaki Rus Fironova Natalia birinci olurken, 11 yaşındaki Çeçen kızı Geargiadu Christina 2’nci oldu. Yarışmanın birincisi Fironova Natalia’ya birincilik tacını, geçen yılın birincisinin takıp küçük kızı dudaklarından öperek kutlaması tepkilerin büyümesine neden oldu. Yarışmada dereceye giren çocuklara ödül olarak Carelta Otel’de bir hafta tatil verildiği açıklandı. Bu yarışmada dereceye giren çocukların Yunanistan’da düzenlenecek olan Miss Universe yarışmasına katılacağı belirtildi.

KAYMAKAM İZLEDİ

Bu skandal organizasyonda olayı başından sonuna kadar izleyen ve seyirci kalan Kemer Kaymakamı Adem Yılmaz, yarışmada kendisinden istenen özel konuşma yapma teklifini geri çevirdi. Kaymakam Yılmaz, skandal yarışmayla ilgili soruları da yanıtsız bıraktı.

“Promotion Center”ın sahibi Maya Tadadze, adayların internetten gönderdikleri fotoğraflardan seçildiğini söyledi. Tadadze’nin, burada dereceye giren çocukların Yunanistan’da yapılacak “Miss Universe”e katılacaklarını sevinçle anlatması da şaşırttı.




--------------------------------------------------------------------------------



Bir de katalog yapmışlar

“www.littlemissgeorgia.com.ge” adlı internet sitesi bulunan ve 1996 yılından bu yana faaliyette olan Promotion Centre adlı şirket, düzenlediği yarışmaları kazanan kızların isimlerine de kataloglarında yer vermiş. Katalogda, yarışmayı kazanan kızlardan birinin New York’ta mankenlik yaptığı, yarışmayı kazanan diğer kızların da işyerinde başarılı oldukları belirtilmiş.



--------------------------------------------------------------------------------



Küçük bedenler böyle sergilenemez

KADINLAR Dayanışma Derneği Başkanı Güler Mete, yarışmaya büyük tepki gösterdi. Yetkilileri bir an önce göreve çağıran Mete, şöyle konuştu: “Olay çok üzücü, İnsanın içini acıtan manzaralar. Küçücük çocukların bedeninin bu şekilde sergilenmesini onaylamak mümkün değil. Kimse rahat davranmamalı.Yetkililerin bu konuya duyarsız kalmamaları ve bir an önce gerekenin yapılması gerektiğine inanıyoruz.”



--------------------------------------------------------------------------------



ABD’de yasaklanmıştı

PSİKİYATRİST Prof. Dr. Bengi Semerci, çocukların cinsel obje olarak görülmesinin yanlış olduğunu belirterek şöyle dedi: “Bu tür yarışmalara özendirilen çocuklar erken yaşta cinsellikle tanışıyor. Organizasyonu düzenleyen kadar aileler de suçlu. ABD’deki bir yarışmada birinci seçilen çocuk, tecavüz edildikten sonra öldürülmüştü. ABD’de bu yarışmalar yasaklandı. Türkiye’de de yasaklanmalı.”



--------------------------------------------------------------------------------



OTEL YÖNETİMİ: KIYAFETLERİ ONAYLAMIYORUZ

Yarışmanın sponsorlarından Carelta Otel yetkilileri yarışmaya katılan çocukların kıyafetlerini görmediklerini söylerken, küçük yaştaki çocukların bu tür kıyafetler ile yarışmalarını onaylamadıklarını vurguladılar. Olayın duyulmasından sonra sivil inisiyatifler ayağa kalktı. Bu yarışmayı gerçekleştiren ve izin verenler hakkında işlem yapılmasını istedi.

Tanju ALTINAY - Bülent TATOĞULLARI
21.12.2006

ÇAKAL
21-12-2006, 19:05
Uyanın, İsrail'e tarım toprağı satılıyor


TEMA Başkanı Hayrettin Karaca çiftçilere çağrıda bulundu: Suriye sınırındaki, 270 kilometrelik alan mayınlardan temizleniyor. Bu tarım toprağı İsrail'e verilmek üzereymiş, haberiniz olsun, uyutuyorlar!


21.ARALIK.2006-------H.ve O. Tercüman


Yarabbi bu millete tuzak kuranlara fırsat verme.
Biz beşeriz ,gafiliz,bizi hep uyutuyorlar.
Boşa şehit olmuşlar diyemiyorum
biliyorum çanakkalede
kurtuluş savaşında
şu an ülkemin her cephesinde şehit düşenler hep senin rızan için
şehit düştüler.
Bizim için değil tek senin için,
bu ülke için şehit düşenlerin hürmetine
yarabbi düşmanlarımıza fırsat verme.
Onların tuzaklarını başlarına geçir yarabbi.

ÇAKAL
22-12-2006, 00:07
Betonlaşmış zihinler

Geçen gün birisi; "İslam'da sol olmaz" diyordu. Niçin olmazmış? "Çünkü İslam, 1400 yıl önce konulmuş kesin, katı, vazgeçilmez ve asla tartışılmaz kuralların toplamıdır."
İslam ile sol siyaset bağdaşır mı? Soldan ne anladığınıza bağlı. Eğer sol derken kastettiğiniz 'ekonomide merkezi planlama' ise niye bağdaşmasın? 'Gelir dağılımında adalet' ise zaten bağdaşır. Ama 'Sol, Tanrıtanımazlıktır' derseniz bağdaşmaz. Yani hazırlop cevaplar vermek yerine konu üstünde kafa yormak en iyisi.
Ancak İslam'ın "değişmez, tartışılmaz, katı kurallar toplamı" olduğunu iddia ederseniz... Haa, orada durun bakalım!
Her dinde olduğu gibi İslam'ın temel kabulleri var. Nedir bunlar? Çok basit birkaç ilke: 1) Allah her şeyin yaratıcısıdır. 2) Hz. Muhammed onun peygamberidir. 3) Kuran da kitabıdır.
İşte bu kadar! Bir kişiyi Müslüman yapan bunlara inanmasıdır. Geri kalan her şey yorumlanır ve tartışılır.
Din alimlerine sormanıza gerek dahi yok. Etrafa şöyle bir bakmanız yeter. Madem İslam yorumlanmıyor; mesela Sünnilik ve Şiilik nereden çıktı? İslam'ın Türkiye'deki yaşanışı ile mesela Suudi Arabistan'daki yaşanışı aynı mı?
Madem İslam 'değişmez ve tartışılmazdır' bunca tarikat ve cemaat nasıl varolabiliyor?
İslam'ı yorumlayarak 'Mevlana' da olabilirsiniz, 'canlı bomba'da! 'Bir lokma, bir hırka' ile yetinebileceğiniz gibi, dünya çapında bir girişimci haline de gelebilirsiniz.
Bunca çeşitliliğe rağmen, hala İslam'ın 'değişmez, tartışılmaz, katı kurallar toplamı' olduğunu iddia etmek, 'değişmez, tartışılmaz, katı' bir zihniyete sahip olduğunuzu gösterir.
Emre AKÖZ-------SABAH.

ÇAKAL
22-12-2006, 06:38
N'apalım yani!

Başbakan ABD'de demiş ki:
"Irak'ta iç savaş var."
ABD'liler çok şaşırmışlardır.
Çünküm, karşılarındaki "Kolomb'un bizzat kendisi" mi, yoksa "yumurtası" mıdır?




Şöyle diyebilseydi, saygılarımı iletirdim:
"Alın size Irak. Alın size özgürlük. Alın size demokrasi. Alın size hukuk. İstila ve işgal ettiniz. İç savaş ve ölüm ektiniz; ektiğinizi biçiyorsunuz."
Demedi.
Diyemez.
Der gibi olduğunda hemen toparlar.
Onları bir kez daha kızdırmak istemez.
Ana muhalefet lideri de artık diyemez.
"Tezkereleri reddeden parti" idi cumhuriyet ve halk partisi, ama "asker gölgesi"nde bunu bir ilke, esaslı bir mücadele haline getiremez.
Genelkurmay da diyemez.
Siz dersiniz belki; ama kimse dinlemez.
Burada buna "halka kulak vermek" denir!
Daha ziyade halka kulak takmaktır.
Uzun uzun kulaklar takmaktır.
Halkı uzun kulaklı yerine koymaktır.




Şunu yapabilselerdi, saygılarımı daha da çok iletirdim:
"Artık bu koalisyonun içinde bulunmak, bulunmak bir yana, görünmek dahi istemiyoruz. Bu iç savaşı biz istemedik, biz çıkarmadık ve taraf ya da sözde tarafsız olmayacağız."
Demedi.
Hiçbiri diyemez.
Biliyor musunuz yoksa unutuyor musunuz; yoksa yoksa uyutuluyor musunuz?
Türkiye, resmen ABD'nin Irak'taki koalisyon ortağıdır!
Birinci tezkerenin filan geçmemiş olmasına, o sırada cümle alemde, şu kahpe cihanda onurlu bir devlet, milletin hakiki meclisi ve vicdanlı bir halk diye anılmamıza, askerinizin gitmemesine filan takılmayın.
O bir "kaza" idi.
Aslında ne iktidarınız, ne genelkurmayınız, ne en büyük medyanız, ne iş dünyanız, ne dünyanın işi, ne borsanız onu istedi.
Oldu bitti; geldi geçti.
Onur, yani!
İşte, ABD'nin gururla ilan ettiği ve çoktan bir utanç listesi halinde tarihin kanına, irinine, çamuruna karışan listede, şu anda da, Türkiye resmen istila ve işgal koalisyonunun ortağıdır.




"İç savaş", öyle mi!
"Koalisyon ortağı" olarak siz ne yapıyorsunuz?
Biz, ne yapalım, şahsen bizzat kendimiz, koalisyon ortağı olmayı hiç istemedik.
Ama siz oldunuz. Siz olunca devlet oldu. Devlet olunca, hepimiz.
Bizi aldınız, elin işgaline, talanına, yalanına, katliamına, elindeki kanına "kanka" yaptınız.
Bir "iç savaş" yangınının kundakçıları, yardakçıları, yamakları arasına kattınız.
Ne yapıyoruz peki bu iç savaşta?
Kimi tutuyoruz?
Kime karşıyız?
Kimin yasını, kimin acısını, kimin hıncını, kimin kılıcını paylaşıyoruz?
Hiçbiri ise, ne işimiz var hâlâ o "lanet koalisyonu" nun içinde?




Biraz aklınız, gururunuz, onurunuz, insafınız, utancınız, ne bileyim Allah korkunuz, ne bileyim yurtta sulh, cihanda sulh Atam izindeyiz deyişiniz, biraz insanlığınız, eh tabii azıcık cesaretiniz de varsa;
Siz ve siz, sivil ve asker;
Bizi o işgal koalisyonunun içinden, alfabetik listesinin "Hindi" hanesinden çekersiniz.
Bunu yapamıyorsanız;
Anladın sen onu! ----Umur TALU---sabah-22.12.2006

karınca
22-12-2006, 09:31
madur A.F.G: Bayan doktor filmimi çekmedi
Almanya'da 70 bin Saglik Kurumu... 8 bin kilise,
Fransa'da ise 60 bin saglik kurumu... 9 bin kilise
Türkiye'de 7 bin saglik kurumu... 77 bin cami

oldugunu biliyor muydunuz?

baron11
22-12-2006, 16:03
Görünmez holding

Milyar dolarlık yolsuzlum operasyonu,”kalın iddiaların” yanında devede kulak gibi görünüyor!..Bakanlıklar,belediyeler,11 il kapsamında milyar dolarlık küçük iş olur mu?..

Öteki iddialar öyle üstü kapalı kalırsa olur...

Memleketin manzara-i umumiyesi üzerine endişeleniyoruz...

Hangi yöne baksak bir ayarsızlık... Oturup yazıyoruz... 'Nereye doğru bu gidiş?..

Bakınız askerler konuşuyor doğru şeyler söylüyor.'
Vay efendim sen misin diyen!..
'Halkın oyları ile gelen iktidarın darbe ile düşürülmesini arayan cunta kafalılar...' yaygarası patlatılıyor!..
Halkın oyları ile gelen iktidar, halkın oyları ile geldi diye memleketi nereye götürürse götürsün sesinizi çıkarmayacaksınız!..
Türk milleti, AB kapısında verilen tavizlere asla akıl erdiremiyor, memleketin elden gitmediğini artık görmeyen kimse yok, herkes endişesini dile getiriyor ama kimse bu duruma aldırmayacak hele askerler hiç konuşmayacak!..
Neden?..
'Halkın oyu ile geldik beyim!..'
Cumhuriyetin devrimlerinden Atatürk'ün ışığından kaçışıp rutubetli kovuklara sığınan sinsi güçler 'vakit geldiği' inancı ile ortalığa dökülmüş vaziyette Sevr'in yeniden ihdası için artık açık açık konuşuyorlar...
Ama hiç karşı çıkmayacaksın 'fikir özgürlüğü var' diyeceksin...
Demokrasi havarilerinin uygulamasına bakıyorsunuz...
Seçilmişliğe sığınıp, icraatlarına karşı çıkanları 'darbe kışkırtıcılığı' ile suçlayanlar, cumhuriyet tarihinin emsali görülmemiş yolsuzluk iddiaları ile suçlanıyorlar...
Üstelik suçlayanlar arasında kendilerine oy vermiş namuslu vatandaşlar da bulunuyor...
Ünlü YİMPAŞ olayında paralarını kaybeden ve tümü de AKP'ye yakın vatandaşlar, Başbakan ve Bakanlar hakkında çok ağır suçlamalarda bulundular, hakarete yakın laflar ettiler, sözleri televizyon ekranlarından tüm millete yansıdı... İktidar bu suçlamaları duymazlıktan geldi...
Bir başka TV programında, Tuncay Mollaveisoğlu, 'Yolsuzluk ve Yoksulluk' başlığında Başbakan Erdoğan'ın 'aktif pazarlama anlayışı' çerçevesinde Türkiye'yi nasıl pazarladığı anlattı. Programda dört yılda yapılan özelleştirmeler ve 2007 yılında HALK BANKASI, PETKİM, TÜRK HAVA YOLLARI, MİLLİ PİYANGO, ELEKTRİK ÜRETİM VE DAĞITIM TESİSLERİ VE TEKEL'İN SİGARA BÖLÜMLERİ, İGDAŞ VE EGO başta olmak üzere yapılacak özelleştirmeler tartışıldı.
Özelleştirmelere ve büyük çaplı projelere Erdoğan'ın uluslararası ilişkilerinin doğrudan yansıması dile getirildi.
Örneğin; Erdoğan'ın Putin'le kapalı kapılar ardında 4 ayda 7 kez bir araya gelmesi enerjide rant dağıtımı sonucunu ortaya çıkardı. Rus GASPROM şirketi doğalgazı AKP'ye yakın Enerco Enerji'nin dağıtmasına 'onay' verdiği hatırlatıldı.
Yine Erdoğan'ın İtalyan lider Berlusconi ile 'yakınlaşması' İtalyan ENİ ile yine AKP'ye yakın Çalık Grubu'na Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın ihalesiz olarak verildiği belirtildi. Berlusconi'nin ricası üzerine AYCELL-ARIA birleşmesinde de İtalyan şirketin 3 milyar dolarlık zararı Hazine'ye yazıldığı da programda yer aldı.
Başbakan Erdoğan'ın Hariri Ailesi'ni ziyaret etmesinin ardından Türk Telekom'un bu aileye değerinin çok altında satılması, yine Maliye Bakanı ile birlikte Ofer'le yapılan görüşmelerin ardından TÜPRAŞ'IN yüzde 14.76'sının usulsüz olarak Ofer'e satışı hafızalarda tazelendi.
Bu bu sıralamalrdan sora olan bitenleri gerçekleştiren güç 'Görünmez Holding' olarak adlandırıldı.
'Türkiye görünmez bir holdingin kuşatması altında. Bu holdingin ortak özelliği şirketlerin tamamının Başbakan Erdoğan ve AKP'nin yönetim kadrosuna yakın isimlerden oluşması' denilerek çok önemli bir iddiada bulunuldu...
Bu iddialarda: 'Özelleştirmelerde, kıyıların, orman alanlarının, tarım alanlarının imara açılmasında, enerji rantında (üretim ve dağıtımında), imar planları değiştirilerek oluşturulan ve toplamı milyar doları bulan haksız kazanç temininde, altyapı projelerinde (ihalesiz verilen ve değeri yüzlerce trilyonu bulan çok sayıda iş var), birbirinden bağımsız gibi görünen ancak Başbakan Erdoğan ve AKP'ye yakın bazı şirketler ön plana çıkıyor. Türkiye'de yaratılan milyarlarca dolarlık rant bu 'Görünmez Holding'e aktarılıyor' başlıklarına yer verildi...
Bu başlıkların altını kurcalayınca insanı dehşet içerisinde bırakan suçlamalar görülüyor... Milletvekilleri, sivil toplum kuruluşu önderleri kendilerindeki yolsuzluk kanıtlarının siyasetin en tepe noktalarına ulaştığını söylüyorlar...
Ama iktidar tepkileri geçiştiriyor...
Örneğin YİMPAŞ...
Yimpaş hakkında açılması istenen meclis soruşturması iktidar oyları ile red ediliyor...
Elbette iktidar iddiaları kabul etmiyor ve olan biteni kalkınma hamlesinin parçaları olarak sunuyor... Gel gelgelelim,eş dost ve yakınlarında şu dört senede sahip oldukları muazzam servetler ve sahiplendikleri ihaleler de orta yerde duruyor...
Ses etmeyin demokrasi var!..

http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=4752&uniq_id=1167399058

Yazar.Behiç Kılıç

CycLone
23-12-2006, 21:51
akp li belediye başkanı öğretmen ve öğrenciler önünde ana avrat küfretti (video)
http://video.milliyet.com.tr/videolar.asp?page=1&aranacak=&kanal=1&id=1971&tarih=2006/12/23

ÇAKAL
23-12-2006, 22:46
AP belgesinde, Doğu Anadolu'ya "Kürdistan" deniyor
Avrupa Parlamentosu (AP) Çevre, Kamu Sağlığı ve Gıda Emniyeti Komitesi'ne sunulan bir raporda, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu'suna "Kürdistan" deniyor.



Alman Profesör Berthold Koletzko tarafından yazılan ve AP'ye sunulan 33 sayfalık "Türkiye'de Gıda Emniyeti" isimli rapor, AP'ye bilgi notu olarak arz edilmiş. Yazımı eylül ayında bitirilen bilgi notunun başında metnin AP'nin görüşlerini ifade etmediği belirtiliyor ancak metinde 4 kere kullanılan Kürdistan kelimesinin nasıl gözden kaçtığı soru işaretlerine yol açıyor. Brüksel, Zaman


23/12/2006

karınca
23-12-2006, 23:02
akp li belediye başkanı öğretmen ve öğrenciler önünde ana avrat küfretti (video)
söyleyecek söz bulamıyorum
20 sene öncesinde bugünleri göreceğimiz söylenseydi inanmaz dalga geçiliyor sanırdım.
40 sene önce daha medeni bir toplum vardı.
Neler oluyor böyle yıllar geçtikçe.

ÇAKAL
25-12-2006, 18:52
İkinci el oto alırken dikkat!

İkinci el otomobillerin orijinal kilometresinin yerinden çıkarılıp çeşitli yöntemlerle düşürülebildiği ve böylece aracın az kilometre yaptığı izlenimi verilmeye çalışıldığı bildirildi.
Sabah-25.12.2006


Uyanda balığa gidelim.:gulen:
50 kağıt verdimi dijital KM yi bile düşürüyorlar.
Adam telden bahsediyo.
Uyuyo bunlar uyuyo.:eek:

ÇAKAL
25-12-2006, 21:39
"Seferberlik gerekir"

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Tunceli Hasan Ali Yücel Yatılı İlköğretim Okulu'nda meydana gelen tecavüz olayıyla ilgili olarak, okul müdür vekili Hüseyin Çetinkaya ile Erkek Öğrenci Pansiyonundan sorumlu Müdür Yardımcısı Hüseyin Çadırlı ve Rehber Öğretmen Erdal Yücel'in açığa alındığını bildirdi.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Tunceli'deki bir yatılı ilköğretim bölge okulunda (YİBO) meydana geldiği iddia edilen cinsel istismar olayı ile ilgili olarak, ''Eğer böyle bir şey varsa, bu kabul edilebilir bir durum değil'' dedi.

SEFERBERLİK İLAN ETMEMİZ LAZIM

Çelik, TBMM'de gazetecilerin konuya ilişkin sorusunu yanıtlarken, olayı basından öğrendiğini ifade ederek, şunları söyledi:''Eğer bu olay doğruysa inceleme, soruşturma hafif kalır. Seferberlik ilan etmemiz gerekir. Vahim bir durum. Ben de yatılı okul mezunu olduğum için yatılı
okullara özel ilgi gösteriyorum. Eğer böyle bir şey varsa, bu kabul edilebilir bir durum değil. Bu konuda gereken ne varsa yapılacaktır.''

MEB'den yapılan yazılı açıklamada, ''Tunceli Akpazar Hasan Ali Yücel Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nda meydana gelen cinsel taciz olayıyla ilgili olarak'' açıklama yapma gereği duyulduğu belirtildi. Açıklamada, olayın kamuoyuna yansımasının ardından, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığına talimat verdiği ve 2 müfettişin konuyu araştırmak üzere gönderildiği kaydedildi.

Açıklamada, şöyle denildi:''Bunun yanında, soruşturmanın selameti açısından olayın yaşandığı Hasan Ali Yücel Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdür Vekili Hüseyin Çetinkaya, Erkek Öğrenci Pansiyonundan sorumlu Müdür Yardımcısı Hüseyin Çadırlı ve Rehber Öğretmen Erdal Yücel açığa alınmıştır.

Bakanlığımız, konuyu her yönüyle araştırmaktadır. Gerçekleştirilecek inceleme ve soruşturmanın ardından ihmali bulunan yetkililer hakkında gerekli yasal işlem yapılacaktır. Ayrıca Bakanlığımız, yatılı ilköğretim bölge okullarında ve pansiyonlarda kalan öğrencilerin herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmaması için de gerekli tedbirleri almaktadır.''

Son yıllarda YİBO'lar ile ilgili birçok yenilikler yapıldığı ifade edilen açıklamada, ''Tecrübeli öğretmenlerin buralarda görevlendirilmesi, yurtlarda görev yapan öğretmenlere ödenen ek ders ücretlerinin artırılması, koğuş sisteminden karyola modeline geçilmesi, günlük ödenen iaşe ve ibate bedelinin 1.4 YTL'den 5.5 YTL'ye çıkarılması, binaların depreme karşı güçlendirilmesi, fiziki şartların her yönüyle iyileştirilmesi ile her türlü araç gereç ihtiyaçlarının karşılanması, bu çalışmalardan yalnızca birkaç tanesidir'' denildi.

ÇAKAL
25-12-2006, 22:38
Vodafone meselesi ve sorular

25.12.2006
HASAN ÜNAL



--------------------------------------------------------------------------------

İKİ hafta önce bazı gazeteler Vodafone'un Yunanistan'da karıştığı casusluk meselesinde 76 milyon Euro (yaklaşık yüz milyon dolar) cezaya çarptırıldığı haberlerini ajanslardan alarak yayınladılar. Kısaca verilen bu haberlere göre, İngiliz menşeili dünyanın en büyük cep telefonu operatörlerinden Vodafone, Yunanistan'da başbakanlık başta olmak üzere çok sayıda insanın telefonunu sistemli bir şekilde dinlemiş. Bu yılın başında patlak veren bu skandal üzerine soruşturma başlatılmış ve sonuçta söz konusu şirket cezaya çarptırılmış.
Ama gazeteler bu haberin ayrıntılarına hiç girmediler. Yunanistan'da tarihin kaydettiği en büyük telefon dinleme skandalı vuku bulduğu halde Türk basın ve televizyonları bu konuyu neden ayrıntılı bir şekilde inceleme ihtiyacı duymazlar? İşin daha da ilginç tarafı ise söz konusu şirketin yakın zamanda Telsim'i de alarak Türkiye'ye gelmesine ve burada faaliyetlerine resmen başlamasına rağmen bu işin üzerine Türk basın ve televizyonları neden gitmez?
Önce işin aslını ve ayrıntılarını ortaya koyalım. Yunan basınında şubat ayı başlarında bir telekulak skandalı haberleri yayınlanmaya başladı. İlk iki gün verilen haberler, her hangi bir ülkeyi veya kuruluşu doğrudan itham edici cinsten değildi. Sanki yanlışlıkla Vodafone'un sistemlerinin içine birileri bazı programlar yüklemişler ve bu sayede bazı şahısların cep telefonları dinlenmiş. Magazinimsi haberler verildi ve bizim basın da bu haberleri yayımladı. Ama üçüncü günden itibnaren bunun çok kapsamlı bir dinleme oprerasyonu olduğu; dinlenen telefonların Amerikan Büyükelçiliği'nin binasına yansıtıldığı haberleri bütün ayrıntılarıyla Yunan basın ve televizyonlarında çıkmaya başladı. İşte o andan itibaren hem Hürriyet, hem de Sabah Grubu bu haberleri kestiler. Sonra da tek satır yazılmasına izin vermediler. İşin ilginç yanı Atina'da örgütlü bulunan TRT ve Anadolu Ajansı'nın da bu konuda haber geçmemesi oldu. Demek ki, Atina'da ilginç bir şeyler oluyordu...
Yaklaşık bir ay boyunca Yunan basınında çarşaf çarşaf yayınlanan haberlere göre şunlar olmuştu. Vodafone şirketinin Başbakan'ın telefonu da dahil olmak üzere bütün başbakanlık telefonlarını, bakanları, milletvekillerini, Yunan Silahlı Kuvvetleri'ni ve hatta belki de Yunan istihbarat kurumlarını dinlediği anlaşılmıştı. Bu dinlemelere Yunanistan'da faaliyet gösteren yerli ve yabancı sivil toplum kurumları ve Strazburg'daki Yunan milletvekilleri de dahildi.
Dinlemenin Vodafone'un haberi olmadan yapılamayacağına karar verildi. Dinlemeyi sağlayan gölge telefon numaralarının Erickson tarafından Vodafone ile işbirliği içinde sistemlere yerleştirilmiş olması gerektiği yazıldı. Dinlenen telefonların doğrudan Amerikan Büyükelçiliği binasına yansıtıldığı da ürpertici bir haberdi. Yunan muhalefet lideri Amerikan Büyükelçisi'nin kovulmasını istiyor; hükümet ise bu meseleyi mümkün mertebe örtbas etmeye çalışıyordu.
Bu arada işin içinde bir de cinayet olabileceği anlaşıldı. Konuyu soruşturan savcı, yaklaşık bir yıl önce evinde asılmış olarak bulunan bir Yunan mühendisin bu dinleme işiyle alakası olabileceğine dikkat eçkti. Vodafone'da çalışan bu mühendis söz konusu gölge telefon numaralarını tesbit etmiş ve hatta kendisine ait bir Vodafone cep telefonuyla onlardan birini aramış; böylece kimliği ortaya çıkmıştı. Kimliği ortaya çıktıktan bir gün sonra da evinde asılı bulunmuştu. Bir ay sonra evliliğe hazırlanan, hayat dolu bir insan neden canına kıymış olabilirdi?
Bu arada Vodafone, Telsim'i almış ve buraya gelme hazırklıkları yapıyordu. Benim yazılarım ve konuşmalarım üzerine İstanbul Milletvekili Emin Şirin Bey soru önergeleri vermiş ve ilgili herkese böyle bir firmaya ikinci büyük GSM şirketimizin satılmasında mahsur olup olmadığını sormuştu. Cevapların hiç birisi tatminkar değildi. Oysa aynı günlerde Vodafone, Türkiye'ye gelirken yanında bir Yunan ortak getireceğini de açıkladı ve Telsim hisselerinin yüzde onunu o Yunan ortağa sattı. Yunan ortak sadece Türkiye Telsim'le değil, KKTC'deki Telsim hatlarıyla da ilgilendiğini açıkladı. Türkiye'ye çok sayıda Yunan görevli Vodafone adına getirildi. Acaba Yunan Devleti ile Vodafone arasında bir uzlaşma yapılıp, buna göre Yunan Devleti, Vodafone'a fazla ceza vermeyip, karşılığında Türkiye'nin dinlenmesi işinden Yunan Devleti'ne Yunan ortak yoluyla pay vermeyi mi planlamıştı?
Yunanistan'ı dinlemek için bu kadar uğraşanlar Türkiye'yi dinlemeyecekler miydi? Bu soruya Ulaştırma Bakanı Müsteşarı bir dergide cevap veriyor ve milyarlarca dolar para verip Telsim'i alan insanlar her halde böyle bir şey yapmazlar diyordu. Bu arada Türk Telekom'un Hariri Ailesi'ne satılmasının arkasından da İngilizler'in çıktığı ve firmanın devrinden sonra İngiltere'den danışman, uzman gibi sıfatlarla çok sayıda netameli personelin Ankara'ya getirildiği haberleri kulislerde dolaştı.
Ben yazdım Emin Şirin Bey, Meclis'te yaptığı konuşmada bunların İngiliz istihbaratıyla alakalı kişiler olduklarını öne sürdü. Ama hiç kimse konuyu soruşturmadı. Belki de Yunanistan makamlarının verdiği bu cezadan sonra soruşturmanın zamanı. Kabul etmek lazım ki, yakın zamanda milli güvenliği bu kadar tehdit eden hiç bir mesele olmamıştı... Meclis bir soruşturma komisyonu kurarak bu konuyu incelemeye alacak mı? Muhalefet partileri konunun üzerine gidecek mi?

efendiaslan
26-12-2006, 06:01
Merak etme arkadaşım Türkiye'nin hali fıstık gibi olacak.. :) :) :)
Az kaldı..

ÇAKAL
26-12-2006, 06:02
Merak etme arkadaşım Türkiye'nin hali fıstık gibi olacak.. :) :) :)
Az kaldı..

İnşaallah.

ÇAKAL
26-12-2006, 06:16
Mehmet Ali Ilıcak
Yuvacık, yuvamızı mı yaptı?

Hırsızın, yolsuzluğun ne dini ne partisi oluyor. Baksanıza CHP'nin adı muhalefette olmasına rağmen yolsuzluk söylentileri ile anılıyor.

CHP Milletvekili Sefa Sirmen İzmit Belediye Başkanlığı sırasında yaptıkları ile gündemden düşmüyor.

İddia edilen konuyu özetleyelim. Sefa Bey, (hakaret etmiyorum milletvekilinin adı Sefa) yap-işlet-devret modeli ile Yuvacık Barajı'nı inşa ettirmiş. Mesele aslında karışık, basite indirmeye çalışacağım.

Barajın maliyeti 2.1 milyar dolar. Faizleri ve paranın maliyeti hesap edilince bu rakam 4 milyar doları buluyor. Baraj DSİ tarafından yaptırılsaydı veya emsal baraj fiyatlarına bakıldığında, benzer kapasitedeki bir barajın maliyeti 217 milyon dolar. Aradaki fark yaklaşık 1.8 milyar dolar. İkinci ve bence en vahim olan hadise, barajın taahhüt edilen miktardaki suyu üretemiyor olması.

Hatırlar mısınız bir "Sülün Osman" vardı. Galata Köprüsü'nü ayaküstü yoldan geçen garibanlara satardı. Burada malı alan devlet, satan da o günün Belediye Başkanı Sefa Sirmen. Maalesef olmayan su belediyeye dolayısıyla devlete, millete satılmış. Hadi almadığın suyun parasını aramızda mukavele var diye ödüyorsun. Peki, mukaveledeki su miktarını almak isteyince, baraj kurudu, su yok deniyor ama yine parası ödeniyor.

Yuh olsun! Halletmenin de bir adabı olur. Bu kadar göze sokularak yapılmaz ki... Sefa Bey o kadar pişkin ki, "AK Partili belediye suyu hoyratça kullanıyor, su bu yüzden bitti" diyor. Sana ne kardeşim. Belediye parasını ödemiyor mu? İster bahçe sular, ister suyu denize akıtır. Sen ona buna çatacağına, yıllık 142 milyon m3 su üretmeyen barajın hesabını ver. Burada cevap bekleyen 2 soru; 1-Baraj emsallerine göre pahalıya mı yapılmış? Ki öyle görünüyor. 2- 142 milyon m3 su ihtiyacını baraj karşılayabiliyor mu? Ki karşılayamıyor.

Anlaşılan Deniz Baykal'ın güvendiği dağlara kar yağdı. Sefa Sirmen'e bundan sonra cefa var, cefa! Bakalım onurlu davranıp istifa mı edecek, yoksa ucuz siyaset yapıp milletvekilliğimi AK Parti düşürsün mü diyecek.

CycLone
26-12-2006, 06:25
Dokunulmazlığımı kaldırın baraj için beni yargılayın

Ergün AYAZ / İZMİT (Kocaeli), (DHA)

Yuvacık Barajı müteahhitlerininin 6 yıl 3'er ay hapis cezasına çarptırıldığı davayı değerlendiren eski Kocaeli Belediye Başkanı, CHP Kocaeli Milletvekili Sefa Sirmen, "Dokunulmazlığım kaldırılsın, o adamlar yerine ben yargılanayım. Şerefle, gururla yargılanırım" dedi.

CHP Kocaeli Milletvekili Sefa Sirmen, kendi belediye başkanlığı döneminde inşa edilen Yuvacık Barajı'nın müteahhitleri Güriş Yönetim Kurulu Başkanı İdris Yamantürk ile Gama Yönetim Kurulu Başkanı Erol Üçer'in de aralarında bulunduğu 9 kişinin, 'ihaleye fesat karıştırmak' suçundan 6'şar yıl 3'er ay hapis cezasına çarptırılmasını, 'siyasi' diye niteledi. Sirmen, "Dokunulmazlığım kaldırılsın, o adamlar yerine ben yargılanayım. Şerefle, gururla yargılanırım. Adalete güveniyorum" dedi.

13 YILLIK TARTIŞMA:

Yuvacık Barajı'nın 13 yıldır tartışıldığını hatırlatan Sefa Sirmen, mahkemenin verdiği kararla ilgili olarak İzmit'te açıklama yaptı. Yuvacık Barajı ile ilgili daha önce çok sayıda müfettiş incelemesi yapıldığını, TBMM Araştırma Komisyonu'nun konuyu ele aldığını hatırlatan Sirmen, "Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu, raporları alır almaz savcılığa suç duyurusunda bulundu. Mahkemenin seyrine baktığınız zaman, iki duruşma öncesinde savcı bütün sanıkların beraatini isteyen bir mütalaa verdi. Sonra mart ayında yapılan duruşmada ağır ceza üyelerinden ikisi değiştirildi. O mahkemede karar verilmedi. Nisan ayına ertelendi ve yapılan duruşmada belli cezalar ortaya çıktı" dedi.

KARAR SİYASİ:

Sanıklara 'ihaleye fesat karıştırmak' suçundan ceza verildiğine dikkati çeken Sirmen, "Halbuki ihale Devlet Su İşleri tarafından 1986 yılında yapıldı. Müteahhidi belliydi. Ben 1989'da belediye başkanı seçildim. Baraj durmuştu. O günkü hükümet, Devlet Su İşleri kaynaklarıyla bu işlerin bitirilemeyeceğini bildirdi. Dış kredi bulunarak yap- işlet modeliyle 30 ayda baraj bitirildi. O dönemde Kocaeli'nde sanayi durma noktasındaydı, evlerde su yoktu. Aynı sıkıntı İstanbul'da da devam ediyordu. İstanbul Belediyesi ve sanayi kuruluşları su almayı reddedince proje kendi kendini ödeyebilir olmaktan çıktı. Hazine kefil olduğu için ödemek zorunda kaldı. Herkes taahütlerini yerine getirseydi proje kendi kendini ödeyecekti" dedi.

SONUCU GÖRECEĞİZ:

İzmit'in su ihtiyacının karşılanması için imza atan bürokratların yargılanmasına gönlünün razı olmadığını kaydeden Sirmen, dokunulmazlığının kaldırılması için ilk başvuran milletvekillerinden biri olduğunu, kendisininzde yargılanmasını istediğini anlattı. Sefa Sirmen, "Önümüzdeki hafta Meclis'te dokunulmazlığım kaldırılsın. Bunun için yargılanacaksam şerefle gururla yargılanırım. O bürokratların yerine benim yargılanmam lazım. Kentin su ihtiyacını adamlar karşılamış. Yargılanması bile beni rahatsız ediyor. Yüksek adalete güveniyorum. Yargı süreci de devam ediyor. Kimseyi suçlayamazsınız. Sonucu hep birlikte göreceğiz" diye konuştu.

ÇAKAL
26-12-2006, 06:31
Hareme girdi kavga çıktı

Baykal, "Başörtüsü sadece kadınların saçlarını örtmeye yarar, eşlerin ayıplarını örtemez" deyince Meclis karıştı.

Konuştukça batıyo.:mad:
Bu CHP de hiç mi akıllı adam yok şunu susturacak.:confused:
Bütün konuşmaları AKP nin yükselmesini sağlıyor bence.:eek:

efendiaslan
26-12-2006, 06:54
Hareme girdi kavga çıktı

Baykal, "Başörtüsü sadece kadınların saçlarını örtmeye yarar, eşlerin ayıplarını örtemez" deyince Meclis karıştı.

Konuştukça batıyo.:mad:
Bu CHP de hiç mi akıllı adam yok şunu susturacak.:confused:
Bütün konuşmaları AKP nin yükselmesini sağlıyor bence.:eek:

Hakikaten öyle dediyse çok yanlış yapmış.. Ne demek şimdi bu.. Eğer Tayyip Kasımpaşalı ise çizmesi lazım Baykal'ı... Heyyyt ne diyon lan senin benim hanıma deyip... :oley: :oley: :oley: Tayyip'in eşinin ne yanlış işi varmış ki? Böyle beceriksiz muhalefet olduğu sürece daha biz çok bekleriz çok... Bütün herkes Tayyip'e çalışıyor. Anlamadım ben bu işi...

ghetto
26-12-2006, 09:06
"Başörtüsü sadece kadınların saçlarını örtmeye yarar, eşlerin ayıplarını örtemez"

Bu sözün günlük hayatta geçerli olduğu gayet aşikardır , biraz etrafa bakmak lazım ...

Siyasetten önce bile , başörtüsü , ticari ilişkiler için kullanılmıyormuydu hatta daha yakında bir bürokrat geleceğini görebilmek için eşinin başını kapattırdığı gazetelerde yazılmadı mı ? ...

İster inanın ister inanmayın , Halkımızda , başı örtülü olunması , güven suistimallerinde sıkça kullanılan bir yöntem olmuştur .

ÇAKAL
26-12-2006, 12:12
Bu sözün günlük hayatta geçerli olduğu gayet aşikardır , biraz etrafa bakmak lazım ...

Siyasetten önce bile , başörtüsü , ticari ilişkiler için kullanılmıyormuydu hatta daha yakında bir bürokrat geleceğini görebilmek için eşinin başını kapattırdığı gazetelerde yazılmadı mı ? ...

İster inanın ister inanmayın , Halkımızda , başı örtülü olunması , güven suistimallerinde sıkça kullanılan bir yöntem olmuştur .

Adamım başörtüsü takmak o kadar kolay mı zannediyorsun.
Herkes sanki öcü görmüş gibi bakarken.
Bence senin dediğin kısım % 1 dir.
Çoğunun ALLAH korkusuyla taktığını zannediyorum.
Sen olsan yükselmek bir yerlere gelmek için günümüz ortamında hele insanların tu kaka yaptığı bir ortamda takarmıydın.
Şahsen ben takamazdım.
Bunların hepsi demogoji,bişey üretemeyenlerin zırvası,gündem değiştirme bence.
Allah rızası için takanlardan ALLAH razı olsun,
Senin dediklerininde ALLAH versin elalarını.

balaban
26-12-2006, 12:23
Adamım başörtüsü takmak o kadar kolay mı zannediyorsun.
Herkes sanki öcü görmüş gibi bakarken.
Bence senin dediğin kısım % 1 dir.
Çoğunun ALLAH korkusuyla taktığını zannediyorum.
Sen olsan yükselmek bir yerlere gelmek için günümüz ortamında hele insanların tu kaka yaptığı bir ortamda takarmıydın.
Şahsen ben takamazdım.
Bunların hepsi demogoji,bişey üretemeyenlerin zırvası,gündem değiştirme bence.
Allah rızası için takanlardan ALLAH razı olsun,
Senin dediklerininde ALLAH versin elalarını.

herkes öcü gibi bakarken doğru değil. Sebebini de hemen yazayım. 5 yıl önce bile öcü gibi bakılmıyordu ama 5 yıldır başörtülülerin örtüsüzlere öcü gibi-dünya dışı yaratık gibi küçümseyerek baktıklarını görüyorum. Acıyarak baksalar anlarım ama acıma yok, nefret var o bakışlarda.

Bakanları da yazayım. Allah rızası için yapanların bakışları değil, zaten onlar öyle bakamaz çünkü bakmaması gerektiğini bilir. Bilmeyen bir kesim var:mad: . Ne yazık. İşte bu kesim de insanları "Müslümanlık bu mu?" diye düşündürtüyor ve soğutuyor.

Böyle bir ortamda takarmıydın konusu yanlış bence. İnsanların genelinin inancı değil, kişinin kendi inancıdır aslolan ve Allah'ın emri gözüyle bakılıyorsa konuya insanların görüşleri önemsizleşir.

Biri Allah için-diğeri menfaat için takıyor; işte bunları birbirine karıştırıp her örtülüyü ve sakallıyı hacı zannediyoruz.

zamanlama
26-12-2006, 12:41
Bir hisse alıcan zaman ne denir kendi kararını kendin ver, sonuçta zararı yada kârı sana.Ona görede o kişi alır yada satar..Din veya herhangi bir konudada bu böyle isteyen inanır inandığını yapar,isteyen inanmaz inanmadığını yapar.Hisseyi alıp sattığında zarar edersen hemen ordan biri çıkar derki onu niye aldın yada niye sattın..Ama kimse zararını karşılamaz.Hep birilerinin akılları vardır.Ya işin başında yada sonunda.Önemli olan şey unutulur.Din ve dinin gerekleri sabittir değişmez.Bazıları dosdogru yapar, bazıları değişik yollardan ,bazıları maskeli..Ama akıllarını kullanamayanlar kişileri göstererek,kendilerine göre yaptıklarının yanlış olduğunu savunarak olayı kişilere değilde dine malederler..(örnek: adam üç kağıtçı dini istismar eden biridir herkeste ona hacı der..birileride çıkar hacı hocayım deyip milleti kandırıyolar bunlar hep böyle..):tamam:

CycLone
26-12-2006, 12:46
alman der spiegelin bu haftaki sayısından konu Türk kadınları
http://www.spiegel.de/img/0,1020,530340,00.jpg

zamanlama
26-12-2006, 12:48
Sn Cyclone biz onlara göre barbarız :) Ayrıca Alman kadınların resimlerinide koyarsanız bizde Almanları görelim..

futbolcu
26-12-2006, 12:55
Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerin değil misakı milli hudutlarında yaşayanların devletidir. Hükümetler gelir geçer millet bakidir. Önemli olan milletin hükümette olanların yanlışlarını görüp geçit vermemesidir. Bilinçli ve sorumlu vatandaşlık özelliklerine haiz bir toplum yüksek devlet değerleri ve menfaatlerini hükümetlerden (siyasilerden) daha özverili ve samimi koruyan olmalıdır. Fazilet insan olmanın bir gereğidir. Faziletli bir toplum değerlerini devlet mertebesinde de görmek isteyendir. Mevcut sistemde olan eksiklikler ve yanlışlıklar, uğranılan fazilet erozyonunun bir neticesidir maalesef. Topu başka kimseye atmaya kimsenin hakkının olmadığı kanaatindeyim. Bu sahada bu maç oynanıyorsa başlama vuruşunu yaptıran vatandaş topu yanlış sahaya atmış demektir. Faziletli insan olmanın gerekliliklerini yapmak ve düzeltmek kendi elindedir. Düzeltmiyorsa ortaya çıkardığı tablonun görüntüsünden memnun demektir. Vayki o tablodan memnun olmayan resim meraklılarının haline.

ÇAKAL
26-12-2006, 16:20
herkes öcü gibi bakarken doğru değil. Sebebini de hemen yazayım. 5 yıl önce bile öcü gibi bakılmıyordu ama 5 yıldır başörtülülerin örtüsüzlere öcü gibi-dünya dışı yaratık gibi küçümseyerek baktıklarını görüyorum. Acıyarak baksalar anlarım ama acıma yok, nefret var o bakışlarda.

Bakanları da yazayım. Allah rızası için yapanların bakışları değil, zaten onlar öyle bakamaz çünkü bakmaması gerektiğini bilir. Bilmeyen bir kesim var:mad: . Ne yazık. İşte bu kesim de insanları "Müslümanlık bu mu?" diye düşündürtüyor ve soğutuyor.

Böyle bir ortamda takarmıydın konusu yanlış bence. İnsanların genelinin inancı değil, kişinin kendi inancıdır aslolan ve Allah'ın emri gözüyle bakılıyorsa konuya insanların görüşleri önemsizleşir.

Biri Allah için-diğeri menfaat için takıyor; işte bunları birbirine karıştırıp her örtülüyü ve sakallıyı hacı zannediyoruz.

Sayın balaban en büyük sıkıntı diyanet işlerinde aslında.
İş ehil insanların elinde değil.
Memleket Zekeriya Beyazın eline kalmış.
Korkudan çıkıp iki kelime doğruda olsa söyleyemiyorlar.

Diğer bahsettiğiniz meseleye gelince..
Uzun hikaye aslında kısaca anlatıcam.
Hz.İbrahim yemek yerken inançsız bir adam geliyor .
Sofraya kurulacağı zaman Hz.İbrahim adamı inançsız diye kovalıyor.
Adam gittikten sonra Hz. İbrahime ALLAH tarafından:
O'nu yaratan benim.Bana inanmadığı halde yıllarca ben O'nu rızıklandırmışım .Sen nasıl olurda benim kulumu kovarsın diye vahiy geliyor.
Hz. İbrahim yaptığı yanlışı anlıyor,koşup hemen adamı buluyor,özür diliyor ve karnını doyuruyor.

Yani diyeceğim inanç meselesi ALLAHla kul arasında olan birşey.
Herkesin nasıl birşeyden meydana geldiği herkesçe malum.:confused:

Gideceğimiz yerde belli 2Mlik çukur.
Oyüzden kimse kimseyi hakir görmemeli diye düşünüyorum.

Olaylara daha geniş cepheden bakmalı diye düşünüyorum
Sevgiler.

ÇAKAL
26-12-2006, 18:19
Müslümanlar işe yaramaz mı?

Herhangi bir Türk gazetesinin laga luga işlerden başını kaldırıp da yapamadığı araştırmayı Rusya'nın Pravda gazetesi yaptı. Eski sosyalist gazete üstelik...
İşte Pravda'nın araştırmasında ortaya çıkan en önemli 10 Müslüman icadı:


***

Kahve: Halid isimli bir Arap, Etyopya'nın Kaffa bölgesinde keçilerin yere dökülmüş koyu renkli tohumları yediğini farketti. Kahve adı verilen tohumlar 1645'te Venedik'e ulaştı.
Satranç: Eski Hindistan'da ortaya çıkan bu oyuna Persler tarafından bugünkü şekli verildi.
Paraşüt: Endülüslü Abbas Kazım İbn Firnas'ın asıl amacı uçan bir cihaz icat etmekti. İcadı, sadece yere çakılmasını engelledi.
Sabun: Mısır ve Moralılar bazı maddeleri temizlik için kullansa da bitkisel
yağları sodyum hidroksit ile birleştirip ilk sabunu yapanlar Araplar'dı.
Çelik yelek: İlk kez ok geçirmeyen giysileri yapanlar Müslümanlardı. Hristiyanlar bunu Haçlı seferlerinden sonra öğrendi.
Ameliyat: Ebu'l Kasım El Zehravi'nin 10. Yüzyılda bulduğu ameliyat yöntemleri ve 200 alet hâlâ kullanılıyor.
Akşam yemeği: Irak'tan İspanya'ya gelen Ali İbn Nafi, 9. Yüzyılda çorbadan sonra et ya da balık yemeği ile devam eden ve meyve ve tatlıyla son bulan akşam yemeğini kendi restoranında uygulamaya başladı.
Halı: İnsan figürünün kullanılmaması Müslüman dünyasında halıcılığın da gelişmesini sağladı.
Çek: 9. Yüzyılda Araplar iş yaptıkları kişilere verecekleri tutarı kağıt üzerinde yazıyor, bu kağıtlar gerçek para gibi değerlendiriliyordu.
Roket: Çinliler'in gösteri amaçlı roketlerinin içine potasyum nitrat katarak askeri amaçla kulananlar Araplar oldu.
Bahçe: Bahçeyi çiçek ve sanat eserleriyle süsleyip meditasyon merkezi haline getirenler Araplar'dı.


***

Demek ki Müslümanlar da bu dünyaya çok şey katmışlar. Ama hangi Müslümanlar?
Günümüz Müslümanları değil, onların artık birbirini yemekten başka yaptığı bir şey kalmadı. -


İlker SARIER---Takvim---

ÇAKAL
26-12-2006, 18:56
Şamil TAYYAR
stayyar@stargazete.com





17 milyon doları nereden buldun Tuncay Özkan?


Tarih; 30 Ocak 2006. Yer; Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi. Konferansı düzenleyen; Uğur Mumcu Vakfı. Konuşmacı; Tuncay Özkan. Konu; İnsan Hakları, Terör ve Demokrasi.

Özkan, uzun konuşmasının bir yerinde, ülkeyi yönetenlerin mallarının hesabını vermediğini söylüyor. ‘Ama ben korkmuyorum, açıklıyorum’ diyor. Devam ediyor: ‘İstanbul’da 75 metrekare küçük bir evim var. Kanaltürk’ten 2.5 milyar lira (2.500 YTL) maaş alıyorum. Bankada da 7.5 milyar lira (7.500 YTL) param var. Hepsi bu. Haa bundan 2 yıl öncesine kadar çok zengin biriydim. 17 milyon dolarım vardı. Bir ideal uğruna Kanaltürk’e yatırdım. Mirasçılar peşime düşmesinler diye de şirketin tamamını çalışanların üzerine yaptım.’

Oturumu izleyen meslektaşlarım anlattı bunları. İnanamadım. Şimdi bakıyorum; Tuncay’ın mesleğe başladığı tarihle bu konuşmayı yaptığı tarih arasında tam 20 yıl var. Bu kadar para biriktirmek için aslında makul bir süre. Ama bildiğim kadarıyla kendisi hiç ticaretle uğraşmadı. Sadece Doğan Grubu’ndan Çukurova Grubu’na geçerken 5 milyon dolar transfer parası aldığı iddia edildi.

O iddialar gündeme geldiğinde ise Özkan bunu hep yalanladı. Hatta, 2003 yılında Çukurova Grubu’nda Medya Grup Başkanı olarak çalışırken yaptığı Ankara ziyaretlerinin birinde, çalışma arkadaşlarına şöyle demişti: ‘Az önce Devlet Bahçeli’nin yanındaydım. O’na da söyledim. 5 milyon dolar transfer parası aldığımı iddia ediyorlar. Bunların hepsi yalan. Sadece 1 milyon dolar aldım. Bunun 625 bin dolarını da arkadaşlarıma dağıttım.’

Özkan, bu medya kuruluşunda yaklaşık 1.5 yıl çalıştı ve 1 Temmuz 2002’de başladığı görevi 7 Aralık 2003’de bırakmak zorunda kaldı. Bu ifadesinden çıkardığımız kadarıyla, maaşından artakalanlar ve Doğan Grubu’ndan biriktirdikleri hariç elindeki toplu paranın 375 bin dolar olması gerekiyor.

Bir yıl sonra Kanaltürk’ü kurdu. Bu kadar parayla bir TV kanalı kurulabilir mi? O tarihte iş için kendisini arayan eski bir okul arkadaşına (ismi bende saklı) şöyle diyor: ‘Bu kanalı parasız pulsuz kurduk. Sadece Oyak Bank’tan özel şartlarla 7.5 milyon dolar kredi aldık.’

Açıkçası arayıp yeniden Tuncay’a sormak isterdim ama ne ölçüde samimi cevap verir, kendimi ikna edemedim. Çünkü geçen yıl kendisiyle bir telefon görüşmem olmuştu. Bana ‘Kanaltürk’ün benim olduğunu söylüyorlar ama sen inanma. Televizyon bizim Alican’ın. Benimle hiçbir ilgisi yok. Sadece program yapıyorum.’

Herkese farklı açıklama. Belli ki sevgili Tuncay, hesap vermekte biraz zorlanıyor. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nun güzel bir lafı vardı: Hesabını veremezsen hesap soramazsın. Evet, Sevgili Tuncay bu 17 milyon doları nerden buldun? Yoksa dilin mi sürçtü?


Özkan ve derin devlet


Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru, ne anlama geldiği pek anlaşılmayan ve kaynağı belli olmayan bir ‘ulusalcılık bilinci’ oluşturulmaya çalışıyor. Yapay bir oluşum. Hareketin sözcüsü konumundaki isim ise Tuncay Özkan. Bu tür örgütlenmelere Türk siyasi tarihi aşinadır. Sağda veya solda bu tür yapay oluşumlarla siyaset alanını biçimlendirme girişimlerine hep tanık olmadık mı?

Hatırlayın yakın tarihi. 2 Mayıs 2005 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’ndeki ‘Mücadeleciler ve Derin Devlet’ başlıklı yazımda ayrıntılı olarak yazmıştım. Sol örgütlerin güçlendiği 1960’lı yıllarda ‘milliyetçi-dini’ eksende kurulan Mücadele Birliği’nin misyonu neydi? MHP ve MSP’nin 1970’li yılların ortasından itibaren güçlenmesiyle tasfiye oldu ama derin devletle organik bağı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Hareketin kurucularından İrfan Küçükköy’ün geçen yıl piyasaya çıkan ‘Mücadele Birliği’ isimli kitabındaki şu ifadeler dikkat çekici değil mi: ‘Nitekim rahmetli bir arkadaşımızın Hiram Abas ve Mehmet Eymür ile yakın ilişkisini öğrendim. Bu durumu öğrendiğimde hayli şaşırmıştım. MİT eski yöneticisi Mehmet Eymür, ‘Beni Abdullah Çatlı ile falan kişi, 1976’da tanıştırdı’ diyormuş. Bunu işitince çok ürperdim.’

Gelelim mevzua. Yeni siyasi hareketin sözcüsü konumundaki Tuncay Özkan’ın da geçmişte istihbarat örgütleriyle bir şekilde ilişkisi olduğu iddia edildi ama sürekli yalanladı. Doğru mudur değil midir, bu konuda en önemli ayıraç, zamandır.

Gazetemiz Yazarı, eski MİT mensubu Mahir Kaynak’a sordum: ‘Tuncay Özkan’ı tanır mısınız? MİT ile irtibatı var mıdır?’ Çok açık konuştu: ‘Yel Üfürdü Sel Götürdü kitabımda çok yüzeysel olarak anılarımı yazdım. MİT hemen bana dava açtı. Tuncay Özkan MİT’in Tarihi’ni yazdı, üstelik o kitapta çok gizli belgeler de vardı. Dava açan olmadı. O gizli belgeleri kim verdi? Demek ki MİT’in sponsorluğunda yazılmış bir kitaptı. Bu kurumla ilişkisi olmuş mudur? Bir iddiada bulunamam ama ancak değerlendirme yapabilirim, evet, ilişkidedirler. Ön plana çıkışı da böyle olmuştur. Bana muhalif kanadın desteklediği biriydi.’

Buyrun burdan yakın!

26.12.2006

balaban
26-12-2006, 19:05
Yani diyeceğim inanç meselesi ALLAHla kul arasında olan birşey.
Herkesin nasıl birşeyden meydana geldiği herkesçe malum.:confused:

Gideceğimiz yerde belli 2Mlik çukur.
Oyüzden kimse kimseyi hakir görmemeli diye düşünüyorum.

Olaylara daha geniş cepheden bakmalı diye düşünüyorum
Sevgiler.

Aynı yerden bakıyormuşuz. Allah ile kul arasına kimse girmemeli, kimse kimseyi hakir görmemeli, yargılamamalı.

ÇAKAL
27-12-2006, 06:12
Gençlerle uğraşmayın

Bilfen Okulları, " Benimle Türkçe Konuş " başlıklı bir kampanya başlatıyor. Bana e-posta aracılığıyla gönderilen ilk bilgilerin bir kısmı şu şekilde:
"Özellikle 1015 yaş grubunun internet ve cep telefonunu yoğun olarak kullandıkları düşünülürse, internet ve SMS'lerdeki kısaltmalarla Türkçe başka bir şekilde yozlaştırılıyor..."





Cep telefonu mesajları, eposta ya da internette muhabbet ( chat ) esnasında kullandığımız kısaltmaların Türkçe'yi yozlaştırdığını düşünmüyorum.
Bunların çoğu 'lafı uzatmamak' için geliştirilmiş, herkesin anladığı kısaltmalar.
Mesela gazetede, " RTÜK, televizyonlara ceza yağdırdı " cümlesindeki RTÜK'ün ' Radyo Televizyon Üst Kurulu' olduğunu biliyoruz. Bilmesek dahi televizyonları denetleyen bir kuruluş olduğunu hemen hissediyoruz.
Benzeri bir biçimde, yukarıda saydığım türden yeni iletişim araçlarını da kullanırken çeşitli kısaltmalara başvuruyoruz. Mesela, ' merhaba' yerine ' mrb' yazıyoruz. Güldüğümüzü, hoşlandığımızı belirtmek için ' :))' (iki nokta üst üste ve iki sağ parantez) işaretini kullanıyoruz.
Bunda ne gibi bir gariplik var? Niye Türkçe yozlaşsın? Samimi olarak söylüyorum: Anlayabilmiş değilim.
Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın'a da defalarca söyledim: O kısaltmaları ve benzerlerini İngilizler de kullanıyor ve bunları Oxford sözlüğüne de aldılar. Yani dünyanın en ciddi, en kapsamlı sözlüklerinden biri olan Oxford'ta ' zıpır' gençlerin ürettiği bu işaretler yer alıyor artık.
Biz ise bunu engellemeye çalışıyoruz!
Bu beyhude bir çabadır.
Emeğinizi, vaktinizi, enerjinizi boşa harcamayın. Siz istediğiniz kadar kampanya düzenleyin, bağırın çağırın onlar bildiklerini yapacaklar.
Biz büyüklere düşen, engellemeye çalışmak yerine bunu kabul etmek ve destekleyerek, sözlüklere alarak, bilmeyenlere öğreterek yaygınlaşmasını sağlamaktır.

Emre AKÖZ-SABAH

ÇAKAL
27-12-2006, 06:17
En zengin 100 Türk

Forbes Türkiye dergisi en zengin 100 Türk'ün listesini yayınladı. Geçen yıl 20 olan milyarder sayısı 26'ya çıktı 27 yeni zengin listeye girdi.

İlk yüzde 13 kadın var
100 kişilik listede 13 işkadını yer aldı. Kadınların ilk sırasında, Vehbi Koç'un büyük kızı Semahat Arsel geldi. Listedeki kadınların ikisi Koç ailesinden üçü Sabancı ailesinden, beşi de Doğan ailesinden.

İşte Türkiye'nin Top 10'u
1. Hüsnü Özyeğin (FİBA) . . . . . . . 3.5 milyar dolar
2. Karamehmet (ÇUKUROVA). . 2.4 milyar dolar
3. Şevket Sabancı (SABANCI) . . 2.1 milyar dolar
4. Erol Sabancı (SABANCI) . . . . . 2.1 milyar dolar
5. Şarık Tara (ENKA) . . . . . . . . . . 2 milyar dolar
6. Ahmet Zorlu (VESTEL) . . . . . . 1.8 milyar dolar
7. Aydın Doğan (DOĞAN) . . . . . 1.6 milyar dolar
8. Turgay Ciner (CİNER) . . . . . . . . 1.5 milyar dolar
9. Semahat Arsel (KOÇ) . . . . . . . 1.4 milyar dolar
10. Rahmi Koç (KOÇ) . . . . . . . . . . 1.4 milyar dolar


Benim adam gözikmiyyy.Getti bizim paracıklar desenize.:)

ÇAKAL
27-12-2006, 06:19
YÖK'e istifa tepkisi

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki atama depreminin sarsıntıları sürüyor. YÖK'ün dekan olarak atadığı Prof. Erol Özdiler görevi devralmadan istifa etti

Yıldız Yazıcıoğlu - Ankara

Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan seçimde en yüksek oyu alan dekan Prof. Dr. Tümer Çorapçıoğlu yerine seçime katılmayan dekan yardımcısı Prof. Dr. Erol Özdiler'i ataması üzerine başlayan tartışma toplu istifalarla yeni boyut kazandı. Özdiler'in yanı sıra sağlık birimlerindeki başhekimler, başhekim yardımcıları ve bazı yöneticiler istifa etti.
Fakülte yönetim kurulu üyeleri YÖK'ten "iade-i itibar" talebinde bulunurken, Rektör Prof. Dr. Nusret Aras, "Rektör Yardımıcısı Prof. Dr. Mehmet Gürel'i dekan vekili olarak atayacağız" dedi.

ÇAKAL
27-12-2006, 06:22
Kurbanlık keçiler 120 YTL'den satılıyor

KONYA AA

Ormanlık alana keçisi giren üreticiye verilen yüksek para cezaları, keçi besiciliğinde caydırıcı oluyor. Keçilerin sayısını azaltmaya yönelik başlatılan çalışmalar nedeniyle İç Anadolu'da açılan kurban pazarlarında ucuz fiyatlarla satışa sunulan keçinin bolluğu dikkat çekiyor.
Konya Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Veli Öz, hayvan pazarlarında sığır ve koyun fiyatlarında geçen yıla göre herhangi bir değişiklik olmadığını, ancak keçi fiyatlarında yarı yarıya varan düşüş görüldüğünü söyledi.
Fiyatı 120 YTL'den başlayan, sığır ve koyuna göre daha yağsız olan keçinin 1 kilogramında 1440 kalori, koyunda ise 2750 kalori bulunuyor.


Keçi eti ucuzmuş diye dalmayın.:)
Çünkü keçi eti çok kötü törüldetir adamı.:eek:

baron11
27-12-2006, 14:18
Hamile kadına tecavüz (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=59546)

Küçükçekmece'de bıçaklı 3 kişi, işten dönen 7.5 aylık hamile

OKULDA TACİZ TIRMANIYOR (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=59512)

Türk Eğitim-Sen'in anketine göre öğrenciler arasındaki taciz oranı yükseliyor... İşte skandalın boyutları...

Eğitim sistemi yoldan çıktı..!

http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=12331&page=14

Bunlarla uğraşacaksın,insanların can güvenliklerini temin edeceksin,bilmem ne birliği diye güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlamıyacaksın,yakaladıklarını dışarıya salmayacaksın..
Ondan sonra oturur karnından konuşursun Ordu niye siyasete karışıyor diye...:mad:

baron11
27-12-2006, 14:30
Öğrencilere dere vız geliyor!

Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesine bağlı Yukarıtaşlı köyünde yaşayan ilköğretim öğrencileri taşımalı eğitim kapsamı dışında tutularak Aşağıtaşlı köyündeki okulda eğitim görüyor. Minik öğrenciler, yaklaşık 5 kilometre uzaklıktaki diğer köyde bulunan bu okula dağ tepe aşılan zorlu bir yolculuktan sonra ulaşabiliyor.

http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=8121&page=142

Devamıda bu adreste

baron11
27-12-2006, 15:41
BU KADARINA YUH ARTIK

13 yaşındaki kıza 40'lık damat

Van'ın Başkale ilçesi Yeni Mahalle'de yaşayan ve bir süre önce anne-babasını kaybeden 13 yaşındaki K.A, bir ay önce amcalarının isteği doğrultusunda Kadan köyünde yaşayan 40 yaşındaki C.S. ile evlendirilmek istendi.

C.S'nin 4 bin YTL başlık parası ödeyerek amcalarından istediği K.A. ise kendisinden 27 yaş büyük olan C.S'yle evlenmek istemediğini belirterek, polise sığındı. İlçe Emniyet Amirliğince yapılan tahkikatın ardından Başkale Cumhuriyet Başsavcılığı, K.A'nın Van'da koruma altına alınması için olayı valiliğe bildirdi. Valilik tarafından Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Kız Yetiştirme Yurdunda koruma altına alınan K.A'nın, psikolojik tedavi gördüğü, Van Cumhuriyet Başsavcılığının da konuyla ilgili geniş çaplı inceleme başlattığı öğrenildi.

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=59583

ÇAKAL
27-12-2006, 16:38
Bunlarla uğraşacaksın,insanların can güvenliklerini temin edeceksin,bilmem ne birliği diye güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlamıyacaksın,yakaladıklarını dışarıya salmayacaksın..
Ondan sonra oturur karnından konuşursun Ordu niye siyasete karışıyor diye...:mad:

Aynen:tamam:

ÇAKAL
28-12-2006, 06:15
Ahmet KEKEÇ--star--

Bu ayıbı ne örtecek?


Bu kadar hararetle seçim isteyen Baykal; ‘Başörtüsü sadece saçları örter, eşlerin ayıbını örtmeye yetmez’ sözleriyle sandıktan çıkacağını mı düşünüyor?

Bir de özür dilemiş, ‘Kastettiğim Başbakan’ın eşi değildi’ diye.

Buna da, dense dense ‘özrü kabahatinden büyük’ denir herhalde.

Kastettiği Başbakan’ın eşi değilse, kimdi?

Demek ki Baykal kavrayışına göre başörtüsü, eşlere ait günahları örten bir aparat. Başka da bir şey değil. Kendisi de Bosna’ya gittiğinde bol bol bu aparattan dağıtmıştı, ‘Örtümüzdür, namusumuzdur, simgemizdir’ gibilerden de laflar etmişti.

Hadi diyelim ki erken seçime gittik.

Ne olacak?

Baykal, ‘Türkiye’nin kader seçimi, 83 yıllık cumhuriyet birikiminin demokrasi ve sandık sınavından geçeceği bir seçim’ diye özel anlam yüklese de, bana göre periyodik aralıklarla tekrarlanan, sonucu önceden belli, zaman zaman kazananların değiştiği ama kaybedenlerin hiç değişmediği, bu gidişle de hiç değişmeyeceği sıradan bir seçim olacak...

Nasıl mı?

Bunu biraz açayım:

Elimizdeki örnek (yani CHP), her zaman ‘devleti kuran parti’ olmakla övünmüş, böylece hem benzerlerinden farkını vurgulamış, hem de ‘mahiyet üstünlüğünü’ korumuştur (korumak istemiştir).

Esasında demokratik parlamenter sistemde partiler arasında mahiyet farkı olmaz; onları türdeşlerinden ayıran, dünya görüşleri ve programlarıdır. Dolayısıyla, CHP’yi benzerlerinden ayıran da, mahiyeti (yani belli bir merkeze uzaklığı ya da yakınlığı) değil, öncelikle programı olmalıdır. Gelgelelim, CHP’liler, kendilerini ‘devleti kuran partinin müntesipleri’ saydıkları için, durduk yerde ‘merkeze yakınlık’ vehmediyorlar. Bu yakınlığın da, onlara, a priori olarak bir ‘üstünlük’ sağladığını düşünüyorlar.

Oysa tam tersi geçerlidir...

Tarih ve siyaset okumuş hemen herkes bilir ki, CHP ‘devleti kuran parti’ değil, ‘devletin kurduğu parti’dir ve ille de bir fark aranacaksa, onu benzerlerinden ayıran bu özelliğidir. Dolayısıyla, benzerlerine yaklaşmak için daha kırk fırın ekmek yemesi, demokratik olarak ‘rüştünü ispat etmesi’ gerekmektedir.

Şunu söylemeye çalışıyorum:

Benzerlerinden farkı, CHP’nin avantajı değil, dezavantajıdır. Böyle bir fark, dünyanın neresine giderseniz gidin, mutlaka bir ‘anomali’ye işaret eder...

CHP, yakınlık avantajıyla girdiği bütün seçimleri kaybetti. Yer elverseydi, 1946’dan başlayarak kaybettiği bütün seçimleri kalem kalem dercederdim.

Lüzum da yok.

‘Niçin kaybetti?’ sorusunun cevabını aramak bence daha anlamlı.

Kaybetmesinde önemli etken, evet, ‘devlete yakın olması’dır ama, asıl etken bir politikası, bir vizyonu, bir kurtuluş reçetesi bulunmamasıdır.

Baykal bize ne söylüyor?

Nasıl bir gelecek vaat ediyor?

Müşteki oldukları ‘cunta anayasası’ ve bu anayasanın ürünü olan antidemokratik kurumlar konusunda (örneğin YÖK) nasıl bir ‘iyileştirme’ düşünüyor?

Bunları bilmiyoruz.

Bunları bilmediğimiz için CHP önümüzdeki seçimi de kaybedecek.

Peki bu ayıbı hangi aparat örtecek?



28.12.2006

efendiaslan
28-12-2006, 07:14
MİT'İN GİZLİ KERKÜK RAPORU!

Ebru Toktar / Tempo Dergisi

Kerkük petrolleriyle ilgili gelişmeleri yakın markaja alan MİT, ‘gizli ibareli’ raporla ilgili devlet kurumlarını uyardı. Raporda Barzani başkanlığındaki Kürt Bölgesel Yönetimi’nce hazırlanan Petrol Yasa Taslağı’nda gelinen son aşamayı değerlendiren MİT, ‘ihtilaflı toprak’ olarak tanımlanan Kerkük’ün Kürt bölgesine katılması için her türlü şartın olgunlaştığı uyarısında bulundu. Raporda, “Kürt Bölgesel Yönetimi’nin amacının, oldu bitti yaparak, Kuzey Irak’taki petrol ve doğal kaynaklar üzerinde hâkimiyet kurmak'' olduğu belirtildi Irak’ın geleceğini yakından ilgilendiren Kerkük petrolleri, Kürtler için ‘vazgeçilmez kırmızı çizgi’ olarak görülüyor. Bölgesel dengeleri de yakından ilgilendiren Kerkük’ün statüsü ve petrolleri, Türkiye tarafından da dikkatle izleniyor. Bu anlamda önemli istihbarat çalışmaları yapan MİT, bölgeyi bekleyen tehlikelere karşı devlet kurumlarını uyarıyor.
TEMPO, MİT Müsteşarı adına yardımcısı Cemal Uzgören imzasıyla hazırlanan Kerkük konulu bu gizli yazışmalardan birine ulaştı. Kerkük bölgesindeki tehlikeli gelişmelere işaret eden 3 Ekim 2006 tarihli bu yazı, dört başlık ve üç sayfadan oluşuyor. ‘Gizli’ damgalı yazıda, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Irak petrollerinin yarısından fazlasına sahip Kerkük’ü ele geçirme planları anlatılıyor. Genelkurmay, Dışişleri Başkanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’na gönderilen yazıda, Kerkük’ün Mesud Barzani başkanlığındaki Kürt Bölgesel Yönetimi’ne katılması için her türlü şartın olgunlaştığı uyarısı yapılıyor.
MİT, yazısında, Kürt yönetimi tarafından hazırlanan Irak Kürt Bölgesi Petrol Yasa Taslağı’nın Türkiye açısından taşıdığı riskleri anlatıyor. MİT, taslağın Kürt yönetiminin geleceğe dönük hedeflerini gösterdiğine işaret ediyor. Kürt Bölgesel Yönetimi’nin, “Irak merkezi hükümetini devre dışı bırakarak müstakil bir devlet gibi hareket etme noktasına geldiği'' saptamasını yapan MİT, “Gelişmelerin hassasiyetle izlenerek, Türkiye bakımından alınabilecek tedbirlere ağırlık verilmesinde fayda görülmektedir'' uyarısına yer veriyor.
Taslağın yasalaşması halinde Kürt Bölgesel Yönetimi’nin üçüncü ülkelerle petrol anlaşmaları yapabileceğini ve Kerkük-Yumurtalık Petrol Hattı dâhil bölgedeki tüm kontrolü ele geçirebileceğini vurgulayan MİT, Aralık 2007’de yapılacak referandum öncesinde yaşanabilecek gelişmelere işaret ediyor. Zira, bu taslağa göre Kürt Bölgesel Yönetimi, Kerkük’te yaşayan halkın referandumla Kürt Bölgesi’ne bağlanacağı kanaatine varırsa, referandumdan önce bile petrol sözleşmesi yapabilecek.
“Devlet içinde devlet'' mantığıyla hareket etmeye başlayan Kürt Bölge Yönetimi’nin Kerkük dâhil ihtilaflı topraklara el koyabileceğini vurgulayan MİT, saptamalarını dört ana başlıkta topluyor:
Kerkük ve Petrol.
Sahalarına İlişkin.
Yasa Taslağı.
Kürt Bölgesel Yönetimi (KBY) tarafından hazırlanarak Kürt Parlamentosu’na sunulacağı belirtilen Irak Kürt Bölgesi Petrol Yasa Taslağı, ‘Mevcut Saha’ ve ‘Gelecekteki Saha’ kavramlarına açıklık getiriyor. 22 Ağustos 2005 tarihi öncesinde ticari üretimde olan ve bu tarihten önce herhangi bir 12 aylık dönemde günde ortalama 20 bin varil petrol üretmiş olan petrol yatakları ‘Mevcut Saha’, bunun dışındaki tüm sahalar, ‘Gelecekteki Saha’ olarak tanımlanıyor.
Kürt Bölgesi Petrol Yasa Taslağı’nın uygulama alanı, Kürt Bölgesi’nin yanı sıra ‘İhtilaflı Topraklar’ olarak tanımlanıyor. Kerkük, ihtilaflı topraklar arasında gösteriliyor. Taslak, Kerkük’ün de içinde bulunduğu ‘ihtilaflı topraklar’ ve ‘gelecekteki saha’ olarak tanımlanan yerlerdeki petrol operasyonlarında Kürt Bölgesel Yönetimi’ni tek yetkili sayıyor.
a) Kerkük Referandumu: Taslak, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin Kerkük başta olmak üzere ihtilaflı topraklarda yaşayan halkın bu toprakların referandumla Kürt Bölgesi’ne bağlanmasına karar vereceği kanaatine varması durumunda, referandum yapılmadan önce Kerkük dâhil ihtilaflı topraklarda istediği gibi petrol sözleşmesi yapabileceğini hükme bağlıyor.
b) Irak hükümetinden bağımsız petrol operasyonu: Taslakta, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin komşu ülkelerle Irak hükümetinden bağımsız olarak anlaşma yapma hakkı bulunduğu ve Irak hükümetinin hiçbir yasal ve idari düzenlemesinin Kürt Bölgesi’ndeki veya ihtilaflı topraklardaki petrol operasyonları için geçerli olmayacağı dile getiriliyor.
c) Boru hatları: Kürt Bölgesi’ndeki mevcut petrol operasyonları ve boru hatları, rafineriler gibi bağlantılı tüm altyapının kontrolü Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bırakılıyor.
d) Petrol payı: Taslak, Irak merkezi hükümetinin ülke çapındaki petrol gelirinden Kürt Bölgesel Yönetimi’ne pay vermesini de istiyor. Aksi halde Kürt Bölgesi Yönetimi’nin kendi bölgesinde ve ihtilaflı topraklardan çıkarılan petrolü doğrudan satabileceğini hükme bağlıyor.
Yine taslak, geleceği değil geçmişi de garantiye almaya çalışıyor. Kürtlerin geçmişte yararlanamadıkları petrol gelirlerine işaret eden taslak, belirli bir süre geçmişe dönük ödeme yapılmasını istiyor.
e) Anlaşmalar: Taslak, Kürt Bölgesi’nde yapılan tüm anlaşmaların geçerli olduğunu vurguluyor. Bu yasanın yürürlük tarihine kadar Irak hükümetinin Kürt Bölgesi ve Kerkük’te yaptığı anlaşmalara Kürt Bölgesel Yönetimi’nin müdahil olmasını öngörüyor. Yasanın yürürlük tarihinden sonra yapılacak anlaşmalar için de Kürt Bölgesel Yönetimi’nin onayını şart koşuyor.

Kürt Bölgesel Yönetimi neyi amaçlıyor?

MİT, saptamalarının ikinci maddesinde Kürt Bölgesel Yönetimi’nin zihnindeki arka planı yorumluyor. Kürt yönetiminin, Irak hükümetine emrivaki yapma düşüncesinde olduğu kanaatine varan MİT’in konuya ilişkin yorumu şöyle:
“Yasa taslağında, merkezi düzeyde halen var olmayan Irak Devlet Petrol Tröst Örgütü (SOTO) adlı bir kuruluş bulunduğu var sayılmakta ve bu kuruluşun Kürt Bölgesel Yönetimi ile ilişkileri ve yetkileri düzenlenmektedir. Ayrıca uyuşmazlıkların çözümünde Uluslararası Tahkim’i kabul eden taslak, bu haliyle merkezi hükümet adına kullanılabilecek yetkileri de barındırmaktadır.''

MİT’e göre Kerkük’ü bekleyen tehlikeler

MİT, yasa taslağının Kürt Bölgesi Yönetimi tarafından ‘Devlet İçinde Devlet’ mantığı ile kaleme alındığı saptamasını yaparken, bu taslağın yasalaşması halinde ortaya çıkacak sıkıntıları da üçüncü maddesinde şöyle sıralıyor:
- Geçmişten bu yana Irak yönetimleri tarafından Kerkük başta olmak üzere ihtilaflı topraklarda yapılan araştırmalarda petrol bulunduğu anlaşılan; ancak üretime henüz başlanmamış sahaları doğrudan kontrollerine alacakları; - Kerkük’teki tüm petrol altyapısı ile Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’nın kontrolünü ele geçirebilecekleri; - Referandum yapılmadan önce, Kerkük dâhil olmak üzere tüm ihtilaflı topraklara ve gelecekteki sahalara ilişkin petrol anlaşmaları yapabilecekleri; - Irak hükümeti ile mevcut petrol sahalarından elde edilen gelirin paylaşılmasındaki anlaşmazlıkları bahane ederek Kerkük dahil ihtilaflı topraklardaki tüm sahalara el koyabilecekleri; - Petrol operasyonlarında Irak hükümetini tamamen devre dışı bırakmak suretiyle müstakil bir devlet gibi hareket edecekleri değerlendirilmektedir.''

MİT’in devlete uyarısı: "Tedbir alın"

MİT, saptamasına dayanarak öneride bulunduğu dördüncü bölümde, Türkiye’nin gelişmeleri yakından izlemesi gerektiği uyarısını yapıyor.
Zira MİT’e göre, “Irak’ın petrol ve doğal kaynaklarının paylaşımına ilişkin anayasal ve yasal düzenlemelerin henüz hayata geçirilmediği ve ulusal petrol politikasının belirlenmediği bir ortamda Kürt Bölgesel Yönetimi, bir oldu bitti yaratarak, Kuzey Irak’taki petrol ve doğal kaynaklar üzerinde hâkimiyet kurmayı amaçlıyor.
Yine MİT’e göre, bu taleplerin hepsinin merkezi hükümet tarafından kabul edilmeyebileceğini de hesap eden Kürt Bölgesel Yönetimi, aslında bazı pazarlık marjları bırakıyor.
“Taslak, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin geleceğe dönük hedeflerinin anlaşılması bakımından önem taşımaktadır'' diyen MİT, önlem alınmasını istiyor: “Bu çerçevede, belirsizlik sürecinde Kürt Bölgesel Yönetimi’nin üçüncü ülkelerle Bağdat’ı dışarıda bırakan doğrudan ilişki tesisine ve anlaşmalar yapmasına yol açabilecek gelişmelerin hassasiyetle izlenerek, Türkiye bakımından alınabilecek tedbirlere ağırlık verilmesinde fayda görülmektedir.''

Iraklı Kürtler nereye koşuyor?

Kuzey Irak’ta yeni ‘Kürt Milli Marşı’nın kabul edilmesinin ardından, ‘Kürdistan Bölge Başkanı’ sıfatını kullanan Mesud Barzani de çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Mesud Barzani önderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Bağdat’ta 15 Kasım 2006’da toplandı. Irak ve Kürt Bölgesi’nin son durumunu ele alan KYB ve KDP üyeleri, Kerkük ve diğer sorunlu kentlerin durumunu çözüme kavuşturmayı öngören anayasanın 140’ıncı maddesinin uygulanmasını ‘öncelikli görev’ olarak nitelendirdi. Kürt liderler, Irak Devlet Başkanlığı Sarayı’nda yapılan toplantıda ‘Ulusal Birlik Hükümeti’ olarak nitelendirdikleri Başbakan Nuri El Maliki hükümetini desteklediklerini yineledi. Kürt parlamentosunda ‘Peşmerge Bakanlığı’ kurulması ve 180 bini bulan silahlı Kürt gücünün doğrudan Mesud Barzani’ye bağlanmasını öngören yasa tasarısı üzerinde anlaşıldı.

karınca
28-12-2006, 11:59
link vermek istemedim;

http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/91789.jpg
Bülent Arınç’ın kim olduğu hakkında:
Tarih: 23 Aralık 1930, YER: Menemen, İZMİR.
Kubilay’ın başı Girit’teki kamplarda İngiliz ve Yunan Subayları tarafından eğitilen Berdani tarikatının başı olan Haçlı köpeği bir mürteci olan Derviş Mehmet tarafından kör bir bıçakla kesiliyor.
Bu Haçlı şeyh, Manisa’yı Yunana satan ve 9 Eylül 1922 sabahı Yunanistana kaçan Manisa valisi Hüsnü Efendinin (ki sonra Hüsnüyadis ismini almıştır) kuzeni.
Bu şahısların Bülent Arınç ile ilişkisi mi ne? Çok küçük bir detay: Derviş Mehmet , Bülent Arınç’ın öz mü öz dedesi .
Dileyen haftanın kitapları bölümünde birinci sıradaki kitap olan “HÜSNÜYADİS HORTLADI” yı okusun . Belgeleri orada.Nedim Çakmak’ın 6000 sayfalık araştırmasının sonucudur.
Bu ülke böyle ilginç bir ülke. Bir tarafta Cumhuriyet şehitleri anma haftası yapıyoruz bir yandan şehitlerimizi katleden adamların torunlarını en yukarıya taşıyoruz.

bidünya
28-12-2006, 23:06
Ayıptır Ayıp

Sosyal Güvenlik Reformu Yasa Tasarısında, emekli olup da tekrar çalışanlardan
%33 prim kesintisi öngörülmektedir.
450 YTL emekli maaşı ile ev kirasını bile ödeyemeyen kişi, sırtında kambur olsa
bile çalışmaya mecburdur. Buna rağmen,
“vay sen misin tekrar çalışan” diye kamburuna %33 ilave yük vurmak ayıptır.
Üstelik de, kanunu çıkaran vekiller emekli olunca 8.000 YTL maaş alacak,
“bu sana yetmez tekrar çalışabilirsin, senden kesinti almam” diyeceksin.
Yani uygulamadan muaf tutacaksın.

Bu uygulamaya tepki için, TDK sözlüğünü taradım ve uygun bir kelime bulamadım.
“ayıptır” demekle yetiniyorum şimdilik

Bu kanun tasarısı; sosyal devlet anlayışına, adalet ve eşitlik ilkesine, hukuka,
Hür demokrasiye gölge düşürür, çamur atar’…biline

Ali Rıza Malkoç

Ayıptır Ayıp

Yasalar yaparsın, bu nasıl durum?
Uzatmayacağım, bir tektir sorum:
Sen kapsam dışısın, bu mu reforum?
Kimin vekilisin, ayıptır ayıp? ! …

Ali Rıza Malkoç 06/12/2006 Bursa

ÇAKAL
29-12-2006, 06:10
Emin Pazarcı


Sri Lanka’dan Kandil Dağı’na

Banda Aceh, Endonezya'ya bağlı bir eyalet. Tsunami felaketinde en büyük zararı gören yerlerden biri.


Batılı NCO'lar, bölgede cirit atıyorlar. Bütün bu yardım kuruluşlarının arkasında da kendi devletlerinin verdiği destekler var. Amaç, sadece insani yardım değil. Bölgeye gösterilen özel ilginin altında başka sebepler yatıyor. Banda Aceh, son derece zengin petrol yataklarına sahip. Doğal kaynaklar açısından oldukça verimli bir bölge. İnsani yardım yapanlar, Banda Aceh'in geleceğine de oynuyorlar! ABD ise, üst düzey yöneticilerin peşinde. İkili bir taktik uyguluyor. Bir yandan NCO'larla manevralar yapıyor. Diğer taraftan yerel yöneticilerle iyi ilişkiler kurup, abluka altında tutmaya çalışıyor. Herkes kılı kırk yaran hesap içinde. Yüzyılın felaketi üzerine menfaatler inşa edilmeye çalışılıyor! Bölge halkı da bunun farkında.

Özellikle de aydınlar, bölgelerinde olup bitenleri dikkatle izliyorlar. Aceh'te yeni seçimler yapıldı. Farklı bir tablo ortaya çıktı. Dış güçlere tabi olmak istemeyen, bir ekip seçimleri kazandı. Hem de ezici bir çoğunlukla, yüzde 50'nin üzerinde oy alarak. "Jön Türkler" adı verilen bu yeni yöneticiler, Şubat ayında devir teslim töreni yapacaklar.

İlk adım olarak bayraklarını değiştirecekler. Endonezya Bayrağı'nın bir köşesine ay yıldızlı Türk Bayrağı'nı yerleştirecekler. Buna karşılık, ilk etapta Endonezya ile birlikte hareket edecekler. Üniter yapının içinde yer alacaklar. Daha sonra olacakları tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok...

İkinci etapta, muhtemelen paylarına düşen petrol gelirlerinin artırılmasını isteyecekler. Merkezi idareden petrol paylarının yüzde 70-75'lere kadar yükseltilmesini talep edecekler. Bu da yetmeyecek... Endonezya Hükümeti'nden daha fazla imkân isteyecekler. Banda Aceh'i daha bağımsız bir yapıya doğru yönlendirmeye çalışacaklar. Yıllardır bağımsızlık için mücadele eden ayrılıkçıların da desteğini arkalarına alacaklar. Yeni vali, genç, dinamik ve herkesin sevdiği bir isim.

Üstelik, bayraklarına ay yıldızı koymayı parlamentolarına teklif edeceğini açıklayacak kadar da Türkiye dostu ve Türkiye sevdalısı. Eyalet sistemi, bu yeni yönetimi kesmeyecek!.. Şimdiden daha fazlasını isteyecekleri belli. Ondan sonra neler olacağını ve Aceh bölgesinin nasıl bir statüye doğru yol alacağını varın siz düşünün! Tabii, bu sorunun cevabını sadece sizin ve bizim düşünmemiz yetmez. Türkiye'yi idare edenlerin de ortaya çıkabilecek yeni tabloya karşı hazırlıklı olmaları gerekir. Yakında oralarda önemli gelişmeler yaşanacak!

***

Sri Lanka da tsunamiden büyük zarar gören bir ülke... Sri Lanka da ayrılıkçı güçlerle savaş halinde. Ayrılıkçılar, uzunca bir süredir merkezi yönetime karşı silahlı mücadele veriyorlar. Bu ülkedeki ayrılıkçı mücadele bizi çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü, PKK'nın kontrolündeki Kandil Dağı ile Sri Lankalı ayrılıkçılar arasında önemli bir köprü var. PKK, Sri Lankalı ayrılıkçı güçlere bireysel terör ve canlı bombalar konusunda eğitim desteği veriyor. Sri Lankalı ayrılıkçılar ise, PKK'lı militanlara ağır silahlarla savaş konusundaki tecrübelerini aktarıyorlar. İlişki, sadece bu kadarla sınırlı da değil...

İki grup arasında büyük bir ticaret ağı kurulmuş. İnsan ticaretinden uyuşturucuya kadar pek çok konuda işbirliği yapılıyor. PKK, Sri Lankalı ayrılıkçılarla işbirliği sonucu büyük kazançlar sağlıyor. Türkiye, tsunami felaketinin ardından Sri Lanka'ya da büyük yardımda bulundu. Kızılay, ülkede 450 konut inşa etti. Bunun yanı sıra bir de okul yaptırdı. Bazı köylerin arıtma tesislerinde bile Kızılay'ın damgası var. Sri Lankalılar, Kızılhaç'a bir Budist tapınağı yapılması için defalarca başvurdular.

Her defasında "ret" cevabı ile karşılaştılar. Kızılhaç'ın yapmadığı Budist tapınağı, Kızılay tarafında inşa edildi. Bu son derece önemli!.. Türk Kızılay'ı yaptığı bu tapınakla Sri Lanka'daki bütün Budist rahiplerin gönlünü kazandı. Ülkenin kanaat önderleri olan Budist rahiplerin Sri Lanka halkı üzerinde büyük etkisi var. Şimdi, Budist rahipler ayrılıkçı gerillalara tepki gösterip, baskı yapıyorlar: - Türkiye aleyhine faaliyetler içinde bulunmayın. PKK ile ilişkilerinizi kesin. Ülkedeki ayrılıkçı güçler, artık PKK ile eskisi gibi rahat ilişki kuramıyorlar. Halkın tepkisinden çekiniyorlar. Daha dikkatli hareket etmek zorunda kalıyorlar.

Gelişmeler ortada: Türkiye, bölgeye sadeci insani yardım amacıyla gitti. Ancak, öyle görünüyor ki attığımız bu adım, bize katlandığımız maliyetten çok daha fazla fazlasını kazandırabilir. Tabii, bundan sonra da ilişkilerimizi devam ettirir, dikkatli hareket eder ve akılcı politikalar uygulayabilirsek!

CycLone
29-12-2006, 09:59
Cemil Çiçek'ten Arınç'a sitem
Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in, TBMM Başkanı Bülent Arınç'a ölüm orucundaki Behiç Aşçı'nın ailesiyle görüştüğü için sitem dolu sözler söylediği ortaya çıktı.



Bülent AYDEMİR'in haberi

Adalet Bakanı Cemil Çiçek önceki gün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında TBMM Başkanı Bülent Arınç'a sitemde bulundu. Çiçek, DHKP-C'nin ölüm orucundaki avukatı Behiç Aşçı'nın yakınlarıyla görüşen Arınç için şunları söyledi:

"Görüşmeden önce keşke beni arasaydı. DHKP-C'nin avukatı olan bu şahıs hakkında iki dava var. Bu kişiyle görüşmek örgütü legal hale mi getirir yoksa amaç bir kişinin hayatını kurtarmak mıdır? Eğer amaç hayat kurtarmaksa Cemil Çiçek'in hayatı hayat değil mi? Benim bakanlığıma bombalı saldırı düzenlendi. Bu örgütün öldürülecekler listesindeyim. Ben babası ile konuştum. Eylemden vazgeçecekti ama bu işi örgüt yönetiyor, eyleme devam et talimatı verildi. Üç kapı, üç anahtar deniyor. O üç kapı açılırsa anında 36 kişi olurlar. Cezaevleri yine terör merkezi olur."

RENK VERMEDİ

Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısında bu sözleri söyledi ama toplantının ardından gazetecilerin bu konudaki sorularına yanıt vermedi ve kamuoyu önünde Meclis Başkanı Arınç ile bir polemiğe girmekten kaçındı. Çiçek, "Bu konudaki görüşlerimi daha önce açıkladım" diyerek, tepkisini kamuoyu önünde göstermek istemedi.



Sabah

baron11
29-12-2006, 10:58
Nerden Nereye (http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=4781)

Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün de ağzında dolaşıyor... Ama oldukça farklı ve Aygün'ün anlattıkları, yaşadıklarımızla daha uyumlu gibi...
Aygün'ü dinleyelim;

CycLone
29-12-2006, 20:44
111 fabrika eskidende varmış :)
Makine Mühendisleri Konya Şubesi Başkan Vekili İsmail Özkarakaya, Şeb-i Arus törenlerine katılmak için 17 Aralık'ta Konya'ya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü'nde açılışını yaptığı 111 fabrikanın yeni olmadığını ileri sürdü...

Özkarakaya, yaptığı yazılı açıklamada, yeni olmayan fabrikaların `yeni' yapılmış gibi gösterilerek, Şeb-i Arus törenlerinde açılış yapmasının Mevlana'nın `Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol' felsefesine ters düştüğünü söyledi. Özkarakaya, şöyle dedi:

"Konyamızın her yerine, `111 yeni fabrika kentimize hayırlı olsun' yazıları oldukça büyük boyutlarda yazılmış ve asılmıştır. Halen oralarda durmaktadır. Başbakanımıza da, sanki fabrikalar yeni açılıyormuş gibi lanse edildi. Başbakanımız da `Bu fabrikalarda 6 bin 680 vatandaşımız iş sahibi oluyor' zannetmiş ve konuşmasında bunu dile getirmiştir. Gerçek olmayan açılışların sanayicimize ne gibi bir faydası olacağını anlamak mümkün değildir. Halkımız, kentimiz ve ülkemiz yanlış sevinçlere boğulmuştur. Gönülümüz isterki 111 değil, daha çok yeni fabrika açılmasın. Fakat gerçeklerin doğru aktarılmaması kentimize ve sanayicimize ciddi zararlar verir. Hele, bu açılışların Şeb-i Arus törenlerinin olduğu önemli güne rast gelmesi oldukça üzücü ve talihsiz durumdur. Hem de Mevlana'nın anıldığı, ülkenin ve dünyanın gözünün Konya'da olduğu, 2007 yılının `Mevlana Yılı' kabul edildiği bu dönemle çakışması uygunsuz, ayrıca `Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol' felsefesine tamamen terstir. Konunun sorumlularının, amacını anlamak ve yapmak istedikleri şeyleri tahmin etmek imkansızdır."

Başbakan Erdoğan'ın açılışını yaptığı fabrikaların gerçek açılış tarihlerinin 15 yıl öncesine dayandığını iddia eden Özkarakaya, şunları yaptığı yazılı açıklamasında şöyle dedi:

"Bu kadar çok açılışın olamayacağını anlamak için, her halde müneccim olmaya gerek yoktur, zaten burada toplam 260 civarında firma vardır. 111 yeni açıldığı söylenen fabrikanın kuruluş yıllarına bakıldığında bu açılışların 10- 15 yıl kadar gecikmiş olduğu görülmektedir. Kentimizin ve Konyalı'nın böyle üzücü ve sıkıntılı duruma sokulması hoş değildir. Gerçek olmayan açılışlara Konya'nın ihtiyacı yoktur. İhtiyaç olunan şey gerçek açılışlar ve teşviklerdir. Bu yapılan Mevlana Diyarı'nda yapılmaması gereken bir iştir. Bu durum Konya'nın başını göğe erdirmemiştir, sanayicinin problemlerini de çözmemiştir, düşülen durum hiç de hoş değildir. Herkesten, 'olduğu gibi görünmesini, ya da göründüğü gibi olmasını' bekliyoruz."

VATAN
__________________

ÇAKAL
30-12-2006, 11:17
Ağla sevgili yurdum

30.12.2006
SIRRI YÜKSEL CEBECİ

TERCÜMAN

--------------------------------------------------------------------------------

TBMM’de Bütçe’nin tümü üzerinde son görüşmeler yapılıyor ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan eleştirilere cevap veriyordu.
Başbakan kürsüde eğitimle ilgili yaptıkları hizmetleri sayarken, CHP milletvekillerinden Tuncay Ercenk, elindeki gazeteyi sık sık havaya kaldırarak, “Buna yanıt verin Sayın Başbakan” diye bağırıyordu.
Başbakan, birkaç kez göz ucuyla baktı Ercenk’e ve elindeki gazeteye. Gazetedeki haberin ne olduğunu biliyordu. Ercenk’e cevap vermedi, veremedi.
Geçen pazartesi günü Hürriyet’te yayınlanan o haberi okumalı ve haberle ilgili fotoğrafları mutlaka görmeliydiniz.
Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’ne bağlı Yukarıtaşlı Köyü’nden 40 öğrencinin her gün 5 kilometre uzaklıktaki Aşağıtaşlı Köyü’ndeki okula binbir meşakkatle nasıl gittiğini anlatıyordu haber ve fotoğraflar...
Günah bu çocuklara
KIZLI-ERKEKLİ 40 minik öğrenci... Okula yaklaşık 1 kilometre kala, kış aylarında kabaran Cırcıp Deresi’nin buz gibi sularından ayakkabılarını çıkarıp, titreyerek geçiyor. Zaman zaman boğulma tehlikesi atlatanlar oluyor. Küçük öğrencileri ise onlara eşlik eden köylü, kucağına alıp geçiriyor.
Şanslı öğrencilerin eşeği var. Büyük şehirlerde özel okullarda okuyan zengin çocuklarının altlarındaki lüks otomobillere pek benzemiyor bu eşekler!
Islak kıyafetle ve bitkin halde okula ulaşabilen öğrenciler, eşeklerini bahçedeki bayrak direğine bağlayıp sınıflara giriyor.
Bu talihsiz çocukların çilesi bu kadarla bitmiyor. Başıboş aç köpeklerin saldırısından havaya ateş açan köylüler sayesinde kurtuluyorlar.
Hani Türkiye’de okulsuz köy kalmamıştı?
Hani bazı anne ve babalar çocuklarını okula göndermiyordu?
Yuvarlanma, suda boğulma veya aç köpeklerin saldırısına uğrama tehlikesi varken, siz olsanız çocuğunuzu okula gönderir misiniz?
Yukarıtaşlı köylülerini bu koşullarda çocuklarını yine de okula gönderdikleri için kutlamak gerekiyor.
Musluğundan bal akıyor
YİRMİbİrİncİ Yüzyıl’a girdik, Türkiye hâlâ yokluktan, yoksulluktan ve Afrika’yı hatırlatan ilkel görüntülerden kurtulamadı.
600 bin kişinin her gün aç yatıp aç kalktığı, 15 milyon kişinin yoksulluk sınırında yaşadığı bir ülkede, hala okulsuz köy olması fazla yadırganmamalı.
Asıl yadırganması gereken, 600 bin kişi aç ve 15 milyon kişi yoksulluk sınırında iken, 15 milyon kişinin bir eli yağda, bir eli balda yaşaması; Ceylanpınar’ın Yukarıtaşlı Köyü’ndeki 40 minik öğrenci, okula gitmek için 5 kilometrelik tehlikeli yolu her gün aşmak zorunda iken, Konya’da açılan bir ilköğretim okulunun çeşmelerinden haftanın bir günü bal ve süt şerbeti akacak olmasıdır!
Bu yüz kızartıcı çelişkileri büyük bir pişkinlikle izleyenler, hâlâ Çankaya Köşkü’ne kim çıkacak, kim daha dindar veya laik, kim türbanlı veya başörtülü tartışması ve kavgası içindeler.
Çünkü onların çocukları Yukarıtaşlı Köyü’nde yaşamıyor.
Çünkü onların çocuklarının okuduğu okulların musluklarından haftanın bir günü bal ve süt şerbeti akıyor.

ÇAKAL
30-12-2006, 17:58
İzlemenizi tavsiye ederim.
http://cakhall.googlepages.com/istifa.pps

yosun
31-12-2006, 00:39
Ağla sevgili yurdum



Ağlayıp, sızlanmak durmadan şikayet etmek neyin çözümü? Herkes aklını başına toplasın ve seçim zamanı şikayet ettiklerinden kurtulsun...

ÇAKAL
31-12-2006, 00:44
:) Görürsem Sırrı Yüksel CEBECİye söylerim
sevgili yosun kızdı attığın başlığa diye.:)

PARK
31-12-2006, 00:44
Ağlayıp, sızlanmak durmadan şikayet etmek neyin çözümü? Herkes aklını başına toplasın ve seçim zamanı şikayet ettiklerinden kurtulsun...

bu seçim sistemi ile bu çok zor.......

ÇAKAL
01-01-2007, 10:44
Necati Doğru (01.01.2007)



Yeni yıla da eski çetelerle girdik!




Ne Doğusu ne Batısı; kendi ülken en iyisi... Bize göre yani bizim duygumuza göre, gönlümüze göre, gerçek olmasa da olmasını istediğimiz haline göre en iyi ülke bizim ülke...

Matrak ülke.

İlginç ülke.

Bir yanı İslamcı.

Bir yanıyla Batı’ya açık.

İslamcısı, iktidara gelince “çok keskin batıcı” olabiliyor. Batıcısı da Allah’ı bütünüyle dincilere kaptırmamak için “camiye açık” oluveriyor.

Sağcısı sola kayıyor.

Solcusu sağa yatıyor.

Dünün Mekkecileri, bugünün hızlı Brükselcileri; dünün Tahrancıları; bugünün “medeniyetler çatışmasını medeniyetler uyumuna çevirmeye soyunmuşu” haline geliyor.

Değişiyor Türkiye!

Anadolu’daki 81 şehrin neredeyse yarısı bugün dünya ekonomik, kültürel sistemine vidalanmış bir “üretim-tüketim tarzına” doğru hızla koşuyor.



***

Köylü nüfus azalıyor.

Kentli nüfus artıyor.

Tarım sektörü küçülüyor.

Hizmet sektörü büyüyor.

Okur yazar çoğalıyor.

Mesleksiz, çapsız, “ne iş olursa yaparım” deyicilerin sayısı çok yavaş da olsa azalıyor. Her şey gerçekten değişiyor. Türkiye’de kurulu düzen bir tek “çeteleşmekten vazgeçmekte” çok zorlanıyor.

İktidar değişiyor.

Çeteleşme aynı.

Bugün yeni yılın ilk günü.

Bayramın ikinci günü.

Bayramınız kutlu olsun.

Yeni yılınız sağlıklı olsun.

Ancak; “yeni bir yıla ve yeni bir bayrama da eski çetelerle girdiğimiz” gerçeğini kabullenin.

Bazı örnekler vereyim.

Kendimizden başlayayım:

Bizim holding bağımlısı büyük basın çetesi aynen duruyor. Büyük sermaye çetesi... Parti liderleri çetesi... Siyaset çetesi... Sanayiciler çetesi... Tüccarlar çetesi yerli yerinde; dağılmadan, parçalanmadan dimdik duruyor.

Belediyeciler çetesi...

Aşiretler çetesi...

Cemaatler çetesi...

Hemşeriler çetesi...

Köşe yazarları çetesi...

Futbol yazarları çetesi...

Magazinciler çetesi..

Belediyelerden rüşvet tarifesi yükseltilmiş ihale alanların çetesi ile özelleştirmeden yemlenen iktidar yanlıları çetesi vardı. Şimdi bu çetelere “Türbanlılar çetesi, camide linçle adam öldüren tarikatlar çetesi, havaalanında deve kesen tesettür çetesi” de dahil oldu. Öbür kesimde ise “genç oğlandan sevgili tutan devrimci artist-manken çetesi, eski karısını bırakıp genç Moldovalı-Ukraynalı’dan yeni eş tutan azgın teke çetesi ile orgazm yazarları çetesi” peydahlandı.


***

Sıcak para çetesi...

Yüksek faiz çetesi...

Güçlendi, büyüdü.

Gazetelerin manşetlerinde, TV’lerin haber programlarında işsiz, güçsüz, eğitimsiz, çoğunluğu anasız-babasız ya da köyden kente yeni gelmiş, tüketme iştahı yüksek fakat parası yok bıyığı yeni terlemiş oğlan çocuklarının kurduğu özellikle genç kız çantalarını alıp kaçan “kapkaç çeteleri” var... Ancak benim yukarıda yazdığım çeteleşme; “Değişmeyiz... Dağılmayız... Çeteleşerek yaşamaktan vazgeçmeyiz” diyerek direniyor.

2006 yılı da geçti gitti.

Yeni yıla girdik.

Eski çeteler duruyor.

Dilerim bu yeni yıl; “çeteleşerek yaşamayı seçmiş yapıyı sallayıp sarsan gelişmelere” gebe kalır.

karınca
02-01-2007, 00:13
HÜSNÜYADİS HER YERDE (http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1360615&postcount=49)

ÇAKAL
07-01-2007, 10:32
Nesil elden gidiyor.Biz ot gibi bakıyoruz.:mad: :mad:


Çocuktan al haberi...

Öğrenciler şakır şakır uyuşturucu partisi yapıyor, okulun tuvaletinde.
Belinde silahla poz veriyor, sınıfta.
Birgün birbirlerini bıçaklıyorlar...
Birgün öğretmeni bıçaklıyorlar...
Kimi sıra arkadaşının bacaklarını internete koyuyor, kimi fizikçinin memelerini...
Daha geçenlerde yatılı okuldaki erkek öğrencilerin, kendilerinden küçük erkek öğrencilere tecavüz ettiği ortaya çıktı... Tecavüz eden öğrenciler de, büyük öğrencilerin kendilerine tecavüz ettiğini anlattı.
İstanbul'daki liselerde ecstasy kullanımı yüzde 300 arttı. 16 yaşındaki liseli kız, aşırı dozda eroinden öldü. Yeşilay'ın araştırmasına göre, Türkiye'de uyuşturucuya başlama yaşı, 12'ye indi... 12.
Alkole başlama yaşı, 11.
Sigara, 10.
Eğitim Sendikası'nın ilköğretim öğrencileriyle yaptığı ankete göre, cinsel tacize uğrayan kız çocuklarının oranı, yüzde 27.
4'te 1'i geçmiş.
Bu devirde erkek çocuğu olmak da kolay değil... "Kız arkadaşım beni taciz etti" diyen erkek öğrencilerin oranı, yüzde 11.




Sebep?




Hiç kimse çıkıp, eğitimcileri ya da polisi suçlamasın kardeşim...




Mafyayı kahraman, homoları şöhret, pezoları jüri üyesi ilan ettik mi? Ettik.
Orospular zaten manşet...
Milletvekili telekız pazarlığı yapıyor, belinde tabancayla Meclis'e giriyor, uçağa biniyor, havaya ateş açıyor, eşini dövüyor.
Sauna fuhuşundan kelli felli bürokrat çıkıyor. Bahis şikecisi, milli... Adamını bulan, deveyi hamuduyla götürüyor. Güçlüysen, haklısın. Gücü, gücüne yetene... Çalarsan, yanına kâr kalır. Vurursan, çıkarsın. Kocanı aldatırsan, alkışlanırsın. Kızının yaşıtıyla basılırsan, tebrik edilirsin, kıymete binersin.
Vizyonumuz bu mu?
Bu.
E olacağı da bu.




Kendimiz ettik...
Çocuklarımız buluyor maalesef.

ÇAKAL
09-01-2007, 06:07
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=484714

ÇAKAL
09-01-2007, 06:28
Yılmaz Özdil


Kapı...

Liman açamadılar.
Kapı açmaya çalışıyorlar. Demek bu Mehmet Ali Talat'a boşuna Formula ödülü verdirmemişler... İlla bir formül bulacak, Rumlara yol açmak için...





Ama küçük bir pürüz var.
Rum Başpiskoposu.
2'nci Hrisostomos.
Ne diyor bu arkadaş?
"Ankara düşmanımızdır... Türkiye işgalcidir... Vatan topraklarımızı istila ettiler..."
Böyle diyor.





Bu, 2'nci Hrisostomos...
Bundan önceki neydi?
1'nci Hrisostomos'tu... Yani takmışlar Hrisostomos'a. Aslında, gerçek isimleri değil bu... Lakapları.
Hani nasıl Ratzinger, papa olunca Benediktus ismini aldı...
Onun gibi. Dini bir sıfatı nesilden nesile yaşatmaya çalışıyorlar...





O halde soru şudur:
Kimdir o yaşatmaya çalıştıkları "asıl" Hrisostomos?





Tarih, 15 Mayıs 1919...
Yunan ordusu, İzmir'e çıkar.
Yer, bugünkü Pasaport.
Türklerin kara günü.
İzmir'deki Rumların dini lideri, yani İzmir Metropoliti olan papaz, etekleri uçuşa uçuşa gelir... Diz çöker. Önce işgal komutanının çizmesini öper, sonra Yunan bayrağını...
İzmir doğumludur papaz.
Babası celep.
Ama o hayvanlarla uğraşmak istememiş, Atina'ya gitmiş, dini eğitim almış, papaz cübbesi giymiş, sonra İzmir'e dönmüş, kademe kademe yükselerek, İzmir Metropoliti olmuştur.
Etekleri zil çalmaktadır o gün...
Elindeki haçı havaya kaldırır, Yunan işgal ordusunu takdis eder... Sonra da, askerlere hitaben o meşhur vaazını verir...
"Evlatlarım... Elen çocukları... Bugün, İsa'nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda, ne kadar Türk kanı döküp içerseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız... Ben de bir bardak Türk kanı içmekle, onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım... Bütün azizler arkanızda... Hadi buyrun!"
Sonra? Sonrası malum...
Türk kıyımı başlar.
Zaten, hep bunu istemişti o papaz... Kral Konstantin'e başvurmuş, Yunan Ordusu'nu İzmir'e çağırmıştı... İtilaf Devletleri'ne yalvarmıştı, İzmir'in Yunan'a verilmesi için... Birgün geleceklerini bildiği için de, Aya Fotini Kilisesi'nin bodrumunu silah ve cephane ile doldurmuştu... Silah ve cephane, insani yardım adı altında geliyordu sandıklarla...
Yunan Ordusu İzmir'e çıkınca, İzmir'deki Rum gençleri cesaretlendi. Gittiler Aya Fotini'ye, giydiler Yunan Ordusu'nun üniformalarını, aldılar silahlarını, daldılar Türk köylerine, kadınlarına, kızlarına...





Üç yıl geçti böyle.
Ve, Allah bize o günü gösterdi... 9 Eylül.





O papaz, bedelini çok ağır ödedi. Linç edildi... Konak Meydanı'nda başladı hadise, Mezarlıkbaşı'nda bitti... (İzmirli olmayanlar için belirtelim: Üç kilometre falandır o papazın parça parça edilerek, sürüklendiği mesafe.)





Hanımlar beyler...
Neydi o papazın ismi?
Hrisostomos!





Evet, bugün Kıbrıslı Rum başpiskoposların nesilden nesile yaşatmaya çalıştıkları isim işte bu...
Hrisostomos!





Bitmedi...
Gazi geldi İzmir'e. Batarya kuruldu... Hrisostomos'un Aya Fotini Kilisesi top ateşiyle yerle bir edildi... Çünkü ibadethane falan değildi orası... Resmen, Türk kanı içmeye yeminli, teşkilat merkeziydi.
(İzmirliler için belirtelim: İkiçeşmelik'ten Çankaya'ya doğru in, Basmane'ye dönerken, tam köşe... Orasıydı Aya Fotini Kilisesi.)





Bitmedi...
Atina'nın kuzeyinde bir semt var, Nea Smyrna... Yani, Yeni İzmir... Yunanistan, Aya Fotini Kilisesi'nin birebir kopyasını yaptı oraya... İsmini, Aya Fotini Kilisesi koydu. Önüne de bir heykel dikti.
Bilin bakalım kimin heykeli?
Hrisostomos'un...
Altına da şu ibareyi yazdılar:
"İzmir şehidi..."





Bitmedi...
İzmir'de Montrö Kapısı'na yakın, Çocuk Hastanesi'nin karşısında küçük bir kilise var. Protestan Kilisesi'ydi... İzmir'de Hollandalı kalmadığı için, bu kilise, Rum cemaatine verildi... Sivri ve üçgen çatısıyla "ben protestan kilisesiyim" diye bağırır... Ama Rum ortodoks kilisesidir şu anda.
Bilin bakalım ismi ne?
Aya Fotini Kilisesi...
(Şunun altını önemle çizeyim... İzmir'de yaşayan üç beş tane Rum vatandaşımız kaldı. Bu memleketi en az benim kadar severler. Biliyorum ki, birçok Türk ve Müslüman'dan daha hayırlı yurttaşlardır. Bu vatan ne kadar benimse, en az onların da, o kadardır. Bu bilgileri vermekteki amacım, onları rencide etmek değil.)





Demem o ki.
Bu topraklarda gözü olanlar...
Hrisostomos'u unutmuyorlar.
Asla.
Yaşatmaya çalışıyorlar.
Hem ismini, hem ideallerini.





Peki biz ne yapıyoruz?
Unuttuk gitti bile.
Liman açmaya çalışıyoruz.
Liman uymadı, kapı...

ÇAKAL
09-01-2007, 06:36
http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=111

ÇAKAL
10-01-2007, 06:22
Âşığını pencereden alıp kocasını boğdu

İki çocuk annesi Zeynep Yeşilöz, pencereden eve aldığı sevgilisi Volkan Yılmaz'la bir olup, kocasını boğdu. Yılmaz'ın pencereden girerken, evin 10 yaşındaki kızına "sus" işareti yaptığı anlaşıldı.

Ankara'da altı ay önce sokak ortasında cesedi bulunan 27 yaşındaki Tarık Yeşilöz'ü, karısı Zeynep Yeşilöz ve sevgilisi Volkan Yılmaz'ın boğarak öldürdüğü ortaya çıktı. Ankara'nın Mamak İlçesi Küçük Kayaş Mahallesi'nde 30 Temmuz 2006 tarihinde bir halı saha kenarında ölü olarak bulunan kişinin iki çocuk babası Tarık Yeşilöz olduğu belirlendi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası Dedektifleri, ilk olarak maktulün eşi Zeynep Yeşilöz'ün ifadesine başvurdu. Genç kadın eşinin alkolik olduğunu, eve bakmadığını belirterek, "Eşim olaydan bir gün önce alkollü eve geldi ve kuru sıkı silahını alarak sünnet merasimi olan kaynımın evine gitti. Saat 23.30 sıralarında yeniden eve döndü. Bir süre sonra yine alkol almak üzere evden çıktı. Bir daha geri dönmedi" diye ifade verdi. Dedektifler, cinayete kurban giden gençadamın iki çocuğundan biri olan 10 yaşındaki N.Y.'nin ifadesine başvurdu. N.Y. olay günü eve pencereden giren bir kişinin kendisine "Sus" işareti yaptığı söyledi. N.Y., bu kişinin kendisine sık sık çikolata alan Volkan Yılmaz olduğunu söyledi.

TEKNİK TAKİBE ALINDI
Bunun üzerine Cinayet Masası Dedektifleri, şüphelendikleri Zeynep Yeşilöz'ü teknik takibe aldı. Bu arada eve girenleri tek tek belirleyen cinayet masası dedektifleri, Volkan Yılmaz'ın Yeşilöz ile sık sık buluştuğunu belirledi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın izni ile teknik takibe alınan Zeynep Yeşilöz'ün bir telefon görüşmesinde sevgilisi Volkan Yılmaz'a, "Seni de öldürürüm" dediği tespit edildi. Cinayet ile ilgili tüm delilleri elde eden dedektifler, iki sevgiliyi evlerinde gözaltına aldı. Sorgularında iddiaları reddeden iki zanlı birbirlerini tanımadıklarını, sevgili olmadıklarını söyledi.
Enis YILDIRIM/ANKARA

ÇAKAL
10-01-2007, 16:43
Necati Doğru (10.01.2007)




F-16’nın beynini Türk mühendisler yenileyebilir!




Kendi uçağını kendin yap” kampanyasını bundan 34 yıl önce (1970’lerin başında) başlatmış ve ordusu dışa bağımlılıktan kurtulsun diye dalga dalga heyecan, arzu, kararlılık yükseltmiş, bu kararlılığın sonucu olarak Ankara Mürted’te ve Eskişehir’de TAİ tesislerini kurmuş Türkiye, neden F-16’ların beynini yenilemek için Amerikan şirketine 800 milyon dolar aktarıyor?

Soru buydu.

Genelkurmay açıkladı ki bu yenileme işi için aktarılan para 800 milyon dolar değil, 400 milyon dolardır. Zaten siz de kabul edersiniz ki sorun para değil. Ordunun ihtiyacı varsa bu halk “gözbebeği bildiği ordusu için” parayı, fedakârlığı esirgemiyor, esirgemez, hür yaşamak istiyorsa esirgememesi de gerekir.

Soru şuydu:

Biz niçin yapamıyoruz?

Türkiye’deki fabrikalarda üretilmiş 260 F-16 savaş uçağının; akıllı bomba atabilmesini sağlayacak yazılımların ve gelişmiş elektronik sistemlerin yenilenmesi işini niçin ABD’deki şirkete ihale ediyoruz?

Genelkurmay şunu söylüyor:

Bu paket anlaşmadır.

Ben de şunu söylüyorum:

Böyle anlaşma mı olur?

Kim yaptı bu “Türkiye’nin ordusunu sürekli ABD bağımlısı kılacak paket” anlaşmayı? Okurlardan çok sayıda mektup aldım. Hepsini yayınlamak isterim. Fakat sabrınızı günlerce istismar etmekten korkarım. Bu nedenle mektuplardan sadece birini; konuya açıklık getirmesi açısından, bu köşede yayınlamayı önemli buldum.

O mektubu yayınlıyorum:



***

“Sn. Doğru,

Ben 21 yıl önce Boğaziçi Üniversitesi’nden Yüksek Elektronik Mühendisi olarak mezun olmuş bir üsteğmendim.

O yıllarda, F-16’larda bugün gündeme gelen “akıllı bombaların” da gerisinde kalan pek çok teknolojik eksiklik olduğu bilinmekteydi.

O dönemde, benim gibi ODTÜ, İTÜ ve BÜ’den mezun olmuş ve Kara Harp Okulu’nda öğretim görevlisi olmak üzere bu eğitimleri almış bulunan, yanılmıyorsam 40 kişi civarında iyi eğitilmiş bir kadro mevcuttu. Şimdi onlar Albay mertebesinde. Daha önemlisi, bu genç kadro mühendislik konusunda bir şeyler üretme açlığı içindeydi. O günlerde bir gazetede çıkan iş ilanı kanımı iyice dondurdu ve beni istifaya kadar götüren olaylar zincirinin ilk halkası oldu: İlan; “F-16 uçuş sistemi konusunda Hv. K. Komutanlığı tarafından istihdam edilmek üzere elektronik, bilgisayar mühendisleri alınacaktır” diyordu.

İstifa ettim.
1 yıl sonra “kendi ordumun ancak İngilizce öğretmenliği yaptırabildiği” mühendisi olarak ben Fransa’da Thomson Firması’nın “Hava Trafik Kontrol Yazılım Geliştirme Bölümü”nde 5 yıllığına çalışmak üzere işe alınmıştım. Aradan bunca zaman geçtikten sonra da; kendi bünyesindeki teknik kadroyu bile layık olduğu işlerde değerlendiremeyen, değerlendirecek vizyonu gösteremeyen asker-sivil yapının süregeldiğini yine son 2 gündür köşenizdeki yazılarınızdan okuyorum. Bu konuda yanılıyor olmaktan; kırgınlığımın üzerinden çok zaman geçmiş olsa da, çok ama çok mutlu olacağımı belirtmek isterim. Son söz olarak; “Biz de yapabiliriz” diyerek tamamlamak istiyorum. Bunu da neredeyse tüm dünyaya askeri-sivil platformlar için yazılım üretip satan bir Fransız firmasında yıllarca çalışmış biri olarak söylüyorum. Tabii, “bizim yapmamız” birilerinin işine gelmiyor olabilir. Saygılarımla...
H. Yücel Özel”

ÇAKAL
10-01-2007, 22:01
Ay yıldızlı afişler Güneydoğu’da yok


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5749698.asp?gid=112&srid=3428&oid=2&l=1

ÇAKAL
11-01-2007, 06:23
Resmi kayıtlar, 'yabancılara toprak satışı' konusunda ilginç bilgiler veriyor. En çok toprağı 'yabancıya satmak vatana ihanet'tir diyen CHP, MHP ve DSP ile darbe hükümetleri satmış.

ekselans
11-01-2007, 14:58
boşuna dememişler "aynası iştir kişinin lafa bakılmaz "diye

ÇAKAL
13-01-2007, 08:27
Yarın ve sonrası endeks topiğinde akan kardeş ile siyasi yazı yazdık ,benim ceza puanın sınırdaydı,tabii haklı olarak sevgili balaban ceketi elimize verdi,git balataları yenile diye.:D

Neyse boşluktan istifade bi banka hesaplarını kontrol edeyim dedim.Pazartesi sattığım hisselerin karşılığını eksik gördüm hesapta :mad:

Hesap hareketlerini kontrol ettim,bir de ne göreyim.:confused: İki sene önce kapattırdığım turkcell hattımı birine satmışlar,otomatik ödemeyi iptal ettirdiğim bankadaki arkadaş ya talimatı kaybetti ,faxla göndermiştim çünkü,ya da ihmal etti artık bilmiyorum orasını,benim hesaptan iki aydır ödeme yapmışlar başkası adına:)
Hemen bankayı aradım noliy diye,biz anlamayız,karışmayız,talimatınız duruyor dediler.Dedim iki senedir ödeme olmuyorda nasıl son iki ayda oluyor dedim ama nafile,keleğe geldik.
Turkcelli aradım n'olcek bizim iş diye onlara anlattım olayı.Yaptığınız ödeme dekontlarını ekleyip bize fax çekin,inceleyelim geri öderiz dediler.
Bekliyoruz paracıklar gelsin diye:D

O yüzden dikkat edin arkadaşlar banka ekstrelerini mutlaka kontrol edin.

Tekrar teşekkürler sevgili balaban.:ley: :ley:

ÇAKAL
14-01-2007, 22:02
Tokat gibi cevap. Bölücünün adı aydın oldu!..


“GERİLLANIN ADINI TERÖRİST KOYDUK” DİYEN YAŞAR KEMAL’E TEPKİ Bölücünün adı aydın oldu!..

Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Erdem Akyüz, Yaşar Kemal’e bu sözlerle cevap verdi.

Hukukun Egemenliği Derneği Başkanı Erdem Akyüz, Yaşar Kemal’in “Türkiye Barışını Arıyor” toplantısındaki konuşmasına sert tepki gösterdi. Akyüz, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Yaşar Kemal’i Nobel Ödüllü Orhan Pamuk’a benzeterek, “Yaşar Kemal’in hakkını yemişler. Zira O’da Pamuk’a benzer sözler söylüyor ama hala Nobel vermediler” dedi.

Lüks lobilerde barış
Akyüz, “Bu zatı muhterem, toplantıda ‘Gerillanın adını terörist koyduk’ demiş. Aslında ‘Bölücünün adını aydın koyduk’ demesi gerekirdi. Türk halkı, kimin ne aradığını iyi biliyor. Arayan bulacaktır” diye konuştu. Erdem Akyüz, iki gündür Ankara’da yapılan toplantı için “Bir takım vasıfları ile tanınan, bir kısım aydınlar ’lüsk otel lobilerinde kaybettikleri barışı’arıyorlar” tanımlaması yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Güneydoğuda, Mehmetçik -30 derecede sınır beklerken, bu kişiler Ankara’da sıcak otel salonlarında, Mehmetçiğin adını hiç ağızlarına almıyorlar. Mehmetcik sınırda bir bardak sıcak çay ararken; bunlar salonda barış, lobide viski arıyorlar. Irak sınırında 240 bin asker konuşlanırken, otel lobisinde konuşlanan 60-70 kişi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savunma hareketlerini hiç nazara almıyor.” (ANKA)



Haber Tarihi : 14.01.2007

balaban
14-01-2007, 22:13
Tekrar teşekkürler sevgili balaban.:ley: :ley:

Bir şey değil:) bir de bana kızıyorsunuz ama bakın ne çok işe yaramış:)

ÇAKAL
15-01-2007, 20:03
Emin Pazarcı -15.01.2007

Çankaya sıkıntısı

Türkiye, adım adım Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru yaklaşıyor. Başbakan Erdoğan her ne kadar "zamanı gelmeden önce konuşmayacağız" dese de parti içinde bazı değerlendirmeler yapılmaya başlandı.


İktidar kanadına mensup iki etkili ismin açıklamaları dikkat çekici... Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'le Cumhurbaşkanlığı seçimini değerlendiriyorduk. CHP lideri Deniz Baykal'ın, "AK Parti içine nifak sokmaya çalıştığını" söyledi: - Baykal'ın amacı, Başbakan'a "aday olmayacağım" dedirtmek. AK Parti'den bazı isimlerin aday olarak ortaya çıkmalarını sağlamak.

Böylece, seçim öncesi parti içinde gruplaşmalara yol açmak. Mehmet Ali Şahin, AK Parti Grubu'nu çok iyi tanıyan bir isim. Durup dururken böyle bir değerlendirme yapması mümkün değil. Demek ki... AK Parti içinde potansiyel Cumhurbaşkanı adayları var. Şimdilik bir köşede gelişmeleri izliyorlar. Başbakan Erdoğan'ın tavrının netleşmesini bekliyorlar. Eğer Başbakan aday olmazsa "Köşk için ben de varım" demeye hazırlanıyorlar. CHP lideri Deniz Baykal ise onları "kaşımaya" çalışıyor!

***

Bir başka önemli isim de Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener. Şener de AK Parti Grubu'nu ve teşkilatı gayet iyi tanıyor. Parti içinde nabızları çok iyi tutuyor. Şener'in söyledikleri de aynı... Üstelik, daha da ileri gidiyor. "Başbakan kendisi aday olmazsa, Cumhurbaşkanlığı'na şunu çıkarır" gibi yaklaşım tarzlarını yeterli görmediğini söylüyor: - Seçim gizli oyla yapılacak ve milletvekillerinin eğilimleri ön plana çıkacak. Meclis'e bir isim empoze etmek güç. Bunlar, son derece önemli sözler! Şener'in yaptığı değerlendirme çok açık ve net.

Söyledikleri iki ihtimali işaret ediyor: 1) Ya Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanlığı'na kendisi adaylığını koyacak. Ardından seçilip Cumhurbaşkanı olacak. 2) Ya da AK Parti Meclis Grubu dalgalanacak. Parti içinde Başbakan'ın eğiliminin dışında da eğilimler ortaya çıkacak. Abdüllatif Şener, bu kadar açık söylemiyor söylemesine de... "Başbakan kendisi Cumhurbaşkanlığı'na aday olmazsa AK Parti içinden çok aday çıkar mı?" sorusuna verdiği cevap, süreç içinde yaşanabilecek gelişmeleri ortaya koyuyor: - Çıkar ve Meclis karar verir. Yetmedi, bitmedi, bu kadar da değil... Şener'e bakılırsa, Başbakan kendisi aday olsa bile parti içinden Cumhurbaşkanlığı için başka adaylar da çıkabilir. Ancak, Başbakan Yardımcısı Şener bu adayların belirleyici olmayacakları görüşünde.

***

AK Parti'nin iki ağır topunun söylediklerini alt alta koyduğumuzda ortaya çıkan sonuç şu: Şu andaki tartışmalar ve sıkıntı Erdoğan'ın Köşk adaylığına odaklanmış gibi görünüyor. Ancak, Erdoğan "Hayır, ben istemiyorum" dese de sıkıntı ve tartışmalar boyut değiştirerek devam edecek. Cumhurbaşkanlığı seçimi, hem Türkiye, hem de İktidar Partisi açısından kolay bir süreç olmayacak!

Devam edelim... Diyelim ki, Başbakan "Aday benim" dedi. Ardından da Parlamento'da seçilip, Çankaya Köşkü'ne oturdu. Bu defa da Başbakanlık ve AK Parti Genel Başkanlığı tartışmaları başlayacak. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in, Cumhurbaşkanlığı Köşkü için yaptığı "Erdoğan'a rağmen adaylar çıkabilir" değerlendirmesi çok önemli. Aynı durum AK Parti Genel Başkanlığı için de geçerli olabilir! Başbakan'ın işaretine rağmen, "Yarışmada ben de varım" diyenler çıkabilir!

Gerçi, Erdoğan eğer Köşk'e çıkarsa önce Başbakan'ı atayacak. Başbakanlık Koltuğu'na oturttuğu isim, önemli bir avantaj elde ederek kongreye gidecek. Ancak, bu durum da başka isimlerin şanslarını denemelerine engel değil. Üstelik, Erdoğan ve AK Parti'nin önünde dönemsel bir sıkıntı da var: Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen ardından genel seçimlere gidecek. Artık, milletvekillerinin süreleri doldu gibi. Doğal olarak yeni seçim listesinde yer almaya çalışacak ve bunun için mücadele edecekler.

Durum bu olunca, parti grubuna hakim olmak çok daha zorlaşacak. Türkiye gerçekten ilginç bir dönemece girdi... Başbakan Erdoğan ve kurmayları, kılı kırk yaran ince hesaplar yapmak zorundalar. Bir yandan muhalefetle mücadele ederken, diğer taraftan parti içi dengeleri de gözetmek durumunda kalacaklar. Önümüzdeki günlerde, sadece tartışmalar ve gerilim artmayacak. Aynı zamanda siyaset sanatının gerektirdiği bütün inceliklerin ustaca kullanılacağı bir süreç yaşayacağız!

ÇAKAL
16-01-2007, 00:41
Kelle koltukta ihracat

Seçim takvimi yaklaştıkça, bakanların eleştirel haberlere tepkisi de artıyor. Örneğin Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin görünümünün kötü gösterildiğini iddia ediyor ve vatanseverlik sorgulaması yapıyor.
Ülkeye bir de dışarıdan bakmak için geçtiğimiz hafta Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, TİM Başkanı Oğuz Satıcı ve 170 işadamı ile birlikte Mısır'a gittik. LC Waikiki markasıyla 140 mağazada 350 milyon doları aşkın ciroya ulaşan Taha Grup'un Burj el Arap Sanayi Bölgesi'ndeki temel atma törenine katılıp diğer Türk yatırımlarını inceledik. Törenden sonra İskenderiye'ye geçiyorduk. Arabada TİM Başkanı Oğuz Satıcı, Süleyman Orakçıoğlu ve Mehmet Büyükekşi vardı. Herkesin aklı Ankara'da ve siyasetin nasıl şekilleneceğindeydi. Tam, ihracatçının rekabet gücünü sürdürme çaresini konuşurken konvoydaki bir kazayı ucuz atlattık. Arabamıza arkadan hızla çarpan otomobil darmadağın oldu. Allah'tan yaralanmadık. Satıcı soğukkanlılığını korudu. Tekrar yola çıkarken bana, "Gördün mü ihracatçı kelle koltukta çalışıyor" dedi. Sonra söz, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın Bursa konuşmasına geldi. Satıcı, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Merkez Bankası Başkanı geçenlerde Sanayi Odası'na da gelmişti. Bir sunum yaptı. O sunumu Ahmet, Mehmet de yapardı. Önceden hazırlanmış bir metni okudu. Oysa Merkez Bankası Başkanı gönülden konuşmalı. Toplumun çok değişik kesimlerini dinleyerek, politikasını oluşturmalı. Faizleri geçen yıl 4 puan yükseltti. Gerekirse 4 puan daha yükseltir. Peki ne olur? Biz, öyle masa başından görüldüğü gibi değiliz. Risk yönetimini biliyoruz. İhracat yapanların ülkeye döviz kazandırmak için göbeği çatlıyor. Yılmaz bu gerçeği de görmeli. Enflasyon yüzde 5 hedeflendi? Tuttu mu? Hayır. Hesabını yüzde 5'e göre yapanlardan özür diledi mi?"

1 milyar doları ütülerdim
Kur politikası ve kısa vadeli faizler konusunda mutlak anlamda uzlaşamasak da Oğuz Satıcı'nın şu yorumu yabana atılır gibi değildi:


"Ben enayi miyim, sürekli kuru gündemde tutayım? Allah'a şükür kazanıyorum. Peki nasıl kazanıyorum? Şikayet ettiğim kur politikasının yarattığı fırsatları kullanıyorum. Nasıl mı? İthalat yapıyorum. Ama benim ithalat yapmam, bu ülkede bir insanın daha iş bulamaması demek. 10 milyon işsizi olan ülkede bu önemli bir konu
Türkiye borçlu bir ülke. Bunun bedelini ödemek zorunda. Kabul. Ancak bedava kaynak aktarmamalı. Kemal Derviş'in açıkladığı programın nereye gideceğini kestiren biri olarak, otururdum Londra'da bu ülkeye para satardım. 1 milyar doları ben de ütülerdim. Bu ülke hepimizin. Biri 9 diğeri 15 yaşında iki kızım var. Onlar da bu ülkede yaşayacaklar. Çocuklarımızı da düşünmeliyiz."


Bu arada Devlet Bakanı Tüzmen'in, "Ben, nasıl ihracatın sahibiysem ithalatın da sahibiyim. İthalatın yüzde 70'i ara malı. Niye yapılıyor? Çünkü Türkiye'de üretilen mal, dışarıdan gelenden pahalı. Neden? Çünkü aşırı değerli kur var. İşgücü, enerji ve diğer maliyetler yüksek. Adam gidecek tutamazsınız" sözleri akla geldi. Tüzmen, "Randıman alınamayan alanlarda istihdam kaybı olacaksa bunu önlemek kolay değil. Dış yatırımlar, katma değer olarak Türkiye'ye dönecek" derken kendisine eşlik eden AKP ve CHP'li bazı milletvekilleri ne mi yapıyordu? Piramitleri, Han Halil Çarşısı'nı geziyordu.

ekselans
19-01-2007, 15:30
Çanakkale geçilmişmidir? Slayt (http://files.to/get/339901/52483/CANAKKALE_GECILDI.rar)

ÇAKAL
20-01-2007, 08:41
TÜSİAD: Kürtçe seçmeli ders olsun

TÜSİAD, 10 yıl önce yayımladığı Demokratikleşme Raporu'nu güncelledi. Raporun Kürt Sorunu başlıklı bölümünde ana dilin en azından seçmeli ders olarak okutulması istendi Anayasa'da 58 değişiklik önerisi yapıldı. Siyasi Partiler Kanunu'nun azınlıklara dayalı politika yapılamayacağını düzenleyen maddesi için 'bütünüyle kaldırılmalı' denildi.



İMAM HATİPLERE KIZ ALINMASIN
Din dersi zorunlu olmaktan çıkarılmalı. İmam hatip liseleri günümüzde laik öğretim birliğini bozar bir nitelik sergilemeye başlamıştır. İmam Hatip Liseleri, yeniden düzenlenmeli ve bu okullara kız öğrenci alınmasına son verilmelidir... Anayasa'nın yükseköğrenimi düzenleyen 130 ve 131'inci maddeleri yeniden düzenlenmeli.


Buna bende katılıyorum,zaten bişey olabildikleri yok,hadi erkekler imam olur şu olur bu olur.Amaaaaaaa okullara cumartesi günü isteyen çocuğun dini eğitim almasını sağlayacak ders koysunlar,millet dinini öğrensin,nesil boş yetişmesin,ondan sonra da çıkıp bu Ali Kalkancı dallaması nerden çıktı denmesin:mad:

ASKERİ YARGI KALDIRILSIN
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bağımsız bir yapıya kavuşturulmalı, hâkimler idari olarak kurula bağlanmalı... Askeri yargı, yargının bütünlüğünü mahkemelerin bağımsızlığını ve yargıç teminatı ilkelerini ihlal eder niteliktedir ve bu sebeple kaldırılmalıdır. Yüksek mahkeme üyeleri sadece Cumhurbaşkanı tarafından seçilmemeli, bu seçimi Yargıtay ve Danıştay üyeleri yapmalı.

ÇAKAL
20-01-2007, 09:33
Çanakkale geçilmişmidir? Slayt (http://files.to/get/339901/52483/CANAKKALE_GECILDI.rar)

Sevgili ekselans teşekkür ederim,çok güzelmiş,yeni farkettim,inan gözlerim doldu.
Vatan evlatları eriyip gidiyor,kimsenin umurunda değil,yaşım 37 ama inanın bu memleketteki sıkıntılar kendimi 370 yaşında gibi hissettiriyor.
Geçen yazmıştım savaşı cephede kazanmış masada kaybetmişiz.
Hep düşünmüşümdür,ingilizler kendileri için manevi değeri olan istanbulu niçin tek bir mermi bile atmadan çekip gittiler.
Mezarında dik yatsın o sağır.iş bankasını
kendi evlatlarına haraca bağlamış.:mad:
Cephede kazandığımızı masada vermiş,hâlâ acısını çekiyoruz.
Aynısı ırakta olacak istediklerini alınca çekip gidecekler.

ÇAKAL
21-01-2007, 13:58
a.yildirimturk@zaman.com.tr


Esnafın işi çok zor; çünkü...



Hükümet, ihracata dayalı ekonomik bir modeli tercih ediyor. Ayrıca, enflasyonu da düşürme yönünde politika izliyor. Merkez Bankası (MB) özerk yapısı içinde hükümet programı ile dövizde dalgalı kur ve enflasyonu düşürme yönünde de sıkı para politikası uyguluyor.
İş dünyasının da bu programa uyumlu hareket etmesi gerekiyor. Ancak, çarşı pazarı dolaştığınızda durum hiç de iç açıcı değil. Yiyecek, içecek ve hizmet sektörü hariç iç piyasaya dönük çalışan işletmelerin birçoğu düşen enflasyona henüz uyum sağlayabilmiş değil. Küçük işletmeler ve perakende ticarete yönelik esnaf kesimi, MB'nin sıkı para politikasından olumsuz etkileniyor. Sermeye yetersizliği, büyük şehirlerde her semtteki irili ufaklı marketlerin dışında, belirli bölgelerdeki hipermarketler, birçok iş kolunda esnafın ticarî faaliyetlerini her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Ayrıca, yaklaşık 30 yıldır yüksek enflasyon ortamında ticaret yapan birçok sektördeki stoklu çalışmaya alışık esnaf, son 4 yıldır enflasyondaki düşüşe henüz ayak uydurabilmiş değil.

Üçüncü, dördüncü kuşak köklü ticarî işletmelerin bir kısmı, sermaye yeterliliği olsa da dededen, babadan devreden yöntemlerle iç piyasaya yönelik ticarî faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor. Bunlar da verdikleri hizmet, görünüm ve mal çeşitliliği açısından günün şartlarına ayak uyduramıyor. Her ne kadar geçmişten gelen güvene dayalı müşteri potansiyelleri olsa da eski kârlılıklarından her geçen gün uzaklaşıyorlar. Sermaye yeterliliği olmayan küçük işletmeler ve esnafın, katma değeri yüksek ve farklı ürün pazarlamayanları, düşen enflasyondan en çok etkilenen kesimi oluşturuyor. Bir yandan vadeli aldığı malı, vadesi içinde satamamanın sıkıntısını yaşarken, kârlılığındaki düşüş yüzünden işyeri kirası, personel ücreti, işletme masrafları ve kişisel harcamalar gibi zorunlu giderleri karşılamada güçlük çekiyorlar. Bunları çözebilmek için bankalardan işletme kredisi, kişisel ve hatta işyerindeki bazı harcamaları için banka kredi kartı ile para kullananlar bile oluyor.

Geçen yıllarda halkın bir kısmı borçlanarak ev ve araba satın aldı. Diğer bölümü tasarruftan uzak ve eski harcama alışkanlıklarıyla banka kredi kartı kullanarak taksitli alışverişlerini sürdürüyor. Büyük bir çoğunluk tasarruf edemediği gibi, geçen yıllardan gelen borçlarının taksitlerini ödemeye çalışıyor. Bir yandan Merkez'in sıkı para politikası çerçevesinde enflasyonun düşüş trendinde olması, diğer yandan halkın zorunlu ihtiyaçlar dışındaki alışverişlerindeki düşüş, günlük kazanca dayalı ticaret yapan küçük işletmeleri ve esnafı son bir aydır bunaltmış durumda. Piyasalarda yaşanan durgunluk, son aylarda protestolu senetlerin artışından da görülüyor.

Peki çözüm nerede? Düşen enflasyonla birlikte, işletme enflasyonunun da düşmesi gerekiyor. Aynı sektördeki küçük işletmeler ve esnaf, güç birliği çatısı altında ortaklıklar kurmalı. Profesyonel bir yönetimle ihracata dönük üretim ve pazarlamaya yönelmeleri, zor olsa da en iyi çözüm yolu olarak görünüyor. Bu konuda işadamları dernekleri ve benzer sivil toplum örgütlerinden yardım almaları da mümkün. Diğer bir çözüm yolu ise; müşterinin ayağına giderek veya rakiplerinden ayrı özellikler geliştirerek ticarette bir adım öne çıkabilirler. Bir diğer çözüm yolu ise; her gün gelişen elektronik ortamdan faydalanarak, e- ticarete yönelme olabilir. Hükümetin de ticari ortamı azamî ölçüde iyileştirmesi gerektiğini de vurgulayalım. Her halükârda esnafın sorunlarını yine esnaf çözecek. Bunun farkında olanlar, iş dünyasındaki varlıklarını büyüyerek sürdürebilecek.


21/01/2007

ÇAKAL
26-01-2007, 06:53
Polat Alemdarcık...

Ne güzel ülkeydi burası kardeşim... Ne güzel ülkeydi.
Masum.
Sakin.
Huzurlu.
Hayallerimiz vardı...
Umutlarımız...





Siyah beyaz filmlerimiz vardı.





Anam elimizden tutardı, ağabeyimle benim... İzmir'in imbatı vantilatör gibi ufak ufak üfürürken, Kahramanlar'daki açık hava sinemasına giderdik, yürüyerek...
Tabanvay yani. Gazoz falan alırdı babam, eğer uslu durursak...
Ufacık sinemada bir kamyon çiğdem yenirdi, çıt çıt çıt... Hastasıdır İzmirli çiğdemin... Hani şu, sizin ayçekirdeği veya kısaca çekirdek dediğinize...
Ve, ışıklar sönerdi.





Ayşecik vardı.
Ömercik.
Sezercik.
Sakin, huzurlu, masum Türkiye'nin, vicdanı olan çocuklar...





O efsane replik mesela...
"Anneciğim... Melek yüzlü anneciğim... Hasta olma sen anneciğim... Ben büyüyünce doktor olucam, sana ilaç getiricem anneciğim..."
Burnumuzun direği sızlardı...
Cız ederdi yüreğimiz.
Kâğıt mendiller yoktu o zaman... Babam, ütülenmiş, derli toplu katlanmış mendilini çıkarırdı arka cebinden, anama uzatırdı usulca... Valide zaten perişan.





Ben en çok Sezercik'i severdim onların arasında...
Kendisi açken bile elindeki lahmacunu sokak köpeğine yediren yufka yürekli yaşıtımı...
Veremli annesine bir tas çorba parası bulabilmek için şeker satan kahramanımı...
Alamadığı balonlara iç çekerek bakan hüzünlü arkadaşımı...
En çok onu severdim. Aman ne kızardım o gaddar üvey babasına, size anlatamam...





Sonra aniden...
Geçiverdi yıllar.
Göz açıp kapayıncaya kadar.
Sezercik, 40 yaşına gelmiş.





Dün duyuyorum...
Otomobilini durdurmak isteyen polisle çatışmış... Üç kilometre süren kovalamacada, cayır cayır kurşun yağdırılmış karşılıklı... Önce izini kaybettirmiş. Sonra yakalanmış. Meğer aranıyormuş... Uyuşturucu kaçakçılığından... Evine yapılan baskında, kokain, tabanca ve Kalaşnikof bulunmuş.
Bizim Sezercik büyümüş...
Polat Alemdarcık olmuş.





Halbuki ne güzel ülkeydi burası... Masum. Sakin. Huzurlu.
Hayallerimiz vardı...
Umutlarımız...
Siyah beyaz filmlerimiz vardı.





Şimdi elimde kağıt mendil, şu repliği arıyorum renkli filmlerde, televizyondaki vurdulu kırdılı rengarenk dizilerde...
Ne oldu bize kardeşim?
30 yıl içinde böyle...
Ne oldu bize?


Yılmaz Özdil

ÇAKAL
02-02-2007, 06:54
Tayland’da bir Müslüman köyü

02 Şubat 2007 Cuma




PHANG-NGA- Yaklaşık 64 milyon nüfusunun yüzde 95’i Budist olan Tayland’ın güneyinde, denizin ortasındaki bir kayalığın üzerine kurulmuş bir Müslüman köyü var. “Sireh Kayalığı” üzerinde yaşayan 500 civarındaki insanın tek gelir kaynağı balıkçılık...
Köyün ilk yerlileri yaklaşık 400 yıl önce Malezya’dan gelmiş. Göçebe hayata alışık olan Malezya’dan gelen bu grup, o günün şartlarında Tayland hükümeti yer vermeyince, sığ bir denizin ortasındaki kayalığa yerleşmiş. Balıkçılıkla geçinen köyde bir cami ve bir okul bulunuyor. Caminin üst katında hafta sonları çocuklara dini eğitim veriliyor.

Zor şartlar altında
Denizin ortasındaki bu Müslüman köyünde hayat şartlarının zorluğu göze çarpıyor. Geçimlerini sadece denizden gelen ürünlerle sağlayan köyün başka bir geliri yok. Bazı köylüler muson sezonunda tekneleriyle başka adalara giderek hayatlarını sürdürüyor. Tsunami bölgesi olan Andaman Denizi’nin Phang-Nga körfezine yakın yerde bulunan Müslüman köyü, iki yıl önce yaşanan büyük tsunami felaketinden hiç zarar görmemiş. Gün içinde gel-git olayının yaşandığı denizin bu bölgesinde tsunami olmamasının sebebi ise Phuket Adası’na bağlanıyor. Tsunamiden büyük zarar gören Phuket Adası’nın, Phang-Nga Körfezi’nde suların yükselmesini engellediği belirtiliyor. Nüfusunun yüzde 5’i Müslüman olan Tayland’da hükümetin Sirah Kayalığı köylülerine yeni bir yerleşim yeri vermeyi planladığı belirtilirken, bunun nasıl ve ne zaman olacağı hakkında henüz hiçbir ayrıntı bulunmuyor.

ekselans
06-02-2007, 15:56
Yargıtay 13 günde karar almazsa, 167 kişinin öldüğü evlerin müteahhidi Göçer kurtulacak


Marmara Bölgesi’nde yaptırdığı konutların 17 Ağustos 1999’da meydana gelen deprem felaketinde yıkılması sonucu 167 kişinin ölümünden sorumlu tutulan müteahhit Veli Göçer’in, Yargıtay'da bulunan dosyası 13 gün içinde karara bağlanmazsa zaman aşımına uğrayacak. Depremzedelerin avukatı Filiz Saraç, “Veli Göçer 13 gün sonra serbest kalabilir. Konuyu AİHM’e taşıyacağız'' derken, depremzede Salim Çakır, “Göçer, serbest kalırsa 167 canın hesabını kim verecek?'' diyerek isyan etti.
Göçer’in dosyası, yeni TCK’ya göre yargılanması ve usül eksiklikleri nedeniyle iki kez yerel mahkemeye iade edilmişti. 7 yıldır süren dava için 41 duruşma yapıldı. Göçer ve ortağı İsmet Kösebalaban, 3 yıldır Konya E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.
Marmara Depremi’nde Yalova Çınarcık ve Kocatepe Mevkii’nde yaptırdığı konutların yıkılması sonucu 167 kişinin ölümüne neden olmakla suçlanan müteahhit Veli Göçer, güvenlik gerekçesiyle Konya’da yargılandı. Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4 yıl süren dava sonunda Göçer, ortakları İsmet Kösebalaban, Zafer Coşkun ve oğlu Can Göçer eski TCK’ya göre ‘Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 25’er yıl hapis cezası aldı. Ancak, karar temyiz edildi. Yargıtay 9’ncu Ceza Dairesi, Haziran 2005’te kararı yeni TCK’ya göre yargılanma yapılması ve ‘Usul noksanlığı’ gerekçesiyle bozdu. Bu tarihten sonra tutuksuz olan Can Göçer ve Zafer Coşkun bir daha yakalanamadı. Tutuklu olan Veli Göçer ve Kösebalaban’ın mahkemedeki iyi halleri nedeniyle cezaları 18 yıl 9’ar aya düşürüldü. Her iki tarafın avukatı da kararı bir kez daha temyiz etti. Yargıtay 9’ncu Ceza Dairesi de 3 ay önce usul eksiklikleri nedeniyle dosyayı ikinci kez Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade etti.

ZAMAN AŞIMINA 13 GÜN KALDI
Yerel mahkeme, usül eksikliği uyarasına neden olan sanık avukatlarının temyiz dilekçelerini katılanlara tebliğ ettikten sonra dosyayı Ocak 2007’de yeniden Yargıtay 9’ncu Ceza Dairesi’ne gönderdi. Dosya halen Yargıtay’da karar verilmesini beklerken, depremzedelerin avukatları dava ile ilgili zaman aşamı süresinin 18 Şubat'ta dolacağına dikkat çekti. Avukat Filiz Saraç, “Dava 7 yılı aşkın süredir devam ediyor. Halen bir karar çıkmadı. Zaman aşımı süresinin dolmasına 13 gün kaldı. 13 gün içinde Yargıtay dosyayı karara bağlamazsa, Veli Göçer ile ortağı İsmet Kösebalaban, cezadan kurtulmuş olacak. Böylece 167 kişinin ölümünden sorumlu tutulan sanıklar cezaevinden çıkacak. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma ilkesine tamamen aykırı. Biz daha önce dava süresinin 5 yılı geçmesi nedeniyle AİHM’ne başvuruda bulumuştuk. Eğer dava zaman aşımına uğrarsa hakkımızı AİHM’de arayacağız'' dedi.

DEPREMZEDELER İSYAN ETTİ
Depremde Veli Göçer'in yaptığı evde 7 yaşındaki oğlu Can’ı kaybeden Salim Çakır, “7 yılı aşkın süredir devam eden dava için 41 duruşma yapıldı. Yıllarca duruşmalara gidip geldik. Oğlum, yıllardır gözümün önünden gitmiyor. Her gün içim parçalanıyor. Oğlum’un katili Veli Göçer’dir. Serbest kalırsa 167 canın hesabını kim verecek'' diyerek isyan etti. Depremzede Mustafa Ergüden de, “Göçer, zaman aşamından faydalanır ve cezaevinden çıkarsa, Türk adaleti büyük yara alır'' dedi.
Veli Göçer’in avukatı Abdülkadir Çiçek ise, davanın Yargıtay’da duruşmalı olarak görülmesi talebinden bulunduklarını ancak henüz duruşma gününü belirten tebliğin kendilerine ulaşmadığını belirterek, “Yasaya göre Veli Göçer davasının zaman aşımı süresi 18 Şubat 2007’de doluyor. Yargıtay teamüller gereği davayı duruşmalı yapmak zorunda. Normal şartlarda duruşma günü taraflara en az 1 ay önceden bildirilir. Ancak bize duruşma gününü bildiren bir tebligat gelmedi'' diye konuştu

“VELİ GÖÇER'E FAZLA CEZA VERİLDİ''
Emsal davalarda yargılananların alt sınırdan ceza almasına rağmen Veli Göçer’in en üst sınırdan cezalandırıldığını belirten Avukat Çiçek, “Yalova’da 300 kişinin öldüğü Yüksel Sitesi’nin sorumlularına 1 yıl 8 ay hapis ceza verildi ve bu cezalar da ertelendi. Yargıtay da bu kararı onadı. Ancak Veli Göçer, yasanın en üst sınırından ceza aldığı gibi bir de parsel hesabı yapılıp cezası 5’e katlandı. Bu uygulamanın benzer bir örneği daha yok. Veli Göçer ile diğer müteahhitler arasında statü farkı mı var?'' dedi.

Red Kit
06-02-2007, 17:24
İnsan neye hayret edeceğini şaşırıyor. Eğer 13 günde karar çıkmazsa adalet duygusu yaralanacak, eğer 13 günde karar çıkarsa yine adalet duygusu yaralanacak. Tabi hala adalete güven duygunuz kaldı ise

PARK
06-02-2007, 18:58
yeni duydum hrant dink in ölüm raporu daha mahkemeye ulaşmamış yargılama devam edecekmiş hazirana ertelenmiş dava. gülermisiniz aglarmısınız çok enteresan bir ülkede yaşıyoruz arkadaşlar..................

ekselans
07-02-2007, 15:39
YARGITAY VELİ GÖÇER'İN HAPİS CEZASINI ONADI
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Yalova'da yaptırdığı bazı binaları 17 Ağustos
Marmara Depreminde yıkılan müteahhit Veli Göçer'in 18 yıl 9 aylık hapis cezasını
onadı.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Göçer ve diğer
sanık mühendis İsmet Kösebalaban'ın Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararını
temyiz başvurusunu sonuçlandırdı.
Göçer hakkındaki hapis cezasını onayan yüksek mahkeme, Kösebalaban'a ceza
tesisinde bir parseldeki binanın yıkılması yönünden, sanığın bu binada şirket
ortağı olduğu konusunda delil bulunmadığından "bozma", diğer parsellerdeki
binaların yıkılması yönünden "onama" kararı verdi.
Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Göçer ve Kösebalaban'ı, "tedbirsizlik ve
dikkatsizlik sonucu birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek" suçundan 18
yıl 9'ar ay hapisle cezalandırmıştı.
Davanın zamanaşımı süresi 18 Şubat 2007 tarihinde doluyordu.
(AA)

(07/02/2007 - 16:36:08)

ÇAKAL
08-02-2007, 09:40
Eski MİT şefinden Çakıcı'ya öpücük!


Bir dergideki sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyleyen Gündeş, "mafya lideri" olmakla suçlanan Çakıcı'ya öpücük gönderdi. Gündeş, Marsilya'daki "eylemleri" de savundu


MİT'in eski Yurtdışı İstihbarat Başkanı Nuri Gündeş, salı gecesi "derin devlet"i tartıştığımız NTV'deki "Neden" programında konuğumdu.
İlk kez bir tartışma programına katıldı ve çok önemli açıklamalar yaptı.
Açıklamaların önemini daha iyi kavramak için Gündeş'in, 23 yılını verdiği MİT'te, 12 Eylül döneminde, ASALA operasyonunu yönettiğini, Mehmet Eymür imzalı 1. MİT raporunda Dündar Kılıç ve Şükrü Balcı ile bazı illegal işlere katılmakla suçlandığını, Çiller döneminde Başbakanlık İstihbarat Müşavirliği'ne getirildiğini hatırlatalım.
Gündeş lafa ASALA operasyonuyla başladı.
Biliyorsunuz, ASALA'nın Türk diplomatlarını hedef aldığı dönemde MİT, yurtdışında ASALA liderlerine karşı suikastlar planlamış, aynı dönemde Marsilya'daki Ermeni anıtı bombalanmış, bu operasyona Abdullah Çatlı ekibinin de katıldığı öne sürülmüştü.
Gündeş, dönemin parasıyla toplam 17 milyon liraya mal olan operasyonu şöyle anlattı:

Kin ya da para için
"Marsilya'da bir Ermeni abidesi yapıldı. Oranın devlet başkanı açtı orayı... Devletin ne polisinin, ne de askerinin ulaşamayacağı menzillerde savaş veren insanlar olarak bizler oralara gittik. Ben gitmedim, ama ekibim gitti. Bunu derin devlet olarak izah etmek mümkün mü? Benim oradaki vatandaşlarım milli hislerle orada bir eylem yaptılarsa bu derin devlet işi midir?
"Milli hislerle" bu operasyona katılanlarda hangi "motifler" arandı?
"Ya milliyetçidir, ya kin-nefret motifidir, ya maddidir. Kin- nefret motifi de izafidir, geçebilir zamanla... Onun yanında oraya gittiğin zaman faaliyet maskesi müsait olacak. Değilse kabak gibi ortaya çıkar. Türk devletinin terörist devlet sınıfına girmemesi için de itina gösterilecek."

4 kova su
Gündeş'e buradaki asıl eleştirinin, devletin operasyonunda, katliam sanığı olarak Interpol'ce aranan insanların, ceplerine pasaport ve silah konularak kullanılması olduğunu hatırlattık. Onların "kendi elemanı olmadıklarını, Türklük şuuruyla kendiliğinden bu işe katıldıklarını" söyledi ve durumu şöyle izah etti:
"Orada yangın var, adam 4 kova su getirmiş. '4 kova su da ben atayım' derse buna 'Atma' mı diyeceğiz? 'Sen Türkiye'de bunu yaptın, su dökme, yanarsa yansın' mı denecek? Bunun mantıkla hiçbir alakası yok. Kimi göndereceksiniz? Seni mi göndereceğim oraya kardeşim? Devlet karar vermiş hiyerarşik olarak bu yapılacak diye... Başta Cumhurbaşkanı... 6 Kasım'da referandum yapacak. O zamana kadar hep böyle nutuklarla geçiyor günler. Eğer bu mücadeleyi derin devlet mücadelesi sayarsanız biz de sayalım, ama ben saymıyorum."

"Abdullah meselesi"
Gündeş, daha önce MHP'den, Ülkü Ocakları'ndan bazı kişilerin devlete yardımcı olduğunu, ama bunların zamanla devletten aldığı güçleri kendi emelleri için kullandıklarını, çek, senet mafyasına dönüştüklerini anlattı. Güneydoğu'daki korucu sistemine de bu nedenle karşı çıktığını söyledi:
"Ya bu adamlar ellerindeki silahları satacaklardır, ya onu kendi emellerine alet edeceklerdir" dedi.
Dink'in katillerinin kendilerine Çatlı'yı örnek aldıklarının hatırlatılması üzerine de "Gelelim Abdullah meselesine..." diye girdiği lafı Çakıcı örneğine getirdi.
"Bir mecmuada bana Alaattin Çakıcı'yı sordular, 'Ben devlete böyle sonradan sıkıntı olacak kişilerle pek iş yapmadım' dedim. Bana mektup yazdı hapishaneden... Şimdi dinliyorsa beni yanaklarından öperim, devlete eğer hizmeti varsa... Ben onu kasıtla söylemedim. Ben de eğer böyle işlerin içinde olsam, devlete zarar verecek olsam veya benim yüzümden devlet dedikoduya uğrayacaksa benim için de aynı şey söylense sesimi çıkarmam."
Çakıcı'nın mektubunda Gündeş'e "Artık sana ağabey demeyeceğim" dediğini sonradan öğrendik.

Cantürk zehirledi
Programda eski TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu üyesi Fikri Sağlar, Kutlu Savaş'ın "Susurluk Raporu"ndan şu cümleyi okudu:
"Devlet Cantürk ile baş edememiştir. Cantürk'ün devlete biat etmesi beklenirken adı geçenin yeni bir tesis kurmak üzere hareket geçmesi üzerine Türk emniyet teşkilatı tarafından öldürülmesi kararlaştırılmış ve karar infaz edilmiştir."
Gündeş bu konuda şunları söyledi:
"Behçet Cantürk'ü alan benim. Erzurum'da yakaladık, aldık getirdik. Sadettin Tantan'a verdik, sorgulaması yapıldı. İlişkileri vardı, evet. Acaba ne yaptı bu adam? Ne gibi eylemler yaptı? Ne gibi zehirli maddelerle, eroinlerle benim Türk evlatlarımı zehirledi; bunlar hiç düşünülmüyor. Ama ben iç faaliyetlerde hiçbir zaman can almayı kabul etmiyorum. Devletin kanunları vardır, devlet güçlüdür, bunları yakalar, hapse atar, o zaman idam cezası vardı, idam da eder.
"Ama diyelim ki Behçet Cantürk öldürülmüş. Baader-Meinhof çetesini hapishanede öldürdüler, Almanlardan bir kişi bir şey söylemedi. Bir tek yazı dahi yazmadı Alman basını... Demin söylediğim gibi, devlet bazen kendisini korur."

Aptallar yapmaz
Nihayet Dink suikastını sordum Gündeş'e... Şöyle dedi:
"Biz de yurtdışında operasyonlar yaptık. Bir insanı oraya göndereceksiniz, cebinde 180 lira para olacak. Ondan sonra kör gözüne parmağım gidecek bir kahvede oturacak, kendisini belli edecek. Bunu aptallar yapmaz.
"Bu insanlar Alperenler diye bir gruptanmış galiba... Bazı insanlar bulundukları partiyi veya Türk-İslam sentezini değişik biçimde değerlendiriyorlar. Bu değerlendirmelerin sonucunda bir grup kafadar insan, bir tane de elebaşı 'Şunu öldürelim' diye karar veriyor. Bunun arkasında çok organize bir güç aramam; benim 50 senelik tecrübemle böyle bir şey aranması doğru değil."

Yakalayacağına izlesene...
Gündeş, faillerin yakalanması konusundaki bazı acemiliklere de dikkat çekti:
"Acemice bir olay. İstihbarat Şube Müdürü üzerine almış her şeyi... Öbür taraf, tamamen beraat etti, kendilerine göre aklandılar, ama ortada bir şey var: Mademki Ogün Samast'ın otobüse bindiğini tespit ettiler; bizim istihbarat kurallarımıza göre (yolda inme ihtimaline karşı) yanına bir adam bindirilir.
"İkincisi, Samsun'a niye götürüyorsun? (Onunla) Trabzon'a git. 10-15 gün muhaberatını, konuşmalarını, irtibatlarını tespit et. Böylece 'Arkasında şu vardı, bu vardı, derin devlet vardı' gibi her şey ortadan kalkar. Ama bu istihbarat, kurallarına göre yapılmamış."
Gündeş, Dink'in, bunca ihbara rağmen korunmamasını da garipsedi. Acaba yok edilsin diye mi korunmamıştı?
"Vallahi dilim varmıyor ona... " dedi:
"O zaman bu ihanet olur ki, onu kimseye söyleyemem. Yani 'Ölürse ölsün' der gibi, ama zannetmiyorum. Onu söyleyecek bir Türk vatandaşının olmaması lazım..."


Nuri Gündeş kimdir?
Eski MİT İstanbul Bölge Müdürü. Harp Okulu Mezunu. 23 yıl boyunca çalıştığı MİT'ten 1986'da, Hiram Abas'ın teşkilata geri dönmesi üzerine prensip gerekçesiyle ayrıldı. Mehmet Eymür tarafından kaleme alınan 1. MİT Raporu'nda Gündeş'in Dündar Kılıç ve İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı ile birlikte illegal bazı işlere karıştığı iddia edildi. Tansu Çiller'in başbakan olduğu dönemde Gündeş Başbakanlık İstihbarat Müsteşarlığı da yaptı.

can.dundar@e-kolay.net

ÇAKAL
12-02-2007, 06:18
İBRAHİM ÖZTÜRK
i.ozturk@zaman.com.tr Ekonomi

Cumhurbaşkanı haklı!



Türkiye'nin yabancı sermaye girişine ihtiyacı olduğu kesin. Halen ülkemiz bundan nasibini daha yeni almaya başladı. Bu nedenle, "Yabancılar ülkeyi kapattılar, ne varsa silip süpürüp satın aldılar." gibi ajitasyonlar yanlış ve ülkeye zararlı.
Ancak liberal-köktenciliği bir kenara bırakırsak, sermaye sahiplerinin bir ülke aidiyeti ve arkasında daima siyasi bir duruş ve amacın olduğu da açık. Strateji ve pazarlık gücü yeterli değilse, yabancı sermaye 'talancı' gibi davranır ve ülkeyi kalbura çevirir. Bu çokça görülen bir durum. Bu tür bir sermaye kalkındırmaz, tersine geriletir ve ülkenin sosyal-siyasal-iktisadi dokusunu bozar. Daha çok ticari mantıkla davranıp, büyük kâr transferleriyle ülkeden net kaynak çıkışına, yani fakirliğe bile sebep olabilir. Açıkçası şimdilik biz ülke olarak bu riski yaşıyoruz. 2006 yılının üçüncü çeyrek cari açığı, artık sadece ticaret açıklarının değil, aynı zamanda büyük bir kâr transferi kaleminin de belirginleşmeye başladığını gösteriyor.

Soğuk Savaş döneminde Asya ülkelerinden bilhassa Güney Kore ve Japonya başarılı bir yabancı sermaye stratejisi izledi. Her şeyden önce gerilim ortamında taraflardan birine yaslanmanın sefasını sürdüler. İlaveten ulus devlet ve liderlik mekanizması güçlü, ticari ve finansal korumacılık da mümkün olunca ülkeye nüfuz etmek için yabancı sermaye yatırıma yöneldi. Ancak başta Japonya olmak üzere bu iki ülkenin kalkınmasında yabancı sermaye katkısı daha çok lisans anlaşmaları, teknoloji transferi ve uzmanlardan öğrenme şeklinde oldu. Ne büyük bir kredi katkısı (dış borç) ne de büyük bir doğrudan yabancı sermaye girişi söz konusudur. Ampirik çalışmalar, yabancı sermaye girişinin kalkınma etkisinin en iyi ihtimalle şartlara bağlı ve kısıtlı olduğunu gösteriyor (Son bir çalışma için bkz. Ebru Yalçın, Merkez Bankası, Eylül 2005). Anlayacağınız, bir ülkenin kalkınması son tahlilde kendi yerli kaynaklarını etkin kullanımına bağlı.

Türkiye, başarısız sahte direnme yıllarından sonra 2001 krizi sebebiyle kelimenin tam anlamıyla 'havlu attı'. Eh bir de AB üyesi olmak istiyoruz. O zaman AB-IMF-Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü'nün verdiği ev ödevini yapmaktan başka çare yok. Kemal Derviş zamanında '15 günde 15 yasa' maddesi geçti. Uzmanlarını bile sersemleten bir hız ve oldu bitti. Herkes umutsuzluk girdabında, "Kemal Abi IMF'den para bulacak." kısmıyla ilgilendi. Daha şimdilerde olup bitenin künhüne vâkıf oluyoruz. Bana göre şimdiki hükümetin bu yasalara sarılması ürkütücü bir seçeneksizlik sebebiyledir. AB taraftarlığı da boyuna meraktan değil, içerideki müstemlekecilikten kaçış saikiyle. Empati yapın, kötek yiyerek, yorgun argın iktidar olan bir hükümet muktedir olabilir mi? Sırtınızı nereye yaslayarak iş yapacaksınız! Zaten tümüyle dış etkilere açık bir yapı elinizdeki. Anlayacağınız bugün Türkiye öyle kolayca 'hayır' diyebilecek durumda değil. Bundan daha tehlikelisi ise kendinde olmayan bir gücün vehmedilmesi ve ulusalcı kabadayılığa soyunulmasıdır.

Ancak bütün bunlar, hükümetin yabancı sermaye yaklaşımının yeterince şeffaf ve soğukkanlı olmadığı gerçeğini değiştirmez. Halktan kaçıracak bir şey yok. Halka rağmen ülkeye hizmet de edilmez. Yabancı sermaye ile kifayetsiz bürokratların yapacağı pazarlıklar, bir de kapalı kapılar arkasında olursa, mevcut kırılganlığımız olan 'aman ürkütmeyelim' mantığı ile kendimize ve ülkemize zarar veririz.

Buna en iyi örnek Cumhurbaşkanı'nın haklı olarak bazı maddelerini iptal ettiği Petrol Kanunu. Başbakan, "Bazılarına ben de katılıyorum." diyor. Sizce manidar değil mi? Geçmişten elinde patlayan bağlayıcı süreçlere ve Ankara'yı mesken tutan petrol lobicilerine dikkatinizi çekerim. Baksanıza petrolcüler rüşvet vererek Amerika'da küresel ısınma konusundaki uzmanlık verilerini bile çarpıtmayı başarmışlar. Türkiye'de neler yapmazlar. Enerji sektörü de öyle. Yapılan anlaşmalar gereği devletin petrole ve diğer enerji sektörüne yatırım yapması yasak. Keza kamu bankalarının satışı da öyle. Bankasız bir devlet olur mu? Sanayileşme tarihinden bana bir adet örnek gösteren var mı?

2007 siyasi gerilime, seçim sonrası ise enerji-banka savaşlarına konu olacak. Biz de bolca yazacağız.

12/02/2007

ÇAKAL
12-02-2007, 06:34
Fikri Akyüz
fakyuz@yenisafak.com.tr

--------------------------------------------------------------------------------


Milliyet'in 'taktığı' vahiy programı!


Milliyet gazetesinin dünkü bir haberinin özeti şu: Bakırköy Milli Eğitim Şube Müdürü Yaşar Değirmenci, Hilal TV'de “vahiy”i anlatıyormuş..

Manşet de şu: “Eğitimciden 'vahiy' programı”..

Gazete “vahiy” sözcüğünün ne olduğunu bilemediği için bir “vah” çekmediği kalmış!

Öyle ya; bir eğitimci nasıl olur da “vahiy” der ve nasıl olur da “vahiy”i anlatan biri, Milli Eğitim Bakanlığı'nda görev yapar..

Gerçi gazetenin yazı işleri yöneticileri, vahiy sözcüğünün “lafz”ını biliyor ama anlaşılan o ki “ruh”unu bilmiyor.

Kaldı ki, haberin içinde geçen “şişane” kelimesini bile yanlış yazan biri, elbette vahiy sözcüğünün vahim bir sözcük olduğunu zannedecektir.

Örneğin Yaşar Değirmenci programda şöyle demiş: “Bazı türbanlı kızlar altı kaval üstü şişane gibi..”

Haberi yazanlar “şişane” sözcüğünü bile yanlış yazmışlar..

Oysa sözcüğün doğru yazılışı şişhane değil, “şeşhane”dir.. (Bu deyim, kaval düz bir boru iken, şeşhane altıgen şeklinde bir boru olduğundan bunun bir uyumsuz ikili olduğunu dillendirmek için kullanılan bir deyim.. Farsça'da “altı” anlamına gelen “şeş”i, “dubeş attım şeş geldi” diyen tavlacılar iyi bilir!)

Evet, konuya dönersek..

Bu haber niçin yayımlandı, amaç neydi?

Amaç, vahyi anlatan birinin devlet memuru olmasını eleştirmek mi?

Yoksa vahiy kelimesinin “korkutucu” olduğunu seslendirmek mi? Yahut her ikisi birden mi?

Değirmenci, devlet memuru olduğu için “vahiy”i anlatamayacak mı?

Kalça hatlarını gösteren kot pantolon giyen türbanlı bir kızın uyumsuz giyimini eleştirerek “Altı kaval üstü şeşhane” diyen Yaşar Değirmenci'nin bu sözünün uygunsuz olan tarafı nedir?

Kaldı ki Değirmenci, bir “uygunsuzluk”tan bahsetmiyor, “uyumsuzluk”tan bahsediyor..

Yani bir laik ülkede elbette bir eğitimci kalkıp “Başı açık olanlar uygunsuz kişilerdir..” diyemez..

Bir terslik de şu: Milliyet gazetesi bu “uyumsuz”luğa gönderme yapan Değirmenci'yi eleştirirken kendi sayfalarında tam bir “uyumsuzluk” örneği göstermiş.

Örneğin; bu haberin alt başlığında “Altı kaval üstü şeşhene” diyen eğitimci eleştiriliyor.

Gazetenin bir diğer sayfasında, Değirmenci'nin aynı söylemiyle paralel başlık atarak bir başka habere yer veriyor.

Diğer haberin özeti şu: Başörtülü modacı Rabia Yalçın, New York'ta bir defile düzenleyerek kendi tasarımlarını tanıtmış.

Bu tasarıma baktığımızda, defileye katılan modelin üstünde frapan bir giysiyle karşılaşıyoruz.

Gazete bu habere, “Türbanlı modacıdan cesur giysi” başlığını atmış.

Ve bu tasarım ile tasarımı hazırlayan modacının türbanına atıfta bulunarak herhalde “Altı kaval üstü şeşhane” anlamına gelsin diye başlığın sonuna “ünlem” işareti koymuş!

Demek ki Milliyet gazetesinin editoryal kadrosu ünlemin ne anlama geldiğini biliyor..

Madem biliyor, o halde birinci sayfada Milliyet ibaresinin yanındaki “Basında Güven” şeklindeki logonun sonuna da mutlaka ünlem konulmalıdır!

(Biliyorsunuz birkaç yıl öncesine kadar Milliyet'in logosu “Halk Gazetesi” idi.. Bu değişimi gerçekleştiren Aydın Doğan herhalde şöyle düşündü: “Hürriyet, 'Devlet Gazetesi' olmasına rağmen madem ki Hürriyet'te bu logo yer almıyor, Milliyet'te de 'Halk Gazetesi' logosu kaldırılmalıdır!.)

Evet, bu yazının konusu elbette “vahiy” değil, kılık kıyafet “mevzuu” ise hiç değil..

Nedense bazı gazeteler “din” denilince, okuldaki bir eğitimcinin koltuğuna, öğrencilerinin toplu iğne koyarken zıplamasında olduğu gibi “otomatikman” zıplamakta pek mahir..

Bir eğitimci “vahiy”e inanıyorsa, (kaldı ki buna inanmama özgürlüğü de vardır ve laikliğin gerekliliği de zaten bunun içindir..) o eğitimcinin devlet memuru olmasının garip olan tarafı nedir?

Şimdi daha iyi anlıyorum: “Ben topraktan bir canım” diyen Orhan Gencebay demek ki Darwin ile “ters düştüğü” için “laik devlet kanalı” olan TRT'ye yıllarca çıkamadı(!)

ÇAKAL
12-02-2007, 19:05
Son Dakika - 18:28

Piyer Loti'ye 'Eyüp Sultan Tepesi' adı teklifi İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında tarihi Piyer Loti kahvesinin de bulunduğu tepenin adının ''Eyüp Sultan Tepesi'' olarak değiştirilmesi teklif edildi.

Saraçhane'deki Belediye Sarayı'nda gerçekleştirilen İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında, çeşitli müdürlüklerden gelen teklifler, ilgili komisyonlara gönderildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Harita Müdürlüğünce, ''Eyüp Belediyesi Sosyal Tesisleri ve Teleferik üst ayağının bulunduğu tepenin 'Eyüp Sultan Tepesi' olarak isimlendirilmesi'' teklif edildi.

Teklif görüşülmek üzere Harita Komisyonuna havale edildi.

Komisyonlara havale edilen 197 tekliften bazıları şunlar:

-''Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin ihtiyaç duyduğu bazı cihazların, Sağlık ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü tarafından temini ve bedelsiz olarak Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine devredilmesi''

-''İstanbul Silivri-Celaliye-Kamiloba Rüzgar Enerjisi Santrali''

-''Europian Cities Against Drug (ECAD - Avrupa Uyuşturucu Karşıtı Şehirler Birliği) Avrupa Ofisi ile Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan bir protokolle 15-16 yaşlarında en az 2800 öğrenci üzerinde uygulanacak olan bir saha araştırması yapılarak madde bağımlılığıyla ilgili risk faktörünün araştırılması''

-''Beykoz1/5000 ölçekli Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı itirazı''.


12/02/2007

ÇAKAL
13-02-2007, 06:17
'Patates mühürle' yeşil kart vurgunu

Şanlurfa'da bir şebekenin “Yeşil kart bürosundan geliyoruz, yeşil kartı olmayan varsa makbuz karşılığında sizi yeşil kart sahibi yapıyoruz, sizin yorulmanıza gerek yok” diyerek vatandaşı dolandırdığı ortaya çıktı.




ŞANLIURFA (CİHAN)
Bütün işlemleri tamamlanmış durumda sahte yeşil kartları okuma yazma bilmeyen vatandaşlara patates mühür basıp, para ile satan şebeke çökertildi. Her yeşil kartı 500 YTL ye çıkardıkları iddia edilen şebeke elemanlarının tarlalarda dolaşarak, “yeşil kart bürosundan geliyoruz, yeşil kartı olmayan varsa makbuz karşılığında sizi yeşil kart sahibi yapıyoruz, sizin yorulmanıza gerek yok” diyerek vatandaşı dolandırdığı ortaya çıktı. Yeşil kartın vize işlemlerini de yapan sözde yeşil kart bürosu elemanlarının vize işlemleri için vatandaştan 100 YTL talep ettikleri öğrenildi.
Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinde geçen hafta yapılan bir kontrol sırasında Halil D. isimli şahsın yeşil kartının sahte olduğunun anlaşılması üzerine harekete geçen emniyet birimleri konu ile ilgili olarak 7 kişiyi gözaltına aldı. Sanıklardan ikisi emniyetteki sorgusunun ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak Şanlıurfa Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Diğer 5 kişi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Gözaltına alınan Halil S.'nin Şanlıurfa'daki evinde yapılan aramada, sahte mühür, kaşe ve çok sayıda yeşil kart bulundu. Sahte yeşil kart düzenlemekten suçlanan Halil S.'nin emniyetteki ifadesinde bin adet sahte yeşil kart bastığını itiraf ettiği aktarıldı.


13.02.2007

ÇAKAL
15-02-2007, 06:19
İkbal Gülpınar



Düşündürücü bir yazı

Geçmişimizi, tarihimizi bilmiyoruz. İşte sırf bu yüzden de çok şey kaybediyoruz her anlamda. Birileri gelip size uydurma bir geçmiş yazıyor, gerekli lobi faaliyetlerini yapıyor, tüm dünyayı inandırıyor, hatta sizi bile etkileyip milli duygularınızı zayıflatmaya çalışıyor.

Geçmişine kurşun atan, geleceğini topa tutar" diyor Can Etili. Bilip bilmeden, sırf çıkarlar uğruna geçmişine kurşun atanlara aşağıdaki yazı. Ne olur artık aklımızı başımıza devşirelim. Türk Tarih Kurumu Başkanı'nın teklifini canı gönülden kutluyorum. Umarım bir an önce gerçekler gün yüzüne çıkar. “Japon heyeti yurdumuzun bazı bölgelerinde gerekli incelemelerini yapar. Sonra Bakanlıkta toplanırlar. Heyetin hakkımızdaki tespiti ilginçtir: "Sizin çocuklarınızda milli şuur yok". Bizimkiler şaşırır! "Bizim çocukların damarlarındaki kan milli duygumuzun kaynağıdır." Yine de fazla ses çıkarmazlar! Ne de olsa misafirdir! Bizimkiler sorar, "Peki, sizin gençlerinizde milli şuur var mıdır? Japon uzmanlar anlatmaya başlar: Biz gençlerimize ilkokula başlamadan "şok testler" uygularız. Mesela uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız. Çok katlı yollardan da geçen tren, onları şöyle bir sarsar. Mini mini çocuklarımız teknolojinin bu baş döndürücü neticesini görerek bir şok olurlar.

Sonra... Bu şoktan sonra Hiroşima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen koruyoruz. Bombalanmış bu bölge hakkında bilgilendirir; değil hayvan, bitkinin bile yeşermediğini gösteririz. Ve deriz ki "Eğer sizler çalışmaz, sizden öncekileri geçmezseniz vatanınız, işte böyle düşmanlar tarafından bombalanır. Hiçbir canlı yaşayamayacak biçimde size bırakıp giderler. Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar yaparsınız. Gerisi sizin bileceğiniz iş. Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yaşarlar. Sizlere şunu hatırlatalım ki, Türkiye'de birçok teknik elemanımız bulunmaktadır. Bunların herhangi birine bu konuyu sorabilirsiniz."

Bizimkiler şaşkınlık içinde sorarlar : "-Peki ya Türkiye için tespitiniz var mı? Varsa gözlemleriniz nedir?" Japonlar; "elbette var" derler. "Bizimkinden çok daha önemli. Bir tanesi Çanakkale Savaşları'nın olduğu bölge. Bu bölge gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile. Bir metrekareye altı bin merminin düştüğü savaşta, Türkler her şeye rağmen galip çıkıyor, olamayacağı olur hale getiriyorlar. En son teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak, inancın galip geldiğinin ispatını yapıyorlar. Üstelik karşılarında tek bir düşman değil, müttefik güçler; sizin tabirinizle yetmiş iki millet var." Evet metrekareye 6.000 mermi!.. Metrekareye 6.000 mermi!.. 6.000 mermi!.. 300 metrekareyelik bir tepe için 2 gece savaşıldı... Metrekareye 50 ölü düşüyordu...

Cerrahpaşa'dan gelen 130 son sınıf öğrencisi gönüllünün hepsi şehit oldu o tepede... O sene mezun verilmedi tıbbiyeden... Anlatacak çok şey var bu savaşta. Oradan geçen varsa tepelere kazınmış yazıyı bilir. “Dur yolcu bilmeden basıp geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir"

Nasıl insan oluruz?

Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz?" diye sormuşlar ya. "Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi: Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir, insanlığa attığın ilk adım budur... Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun.

ÇAKAL
15-02-2007, 06:37
Şehide saygı...


Denizli Belediyesi'nin AKP'li Başkan ve Meclis üyeleri geçen mayıs ayında Yenişehir'de bir caddeye verilmiş olan "Şehit Öğretmen Yusuf Batur" adını değiştirerek Meclis Caddesi yapmışlardı. İdare Mahkemesi, ismin değiştirilmesi için haklı ve zorunlu bir sebebin bulunmadığı için dava konusu işlemin hukuka uygun olmadığına karar verdi.
AKP'li belediye karara uymalı, caddeye eski adını vermelidir.


Hiç yorum yapmayacağım,çünkü ucu taaaaaa tepelere kadar gidecek.Şehitlerimizi biz 2. kez öldüren tek milletiz gibime geliyor.:grrr: :grrr:


http://www.milliyet.com.tr/2007/02/15/yazar/asik.html:super:

ÇAKAL
16-02-2007, 06:31
Necati Doğru (16.02.2007)


Dürtme şeytan!




Kıbrıs’ın Rum tarafı, deniz dibinde petrol ile doğalgaz aramak ve çıkartmak amacıyla harekete geçince ve epey de yol alınca, bizim Enerji Bakanlığı da Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nı (TPAO) hatırladı.

Jeton düştü.

Geç düştü diyorlar.

Düştü ya!

Başlangıçtır.

Önemli olan jetonun düşmesi. Demek ki, TPAO başarılı, taş gibi şirket. Her koşulda petrol sondajı yapabilir ve varsa petrol çıkartabilir. Yeter ki yabancı petrol şirketlerine duyduğunuz güvenin yarısını da ona gösterin.

Bakarsınız şans güler.

Kısmet açılır.

Öne geçeriz.

Kıbrıs Adası’nı çevreleyen denizin dibinde bizim TPAO, Rum tarafının anlaşma yaptığı yabancı şirketlerden önce petrolü fışkırtır.

İzliyorsunuzdur.

Geciktik diyenler var.

‘Aklımız neredeydi!’ diye dövünenler az değil.

Kıbrıs Rum kesimi, kendi “egemenlik bölgesi olarak” kabul ettiği Kıbrıs Adası’nın çevresinde “13 araştırma bölgesi” tespit etmiş. Bu bölgelerin parsellerinin sınırlarını da çizmişler. Kıbrıs’ın deniz altındaki petrol rezervlerinin 500 milyar dolar olduğu tahmin edilmekte...



***

Erken kalkan yol alır.

Yol almışlar.

Kıbrıs’ın Rum kesimi, bir yandan Irak’ı petrol için kana bulayan ABD işgalinin mimarlarından Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Bush Ailesi’nin hisse sahibi olduğu Halliburton Grubu’nun sahibi PGS Geophysical şirketi gibi uluslararası devlerle anlaşmalar yaparken bir yandan da bir İslam ülkesi olan Mısır ve diri İslam unsurları içinde barındıran Lübnan ile ortak arama imzaları atmışlar.

Ankara uyumuş!

Uyumuş mu?

Uyutulmuş mu?

Ülkeyi mi uyutmuş?

Burası da çok net değil. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin eski Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bir büyük Amerikan Petrol Şirketi’nin kendisine New York’ta; “Magosa açıkları ile Karpaz Burnu ve İskenderun Körfezi arasında büyük petrol yatakları bulunduğunu, Rumların bu yatakları gözönünde bundurarak Mısır ile anlaşma yaptığını” anlattıklarını açıkladı.

***

Denktaş ne yapmış?

Bilgiyi mi saklamış?

Hayır.

İddia ettiğine göre; Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Enerji Bakanı Hilmi Güler’in de bulunduğu bir toplantıda onlara bu bilgileri aktarmış. Enerji Bakanı Hilmi Güler, Serdar Denktaş’a; “Karpaz ve İskenderun arasında biz araştırma yapıyoruz” demiş. Denktaş, adaya dönünce Ankara’dan ona; “Gündemimizde böyle bir konu yok, üzerinde fazla durmayalım mesajı” göndermişler. 3 yıl önce Denktaş’a “Gündemimizde petrol araması yok...” deyip 3 yıl sonra Kıbrıs Rum Kesimi, ABD şirketlerinin yanı sıra Müslüman Mısır ile de “petrol arama ve çıkartma girişimini” hızlandırınca TPAO gibi deniz dibinde bile petrol arayabilen şirketimiz olduğu akla geliyor.

Jeton geç düşüyor.

Ve çok ilginç!

Koca Türkiye, uluslararası diplomasi sahnesinde bir avuçluk Kıbrıs Rum kesimi ile muhatap hale geliyor, getiriliyor. Atina üste çıkmış seyrediyor, Avrupa Birliği balkonda durmuş izliyor.

İnsanı şeytan dürtüyor.

Şu soru akla geliyor:

Petrolü biz önce çıkartırsak; Rumlar bizim TPAO’nun kulelerini bombalayacak. Rumlar önce çıkarırsa bizim donanma onların kulelerini roketleyecek. Rumlar AB üyesi olduğu için biz Avrupa Birliği’ni bombalamış olacağız. Yani böyle mi olacak?

Dürtme şeytan!

ÇAKAL
18-02-2007, 00:17
Kaçakçılığa göz yuman ödül, ortaya çıkaranlar ceza aldı!


http://www.sabah.com.tr/yaz1356-30-118.html

ÇAKAL
20-02-2007, 06:01
Fehmi Koru



Demokrasi yolunda bir adım daha
Devlet Bakanı Ali Babacan'ın Avrupa Birliği yetkililerine “Seçim eylül ayında” dediğini duymuş muydunuz? Konudan haberi olunca, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Hayır, seçim zamanında -kasım ayında- yapılacak” tepkisini verdi. Başbakan Tayyip Erdoğan'a aynı konu soru olarak yönetildiğinde, “Nisan-mayısı hele bir atlatalım, ondan sonra düşünürüz” cevabı alındı. CHP lideri Deniz Baykal ise, “Seçim tarihi erkene alınacaksa neden nisan olmasın?” görüşünde…

Ne oluyor, neden her kafadan ayrı bir ses çıkıyor?

Türkiye'de seçimler dört yılda bir yapılıyor. Önceden belirlenen yasal süre beş yılda bir olduğu halde, bir bakıyorsunuz hükümetler yıpranıyor, Meclis'in itibarı zedeleniyor, politikacılar çareyi erken seçime gitmekte buluyorlar. Uzun yıllardan beri ilk kez, bu yıl, genel seçim beşinci yılında yapılacak. Fakat işte görüyorsunuz, onda da bir türlü tarih tutturulamıyor. Oysa Meclis, daha geçenlerde, seçim tarihini '4 Kasım 2007' olarak belirleyen bir yasa çıkarmıştı.

Ekonomiden sorumlu bakanın eylül ayını tercihi ekonomik, dışişleri bakanının kasım ayını tercih etmesi dış politika takvimiyle ilgili olabilir mi? Başbakan ile ana-muhalefet partisi liderinin tercihleri ise, hemen anlaşılacağı üzere, başka bir seçimin akıllarından hiç çıkmaması yüzünden: Cumhurbaşkanlığı seçimi… Tayyip Erdoğan, genel seçimin tarihini cumhurbaşkanı seçiminden sonra kesinleştirmeyi düşünüyor; Deniz Baykal ise cumhurbaşkanı seçimini bundan sonraki Meclis'e bırakmayı uygun buluyor…

Bu tablodan çıkan sonuç belli: Seçim tarihi üzerinde daha çok konuşup yazacağız…

Seçimin belirlenmiş tarihini (4 Kasım) öne almayı gerektirecek gelişme, Ak Parti'nin Çankaya Köşkü'ne liderini gönderme kararı olabilir… Kendisi de adaylığını koymaya karar verirse, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı seçilir ve o sıralarda alınacak bir erken seçim kararıyla en kısa sürede sandığa gidilir. Yüksek Seçim Kurulu açısından en kısa sürenin iki ay olduğu biliniyor.

Ak Parti'nin önemli isimlerinin her birinin farklı seçim tarihi telâffuz etmeleri yine de biraz garip kaçıyor. Bunun sebebini daha önce kamuoyuna yaptıkları açıklamalardan biliyoruz: Ak Parti yönetiminde konuşulan bir konu değil kimin cumhurbaşkanı olacağı; en tepedeki isimler bile konuyu kendi aralarında görüşüp konuşmuyorlar... Tayyip Erdoğan kesin kararlı mı? Bu sorunun cevabını yalnızca Tayyip Erdoğan'ın kendisi biliyor…

Seçimler sonuçları itibariyle her zaman önemlidir, ama bu defa daha da önemli olan, her iki seçimin ülke istikrarını zedelemeden cereyan etmesidir. “Cumhurbaşkanı kim olacak?” ve “Genel seçimde sandıktan kimi çıkacak?” sorularına verilecek cevabın birbiriyle böyle bir ilintisi de var zaten: İlkinde (cumhurbaşkanlığı seçimi) gerilimi yükselten ikinciden (genel seçim) -büyük ihtimalle- zararlı çıkacak…

CHP lideri Deniz Baykal'ın, Kanal-7'deki 'Başkent Kulisi' programında “Konuyu Ak Parti ile önyargısız görüşmeye hazırız” demesi iyi bir başlangıç sayılabilir. İktidar partisinin tercihini engellemek ister doğal olarak muhalefet; Baykal'ın 'konuya önyargısız yaklaşma' vaadi bu sebeple önemli.

Türkiye iki seçim sürecini gerilimsiz geride bırakırsa, demokrasi yolunda kalıcı bir adım daha atılmış olacak...

ÇAKAL
21-02-2007, 06:24
Zeytinburnu'nda deprem gibi facia

Beş katlı 8 daireli bina çöktü. 11'i yaralı 17 kişi kurtarılırken bir kişi öldü. Enkazda bir çok kişinin olduğu tahmin ediliyor.


http://www.sabah.com.tr/gun156.html

ÇAKAL
23-02-2007, 06:33
Al sana adalet

Kaçak elektrik kullanan vatandaşa 8 yıl hapis istenirken, Taksim'de yılbaşı gecesi adam öldüren maganda 3.5 yılda çıkacak.



http://www.sabah.com.tr/gnd109.html

yeter
24-02-2007, 15:47
Üç kişilik gasp çetesinden biri, girdiği marketin sahibi tarafından öldürüldü. Marketçi 'meşru müdafaa'dan, gasp zanlıları 'delil yetersizliği'nden beraat etti

Uğursuz gece
İzmir Karşıyaka'da, 18 Şubat 2006 gecesi saat 00.10'da maskeli üç kişi, bir marketi soydu. Sonra başka caddede üç kişi silahları, marketçi Arif Hikmet Özdemir ve eşine doğrulttu. Özdemir de silahını çekince soyguncular kaçmaya başladı. Bülent Vardar isimli soyguncu vuruldu ve hastanede öldü.
Kamera var
Daha sonra Ali Yolcu ve Emre Şevik adlı iki kişi, soygun zanlısı olarak yakalandı. Güvenlik kameraları vardı, ama maske yüzünden teşhis yapılamadı. Özdemir, 'tahrik altında kasten adam öldürmek'ten, Yolcu ve Şevik'se, iki yağma suçundan yargılandı. Her üç kişi de dört ay sonra tahliye edildi.

www.radikal.com.tr 24 şubat 2007

ÇAKAL
25-02-2007, 11:20
Vedat YENERER
info@internetajans.com
.................................................. .........

Bitler ve itler!..


9 Şubat’ta Fransa’da tutuklanan 14 PKK’lıyı hatırlayın. İşbirlikçi Türk medyası “ İşte AB harekete geçti.. ” başlıklarıyla manşetlerden verdi. Sonuç bizim dediğimiz gibi çıktı. Tamamı serbest bırakıldı. Zaten gözaltına alınma nedenleri eli kanlı uluslararası terörist olmak değildi. Banka kayıtlarında gözüken 200 bin avro gibi komik bir paranın nereden geldiği sorgulandı. Birkaç gün sonra da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılanlar arasında PKK Avrupa sorumlusu Rıza Altun ile saymanı Nedim Sever de bulunuyor. Rıza Altun Kuzey Irak’ta Türkiye sınırına yakın kayalık bir bölgede PKK’nın Zap Kampı’nın komutanıydı. 1996-97’de 7-8 Türk askerini rehin almış ve uzun bir süre propaganda yapmıştı. Bu kampa 2 kez gidip onunla görüşen gazetecilerden biriyim. Bu kamp, ayrıca Türkiye’den nice ünlüleri de ağırlamıştı. Hatırlıyorum da Yılmaz Erdoğan’ın kardeşi, Mustafa Erdoğan da, Özgür Gündem’in Ankara muhabiri olarak bu kampta yerel kıyafetler giyip günlerce kalırdı. Şimdi o günleri özgeçmişine koymadığını görüyoruz. Bu kamp için sık sık “Zap PKK’nın kalesidir, geçilmez” denirdi. Bu sözler üzerine Mehmetçik kampa bir daldı, pir daldı. İki saatte kamp ele geçti. Rıza Altun ve militanları bir daha dönmemek üzere çil yavrusu gibi dağıldılar. Belli ki Fransa ve Almanya hemen kucak açmış. Hayatında değil AB’yi, büyük şehir bile görmemiş, mezrasında kandırılarak dağa çıkartılmış teröristlere pasaport gönderen, sığınma hakkı veren, propaganda için stadyumları seferber eden, meydanlarda gösteri düzenlemelerine izin veren bu ülkeler zaten para da veriyor. Bu paranın hesabının sorulması çok komik. Türkiye’yi yönetenlere bakıp Türk milletini külliyen geri zekalı sanıyorlar. AKP hükümeti de aynı AB gibi Türkiye ile kafa buluyor. Lübnan’a yardım edip uluslararası arenada söz sahibi olacağız palavrası ile asker ve 20 milyon dolar para gönderdiler.
Değerli okurlar, fakir, ezilmiş, katledilmiş, dağılmış dediğimiz Lübnan, Mısır ve Kıbrıs Rum kesimi ile Türk sularında petrol aramak için anlaşma imzaladı. Rezalete ve cürete bakın. Bit kadar Lübnan bile Türkiye’ye meydan okuyor. Bu mu uluslararası arenada saygınlık? AKP hükümeti bundan rahatsız olmadığı gibi ilaç parası bulamayan garip milletin 20 milyon doları ile onurlu vatan evlatları Mehmetçiği bunların hizmetine gönderiyor. Yazarken bile mideme kramplar giriyor. Türkiye’nin getirildiği noktaya bakın. Lübnan’a, Mısır’a, Barzani’ye, Rum kesimine, Ermenistan’a söz geçirmek bir kenara, her gün tehdit ve hakaret yiyen, paspas olmuş bir yönetim ABD ve AB’nin onur kırıcı, aşağılayıcı muamelelerine karşı onurlu bir duruş gösteremez. Ortadoğu’nun ve İslam dünyasının haini Barzani itiyle Irak’ta masaya oturup PKK’yı kurutmak bir acizliktir, hayaldir. Bu örgütü yaratıp başımıza musallat edenlere, silah, cephane, pasaport ve para veren emperyalist güçlere ciddi tavır konulmalı ve kısasa kısas politikası uygulanmalıdır. Hiçbir şey yapamıyorsak; Gümrük Birliği’nden çıkalım, büyükelçilerimizi çekelim, AB’deki 5 milyon Türk’ü ve Türk dünyasını harekete geçirelim soykırım günleri ilan edelim, ordumuzu harekete geçirelim, sınırdaki tankları çalıştırıp, uçakları kaldıralım vs.. Bir şey yapalım. Onlar yapınca “demokrasi bu”, biz yapınca “insan haklarını ihlal ediyoruz ” diyenlerin de kulağına güzelce bir asılalım. Bunları yapmadığımız için Türkiye onursuz, borçlu ve sömürge ülkeler arasında yer almaya devam edecektir. Bu güçlerin neden AKP’yi ve rejim düşmanlarını desteklediklerini, Erdoğan’ın sırtını sıvazladıklarını anlamak için akıllı olmaya gerek yok.

Tarih:25.02.2007

ÇAKAL
27-02-2007, 06:20
Günday'ın maaşı Sezer'i de solladı

TŞOF ve TESK'in başkanlığını yapan Derviş Günday'ın önceki yıl aldığı 17 bin YTL maaşın milletvekilli maaşını üçe, Başbakan'ınkini ikiye katladığı ortaya çıktı


http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=27.02.2007&q=1&c=1&i=32090&Ona/her/yerden/maaş/geliyor

Pit
27-02-2007, 07:17
>>HARDAL HIKAYESI
>>
>>Hikayeye gore, bir Alman, bir Ä°talyan, bir Fransiz ve bir
>>Ä°ngiliz aralarinda kopege hardal yedirmek konusunda iddiaya
>>tutusurlar. Alman onceligi alir, hardali topak yapar ve kopegin
>>ensesinden tutarak zorla agzina tikar... Hayvanin agzi yandigi icin
>>hardali yemez ve cikarir...
>>Ä°talyan hemen atilir, oyle olmaz der ve hardali makarna seklinde
>>ufak
>>parcalar halinde bolerek, kopege yedirmege calisirsa da,
>>hayvanin agzi gene yandigindan o da basaramaz...
>>Fransiz da, konuya kendi acisindan yaklasarak, hardali
>>once sulandirip,sos olarak kopege yedirmek icin ugrasirsa da,
>>bu uygulama ile de bir sonuc alamaz...
>>Sira Ýngilize geldiginde, Ýngiliz, once kopegi oksayarak yanina
>>ceker, sirtini sivazlar, sonra, hardali topak yaparak hayvanin
>>poposuna yapistirir. Kopek ardi yandikca baslar hardali
>>yalamaya,kisaca, cani yandikca yalar, yandikca yalar ve sonucta
>>yalaya yalaya hardali bitirir..... .
>>!!!!!!
>>
>>Akilli ulkeler, hedef ulkeleri, istedikleri cizgide tutabilmek
>>icin,
>>onlara hardali oyle yedirirler ki, o ulkeler, neyi yediklerinin
>>farkina vardiklarinda is coktan gecmis olur.

ÇAKAL
28-02-2007, 06:11
>>HARDAL HIKAYESI
>>
>>Hikayeye gore, bir Alman, bir Ä°talyan, bir Fransiz ve bir
>>Ä°ngiliz aralarinda kopege hardal yedirmek konusunda iddiaya
>>tutusurlar. Alman onceligi alir, hardali topak yapar ve kopegin
>>ensesinden tutarak zorla agzina tikar... Hayvanin agzi yandigi icin
>>hardali yemez ve cikarir...
>>Ä°talyan hemen atilir, oyle olmaz der ve hardali makarna seklinde
>>ufak
>>parcalar halinde bolerek, kopege yedirmege calisirsa da,
>>hayvanin agzi gene yandigindan o da basaramaz...
>>Fransiz da, konuya kendi acisindan yaklasarak, hardali
>>once sulandirip,sos olarak kopege yedirmek icin ugrasirsa da,
>>bu uygulama ile de bir sonuc alamaz...
>>Sira Ýngilize geldiginde, Ýngiliz, once kopegi oksayarak yanina
>>ceker, sirtini sivazlar, sonra, hardali topak yaparak hayvanin
>>poposuna yapistirir. Kopek ardi yandikca baslar hardali
>>yalamaya,kisaca, cani yandikca yalar, yandikca yalar ve sonucta
>>yalaya yalaya hardali bitirir..... .
>>!!!!!!
>>
>>Akilli ulkeler, hedef ulkeleri, istedikleri cizgide tutabilmek
>>icin,
>>onlara hardali oyle yedirirler ki, o ulkeler, neyi yediklerinin
>>farkina vardiklarinda is coktan gecmis olur.:super: :super: :super:

ÇAKAL
28-02-2007, 06:12
Doğalgaz faturasında hile üstüne hile
Eskişehir'de katsayı oyunuyla vatandaşa yüksek doğalgaz faturası kesilmesinin diğer bazı dağıtım şirketlerinde de gerçekleştirildiği iddiası büyük yankı buldu.



Zaman'ın manşetten gündeme taşıdığı haber üzerine Enerji Piyasası Üst Kurulu'nun kamuoyunu tatmin edecek bir inceleme başlatmasını isteyen tüketici dernekleri, sorumluların bir an önce tespit edilerek mağduriyetlerin geriye dönük giderilmesini talep etti. Bunun yanında fatura skandalının farklı boyutları da ortaya çıkıyor. Orta Anadolu ve Doğu'daki illerde gaz basıncını birebir etkileyen rakım farkının dikkate alınmadığı, yüzde 25 daha fazla tahsilat yapıldığı kaydedildi. Şirketler ise 2002'deki ölçümlerde 100 milibarın altındaki hacimlerde düzeltme yapılmamasını içeren yönetmeliği 'kazanılmış hak' olarak yorumlayıp uygulamaya devam ediyor. Oysa bu yönetmelik 2004'te yürürlükten kaldırıldı. Şirketlere gazı satan kamu şirketi BOTAŞ'ın, faturayı keserken de yükseklik farkını dikkate aldığı belirtiliyor.

Enerji Üst Kurulu'nu (EPDK) göreve davet eden Tüketiciler Birliği ise sektörde genel bir denetim başlatılmasını istedi. Birliğin başkanı avukat Bülent Deniz, tüketicilerin haklarının başvuru olmadan iade edilmesini isteyerek, Eskişehir'in doğalgaz dağıtım şirketi Esgaz hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. Türkiye'de yaklaşık 6 milyon abone, yıllık 30 milyar metreküp civarında gaz tüketiyor.

Dün Zaman'ın gündeme getirdiği doğalgazda basınç ve katsayı oyunu ile ilgili haber, geniş yankı uyandırdı. 'İnanılır gibi değil, doğalgaz şirketleri aldığından daha fazla gaz satmış' başlığıyla duyurulan haberde, bunu yapan şirketlerin kullandığı üç yol da şöyle dile getirilmişti: Basınç ayarını düşürme, fatura hesaplamada kullanılan ve her ay değişmesi gereken katsayının yüksek tutulması ile hacim ölçer cihazların değerleriyle oynanması. Bu sayede şehir içi doğalgaz dağıtım işini yürüten şirketlerden bazılarının sattıkları miktarın BOTAŞ'tan aldıkları miktarın üzerinde olduğu ortaya çıkmıştı. Normal şartlarda 'mümkün' görülemeyen böyle bir durumun ancak basınç ayarı ve fatura hesaplamada kullanılan katsayı ile oynanarak meydana gelebileceği ifade ediliyor. Bu durumda tüketicinin yaktığı miktar fazlaymış gibi gösterilip, ödediği fatura da şişirilmiş oluyor. Haber üzerine telefon, faks ve e-posta yoluyla görüşlerini dile getiren pek çok okuyucu, denetimlerin artırılmasını isterken, 'basınç' vurgunun alınan tedbirlere rağmen halen devam ettiği ileri sürüldü. Adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, bazı şirketlerin EPDK'nın düzenlemelerini hiçe sayarak, katsayı çarpanıyla ilgili eski mevzuatı gerekçe gösterip bu yolla fatura şişirmeye devam ettiklerini iddia etti. Üst Kurul'un 2002'de yayımladığı bir yönetmelikte, "Doğalgaz tüketim miktarının belirlenmesinde, sayaçlardan okunan değerin otomatik hacim düzelticiler vasıtasıyla düzeltilmiş hacim ölçüsüne göre hesaplanması esastır. 100 mbar'ın üzerinde doğalgaz kullanan ve otomatik hacim düzelticisi olmayan müşterilerin doğalgaz tüketim miktarı ise ilgili mevzuatta belirtilen usul ve esaslara uygun olarak düzeltilmiş hacim ölçüsüne göre hesaplanır." hükmünü getirdiğini belirterek, bu yüzden 100 milibarın altındaki abonelerde düzeltme yapılmadığını kaydetti. Ancak söz konusu yönetmelikteki, "100 milibarın üzerinde doğalgaz kullanan" ibaresinin 2004'te yürürlükten kaldırıldığını da vurguladı.

Aynı kaynağın verdiği bilgiye göre tüketicinin faturasını yüzde 25 artıran uyanıklık şu şekilde gerçekleşiyor: Gaz ticaretinde belirli standartlar var. Örneğin BOTAŞ şirketlere gazı satarken deniz seviyesindeki ölçümleri dikkate alır. Bilindiği gibi yükseklik arttıkça basınç düşer. Rakımı yüksek olan şehirlerde bu durum dikkate alınır ve fatura buna göre kesilir. Dolayısıyla dağıtım şirketinin de gerek katsayıyı belirlerken, gerekse hacim bakımından bu durumu tüketiciye fatura ederken gözetmesi gerekir. Yoksa 1 metreküp gaz 1,25 metreküpmüş gibi işlem görür. Burada devreye 100 milibarlık basınç sınırı giriyor. Eski yönetmeliğe göre bu değerin altındaki basınçlar için düzeltme yapılması gerekmiyordu. Oysa EPDK 2004'te yönetmelikte değişiklik yaparak bu sınır değeri kaldırdı. O yüzden dağıtım şirketlerinin fatura yazarken her basınç değeri için düzeltme yapması gerekiyor. Ancak bazı şirketler ilk yönetmeliği 'kazanılmış hak' olarak değerlendirerek değişikliği göz ardı ediyor.

Tüketici, ölçüm testi isteyebilir

Konuya büyük tepki gösteren Tüketiciler Birliği Başkanı Bülent Deniz, Üst Kurul'un herhangi bir ihbar beklemeden sektörde genel bir denetim başlatmasını istedi. Denetimlerde ortaya çıkacak sonuçların kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılması gerektiğini vurgulayan Deniz, "Burada tabiri caiz ise tüketici doğal 'kaz' olarak görülmüş. Şirketler mercek altına alınmalı. Bir haksızlık tespit edilmesi durumunda, tüketicilerin başvurusu beklenmeden para iadeleri yapılmalı." ifadelerini kullandı. Deniz, Eskişehir'deki Esgaz'ın tüketicileri mağdur etmesi nedeniyle bugün suç duyurusunda bulunacaklarını da sözlerine ekledi. Bu arada haberle ilgili düşüncelerini gerek internet, gerekse faks yoluyla ileten çok sayıda okuyucu da konunun üzerine gidilmesini istedi. Böyle bir duruma karşı ne yapılabileceği en çok dile getirilen soruların başında yer aldı.

Mevzuata göre konut veya sanayi aboneleri, şüpheli durumlarda sayaç ölçümü isteyebiliyor. Bunun için ilgili dağıtım şirketine başvurulması gerekiyor. Tüketicinin haklı çıktığı durumda ölçüm masraflarını dağıtım şirketi, aksi takdirde ise kendisi karşılıyor. Konuyla ilgili EPDK düzenlemelerinden Doğalgaz Piyasası Dağıtım ve Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği'ne göre (madde 40) "Sayaçların ayar ve muayenesi 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılır." Ayrıca, sayaçların kontrol edilmesine ilişkin 43'üncü maddede de "Dağıtım şirketi, sayaçların sağlıklı işleyişini bir yılı geçmemek kaydıyla kontrol eder. Sayacın 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümleri doğrultusunda dağıtım şirketi tarafından, her türlü ayar ve bakımı için periyodik olarak muayene ettirilmesi esastır. Sayaçların arızalanması veya ölçme hassasiyetinden şüphe edilmesi halinde müşteri sayacın muayenesini talep edebilir. Bu talep, dağıtım şirketi tarafından 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümleri çerçevesinde karşılanır. Müşterinin haklı olduğu durumlarda muayene bedeli dağıtım şirketi tarafından ödenir." ifadeleri yer alıyor.

İsmail Altunsoy - Enerji Muhabiri
28/02/2007

ÇAKAL
28-02-2007, 06:25
Evren'in sözleri çok tartışılacak

Kürtlere kardeş muamelesi yapmalıyız. Kaç senesi var bilmem ama Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir.


http://www.sabah.com.tr/gnd117.html

Serenler
28-02-2007, 08:26
Evren'in sözleri çok tartışılacak

Kürtlere kardeş muamelesi yapmalıyız. Kaç senesi var bilmem ama Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir.


http://www.sabah.com.tr/gnd117.html
Bir o eksikti...:confused:
Önce 12 eylülde Diyarbakır hapishanelerinde palazlanan PKK nın hesabını versin...

MAŞALI
02-03-2007, 07:25
"Hainlik" bizde kalsın!


Belli ki gazetecilerin sadece "yanak okşayan"ını makbul sayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen günlerde Milliyet gazetesiyle ilgili olarak açtı ağzını, yumdu gözünü. Nihayet bugünlerde pek moda olan, daha ziyade tetikçilere hedef göstermekte kullanılan o nitelemeyi de yaptı.

Vatan haini!
Bildiğim kadarıyla Milliyet gazetecilik yapmak dışında bir "ihanet"te bulunmadı. Ama zaten Başbakan gazetecilikten de gazetecilerden de hiç hazzetmiyor. Kendisinin iktidar koltuğuna oturduktan sonra muhabirlere kesmeye başladığı belirgin bir Kasımpaşa raconu var.

Gazeteciye bakışı
Mikrofon uzatan muhabirlere üstten bakmalar, soruya cevap vermeden önce ve her seferinde "Şimdiii..." diye bir ağır molla tavırlar, muhabirleri lüzumsuz yere ortalığı karıştıran çoluk çocuk yerine koyan bakışlar fırlatmalar...
Hatta Tayyip Bey'in yüzünde bazen öyle bir ifade oluşuyor ki muhabir haber yapmak olan asli işini yapmıyor da hususi Başbakan Tayyip Erdoğan'a kişisel gıcığı olduğu için soru soruyor sanırsınız. Başbakan neredeyse her seferinde kendisine devlet ve hükümet işleriyle ilgili sorulan sıradan soruları bile "Yan mı baktın?" asabiyetiyle karşılıyor. Hatta kendi jargonuyla söyleyelim, Tayyip Bey'in gazetecilere genel bakışı şu:
"Yan mı baktın bana!"

Korkan çok!
Fakat sanırım tek korkan ben değilim. Başbakan'dan korkan gazeteciler de var. Bilhassa televizyonda. Dikkat ediyorum, Tayyip Bey'e soru sormak için bir araya gelen kelli ferli gazeteciler bile her programda oturdukları koltuğa tam oturmadan, kenarına ilişiyorlar.
Tayyip Bey her seferinde ortamda kimin erk olduğunu fazla fazla hissettirerek koltuğunda kaykılırken gazeteciler hep koltuğun kenarında. Üstelik neredeyse herkesin sesi içine kaçıyor onun karşısında. Başkalarına gelince en kabadayı gazeteciliği yapanlar bile Tayyip Bey'in karşısında ezilip büzülüyor.

Yafta geçiriliyor
Anlaşılan o ki Başbakan için doğrusu bu. Anlaşılan o ki Başbakan'ın sevdiği gazetecilik, sevdiği gazeteciler bu şekilde. Çünkü böyle yapmayınca adınız çıkıyor, "vatan haini" yaftası hükümetin başı tarafından boynunuza geçiriliveriliyor.
Hem de ne için? Dik durduğunuz için. Başbakan'ın karşısındaki koltuğa adam gibi oturduğunuz için. Sesiniz içine kaçmadığı için. Sesinizi, sadece efendi gibi haber yaparak duyurduğunuz için. Soru sorabildiğiniz, sorgulayabildiğiniz için. Ne diyeyim? "Hainlik" bizde kalsın! "Yanak okşayan gazeteciler", sevgili Tayyip Bey, sizin olsun!
Ama Başbakan'a da, yüzümüzü kızartıp şunu söylemek gerekiyor:

Bekliyoruz!
Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, yalnız değilsiniz! Milliyet var! Bu ülkede Milliyet'te ve başka gazetelerde, iktidar koltuğunuzun karşısına koltuğunu çekip kendisini sizinle eşit hissederek size soru sormaktan utanmayacak, çekinmeyecek, sesi içine kaçmayacak, terlemeden, gevelemeden, çatır çatır konuşabilecek gazeteciler var. Hâlâ var.
Siz vatan haini diyebilirsiniz ama biz onlara "gazeteci" diyoruz. Sizin de bir gün Kasımpaşa'dan kurtulup aramıza katılmanızı diliyoruz.

hastayım şu kadına..gerçekten zeki bir kadın(ece temelkuran)

yunus
02-03-2007, 10:25
TMMOB yönetim kurulu başkanı Mehmet Soğancı, ANKARA 15. İDARE MAHKEMESİNİN MADEN TETKİK ARAMA MÜD.(MTA) 11 adet saha ve 3 adet jeotermal kuyunun kullanım haklarının devredilmesine ilişkin ihalesinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açtıkları davada ,yürütmeyi durdurma kararı verdiğini bildirdi.
Soğancı yaptığı yazılı açıklamada ,MTA’nın ihale yoluyla kullanım haklarını otuz yıllığına devretmeyi düşündüğü alanların ,devletin hüküm ve tasarrufu altında olan stratejik öneme sahip jeotermal alanlar olduğunu ifade etti.
……………

“ Kamu kaynakları kullanılarak ortaya çıkarılmış olan yer altı zenginliklerimiz bu şekilde dağıtılırken sınırsız bir keyfilik ,akıl almaz bir kuralsızlık içinde davranılmaktadır.Siyasal iktidar,bu yaklaşımıyla söz konusu sahaların yönetilmez,sürdürülebilir bir biçimde işletilemez ve büyük olasılıkla da kısa sürede yenilenemez duruma gelmesine neden olacağının farkında bile değildir.
Enerji üretim ve kullanım teknolojilerine ilişkin alınacak yatırım kararları ileriye dönük değiştirilemez etkiler yaratır.Jeotermal kaynakların nasıl korunacağı ,nasıl işletileceğine ilişkin yasal düzenleme yapılmamışken kaynakların ekonomik ve politik kararlar sonucunda devredilmeye çalışılması doğal kaynaklarımızda geri dönülmez Zaralara yol açacaktır.
Soğancı ,TMMOB’un, tüm yanlış uygulamalara karşı ve doğru bildiği her konuda yargıya gideceğini ifade ederek “siyasal iktidar yargı kararlarını anlamaya çalışmalıdır “ dedi.


AA


Bu ne menem bir zihniyettir ki memleketin malını oldu bittiye getiriyorlar.Bunda iyi niyet göremiyorum.Birileri istiyor ,birileri veriyor. Bu nasıl bir rahatlıktır.Allahtan yaptıklarını fark edebilenler var. Acaba bilmediğimiz daha neler oluyor..

yosun
02-03-2007, 16:14
Evren'in sözleri çok tartışılacak

Kürtlere kardeş muamelesi yapmalıyız. Kaç senesi var bilmem ama Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir.


http://www.sabah.com.tr/gnd117.html

Eyalet sistemi öneren 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren için inceleme başlatıldı.


Muğla Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Yurtseven, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evrenin “Türkiye 8 eyalete bölünebilir” şeklindeki sözleriyle ilgili, “İlgili birimlere gerekli talimatı verdim, inceleme başlattık. Suç unsuru varsa gereği yapılır” dedi. Yurtseven, yaptığı açıklamada, konuyla ilgili araştırma başlattıklarını bildirdi. Başsavcı Yurtseven, şunları kaydetti:

“İlgili birimlere gerekli talimatı verdik. Araştırma aşamasındayız. Evren, bu sözleri dedi mi? Demedi mi? Kime, ne zaman konuştu, bu konuları inceliyoruz. İncelemenin ardından suç unsuruna rastlanırsa, yetkilerimizi kullanacağız. Konu inceleme aşamasında olduğu için bu konuda konuşmuyoruz. Ancak, açıklamalarda suç unsuru varsa gereği yapılır.”

Muğla Baro Başkanı Ayla Kara ise konuyla ilgili, “Ben, bu açıklamalarda suç unsuru görüyorum. Bu ayın 19'unda arkadaşlarımla yapacağımız toplantıda bu konuyu görüşeceğiz. Toplantıdan çıkan karar doğrultusunda Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunabiliriz” dedi.

Kara, “Geçmişte Cumhurbaşkanlığı yapmış, topluma önder olmuş kişinin açıklamaları birileri tarafından işaret olarak algılanabilir. Bu açıklamalar, toplumu, ülkeyi bölmek isteyenlerce yanlış yerlere çekilebilir. Açıklamalar son derece talihsiz” diye konuştu.

Hürriyet

ÇAKAL
02-03-2007, 18:21
Özürlü kızı jandarma tecavüzden kurtardı

Kocaeli'nin Körfez İlçesi'nde devriye gezen Körfez Jandarma Komutanlığı ekibi, yol kenarındaki ağaçlık alanda bir kızın çığlıklarını duydu. Bunun üzerine ağaçlığa giren ekip, 4 kişiyi 15 yaşındaki zihinsel engelli F. K.'ya tecavüz etmeye çalışırken buldu. Köseköy Zihinsel Engelliler Yurdu'nda kalan F. K.'yi kandırıp otomobille ağaçlık alana getirdikleri anlaşılan 4 zanlı tutuklanırken, F.K. hastaneye kaldırıldı.
Abbas

ÇAKAR / MERKEZ

Yok böyle bişey.:grrr: Bu kanunla falan olacak bir şey de değil,memleketi bu hale getirenler Allah'ından bulsun,başka birşey demiyorum.

ÇAKAL
07-03-2007, 05:54
Mehmet Ali Ilıcak



Şebnem Scheffer ve DYP!

Ünlü namı diğer "bakire manken" Şebnem Scheffer DYP'ye katıldı.


Umarız bu girişim, zamanında Süleyman Demirel'in vitrinini süslemek amacıyla partiye aldığı Tansu Çiller operasyonu gibi neticelenmez. Tansu Hanım vitrin olarak DYP'ye katılmıştı, kısa sürede dükkanı ele geçirdi.

Maazallah Şebnem de hemcinsi Tansu Hanım gibi çıkarsa kim bilir neler olur. DYP yine bir hanımın liderliğini kaldırabilir mi? Hele Şebnem'in.

Biz gazeteciler bu durumdan çok hoşnut oluruz. DYP hakkında haber yaparken malzeme sıkıntısı çekmeyiz. Magazin dünyasının kalbi DYP'de atar. Gerçi Mehmet Ağar durumdan memnun olmadığını defalarca dile getirdi.

Şebnem'in partiye katıldığını ancak tören vaktinde öğrenmiş. Eh ne yapsın? Kızı kovmak "sen partimize yakışmazsın, adı sürekli polemiklerle, skandallarla anılan bir mankenin bize zararı dokunur" diyemez ki.

Kibar bir erkeğin yapacağı gibi Şebnem'i kucaklayarak, DYP'nin saflarına katmış. Bugüne kadar Şebnem Scheffer "bakire manken" olarak anılıyordu. Bugünden itibaren "DYP'nin bakire mankeni" olarak anılacak olması beni üzüyor. Bu sabah gazetelerde gördüğüm Şebnem'in resimleri ve demeçleri beni teyit ediyor.

Kız neredeyse vücudunun bütün hatlarını sergileyen bir kıyafet ile ortaya çıkmış. Ne var bunda diyebilirsiniz. Çok şey var! Anadolu'nun, köylünün, kitlelerin partisi DYP, bu kızımızın sansasyonlarının bir parçası olamaz! DYP "bakire Şebnem" ile anılamaz. Şebnem'in DYP'ye katabileceği hiçbir şey yok.

Aksine Şebnem gündeme gelmek için DYP'yi kullanacak. Seçime beş kala "DYP'li bakire manken" operasyonu iyi olmadı. Mehmet Ağar bir manevra yapıp acilen bu yükten kurtulmalı. Tabii bu vahim hadiseye vesile olan "sorumsuz sorumluların da" kulaklarını çekmeli. İktidara emin adımlarla yürünürken, saçma sapan hatalar yapılmamalı.

DYP saflarına gençler, yeni isimler katacaksa; "ince eleyip, sık dokumalı." Yoksa yıllardan beri verilen mücadele, Ağar'ın emekleri heba olacak.

ÇAKAL
07-03-2007, 21:47
Buyur burdan yak..Nesil ne hale geldi Allah'ım,Sen bizi affet.:düsün: :düsün:


İnternette sapkınlık patlaması

İçişleri Bakanlığı'nın internet raporu: "Satanizm ve eş değiştirme gibi sapkın faaliyetler, özellikle internet sohbet odalarını yoğun ve organize şekilde kullanmaktadır."


İnternetteki sapkınlığa dikkat raporu

"Eş Değiştirme" (swing), İçişleri Bakanlığı'nın resmi raporuna girdi. Raporda, internette "kara deliklerin" endişe verici olduğu belirtildi ve "Satanizm ve eş değiştirme gibi sapkın faaliyetler, özellikle internet sohbet odalarını yoğun ve organize şekilde kullanmaktadır" denildi.
İçişleri Bakanlığı Araştırma ve Etütler Merkezi (AREM) tarafından, internetin bilinçsiz kullanımının özellikle çocuk ve gençler üzerindeki etkilerinin araştırıldığı, "İnternet" başlıklı 150 sayfalık rapor hazırlandı.
İnternetin, kumar ve bahis oyunlarına alıştırma, uyuşturucu satışı ve bu maddeleri kullanmaya alıştırma gibi pek çok zararlı faaliyeti hızlı bir şekilde yaygınlaştırdığı vurgulanan raporda, "internetin karanlık yüzü olarak gösterilen bu durumun endişe verici boyutlara ulaştığı" belirtildi.
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da, rapor yazdığı önsözde, "İnternetin bilinçsiz kullanımının, özellikle çocuk ve gençler üzerinde zararlı etkileri olduğunu, bazı fiziksel, sosyal, ve psikolojik sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Bu nedenle ülkenin geleceği adına, gençleri iyi eğitmek, ailesine, toplumuna, milli değerlerine ve devletine bağlı birer birey olarak yetiştirmek, büyük önem arz etmektedir" dedi.
Zübeyde YALÇIN / ANKARA

ÇAKAL
09-03-2007, 17:48
TEDAŞ'a fazla tahsilat suçlaması

Gölbaşı ilçesi Koruma, Geliştirme ve Turizm Derneği 2. Başkanı İsa Ömercan, Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin (TEDAŞ) abonelerinden 1-2 YTL fazla ücret tahsil ettiğini iddia etti.

Vatandaşa gönderilen faturalarla PTT bilgisayarlarına gönderilen fatura tutarlarının farklı olduğunu öne süren Ömercan, şunları kaydetti:

''Bunun nedenini bilmiyoruz. Bu kayıt dışı bir tahsilat olabilir. Bu konuda somut bir örnek olarak, vatandaşın 59050 numaralı faturasında 16.63 YTL borç yazarken, PTT'ye gittiğinde TEDAŞ Abonenet Ödeme Sisteminde 17.70 YTL borcu görünüyor ve tahsil ediliyor. Her vatandaştan böyle fazla tahsilat yapıldığını öğrendim. Bunları toplarsak çok yüksek paralar eder. Bu fazla ödemenin kaynağı nedir, neden böyle olmuştur? Bu konularda yetkililerden açıklama bekliyoruz.''

Ben de sabahtan beri düşünüyorum,2 ay üst üste 35,40____35,60 fatura nasıl gelir diye.Bi dolap çeviriyorlar ama ,hayırlısı.3. ayı bekliyorum şimdi.:grrr:

ÇAKAL
11-03-2007, 12:39
Yuh,yani.Memleketin çivisi çıkmış.Hakimler,savcılar uyuyormu?
Babam tarih gibi adammış.''Pz.lerin çok old.yerde fa.ler boşta kalmaz.''derdi,çok doğruymuş.

Posta GazetesiManşet.


Evliyim ama uygunum

İnternette açılan site üye patlaması yaşıyor.Evli olupta kendisine yatak arkadaşı arayanların girdiği siteye 1 ayda 30 bin kişi üye oldu.Üstelik üyelerin arasında kadınların sayısı hiç de azımsanmayacak bir nokyaya ulaşmış.İstanbul'da parti yapılacak.

yazıyor.Vah ki vah ,memleketim ne hale gelmiş.Posta gazetesi de sanki marifetmiş,sanki ülke ihracat rekorları kırmış gibi haber yapmış.:cry: :cry:

ally_mcbeal
12-03-2007, 09:37
İstanbul’un göbeğinde şehir eşkıyası dehşeti 12 Mart 2007


Gürkan ÖZTEKİN-Şefik DİNÇ/İSTANBUL

Şehir eşkıyası, Sarıyer’de yol yüzünden tartıştığı İbrahim Doğan ve kardeşini, otomobillerini durdurarak dövdü. Otomobilde bulunan Nurgül Doğan, iki şehir eşkıyasının kocası İbrahim Doğan’ı (27) denize attıklarını söyledi.

Soncay Doğan (21) da ağabeyini kurtarmak için peşinden denize atladı. Soğuk suda termal şoka giren iki kardeş boğularak öldü. Olaydan sonra kaçan Akın Alabur ile eniştesi Bahadır Keskin gözaltına alındı. Zanlılar, İbrahim Doğan’ın kaçmak isterken denize düştüğünü iddia etti.

KİREÇBURNU Haydar Aliyev Caddesi’nden önceki gün saat 22.30 sıralarında otomobiliyle Sarıyer’e giden İbrahim Doğan, önünde seyreden Akın Alanur’un kullandığı 34 BK 9983 plakalı Renault Kango marka otomobile yol vermesi için selektör yaptı. Yavaş seyreden Alanur, yol vermedi. Kireçburnu’ndaki otobüs durağında, Sarıyer Çaykur’da şoför olarak çalışan İbrahim Doğan’ın otomobilinin önünü keserek durdurdu.

SELEKTÖR YAPTIN

İbrahim Doğan ile kardeşi Soncay Doğan’ı otomobilden indiren ve neden selektör yaptığını soran Alanur’un yanına, eniştesi Bahadır Keskin ve eşi Handan Keskin’in bulunduğu 34 AF 4913 plakalı kamyonet yanaştı. İki taraf arasında yaşanan kavgada bıçak çeken Bahadır Keskin, Doğan kardeşleri bıçakla kovalamaya başladı. Zanlıların iddiasına göre, kovalamaca sırasında İbrahim Doğan denize düşerken, ağabeyinin suda çırpındığını gören Soncay Doğan cep telefonuyla polisi aradıktan sonra suya atladı. Soğuk suda şoka giren iki kardeş bir süre çırpındıktan sonra karanlıkta kaybolurken, saldırganlar da kaçtı.

Vahşi saldırıyı çaresizlik içinde seyreden Nurgül Doğan, kayınbiraderinin telefonundan yardım için ilk numarayı çevirdi ve yardım istedi. Kısa sürede Kireçburnu’na gelen Ferit Can, arkadaşlarını kurtarmak için hemen suya atladı. İbrahim Doğan’ı kıyıya çekmeye çalışan Ferit Can, suyun aşırı soğuk ve dalgalı olması nedeniyle başaramadı. Can’ı boğulmaktan sahilde toplananlar kurtardı.

Balıkadamlarla birlikte 50 kişilik bir ekip, Boğaz’ın soğuk ve dalgalı sularında yaklaşık 4 saat iki kardeşin cesedini aradı. Önce, bir kız çocuğu babası İbrahim Doğan’ın cesedi sudan çıkartıldı. İki ay önce askerden dönen, üç gün önce de yeni işine başlayan Soncay Doğan’ın cesedi ise dün gündüz bulunabildi.

Şehir eşkıyaları kayıplara karışırken olayın görgü tanığı Nurgül Doğan, Tarabya Polis Merkezi’ne götürüldü. Doğan’ın ilk ifadesinde beyaz bir otomobilin içinde biri kadın 5 kişinin bulunduğunu ve hepsinin alkollü olduklarını söyledi.

PLAKADAN TESPİT

Polis, görgü tanıklarının verdiği plakalarından hareket ederek zanlıların izini buldu. 34 BK 9983 plakalı Renault Kango marka otomobil plakasının kayıtlı olduğu Gültepe’deki bir adrese giden polisler, Akın Alanur’u gözaltına aldı. Alanur’un verdiği bilgiler doğrultusunda da eniştesi Bahadır Keskin ve eşi Handan Keskin gözaltına alındı. Asayiş Şube Müdürlüğü’ne getirilen zanlılar, İbrahim Doğan’ı denize atmadıklarını, kaçmak isterken denize düştüğünü söylediler.

ANNENİN İSYANI

Sakinleştirici iğnelerle güçlükle ayakta durabilirken Havva Doğan, "Gencecik iki oğlumu aldılar benden. Bunun hesabını kim verecek" diye konuştu. Anne Doğan, 2 ay önce Şanlıurfa Ceylanpınar’da askerliğini yapıp dönen oğlu Soncay’ın "Canım Annem" yazılı fotoğrafına bakarak gözyaşlarına boğuludu. Aşçılık yapan baba Muhammet Doğan ise, "Çınar gibi iki evladımızı öldürdüler. Bu şehirde insan hiç dışarıya çıkmayacak mı? Bir çocuğu yetim bıraktılar. Daha gencecik Soncay’ıma kıydılar. Bunu kim yaptıysa bir an önce yakalanmasını istiyoruz" diye konuştu.

KORKU KENTİ

İSTANBUL, şehir eşkıyası yüzünden "korku kenti"ne dönüştü. gündüz gözüyle araçların camı kırılıp milletvekili dahil, insanlar soyuluyor.

CHP İstanbul Milletvekili Zeynep Damla Gürel, Dolapdere’de aracının içinde trafik ışıklarında kapkaççıların saldırısına uğradı. Gürel’in çantası, aracının camı kırılarak çalındı.

Şehir eşkıyası, hava karardıktan sonra molotof kokteylli saldırılar düzenleyerek 2,5 ayda 11 İETT otobüsü yaktı. Can güvenliğinden endişe eden İETT şoförleri, Kağıthane Nurtepe, Okleydanı Şark Kahvesi, Gazi Mahallesi, Ümraniye Mustafa Kemal mahallesi, Sarıgazi, Altınşehir Şahintepesi ve Söğütlüçeşme’ye, akşam hava karardıktan sonra girmiyor.

Biz atmadık, düştü

Polis, hemen şehir eşkıyalarının peşine düştü. Araç plakalırdan yola çıkarak Akın Alanur, eniştesi Bahadır Keskin ve eşi Handan Keskin’i gözaltına aldı. Zanlılar İbrahim Doğan’ı denize atmadıklarını, kaçmak isterken denize düştüğünü öne sürdüler.

mustafag
12-03-2007, 12:47
Birgün mutlaka

..Bu kaçıncı cinayettir?.. Hiç düşündünüz mü?!..
...Bir cinayet şebekesi ülkemizde kol geziyor...
Kim bunlar?!.. Kim?!.. Kimden destek almakta,
kimlerin koruyucu kanatları altında körpe vücutlara
kurşun yağdırmaktadır?
Her şeye alıştı toplum. Kimseden ses çıkmıyor.
"Yüreklerin kulakları sağır" belki de.
...Bu vurdumduymazlık böylesine sürüp durursa,
göreceksiniz, kanlı cinayetler toplumun başka
kesimlerine de sıçrayacak. Katil çeteleri, namlularını
aydınlara çevirecek bundan sonra; gazetecilere,
yazarlara ve politikacılara çevirecek.
yasanın susup, namluların konuştuğu günleri yaşıyoruz.
Yok... Hesap soran yok ki!..
...Neden öldürülüyor bu insanlar?..
Böyle genç yaşlarında, böyle hunharca kurşunlanarak...
Yazık değil mi? Söyleyin yazık değil mi?!!
Bu kan bizim kanımız, bu can bizim canımız...
Namluların konuştuğu yerde,
belki bir süre vicdanlar da, yasalar da susturulabilir.
Fakat bir gün vicdanlar da, yasalar da konuşursa,
o namluların içinde sadece katil çetelerinin kimlik
kartları çıkar. Kanlı mezar taşları bir gün ayaklanır
ve birer tokat gibi katillerin yüzlerine fırlatılır.
Ve o kaldırımlar, o kanlı kaldırımlar, üzerlerindeki
kirli ayak izlerini hep üzerlerinde taşırlar.
Silinmez o lekeler...
Döktükleri kanların içinde bir gün boğulacaklardır;
Bir gün mutlaka...

Uğur Mumcu
28 Aralık 1975

ÇAKAL
13-03-2007, 07:02
Yerleştirin millete!:grrr: :grrr:

Botaş'tan şirketlere kötü sürpriz faturalar bir hafta erkene alındı


Doğalgaz temin ve taşınmasından sorumlu kamu şirketi Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (Botaş), alacaklarını tahsilde sorun yaşayınca fatura yine vatandaşa çıktı.



Botaş, Rusya ve İran'a olan gaz borcunu ödeyebilmek için doğalgaz dağıtım şirketlerinin ödemelerini bir hafta erkene aldı. Şirketlere tek taraflı protokol gönderen Botaş, normalde ayın 25'inde yapılması gereken ödemelerin yüzde 70'inin ayın 18'inde yapılmasını istedi. Söz konusu gelişme dağıtım şirketlerinin tepkisini çekerken bazı firmalar mali açıdan sıkıntı yaşamamak için vatandaşın faturasını erken tahsil etme kararı aldı. Bir dağıtım şirketi yetkilisi Botaş'ın tek taraflı olarak takvimi erkene almasını kabul etmeyen firmaların da olduğunu belirterek, "Biz kabul ettik. Ancak finansman olarak bu bizi sıkıntıya sokar. Biz de mecburen vatandaşın fatura son ödeme tarihlerini erkene alacağız." dedi. Yaklaşık 40 ilde doğalgaz kullanılıyor, 35 il Botaş ile anlaşma sağlayarak erken ödeme takvimini kabul etti. Geri kalan İstanbul (İgdaş), Ankara (EGO), Bursa (Bursagaz), Eskişehir (Esgaz) ve Adapazarı (Agdaş) ise Botaş'la anlaşamadı. Bu illerdeki gaz dağıtım şirketleri, faturaları ayın 25'i yerine 15'inde ödemek zorunda kalacak.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=512317

ÇAKAL
15-03-2007, 21:11
Oğlum uyuşturucu alsın diye amelelik yapıyorum

15 Mart 2007


Teslime TOSUN (DHA)

Birkaç yıl öncesine kadar fabrikasında 300 işçinin çalıştığı bir işadamıydı. Ama daha sonra işleri ters gitti ve iflas etti.

Bir gün oğlunun uyuşturucu müptelası olduğunu öğrendi. Şimdi, inşaatlarda çalışarak kazandığı parayı uyuşturucu alması için oğluna veriyor. Yeter ki oğlu bir kriz anında insanlara zarar vermesin.

Antalya’da ihracat yaparken iflas eden işadamı Avni P. uyuşturucu bağımlısı oğluna para yetiştirebilmek için amelelik yapıyor. Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde 300 işçinin çalıştığı, havlu terlik fabrikası bulunan 4 çocuk babası Avni P, 5 yıl içinde inanılmaz olaylar yaşadı. Rüya gibi bir yaşamı olan Avni P, Hollanda, Belçika, Almanya ve Japonya gibi ülkelere havlu terlik ihraç ediyordu.

ALACAKLILAR PEŞİNDE

2001 yılında büyük oğlu Aytaç P’yi fabrikaya ortak etti. Almanya’daki işlerini organize etmesi için şirketine aldığı Anna Sofia Bavr adlı kadın müdür ile büyük oğlu Aytaç P’nin gönül ilişkisi başlayınca işleri ters gitmeye başladı. Borçlarını ödeyemez hale gelen Avni P., önce İstanbul’da boğaza nazır bürosunu, ardından ev ve otomobillerini, son olarak da fabrikasını sattı.

İşleri bozulup fabrikasını kapattıktan sonra alacaklıları peşine düşen Avni P. 3 oğlunu da alarak Almanya’daki büyük oğlunun yanına gitti. 1 yıl önce çocuklarıyla Antalya’ya dönen ve bir gecekonduda yaşamaya başlayan Avni P. 19 yaşındaki oğlu A.P’nin 6 ay önce esrar, sonra da eroin kullanmaya başladığını öğrendi.

HER ŞEY OĞLUM İÇİN

İnşaatlarda amelelik yaptığını ve bulduğu günlük işlere gittiğini söyleyen Avni P. yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Oğlum uyuşturucu bağımlısı. Eğer ona para vermezsem, hırsızlık yapacak veya birilerinin boğazına bıçak dayayıp gasp edecek. Ben bunları yapmasın diye akşama kadar taş taşıyorum, amelelik yaparak kazandığım parayı eline veriyorum ki gidip uyuşturucu alsın diye. Hangi baba, oğluna uyuşturucu parası verir? Oğlumun tedavi edilmesini istiyorum. Param olmadığı için buna gücüm yetmiyor."


Bedava verip alıştırdılar

Tedavi olmak istediğini, ama bunu nasıl başaracağını bilemediğini söyleyen A.P. ise uyuşturucuya arkadaşlarının önce bedava verip kendisini alıştırdığını söyledi. A.P. sözlerini şöyle sürdürdü:

"Daha sonra parayla satmaya başladılar. Evdeki halıları götürüp sattım ve eroin aldım. Tedavi olmak istiyorum, ancak bunu nasıl başaracağımı bilemiyorum. Bir kriz anında başkalarının canını yakarım diye çok korkuyorum. Benim halim herkese ders olsun. Gençlere uyarım olsun, bedava olarak ’Al sana cigaralık verelim, bak bu kafa yapıyor’ diye hap verenlere inanmasınlar."

ÇAKAL
19-03-2007, 19:00
Yeni X5 gelmeden 100 sipariş aldı


İlk yollara çıktığı 1999'dan bugüne kadar 606 bin satan BMW X5 yenilendi. Spor otomobil çevikliği ile arazi kabiliyetini bir araya getiren araç, Avrupa ile aynı anda Türkiye'de hafta sonundan itibaren satışa sunuluyor.



Yeni X5'in fiyatı 107 bin Euro'dan başlayacak. İlk jenerasyon BMW X5'ten 2 bin 300 satan Borusan, sadece bu yıl 500 adedin üzerinde X5 satışı hedefliyor. Araç pazara sunulmadan 100 müşteri X5 için kaparo yatırdı. Eski jenerasyona göre boyu 18.7 cm uzayan araç daha yuvarlak ve kaslı hatlara sahip. Yeni BMW X5 sınıfında birçok yeniliğe imza atıyor: Patlamasına karşın 80 km hızla 150 kilometre gidebilen Run Flat lastikler, ön ekrandan izlenebilen ve park rahatlığı sağlayan arka kamera sistemi, sürüş kabiliyetini artıran xDrive sistemi, aracın hızına göre sertliği veya yumuşaklığı ayarlanan aktif direksiyon, eskisine göre yüzde 50 hız kazandıran yeni vites, virajlarda dönebilen Xenon farlar bunlar arasında. Araç, BMW'de bir ilk olan yedi yolcu taşıma kapasitesini sağlayan opsiyonel üçüncü koltuk sırası da sunuyor.


19 Mart 2007, Pazartesi

1 ton demir 107bin euro.:düsün: :düsün: Har har yemenin tar tar mıçması olacak elbet.Bakalım nezaman.:grrr: :grrr:

Ballıkcı
19-03-2007, 19:36
1 ton demir 107bin euro. Har har yemenin tar tar mıçması olacak elbet.Bakalım nezaman.

Öyle demeyin sayın cakhall, dürüst olarak kazanıp vergisini veren hariç notunu düşelim isterseniz. Onlar herşeyin en iyisine layık memleketin o insanlarada ihtiyacı var.

MALIX
19-03-2007, 20:04
Sn. cakhall'in belirttigi gibi ithal luks urun tuketimi gercekten hizla artmaya devam ediyor.

Baska bi ornek HarveyNichols'in Istanbul'da magaza acmasi. Sadece ultra-luks markalar satan bu Ingiliz markasinin Ingiltere'den baska gelismis ulkede magzasi yok. Heralde sebeb diger gelismis ulkelerin kendi markalari olmasi. Bu magzanin Ingiltere disinda sadece, Riyad, Hong Kong, Dubai, ve Istanbul'da subeleri var. Dordunun ortak noktasi dogru duzgun yerli markalari olmayip Batili luks urunlere olan duskunlugu.

Yine ayni tarz bi magaza zinciri olan Saks Fifth Avenue'nin (ABD'li) sitesinde ABD de 54 subesi olup tek yurtdisi subesi Suudi Arabistan'da oldugu gozukuyor. Bu firmanin gecenlerde Istanbul'da yer baktigi haberlerde gecmisti.

Bu ozentiligimize Starbucks'ida katabiliriz. Dunyada kisina basina en cok kahve tueketen ulkeler Isvec ve Norvec'te, ayrica Hollanda, Italya, Danimarka gibi ulkelerde hic Starbucks yokken, Istanbul'da 36 tane Starbucks subesi var. Paris ve Madrid gibi sehirlerden daha fazla. Yabanci marka karsiti degilim, Starbucks guzel bi kahveci gercekten ama bu kadari fazla sanirim. Dusunun, bi caddede 4 tane Starbucks var (Bagdat cad.) ! Bi cok Avrupa ulkesi kendi kahvelerni tercih ettikleri icin Starbucks a cok talep gostermezken, dunyanin ilk kahvehanesini acan Turk milleti, Starbucks'a inanilmaz ragbet ediyor. Avrupa'ya kahve bizden gecti halbuki...:frown:

trakyalı
19-03-2007, 20:14
1 ton demir 107bin euro. Har har yemenin tar tar mıçması olacak elbet.Bakalım nezaman.

Öyle demeyin sayın cakhall, dürüst olarak kazanıp vergisini veren hariç notunu düşelim isterseniz. Onlar herşeyin en iyisine layık memleketin o insanlarada ihtiyacı var.
Dayanamadım bu yazıyı görünce 7000. yazımı yazayım dedim.
Bu ülkede dürüst çalışıp vergisini zamanıda ve tam olarak veren zenginleri sayabilirmisiniz.
Belki 5-10 kişidir.
Yollarda son sürat son model arabalarla gezenlerin çoğunun haksız kazanç elde ettiğini düşünüyorum.
Nedenine gelince;
o son model arabalar çıkar çıkmaz elindeki değiştiren,ülke ekonomisini düşünmediği gibi parasının değerini bilmeyenler,o parayı alın teriyle kazanmış olamazlar.
Bu benim görüşüm.Benim milyon dolarlarım olsa dahi arabamın son model olmasından çok emniyetli ve az yakan bir araba olmasını dilerim.Yazlık alacağıma her sene o yazlığa yatırdığım paranın getirisiyle en güzel yerde tatil yaparım.Kola içip,hamburger,sosis,salam yiyeceğime ülkemin doğal yemeklerini yer,ayran içerim.
Bunlar hep ülkesini düşünenlerin yapacağı hareketler.elin adamı bizim ülkemizi deneme tahtası gibi kullanıyor.Cola hamburger satıp kendi ülkelerine bizim paralarımızı taşıyorlar.
HERKES NE OLACAK BU ÜLKENİN HALİ diyor.
Peki kim ülkesi için bir şeyler yapıyor.Yabancı mal yerine kim yerli malı kullanıyor.
Verin elele bakın nasıl değişiyor yabancının bize bakışı.İçmeyin kola,yemeyin hamburger,Türk malı kullanın.
Bunları ah bir yapabilsek,bizi değil AB.ye dünya ülkelerinin başına getirirler.
Tabi biz Türkler biraz da işin üçkaadındayız.Herşeyin kolayına kaçarız.Ama çok akıllıyız.Zamanında Babuna diye birine alınan bağış ile kanlarında bizim genetiğimizi tespit ettiler.Şimdi bizi içten, yiyecek içeceklerle yıkmaya çalışıyorlar.Bunlara dikkat edin.Çocuklarınıza özellikle yabancı yiyecek yedirmeyin.
Bu benim görüşlerim.
Hoşça kalın....

ÇAKAL
20-03-2007, 06:37
Her taraf hırsız dolmuş.Hay'dan gelirse para verirler tabii 1 ton demire 107bin euro.:grrr: Tög kadar sinopta bu kadar dolap döndüyse vay ki memleketimin haline.:cry:




Yolsuzluğa büyük darbe

20 Mart 2007 Salı



> Daha da artabilir
SİNOP’ta bazı devlet hastanelerindeki ihalelerde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla başlatılan ve 11 ili kapsayan soruşturma büyüdü. Cumhuriyet Başsavcısı Sadettin Arslan, “Şu anki görünür yolsuzluk 500 milyon YTL. Soruşturma genişledikçe rakam daha da artabilir” dedi.

> Kimi ararsan var
OPERASYONDA gözaltına alınan 54 kişiden 8’i daha tutuklanarak cezaevine konuldu. Böylece yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla tutuklananların sayısı 31’e ulaştı. Tutuklananlar arasında hastane yöneticileri ile medikal şirket sorumlularının da bulunduğu bildirildi.

SİNOP (İHA)- Sinop merkezli olarak 11 il ve 12 ilçeyi kapsayan ve 500 milyon YTL’lik (500 trilyon lira) ihale yolsuzluğunun ortaya çıkarıldığı “Gündoğusu” operasyonunda gözaltına alınan 54 kişiden 31’i tutuklandı. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, ihaleye fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak, tehdit, görevi kötüye kullanmak, suçluyu kayırmak ve rüşvet iddialarıyla Sinop Adliyesi’nde hakim karşısına çıkartılan ve aralarında bazı başhekimler, hastane müdürleri, medikal şirketlerinin sahipleri ile bazı sağlık çalışanları ve bir partinin eski il başkanın da bulunduğu 54 kişiden 31’i tutuklanarak Sinop E Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu.

Ağır cezada yargılanacaklar
Mal varlıklarına da el konulan tutukluluların Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250. maddesi gereğince Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarının devam edeceği bildirildi. Söz konusu davayla ilgili hazırlanan 14 klasör ve 500 sayfalık iddianame, 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek. 500 sayfalık iddianamenin sadece özet olduğu kaydedildi. Tutuklanarak cezaevine gönderilen kişiler şunlar: Bir partinin eski il başkanı Dursun D., Atatürk Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Gürel A., Mustafa İ., Şükrü İ., Bayram K., Hasan G., Birhan Y., Süreyya E., Yakup D., Ethem E., Alper D., Ahmet G., Adnan Ü., Selma A., Kadriye İ., Ragıp A., Ali Utkan T., Hüseyin D., Kamil Ü., Esat T., Mustafa G., Tanju K., Tutku T., Cihangir T., Ali Ö., Alper H., Mehmet Ö ., Aydın Ç., Öner H., Muammer D. ve Hasan A.

Kayıtlar inceleniyor
Gündoğusu operasyonu Sinop merkez, Durağan, Gerze, Türkeli, Boyabat, Karabük merkez, Kastamonu merkez, Kastamonu- Azdavay, Trabzon merkez, Amasya merkez, Ordu merkez, Ordu-Ünye, Tokat-Zile, Samsun merkez, Samsun-Çarşamba, Kocaeli-Gebze, İstanbul-Kadıköy ve Bakırköy, Ankara merkez-Kızılcahamam ve Polatlı ilçelerini kapsadı. Operasyon kapsamında, bazı hastanelerdeki evrak ve bilgisayar kayıtlarına da el konuldu. Bu kayıtların incelemeleri ise sürüyor.


> Başsavcı: İhale çetesi kurmuşlar
Operasyonla ilgili basın açıklaması yapan Sinop Cumhuriyet Başsavcısı Sadettin Arslan, 6 aydır teknik takip yapıldığını ve olayın boyutunun çok daha büyük olabileceğini söyledi. Arslan, zanlıların çete oluşumuna gittiklerini belirterek, “Dosya içeriği açısından Ankara’ya gönderilecek” dedi. Arslan, “Gündoğusu operasyonunu tamamladık ancak tahkikatlarımız devam edecek. 11 il, 12 ilçe olmak üzere toplam 23 merkezde operasyonumuzu yaptık. Şu ana kadar istediğimiz bütün delillere ulaştık. Meblağın 500 milyon YTL’nin üzerinde olduğunu tahmin ediyoruz” şeklinde konuştu. Davanın Ankara’da görüleceğini belirten Başsavcı Arslan, şöyle devam etti:

‘Kötü mal’ yakalattı“Bu tür suçlar, özel görevli Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevine giriyor. Soruşturma hâlâ sürüyor. Bundan sonra da gözaltılar olabilir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250. maddesi gereği bu kişilerin mal varlıkları gözden geçirilmiş ve el konulmuştur. Tüm deliller elimizde. Yapılan ihalede verilecek malın daha kötüsünün verilmesi bizim hareket noktamız oldu. Bu anlatılanlar olayın sadece yüzde 1’idir. Bu ve buna benzer birçok şey var.”

trakyalı
20-03-2007, 10:03
Bir de çok pis olduğumuzu görüyorum.
Sokaklar çöp içinde.Kızılay Ankara'nın merkezi çöpten geçilmiyor.Temizlik imandan gelir diyoruz,yerlere izmarit,çöp atıyoruz.Çocuklarımıza bu alışkanlığı kazandıralım.Bu ailenin ve öğretmenlerimizin görevi.

AKINCI BEYİ
20-03-2007, 18:33
ne oluyor bu millete iyice sapıttılar

Metro'da dehşet anı! VİDEO HABER
Metroya biletsiz binmek isteyen 3 kişi, kendilerine müdahale eden güvenlik görevlisinin boğazıın kesti.

20.03.2007 16:23
İstanbul'da son günlerde sık sık meydana gelen şiddet olaylarına bir yenisi daha eklendi. Metro istasyonuna gelen 3 kişi bilet parası ödememek için turnikelerden atlayınca kendilerini uyaran metro güvenlik görevlisinin boğazını bıçakla kesti. Biletsiz giren şahısları uyarmaya çalışan güvenlik görevlisinin boğazından bıçaklanma anı güvenlik kameraları tarafından saniye saniye görüntülendi.

Edinilen bilgiye göre, İstanbul'da metro istasyonuna gelen M. Ç (16), K.A (17) ve İ. Y (18) bilet parası ödememek için turnikeden atlayınca metronun güvenlik görevlileri tarafından durduruldu. Kendilerini durdurmaya çalışan güvenlik görevlisini itmeye çalışan şehir teröristİ M.Ç ile güvenlik görevlisi arasında arbede çıktı.

METRO'DAKİ DEHŞET ANINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Çıkan arbede de güvenlik görevlisi Mazhar Güler, şehir teröristi M. Ç. tarafından boğazından bıçaklandı. Bıçaklandığından habersiz şehir teröristlerine karşı koymaya çalışan güvenlik görevlisi Güler, yere düşen cüzdanını almak için eğilince boğazından oluk oluk kan akmaya başladı. Olay üzerine koşarak gelen diğer güvenlik görevlileri tarafından etkisiz hale getirilen saldırganlar gözaltına alınırken ağır yaralanan güvenlik görevlisi arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldı. Çıkan arbede ve güvenlik görevlisi Güler'in boğazından bıçaklanması ise metro güvenlik kameraları tarafından saniye saniye görüntülendi.

(İHA)

ASB
23-03-2007, 09:05
Bu topraklarda BÖYLE (http://www.ntvmsnbc.com/news/403486.asp) insanlarımız yetiştikçe ülkemizin geleceğinden endişe etmiyelim.

Ama, acaba 'BÖYLE insanlar yetiştirebiliyor mu?' diye endişe edelim.

ÇAKAL
24-03-2007, 07:43
Armut değil ki olgunlaşsın

Akaryakıtta mühürleme sisteminin 'olgunlaşmadan devreye girdiği' yönündeki eleştirilere Enerji Üst Kurulu Başkanı Yusuf Günay, "Bu, armut değil ki." diye karşılık verdi.


EPDK Başkanı Yusuf Günay
Teknik altyapısını EPDK'nın şartnamesine uygun düzenleyenlerin herhangi bir sorun yaşamayacağını aktaran Günay, "Eğer marker'ın yapısında bir problem olsaydı şimdiye kadar tüm şirketler ayağa kalkardı. Bizim de bunu uygulamamız mümkün olmazdı. Yılbaşından beri uygulandığına göre demek ki olabiliyormuş." tespitini yaptı. Ürünün yapısında herhangi bir problem olmadığını, sorunun firmaların bazı teknik hatalarından kaynaklandığını aktaran Üst Kurul Başkanı, problemin firmaların enjeksiyon sistemlerinde meydana gelen arızalardan kaynaklanmış olabileceğini düşünüyor. Ulusal marker'ın DNA'sıyla zaman zaman oynandığını, taklit edilmesinin mümkün olmadığını dile getiren Günay, önceden fazla marker alındığında sonraki ürünün DNA'sı farklı olduğu için sorun yaşanabileceği uyarısında bulundu. TOBB bünyesindeki LPG Sektör Meclisi'nin kokteyline katılan Günay, kimyasal mühürle ilgili şu anda düzenleme yapılacak bir konu olmadığını belirtti. Denetimlere yakın zamanda başlayacaklarını belirtirken de, "Düğmeye bastık. 232 tam donanımlı kara ve deniz denetim aracı ile sahaya iniyoruz." ifadesini kullandı. İşareTr uygulanmaya başlandıktan sonra kayıtlı akaryakıt ticaretinin arttığını vurgulayan Günay, ocak-şubat döneminde yüzde 20'lik artış görüldüğünü söyledi.

TBMM Sanayi Ticaret ve Enerji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy da, "Akaryakıtı depoladılar. Stokta tutamazlar. Eğer alıcı bulamazlarsa ne yapacaklar? Beyan etmek zorunda kalacaklar. Bu kadar bağırmaları bundan." yorumunu yaptı.:super: :super: :super:

Ercan Baysal, Ankara


24 Mart 2007, Cumartesi

Novalqin
24-03-2007, 09:10
isyan ediyorum. keşke gazete okumasaydım! televizyon seyretmeseydim!neredeyse hergün olmaya başlayan, adi cinayetlerin önüne geçemeyen bir ülkede yaşamak kaç kişinin hoşuna gidiyor? böyle giderse sokağa çıkamayacağız. önlem alamayan hükümete yazıklar olsun, ekonomide istediğin kadar başarılı ol, insanların yaşayamadıkları bir ülkede iktidar olamazsın! oy mu istiyorsunuz( ikonlarda olmadığı için gösteremiyorum ama anladınız siz)!

yapanlara,yaptıranlara,açıkça yayınlayanlara binlerce kez yazıklar olsun!


:grrr: :grrr: :grrr: :grrr: :grrr:
AB ye hayır !

ÇAKAL
24-03-2007, 11:01
Tespih...

Türkiye'nin en zengin insanı kim?
Satan.





Evet, Türkiye'nin en zengin insanı, malını mülkünü yabancıya satan bir işadamı.





Halbuki, dünyanın hangi gelişmiş ülkesine giderseniz gidin, o ülkenin en zengin insanı, mutlaka "üreten" işadamıdır.

Bizde, satan.





O yüzden, kamuya ait arazi elin Arap'ına satılınca bütün gazetelerimize mutluluk verici, müjde dolu kelimelerle manşet oldu...

"Türkiye kazandı..."
"Burma bilezik..."
"Şeyh bereketi..."

Neden mutluyuz? Sattık çünkü.



Milletin malını mülkünü sattıkları zaman, seviniyor bu ülkenin basını... Hele yabancıya satıldıysa, ayakta alkışlıyor. Alkışlamayana da kızıyorlar... İlla sevineceksin.


Hatırlarsınız... Bizim şakşakçı gazeteciler, Türk Bankası'nı satın alan Yunan Bankası'nı gezmeye gitmişlerdi... Adamlar da, duvarlarındaki "Türk kafasını ezen Yunanlı" tablolarını göstermişti bunlara... Gık dememişlerdi... Ben de "aferin" demiştim.

Kızdılar... Ahlaksız falan dediler bana.

Meslekten atılmamı isteyen bile oldu.





Şimdi aynı tayfanın yeni bir marifeti ortaya çıktı... Gene "tablo" ile alakalı.





Bizim Merkez Bankası'nın kasasında 800 adet tablo var. Kuruluş yıldönümü vesilesiyle bir sergi açıldı. Bu tablolar sergileniyor.

E gazeteciler gitmiş tabii.

Bakmışlar bakmışlar tablolara... Sonra da, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'a ne demişler biliyor musunuz?

"Bunları satsak, kaç dolar eder?"





Basına bak!
Gezdir Topkapı'yı...
Kaşıkçı'ya müşteri getirsinler.





Ama böyle bitmiyor hadise...

Gazeteciler pişmiş kelle gibi sırıtırken, Merkez Bankası Başkanı lafı ağızlarına sokmuş... Demiş ki:


"Sanatın değeri, parayla ölçülmez. Üstelik, bu tablolar çocuklarımıza kalacak. Babadan kalma tespihi sat, döner ye, olmaz! Çalış, kazan, öyle ye."





Tekrar yazayım...


"Sanatın değeri, parayla ölçülmez. Üstelik, bu tablolar çocuklarımıza kalacak. Babadan kalma tespihi sat, döner ye, olmaz! Çalış, kazan, öyle ye."



Kendisine teşekkür ediyorum.


Ve...

Gazete yöneticilerine bir önerim var. Merkez Bankası Başkanı'nın bu lafını alın, çerçeveletip, ekonomi servislerine asın!


Memleketin içine düştüğü "tablo" yu anlamıyorlar... Belki bu lafı göre göre, ne demek istediğini anlarlar.:yes:

Yılmaz ÖZDİL

ally_mcbeal
24-03-2007, 11:51
sata sata hala bitiremediler memleketi.
öyle sinir oluyorum ki bu satışlara. mirasyedi gibi birşey olduk. allah bizi bu satıcılardan kurtarsın inşallah.

ÇAKAL
25-03-2007, 00:52
Esrar satın alan milletvekili kim?


AK Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, İstanbul'un bazı semtlerindeki uyuşturucu satışına dikkat çekmek amacıyla kendisini ''alıcı'' olarak tanıttığı uyuşturucu satıcılarından esrar satın aldı.



Çömez, İstanbul'un değişik semtlerinde oturan vatandaşların, kendisine uyuşturucu madde satışı konusunda şikayette bulunmaları üzerine, bu konuda yaklaşık 1 ay araştırma yaptığını söyledi.

Uyuşturucu madde konusunu kamuoyunun gündemine taşımaya karar verdiğini dile getiren Çömez, araştırmaları sonucunda İstanbul'un bazı semtlerinde ''pervasızca'' uyuşturucu satıldığını belirlediğini ve bu konuya dikkat çekmek için Ankara'dan İstanbul'a geldiğini bildirdi.

Çömez, daha sonra gece geç saatlerde beraberinde AA muhabiri olduğu halde, Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesi'ne gitti.

-KENDİSİNİ ''ALICI'' GİBİ TANITTI-

Şapka, kaşkol ve gözlük takarak, özel bir otomobille gecekonduların yoğun olarak bulunduğu Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesine giden Çömez, otomobille dolaştıktan sonra, bir köşe başında bekleyen 15-16 yaşlarındaki bir çocuğun önünde durdu.

Çocuğun, ''Buyurun abi'' demesi üzerine arabanın camını açan Çömez ile uyuşturucu satıcısı çocuk arasında şu konuşma geçti:

''-Güzel dalganız var mı?

-Var abi.

-12,5 ne kadar? (gramı belirtiyor)

-60 ama sana 50 olur abi.

-Fazla tohumlu olmasın, misafirlerim var, rezil olmayalım.

-Bizde dandik mal olmaz abi. Herkes geliyor, memnun oluyor.''

Bu diyaloğun ardından gecekondulardan birine giren çocuk, elinde gazete kağıdına sarılı bir tutam esrarla otomobilin yanına geldi ve bunu Çömez'e verdi.

Çocuğa 50 YTL uzatan Çömez, ''Çarşafın var mı?'' (esrarın sarıldığı kağıt)diye sordu.

''Var abi'' diyen çocuk, tekrar aynı gecekonduya gidip bir miktar ince kağıt getirdi.

Turhan Çömez, ''Aşağısı temiz mi?'' (Sokağın aşağısında polis var mı?) diye sordu. Çocuk da ''Temiz abi, sıkıntı olmaz'' cevabını vererek arabanın yanından uzaklaştı.

Sokağın aşağısına doğru gidildiğinde birkaç lüks otomobilin de bu bölgede uyuşturucu madde satın almak amacıyla beklediği görüldü.

Otomobille mahalleden çıkış yapılırken ''Buyur abi, ne istersin?'' diyen çocuklar dikkat çekti.

Daha sonra Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne giden Turhan Çömez, olayı anlatarak, satın aldığı esrarı polise teslim etti.

-SİVİL POLİS EŞLİĞİNDE İKİNCİ KEZ SATIN ALDI- :düsün: :düsün:

Polisin isteği üzerine, bir sivil memurla aynı yere ikinci defa giden Çömez, aynı çocuktan 15 YTL karşılığında naylona sarılı bir tutam daha esrar satın alarak, satıcının belirlenmesini sağladı.

Turhan Çömez, Gaziosmanpaşa'nın Sarıgöl ve Bursa mahalleleri, Esenler'de Karabayır, Beyoğlu'nda Dolapdere ve Selamsız'ın uyuşturucunun yoğun olarak satıldığı yerler olduğunu öne sürdü.

-''CİDDİ YASAL BOŞLUKLAR VAR''-

Uyuşturucu belasının Türkiye için büyük bir tehdit olduğunu vurgulayan Çömez, ''Bunu fark etmek ve önlem almak mecburiyetindeyiz. Uyuşturucuyla tanışma yaşı 12'ye düşmüş. Pek çok okul uyuşturucu tehdidi altında. Gençleri bu beladan kurtarmak için ivedi olarak önlem almak zorundayız'' dedi.

Çömez, Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün yüzlerce vakaya işlem yaptığını, ancak dosyalara bakıldığında şüphelilerin neredeyse tamamının savcılıktan serbest bırakıldığının görüldüğünü belirterek, ''Demek ki ortada ciddi yasal boşluklar var. Bu konuda çalışma yapmamız şart'' diye konuştu.

Uyuşturucu satışlarının azımsanmayacak bir kısmının çocuklara yaptırıldığını ifade eden Turhan Çömez, yasal olarak korunaklı durumda bulunmaları nedeniyle çocukların bu kirli sektörde kullanıldığını dile getirdi.

Çömez, ''Gaziosmanpaşa'daki Bursa ve Sarıgöl mahallelerinde istimlak çalışmalarına başlandığı söylendi. Ancak netice alınamamış. Belediyenin mutlaka bu istimlaki tamamlaması, bu bölgeleri rehabilite etmesi şart. Bu bölgelerde yaşayan vatandaşlarımıza yönelik sosyal projeler üzerinde de çalışılmalı'' dedi.

-AİLELERE VE ÖĞRETMENLERE SESLENDİ-

Turhan Çömez, ailelere ve öğretmenlere de şu tavsiyelerde bulundu:

''Türkiye uyuşturucu batağına çekilmek isteniyor. Lütfen çocuklarınıza sahip çıkın, onlarla ilgilenin ve onları takip edin. Öğretmen arkadaşlarımın da okul yöneticilerinin de çok dikkati olması gerekiyor. Küçümsenmeyecek bir tehlikeyle karşı karşıyayız.''

Uyuşturucuyla mücadele konusunda İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya verilmek üzere bilgi notu hazırladığını da belirten Çömez, ''Suça bulaşan çocuklarla ilgili devletin eli kolu bağlı. Ne yazık ki, emniyet ve savcılığın yapabileceği fazla bir şey yok. Uygun koşullarda ıslah evleri oluşturulmalı'' diye konuştu.


24 Mart 2007, Cumartesi

BUSHIDO
25-03-2007, 01:00
1 ton demir 107bin euro. Har har yemenin tar tar mıçması olacak elbet.Bakalım nezaman.

Öyle demeyin sayın cakhall, dürüst olarak kazanıp vergisini veren hariç notunu düşelim isterseniz. Onlar herşeyin en iyisine layık memleketin o insanlarada ihtiyacı var.

1 ton demir, 107.000 EURO!

Burada bir yanlislik yokmu?

kemal.erdem
25-03-2007, 01:14
1 ton demir, 107.000 EURO!

Burada bir yanlislik yokmu?

burada asagi yukari 100 kerelik fazlalastirma olmasi ihtimali fazlasiyla varda.dahasi emtia fiyatlarini belirlemek hicbirseyi satmasak bizim inisiyatifimizde olacakmis gibi bir yanlis hava var.
cimentocularin net kar marji % 50 yi bulmakta olan ulkemizde cimentocular yabancimidir da bize boyle giydirmekteler yillardir, bana biraz anlatsa da bilgilensem.

ÇAKAL
26-03-2007, 06:14
Rum'un maden oyunu



Kıbrıs açıklarındaki petrol rezervlerine konmak isteyen Rumlar’ın ülkemizde bulunan yeraltı zenginliklerimizi de sinsi bir planla ele geçirmeye çalıştığı ortaya çıktı. Paravan şirket kurup Anadolu topraklarındaki madenlerimize göz diken Rumlar, iki yılda 21 arama ruhsatı aldı


Kıbrıs açıklarındaki petrol rezervlerini ele geçirmek isteyen Rumlar, şimdi de ülkemizde bulunan yeraltı madenlerimize konmak istiyor. Gazeteniz BUGÜN'ün ortaya çıkardığı skandal, Türkiye'nin çıkarılmayı bekleyen yeraltı zenginliklerinin hangi ellere geçtiğini ortaya koydu. Güney Kıbrıs Rum kesiminde kurulan bir Rum şirketi, yeraltı zenginliklerimizi sinsi bir oyunla ele geçirdi.

21 RUHSAT ALDILAR

Türk istihbaratı başta olmak üzere tüm yetkililerin gözünden kaçan Rum şirket, 2005 yılında Türkiye'de maden ruhsatı toplamaya başladı, 2007 yılına gelindiğinde zengin yeraltı kaynaklarımızın bulunduğu noktalarda tam 21 adet arama ruhsatına sahip oldu. İngiliz şirket görünümü altında yapılan ve bu nedenle yetkililerin gözünden kaçan sinsi planın perde arkası aralandığında ortaya korkunç bir gerçek çıktı. Güney Kıbrıs Rum kesimi merkezli şirketin İngiliz şirket görünümünde, yasalara uygun olarak kurulan paravan Türk şirket yardımıyla ülkemizin en değerli maden alanlarında toplam 21 arama ruhsatı aldığı belirlendi. Şirket Türkiye’de ki 100 ayrı saha hakkında da dataya sahip.

PARAVAN ŞiRKET KURDULAR

Merkezi Güney Kıbrıs Rum kesiminde bulunan EMED Madencilik, ilk olarak Türkiye'de şirket kurma kararı aldı. Bulgaristan üzerinden kurduğu EOOD şirketi üzerinden Türkiye'de de 'Doğu Akdeniz Mineralleri Sanayi ve Ticaret Ltd' adında şirketi açtı. 5 Temmuz 2005'te kurulan şirket, Türk yöneticileri vasıtasıyla Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne başvurarak Türkiye'nin zengin maden yataklarının bulunduğu bölgelerden ruhsatları tek tek toplamaya başladı. Şirket, 26 Eylül 2005'te Bayburt'ta arama ruhsatı aldı. 2007 yılına gelindiğinde şirketin Artvin (15) ve Gümüşhane (4) başta olmak üzere tam 21 noktada arama ruhsatı vardı.

SKANDAL NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Skandal gelişme Londra kaynaklı bir haberden yola çıkılarak ortaya çıktı. Londra Menkul Kıymetler Borsası'nda 15 Mart tarihinde bir haber yayınlandı. Bu haberde Kefi Minerals isimli şirketin Türkiye'de aldığı maden arama ruhsatlarında yaptığı testlerden cesaret verici sonuçların ortaya çıktığı yazıldı. Bu haber dikkatlerin Kefi şirketinin üzerine çekilmesine neden oldu. Yapılan araştırmada Kefi şirketi adına Türkiye'de maden arama ruhsatı alınmadığı, Londra Borsası'na gösterilen 21 arama ruhsatının Türkiye'de kurulan Doğu Akdeniz Mineralleri şirketi üzerine yapıldığı ortaya çıktı. Şirketin sicil kaydına bakıldığında ise ortaya yaşanan skandal gün yüzüne çıkmış oldu.


MiT’iN DEVREYE GiRMESi GEREKiRDi


Rum kesiminde kurulan bir şirketin Türkiye'deki yeraltı zenginliklerini ele geçirmeye çalışması, arama ruhsatı alması tam anlamıyla skandal olarak değerlendirildi. Bu konuda açıklamalarda bulunan yetkililer, "Rum şirket, kendine İngiliz şirket görünümü vererek, bazı yetkilileri yanıltabilir, ancak özellikle Milli İstihbarat Teşkilâtı'nın (MİT) burada devreye girmesi beklenirdi. MİT, bu tür şirketlerle ilgili araştırmalar yaparak gizli bir şekilde ihalelere girmek istediklerinde ihaleyi yapan kurumu uyararak bu şirketleri engellemiştir. Bunlar daha önce çokça yaşandı. MİT'in bu şirketin arama ruhsatı almasının önüne geçmesi lazımdı" dediler.


LONDRA’DA GÖVDE GÖSTERiSi YAPTILAR

Tamamı Rum sermayeli EMED MINING şirketi, ilk olarak İngiltere'de Kefi Minerals isimli paravan şirket kurdu. 2005'te Londra borsasına açılan ilk Rum şirket oldu. Kefi'yi Bulgaristan'da kurulan Mediterrannean Minerals, İstanbul'da kurulan Doğu Akdeniz Mineralleri Sanayi şirketi takip etti. Türkiye'de kurduğu özel şirketle maden rezervlerimizin bulunduğu bölgelerden arama ruhsatları alındı. 2006 yılında Yunanca 'Tutku' anlamına gelen 'Kefi Minerals' adlı şirketi kuran

EMED Madencilik, 9 Mayıs 2005'te Londra Borsası'na görkemli bir törenle girdi. Bu törenler Avrupa basınında geniş yankı buldu. EMED, Kefi ve Doğu Akdeniz Mineralleri şirketlerinin sahibi Mısır doğumlu Yunanistan vatandaşı Aristidis Eleftherios Anognastaras.

Daha sonra Avustralya vatandaşlığına geçti ve adını Harry Adams olarak değiştirdi.:düsün: :düsün:


Anognastaras, 2 milyon euro değerindeki şirketi 9 yılda 700 milyon euro değerine çıkardı. Şirketin ikinci yöneticisi ise Güney Kıbrıs eski Tarım Bakanı Dr. Andreas Panayiotou.


TÜRKiYE’DE ALDIĞI MADEN RUHSATLARI

Bayburt (3)

Gümüşhane (1)

Artvin-Şavşat (15)

Balıkesir-Bigadiç (1)

Kırıkkale (1)

Elin gavuru kütür kütür çalışıyo.Bizse birbirimizi yemekle meşgulüz.Bakalım ne zaman uyanacağız.:grrr: :grrr:

http://www.bugun.com.tr/haberler/260307/p42265.asp


Özgür AKBAŞ / ANKARA

BUSHIDO
26-03-2007, 06:31
1 ton demir, 107.000 EURO!

Burada bir yanlislik yokmu?

DÜZ YUVARLAKLAR (YTL/TON)
Ø 12-14-16 mm. 851,69 1.005,00
Ø 18-20-22 mm. 851,69 1.005,00

Kaynak:http://www.kardemir.com/turkce/index.html

ÇAKAL
26-03-2007, 21:50
DÜZ YUVARLAKLAR (YTL/TON)
Ø 12-14-16 mm. 851,69 1.005,00
Ø 18-20-22 mm. 851,69 1.005,00

Kaynak:http://www.kardemir.com/turkce/index.html

Sevgili Bushi ,ben bu cümleyi tüm arabalar ortalama 1 TON geldiği için ,bi yere dikkat çekmek istedim.Yani adamlar demiri bizden tonunu 1000 YTL ye alıyor,işleyip geriye 107bin euroya yaklaşık 200 misline satıyorlar demek istedim.Yani dışarı çıkan paraya yazık anlamında kullandım.Ama sayende demirin fiyatlarını öğrenmiş olduk.Sevgiler.:)

ÇAKAL
01-04-2007, 12:49
Ne güzel:grrr: :grrr:

.................................................. .........
Osman TIĞRAKLI
osmantigrakli@hotmail.com
.................................................. .........

Kiliseye tören Kur’an kursuna dozer
Van’daki Akdamar Kilisesi, devlet parasıyla tamir edilirken, 50 yıllık İstanbul’daki Piyalepaşa Kur’an kursu ‘restorasyon’ gerekçesiyle yıkılıyor

Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla, Türkiye’nin resmi ilk Kur’an kursu olan ve 50 yıldır aynı yerde faaliyet gösteren tarihi Piyalepaşa Kur’an kursu, Piyalepaşa Camii’nin restorasyonu gerekçe gösterilerek yıkıldı. Ne hazindir ki, daha birkaç gün önce, Van’daki Akdamar Kilisesi Bakanların, papazların ‘şen-şakrak’ kahkahaları eşliğinde törenle açılırken, bir Kur’an kursunun yıkılması ‘acı bir tesadüf’ olarak hafızalara kazındı.

‘Dinlararası diyalog’ ve ‘dinler bahçesi’ safsatalarının ayyuka çıktığı bir dönemde, hangi gerekçe ile olursa olsun, Kur’an kursunun yıkılması, acaba bu diyalog kandırmacasının bir sonucu mu? Milli ve manevi değerlerin iç ve dış odaklarca yok edilmek istendiği bir dönemde, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün aldığı bu yıkım kararını, üstelik yeni bir yer göstermeden ve gerekli zaman vermeden uygulamaya koyması çok düşündürücü.

Halk tepkiliŞubat ayı içerisinde yıkılmak istenen Büyük Piyalepaşa Kur’an kursu, camii cemaatinin ve mahalle halkının yoğun protestolarına neden olmuştu. Türkiye’de binlerce vakıf eseri işgal altında iken, Anıtlar Yüksek Kurulu’nun, Türkiye’nin hizmette olan en eski Kur’an kursunu yıkması ilginç bulunuyor. Gazetelerde yeralan haberlerde, Kur’an kursunun da içinde bulunduğu bölgenin 1575 yılında Piyalepaşa tarafından imar ettirilen Piyalepaşa Camii ve Külliyesi içinde olduğu bilgisi de dikkati çekiyor. Böyle bir yerin, restorasyon gerekçesiyle yıkılmak istenmesi haklı tepkileri de beraberinde getiriyor.

İşin bir başka boyutu ise, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Kur’an kursu yöneticilerine ve Diyanet İşleri’ne bilgi ve yer göstermeden doğrudan yıkım tebligatı yapması. Yetkililer, yaptıkları tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını, tüm kapıların kendilerine kapandığını belirtiyor.

Vah memleketim vah,kimlerin eline kaldı.Müslümanlığı sömürmeye devam:grrr: :grrr:

ÇAKAL
05-04-2007, 16:08
Yuh,yani.Memleketin çivisi çıkmış.Hakimler,savcılar uyuyormu?
Babam tarih gibi adammış.''Pz.lerin çok old.yerde fa.ler boşta kalmaz.''derdi,çok doğruymuş.

Posta GazetesiManşet.


Evliyim ama uygunum

İnternette açılan site üye patlaması yaşıyor.Evli olupta kendisine yatak arkadaşı arayanların girdiği siteye 1 ayda 30 bin kişi üye oldu.Üstelik üyelerin arasında kadınların sayısı hiç de azımsanmayacak bir nokyaya ulaşmış.İstanbul'da parti yapılacak.

yazıyor.Vah ki vah ,memleketim ne hale gelmiş.Posta gazetesi de sanki marifetmiş,sanki ülke ihracat rekorları kırmış gibi haber yapmış.:cry: :cry:


"Evliyim ama uygunum" diyenlere şok

Evli olan ve buna karşın partner arayanların kullandığı site sanal korsanların eline geçti. Ahlaki değerlere aykırı yayın yapan siteleri ele geçireceklerini ifade eden Cyber Warrior (Siber Savaşçı) adlı hacker grubu, evliyimamauygunum.com veri tabanını ve üye bilgilerini aynı adresten ifşa edeceklerini duyurdu.

Son haftalarda sık sık gündeme gelen "çokeşli evlilerin cinsel birliktelik platformu" evliyimamauygunum.com adlı site çökertildi. Siteyi ele geçiren sanal korsanlar, anasayfaya "Bu Siteye Erişim CW Kararı ile Engellenmiştir!" başlığı altında bir açıklama yerleştirdi. Açıklamada, "Bu ülkede, bizim internetimizde, bizim ahlak değerlerimize, Aykırı yayın yapanlar şunu asla unutmasınlar ki; Türk Internet aleminde CW Akıncıları vardır" denildi.

Sitenin, yayın yaptığı dönemde kullandığı "Dünya'nın çivisini biz çıkarmadık, biz geldiğimizde çivi çıkmıştı. Biz sadece çıkmış çivi ile oynuyoruz" şeklindeki sloganına karşılık

hackerlar "Biz de geldik o çiviyi çakıyoruz" dedi.:he: :he:

ÜYE BİLGİLERİ AÇIKLANACAK

Cyber Warrior grubu, anasayfaya yerleştirilen yazıda, üye bilgilerini açıklayacaklarını şöyle ifade etti: "evliyimamauygunum.com veritabanı ve Ahlak kavramından yoksun üyelerinin bilgilerini yakında buradan deşifre edeceğiz." Sitenin yaklaşık 30 bin üyesi bulunuyor.
(ANKA):super: :super:

Ne iyi olmuş ya.Deşifre etsinler de öğrenelim,boynuz tokuşturanları.:beurk: :beurk:

ÇAKAL
08-04-2007, 08:04
Minik Birgül'e okulda tecrit

Birgül, 10 yıl önce Haseki Hastanesi'nde doğum sırasında verilen kandan Hepatit B mikrobu kaptı. Okula başlayan ve 'tek başına eğitim almasına gerek yok' raporu bulunan Birgül, lavabo ve kömürlüğün olduğu tek kişilik odada ders görüyor


Hepatit B virüsü taşıyan Birgül, doktorun 'bulaşmaz' raporuna rağmen tek başına ders görüyor
:düsün:




HELİN ŞAHİN/İSTANBUL
Haseki Hastanesi'nde 10 yıl önce doğum sırasında verilen kandan Hepatit B mikrobu kapan Emine Demirova ile kızı Birgül, yıllardır tedavi görüyor. Ancak bir yıl önce okula başlayabilen küçük Birgül, arkadaşlarının aileleri 'hastalık bulaşır' diye çocuklarının sınıfında istemediği için kömürlüğün bitişiğindeki izbe odada tek başına eğitim görüyor. Akranlarıyla sohbet edemediği ve oyun oynayamadığı için psikolojisi bozulan Birgül, bir yıldır okuma yazmayı bile öğrenemedi.
Cevdet Düztaş ve Emine Demirova'nın, 1996'da Haseki Hastanesi'nde bir kız çocukları dünyaya geldi, adını Birgül verdiler. Ancak bir süre sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan anneye, doğum sırasında verilen kandan Hepatit B virüsü bulaştı. Aynı virüse Birgül'de de rastlandı.

10 YILDIR TEDAVİ GÖRÜYOR

Emine Demirova ve kızı Birgül, 10 yıldır bulaşıcı Hepatit B virüsüyle yaşıyor, tedavi görü-yor. Gaziosmanpaşa'da tek gözlü gecekonduda yaşayan, aşevinden aldıkları yemekle karınlarını doyuran ailenin başına bir de 'tecrit' sorunu çıktı. Bir yıl önce okula başlayan küçük Birgül, 'hızlı öğrenerek yaşıtlarına yetişsin' düşüncesiyle özel bir sınıfta eğitim görüyor. Birgül'ün ailesi, doktorlardan, “Hepatit B virüsü temasla bulaşmaz, kan yoluyla bulaşır. Tek başına eğitim almasına gerek yok” raporu alıp okul yönetimine verdi. Ancak okul yönetimi yine de Birgül'ün eğitimini, kalorifer dairesi ve lavaboların yanındaki küçük izbe sınıfta sürdürüyor. “Tek istediğim şey yaşıtlarımla birlikte okumak ve oynamak” diyen küçük Birgül, “Tedavi olursam arkadaşlarımla oyanayabilirim. Kimse beni dışlamaz” diyerek yetkililerden yardım istedi.

Psikiyatrist Gürkan Odabaşıoğlu, izole edilen çocukta duygusal dünyanın iyi gelişmediğini söyledi. Sosyolog Nilüfer Narlı da, çocuğun kendini tecritte hissettiğini belirterek, bu fikrin olumsuz sonuçlar doğuracağını ifade etti.


08.04.2007

ÇAKAL
16-04-2007, 19:50
Pişkin cani


Sevgilisi ile bir olup anne ve babasını öldüren genç kız, SSK emeklisi babasından yetim aylığı bağlatmak istedi. Akıllara durgunluk veren olayı AKŞAM’ın Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel’e yazılan bir mektup ortaya çıkardı. İlgili kanunları inceleyen Tezel, babasını öldüren kızın, SSK Kanunu’na göre yetim aylığı alabileceği sonucuna ulaştı. Ancak bu hak, 2008 yılında bitecek

AKŞAM’ın Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel’e yazılan bir mektup, anne-babasını öldüren çocuklara yetim maaşı bağlanıp bağlanmayacağı tartışmasını gündeme getirdi.

Mektuba konu olan olay 2006 mayısında Ankara’da yaşanmış, sevgilisiyle birlikte anne, baba ve ablasını öldüren liseli Gülçin K., cinayeti evlenmek için işlediklerini itiraf etmişti. Savcılıkta verdiği ifadede, ailesinin sevgilisiyle görüşmesini yasakladığını, buna rağmen görüşmeye devam ettiklerini anlatan Gülçin K., evlenebilmek için ailesinden kurtulmaya karar verdiklerini ve olayı planladıklarını, annesi ve babasını sevgilisi Kamil B.’nin öldürdüğünü, ablasını ise kendisinin bıçakladığını anlatmıştı. Gülçin K.’nın yaşı 18’den küçük olduğu için 30, sevgilisi Kamil B.’nin ise 40 yıl ceza istemiyle yargılandığı dava henüz sonuçlanmadı.

ÇAKAL
17-04-2007, 21:44
Çeteler Cerrah’a meydan okuyor!

Gasp, kapkaç, tecavüz, uyuşturucu, tinerci terörü ve bir çok suçun işlendiği cennet haline gelen İstanbul’da, haraç çeteleri şehrin göbeğinde cirit atıyor


Haraç yoksa kurşun var

İSTANBUL Beyoğlu nda geçen yıl Sis Operasyonu yla çökertildiği iddia edilen haraç çetesi, yine işbaşında. Eğlence mekanlarını haraca bağladıkları için çetenin 12 üyesi tutuklanmıştı. Ancak çetenin diğer üyeleri, önceki gece Taksim de haraç vermeyen bir ***** bayine kurşun yağdırdı.



‘Sayın Cerrah göreve...’

İÇERİDE bulunan Gürkan Ercan, Hakan Salihreisoğlu ve Serkan Yılmaz yaralandı. Vatandaşlar, çetelerin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah a meydan okurcasına terör estirdiğini belirtirken, “Haraç vermeyeni kurşunluyorlar. Bu nasıl şehir. Cerra-h ı göreve çağırıyoruz” dediler.

ÇAKAL
17-04-2007, 21:45
Minik Birgül'e okulda tecrit

Birgül, 10 yıl önce Haseki Hastanesi'nde doğum sırasında verilen kandan Hepatit B mikrobu kaptı. Okula başlayan ve 'tek başına eğitim almasına gerek yok' raporu bulunan Birgül, lavabo ve kömürlüğün olduğu tek kişilik odada ders görüyor


Hepatit B virüsü taşıyan Birgül, doktorun 'bulaşmaz' raporuna rağmen tek başına ders görüyor
:düsün:




HELİN ŞAHİN/İSTANBUL
Haseki Hastanesi'nde 10 yıl önce doğum sırasında verilen kandan Hepatit B mikrobu kapan Emine Demirova ile kızı Birgül, yıllardır tedavi görüyor. Ancak bir yıl önce okula başlayabilen küçük Birgül, arkadaşlarının aileleri 'hastalık bulaşır' diye çocuklarının sınıfında istemediği için kömürlüğün bitişiğindeki izbe odada tek başına eğitim görüyor. Akranlarıyla sohbet edemediği ve oyun oynayamadığı için psikolojisi bozulan Birgül, bir yıldır okuma yazmayı bile öğrenemedi.
Cevdet Düztaş ve Emine Demirova'nın, 1996'da Haseki Hastanesi'nde bir kız çocukları dünyaya geldi, adını Birgül verdiler. Ancak bir süre sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan anneye, doğum sırasında verilen kandan Hepatit B virüsü bulaştı. Aynı virüse Birgül'de de rastlandı.

10 YILDIR TEDAVİ GÖRÜYOR

Emine Demirova ve kızı Birgül, 10 yıldır bulaşıcı Hepatit B virüsüyle yaşıyor, tedavi görü-yor. Gaziosmanpaşa'da tek gözlü gecekonduda yaşayan, aşevinden aldıkları yemekle karınlarını doyuran ailenin başına bir de 'tecrit' sorunu çıktı. Bir yıl önce okula başlayan küçük Birgül, 'hızlı öğrenerek yaşıtlarına yetişsin' düşüncesiyle özel bir sınıfta eğitim görüyor. Birgül'ün ailesi, doktorlardan, “Hepatit B virüsü temasla bulaşmaz, kan yoluyla bulaşır. Tek başına eğitim almasına gerek yok” raporu alıp okul yönetimine verdi. Ancak okul yönetimi yine de Birgül'ün eğitimini, kalorifer dairesi ve lavaboların yanındaki küçük izbe sınıfta sürdürüyor. “Tek istediğim şey yaşıtlarımla birlikte okumak ve oynamak” diyen küçük Birgül, “Tedavi olursam arkadaşlarımla oyanayabilirim. Kimse beni dışlamaz” diyerek yetkililerden yardım istedi.

Psikiyatrist Gürkan Odabaşıoğlu, izole edilen çocukta duygusal dünyanın iyi gelişmediğini söyledi. Sosyolog Nilüfer Narlı da, çocuğun kendini tecritte hissettiğini belirterek, bu fikrin olumsuz sonuçlar doğuracağını ifade etti.


08.04.2007

Ayın 8 indeki haberi,sabah gazetesi bugün daha yeni haber yapmış.Uyuyor adamlar.:grrr:

ÇAKAL
20-04-2007, 06:38
Hoca, 2.6 milyon ödemeye mahkûm!

TÜRKER KARAPINAR
Ankara

Kapatılan RP'ye 1997'de yapılan 1 milyon YTL'lik Hazine yardımının sahte evrakla harcanmış gibi gösterildiği iddiasıyla açılan alacak davasında, eski başbakan Necmettin Erbakan ile dönemin parti yöneticilerinden Rıza Ulucak, yasal faiziyle birlikte toplam 2.6 milyon YTL ödemeye mahkûm edildi.

Dönemin parti yöneticileri Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu aleyhine açılan dava ise usulsüzlükte sorumlulukları bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi.RP'nin kapatıldığı dönemde partide yönetici olan 88 kişiden 1 milyon YTL'nin tahsili için açılan davaya, Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde devam edildi. Hâkim Hürriyet Yıldırım, davayla ilgili gizlilik kararını kaldırdıktan sonra kararını açıkladı. Erbakan ve Ulucak'ın, kayıp olduğu öne sürülen 1 milyon YTL'yi, 1997'den itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte toplam 2 milyon 644 bin YTL olarak Hazine'ye ortaklaşa ödemeleri gerektiğine karar verildi.
Yıldırım, teşkilatlarda görevli olan AKP Konya Milletvekili Halil Ürün'ü 10 bin, AKP Samsun Milletvekili Mustafa Demir'i de 5 bin YTL ödemeye mahkûm etti. Diğer yöneticiler de 2-90 bin YTL arasında değişen miktarlarda para cezalarına ödeyecek.

ÇAKAL
21-04-2007, 05:51
Körfez savaşından kalan ilaçları hastalara satmışlar

Amerikan ilaç firmalarınca imal edilerek Birinci Körfez Savaşı'ndan önce Irak'a gönderilmek üzere Türkiye'ye getirildiği tahmin edilen yaklaşık 40 bin kutu ilaç bulundu.


Esenler Tekstil Kent'te bir depoya baskın düzenleyen polis, ABD menşeli 40 bin kutu ilaca el koydu.



Eczanelere sahte kupür baskını: 38 gözaltı

Bir depoda ele geçirilen malzemelerin piyasa değerinin ise 1 milyon 142 bin YTL olduğu bildirildi.
Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Esenler Tekstil Kent'teki bir işyerine ait depoda yurtdışından kaçak olarak getirilen binlerce kaçak ilaç tutulduğu bilgisini aldı. Depoda arama yapan ekipler 40 bin 454 kutu grip ilacı, bin 427 adet serum, bin 440 adet enjeksiyon ele geçirdi. Olayla ilgili A.Ç. ve M.T. gözaltına alınırken, 2 kişinin de arandığı kaydedildi. İlaçların 12 farklı Amerikan ilaç firmasınca imal edildikleri bildirildi. Bu ilaç firmaları arasında Türkiye'de temsilciliği bulunan Abbot, Bohringer Ingelheim, Shering Corporation ve Procter Gamble şirket yetkililerinin bilgilerine başvurulacağı ifade edildi. Bazı ilaçların son kullanım tarihlerinin 11 yıl önce bittiği belirtildi. Polis yetkilileri, ilaçların 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı'ndan önce Irak'a gönderilmek üzere Türkiye'ye getirildiğini tahmin ettiklerini belirtti. İlaçların Türkiye'ye giriş tarihini belirlemeye çalışan polis, ilaçların 1 milyon 142 bin YTL değerinde olduğu bilgisini verdi. Piyasaya sürülmek üzere çalıntı ve kullanım süreleri geçmiş ilaçların ele geçirilmesi dikkatleri ilaç satışı ve dağıtım ağı üzerine yoğunlaştırdı. Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç ise ecza depolarının, bakanlık tarafından 6 ayda bir denetlendiğini belirterek bu konuda bir sıkıntı olmadığını kaydetti. Tokaç, sahte ve günü geçmiş ilaçların piyasaya sürülmesinin önüne geçilmesi için çalışma yürüttüklerini ifade etti.

Ufuk Köroğlu
21 Nisan 2007, Cumartesi

Asacaksın bu şeref olmayan, cana kasteden beyinden noksan ları ki,bi daha böyle şeylere kalkışmasınlar.:grrr:

ÇAKAL
26-04-2007, 00:02
Öğretmenler eylemde çocuklar tatilde




Milli Eğitim Bakanlığı'nın ek ders ücretlerinde kesinti yapan genelgesi ile okul yöneticilerinin atanmasına ilişkin yönetmeliği Türkiye genelinde on binlerce öğretmene sınıfları boşalttırdı, sevk alan öğretmenler basın açıklamalarıyla AKP iktidarını ve Milli Eğitim Bakanlığı protesto etti.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, düzenlemelerin geri çekilmesi çağrısında bulunurken, geri adım atılmaması durumunda 4 günlük boykot ve eylem uyarısında bulundu. Sakarya'daki protesto gösterisinde 5 Eğitim-Sen'li sendikacı gözaltına alındı. MEB Müsteşarı Necati Birinci de illere gönderdiği genelgede eğitim öğretimin aksatılması durumunda yasal işlem yapılmasını istedi.

Eğitim alanındaki üç büyük sendika Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamalarına karşı Türkiye genelinde eyleme yaptı. Eğitim-Sen, Türk Eğitim-Sen ve Eğitim-İş'e üye on binlerce öğretmen, izin ve hastalık gerekçeleriyle iki gün okula gidilmemesi halinde o haftaki ek ders ücretinin kesilmesini öngören genelge ile 13 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ve okul yöneticiliklerinde atama sınav, mülakat şartını kaldıran "Eğitim Kurumları Yönetici Atama Yönetmeliği" nedeniyle okullarına gitmedi. Sağlık kurumlarından sevk alarak okullarına gitmeyen öğretmenler, Türkiye genelinde basın açıklamaları yaparak AKP iktidarını ve Milli Eğitim Bakanlığı protesto etti.

MEB'İN ÖNÜNDE 2 BİNE YAKIN KİŞİ TOPLANDI

Sevk eylemi kapsamında Ankara'daki Eğitim-Sen'li öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı'nın önünde toplandı. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı Bakanlık önündeki eyleme 2 bine yakın eğitim çalışanı katıldı. CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ile CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin de destek verdiği eylemde öğretmenler 1 saat boyunca protesto gösterilerinde bulundu. Katılımcılar ellerinde "Gerici, ırkçı kadrolaşmaya hayır", "Annemin ders ücretine dokunma! O parayla beni okutuyor", "Savaşa değil eğitime bütçe", "Öğretmen, emekçi düşmanı Çelik istifa", "Bakan Çelik elini cebimizden çek" dövizleri taşıdı ve aynı içerikli sloganlar attı.

4 GÜNLÜK BOYKOT UYARISI

Eylemde konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, sendikalarına üye on binlerce öğretmenin bugün alanlarda olduğunu belirtirken, Bakanlığın eylemlerine neden olan uygulamaları bir an önce geri çekmesi çağrısında bulundu. Ek ders ücretlerinde yapılan kesinti ile okullardaki kadrolaşmanın AKP'nin uyguladığı ve Türkiye'yi 'ılımlı İslam' ülkesi haline getirmeyi de öngören neoliberal politikaların uzantısı olduğunu vurgulayan Dinçer, "Bu neoliberal iktidar kazanılmış bir hakkı yağmalıyor. 4.5 yıldır AKP'nin gerici, ırıkçı kadrolaşma yaptığını haykırıyoruz. Son olarak yangından mal kaçırırcasına çıkartılan yönetmelikle 20 bin yönetici ataması gerçekleştiriliyor. Atanacak kişilerin listeleri AKP teşkilatlarında hazırlanıyor. Temel kriter ise ya İmam Hatip Lisesi mezunu ya da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olmak" dedi. Yönetmeliğin okul müdür yardımcılarını belirlemeyi müdürlere, müdürleri belirlemeyi il milli eğitim müdürlüklerine, doğrudan Bakanlığa bağlı okullardaki yöneticileri belirlemeyi ise Bakan'a bıraktığına işaret eden Dinçer, "Tamamen siyasal ve partizanca atamalar yapılacak. Öyle yağma yok Sayın Çelik, AKP iktidarı. Eğitimi kuşatmayı gerçekleştiremeyeceksiniz" dedi.

Dinçer, Milli Eğitim Bakanı Çelik'e hem ek ders genelgesini hem de atama yönetmeliğini geri çekme çağrısında bulunurken, geri adım atılmaması durumunda boykot ve eylem kararı alacaklarını ifade etti. Dinçer, "Bu düzenlemeler geri çekilmezse ek ders ücretlerini kazanan, tarihiyle gurur duyduğumuz Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın geçmişte yaptığı 4 günlük boykot gibi boykotlar ve eylemler yapacağız" dedi.Eğitim-Sen'li öğretmenler açıklamanın ardından sessizce dağıldı.

"ÖĞRETMENİ EZE EZE MEMLEKET ÇIKMAZ DÜZE"

Türk Eğitim-Sen'li üyeler de Bakanlık önünde protesto gösterisi gerçekleştirdi. Bakan Çelik'i istifaya çağıran sendikacılar, "Öğretmeni eze eze memleket çıkmaz düze", "Devleti var eden memur çıktı çileden" sloganları attı. Katılanlar adına açıklama yapan Türk Eğitim-Sen 4. Nolu Şube Başkanı Dursun Öcal, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 4.5 yıldır önündeki hukuk duvarını görmediğini ve kafasını sürekli duvara çarptığını belirterek, "Öldüğünü başını tabutun kapağına çarpınca anlayan mevta gibi, mevcut iktidar ve Hüseyin Çelik de başlarını seçim sandığına çarpınca neleri yanlış yaptığını anlayacak, ancak iş işten geçmiş olacaktır" dedi.

5 SENDİKACI GÖZALTINA ALINDI

Öte yandan Eğitim-Sen'in Sakarya Şubesi tarafından Sakarya Caddesi 21 Haziran İlköğretim Okulu önünde toplanan 100 kişilik grubun Atatürk Bulvarı'na yürümek istemesi üzerine polisler aralarında tartışma yaşandı. Basın açıklamasına izin veren polis açıklamanın sona ermesinin ardından 5 yöneticiyi gözaltına aldı.

MEB'DEN UYARI

Milli Eğitim Bakanı adına MEB Müsteşarı Necat Birinci sevk eylemlerine yönelik bir genelge yayınlayarak öğretmenleri uyardı. Genelgede il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ve okul yönetimlerinden, sevk evraklarının sağlık kuruluşlarında işlem görüp görmediğini titizlikle takip etmelerini bildirdi. Müsteşar Birinci, eğitim ve öğretimin aksatılması durumunda yasal işlem yapılmasını istedi.

(ANKA)

gencalp
26-04-2007, 00:29
Oğuz Kağan

'Namussuz bir tane Türk Yaratacağına Dünyayı yok et'

Allahtan duaları kabul olmamış,yoksa dünya değil bütün evren yok olurmuş:))))

yosun
26-04-2007, 01:14
NE OLACAK BU TÜRKİYE'NİN HALİ?


Bizden olanlar, bizden olmayanları gırtlaklamaya başladı... Yakında bizden olmayanların soyu tükenecek ve dikensiz gül bahçesi nihayet oluşacak. Gül bahçesinin de başı olmak üzere bir siyasi partinin başı olan başbakan tayin etti nasılsa...

Başbakan tarafından Cumhurbaşkanı tayin ediliyor!!! Vayyy be...

Gelecekte her şey GÜL gibi olacak!

ÇAKAL
28-04-2007, 08:01
'Canlı bomba' hazırlanırken kendisini patlattı


Mersin'de eylem hazırlığı yapan PKK'lı terörist, bomba düzeneğini hazırlarken patlayıcı infilak etti. Terörist, olay yerinde can verdi:grrr: :grrr:


MERSİN DHA

PKK'nın "canlı bomba" olarak görevlendirdiği teröristlerden biri, Mersin'de eylem hazırlığı yaparken, bombanın infilak etmesi sonucu öldü.
Kent merkezine 20 kilometre uzaklıktaki Çevlik köyündeki vatandaşlar, dün 09.00 sıralarında bir patlama sesi duydu. Patlamanın meydana geldiği tarlada ceset parçaları gören köylüler, güvenlik birimlerine haber verdi. Olay yerine giden jandarma ekibi, patlamada parçalanarak ölen kişinin 25 - 30 yaşlarında bir erkek olduğunu saptadı.


Patlayıcı A4 çıktıYapılan değerlendirmede, bu kişinin PKK'nın toplu katliam için görevlendirdiği "canlı bomba"lardan biri olduğu, bomba düzeneğini hazırlarken patlayacıyı yanlışlıkla infilak ettirdiği görüşü ağırlık kazandı. Çevrede yapılan aramalarda A4 patlayıcı madde ele geçirilirken, teröristin Tahir Laçin olduğu tespit edildi.

Şükürler olsun Allahım.

ÇAKAL
28-04-2007, 08:56
Huysuz, servetini eğitime bağışladı


Huysuz Virjin olarak tanınan Seyfi Dursunoğlu nun, 10 milyon YTL lik mal varlığı, öldükten sonra Türkiye Eğitim Gönülleri Vakfı na kalacak


Sadece villası 6 milyon YTL

HUYSUZ Virjin’den örnek davranış. Sahnelerde ve televizyonlarda "Huysuz Virjin" adıyla yaptığı şovlarla tanınan ünlü sanatçı Seyfi Dursunoğlu, tüm servetini Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı na bağışladı. 6 milyon YTL değer biçilen Çengelköy deki ultra lüks villası ile 4 milyon YTL tutan diğer yatırımları, Seyfi Dursunoğlu’nun ölümünden sonra Türkiye Eğitim Gönülleri Vakfı na geçecek.



Herkese örnek olur inşallah!

MAL varlığını 2 yıl önce TEGV e bağışlayan ve bunu herkesten gizleyen Dursunoğlu, "Aslında açıklamayı düşünmüyordum. Ancak diğer sanatçılara örnek olabileceğim söylenince kabul ettim. Türkiye de şiddet, gasp, hırsızlık aldı başını gidiyor. Bunun temelindeki neden eğitimsizlik. :super: :super:
Bu yüzden her şeyimi çocukların eğitimi için çalışan bu vakfa bıraktım" dedi.

:bravo: :bravo: :bravo: :bravo:

Çok uyuz olurdum ama helal olsun,şu hareketini takdir ettim.Herşeyin başı eğitim.:yes:

KEYFEKEDER
28-04-2007, 09:21
link vermek istemedim;

http://img.photobucket.com/albums/v475/bonnie112/91789.jpg
Bülent Arınç’ın kim olduğu hakkında:
Tarih: 23 Aralık 1930, YER: Menemen, İZMİR.
Kubilay’ın başı Girit’teki kamplarda İngiliz ve Yunan Subayları tarafından eğitilen Berdani tarikatının başı olan Haçlı köpeği bir mürteci olan Derviş Mehmet tarafından kör bir bıçakla kesiliyor.
Bu Haçlı şeyh, Manisa’yı Yunana satan ve 9 Eylül 1922 sabahı Yunanistana kaçan Manisa valisi Hüsnü Efendinin (ki sonra Hüsnüyadis ismini almıştır) kuzeni.
Bu şahısların Bülent Arınç ile ilişkisi mi ne? Çok küçük bir detay: Derviş Mehmet , Bülent Arınç’ın öz mü öz dedesi .
Dileyen haftanın kitapları bölümünde birinci sıradaki kitap olan “HÜSNÜYADİS HORTLADI” yı okusun . Belgeleri orada.Nedim Çakmak’ın 6000 sayfalık araştırmasının sonucudur.
Bu ülke böyle ilginç bir ülke. Bir tarafta Cumhuriyet şehitleri anma haftası yapıyoruz bir yandan şehitlerimizi katleden adamların torunlarını en yukarıya taşıyoruz.

Buyrun buradan yakın.

Palet
28-04-2007, 09:35
Huysuz, servetini eğitime bağışladı


Huysuz Virjin olarak tanınan Seyfi Dursunoğlu nun, 10 milyon YTL lik mal varlığı, öldükten sonra Türkiye Eğitim Gönülleri Vakfı na kalacak

:bravo: :bravo: :bravo: :bravo:

Çok uyuz olurdum ama helal olsun,şu hareketini takdir ettim.Herşeyin başı eğitim.:yes:
Seyfi Dursunoglu'nun sahnede ve özel hayatinda ki durusunu çok ilginç bulmakla beraber herzaman taktir etmisimdir.Pek çok davranisiyla insancil yönünü belli eden Seyfi bey yine kendine yakisir bir karar vermis.:super: :bravo:

ÇAKAL
28-04-2007, 18:51
Ağlayan olma Çağlayan ol...


Saydılar...
Kaç oy çıktı?
361.
Kaç kişi var diyorlar?
368.

İki iki daha beş gibi bi şey.

Neyse... Ankara'da olan biteni yazan çok olur bugün... Hep aynı mevzu, sıkılırız... Gelin ben size, Adana'da yaşanan bir başka sayım olayını anlatayım.

Gene dün.
Hacı Ahmet Özeltürkay Camisi'nin imamı, kapının önüne kumbara benzeri bir kutu koydu
Neden?
Cuma namazına gelen hayırsever vatandaşlarımız camiye bağışta bulunsunlar diye...
Bulundular.
Hayır dua aldılar.
Namaz bitti.
Kutuyu açtılar.
Saydılar...
Ve, rezalet ortaya çıktı.
Bir tane 100 liralık banknot...
Bir tane de 50 liralık...
Sahteydi.
Evet, sahte.

Özde değil...
Sözde bağış yani...

Ama rezalet, sadece bu değil.
Devamı var...
Çünkü, bir sahtekâr 100 liralık sahte banknotu verip, "10 lira bağışta bulunmak istiyorum" demiş ve 90 lirayı alıp, gitmişti...
Bir sahtekâr da, 50 liralık sahte banknotu verip, "5 lira bağışta bulunmak istiyorum" demiş ve 45 lirayı alıp, gitmişti.
Böylece, 150 lira bağış topladığını zanneden cami, 135 lira içeri girmişti... Hem de, üstüne hayır dua ederek!

Vaziyetimiz budur ahali.
Eskiden camiye gelen vatandaşlarımızı binbir yalanla dolandırıyorlardı... Şimdi, direkt camiyi dolandırıyorlar.

Bu gidiş, iyi gidiş değil.
"Dur" demek gerekiyor.
Mutlaka.

Sen de "dur" demek istiyorsan... Elini taşın altına koy.
Ağlayan olma...
Çağlayan ol.
Yarın, saat 13.00...
İstanbul Çağlayan Meydanı.
Bayrağını al, gel kardeşim...
Bayrağını al, gel.
Saya saya bitiremesinler.

ÇAKAL
30-04-2007, 20:43
Hükümet yüzde 95'le gelse bile bazı kurumlar izin vermez :düsün: :düsün:


İnönü Üniversitesi (İÜ) Rektörü Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde gece yarısında yayınlanan bildirinin sonuna kadar arkasında olduğunu açıkladı.

Fatih Hilmioğlu hükümetin biran önce onuru ile erken seçime gitmesini aksi takdirde onursuzca indirilebileceğini ileri sürdü.

Hükümet alehtarı çıkışları ve Tandoğan'da yapılan mitinge üniversite öğrencilerini götürmek için sınavları ertelemesi ile gündeme gelen Rektör Hilmioğlu, yine ilginç açıklamalar yaptı.

Hükümetin yüzde 35 ile değil yüzde 95 ile bile gelmesi durumunda devletin çeşitli kurumlarının gereken cevabı vereceğini iddia etti.

Rektör Hilmioğlu, "Kim gelirse gelsin Türkiye Cumhuriyeti laiktir laik kalacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk ile birlikte temelleri atılmış, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uyan uyar uymayana bu millet gereken cevabı verecektir. Devletin çeşitli kurumları da gereken cevabı verecektir. Kim gelirse gelsin. Yüzde 35 ile değil isterse yüzde 95 ile gelsin. Onu da söyleyeyim." dedi.

Rektör Hilmioğlu, Tandoğan mitingine 2 milyon, Çağlayan mitingine ise 4 milyon kişi katıldığını ve bu 6 milyon kişi 70 milyonu temsil ettiğini ileri sürerek, "Bu siyasal iktidar milli iradeyi temsil ettiğini söylüyordu. Peki sokaklarda meydanlara inan 6 milyon insan 65-70 milyon Türk insanın sesidir. Siyasal iktidara hangi milletin iradesini temsil ediyorsunuz diye sormak lazım. Millet size inin artık oradan diyor. Milletin sesine kulak vermelerini dilerim. Onurlu bir şekilde hükümetten çekilmek varken, bu yolun izlenmesi demokrasimiz açısından çok doğrudur. Onursuz bir şekilde indirilmekten çok daha doğrudur. Demokrasimizin yara almaması için siyasal iktidarın hükümetten çekilip derhal erken seçime gitmesi gerekir." şeklinde konuştu.

Ordunun demokrasiye müdahale etmediğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine ve temel niteliklerine karşı davranan bir hükümete karşı müdahale ettiğini ileri süren Hilmioğlu, söz konusu olanın sadece Cumhurbaşkanlığı makamına laik düşünceye sahip bir insanın çıkması değil, aynı zamanda ülkenin laik bir hükümet tarafından yönetilmesi gerekliliği olduğunu söyledi.

Hilmioğlu, "Bu siyasal iktidar bir taraftan kendi düşünceleri doğrultusunda başka Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere bir dini devlet kurmaya yönelik kadrolaşmalar yaptılar. Siyasal iktidarlarını devam ettirmek için yurt dışındaki güçlere her türlü desteği verdiler." ifadelerini kullandı.

cevizkiran
30-04-2007, 20:58
Hükümet yüzde 95'le gelse bile bazı kurumlar izin vermez :düsün: :düsün:


İnönü Üniversitesi (İÜ) Rektörü Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde gece yarısında yayınlanan bildirinin sonuna kadar arkasında olduğunu açıkladı.

Fatih Hilmioğlu hükümetin biran önce onuru ile erken seçime gitmesini aksi takdirde onursuzca indirilebileceğini ileri sürdü.

Hükümet alehtarı çıkışları ve Tandoğan'da yapılan mitinge üniversite öğrencilerini götürmek için sınavları ertelemesi ile gündeme gelen Rektör Hilmioğlu, yine ilginç açıklamalar yaptı.

Hükümetin yüzde 35 ile değil yüzde 95 ile bile gelmesi durumunda devletin çeşitli kurumlarının gereken cevabı vereceğini iddia etti.

Rektör Hilmioğlu, "Kim gelirse gelsin Türkiye Cumhuriyeti laiktir laik kalacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk ile birlikte temelleri atılmış, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine uyan uyar uymayana bu millet gereken cevabı verecektir. Devletin çeşitli kurumları da gereken cevabı verecektir. Kim gelirse gelsin. Yüzde 35 ile değil isterse yüzde 95 ile gelsin. Onu da söyleyeyim." dedi.

Rektör Hilmioğlu, Tandoğan mitingine 2 milyon, Çağlayan mitingine ise 4 milyon kişi katıldığını ve bu 6 milyon kişi 70 milyonu temsil ettiğini ileri sürerek, "Bu siyasal iktidar milli iradeyi temsil ettiğini söylüyordu. Peki sokaklarda meydanlara inan 6 milyon insan 65-70 milyon Türk insanın sesidir. Siyasal iktidara hangi milletin iradesini temsil ediyorsunuz diye sormak lazım. Millet size inin artık oradan diyor. Milletin sesine kulak vermelerini dilerim. Onurlu bir şekilde hükümetten çekilmek varken, bu yolun izlenmesi demokrasimiz açısından çok doğrudur. Onursuz bir şekilde indirilmekten çok daha doğrudur. Demokrasimizin yara almaması için siyasal iktidarın hükümetten çekilip derhal erken seçime gitmesi gerekir." şeklinde konuştu.

Ordunun demokrasiye müdahale etmediğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine ve temel niteliklerine karşı davranan bir hükümete karşı müdahale ettiğini ileri süren Hilmioğlu, söz konusu olanın sadece Cumhurbaşkanlığı makamına laik düşünceye sahip bir insanın çıkması değil, aynı zamanda ülkenin laik bir hükümet tarafından yönetilmesi gerekliliği olduğunu söyledi.

Hilmioğlu, "Bu siyasal iktidar bir taraftan kendi düşünceleri doğrultusunda başka Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere bir dini devlet kurmaya yönelik kadrolaşmalar yaptılar. Siyasal iktidarlarını devam ettirmek için yurt dışındaki güçlere her türlü desteği verdiler." ifadelerini kullandı.

Bu demokrasi aşığını kim rektör yaptı.:grrr: hukuk fakultesini kapatsın.

ÇAKAL
30-04-2007, 22:34
23 yıldır elektriksiz yaşıyorlar



Artvin'de yaşayan Selahattin Tosun, evinin önünden elektrik hattı geçmesine rağmen 7 kişilik ailesiyle 23 yıldır elektriksiz yaşıyor.

1984'ten beri evinin önünden elektrik hattı geçtiğini söyleyen Selahattin Tosun (57), Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇEDAŞ) tarafından hattın yüksek gerilim olduğu gerekçesi ile evlerine elektrik verilemediğini söylüyor. Evde elektrik olmadığı için torunlarını yatılı bir okulda okuttuğunu ifade eden Tosun, hattan elektrik alabilmek için trafo olması gerektiğini belirtti.

8 BİN YTL İSTİYORLAR

Tosun, "Bu trafonun parasını benim yatırmam gerekiyormuş. Ben sıradan bir köylüyüm. Etim belli, butum belli. Sosyal Yardımlaşma Fonu'ndan bana 2 bin YTL para çıktı. Bu parayı trafo kurulması için ÇEDAŞ'a yatırdım. Ancak daha sonra TEDAŞ evimin önüne trafo kurmadığı gibi benden bu sefer de 8 bin YTL talep etti. Gücüm yok" dedi. Tosun'un kanser hastası eşi Zeynep de, "Evimde hiçbir iş yapamıyorum. Zaten hastayım” dedi. ÇEDAŞ Müdürü Osman Aydın ise yaptığı açıklamada, bir yere trafo kurulması için o yerin en az 10 haneli olması gerektiğini belirtti.

barkurto
30-04-2007, 23:02
DEVLETİMİZE YÖNELİK TEHDİTLERE KARŞI VATANDAŞLARIMIZA DÜŞEN GÖREVLER

Devlet ve milletimizin gelişmesini, zenginleşmesini sağlayan çağdaş, demokratik ve laik devlet düzenine sahip çıkmak.

Türk tarihini iyi bilmek ve geçmişten ders çıkarmak.

Türk Gençliği olarak milletimizi ve vatanımızı güçlü, zengin, hayat seviyesi yüksek ve huzurlu bir Türkiye haline getirmek için çok çalışmak.

Atatürkçülüğü iyi öğrenmek ve günlük hayatımızda kullanmak.

Türkiye’nin gelişmesine engel olmak isteyen iç ve dış propaganda ve tehdit odaklarının amaçlarını bilmek, takip etmek, bu faaliyetlere karşı birey olarak bilinçli olmak.

Türk dilini, tarihini, edebiyatını ve kültürünü çok iyi öğrenip hayatımızda örnek bir kişi olarak yaşatmak.

Milli birlik ve beraberlik konusunda Atatürk’ün milliyetçilik ve halkçılık ilkelerini iyi bilmek ve savunmak.

Ülke içinde ve ülke dışında basın yayın kuruluşlarının yayınlarının doğru ve yanlışlarını göz önünde bulundurarak ülke menfaatlerinin yanında olanları desteklemek, karşısında olanları fikren reddetmek.

Hayatta en hakiki yol göstericinin ilim olduğunu ve çok çalışmak, üretmek gerektiğini bilerek yaşamaktır.

alıntıdır

ÇAKAL
03-05-2007, 19:49
Tuvalette doğurdu pencereden attı

Eskişehir’de bekar olan 24 yaşındaki Güler Durmaz, oturduğu evin tuvaletinde doğum yaptı ve bebeğini pencereden attı.

http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=03.05.2007&Newsid=118185&Categoryid=7

ÇAKAL
07-05-2007, 06:25
Doğu’da büyük bir deprem olabilir

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara'dan korkutan sözler: Depremler bence gecikti. Doğu’da özellikle teyakkuzda olmak gerek


07.05.2007



Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara camilerin ardından bu kez Moda Katolik Kilisesi'nde deprem konusunda bilgiler verdi


Halkı deprem konusunda bilinçlendirmek için daha önce camilere giden Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara bu kez, Moda Katolik Kilisesi’nde Süryani Kadim Cemaati’ne “Afet Bilinci” konulu bir konuşma yaptı. “Bitlis-Bingöl bindirme zonunda hareketlilik var diyen Prof. Dr. Işıkara depremle ilgili endişesini dile getirdi: “Bu sıralar Doğu’da büyük bir deprem olursa şaşırmam. Türkiye’de her sene büyük bir deprem yaşardık ama 1 Mayıs 2003’ten beri büyük bir deprem yaşamadık. Depremler bence gecikti. Doğu’da özellikle teyakkuzda olmak gerek.”

Manav ev yaparsa!
Cemaat üyelerinin, deprem ve korunma yöntemleriyle ilgili sorularını da yanıtlayan Prof. Dr. Işıkara, konutlarla ilgili bir soru üzerine, İstanbul’da iki binanın yıkıldığını hatırlatarak, şunları kaydetti: “Bu binaların Marmara Depremi’nde hasar görüp görmediklerini bilmiyoruz ama müteahhitlerine baktığımızda birisi manav, birisi berber. Böyle evlerde oturmamalıyız. Yapı denetimi iyi yapılmış, müteahhitlere kanmayan, inşaat mühendisleri tarafından inşa edilen sağlam yapılarda oturmalıyız.”

ÇAKAL
07-05-2007, 18:25
Doğu’da büyük bir deprem olabilir

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara'dan korkutan sözler: Depremler bence gecikti. Doğu’da özellikle teyakkuzda olmak gerek


:beurk: :beurk:



Adana'da 3,8'lik deprem




Adana'da 3,8 şiddetinde yer sarsıntısı meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, merkez üssü, merkez Yüreğir ilçesine bağlı Yakapınar beldesi olan deprem saat 01.56'te yaşandı.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nden yapılan açıklamaya göre, depremin büyüklüğü Richter ölçeğine göre 3,8 olarak ölçüldü. Adana ve çevresinde de hissedilen depremin, yerin 21,6 kilometre derinliğinde meydana geldiği bildirildi.

(AA)

ÇAKAL
08-05-2007, 05:39
Kene kabusu geri döndü



İlk olarak 2001 yılında Tokat'ta görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olan ölümcül keneler, havaların ısınmasıyla birlikte yine can almaya başladı. 2004 yılından bu yana Çorum'da 8 kişinin ölümüne sebep olan kenelerin bu yılki ilk kurbanı 3 çocuk annesi Nuriye Başaran (41) oldu.
Akrabaları ile Çatırık mevkiindeki tarlasına giden Başaran, tarlada çalıştığı esnada kene tarafından ısırıldı. Keneyi vücudundan koparıp atan Başaran, olaydan bir gün sonra aniden rahatsızlanınca eşi tarafından Çorum Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Doktorların yaptığı ilk incelemede KKKA şüphesi belirlemesi üzerine talihsiz kadın, Ankara Numune Hastanesi'ne sevk edildi. Burada 4 gün boyunca tedavi gören Başaran, önceki gece hayatını kaybetti. Öte yandan bu yıl ilk ölüm haberinin geldiği Ortaköy'de Leyla Uysal isimli başka bir kadının daha kene ısırması nedeniyle tedavi altında olduğu bildirildi.


08.05.2007

ÇAKAL
08-05-2007, 19:24
Adalet'in bu mu Türkiye!..

Daha çocukluğunu bile yaşamadan, alçakça, haince, hayvanca bir ihmal yüzünden feci bir şekilde boğularak ölen Dilara'nın anne ve babasının davalarından vazgeçtiklerini öğrenince ben de kızmıştım ilk anda..
"Biz helalleştik" demişler, önlerine konan parayı alıp davalarından vaz geçtiklerini açıklarken..
Sonra bir daha düşündüm.. Bir daha düşününce, kendim başta, kızanlara kızdım..
Sırça köşklerde oturup, bir eli yağda, bir eli balda ahkâm kesmek kolay..
Siz hiç fakir oldunuz mu?..
Sizin hiç önünüze, hayatınızda o güne kadar kazanmadığınız, bundan sonra da ölünceye dek kazanmayacağınız bir para kondu mu?.
Hayatınızda ilk defa, yeni ve biçimli elbiseler giymek, hayatınızda ilk defa tencereye bol et koymak fırsatı geçti mi elinize?.
Ölen ölmüş, giden gitmiş. Dava kızınızı geri mi getirecek?.
Hayır.. Dilara'nın anne ve babasına kimsenin kızma hakkı yok.. Onlar hayat boyu belki de bir daha ellerine geçmeyecek bir fırsatı değerlendirdiler.. Orası tamam..
Tamam olmayan ne?..
Onlar davadan vazgeçti diye, yargıcın sanıkları anında tahliye etmesi..
Çağdaş hukukta cezanın amacı intikam değildir. Asıl amaç önleyici olmaktır. Bize Mektebi Mülkiye'de öyle öğrettiler.. Sayın yargıcın okuduğu Hukuk Fakültesinde, Hukukun ruhu, felsefesi, özü başka mı öğretiliyor acaba?..
Küçük Dilara'nın ölümü üzerine açılan dava şikâyete bağlı değil.. Kamu davası.. Kamu ne.. Halk.. Yani sen, ben, o.. Sayın Yargıcın kendisi.. Niye kamu davası.. Çünkü verilecek cezanın önlem amacı işleyecek, senin, benim, onun ve Sayın Yargıcın çocuklarının benzeri ihmaller sonucu ölmelerinin önüne geçilecek..
Peki kamu davasından vazgeçti mi?.
Hayır..
Öyleyse, fakir anne ve babanın önlerine konan para için davalarından vazgeçmeleri, yargıcı neden etkiliyor ya da hukuku?.
Dilara, trilyoner şirketlerin boş verdiği rögar çukurunda değil, yan gecekondudaki açık kuyuya düşüp boğulsa, o fukaralar da "Helalleşme parası" bulamasalardı, dava sürecek, fakir suçlular içerde kalacaklardı, bu mu adalet şimdi?.
Parası olana ayrı, fakire ayrı adalet mi olur?..
Oluyor..
Konya'da adam yolda yürüyen iki genci ezmiş.. Öldürmüş.. Gençlerin aileleri davacı olmamışlar.. (Nedeni bilin bakalım..) Adam 55 gün yatıp tahliye edilmiş. Sonra ceza.. 4 yıl hapis.. Mahkemede iyi hali var.. 3 yıl.. Ardından bu 3 yılı da erteleme..
2 genç ölünün karşılığı 55 gün olursa, yani ölü başına bir ay bile yatılmazsa, yatırılmazsa, bu ülke yollarında güvenle yürüme mümkün mü?..
Şimdi canı yananlar şu veya bu sebeple davayı takip etmiyorlar diye, kamunun avukatı, yani Savcı da mı davadan çekiliyor?.. Bize, kamuya, halka "Davandan vazgeçtin mi" diye soran var mı?..
Bu davalar niye kamu davası peki, düşünen, yorumlayan yargıç var mı?.
Vur öldür, ez öldür, ihmal et, öldür.. Parayı bastırıp ölenin yakınlarını davadan vaz geçirdin mi, ceza meza yok..
Bu mu adalet, birisi söyler mi bana..
Zengine ayrı, fakire ayrı adalet varsa bir ülkede.. Halkın davaları, halk adına izlenmiyorsa, parayı bastıran halkın davasının da önüne geçiyorsa, o adalet, o ülkenin temeli olur mu?.
Adaletin bu mu Türkiye?..
Adaletin bu mu?.

Hıncal Uluç

hexedemical
09-05-2007, 03:10
Kitap kavgası büyüdü. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği "ÇYDD" İlköğretim kurumlarında dağıtılmak üzürü Can Yayınlarına ait 100 bin kitap bağışladı. Kitaplar öğrencilere dağıtıldıktan sonra kıyamet koptu. Bazı gazetelerde dağıtılan kitaplar arasında ensest ilişki ve pornografiye özendirici metinler bulunduğunu iddia edildi. Bu gelişme üzerine Derneğin Başkanı Prof Türkan Saylan Birgün Gazetesi'ne özel bir açıklama yaptı.

100 BİN KİTAP BAĞIŞI
Yapılan bu haberlerin tamamıyla iftira olduğunu belirten Saylan şöyle konuştu: Eğitime büyük katkı sağlayan bir derneğiz. Dünyanın her yerinde çocuk ve büyüklere ait kitaplar ayrım içinde olur. Bunu en iyi bilen sivil toplum örgütüyüz. Can Yayınları, 100 bin adet kitap bağışladı. Can Yayınları'nın, çocuk kitabı serisi olduğu gibi yetişkin kitap serisi de var. Bu cahil ve kendini bilmezler, kalkıp yayınevinin büyükler için yazılı kitaplarını almışlar ve bizim kitapların arasına koyup dağıtmışlar. Sonra da çocukları sapıklığa yönelttiğimiz iddiasını ortaya atmışlar. Olay bizim dışımızdadır."

ÇAMUR AT İZİ KALSIN
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olarak, aydın, devrimci, demokrat ve eğitimli bir kitle yetiştirmek için yıllardan bu yana yaptıkları hizmetleri karalamak için, özellikle gerici kitlenin yoğun bir faaliyet içinde olduğunu da hatırlatan Prof. Türkan Saylan, sözlerine şöyle devam etti: "Bu insanlarla yargı yolu ile mücadele edeceğiz.

Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ama artık çamur at izi kalsın yöntemini bıraksınlar. Aydınlık için savaşanlarla uğraşmasınlar. Onlar ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, aydınlık ve çağdaşlık yolundan bizi döndüremezler. Yılmadan korkmadan eğitim alanındaki mücadelemizi ülkemizin her yerinde kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu işbirlikçi gerici lobiler, eğitim alanındaki çağdaşlaşmayı yıkamayacaklar. Bunu akıllarına soksunlar."

ally_mcbeal
09-05-2007, 09:40
ÇAMUR AT İZİ KALSIN
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olarak, aydın, devrimci, demokrat ve eğitimli bir kitle yetiştirmek için yıllardan bu yana yaptıkları hizmetleri karalamak için, özellikle gerici kitlenin yoğun bir faaliyet içinde olduğunu da hatırlatan Prof. Türkan Saylan, sözlerine şöyle devam etti: "Bu insanlarla yargı yolu ile mücadele edeceğiz.

Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ama artık çamur at izi kalsın yöntemini bıraksınlar. Aydınlık için savaşanlarla uğraşmasınlar. Onlar ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, aydınlık ve çağdaşlık yolundan bizi döndüremezler. Yılmadan korkmadan eğitim alanındaki mücadelemizi ülkemizin her yerinde kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu işbirlikçi gerici lobiler, eğitim alanındaki çağdaşlaşmayı yıkamayacaklar. Bunu akıllarına soksunlar."

devam et türkan abla :)

ÇAKAL
09-05-2007, 15:21
AKP, pembe tablo çiziyor ama esnafın rakamları yalanlıyor...

TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), bu yılın ilk 4 ayında kapanan şirket sayısının yüzde 11.50 artış gösterdiğini bildirdi. TOBB’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, söz konusu dönemde 38 bin 958 olan açılan şirket sayısı, bu yılın aynı döneminde 38 bin 449’da kaldı. Geçen yılın aynı döneminde 11 bin 596 olan kapanan şirket sayısı da bu yılın aynı döneminde 12 bin 929’a yükseldi. Bu yılın nisan ayında, 2006 yılının nisan ayına göre açılan şirket sayısı yüzde 0.76 azalarak 9 bin 440’a, kapanan şirket sayısı da yüzde 13.63 gerileyerek 2 bin 300’e indi. Ocak-nisan 2007 dönemi iller bazında incelendiğinde en fazla şirket 13 bin 122 ile İstanbul’da açıldı. Aynı dönemde Ankara’da 4 bin 914 şirket, İzmir’de bin 958 şirket, Bursa’da bin 303 şirket açıldı.



09.05.2007

hexedemical
09-05-2007, 15:36
Petrol Ofisi'nin 1.2 Milyar YTL'yi aşan borcu siliniyor. Perde arkasındaki garip bağlantılar deşifre oldu.

Yenişafak'tan Taha Kıvanç'ın Yazısının İlgili Bölümü:

Bir başka 'takdis' de aynı yönde çaba gösteren büyük medya patronundan geldi; sevincini gazetelerinin manşetlerine döktü o... Patronun siyaseti dizayn etme merakı eskilere dayanıyor; 2002 seçimi öncesinde siyaset arenasını karıştıran da oydu. Tansu-Özer Çiller çiftini Rodos'a götürdü önce; yüzerken MHP'yi koalisyon dışı bırakma projesini konuştular… Arkası da Frankfurt'a bırakıldı.

Ben böyle yazınca patronun çevresinden yalanlama geliyor. Yalanlama telefonu geldiğinde yanımda bulunan bir dostum, "İyi de" dedi, "Birleşmede yerini almasını telkin eden telefonu ettiğinde sağın genç liderlerinden birinin yanında ben vardım…" Dostuma göre, medya patronunun şu sıralarda içi içine sığmıyor… "En büyük derdi Petrol Ofisi'nin (PO) vergi borcuydu, onu da Uzlaştırma Komisyonu marifetiyle halletti, halledecek" dedi…

Zihnimde bu bilgi, dün, gazeteleri okurken, Cumhuriyet'in iç sayfalarında küçücük bir haberle karşılaşmayayım mı? "PO'da vergi çıkmazı" diyordu haber… Murat Kışlalı imzalı habere göre, PO'nun cezasıyla birlikte 1.2 milyar YTL'yi bulan (yaklaşık 800 Milyon Dolar tutuyor) vergi borcunun silinmesine ramak kalmış… Bugün verilecek kararla Petrol Ofisi büyük bir borç yükünden kurtulmuş olacakmış… Geçen hafta yapılan 'uzlaştırma' toplantılarında bir sonuca ulaşılamamış gerçi, ama araya bir nişan girince, durum değişmiş…

Evet, yanlış okumadınız, 'nişan' dedim… Nişan ülkemizin öndegelen işadamlarından Cavit Çağlar'ın kızının nişanı… Patronlar ve temsilcilerinin kendisi de medya patronu olan Cavit Çağlar'ın mutlu gününe katılmaları olağan da Maliye Bakanlığı üst düzey bürokratları orada ne arıyorlarmış, anlayamadım. Muhabir, "Cavit Çağlar'a sorduk, doğruladı" ayrıntısı verse de, Gelirler Genel Müdürü Osman Arıoğlu ile yardımcısı Bülent Taş'ın Bursa'da bir nişanda PO yöneticileriyle buluştuklarına ve 'vergi bağışlama' görüşmesi yaptıklarına inanmam. Osman Arıoğlu bu tür akçalı işlerden kaçınan bir bürokrat bilindiği için milletvekilliği yakıştırılan bir isim; yardımcısı Bülent Taş ise devletin parasını heba ettirmeyecek biri biliniyor…

Bu olayda benim anlayamadığım bir başka nokta da şu: Cumhuriyet haberine göre, geçen hafta yapılan toplantıya PO adına katılanlar arasında geçmişte Gelirler Genel Müdürlüğü koltuğunda oturan biri de varmış… Bildiğim kadarıyla, devlette o konumda görev yapmış olanlar 'uzlaştırma' toplantılarına vergi borcu bulunan mükellef adına katılamıyorlar… Bursa'daki nişanda iki tarafı görüştüren yine eski genel müdür olmuş…

Eminim, zihnimi işgal eden bütün bu soruların ikna edici mâkul açıklamaları vardır…

DYP ile ANAP birleşti, DYP'ye koca bir genel merkez binasıyla arsa 'çeyiz' geldi. CHP ile DSP birleşecek, CHP'ye para gelecek, 'çeyiz' olarak… Bursa'daki nişan buluşması da bekleneni getirirse... "Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine" diyeceğiz herhalde…

aktif haber

ÇAKAL
10-05-2007, 07:19
Bunlar nasıl öğrenci



Bolu'da, 19 Mayıs provalarında kavga eden iki kız öğrenciden biri, diğerini jiletledi Çanakkale'de, üniversitede uyuşturucu satttığı iddia edilen bir öğrenci yakalandı


Türkiye'nin geleceğini emanet ettiğimiz gençlere bir şeyler oluyor. İşte dün ajanslara düşen 2 olay: Bolu'da, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı provalarına katılmak üzere Atatürk Stadyumu'na gelen Atatürk Lisesi 1. sınıf öğrencisi E.İ. (15) ile Kız Meslek Lisesi 1. sınıf öğrencisi G.A. (14), henüz belirlenemeyen nedenle tartıştı. Çıkan kavgada, G.A. jiletle vücudunun çeşitli yerlerinden yaralandı. Polisin müdahale ettiği olayda, her iki öğrenci önce tedavi için Refika Baysal Toplum Sağlık Merkezi'ne, ardından da Bahçelievler Polis Merkezi'ne götürüldü. E.İ'nin, G.A'nın iki gün önce kendisine küfür ettiğini, provalarda da aynı şekilde küfür etmeye davam ettiğini, bu nedenle kavga çıktığını söylediği öğrenildi.

ÜNİVERSİTEDE UYUŞTURUCU

Çanakkale'de ise bir ihbarı değerlendiren Merkez Jandarma Kaçakçılık Şube Müdürlüğü ekipleri, ÇOMÜ Meslek Yüksek Okulu öğrencisi H.H'yi (20) takibe aldı. Ekipler, okulun bulunduğu Terzioğlu Yerleşkesi'nde uyuşturucu hap ve esrar sattığı iddia edilen öğrenciyi gözaltına aldı. H.H.’nin evinde yapılan aramada ise 42 uyuşturucu nitelikte hap ile bir miktar toz ve kubar esrar ele geçirildi. Zanlı, sevk edildiği adliyede serbest bırakıldı.

JAKO
10-05-2007, 07:50
Türkiye'nin halinin müsebbibi Türklerdir. ;)

ÇAKAL
10-05-2007, 17:00
Topbaş'tan su tasarrufu çağrısı


A.A

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbullulara su sıkıntısı yaşamamaları için depo yapmak yerine, tasarruf yapma çağrısında bulundu.


Topbaş, İSMEK tarafından Anneler Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlik sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

"SU KESİNTİLERİ YAKIN MI"

Topbaş, kentte su kesintisi olup olmayacağına ilişkin bir soru üzerine, İstanbul'da bu yazı çıkaracak, Eylül veya Ekim ayına ulaştıracak rezerv bulunduğunu söyledi.

Topbaş, “Sonbaharın başında da yağış alamazsak tabii ki sıkıntılar başlar. Onun için biz şu anda su kısıntılarını pek fazla gündeme getirmek ve tedirgin etmek istemiyoruz. Şu an için bir problem yok” dedi.

Bu yıl kış ayında yağmur ve kar yağmadığını, baharda bekledikleri yağışın olmadığını belirten Topbaş, bu arada havaların ısınmaya devam ettiğini ve o oranda da buharlaşma yaşandığını ifade etti.

Özellikle İstanbulluların kullanımda hassasiyet göstermeleri halinde bir problem yaşanmayacağını kaydeden Topbaş, şunları söyledi:

“Günde 2 milyon ton su kullanımımız var. Kentte yaşayan insanlarımız günde 4'te 1 tasarrufa girse, bu günde 500 bin ton tasarruf anlamına geliyor. Bu müthiş bir rakam. Böylece bir problem yaşamayız. İstanbulluları buna çağırıyorum ve özellikle istirham ediyorum.”:düsün: :düsün:

Su konusunda çalışmalarının devam ettiğini anlatan Topbaş, Melen Çayı projesinin birinci ayağını başlattıklarını, Yeşilçay'dan gelen su miktarını artırabilme, Istrancalar'daki su rezervlerini daha verimli kullanabilme ve aktarma çalışmalarının devam ettiğini söyledi.

Topbaş, “İstanbullu günde 4'te 1 tasarruf yapsa, bir Yeşilçay Barajı kadar neredeyse eşdeğer bir baraj yapmış kadar tasarrufumuz olur” dedi.

“Yağmur bombasıyla ilgili çalışma başlatıldığına” ilişkin iddia bulunduğunun hatırlatılması üzerine de Topbaş, böyle bir çalışmayı düşünmediklerini söyledi. Kendilerince gerekli tedariklere girdiklerini ve hazırlıkları yaptıklarını belirten Topbaş, şunları kaydetti:

“Biz su kısıntılarına gittiğimiz takdirde depo yapma olayları başlayacak. Depo hem milli servet, hem de hijyen açısından çok sağlıklı bir iş değil. Bunlar kötü yatırımlar. Biz Melen Çayı'nı tamamen İstanbul'a getirdiğimiz zaman, şu an da İstanbul'un yıllık kullanımındaki mevcut barajların bir katı kadar daha su gelmiş olacak ve İstanbul'un kesinlikle su problemi çözülmüş olacak ama yapılmış olan depolar israftan öteye geçmeyecek. Vatandaş bu depoları yapmak yerine tasarrufta bulunsun, bize yardımcı olsun. Suyu dikkatli kullansın, bunu öneriyoruz.”

MİLLETVEKİLLİĞİ ADAYLIĞI İÇİN İSTİFALAR

Kadir Topbaş, “Büyükşehir Belediyesinden bazı bürokratlar milletvekilliği aday adaylığı için istifalarını verdiler. Bunun çalışmalara olumsuz bir yansıması olur mu?” şeklindeki bir başka soru üzerine de geçen dönemlerle karşılaştırıldığında Büyükşehir Belediyesinden istifa eden bürokratların oranının düşük olduğunu söyledi.

O nedenle bir problem yaşanmayacağını kaydeden Topbaş, “Zaten devlette devamlılık esası var. Bütün sistemimizi biz buna göre düzenledik. Arkadaşlarımıza hayırlı olsun diyorum” dedi.

Topbaş, bir soru üzerine de Topkapı-Küçükçekmece arasında devam eden metrobüs projesinin devam ettiğini, ancak altyapı tesisatlarının bir yerden bir başka yere aktarılmasının uzun zaman aldığını, projenin Ağustos sonu Eylül başı devreye sokulmasının hedeflendiğini bildirdi.

ÇAKAL
11-05-2007, 06:33
Dış Politika
M.Necati Özfatura
11 Mayıs 2007 Cuma

Gerçek tehlike görünmüyor

Gençleri tehdit eden “bağımlılık” çığ gibi artmaktadır.
Laiklik ve cumhuriyete yönelik tehlikeler asılsız, rant ya da siyasi meselelerden kaynaklanmaktadır. Ama gençleri tehdit eden bağımlılık sanal değil gerçektir.
Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (UPSAM) 17 ilde ve 1850 lisede 1-2-3. sınıf öğrencilerine ucu açık 38 soru yöneltti. “Gençler hayatı nasıl algılıyor?” başlıklı anket sonuçları UPSAM tarafından “çığlık” nitelendirilmesiyle açıklandı. Gençlerin yüzde 72’si sigara kullandığını söylerken yüzde 24’ü kendini tiryaki olarak nitelendirdi.
Yüzde 22’lik bir kesim ise günde bir paket sigara içtiğini söyledi.
Hiç alkol kullandınız mı? sorusuna yüzde 66’sı evet dedi. Yüzde 17’lik kesimin hergün alkol aldığını belirtmesi ise dikkat çekti.
Hiç uyuşturucu kullandınız mı sorusuna gençlerin yüzde 26’sı evet derken yüzde 65’i ise bir kere denediğini söyledi.

(Cumhuriyet gazetesi 23 Eylül 2006 sayfa: 6)


Evet geleceğimizin teminatı gençliğimizin hali böyle. Eğer bu duruma tedbir alınmazsa yalnız cumhuriyet ve laiklik değil vatan tehlikede olur.:super: :super:

Kaldı ki son 4- 5 yıl içinde Türkiye’de son derece ekonomik gelişmeler oldu. Şu güne kadar ülkenin siyasi ve dolayısıyla ekonomik istikrarını bozanlar seçim sandığında boğulmuşlar ve hüsrana uğramışlardır. Önümüzdeki seçimde de seçmen gereken dersi verecektir.

Bazı ekonomik gelişmeler

Türkiye’nin 2002 yılında 37 olan tersane sayısı bugün 61’e yükselmiştir. 59 tersanenin proje ve yatırım çalışmaları devam ediyor. Bugün dünyada en çok gemi inşa siparişi alan 8. ülkeyiz. Gemi yapımında yüzde 360 büyüdük. Yakında dünyanın 4. gemi inşa sanayi üssü olacağız. Tersane sayısı 120 olacak.

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan: Türkiye’ye son 4.5 yılda 60 milyar doların üzerinde yabancı sermaye, 40 milyar doların üzerinde doğrudan sermaye girişi olduğunu; bunun Türkiye’nin geleceğine, istikrarına geldiğini açıklamıştır. Bu istikrarın temeli oyulursa ülke felaketlere düşer.

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’e göre ihracatçıların 100 milyar dolar hedefine 8 milyar dolar kaldı. Türkiye’nin son 12 aylık ihracatı 92 milyar doları buldu. İlk 4 ayda ihracat tutarındaki artış ise yüzde 25.79 oldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi önümüzdeki 5 yıl 733 proje için yaklaşık 13 milyar ytl harcayacak. Ve bu paranın yüzde 54’ü ulaşıma ayrılacak.

Türkiye 31 bin 500 megavatlık jeotermal potansiyeli ile dünyanın 7. Avrupa’nın 1. ülkesidir. Jeotermal Vakıf Başkanı Mehmet Ali Doğan’a göre 5 milyon konuta merkezi ısıtma sağlayabileceğini ve bunun 30 milyar metreküp doğalgaza eşdeğer olduğunu açıklamıştır. Ayrıca 30 milyon motorlu aracın karbondioksit emisyonunu azaltma eşdeğeridir. Bugün dünyada 8 bin 912 megavat kurulu güçte elektrik üreten jeotermal santral bulunuyor.

Hükümet 43 binden fazla firmaya ihracat desteği yaptı. Siyasi krizden önce Libya’dan 220 bin konutluk teklif geldi.

2000 yılında makarna ihracatında 22. idik. Şu anda İtalya’dan sonra 2. sıradayız.

Mart ayında turist sayısı geçen yıla nazaran yüzde 19.3 arttı. Turizmde 3 ayda 2.2 milyar dolar gelir sağlandı.

1970- 2005 aarsı (35 yılda) müteahhitlikte 85 milyar dolar ve 63 ülkede 3600 proje yapıldı. (dış ülkelerde) Müteahhitlikten 2002’de 1.5 milyar dolar, 2006’da 12.7 milyar dolar ve 2007’de 25 ülkede 324 proje ile 15 milyar dolar gelir sağlanacak.

ÇAKAL
11-05-2007, 23:53
Yekta Güngör Özden'den ezan için rencide edici sözler

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden, Hatay'da katıldığı konferansta dini hassasiyeti bulunan insanları rencide edebilecek ifadeler kullandı.



Ezanın hangi dilde okunduğundan dini kurallar manzumesindeki yerine, Demokrat Parti iktidarının icraatlarından seçim propagandasına birçok konuya değinen Özden, Ankara'nın Yenişehir semtinde 'çok ezan okunuyor olması'ndan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi ve ezan sesleri arasında 'yürünemediğini' iddia etti.

Özden, bir konferansta ayaküstü sohbet ettiği iki papaz ile ilgili hatırasını anlatırken kendisini Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak tanıyıp yanına geldikleri için adeta bir karşılaştırma yaparak "Onlar kültürlü insanlar." ifadelerini kullandı.
Vatikana gönderelim,belki papazlık teklif ederler.Hem ezan da duymamış olur.:grrr: :grrr:

ÇAKAL
12-05-2007, 09:15
Barajlar boşaldı, susuz yaz kapıda

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerimiz kurak geçmesi beklenen bir yaza hazırlanırken barajlardaki su miktarının giderek azalması 'Susuzluk sıkıntısı geri mi geliyor?' sorusunu akla getiriyor.


Türkiye genelinde barajlardaki su miktarı yüzde 50'nin altına düşerken Ankara'da bu oran yüzde 10'a dayandı. İstanbul'da bugün itibarıyla barajlardaki doluluk oranı yüzde 48,35. İstanbul'un en önemli su kaynaklarından biri olan Ömerli Barajı'ndaki su seviyesi ise yüzde 46'ya indi. Belediyeler, muhtemel su sıkıntısına karşı yeni baraj yatırımlarına yöneliyor. İSKİ ve DSİ birlikte yürüttüğü Melen Projesi ile kasımda İstanbul'a su vermeyi hedeflerken Ankara 4 ay içinde Kızılırmak'tan su getirecek 125 kilometrelik hattı bitirmeyi planlıyor. 300 günlük suyu kalan İzmir'de ise yeni yatırımlarla su kapasitesi 95 milyon metreküp artırılacak. Sonbahar ve kış aylarında beklenen yağışların olmadığını kaydeden İSKİ yetkilileri, kuraklığa rağmen içme suyu kaynaklarındaki mevcut su rezervlerinin kasım ayına kadar yetebileceği tahmininde bulunuyor.

Yetkililer ayrıca, İstanbul'un son 50 yılda, ocak ve şubat aylarında aldığı ortalama yağış miktarının 161,7 milimetre olduğunu, bundan önceki en düşük seviyenin 1997'de yaşandığını kaydetti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ise daha dramatik bir tablo ortaya koyuyor. 6 aylık suları kaldığına dikkat çeken Gökçek, başkentlilerin suyu bu bilinçle tasarruflu kullanması gerektiğini söyledi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da ÇED raporu gelir gelmez Çamlı, Bostanlı ve Değirmendere barajlarının inşaatına başlayacaklarını açıkladı.

İSKİ yetkilileri, "Barajlarımızda şu an 417 milyon metreküp su bulunuyor. Barajlardaki doluluk oranımız yüzde 48,35. İstanbul'a günde 2 milyon metreküp su veriyoruz. İstanbullular kullandıkları suyu israf etmemeli." şeklinde konuşuyor. İstanbul'un su ihtiyacını karşılayan barajların ortalama doluluk oranı yüzde 50'nin altına düştü. İstanbul'da bugün itibarıyla barajlardaki doluluk oranı yüzde 48,35. İstanbul'un en önemli su kaynaklarından biri olan Ömerli Barajı'ndaki doluluk oranı ise yüzde 46'ya indi. İSKİ yetkilileri, Devlet Su İşleri (DSİ) ve Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan Melen Projesi'nin hızla devam ettiğini kaydetti. İstanbul'a 170 kilometre uzaklıkta, Sakarya'da denize dökülen Belen Çayı'ndan İstanbul'a su getirecek olan proje, DSİ tarafından yürütülüyor. Projenin ilk aşamasında İstanbul'a yılda 268 milyon metreküp su sağlanacak. Melen Projesi kapsamında kasım ayında İstanbul'a su verilecek. İsaköy ve Sungurlu barajlarından su alabilmek için yapılan çalışmalar hızlandırıldı. 2010 yılında tamamlanması planlanan Melen Projesi'nin ilk ayağının kasım ayında bitirilmesi hedefleniyor.

Halıları yıkamak yerine silin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, su sıkıntısı yaşanmaması için herkesi yüzde 25 tasarruf yapmaya çağırdı. Topbaş, "Hanımlar halı yıkamak yerine silmek suretiyle daha az su kullanımını prensip edinirlerse, diş fırçalarken musluk açık bırakılmazsa, beyler tıraş olurken hassasiyet gösterirlerse, 'iki parça çamaşır yıkayacağım' diye makineyi çalıştırmak yerine daha düzenli bir kullanım hassasiyeti gösterirlerse, bizim su kesintilerine gitmemize gerek kalmaz." diye konuştu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, İstanbul'da söylendiği gibi su sıkıntısı olmadığını söyledi. Güler, "Gerekli tedbirler alındı. Zaten Melen Projesi başta olmak üzere çalışmaları Devlet Su İşleri, İSKİ'yle birlikte sürdürüyor." dedi.

Ankara'daki su sorunu da yeniden gündeme geldi. Beklenen yağışların olmaması nedeniyle barajlar yüzde 89 oranında boş kalırken, önümüzdeki günlerde su kesintileri yapılması bekleniyor. Ankara'nın 6 aylık suyu kaldığını açıklayan Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, başkentlilerin suyu bu bilinçle tasarruflu kullanması gerektiğini söyledi. Ankara'da büyük bir su sorunu yaşanmaması için başlatılan çalışmalar çerçevesinde toplam 7 milyar hazır su rezervi bulunan Kızılırmak üzerindeki Kesikköprü ve Hirfanlı barajlarından su getirilmesi çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. İzmir'de de su sıkıntısı İstanbul'dan farklı değil. Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, baraj yapımına hız vereceklerini belirtti. İZSU Genel Müdürlüğü Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanı Suzan Gök, Tahtalı Barajı'nda halen 119 milyon metreküp su bulunduğunu ve bunun da 300 gün yeterli olacağı açıklamasında bulundu.

Tasarruf tavsiyeleri

Diş fırçalarken, elinizi yıkarken, tıraş olurken musluğu kapatın ve suyu boşa akıtmayın.

Su tüketim elemanlarını seçerken tasarruflu su kullanımını sağlayacak ürünleri tercih edin.

Halılarınızı hortum kullanarak yıkamayın.

Araçları temizlerken sürekli akan hortumla değil, doldurduğunuz kova ile temizleyin.

Bulaşık ve çamaşır makinelerinizi tam doldurmadan çalıştırmamaya özen gösterin.

Duş alırken ihtiyacınız kadar su tüketin.

Yasin Kılıç - Mevlüt Karabulut / İstanbul - Ankara
12 Mayıs 2007, Cumartesi