PDA

View Full Version : AB ve ABDye posta koymak



Alisutcu
09-12-2004, 19:27
Uzun yillardan beri yerlerden surunen itibarimiz kuzey iraktaki cuval olayindan sonra dip yapti. Ama artik biz de AB ve amerikaya posta koyabiliyoruz.
Meclisten gecmeyen tezkere, cuval olayina misilleme olarak amerikan askerlerinin gozaltina alinmasi, Erdogan'in Edelman'i randevu icin 6 hafta bekletmesi, amerikan buyukelciliginin resepsiyonunun boykot edilmesi, en son da amerikan generalinin yanlislikla vurulmasi haberi icimdeki yaglari eritti.
Bizim koskoca gemiyi tatbikatta yanlislikla vurduklari zamani hatirladim.

kalkedon
09-12-2004, 19:37
Valla bunları ben desem çok kızan olurdu. İyiki sen dedin.:)

Amateur
09-12-2004, 19:47
Aılcı olmak lazım.
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek lazım.
Keskin sirke küpüne zarar.
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
Posta koyabilmek için, posta koyabilecek duruma gelmek lazım.
Bir yandan -maalesef- borç için el açarken, bir yandan posta koymak pek akılcı değil.
... diye düşünüyorum.
Bunu derken de herkese kul köle olalım demek istemiyorum tabii...

Alisutcu
10-12-2004, 22:24
Mahir KAYNAK

Bahane sebep değildir


Bir olayın gerçek sebebini söylemek nezakete aykırı ise veya politik açıdan doğru bulunmuyorsa bir bahaneye sığınılır. AB’nin önümüze koyduğu engeller sebep değil bahanedir ve gerçek sebebin ne olduğunu bulmak bize düşer.

Bizden istenenleri, umulmadık ölçüde yerine getirmemize rağmen hala üyeliğimizin belirsiz olması, başta siyasi iktidar olmak üzere, bir çok kişiyi hayal kırıklığına uğrattı. Oysa ulaşılan sonucun şaşırtıcı bir yanı yok. Çünkü bizden beklenen, kriterleri yerine getirmekten ibaret değildi.

Yıllardır, belki de bıktıracak ölçüde, AB’nin bir medeniyet projesi mi yoksa siyasal bir proje mi olduğunun belirlenmesi gerektiğini ve AB ile ABD’nin karşılıklı konumunun ne olduğu doğru tespit edilmezse sonuca varılamayacağını söyler dururum. Türkiye bunu bir medeniyet projesi olarak algıladı ve demokratikleşmenin bütün engelleri ortadan kaldıracağını düşündü. Elde edilecek sonucun ise bir belirsizlik olduğu anlaşılıyor.

Meseleye bir de onların açısından bakalım ve mesela kendimizi Fransızların yerine koyalım. Neden üyeliğimizi kesin olarak reddetmiyorlar ama bugünkü şartların sürmesi halinde üye olamayacağımızı da net bir biçimde ifade ediyorlar. Referandumun neticeyi belirlemesini istemek hayır cevabına bir kılıf uydurmak olacaktır. Yani başlayacak müzakereler süresince bekledikleri şey gerçekleşmezse ne yapalım, halk istemedi diyecekler. Olmasını istedikleri şey ne? Bugün neye itiraz ediyorlar?

AB ekonomik bütünleşmeyi amaçlayan bir proje değildi. Zaten dünya ölçeğinde dış ticaretin liberalleşmesi isteniyordu ve böyle bir birlikteliğin yaratacağı fazla bir şey yoktu. Ayrıca birbirine rakip mallar üretenlerin değil birbirini tamamlayan ekonomilerin birleşmesi iktisadi bir üstünlük sağlayabilirdi. Mesela merkezi Avrupa ülkelerinin Ortadoğu’nun petrol üreticileriyle kuracağı bir iktisadi birlik daha anlamlı olabilirdi. Macaristan’sız bir AB ekonomik açıdan ne kaybederdi?

Asıl amaç siyasi bir güç olmaktı. Şüphesiz bunun yaratacağı ekonomik faydalar vardı. En başta ABD’nin sürekli dış ticaret açığı vermesine ve dışardan önemli ölçüde kaynak aktarılmasına rağmen dünyanın ekonomik patronu olması engellenebilirdi. Tek para birimine geçmenin en önemli yararı bu olacaktı.

ABD bu projeyi engellemek yerine kontrol etmeyi tercih etti. Ekonomik yapıları benzeşen ülkelerin bir araya gelmesine hiçbir itirazı yoktu ama AB’yi ekonomik açıdan tamamlayacak olan, enerji ve hammadde üreten ülkelere ve buraya ulaşmasına yardımcı olacak alanlara yayılmasına izin vermiyordu. AB’nin merkez bloğu ABD yanlısı ülkelerle çevrildi.

AB açısından İngiltere’nin, İtalya’nın ABD yanlısı olması bir sorundu ama yıkıcı değildi. Onları dengelemek hatta dışlamak projeyi başarısız kılmazdı ama bunlara Türkiye’nin eklenmesi AB rüyasının sona ermesi anlamına gelirdi. Böyle bir durumda AB, ABD’nin bir uzantısı haline gelirdi. AB, Türkiye’nin konumunu belirsizliğe iterek kendisi açısından en doğru olanı yaptı. Bu defteri kapatmak yerine geri çekilmeyi ve beklemeyi tercih etti. Beklediği şey daha demokrat veya iktisadi göstergeleri düzgün bir Türkiye değil.

Önce ABD’nin dünya üzerindeki ağırlığının ve yerinin belirlenmesini ve Türkiye’nin yeni dengelerdeki konumunu görmek istiyor. Bu iki şey birbirine çok bağlı. ABD, Türkiye üzerindeki kontrolünü kaybederse Ortadoğu’dan vazgeçmek zorunda kalabilir ve tek umudu Uzakdoğu’nun gizemli ve belirsizliklerle dolu coğrafyası olur.

Bu analizlere katılmayabilirsiniz ama bir şeyi gözden kaçırırsanız sorunu anlamak ve çözmek mümkün olmaz. Meseleler bir bütün olarak görülmeli ve karşılıklı etkileşim hesaplanmalıdır. Tek başına AB’yi, Rusya’yı, ya da Türkiye ABD ilişkilerini değerlendirmek yanlış bir sonuca varmayı peşinen kabul etmektir.

Dini veya etnik faklılıklar bir sorun değil asıl hedefe ulaşmak için kullanılan araçlardır. Türkiye’nin en büyük hatası bu araçları bir sorun zannetmesidir. Dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde Kürt’ün devlet kurması veya kurmaması kimim umurunda. Burada belirlenmek istenen şey Türkiye’nin konumudur. Kafanızı küçük şeylere takmayın. Mesela misyonerler Hıristiyan propagandası yapıyorsa boş verin. Eğer üstüne giderseniz herkesin Hıristiyan olmak için can attığını ama sizin bunu engellediğinizi söylerler ve Hıristiyan dünyasını kışkırtırlar.

09.12.2004

northwind
10-12-2004, 22:52
Son paragraf disinda aynen katiliyorum,ozellikle ab de neden Ingiltere gibi bir ulkenin pek sozu gecmiyor,cunku Fransa ve Almanya nin hesaplari farkli......
Almanya ordaki turk vatandaslarimizin agirligi yuzunden baklayi agzindan tam cikaramiyor o yuzden kotu polisi oynamak hep Fransa ya dusuyor :D

son_azrail
10-12-2004, 22:55
bence seçim zamanı gelince hala posta koyabilior isek iiyiz demek....yoksa.....

chaotic
11-12-2004, 00:38
Biz posta falan koymuyoruz, adama öyle kolay posta koydurtmazlar. Bugünler, o güçlerin bizim için iyi olmasını istediği günler. Pozisyonlarını kapatsınlar, tüm Türk halkını soyup dolarlarını yurtdışına yollasınlar, ondan sonra görürüm postayı.

Alisutcu
11-12-2004, 01:56
Benim soylemeye calistigim, eskiden tam emir eri gibi davraniliyordu, herseye hayhay deniyordu. Simdi yavas yavas tavirlar degisiyor. Belki de Cin ve Rusya'nin tekrar guclenmeye baslamasi ile batinin egemenligi azaliyor, ondandir.
Hatirlarsaniz, amerikanin insansiz kesif ucagi, Cin yakinlarinda dustu de bir ay vermediler ucagi. Ustune bir de amerikayi tehdit etti cin.
Dengeler degisiyor, 20 yil sonra cok farkli kutuplarin egemenliginden soz edilecek. Ne Fransa'nin, ne Almanya'nin ne de Ingiltere'nin cok fazla esamesi okunmuyor artik, ama 100yil once boyle miydi? 30 yil once Sovyetlere kim kafa tutabilirdi, simdi Rusya'yi bizimkiler bile cok takmiyor.

Alisutcu
11-12-2004, 02:08
Erdoğan'dan DEP'lilere sert tepki!!!
Eski DEP'lilerin yabancı basına verdiği ilan Başbakan'ı çileden çıkardı. Avrupa temasları sonrası Ankara'ya dönen Erdoğan, Esenboğa'da zehir zemberek açıklamalar yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Hangi vicdanla bu aziz milleti, bu coğrafyanın ruhuna, hamuruna, birikimine yedi kat yabancı olan örneklerle mukayese etmeye kalkıyorlar. Bu, yenilir yutulur bir şey değil'' dedi.

Erdoğan, Brüksel dönüşünde Atatürk Havalimanı'nda gazetecilere
temaslarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bir gazetecinin, ''Dün bazı Avrupa gazetelerinde Leyla Zana ve
arkadaşlarına ait bir ilan yayınlandı. Bu dönemde böyle bir ilanın
yayınlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz'' şeklindeki sorusu üzerine
Erdoğan, Türkiye'nin içinden geçtiği demokratik açılım sürecini, AB
sürecini, yakalanan huzur ve istikrarı baltalamak isteyen bazı
odakların, özellikle yabancı basın üzerinden çirkin bir oyun
tezgahlamaya niyetlendiklerini belirterek, buradaki metin veya
metinlerin bunu ifade ettiğini söyledi.

''Türkiye'de et ve tırnak gibi birbiriyle kaynaşmış, kaderde bir,
tasada bir, kıvançta bir bu aziz milleti, hangi tarihi, hangi
sosyolojik, hangi coğrafya, hangi iktisat, hangi siyaset kriteriyle
birbirinden ayırmaya gayret ediyorlar, bunu anlamak mümkün değil''
diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

''Tabii şimdi diğer yara, burada ister istemez ben de vicdanımın
sesiyle şunu haykırmak istiyorum; Hangi vicdanla bu aziz milleti, bu
coğrafyanın ruhuna, hamuruna, birikimine yedi kat yabancı olan
örneklerle mukayese etmeye kalkıyorlar. Bu, yenilir yutulur bir şey
değil. Bu tezgah için seçilen zaman ve zeminde nasıl bir oyun oynanmak
istendiği çok açık net zaten ortada gözüküyor.

17 Aralık'ı adeta Türkiye'den bir şeyler tırtıklama gayreti için son fırsat gibi gören
bazı şebekelerin arasına karışıp, bu hengamede biz de kendimize bir
post kapabilir miyiz veya bir post uydurabilir miyiz, vitrine
dizilenlerin asıl hesabı bu. Peki bunları vitrine dizenlerin hesabı
ne? Bu da işin tabii bir başka yanı. Onlar da bu tezgah üzerinden
şüphesiz ki Türkiye'nin açılımlarını, istikrarını, yönelimlerini
berhava edebileceklerini zannediyor olabilirler. Ama hiç
ümitlenmesinler, bunu da gönül rahatlığı içinde söylüyorum. Biz bu
oyuna gelmeyiz. Bu tezgaha gelmeyiz. Türkiye bu oyuna gelmez ve bu
millet bu oyuna gelmez, bunu da böyle bilmelidirler.''

Erdoğan, salı günü grup toplantısında bu konuyu daha detaylı ve
açık olarak millete açıklayacağını, duyuracağını belirterek, ''Çünkü
bizler bir defa 72 milyon olarak bir ve beraber olmuş ve bu şekilde
geleceğe demokratik yollarla yürümenin, insanca yürümenin, hakça
özgürlükleri paylaşmak suretiyle yürümenin gayreti içerisindeyiz. Bu
gayretimizi kimse gölgelemeye kalkışmasın ve bu süreci de bu şekilde
işletmekte kararlıyız. 2 yıl içinde gerek Anayasa, gerekse yasalarda
yapmış olduğumuz değişiklikler de bizim bu sürece nasıl inandığımızı,
nasıl katkıda bulunduğumuzu çok açık göstermiyor mu?'' şeklinde
konuştu.

Hadramut
11-12-2004, 09:21
El insaf Alisütçü.
Bu hükümet kadar teslimiyetçisini görmedi Türkiye Cumhuriyeti. Ve sen hala sinekten yağ çıkartma peşindesin.
Bu kadar kör olunabilir mi?

Alisutcu
11-12-2004, 17:47
Yani bu hukumet Ozal, Demirel, Ciller, Yilmaz ve Ecevit hukumetlerinden daha teslimiyetci ve ben gormuyorum oyle mi?
Isterseniz tek tek konularin uzerinden gideriz, bu ulke korelerde amerika icin mehmetini feda etti, karsiliksiz gumruk birligine girdi, sayisiz yerde amerikan ussu kurdurdu. Ecevit'i Washington'da kurt kopekleri ile aradilar. Bunlar teslimiyet olmuyor da amerikan askerlerinin gecisi icin tezkereye hayir demek, ustumuze gelen 25 avrupa ulkesi ile catir catir pazarlik yapmak mi teslimiyetcilik oluyor. En azindan haysiyetsiz bir dis politika uygulanmiyor, bana sorsan bugun birakalim AB gorusmelerini, onlar gelsin.

alvardar
11-12-2004, 23:39
El insaf Alisütçü.
Bu hükümet kadar teslimiyetçisini görmedi Türkiye Cumhuriyeti. Ve sen hala sinekten yağ çıkartma peşindesin.
Bu kadar kör olunabilir mi?
Sayın Hadramut "Siyaset ve Felsefe" bölümünde "Hükümetin teslimiyetçi politikaları" adında yeni bir başlık açıp durumu izah ederseniz sevinirim.

spek_avcısı
12-12-2004, 01:06
bi dakka posta denilmişti teskere olayı bi kere onu onayladın bunu bi belirtmen gerekir ilk olarak meclisten geçirmedin ne oldu borsan ??? tüm senetlerin dip doar 100 tl çıkmış
yaşamadıkmı???
ertes gün ne oldu mecburen yasayı geç,irdin borsan ekonomin rahat bir nefes aldı yalanmı???

böyle güç bakaımından büyük bir millete posta koymak la anca kendine zarar verirsin abd bundan zara görmez senin ekonomin kriz yaşaması için abd başkanının şu 3 cümlesi yeter!;
siznle ekonomik ilşkileri kesiyoruz

ondan sonra konuşun bakalım

Salacaklı
12-12-2004, 02:06
bi dakka posta denilmişti teskere olayı bi kere onu onayladın bunu bi belirtmen gerekir ilk olarak meclisten geçirmedin ne oldu borsan ??? tüm senetlerin dip doar 100 tl çıkmış
yaşamadıkmı???
ertes gün ne oldu mecburen yasayı geç,irdin borsan ekonomin rahat bir nefes aldı yalanmı???

böyle güç bakaımından büyük bir millete posta koymak la anca kendine zarar verirsin abd bundan zara görmez senin ekonomin kriz yaşaması için abd başkanının şu 3 cümlesi yeter!;
siznle ekonomik ilşkileri kesiyoruz

ondan sonra konuşun bakalım

hJDUC BERY GUYTER MSWER BLİŞN VAQIP JJSLŞÇ MNAHKAULDEQ HWUHDW
HHHHSKS WDYODLD

K O N U Ş UUUU Y OO Y UU ZZZZZZZZZ YA AAAAA
:D :D :D

Alisutcu
13-12-2004, 17:42
bi dakka posta denilmişti teskere olayı bi kere onu onayladın bunu bi belirtmen gerekir ilk olarak meclisten geçirmedin ne oldu borsan ??? tüm senetlerin dip doar 100 tl çıkmış
yaşamadıkmı???
ertes gün ne oldu mecburen yasayı geç,irdin borsan ekonomin rahat bir nefes aldı yalanmı???

böyle güç bakaımından büyük bir millete posta koymak la anca kendine zarar verirsin abd bundan zara görmez senin ekonomin kriz yaşaması için abd başkanının şu 3 cümlesi yeter!;
siznle ekonomik ilşkileri kesiyoruz

ondan sonra konuşun bakalım

Ama o 3 kelimeyi soylemek sikar iste, mesele bu. Sen bizim kara kasimiz kara gozumuz icin mi bizimle ekonomik iliskileri var saniyorsun?

yafe
13-12-2004, 19:01
Arkadaşlar biz bu kadar borçla biraz zor posta koyarız.Anında ibiğimizi keserler ancak bu ufak tefek olaylarla kendimizi avuturuz.Bu borçlar temizlemedikten sonra biraz zor posta koyarız.Adamlar kendilerine bizi muhtaç bırakmışlar bir defa.Şu anki olumlu olayların hepsi suni.Hükümet iktidarda tek başına olduğu için istediği gibi at koşturuyor.Madem her şey yolunda ozaman niye 50 ile 100 liraları çıkardılar hani enflasyon düşmüştü.Eğer enflasyonu düşürmeden sıfırları atarsanız iki üç yıl içinde sıfırları tekrar koymak zorunda kalırsınız.

spek_avcısı
13-12-2004, 19:09
Ama o 3 kelimeyi soylemek sikar iste, mesele bu. Sen bizim kara kasimiz kara gozumuz icin mi bizimle ekonomik iliskileri var saniyorsun?


imf ve dünya bankası amereikanın elinde imf ile ilgil ufak bir prüz çıksa hemen borsan piyasan dalgalanıyor hemde sert bir biçimde kriz döneminde bu parayı bu kuruluşlar eğer vermeselerdi şu an çok farklı bir konumda olurdun
korkma başkanın o lafı demesi gerekmez imf 1 yıl size para yok desin sonra gör piyasayı :)
çıkar konusuna gelince elbette bir devlet başkasına hayır için yardım etmez elbette bir karşılık bekler bu abd için değil tüm milletler için geçerli

Alisutcu
15-12-2004, 19:00
Erdogan'dan "buzdolabina koyariz" resti
Basbakan Recep Tayyip Erdogan, 17 Aralik AB zirvesi için Brüksel’e giderken net bir mesaj verdi. Erdogan, "Kabullenemeyecegimiz herhangi birsey getirilirse bu kiyamet degildir. Kabul edemeyecegimiz birsey dayatilirsa kesinlikle buzdolabina bu isi koyariz ve yolumuza devam ederiz" dedi.


Erdogan, Brüksel’e hareketinden önce Esenboga Havaalani’nda yaptigi açiklamada, 17 Aralik’taki devlet ve hükümet baskanlari zirvesinin duygusalliktan uzak ve AB’nin kurulus felsefesine uygun sonuçlanmasini diledigini belirtti. Erdogan, Türkiye’nin bugüne kadar dürüst, samimi ve etik kurallar içinde hareket ettigini, asla ’ben kazanayim, karsi taraf kaybetsin’ ya da "iki taraf da kaybetsin" seklinde davranmadigini, sürekli "her iki taraf da kazansin’ diye hareket ettigini söyledi.

Erdogan, medeniyetlerarasi bir uzlasmanin gerçeklesmesi için küresel bir güç olmasi öngörülen AB’ye ne katkilarda bulunulabilecegi bakisiyla sürece yaklastiklarini belirtirken, "Kosulsuz tam üyeligi, ikinci bir karara kalmaksizin müzakere sürecinin baslamasini ve Kopenhag kriterleri içinde yer almayan hiçbir kriterin önümüze getirilmemesini istiyoruz. Ayrica ’daimi koruma’ ifadesinin ’geçici koruma’ seklinde degistirilmesi ya da belli bir yil ile sinirlanmasi olabilir. ’dami’ ifadesine olumlu yaklasmamiz mümkün degildir" dedi.

Erdogan, siyasette duygusalligi kabul etmediklerini ifade ederken de "Netice olumlu olabilir, olumsuz olabilir. Hiç önemli degil. Önemli olan Türkiye kendi ayaklari üzerinde bir medeniyet projesi götürüyor. Biz bunun AB ile birlikte olmasini istiyoruz. Kabullenemeyecegimiz herhangi birseyin önümüze getirilmesi halinde bu kiyamet degildir" diye konustu.

Erdogan, "Olumsuz sartlar çikarsa masadan kalkar misiniz" sorusuna, "Kabul edemeyecegimiz bir sart beklemiyoruz. Ama kabul edemeyecegimiz bir sartin dayatilmasini kabul etmemiz mümkün degil. Böyle olursa kesinlikle buzdolabina bu isi koyariz ve yolumuza devam ederiz" dedi.

Erdogan, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye ile müzakerelerin gecikmeksizin baslatilmasina iliskin kararini ise, "Ben bu kararin neticesi itibariyle çok önemli, ama çok önemli olduguna inaniyorum. Türkiye nereden nereye geldi. Bunu iyi düsünmenizi özellikle istiyorum. Bu bakimdan çok anlamli buluyorum bu neticeyi" diye degerlendirdi.

Erdogan’la birlikte çok sayida bakan, milletvekili ve bürokrat da Brüksel’e gitti

Alisutcu
15-12-2004, 19:04
"Önemli olan Türkiye kendi ayaklari üzerinde bir medeniyet projesi götürüyor. "

Bence bu cumle cok onemli. Artik Turkiye'de birseyler mutlaka degisecek. Umarim bu ruzgar, icerden veya disardan bir engellemeye ugramaz. Gercekten, Cumhuriyetin kurulmasindan beri en onemli ozgurlesme, yenilenme, degisim projesi basladi. Ozal'in 80den sonra basladigi ama Yilmaz'in ve sonra gelenlerin icine ettigi degisim, gelisim, sicrama insallah bu donemde hizlanarak devam eder.

Alisutcu
16-12-2004, 18:53
Mahir Kaynak

Finale dogru

Sorun Türkiye’ye bir müzakere tarihi verilip verilmeyecegine indirgenince yapilacak pek fazla sey kalmiyor. Söylenenlere bakilarak bir tarih verilecegini ama bunun ucu açik denilen cinsten olacagini kestirmek mümkün. Pazarliklar yapiliyor, en ince taktikler uygulaniyor ve bir alis veriste her iki taraf da daha kazançli çikmak için hünerlerini sergiliyor sanirsiniz. Ama bazilari pek fazla esnaflik kokuyor. Mesela son zamanlarda ABD ile Türkiye arasinda bir gerginlik oldugu izlenimini yaratmak için yapilan yayinlar ve Türkiye ABD’nin dümen suyunda gitmiyor mesaji, medyamizin düzeyini de gösteriyor. AB yetkililerinin buna bakarak Türkiye’nin, söylendigi gibi, ABD’nin Truva Ati olmadigini düsünecekleri hesaplaniyor.

Genel kani söyle özetlenebilir: AB üyesi olmak için bazi kriterler konulmustur ve bunlari yerine getirirsek üye olmamamiz için bir sebep kalmaz. Bunlar siyasi ve ekonomik hedeflerdir ve Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmistir, öyleyse üye olmamasi için bir sebep kalmamistir. Buna ragmen bazilarinin isi yokusa sürmesi duygusal tepkilerle açiklanabilir.

Bu yargi kesinlikle yanlistir. Ingiltere’nin üyelik basvurusu iki kere reddedilmistir ve ancak 1973 de üye olabilmistir. Ingiltere demokrasisinde eksiklik mi vardi? Demokrasinin besigi sayilan bir ülke için böyle bir iddia ileri sürülebilir mi? Ekonomisi çok mu geriydi? AB siyasi bir projedir ve Ingiltere’nin o günkü tavrinin bu projeye uygun olmadigi düsünülüyordu. Daha sonra kabul edilmesi politikasinin degistigine inanildigi içindir.

AB’deki Türkiye karsitligi bu açidan degerlendirilmelidir ve halkin tepkileri sadece bir bahane olarak öne sürülmektedir. Hiçbir ülke dis politikasini halkinin önyargilarina göre belirlemez sadece verdigi kararlari halkin tepkilerine siginarak mesrulastirir.

NATO’nun askeri kanadindan çekilen, Ingiltere’nin üyeligine direnen ve bagimsiz bir Avrupa fikrinin mimari olan Fransa su anda ayni çizgiyi izlemektedir. Birileri bana ‘ sen benden yana misin yoksa domuzdan yana mi ?’ diye sorabilir. Her zaman hakli olmak ve baskalarinin iki yüzlü, çifte standart uygulayan insanlar oldugunu söylemek sizi rahatlatir ama gerçekleri göremezsiniz. Benim Fransa’yi savunmam için ne sebep olabilir?

AB içinde Türkiye’nin üyeligine karsi çikanlarin Türk düsmani oldugunu söylemek son derece yanlistir. Onlar da ülkemizin öneminin farkindadir ama üyeligimizin, gerçek bir bütünlesme olarak algilandigi zaman, imkansiz oldugunu ve sartlarin bu kadar zorlanamayacagini düsünmektedirler. Öngördükleri özel statü bir asagilama veya dislama degildir. Mümkün ve makul olanin bu oldugunu düsünüyorlar.

Türkiye’de AB’ni siyasi bir proje olarak görenlerin hepsi tasfiye edildiler. Ismet Inönü bu akimin öncüsüydü ve yerini ziddini düsünen Ecevit’e birakti. Bunlarin son temsilcisi Mesut Yilmaz Yüce Divan önünde sirasini bekliyor. Onlarin tavri da yanlisti ve hiçbir basari sansi olmayan bir yolda yürüdüklerini fark edemediler.

AB üyesi olmayi bir basari simgesi olarak algilamak, bunun dünyadaki yeni dengelerin olusmasinda önemli bir yeri oldugunu göz ardi etmek olayi hafife almaktir. Ulasacaginiz hiçbir düzey sizi oraya tasimaz. Ingiltere kadar olsaniz bile dislanabilirsiniz. Bu nedenle beklediginiz sonuca ulasamazsaniz kendinizi sinifta kalmis bir ögrenci gibi hissetmenize gerek yoktur. Eger Avrupa bagimsiz bir güç olma sevdasindan vazgeçer ve ABD önderligindeki bir bütünün parçasi olmayi kabul ederse önümüzdeki tüm engeller kalkar ve AB üyesi oluruz. Ya da ABD bir dünya gücü olma vasfini kaybederse engel kalmaz.

Türkiye hiç kimsenin uzantisi olmadan ama hiç kimseyle çatismadan yasamak zorundadir. Bu herkese mavi boncuk dagitmak degildir aksine kimseye mavi boncuk vermemektir.

Begenin veya begenmeyin tarihin bagimsiz bir iradesi vardir ve insanlari asar. Basarili olmak için ya sansli olmak ve tesadüfen tarihin çizgisini yakalamakla ya da egilimi dogru tespit etmekle mümkündür.

16.12.2004

Alisutcu
16-12-2004, 18:55
Ahmet Altan

Avrupa’yi bekleyen hortlak...
Yillarca dünyaya kapali bir yari-diktatörlük olarak yasayan Türkiye’de aydinlar baskilari, eziyetleri, iskenceleri, yolsuzluklari elestirdiler, bu tuhaf ve manasiz düzenin degismesi için ugrastilar.

Bazen açik bazen kapali bir fasizmin insanlari ezmesine karsi çiktilar.

Yasanan haksizliklar nedeniyle bütün dikkatlerini buradaki çarpikliklara yogunlastirdilar.

Simdi Türkiye Avrupa’ya yaklastikça, onun bir üyesi haline gelmek için kendini degistirdikçe bir yandan da içerdeki düzenin yapisi degisip düzeliyor, bir yandan da bizim dikkatimiz Türkiye’nin disina özellikle de Avrupa’ya dönüyor.

Uzun mücadele yillarinin getirdigi aliskanliklar, dikkat keskinlikleri, tehlikeleri daha önceden sezme yetenekleri sanirim Avrupa’nin sorunlarini da çok hizla algilama olanaklarini veriyor bu ülkenin aydinlarina.

Avrupa’nin küçük bir kedi yavrusu gibi ürkütücü bir sorunlar yumagina dolandigini ve süratli refleksler göstermezse de basindaki dertlerin büyüyecegini seziyorlar.

Bizim aydinlarin sorunlari görme yetenegiyle, bunlari hemen söyleme aliskanliklari yakin bir zamanda Avrupali yöneticilerin, Türkiye’nin üyeligi konusundaki en ciddi sikintilarindan biri olacak gibi gözüküyor.

Bütünlesen ve globalizm denilen yeni bir çaga giren dünyada Avrupa’nin büyük bir söz hakki, önemli bir rolü yok bugün.

Belli bir zenginlik, rahat, güven ve parlak bir geçmisin sagladigi memnuniyetin içinde sanki sezgileri biraz körelmis gibi gözüküyor.

Gevsek bir rahatlik içinde yaraticiliklarini epeyce yitirmisler.

Zengin bir emeklinin huzurlu eskimisligini yasiyorlar.

Avrupa çok uzun zamandir yeni bir söz, yeni bir cümle, yeni bir anlayis sunamiyor dünyaya.

Çok zengin, çok parlak bir kültürün yavas yavas solgunlastigini, burustugunu, yeni atilimlar yapamadigini, kendi geçmisini asacak bir sanat zenginligini yaratamadiklarina tanik oluyoruz.

Saniyorum Avrupa’yi bekleyen en büyük tehlike, insanlarin ilgisini çekecek yeni bir kültür iklimi yaratamamasi.

Teknolojideki olaganüstü degisimler insanin bedenen çalismasina gerek birakmiyor, insan gerçekten insan oluyor ve zihnin yaraticiligi bedenin gücünün önüne geçiyor üretimde.

Bu, çok yakin bir zamanda Avrupa’daki insanlarin bol “bos vakitleri” olmasina yol açacak.

Çalismaya daha az zaman ayiracaklar.

Peki, bos vakitlerinde ne yapacaklar.

Eger, içini dolduracak bir birikiminiz yoksa bos vakit bir iskenceye dönüsür.

Bos vakitin içini doldurabilmek, onu degerli bir zaman parçasina dönüstürebilmek için kültüre, sanata, yaraticiliga ihtiyaciniz vardir.

Ve, Avrupa’da bu yeni yaraticilik yok.

Bizdeki karmasa, hayvani ve epeyce vahsi enerji, ihtiras, onlarda bulunmuyor ve bu karmasa olmadan yeni bir seyler yaratamazsiniz.

Eger insanlarin özellikle de gençlerin ilgisini çekecek yeni bir kültür, yeni sanatsal açilimlar yaratamazsaniz, bu insanlarin bos vakitleri ciddi bir tehlikeye dönüsmeye baslar.

Teknoloji ilerleyip insanlar daha az çalistikça “bos vakit” basedilmesi zor bir canavar olarak toplumun karsisina dikilir.

Özellikle kendilerini oyalayacak kültürel birikimleri olmayan gençler, amaçsiz, rahatsiz, tedirgin ve öfkeli yaratiklara dönmeye, Avrupa’nin sokaklarinda “holigan sürüleri” dolasmaya baslar.

Avrupa’nin birçok sorunu var ama bunlarin en tehlikelilerinden biri, “bos vakit” nedeniyle ortaya çikacak basibos ve saldirgan insan sürüleri olacak.

Bu sorunu çözebilmesi için Avrupa’nin yeni, parlak, çekici yaraticiligi kendi içinde uyandirmasi gerekiyor bence.

Bu da, ancak bizimkine benzer bir kaosla temasla, yasanacak bir “elektro sokla” mümkün olabilecek, bir tür “koma”ya girmis olan yaraticilik ancak böyle hayat bulabilecek.

Belki yaniliyorum ama Avrupa “yabanci” kültürlerle iliskiye girmezse kültürel bir eskimeyi sokaklarini “yeni bir barbarliga” teslim ederek ödeyecek.

Bana sorarsaniz Avrupa “yabancilardan” degil kendinden korkmali.

Avrupa için en büyük tehlike “yabancisizlik” olacak çünkü.



13 Aralik 2004, Pazartesi

Alisutcu
16-12-2004, 19:01
Turkey's EU bid in spotlight
Sunday, December 12, 2004 Posted: 11:39 PM EST (0439 GMT)

BRUSSELS, Belgium (AP) -- The debate over Turkey's European Union membership enters the home stretch Monday when EU foreign ministers give the issue a final review before sending it to a meeting of European leaders for a decision later this week.

Meeting in Brussels on Thursday and Friday, the EU leaders will likely grant Turkey what it has been clamoring for: a 2005 date to begin membership negotiations.

What remains unclear is the exact date and what conditions the EU may attach to the negotiations.

France, for instance, wants a late 2005 date or -- better yet -- sometime in 2006.

On October 6, the EU head office recommended Turkey be put on the path to full membership, a move of momentous proportions.

It would push Europe's borders to the Middle East and bring an overwhelmingly Muslim, largely agricultural and poor nation into the prosperous bloc.

To prevent Turkey from backtracking on sweeping political and economic reforms, the EU head office has suggested no deadline be set for accession and that the entry talks -- which may last a decade or longer -- be suspended if Ankara's reform process falters.

Also, Ankara faces a "safeguard clause" to restrict the number of Turkish migrants moving westward, to assuage fears of a flood of Turkish workers into other EU countries. Normally, under EU rules, citizens from member countries can travel, live and work freely in any other EU state.

In recent months, opposition and other leaders in France, Austria and Germany have suggested Turkey be given a "privileged partnership," not full membership.

Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan rejects that. On Sunday he pledged to press forward with reforms but said the EU cannot keep his Muslim country out.

"A European Union in which Turkey, whose people are 99 percent Muslim, does not have a place would be an expression of the European Union being a Christian club," he said in the central city of Konya.

When Turkey joins, its companies will face stiff and unrestricted competition from EU rivals. Turkey has a weak economy with a per capita income of about 5,000 euros (US$6,500) -- a fraction of the EU average.

While there is broad recognition Turkey has made huge progress in political reforms in recent years, concerns remain in EU capitals about its commitment to implement laws banning torture and ensuring freedom of religion, and about consequences for the EU labor market.

Turkey is also at odds with other EU nations over EU member Cyprus, the Mediterranean island Turkey invaded in 1974 to prevent Greek Cypriots from seeking union with Greece.

Turkey has so far refused to link its recognition of Cyprus to its membership drive, stressing that it was the Greek Cypriot community that last summer rejected a U.N. reunification plan for the island, while Turkish Cypriots accepted it. The island's Greek Cypriot side joined the EU in May.

Opinion polls show Turks overwhelmingly support EU membership, but analysts say backing for anti-EU parties could grow if the EU bid were to stumble.

On Sunday, thousands of Turkish nationalists waved red-and-white Turkish flags and chanted slogans in Istanbul against the country's EU bid.

"Our flag will not come down and our nation will not be divided," they shouted at a rally, sponsored by the far-right Nationalist Action Party, which is not represented in parliament.

Alisutcu
16-12-2004, 19:02
No date set for EU Turkey talks
Tuesday, December 14, 2004 Posted: 5:33 AM EST (1033 GMT)


BRUSSELS, Belgium (AP) -- The European Union edged closer to giving Turkey the green light on membership talks, but jitters over bringing the relatively poor Muslim nation into the fold prevented a decision on a starting date.

EU leaders meeting in Brussels on Thursday and Friday will decide on whether to set a date. They are unlikely to set a limit on how long the talks can go on for.

EU foreign ministers, meeting ahead of the summit on Monday, were unable to set a start date for the talks, which could last 10 or 15 years.

Dutch Foreign Minister Ben Bot, who chaired the meeting, told reporters that although key details had not been resolved, "We have the feeling we'll have a positive outcome."

He excluded any alternative to membership -- such as a looser union which some countries had suggested -- adding that Turkey has long been a candidate for membership.

French Foreign Minister Michel Barnier, whose country is wary of Turkey joining the EU, said "negotiations will be long, open-ended and difficult" and stressed membership was not yet a done deal.

The foreign ministers debated possible start dates and conditions to attach to the talks to assuage fears of bringing Turkey into the bloc.

Austria, Slovakia, Denmark and France have led opposition to Turkey becoming a member.

"An exact date should not be set too early," Barnier said. France wants negotiations to begin in late 2005 or 2006.

Dutch Prime Minister Jan Peter Balkenende, the host of this week's EU summit, said he expected negotiations to begin in the first half of 2005, in line with an EU promise made in December 2002.

However, he acknowledged this might not be possible. "The objective is accession, but we must also envision the possibility that the negotiations will not produce a 'yes'," Balkenende said.

Officials were drafting a summit declaration regarding Turkey.

The draft text, obtained by The Associated Press, praises Ankara for "decisive progress" in economic and political reforms. It also says the EU will monitor its commitment to "fundamental freedoms and to full respect of human rights, (especially) the zero-tolerance policy relating to torture and ill-treatment" of prisoners.

The EU particularly wants Turkey's parliament to approve laws on criminal procedures and the judicial police.

Germany and Italy kept up pressure on their EU partners for talks to begin in early 2005.

German Foreign Minister Joschka Fischer said the start of entry negotiations would trigger more democratic and economic reforms in Turkey.

The EU head office recommended on Oct. 6 that Turkey be put on the path to full membership.

To prevent it from backtracking on economic and political reforms, it suggested no deadline be set for membership and that entry talks could be suspended if reforms falter. Ankara also faces a "safeguard clause" curbing the number of Turkish immigrants heading to other EU countries.

If Turkey joins, its companies will face stiff competition from EU rivals. Turkey has a weak economy with a per capita income of about 5,000 euros ($6,500) -- a fraction of the EU average.

It is also at odds with other countries over EU-member Cyprus, divided into a Greek Cypriot south and a Turkish-controlled north since Turkey invaded in 1974.

Ankara has ruled out recognizing the island's Greek Cypriot government, which Nicosia is demanding. Turkey argues Greek Cypriots rejected a U.N. reunification plan for the island last summer, while Turkish Cypriots accepted it.

EU Enlargement Commissioner Olli Rehn told the European Parliament, which votes Wednesday on Turkish EU membership, that Ankara has worked hard to meet human rights concerns. Parliament's vote will indicate popular sentiment in the EU, but its decision will not be binding on the bloc's leaders.

For some Europeans, Turkey's accession "generates fears and concerns," Rehn said. "It is therefore our duty to address these concerns among public opinion by facilitating a dialogue."

Alisutcu
16-12-2004, 19:04
Europe must listen to more than Turkey's elite
By Larry Siedentop
Published: December 15 2004 02:00 | Last updated: December 15 2004 02:00

The European Union is about to make a momentous decision. Should it open formal accession negotiations with Turkey? The question is a fiendishly difficult one.


Many in France (though not President Jacques Chirac) and Germany are adamantly opposed to Turkish entry, especially on cultural grounds. Britain, with the not-too-subtle backing of the US, has been consistently in favour of Turkish entry. Anglo-American motives are geopolitical and economic, though there is an important subtext - namely, that Turkish entry could put an end to any EU hopes of acquiring a stronger, quasi-federal political identity.

What should we think? Some of the arguments put forward to support entry are double-edged. For example, the argument that an integrated, democratic Turkey would provide the EU with a more stable frontier begs the question of whether EU frontiers with Syria, Iraq and Iran would be advantageous. Similarly, the argument that a secular Muslim society could become a beacon for other Muslim countries might be countered by the argument that such a development would only confirm in the minds of many Muslims what the embrace of Europe does to their faith. After all, the fact is that Turkey does not enjoy very good relations with its neighbours to the south-east - with the striking exception of Israel.

What about the cultural question? Here differences between social attitudes in urbanised Turkey and much of Anatolia come to the fore - though substantial migration from the east into Istanbul has arguably weakened secularism, to the advantage of fundamentalism, even there. The status and role of women is only the most obvious issue. So the passionate desire of the Turkish political and administrative class to secure EU entry can be read in two ways - on the one hand, as a deeply civilised concern, and, on the other, as a reflection of their fragile hold over Turkish opinion. When those urging Turkish entry at times raise the prospect of dire internal consequences should entry be denied or long postponed, they do as much to raise doubts as dispel them.

Paradoxically, the rise of multi culturalism in Europe has made it more difficult to discuss issues raised by cultural differences. In part, this is because exploring such differences may lead to intractable questions of religious belief or incompatible moral intuitions deriving from religious belief. But the difficulty also springs from a liberal mindset, which gives a strange afterlife to Marxism. That is, in our thinking about policy we tend to move between economic matters and legal provisions, without giving enough attention to the shaping of popular attitudes and habits - to what the French call moeurs.

Two recent examples spring to mind. The condition of Germany today makes clear that not enough thought was given at reunification to the cultural differences that nearly 50 years of separation had created. Hefty spending and legal change were relied upon to do what was needed. The same weakness can be detected in Anglo-American thinking about the "democratisation" of post-invasion Iraq.

How do these considerations apply to the Turkish question? They suggest that the Copenhagen criteria for judging the readiness of a country for formal candidacy should not be applied too narrowly. The rule of law and civil liberty, the autonomy of civil society and independence of the judiciary, are not just formal attributes of public institutions. To be the attributes of a free, self-governing society - which I take to be the goal of the EU - they must have deep roots in public opinion.

If the imminent meeting of EU leaders decides to open the formal process of Turkish admission, then in all fairness to Turkey it should be made clear that there is a final, over-arching criterion for entry. The EU has to be satisfied that secularism and civil liberty rest not just on a state apparatus backed by military force, but also on public opinion.

It is pointless to worry about whether the EU will be perceived as a "Christian club". That is not the issue. In Islamic countries with regimes widely deemed to be moderate - Egypt, Morocco, Pakistan and Indonesia - there is a disturbing correlation between secularism and the role of military power. As a self-governing association of nation-states, the EU cannot afford to take risks with its very raison d'être. Civil liberty and political liberty must be judged to be inseparable.

The writer is an emeritus fellow of Keble College, Oxford

Alisutcu
16-12-2004, 19:05
No ‘half-way house’ for Turkey, says Barroso
By George Parker in Brussels, Raphael Minder in Strasbourg and Bertrand Benoit in Berlin
Published: December 15 2004 20:57 | Last updated: December 16 2004 12:31

José Manuel Barroso on Thursday said that talks on EU membership for Turkey should be on terms of full membership rather than the ‘partnership’ basis advocated by some countries.


He was speaking as EU heads of government met to hammer out the terms under which the country could finally embark on the road to joining the Union.

The European Commission president said: “Our vision for Turkey is clear: we are not looking for some kind of half-way house or mid-way deal. If we should start negotiations with Turkey, it should be with full European membership in mind.”

If all goes to plan, an agreement will be made over dinner on Thursday night to give Turkey the green light to start membership talks in the autumn of 2005.

Senior diplomats said a deal was "within grasp", but the EU's Dutch presidency is working to ensure agreement does not collapse at the last minute.

Turkey's financial markets have soared in anticipation of a "Yes" decision, but Recep Tayyip Erdogan, Turkey's prime minister, said he would walk away if the EU's 25 leaders imposed too many conditions.

"We don't expect any conditions that we cannot accept," he said. "But if they try to impose them, we would put relations on ice and continue on our own path."

Jan Peter Balkenende, the Dutch prime minister, will try to strike a deal that accommodates the concerns of a number of European countries without humiliating Ankara.

While there is agreement that the entry negotiations should begin in the autumn of 2005 - they are likely to last at least a decade - EU leaders are split on the precise wording of the terms of the talks.

France, Denmark and Austria want to include a phrase in the summit communique stressing that the talks are not guaranteed to succeed.

Jacques Chirac, French president, is working with Gerhard Schröder, German chancellor, to find a compromise, and last night explained his support for Turkish membership in a televised address to the French people, who largely oppose his stand.

A senior aide to Mr Schröder said: "There should be just one goal for these negotiations: membership. This is why you will not find any reference to a privileged partnership as a second option."

Negotiations are also continuing over the suggestion that Turkey might be subject to "permanent" exemptions from some EU policies, including possibly the free movement of labour, farm subsidies or regional aid.

Spain, which endured equally bruising entry negotiations with the EU in the 1980s, has been privately advising Mr Erdogan to keep his cool, and on Wednesday the Turkish prime minister said: "Politics does not allow for emotions and we are not emotional."

Cyprus wants Turkey to commit itself tacitly to acknowledge its existence.

On Wednesday the European parliament endorsed by 407 votes to 262 the launch of membership negotiations with Turkey, calling on EU leaders to start "without undue delay". Although not binding, the vote revealed the political divisions provoked by Turkey's bid to join the EU. The vote was held as a secret ballot - another sign of the sensitivity of the topic.

A split was particularly evident in the centre-right European People's party, whose German parliamentary leader, Hans-Gert Pöttering, argued against diluting European identity and warned: "If Turkey becomes a member of the European Union, we will be enlarging ourselves to death."

A debate on Turkey in the German parliament on Thursday is also expected to be heated.

Alisutcu
16-12-2004, 19:06
Brussels hopes Turkey talks will spur Cyprus deal
By Daniel Dombey in Brussels and Vincent Boland in Ankara
Published: December 14 2004 18:22 | Last updated: December 14 2004 18:22

The European Union's eagerly awaited decision to begin membership talks with Turkey could pave the way for a settlement of the dispute over the division of Cyprus, a European Commissioner said on Tuesday.


Olli Rehn, the EU's enlargement Commissioner, said that the decision on Turkey, expected to be made at an EU summit on Thursday and Friday, could restart the peace process sunk by a referendum earlier this year.

"Opening accession negotiations is also a way to relaunch talks on the unification of Cyprus relatively soon," Mr Rehn said. "Turkey and Cyprus have to work on normalisation of relations."

But at present, the two sides are at an impasse. Abdullah Gul, Turkey's foreign minister, said on Tuesday that Ankara would not recognise Cyprus "directly or indirectly" until the island's division was resolved.

Supporters of Turkish accession believe it would be counterproductive for Cyprus to insist on greater recognition from Turkey ahead of this week's summit. In recent days, Tassos Papadopoulos, Cypriot president, has pulled back from threats of vetoing the beginning of talks with Turkey.

Cyprus joined the EU as a divided island on May 1, even though EU leaders had previously hoped that its entry into the EU would bring about the end of the country's dispute.

Turkey, which invaded Cyprus in 1974, does not have diplomatic relations with the internationally recognised Greek Cypriot government, recognising instead the Turkish Cypriot enclave of the north.

The "green line" between the two communities is patrolled by United Nations peacekeepers. A UN plan to reunite the divided island was rejected by the Greek Cypriot community in an April referendum, although it was upheld by the Turkish Cypriot enclave.

Some Commission officials believe that Turkey and Cyprus could strike an understanding, whereby Turkey would extend an association agreement it has with the EU to Nicosia and the Greek Cypriots would drop their opposition to proposals to permit trade by northern Cyprus with the rest of the EU.

But at present such proposals are blocked, and another EU plan to ease intra-island trade has also run into Greek Cypriot opposition.

Alisutcu
16-12-2004, 19:14
AB'ciler hakli

Nuray Mert


Samimi bir itirafta bulunacagim; gün geçtikçe daha iyi anliyorum ki, aslinda atesli AB taraftarlari hakli. Bir ülkenin gelecege dair tüm ümitlerini, her bakimdan kendisinden üstün olarak gördügü, model olarak tahayyül ettigi bir siyasi semsiyenin altina girmeye baglamasi bana agir geliyordu. Yanilmisim.
AB tartismalari hiz kazandigindan bu yana söylenenlere söyle bir bakiyorum da, aslinda, okumus yazmis, fikrine, zikrine kulak verilecek konumda olanlarinin, ufku ve malumati bu kadar olan bir toplumda ümitlerin kendinden baskasina baglanmasina sasmamak gerek. Uzunca bir zamandir, her görüsten 'fikir insani'nin gönlünde bir AB aslani yatiyor. Türkiye üzerine ve hatta adina fikir yürütme iddiasinda olan çogunun dünyada olani biteni kavrayip, yorumlamak, Türkiye'yi de genel bir çerçeve içinde degerlendirmek gibi bir gayret yok, onun yerine pembe AB hayalleri var. Insan, bir noktadan sonra, birakalim da hayalleri yikilmasin diye düsünüyor. Ama, ben biraksam, el birakmiyor.
Bakin, yakin zamana kadar en iddiali oldugumuz konu; yaslanan Avrupa'ya 'gençlik asisi' olmakti. Sanki dünyada çocuk ve genç nüfus üreten yegâne yer Türkiye. Adamlar göçmen gelmesin diye ne yapacaklarini sasirmis, Türkler gelir yerlesir korkusuyla vize bile vermek istemiyorlar, bizimkilerin umuru degildi. Adamlar, bizimkilerin kalin kafali oldugunu iyice anlayip, 'Üyelik olsa da, serbest dolasim hakkini süresiz kisitlayabiliriz' demeye basladilar da bu gençlik asisi tezi nihayet rafa kalkti.
Simdi, Avrupa'da Türkiye'nin üyeligi taraftarlarindan, alinan süfleyle, 'AB'nin Türkiye'yi hazmetmesi kendi demokratik olgunluk testidir' diye tutturuldu. AB'nin 'demokrasi abidesi' olarak tanidigimiz gelismis merkez ülkelerinin, su aralar, farkliliklara tahammül konusunda demokrasi testinden fena halde çaktigi kesin, ama bu ciddi bir konu, Türkiye'nin üyeligi için lobi çerçevesinde anlasilacak da, çözülecek de bir mesele degil. Nitekim, 'Birakin artik su köy kurnazligini, cin olmadan çarpma iddiasini' diyen mutlaka çikacak.
Sonra, gençlikleri Marksizm tartismalari ile geçmis adamlarin aslinda ne kadar saf olduklarini kesfettik; Avrupalilarin refahlarini paylasmak istemedikleri için 70 milyon fakiri AB'ye dahil etmek istemiyor olabilecegini ancak, hafif hafif anlar gibi oldular. Buna karsi çikan; 'tabii bölüsmek istemezler, bizim o refahin olusumuna katkimiz yok, ama anlamiyorum, onlar da, tarim sübvansiyonu uygulayip, kendi toplumlarindaki tembelleri besliyorlar da bizim çalisip üretmek isteyenlerimizin katilimina karsi çikiyorlar' diye sasiran aval liberallerimiz oldugunu gördük.
Iste, tam da bu nedenle, AB'cilere hak vermeye basladim. Fikir adam ve kadinlari, dünyayi, AB'yi bu kadar kavrayan bir ülkenin, gelecegini, umutlarini kendisine baglamasi gerçekten zor görünüyor. Allahtan, bir ülkenin selametinin ve kaderinin, entelektüellerinin çapi ve kanaatinden ibaret oldugunu düsünen biri degilim. Yoksa, bu ülkeden tamamen ümidimi kesebilirdim. Fikir sahibi diye ortada gezenlerin çapi, bir toplum hakkinda fikir verir elbette, ama hüküm veremez veya vermemeli.
Veremez, çünkü, bugüne kadar ham hayal pesinde sürüklenen çileli kalabaliklar, bir noktadan sonra tepki vermeye baslar. Bu sevinilecek bir sey olamaz, zira, genellikle, bu kosullar altinda verilen toplumsal tepkiler, ayrimciliga, terslenmeye savrulmus hoyrat tepkiler olur.
Vermemeli; çünkü mevcut perisan hali, gelecege dair umut veya umutsuzlugu, hiç hesaba katilmayan kalabaliklarin kaderi, bu denli sig hayallerin kurbani olmamali. Sonuçta, AB'ciler kendilerinden ümidi kesmek açisindan sonuna kadar hakli, ama tüm toplum hakkinda hüküm verme konusunda hak sahibi olmamali.

Alisutcu
17-12-2004, 16:36
SEVR ANTLASMASI

Ana hatlari 24 Nisan 1920'de San Remo Konferansi'nda kararlastirilan Sevr Antlasmasi, 11 Mayis 1920'de incelenmek üzere Osmanli Hükümeti'ne verilmisti.

Antlasmasi'nin kabulünü kolaylastirmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere, Itilaf Devletleri'nin tesvik ve destegi ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920'de Anadolu'da ve Trakya'da saldiriya geçti. Bursa'nin, Balikesir'in, Usak'in ve Nazilli'nin ardarda isgali ile Sevr'in uygulanmasini saglamak ve Antlasma maddelerinde herhangi bir degisiklige meydan vermemek bu saldirida esas amaç olmustu.

Sultan Vahidettin'in baskanliginda toplanan Süra-yi Saltanat 22 Temmuz 1920'de "zayif bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmege deger" görerek Antlasma'nin onanmasina karar vermistir. Tevfik Pasa'nin, Türk topraklarini parçalayan, milli seref ve haysiyetle bagdasmayan bu antlasmayi imzalamamasi üzerine Damat Ferit Pasa tarafindan görevlendirilen Resat Halis Bey, Hadi Pasa ve Riza Tevfik (Bölükbasi) Bey Sevr Antlasmasini 10 Agustos 1920'de imzaladilar.

Sevr Antlasmasi'na göre, Osmanli Imparatorlugu parçalaniyor, Türk Milleti de yasama hakkindan yoksun birakiliyordu.

Rumeli sinirimiz asagida yukari Istanbul vilayetinin sinir olarak tayin olunuyordu. Bati Anadolu ( Izmir ve havalisi) Yunanlilari verilecekti. Güney siniri ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos daglari ve Osmaniye'nin kuzeyinden geçmekte ve bu sinirin güneyini Fransa'ya birakmakta idi. Doguda Bayazit, Van, Mus, Bitlis ve Erzincan'i içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasinda bir Kürdistan kurulacakti. Bunun disinda, Türkiye'ye birakilan topraklar nüfus mintikalarina ayrilmakta; Italyanlar Antalya ve Konya, Fransizlar Adana, Sivas ve Malatya bölgesi üzerinde, Ingilizler de Irak'in kuzey kisminda nüfus bölgeleri tesis ediyorlardi. Istanbul'da ise hükümet ve padisah oturacak fakat, Istanbul milletlerarasi bir sehir olacak, Bogazlar'da ordusu, donanmasi, bütçesi ve organize kuruluslari ile bir komisyon bulunacakti, Türklere birakilan bölge, hakimiyet hakki en agir sekilde sinirlanmis, Ankara ve Kastamonu vilayetleri ve dolaylari idi. Sevr'e göre, memleket dahilinde bulunan azinlik, Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazli (ayricalikli) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çikanlar birçok yükümlülüklerden kurtuldugu gibi, yeniden hiç kimse Türk tabiyetine de giremeyecekti.

Devletin askeri kuvveti, her bakimdan sinirlanarak azami miktar 50.700 kisi olacak; Tank, agir top, uçak bulunmayacakti. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7 gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizalti da bulunmayacakti. Diger taraftan mali ve iktisadi hükümler, Osmanli Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe saydiracak sekilde sinirlayici ve külfet teskil eder mahiyette olup, Osmanli Devletini Itilaf Devletlerinin müsterek sömürgesi haline, getiriyordu. Ingiliz, Fransiz ve Italyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mali Komisyon, Osmanli devletinin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sifati ile bagdastirilmayacak sekilde baglamakta idi.

Sevr Antlasmasi'nin Osmanli Hükümeti'nce imzalanmasi, Anadolu'daki milli mücadele azmini kuvvetlendirmis, halkin Istanbul Hükümeti'nden ümitlerini kesmesine neden olmustur.

Büyük Millet Meclisi 19 Agustos 1920 tarihli toplantisinda, Sevr Antlasmasi'ni imzalayan ve bunu onaylayan Süra-yi Saltanat'ta bulunanlarin vatan hiyanetiyle itham olunarak vatansiz sayilmalari kararini aldi. Ayni zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu antlasma ile kendini hiç bir surette bagli görmedigini de ilan etti.

Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulmasi kararlastirildi. Ayrica, Trakya ve Bati Anadolu Yunanistan'a birakiliyordu.

Alisutcu
17-12-2004, 17:17
Turkey would be better off outside the EU
By Hasan Unal
Published: December 17 2004 02:00 | Last updated: December 17 2004 02:00

The idea that Turkey might join the European Union has given rise to endless problems and contradictions. On the EU side, they are epitomised by the dilemma of Jacques Chirac, French president: having to say one thing in France, where public opinion is largely hostile, and another to the Turks and to the fairly considerable French business and military interests that are on their side.


Then there are those other Europeans who seem terrified by the prospect of Turks on the march. The Austrians suffer from an anxiety bordering on the paranoid, as if Kara Mustafa and the Janissaries were even now mustering camels loaded with cannonballs at the gates of Vienna. Germans mutter about "unassimilable Turks" and fear migrants will saturate their labour market. The new members resent having to share the crumbs from the EU table with a huge country such as Turkey. Most curiously, the Greeks and even the Greek Cypriots have to pretend to support Turkey because they think that is the only way to extract serious concessions from Ankara over the Aegean and Cyprus.

Not that the Turkish position on membership is any less messy. The chattering classes, mainly in Istanbul, have presented the EU as the answer to all ills. For them, Europe is not an economic matter but a political statement about their identity. The cartoons in their main newspapers are sometimes vicious about traditional Turkey.

They have also misled the Turkish masses about what they can expect. Look at Greece, they say: there is not much work there, but life is wonderful because of the goods pouring from the German cornucopia. The streets of Hamburg and Berlin are paved with gold, they add, and elsewhere there are welfare benefits.

But the fact is that the European honey-pot is emptying. New members are already bitterly disappointed to discover that they will have to wait 10 years before receiving the full available subsidies. The reality is that the Turks are in for a bit of a nightmare -a decade of acrimonious, protracted negotiations in advance of which they will have to make enormous concessions, including some that could easily excite the very nationalist-Islamist backlash that Turkey's pro-Europeans seek to forestall by opting for EU membership. The European Commission itself states in its reports that there must be permanent "derogations" on movement of Turkish labour and that Ankara should not be given any structural or agricultural funds.

Is all this really worth it? There could be a much easier way. Certainly, there is a real and overwhelming case - as distinct from one based on fantasies about identity - for association with Europe. Trade with the EU amounts to almost two-thirds of overall Turkish trade, and there is an important strategic side to the relationship. But what is wrong with having a "privileged partnership" - something the Istanbul intelligentsia seem to regard as an insult - instead of begging for full membership? After all, to a developing country such as Turkey what use are expensive EU regulations that would make its products less competitive in world markets? Turkey could only benefit from the transformation of the existing customs union with the EU into a free-trade agreement, which would allow us to make our own third- country trade pacts.

A partnership would have to allow visa-free travel for the Turkish professional classes. Special status should also be designed to boost the exchange of technology and knowledge by allowing Turkish students in EU countries to be treated as home students.

Another important point is that, if all parties had a clear view of Turkey's economic and political future, foreign investment would at last flow. Bizarrely, over the past 10 years, Turkey, the fastest-growing country in the "European space", has received much less direct foreign investment than, say, Hungary. Enormous opportunities would open up if only both sides would stop baying at the moon.

The trouble is that Turkey's all-or-nothing policy and the Europeans' confused response could poison the whole relationship. An EU-Turkey crisis could not fail to harm the Turkish economy, and would perhaps even upset the present political stability. But if that did happen, I suppose the chattering classes in Istanbul would be able to salve their consciences by explaining to the unemployed and the hungry that Turkey's democracy, Turkey's human rights, Turkey's marriage laws and Turkey's rights for minorities were at last fully in line with the standards laid down by Brussels.

The writer is a professor at the department of international relations of Bilkent University, Ankara

Saxofon
17-12-2004, 18:17
Arkadaşlar insan eline open ended bişey aldı diye sevinir mi?

Alisutcu
21-12-2004, 17:07
Aksam Gazetesi
Engin Ardic - 21 Aralik

Orasi da sersem doludur

Önümüzdeki on yil boyunca 'Avrupa Birligi'ne böyle mi girecegiz?' sorusunu çok sik duyacaksiniz, bu laf sizin agzinizdan da çok çikacak.

Daha simdiden basladik: Efendim geçen cuma günü halkin yüzde 12'si Brüksel'de olup bitenleri canli yayindan izlemis de, yüzde 74'ü 'korkunç kaynanayi' tercih etmis... Bu ne rezaletmis, birlige böyle mi girecekmisiz?

Hangi Avrupa ülkesinde çok farkli bir izleme tablosu ortaya çikardi saniyorsunuz?

Bizler, hayatinda yurt disina tek adim atmadan 'dünyanin hiçbir yerinde yoktur böyle sey' görüsünü olusturmayi da basarmis insanlariz masallah!

Keske su 'serbest dolasim hakkini' size verseler de, gözünüzde büyüttügünüz Avrupa ülkelerinin gerçek yüzlerini gidip yerinde görebilseniz...

Ingiliz televizyon kanallarinin ruhsuz donuklugunu, Fransiz televizyon kanallarinin 'kapici karilarina yönelik' kelek yarisma programlarini izleyebilseniz... Çünkü, uydudan, kablodan falan görebildiginiz özel yayinlar, yani bu tür ülkelerin 'enternasyonal' kanallari yabanciya seçmeli mal satiyor, oranin yayin gerçegini tam yansitmiyorlar.

Hiç kuskunuz olmasin: 'Ortalama Avrupali' en az bizim kadar cahil, basit ve zevksizdir. En az bizim kadar kafasizdir.

Siz Fransiz taksi soförlerinin haril haril Marcel Proust tartistiklarini, Alman tramvay biletçilerinin Beethoven dinlediklerini mi saniyorsunuz?

Mumlar perdeleri tutusturup sinemada yangin çiktigi zaman 'bu seytani cinlerin isidir' zirvasina inanacak dangalak sayisi orada da çoktur...

Ortalama Fransiz ('Français moyen') denilen yaratigin ne kadar bagnaz, ne kadar sabit fikirli, ne kadar yabanci düsmani, ne kadar bencil, ne kadar küstah, ne kadar acimasiz, ne kadar gicik ve itici oldugunu tanisip yakindan izleyebilseniz keske.

Yalniz Avrupa degil, her kitanin her ülkesinde çogunluk düzeyi düsüktür.

Ancak arada 'oran farki' vardir. Bizde dogru dürüst kitap okuyan vatandas sayisi birkaç binde kalir (boktan romanlari ucuz diye Migros'tan alanlari kastetmiyorum), Fransa'da birkaç yüz bini bulur. Ama milyon degildir bu rakam.

Orada da it kopuk serseri vardir ama nüfusa orani bizdekinden daha düsüktür. Issiz de vardir ama bizdeki kadar degil.

Fakat orada gecekondu olmadigi için lumpenproletarya yoktur. Bu sinif, on dokuzuncu yüzyilda, sanayi devriminin baslarinda ve ortalarinda meydana çikmis, sonra gelismeyle birlikte ortadan kalkmistir. Bizde asil kitleyi olusturur.

Ancak gerçek proletaryanin, yani çalisan sinifin öyle pek düzeyli, pek bilinçli oldugu da söylenemez. Bu sosyalistlerin uydurdugu bir varsayimdir yalnizca.

Bizden bir farklari da, artik disleri sökülmüs de olsa bir aristokrasinin varligidir. Bizde hiç olmayan sinif budur.

Köylülük de sosyal bir kategori olarak ortadan kalkmis, aga tarim kapitalistine, irgat da tarim isçisine dönüsmüstür. Gene de bunlarin çok 'ince' insanlar olduklari söylenemez.

Fakat geneline bakarsaniz, Italyan da en az bizim kadar gürültücü, Yunan da en az bizim kadar sirret, Ispanyol da en az bizim kadar kiro...

Bir Madrid stüdyosunda eglence ve yarisma programi izleyen iri kalçali ve koca memeli kadinin basini ört, Isabel olsun sana Sadiye... Çubuklu pijamasiyla gazete okuyan Muhittin'in önünden çayi alip sarabi koy, duvarindan Saatli Maarif Takvimi'ni indirip yerine kucaginda bebek Isa'yla Meryem tasviri as, olsun sana Eduardo...

Ancak, siniflar çok net çizgilerle ayrildiklari ve birinden ötekine geçis de iki asir önceki kadar kolay olmadigindan (artik bizde bile çok zor bu is), kültür 'kompartimanlara' ayrilmistir Avrupa'da: Ciddi gazete ve tabloid ayridir örnegin, bizdeki gibi biri ötekine pisligini sivamaz. 'Ikinci sayfa' müptezelligini ciddi gazetede bulamazsiniz. Basbakanin demeci ayri bir yayin organinda, baldizini düdükleyen zamparanin serüvenleri ayri yerde yayinlanir.

Neyse canim üzülmeyin, on yil sonra Hollanda, Fransa ve Avusturya yöneticileri referanduma gidip bizi kendi halklarina reddettirecekleri zaman 'birlige böyle mi girecegiz' endisemiz de tarihe karisacak; çünkü girememis olacagiz, konu kapanacak.

Alisutcu
21-12-2004, 19:29
Erdil durusmasi ileri tarihe ertelendi
Emekli Deniz Kuvvetleri Komutani Oramiral Ilhami Erdil, yargilandigi davada, haksiz mal edindigine iliskin iddialarla ilgili olarak, kizinin evini dügününde takilan altin ve kendi birikimiyle, esinin üzerine olan evi ise ''amca'' dedigi teyzesinin oglunun elden verdigi parayla satin aldigini söyledi.

Emekli Oramiral Erdil, esi Füsun Erdil, kizi Deniz Erdil ve
kizinin gizli ortagi oldugu iddia edilen Sirin Melek Özden ile
Erdil'in emir subay yardimcisi emekli yüzbasi Yalçin Kayatunç'un
Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde yargilandiklari davanin ilk
durusmasina ögleden sonra devam edildi.

Ögleden sonraki oturumda, Erdil'in haksiz mal edindigine iliskin
suçlamalar ve Istanbul'daki askeri insaat ihalesi konusunda sorgu ve
savunma yapildi.

Erdil, 3628 sayili Mal Bildiriminde Bulunulmasi Rüsvet ve
Yolsuzlukla Mücadele Kanunu'nun ''haksiz mal edinme'' fiilini
düzenleyen 13/1. maddesi uyarinca cezalandirilmasinin istendigini
animsatarak, suçlamayi kabul etmedi.

Etiler Alkent Sitesi'nde kizinin üzerine olan evi, dügününde
takilan altinlar ve 48 yillik meslek yasaminin birikimi ile aldigini
anlatan Erdil, kizinin velayetinde olmamasi nedeniyle evi mal
beyaninda göstermedigini kaydetti. Erdil, evin alinmasinda amcasinin
ve esinin ailesinin de katkisi oldugunu ifade etti.

Alkent Sitesi'nde oturduklari evi ise ''amca'' dedigi teyzesinin
oglu Muhterem Kolay'in hediye ettigini, parayi Kolay'in elden
verdigini anlatan Erdil, evin 14 yil önce 250 milyar liraya alindigini
ifade etti. Erdil, ''Benim evim bir dairedir. Yali veya villa degil.
Sitemizde eski bir Deniz Kuvvetleri Komutani'nin esi ve bürokratlar da
oturuyor'' diye konustu.

Erdil, kizinin ve esinin üzerine olan evlerle ilgili kendisi ölene
kadar intifa (yalniz kendisinin tasarrufta bulunmasi) hakki oldugunun
hatirlatilmasi üzerine, bunun nedeninin özel oldugunu kaydetti.

''HARCAMALAR DA BILDIRILMELI''

Daha sonra söz alan Askeri Savci Saim Öztürk, yaptiklari
arastirmada Muhterem Kolay'in mal varliginin dava konusu
gayrimenkullerin üçte biri kadar oldugunu saptadiklarini, ifadesine
basvurulan Kolay'in ogullarinin evde nakit olarak en fazla 5 bin dolar
bulundugunu söylediklerini bildirdi.

Erdil'in gayrimenkulleri mal beyaninda göstermemesinin dikkat
çekici oldugunu anlatan Savci Öztürk, kizinin evini kendi birikimiyle
almissa, bu harcamayi da bildirme zorunlulugu oldugunu belirtti.

Istanbul Deniz Saha Komutanligi'ndaki insaat ihalesinin emir subay
yardimcisi Yalçin Kayatunç'un kardesi Engin Kayatunç'a verilmesi
konusunda kimseye baski yapmadigini ileri süren Erdil, o dönemde
görevli olan Albay Bahri Misirli'nin ''iftirasi'' ile karsi karsiya
oldugunu iddia etti.

Erdil, mahkeme heyetinin sorusu üzerine, Misirli'yi hakkinda idari
bir sorusturma nedeniyle Istanbul'dan Karamürsel'e tayin ettigini, bu
kisi hakkinda daha sonra bazi davalar açildigini belirterek, bu
yüzden, Misirli'nin kendisine husumet duyabilecegini söyledi.

Erdil, tüm suçlamalardan ayri ayri beraatine karar verilmesini
istedi.

Füsun Erdil ise Deniz Kuvvetleri Komutanligi konutunun mutfak
harcamalarinda görevi kötüye kullandigina iliskin suçlamayi kabul
etmedi. Harcamalarla ilgili kurallari bilmedigini anlatan Füsun Erdil,
''Davetlerde bana görevliler tarafindan alternatif listeler
getirilirdi. Birisini seçerdim. Ona göre hazirlik yapilirdi'' dedi.

Ilhami Erdil'in kizi Deniz Erdil ise gizli ortagi oldugu iddia
edilen Sirin Melek Özden'in ihale almasina aracilik etmedigini
söyledi.

ORTAK HESAP

Özden ile aralarinda ticari ortaklik olmadigini anlatan Erdil,
savcinin sorusu üzerine, bir bankada repodan daha fazla gelir elde
etmek amaciyla ortak hesap açtirdiklarini kaydetti.

Özden'i, babasi Ilhami Erdil'in tanidigini ifade eden Deniz Erdil,
''Ben Sirin için bir sey istemedim. Ancak babam, Sirin'in
kartvizitinin Kuzey Deniz Saha Komutanligi'na birakilmasi için
görüsmüs olabilir'' dedi.

Bunun üzerine söz alan Askeri Savci Öztürk, ortak hesabin repodan
ibaret olmadigini, bazi para giris-çikislari tespit edildigini,
ihalelere girenlerin bu hesaba para yatirdiklarinin belirlendigini
ifade ederek, bu konuya iliskin delilleri daha sonra sunacaklarini
bildirdi.

Mahkeme Heyeti, mutfak harcamalariyla ve insaat ihalesi
konularinda, Erdil hakkindaki görevi kötüye kullanma suçunun vasfinin
degisebilecegini gerekçesiyle Erdil'e ek savunma hakki verdi. Erdil,
Askeri Ceza Kanunu'nda tanimlanan ''memuriyet vazifesini suiistimal''
suçundan, esi Füsun Erdil ve kizi Deniz de bu suçlara istirakten
yaptiklari ek savunmada, beraatlerini talep ettiler.

Mahkeme heyeti, Tugamiral Mücahit Sislioglu ve emekli Tugamiral
Metin Poyrazlar'in da aralarinda bulundugu taniklarin dinlenilmesine,
Ilhami, Füsun ve Deniz Erdil'in durusmalardan vareste tutulmasina,
Sirin Melek Özden'in giyabi tutukluluk halinin devamina, Yalçin
Kayatunç'a davetiye çikarilmasina karar vererek, durusmayi 26 Ocak
2005 tarihine erteledi.

Iddianamede, Ilhami Erdil'in, 5 ayri suçtan Türk Ceza Kanunu'nun
(TCK) ''görevi kötüye kullanma'' hükmünü düzenleyen 240, ''görevi
ihmal'' suçunu içeren 230. maddeleri ve Mal Bildiriminde Bulunulmasi
Rüsvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu'nun 13/1. maddesi uyarinca 18
yil 6 aya kadar hapsi isteniyor. Erdil'in, mal beyaninda göstermedigi
2 evin zoralimina karar verilmesi talep ediliyor.

Füsun Erdil ve Deniz Erdil, Yasar Kayatunç ve Sirin Melek Özden'in
de TCK'nin 240. maddesi uyarinca 1'er yildan 3'er yila kadar hapisleri
isteniyor.

Alisutcu
21-12-2004, 19:32
Ne teyze ogullari var, elden ev parasi veriyorlar. Bizim anne tarafinda sulale toplansa 1 milyon dolarlik ev alamaz herhalde. Helal olsun, su denizci komutani cok saglam adammis. Cillerin de bohca olayi vardi, butun mal mulk aile buyuklerinin bohcasindan cikan altinla alinmisti. Bosuna yukselmiyorlar bu insanlar canim :roll:

Alisutcu
21-12-2004, 19:44
Genelkurmay'dan yeni yolsuzluk davasi

ANKARA-Genelkurmay, askeri ihalelerdeki yolsuzluklarla ilgili yeni bir dava daha açti. Bir albay, müteahhitten ev almak ve esi için Yargitay'da tayin takip ettirmekle suçlanirken, davada iki orgeneralin de adi geçiyor.

'132 trilyon lira zarara ugratmak' iddiasi

Genelkurmay Baskanligi'nin açtirdigi davadaki suçlamalarin odaginda, 10 yildir bitmeyen Özel Kuvvetler Komutanligi binasi var. Insaatla ilgili davada, devletin 132 trilyon lira zarara ugratildigi iddia ediliyor. Iddianamede, sanik müteahhit Ali Osman Özmen'in, mühendis albay Yasar Ceylan'a daire aldigi ve esinin Yargitay'a tayini için girisimde bulundugu öne sürülüyor. Ihaleyi alan sirketin bir yöneticisine ait üç ajandada, dagitilan rüsvetlerin kaydi bulundugu belirtiliyor. Iki orgeneralin de adinin karistigi davada 39 sanik rüsvetle suçlaniyor.

Alisutcu
09-01-2005, 22:36
Hem 150 bin dolar vermiş hem evi birlikte almışlar.

Askeri savcı, emekli Org. Tuncer Kılınç ile ona 150 bin dolar borç veren müteahhidin kızının aynı siteden hem de aynı gün ev aldığını belirledi.

Tapu kayıtlarını inceleyen askeri savcı, Çukurca Mahallesi 26151 ada, 5 parsel üzerine kayıtlı Tuncer Kılınç ile Ali Osman Özmen’in kızı Kadriye Özmen’in Vadi 2000 sitesindeki evlerinin aynı gün alındıklarını tespit etti.

Askeri savcı, yargılanan müteahhit Ali Osman Özmen'den 150 bin dolar aldığı ortaya çıkan emekli orgeneral Tuncer Kılınç için ayrı bir dosya hazırladı. Buna göre, Müteahhit Özmen, Kılınç'la aynı gün kendi kızına da aynı siteden bir ev aldı. Bunun için aynı noterin kullanıldığı dikkati çekti.

ASKERİ savcı, eski MGK Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç ile ona 150 bin dolar borç veren müteahhit Ali Osman Özmen'in ilişkisinde ilginç tesadüfler olduğunu ortaya çıkardı. Savcı, Kılınç ile Özmen'in kızına da aynı siteden hem de aynı gün ev alındığını belirledi.

SAVCIDAN AYRI DOSYA:

Kılınç ile Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın Gölbaşı'ndaki Oğulbey Tesisleri'nin yapımında 118.6 trilyonluk yolsuzluk yaptığı iddiasıyla yargılanan Özmen arasındaki ilginç ilişkiyi belirleyen askeri savcı, ayrı bir dosya hazırladı. 150 bin dolarlık borcu da kapsayan soruşturma sırasında tapu kayıtlarını inceleyen Askeri Savcı, Çukurca Mahallesi 26151 ada, 5 parsel üzerine kayıtlı Tuncer Kılınç ile Ali Osman Özmen'in kızı Kadriye Özmen'in Vadi 2000 sitesindeki evlerinin aynı gün alındıklarını saptadı.

NOTER DE AYNI:

Askeri Savcı, Özmen'in kızı ile komşu olan Kılınç'ın Vadi 2000 bloklarındaki 300 bin dolarlık evinin işlemlerinin de aynı noter tarafından yapıldığını tespit etti. Ayrıca noterin, evle ilgili işlemleri yapmak üzere Kılınç'ın makamına gittiği belirlendi.

KILINÇ, MÜSTEŞARI ARADI:

Askeri Savcı, Kılınç'ın, Özmen'in 170 milyarlık hakedişi için 2002 yılı temmuz ayında dönemin MSB Müsteşarı Işık Koşaner'i aradığını da belirledi. Kılınç'ın Özmen'in 170 milyarlık bir hakedişi için aramasıyla ilgili olarak bir subay, askeri savcıya şu ifadeyi verdi: "2002 yılının temmuz ayında MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç paşam aradı. Ancak yerinde olmadığını öğrenince Müsteşar Yardımcısına aktardık. Görüşmenin ardından yardımcımız bize gelip Kılınç Paşa'nın müteahhit Özmen için aradığını belirterek, 'Özmen çok sıkışmış, bu yüzden ricacı oluyor' diye Koşaner Paşama iletilmesini istediğini söyledi. Paşaya geldiğinde durum aktarıldı. Kendisi talimat vererek hızlandırılmasını istedi."

EVİ ALDIKTAN SONRA GÖRDÜ:

Tuncer ve Tankut Kılınç adına tapulanan evin kayıtlarına da ulaşan askeri savcı, soruşturmayı MGK Genel Sekreterliği'ne de taşıdı. Bir subay, askeri savcıya evin alınış öyküsünü şöyle anlattı: "Bir gün müteahhitin adamları, Tankut Kılınç ile beraber geldiler. Bir başka adamla beraber de daha sonradan noter başkatibi olduğunu öğrendiğimiz kişi geldi. Makamda bir evin alım-satım işini hallettikten sonra ayrıldılar. 3-5 gün sonra komutan ve yaveri sivil kıyafetleriyle hazırlanıp beklediler. Öğle vaktiydi, her zamanki gibi siyah Audi marka araçla Ali Osman Özmen geldi. Bu defa aracı Özmen kullanıyordu. Özmen ve yaver öne, Paşa ise arkaya oturdu. Daha sonradan döndüklerinde aldığımız bilgi ilk olarak paşanın eşi Güler Hanımı evinden almışlar oradan da, Yıldız'da paşanın yeni aldığı evi görmeye gitmişler. Kapıda bunları tanımayan güvenlik görevlileri içeri almak istememiş. Özmen, Yüksel İnşaat'tan birilerini getirdiğinde içeri girebilmişler. Evi ne paşa ne de eşi bilmiyormuş, çünkü yanlışlıkla karşı daireye yönelmişler."

GENELKURMAY'A GÖNDERDİ:

Özmen ile Kılınç arasındaki ilişkiye yönelik bilgileri Oğulbey Soruşturması'ndan ayıran savcı, ayrıca paşanın oğlu Tankut Kılınç'ın mal varlığını araştırarak, elde ettiği bilgileri bu dosyaya ekleyip bir örneğini Genelkurmay Başkanlığı'na sundu.

Özmen'in avukatı dava konusu ihale komisyonu üyesi çıktı

GENELKURMAY Askeri Mahkemesi'nde, rüşvet vermek ve rüşvete aracılık etmekten yargılanan müteahhit Ali Osman Özmen'in avukatlarından Emekli Albay Cavit Çalış, dava konusu ihalede komisyon üyesi çıktı. Çalış'ın, Gölbaşı Oğulbey'deki Özel Kuvvetler Komutanlığı binası inşaatı için açılan ve şu anda avukatlığını yaptığı Özmen'in aldığı 1. ihalede yüzde 280 oranında keşif artışında ve 3. İhalede yüzde 75.60 oranındaki keşif artışının altında onayı ve olumlu görüşü olduğu öğrenildi.. Emekli Albay Çalış, o dönemlerde MSB Baş Hukuk Müşaviri olduğunu, 4. ihalede de İhale Komisyonu üyesi olduğunu doğruladı. Ancak, emekli olmasından bu yana 5 yıl geçtiğini anlatan Çalış, "Onay makamları belli. Sözleşmelerin ve kararların altında imzaları var. Dolayısıyla benim bir sorumluluğum olamaz. Zaten, üyesi olduğum 4. ihaleden ötürü hakkımda açılmış bir dava da yok" diye kendini savundu.

Yüzde 280 keşif artışını Bakan'a Kılınç götürdü

ESKİ MGK Genel Sekreteri emekli orgeneral Tuncer Kılınç, Özmen'in şu anda Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde yargılandığı 171 sayfalık iddianamede, suçlanıyor. O dönemde Korgeneral rütbesiyle Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Müsteşarı olan Tuncer Kılınç, Özmen'in şirketine verilen "Usüle aykırı keşif artışlarını" dönemin Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu'na onay için sunduğu ve 13 Kasım 1997'de bakandan onay alınarak, artan işin aynı müteahhite yaptırıldığı belirtiliyor. İddianamenin 110 ve 111. sayfalarında yeralan ve Kılınç'ın, Özmen'in şirketinin aldığı ikmal ihalesi olan "2. ihale kapsamında" suçlandığı bölüm özetle şöyle:

SIRADIŞI KEŞİF ARTIŞI:

850 milyar TL keşif bedelli bu ihalede yüzde 280 oranında "sıradışı bir keşif artışı" alınmıştır. 13 Kasım 1997 tarihinde dönemin bakanından onay alınarak, artan iş aynı müteahhite (Özmen) yaptırılmıştır. Bu sanıklar dışında şahsi menfaati ortaya konamayan veya bu eyleme özgülenemeyerek, mukayeseli keşfi hazırlayan ve Bakana arz eden Zeynel Alaca, Nedim Duman, Zafer T, Sarper Eren, Öznur Yiğit, Akif Kayasuyu, Aynur Beyazlı, Ali Yiğit, Fahri Kar, A. Tufan Ünal, Tuğrul Balaban; Muharrem Gerger, Mikail Uçar, Hüseyin Tekel, Tuğg Yaşar Öney, MİY Tümg A. Çetin Uğural ve müsteşar Korg Tuncer Kılınç'ın sıralı olarak suç kastına, konuyu bilgilendirme durumlarına göre memuriyet görevini ihmal veya suistimal suçlarını işlemiş olabileceği değerlendirilmekle birlikte suçun işlendiği 1997 yılından bu yana 5 yıllık dava zamanaşımına uğradığından soruşturma bu yönde genişletilememiş ve dava konusu yapılmamıştır.

Alisutcu
09-01-2005, 22:38
Ayazaga Oyak Sitesinde oturdugum donem, ev sahibimiz olan Albay'in(kendisi Kocaeli'nde ikamet ediyordu) degisik sehirlede 5-6 tane dairesi vardi. Bizim oturdugumuz evin bugunku degeri 200-250 milyar olarak dusunursek, epey eli siki bir albaymis. Ya da maas disinda bir geliri varmis :D

Hadramut
10-01-2005, 07:33
sn. Alisütçü,
Bildiğinizi ima ettiğinz yolsuzlukları açıklama yeri, askeri yada cumhuriyet savcılıklarıdır. Forumlar değil. Demokratik bir birey bunu yapar.
Yobaz güruh'sa amaçlarını engellemede tek rakip gördükleri TSK yı her platformda halkın gözünden düşürme çalışmaları yapar. Sizinkide sanırım bu türden.

Yolsuzluk, dolandırıcılık denince, din tüccarları bu alanda birinciliği kimselere kaptırmazlar. Yakın tarihimize bakıldığında halkın birikimlerini en çok onlar iç etmişlerdir. Askerlerde de her toplum katmanında olduğu gibi hırsızlar olabilir ama bu durum sanırım en az bu sınıftadır. Ve kendilerini temizlerler. Yukarıda kopyaladığınız olayı askeri savcılar ortaya çıkarmışlardır. Yemeyen aşırmayan bir tek yobaz tarikat yoktur. Siz, onların kendilerini temizleme girişimlerine hiç tanık oldunuz mu? Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in kirli çamaşırlarını açıklayacak basın organı bile bulamıyor.

Demokrasi, şeffaflık ülkemizin özlemi ve zorunluluğu. Yobaz zihniyetten kurtulduğunda elbet ülkemizde şeffaflaşacaktır.

Alisutcu
10-01-2005, 15:58
Evet bu soyledikleriniz TSK icindeki yolsuzluklari hakli gosteriyor. Goz yumalim, ses cikarmayalim.

alihoca
11-01-2005, 10:48
Sn Alisütçü;

Öncelikle;
Sn Hadramut'un yazdıklarında yolsuzlukları haklı gösteren hiç bir şey yok.Sadece Sizin amacı belirisiz imanız var.

TSK'nin kendi askeri savcılarının ortaya çıkardığı yani kurum olarak,SES ÇIKARDIĞI, kendisinin göz yummadığı bir örnek olayda;

Ses mi çıkarıyorsunuz yoksa,saklı gizli olmayan bilinen bir davada avazınız çıktığı kadar bağırıyor musunuz?Doğrusu pek billi olmuyor.

Ama;
Mübarek Hocamızın ödemeyi kabul ettiği kayıp tirilyon davasında,
Yaklaşık bir milyar dolar serveti olduğu basında yer alan ve servetini oğlunun düğününde takılan takılar ile açıklayanlar,
Oğluna Cola Turka Bölge Bayiiliğini alanlar,
Kızlarını özel şirket bursu ile ABD ve İngiltere'de okutanlar,
Bosna ve Çeçenistan için topladığı paraları açıklayamayanlar,
Oturduğu evin hazine arazisi olduğunu açıklayanlar,
Elli dönüm hazine arazisi olduğunu açıklayanlar,
Dokunulmazlığı kürsü ile sınırlandırılmasına karşı çıkanlar,
vb hakkında,

Göz yummayıp,ses çıkardığınızı da görmenin hoş olacağını söyleyebilirim.

Saygılar

Alisutcu
11-01-2005, 17:19
Ben yolsuzluk yapan kimseyi, ulkenin kaynagini somuren, haketmedigini gasbeden kimseyi savunmam. O sizin kendi ideolojinizden dolayi, savundugunuz ve yaslandiginiz fikir ve kisilere laf edilmesinden dolayi bana atfettiginiz bir yakistirmadir.
Ben kendi dusuncelerimi yazdim, kimseyi savunmak icin degil.
Ayrica, bahsettiginiz kimseler bu ulkede ihtilal yapip, basbakan idam etmedi. Bahsettiginiz kisilerin dokunulmazliklari yok. Bahsettiginiz kisiler, guvenlik bahanesi ile halktan kopuk siteler icinde yasayip, pislikleri yillarca saklayip, ulkenin en guvenilir kisi ya da kurumlari olarak lanse edilmiyor. Kim uckagit, dolandiricilik yapti ise, haksiz menfaat sagladi ise pesinden gidilsin.
Eger beni tanisa idiniz, benim sizin dusundugunuz gibi bir insan olmadigimi, tarikat uyesi, ya da seriatci olmadigimi, bazilarinin cogu insana yillarca yakistirdigi gibi anarsist, bolucu, yasadisi orgut uyesi olmadigimi, sadece duzenin yanlislarini(butun hepsini olmayabilir, ama yanlis gorduklerimi) soyleyen, kendisi de duzgun yasamaya calisan bir insan oldugumu anlardiniz.
Son olarak, genel kurmay baskanimizi da cok cok takdir ettigimi belirtmek isterim. Gercekten saygideger, degerli bir insan. Umarim -yasanan kotu tecrubelerden dolayi- halkin nezdinde az da olsa prestij kaybetmis Turk Silahli Kuvvetlerini hakettigi yere getirir. Guvendigim ve inandigim bir insan, olaylara mudahale sekli ve tavrini da takdir ediyorum.

alihoca
11-01-2005, 19:08
Sn Alisütçü;
//O sizin kendi ideolojinizden dolayi, savundugunuz ve yaslandiginiz fikir ve kisilere laf edilmesinden dolayi bana atfettiginiz bir yakistirmadir.//

Şükür ki bir ideolojik saplantım yada yeminliliğim yok.
Burada benim;olmayan ve üstelik hiç bahse konu olmadığı halde,tarafınızdan dayanağı belirsiz bırakılan,neden bahsetmek ve yazma gereği duyulduğunu açıklama gereği bile duyulmayan İDEOLOJİM söz konusu değildir.

Bir ideoloji ve misyondan bahsetmeden önce keşke,tüm aktarımlarınız ve aktarımlara getirdiğiniz yorumlarınızı bir gözden geçirseydiniz.

Ama aktardığınız kimi yazılara;AFERİM,ÇOK GÜZEL çekmeden önce,özellikle haklarında yolsuzluk yazı ve savları aklınıza gelmeyişini çok manidar bulanlar çıkabileceğine ihtimal tanımalısınız.

//Kim uckagit, dolandiricilik yapti ise, haksiz menfaat sagladi ise pesinden gidilsin.//

İşte burada da ses çıkarmak lazım,göz yummamak lazım.Yolsuzluktan bahsedilecekse adaletli olmak lazım.Ki tarafgir olmaktan kurtulabilelim.

Sadece Türk Silahlı Kuvvetlerine gelince;
Üstelik Askeri Savcılar tarafından yolsuzluk iddiaları ile davası açılmış,süren olaylar hakkında ses çıkarmanız ve göz yummayışınız ilginçtir.

Yazdığım Mübarek Hocamız hariç her olayda,-ki bazıları,kendi pişkin itiraflarının söz konusu olaylardır- dokunulmazlık zırhı VARDIR ve halen geçerlidir.Seçim meydanlarında sadece kürsü dokunulmazlığını halka söz verenler ve bunu gerçekleştirmeyenlerde umumun bildiklerindendir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm toplumu kapsayan anketlerde yüzde doksanlara varan oranlarda en güvenilen kurum olarak çıktığını görmezden gelmemek,halkın güvenini kabullenip hazmedebilmek ve çıkan yolsuzluklara karşı Türk Silahlı Kuvvetlerin duyarlılığını vurgulamanın bir hakkaniyet gereği olduğu ortadadır.


Saygılarımla

Alisutcu
11-01-2005, 19:27
sn. Alisütçü,
Bildiğinizi ima ettiğinz yolsuzlukları açıklama yeri, askeri yada cumhuriyet savcılıklarıdır. Forumlar değil. Demokratik bir birey bunu yapar.
Yobaz güruh'sa amaçlarını engellemede tek rakip gördükleri TSK yı her platformda halkın gözünden düşürme çalışmaları yapar. Sizinkide sanırım bu türden.

Yolsuzluk, dolandırıcılık denince, din tüccarları bu alanda birinciliği kimselere kaptırmazlar. Yakın tarihimize bakıldığında halkın birikimlerini en çok onlar iç etmişlerdir. Askerlerde de her toplum katmanında olduğu gibi hırsızlar olabilir ama bu durum sanırım en az bu sınıftadır. Ve kendilerini temizlerler. Yukarıda kopyaladığınız olayı askeri savcılar ortaya çıkarmışlardır. Yemeyen aşırmayan bir tek yobaz tarikat yoktur. Siz, onların kendilerini temizleme girişimlerine hiç tanık oldunuz mu? Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in kirli çamaşırlarını açıklayacak basın organı bile bulamıyor.

Demokrasi, şeffaflık ülkemizin özlemi ve zorunluluğu. Yobaz zihniyetten kurtulduğunda elbet ülkemizde şeffaflaşacaktır.

Bu arkadas bana ozelden su sekilde bir mesaj yollamis.

Bilgi
------
TSK yolsuzlukları hakkında bilgilerinizi sunmanız için genelkurmaya başvurdum. Bir şekilde bilginize başvuracaklardır eminim. Bundan böyle sizde kahve köşelerinde atma muhabbeti türünde değilde sizde bu şekilde yapın şikayetlerinizi.
------

Sanirim, bunu benim aklimi basima devsirmem icin ya da bak seni sikayet ettim falan diye korkutmak icin yapmis. 60larda 70lerde milletin birbirini sikayet ettigi, gammazladigi olaylar aklima geldi. Sanirim bazilari hala akillanmamis. Ama olsun seni gibi zayif sahsiyetli, konulari acik acik konusmak yerine, gizliden calisan kisiler de lazim bu memlekete. Boyle foruma yazamayip, ozelden mesaj atacaklar varsa, lutfen buraya yazsinlar, herkes okusun bilgilensin. Sonunda ne oldugunu da yazsin.
Ben senin gibi hadramut madramut yazmamisim adimi yazmisim. Sen de adamsan, adini yaz, nerede oldugunu yaz.
Insallah beni arayip bilgime basvururlar da senin gibiler hakkindaki bilgilerimi de veririm.
Not: Kimseden cekinmeden yaziyorum yazilarimi, bu ulkede fikrini soylemek kanunen serbest. Istedigimi soylerim, kimse de bana dokunamaz. Ama senin gibi zavallilar, genel gecer disinda birsey soylerseniz herhalde, arkanizdan dokunuyorlar.

Hadramut
11-01-2005, 19:41
Devlet kavramından, işleyişinden bihaber zavallı.

Yukarıda bir yerlerde eski bir evsahibin albaydan söz etmiş ve yolsuzluk yaptığı imasında bulunmuştun. "Şikayet nedir, nasıl yapılır?" bilmediğini düşündüğüm için(yazdıklarınla haklı olduğumu ortaya çıkarttın!) bu olayı bildirmiştim.

Esas buraya yazsaydım yanlış olurdu. Özelden bildirdim ki özel olsun, özel kalsın diye.

değerlendirmeyi okuyanlara bırakıyorum.

Hadramut
11-01-2005, 19:47
Ayazaga Oyak Sitesinde oturdugum donem, ev sahibimiz olan Albay'in(kendisi Kocaeli'nde ikamet ediyordu) degisik sehirlede 5-6 tane dairesi vardi. Bizim oturdugumuz evin bugunku degeri 200-250 milyar olarak dusunursek, epey eli siki bir albaymis. Ya da maas disinda bir geliri varmis :D
.................................................. ............................................

zeplin
11-01-2005, 23:11
Sn. Hadramutun önceki yazısı:
''Yolsuzluk, dolandırıcılık denince, din tüccarları bu alanda birinciliği kimselere kaptırmazlar. Yakın tarihimize bakıldığında halkın birikimlerini en çok onlar iç etmişlerdir. Askerlerde de her toplum katmanında olduğu gibi hırsızlar olabilir ama bu durum sanırım en az bu sınıftadır. Ve kendilerini temizlerler. Yukarıda kopyaladığınız olayı askeri savcılar ortaya çıkarmışlardır. Yemeyen aşırmayan bir tek yobaz tarikat yoktur.''


sn Hadramut, yolsuzluğun kesimi şucusu bucusu filan olmamalı diye düşünüyorum.. bence yolsuzluk vasıtasıyla kazanılan her para, bu yolsuzluğu yapan kim olursa olsun hepimizin cebimizden çıkan paradır. bu vesile ile, şu kesim birinci bunlar ikinci şeklinde olaya bakmak yerine yolsuzluk yapanların hepsinin aynı gurupta değerlendirmesi ve aynı şekilde cezalandırılmasını istemek her vatandaşın görevi olmalı diyede belirtelim.

ama madem siz toplumu kesim kesim ayırıyorsunuz ve '' Yolsuzluk, dolandırıcılık denince, din tüccarları bu alanda birinciliği kimselere kaptırmazlar'' şeklinde bir ifadede bulunuyorsunuz..., ben haliyle bu yolsuzluk olaylarını medyadan takip eden sade bir vatandaş olarak hatırlayabildiğim yolsuzlukları tekrar bir gözden geçireyim ve sizin ifadenizle ''dinci'' olmayan kesime ait büyük yolsuzlukları bir yazayım, hesap yapayım istedim:

banker kastelli olayı
hayali ihracatlar
iski yolsuzluğu
yuvacık barajı
batırılan ve içi boşaltılan bankalar
v.s.

şimdi benim hatırladığım ''dinci'' olmayan kesimin yolsuzluklarının maddi tutarı 90 - 100 milyar dolar civarıdır (kimilerine göre daha fazla). birde buna devletimizin yolsuzlukların zararlarını kapatmak için yüksek faizle borçlanmak zorunda kalması nedeniyle faiz maliyetinide eklersek zarar 150 milyar dolara kadar çıkıyor.

maliyet böyleyken siz :[/B] Yolsuzluk, dolandırıcılık denince, din tüccarları bu alanda birinciliği kimselere kaptırmazlar. Yakın tarihimize bakıldığında halkın birikimlerini en çok onlar iç etmişlerdir.[B] gibi bir ifade kullanıyorsunuz. şimdi ben düşünüyorum.ortada 150 milyar dolarlık zarar varken ''birinciliği'' hiç kimseye kaptırmayacağını ifade ettiğiniz ''dinci'' kesimin yaptığı yolsuzluğun ''birinci'' olması hasebiyle 200 milyar dolar civarı bir yolsuzluk yapması gerekir.maalesef bu olayları sadece basından takip eden bir vatandaş olarak şimdiye kadar bu 200 milyar dolarlık yolsuzluk zararı hakkında pek bir malumatım olmadığınıda itiraf etmek istiyorum.şimdi size SORMAK İSTİYORUM:

- 200 milyar dolar civarı olması gereken ve yanlız sizin bildiğiniz bu yolsuzluklar nedir?benim yazdığım gibi alt alta yazar ve bizi bilgilendirirmisiniz.?her yolsuzluğun karşılığı olan maddi tutarı belgeleriyle buraya yazarmısınız?
- böyle büyük miktarda yolsuzluğu bildiğinize göre şimdiye kadar hangi resmi müesseseye bu konuda başvuruda bulundunuz ve sonuçları ne oldu bizi aydınlatırmısınız?

yani para deli para.200 MİLYAR DOLAR.sn Hadramut hani siz devlet geleneğini biliyorsunuz ya size güvenim tam, bunu açıklayın yılın adamı olun.şahsım adına söylüyorum sözkonusu yolsuzluğu yapan babam olsa üzerine gideceğim.cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.
-------
not:görev başında şehit olan yarbay rütbeli yakın akrabamız vardı ve o güne kadarda İstanbul'da çok güzel 3 tane ev yaptırmıştı. rahmetli dayımız, çevresinde dürüstlüğü, fedakarlığı ve titizliğiyle tanınan çok mümtaz bir şahsiyetti..şimdi herhangi bir insanın onun arkasından imalı bir söz ettiğini filan düşünüyorumda..çok iğrenç olurdu..lütfen böyle insanları zan altında bırakacak ifadelerden kaçınalım..bu son olsun.

Hadramut
11-01-2005, 23:51
Devlet erkinde yeni etkin oldukları için devleti dolandırmaları daha sonra çıkacak ortaya. Şu anda görünen özelleştirmelerde; albayraklar, Paşaköy halkının sadece arazisi için 50 milyon $ önerdiği Balıkesir SEKA yı 1 milyon $ a kapattılar.
Milli Eğitim Bakanının İMKB bağışlarını yandaş müteahhitlere aktardığı geçen hafta meclis araştırma konusu olmuştu.

Onların şimdiye kadar ki iştigal alanları inançlı insanımızı dolandırmaktı.
Çoğu 90lı yıllarda Almanya'da faaliyet gösteren şaşalı ...... holdingler. Dolandırdıkları inançlı insanların birikimlerinin 150 milyar D.Mark tan az olmadığı alman müfettişlerce açıklandı.
İhlas, hukuk'un açıklarından yararlanarak hala ödemiyor ve kullanmayı sürdürüyor halkın paralarını.

Din tüccarları aynı zamanda tacir'de oldukları için vermedikleri vergileri ile sanırım her yıl onlarca milyar $ ı zaten öylesine iç ediyorlar. Vergilerini "zekat" olarak vermek dünya görüşleri olduğu için, vergi vermek lügatlarında yok. Gıda'da en büyüklerden olan ülker, Anadolu grubunu vergi listelerinde gördünüz mü hiç? Bu da halkı dolandırmak değil midir?

Devletse toplasın efendim! deme basitliğine düşmeyeceğinizi umuyorum. Din dürüstlüğü emreder çünkü...

zeplin
12-01-2005, 01:04
öncelikle tekrar ediyorum benim için yolsuzluğun şucusu bucusu yoktur.benim yolsuzum senin yolsuzunu döver mantığını kesinlikle kabul etmiyorum.

size rakam vereyim.Almanyadaki gurbetçilerimizin 1961 yılından beridir yaptıkları yatırımın toplamı 6 -7 milyar dolardır..40 yılı aşkın yaşadığı ve 60.000 civarında şirket kurduğu bir ülkede 6-7 milyar dolar yatırım yapan insanımız sadece konya civarı 3-5 holdinge nasıl dolar üzerinden 70 milyar dolar yatırabilir?hesap kitaptamı bilmiyorsunuz?

spk denetimindeki ülker hakkındaki vergi kaçırıyor iddanızı bir borsa sitesinde yaptığınızı size hatırlatırım. genede size bu konuda basında çıkmış haberlerden bazılarını copyleyeyim.. (2004 henüz açıklanmadığı için 2003 yılı verileri)

bu radikalin haberi:
''Dokuzuncu sırada yer alan Ülker Grubu İcra Kurulu Başkanı Murat Ülker'e tahakkuk eden vergi 2.6 trilyon lira. 10'uncu sırada ise 2.5 trilyon lira ile bazı çimento şirketlerinde hissesi bulunan İsmail Tarman bulunuyor.
Koç Holding Başkanı Mustafa Vehbi Koç 1.7 trilyon liralık tahakkuk eden vergi ile 20'nci sırada, Koç Holding CEO'su Fevzi Bülend Özaydınlı, 1.4 trilyon liralık vergi ile 34'üncü sırada yer aldı. Rekortmenler listesinde Sabancı ailesinden Yalçın Sabancı 13'üncü, Şevket Sabancı 15'inci, Suzan Sabancı Dinçer 26'ncı, Demir Sabancı 27'nci, Çiğdem Sabancı Bilen 28'inci, Sevil Sabancı 51'inci, Ömer Sabancı 57'nci, Ali İsmail Sabancı 62'nci, Dilek Sabancı 63'üncü ve Mehmet Sabancı 74'üncü sırada yer aldı''

bu da Hürriyetin:
'' İstanbul’un vergi rekortmenleri listesinde Ülker Ailesi’nin yükselişi de dikkati çekti. Ülker Ailesi’nin iki ismi Ahsen Özokur (Sabri Ülker) 17’incilikten 11’inciliğe, Murat Ülker (Sabri Ülker’in torunu) ise 20’incilikten 9’unculuğa tırmandı.
İlk 100 listesinde Koç Ailesi’nden 4, Sabancı Ailesi’nden ise 9 isim yer aldı. Rahmi Koç Ankara’da gelir vergisi beyannamesi verdi. İsmi açıklanmayanlar arasında da Koç ailesinden isimler olabileceği bildirildi.''

diğer iddialarınızda aynı8 şekilde faso fiso.sekaya uzun süre müşteri beklendi hiç talibi çıkmadı.bu tür ihalelerde verilen para değil yapılacak yatırım hesap edilir arazisine ekilecek domates değil.dünyada birçok örnekleri var.uzun uzun yazarım bu konuda ama yeri değil.ayrıca finans kurumunu banka sınıflandırması içine katarsak tek borcunu ödeyende, ödemeye çalışanda ihlas finans oldu.(bu arada ihlastan alışveriş bile etmediğimide ekleyeyim)

ha varmı din tüccarlığı yapan?Allah belasını versin umurumda değil.

ama nasıl sallıyorsunuz kendinizde görüyorsunuz.aslında değinmek istediğim asıl mevzuuda budur. maksat dine, dindara taş atmak. şu yolsuzlukların yüzde birini müslüman yapsaydı etmediğiniz dine etmedik laf bırakmazdınız.
özgür düşüncenin önünde en büyük engelmiş .yahu sen önce bir dürüst ol .
iyi geceler..

alihoca
12-01-2005, 08:24
Sn Zeplin;

//banker kastelli olayı
hayali ihracatlar
iski yolsuzluğu
yuvacık barajı
batırılan ve içi boşaltılan bankalar
v.s.

şimdi benim hatırladığım ''dinci'' olmayan kesimin yolsuzluklarının maddi tutarı 90 - 100 milyar dolar civarıdır (kimilerine göre daha fazla). //

Bu kısımda vs'ler dahil olmak üzere 90-100 Milyar Dolara vardırdığınız yolsuzlukların rakamsal olarak ayrıntısını yazarsanız sevineceğim.


Saygılar

Hadramut
12-01-2005, 09:41
sn. Zeplin,
Ülker ailesinin vergi miktarlarını sizden öğrendim. Teşekkür ederim. Ama verdiğiniz bilgiler kişilerin gelir vergileri. Bir de kurumlar vergilerindeki durumu bildirseniz.

Salladığımı yazmışsınız ama asıl sallayan sizsiniz. Şöyleki;
1961 değil, sadece 1984 ten bu yana gurbetçilerimizin ülke ekonomisine katkıları 58.1 milyar dolar ( bkz. merkez bankası aralık 2004 verileri)
Stern dergisine göre 764.000 çalışan ve 90.000 girişimci ile Türklerin ekonomideki payları % 12. Yıllık yaklaşık 85 milyar euro.

Dolandırıcılık konusuna gelince, burada en düşük tahmin atib'e(Avrupa Türk-İslam Birliği)ne ait. Yaklaşık 360.000 kişinin sadece din tacirlerine kaptırdıkları para 40 milyar $. Tahmin, çünkü bu insanlar paralarını alamayacaklarını bildikleri için ortaya çıkmıyor çoğu. Yapılan menfi ve haksız propogandalarla cumhuriyet devletinden iyice soğutuldukları için güven duymadıklarından dolayı ortaya çıkmadıkları da iddialar arasında. Yani tam bir aysberg.

Yazınızda polemiği "dindar" insanlara yönlendirmeye çalışıyorsunuz ki bu tam bir şark kurnazlığı. Yazılanlarda dindar insanlar değil, "Din Tacirleri" hedeflenmiştir. Ayrıca verdiğiniz örneklerde "dolandırıcı" tanımını dindar olmayanlar gibi göstermeye çalışmışsınız. Kastelli dindar değilmidir? Hayali ihracatçılar arasında din tacirleri de yok mudur?

Gurbetçilerin dolandırılmalarıyla ilgili olarak bir televizyon kanalına(hem de çok izlenmeyen!) bir günde gelen telefonlar ve kayıtlarını aşağıya kopyalıyorum. Konunun önemi daha iyi anlaşılabilir.
.................................................. .....
Hasan Kapısız-Fransa: "Yimpaş Holding'e 2000 yılının Ağustos ve Eylül aylarında 95 bin Alman markı yatırdım. Bir başka arkadaşım da 80 bin Mark dolandırıldı. Paralarımızı geri istedik ama bize sürekli yalan söylediler."
Yaşar Şimşek-Hollanda: 2000 yılında Kombassan Şirketi'ne 58 bin Euro yatırdım. Hala bankadan aldığım kredinin borcunu ödüyorum. Parayı ortaklıktan pay almak için yatırdık. Fakat hiç geri ödeme yapılmıyor. Sürekli oyalıyorlar. Antetli kağıtlar yolluyorlar ama hiçbir gelişme yok.
Orhan Kol-Necla Demirci-Hollanda: Demirkaya Holding tarafından 250 bin Alman Mark dolandırıldık. Hayrettin Ataman-Adana: İhlas Holding'e para yatırdım. 15 bin dolarım gitti.
Murat Boz-Almanya: Kombassan Şirketi'nde 50 bin dolarımı aldılar. Paramı istedim geri vermediler.
Kemal Polat-Ankara: Belçika'da Katra Holding'e 1999 yılında 50 bin Alman Markı kaptırdım. Bu durumda çok arkadaşım var.
Mehmet Peşki-Konya: Endüstri Holding, Kombassan Holding ve Jet-Pa Holding'e toplam 600 bin Mark kaptırdık.
Ümmügülsüm Büker-Adana: 50 bin euro kaybettim. Babamız vefat etti. Mirasçılar olarak bu parayı geri alamıyoruz.
Ahmet Arslan-Sivas: Konya'da dolandırıldık. Sadece yurtdışında değil Türkiye'de de dolandırılıyoruz. Sahya Holding'e 18 bin mark kaptırdım.
Nurten Uğur-Sakarya: Almanya'dan gelen bir şahıs tarafından 27 bin mark dolandırıldık.
Ahmet Kaya-Almanya: Bulunduğum yerde Kombassan tarafından dolandırılan en az 200 kişi var. Benim 20 bin Mark'ımı aldılar. Diğerlerinin daha da fazla.
Mehmet Kara-Çorum: İhlas Mağduruyum. 2000-2001 yıllarında 13 bin Euro para yatırdım, halen bir kuruş para alamadım.
Ali İnan-Konya: Tuğra Holding'e 1999 yılında 9 bin mark yatırdım. Kaptırdığım parayı vermiyorlar. Benim bildiğim Tuğra Holding mağduru 50 kişi var.
İsmail Çevik-Almanya: Kombassan ve Yimpaş'a 1999-2003 yılları arasında 310 bin mark kaptırdım.Benim gibi çok insan var.
Osman Gülen-Almanya:Jet-Pa'ya 1999 yılında 100 bin mark yatırdım. Paraları camilerden topladılar. Sayısını söyleyemeyeceğim kadar çok sayıda insan dolandırıldı. Artık insanlar camilerden ve islamiyetten soğudu.
Teyzile Kayıkçı-Almanya: Yimpaş Holding'e 2002 yılında 35 bin euro kaptırdım. Yüzlerce insandan para aldılar. Parayı geri almak için aradığımda değişik isimler veriyorlar ve tersliyorlar. Arayacaklarını söyleyip aramıyorlar.
Bayram Boran-Almanya: Yimpaş Holding'e 1999 yılında 13 bin euro verdim. Paramı geri istedim ama sürekli oyalıyorlar.
İsmet Kaymaz-Almanya: Yimpaş'a 9 yıl önce para yatırdım. 60 bin euro dolandırıldım.
Hüseyin Kahraman-Almanya: Mozaik Holding'e 1999 yılında 10 bin mark kaptırdım. 113 arkadaşım dolandırıldı. Onlar bunu söyleyemiyorlar. Aradığımızda bize istediğiniz yere gidin bildiğinizi yapın diyorlar.
Faik Öztürk-Almanya: Demirkaya Holding mağduruyum, 75 bin mark kaybettim.
Muhsin Çetin-Almanya: Demirkaya Holding'te 6 bin 500 euroluk senedim var.
Sefer Coşkuner-Almanya: Yimpaş ve Kombassan'a toplam 35 bin euro kaybettim.
İrfan Varol-Almanya: Yimpaş ve Kaldera Holding'e 80 bin mark verdim. Paramı geri alamadım.
Hasan Yaz-Almanya: Yimpaş ve Kombassan Holding'e toplam 140 bin mark verdim.
Cengiz Güneş-Almanya: Yimpaş Holding'e toplam 300 bin mark kaptırdım.
Mustafa Çolak-Almanya: Yimpaş ve Kombassan Holding'e toplam 1 milyon 500 bin mark kaptırdım.
Bayram Akbulut-Almanya: Kombassan ve Endüstri Holding'e ben ve oğullarım toplam 1 milyon mark yatırdık. Paramızı geri alamıyoruz.
Hasan Koç-Almanya: Yaşadığımız yer 20 bin nüfuslu kasaba. Burada bin 500 Türk yaşıyor. Yimpaş Holding'e toplam 50 milyon mark yatırıldı. Kendim de 10 bin mark kaptırdım ama geri aldım. Burada paraları toplayan Bayar Hoca adında birisi. Ben kendisine acaba bu paralar belli partilere mi gidiyor diye sorduğumda bizim partimiz kapandı dedi. Ayrıca paramı geri isteyince namazı yarıda bıraktın dedi.
Remzi Seven-Almanya: 1998 yılında Jet-Pa Holding'e 200 bin mark kaptırdım. Paraları bizden camilerde topladılar.
Hizbullah Karagöz-Almanya: 1999 yılında Kombassan Holding'e 240 bin mark kendim ayrıca oğlumun askerlik parası olan 17 bin markı verdim. Çevremizde çok fazla dolandırılan insan var.
Ahmet Deniz-Almanya: Demirkaya Holding'e 2000 yılında 240 bin mark para yatırdım. Ayrıca 272 kişi daha bu miktarlarda toplam 12 milyon mark dolandırıldı. Vereceğiz dediler ama avuttular. Tekirdağ'da inşaat şirketleri var onu bizim arkadaşlara devredip kaçacaklar.
Muhsin Çetin-Almanya: Demirkaya Holding'e 20 bin mark kaptırdım.
Zühtü Çelebi-Almanya: Demirkaya Holding'e 50 bin mark yatırdım.
Mustafa Kalkancı-Almanya: Demirkaya Holding'e 2001 yılı başında 15 bin mark kaptırdım.
Abdullah Kizin-Almanya: 2000 yılında Demirkaya Holding'e 36 bin 500 mark yatırdım. Ayrıca Kaldera Holding'te de param var, onlar da dolandırdı.
Cemalettin Turan-Almanya: Demirkaya Holding'e 1999-2000 yılları arasında 100 bin mark yatırdım.
Şener Özcan-Almanya: Yimpaş Holding'e 1999 yılında 50 bin mark yatırdım.
Mustafa Bal-Almanya: Jet-Pa Holding mağduruyum 1997-1998 yıllarında 25 bin mark yatırdım.
Mehmet Kalaman-Almanya: Demirkaya Holding'e 2000 yılında 50 bin mark yatırdım.
Mehmet Yılmaz-Almanya: Kombassan Holding'e 1998 yılında çok büyük bir miktarda para yatırdım. Parayı söylemeye dilim varmıyor.
Turabi Ali Mecit-Almanya: Demirkaya Holding'e 2000 yılında 25 bin mark yatırdım.
Cemalettin Şenol-Almanya: Demirkaya Holding'e 10 bin mark yatırdım.
İsmail Çakın-Almanya: Yimpaş Holding'e 2000 yılında 30 bin euro yatırdım.
Kemal Yalçın-Almanya: Kombassan Holding'e 1997 yılında 200 bin mark yatırdım.
Ömer Develioğlu-Almanya: Kaldera Holding'e 2000-2001 yıllarında 100 bin mark yatırdım. Elimdeki tüm evrakları postayla gönderebilirim.
Mustafa Yıldız-Almanya: Yimpaş Holding'e 2000 yılında 100 bin mark yatırdım.
Abdulkadir Uçan-Almanya: Demirkaya Holding'e 1999-2000 yıllarında 30 bin mark yatırdım.
Ali Gültekin-Almanya: Demirkaya Holding'te 2001 yılında 100 bin mark kaybettim.
Kadir Çakır-Almanya: Yimpaş Holding'e 1999 yılında 380 bin mark yatırdım. Bulunduğum bölge 200 bin kişilik bir şehir. En az 200 kişi Yimpaş mağduru.
Hasan Hüseyin Ala-Almanya: Bulunduğum bölgede 3 bin 500 Türk para kaybetti. En az rakam benim ki, 100 bin euro.
Mustafa Çolak-Almanya: Kombassan, Yimpaş ve Sahya Holding'e toplam 1 milyon 500 bin mark kaybettim.
Satılmış Demirci-Almanya: Demirkaya Holding'e 2000 yılı Haziran ayında 50 bin mark ödedim. 20 bin mark kâr payı almamı vaad etmişlerdi.
Sabri Türkoğlu-Almanya: Kaldera Holding'e 15 bin mark kaptırdım. Kaybettiğim para o kadar önemli değil fakat bu insanlar duygularımızı istismar ettiler.
Mikail Kodat-Fransa: Fransa'da bulunan iki amcam Jet Pa ve Kombassan Holding'e 10 bin euro ve 20 bin mark kaptırdılar. Bu paralarını geri alamıyorlar.
Tahsin Çataltepe-Almanya: Yimpaş ve Kombassan Holding tarafından dolandırıldım. Yimpaş'a 70 bin mark, Kombassan Holding'e ise 10 bin mark kaptırdım.
Cemal İlhan-Almanya: 1997 yılında Kombassan Holding'e 275 bin mark kaptırdım.
İbahim Yıldız-Almanya: Film Holding'e 1998 yılında 90 bin mark kaybettim.
İsmail Kumuşcu- Almanya: Kızılırmak Holding'de 800 bin markım var.
Zekiye Bilgin-Almanya: Yimpaş Holding'e 1995 yılında 35 bin euro yatırdım. Arkadaşım ise 45 bin euro yatırdı. Nasıl oluyorda bizim gibi insanların paralarını yiyorlar. Bunlar Müslümanlığı da kullanıyorlar.
Ergin Bingöl-İstanbul: Zemintaş Holding'e 1992 yılında 400 milyar para yatırdım.
Hüseyin Şencan-Almanya: 2001 yılında Yimpaş'a ben kendim 100 bin mark, ailem ise 20 bin mark para yatırdık.

Hadramut
12-01-2005, 09:54
EMCET OLCAYTU

Yozgatlı Hanefi Doğan, Demokrat Parti'nin iktidar olduğu yıl dünyaya geldi. 23 yaşında Almanya'ya gitti. Eğitimi ve mesleği yoktu. 31 yıl Almanya'da en ağır işlerde çalıştı. Yemedi, içmedi. Kazandığını biriktirdi. Ne var ki, bu arada "Milli Görüş Teşkilatı"nın ağına düştü. Sonrasını onun ağzından dinleyelim:
"Bize 'Paranızı faize yatırmayın, yüksek kár payı ile bize verin. Biz bu paraları helâl işletip, size helal kâr payı dağıtacağız' diyorlardı. Kombassan Holding Almanya'daki Milli Görüş Teşkilatı'na ait camilerde çuvallarla para topladı. Çoğu kişiye de yüzde 20 kâr payı verdiler. Bizi böyle kandırıp paralarımızı aldılar. Ancak şu anda Almanya'da 30 bine yakın insan mağdur duruma düştü. Paramızı yediler, hepsine haram olsun.
PARAYI GERI ISTEYINCE?
"Holdinge gittiğimde paramı ödeyeceklerini söyleyerek aldıkları para karşılığında bana verdikleri makbuzları istediler. Makbuzları alıp, yırttılar. Bana da para vermeyeceklerini söylediler. O gün akşama kadar beni holding binasında rehin tuttular. Karanlık çökünce de beni dövdükten sonra, terminale götürerek zorla otobüse bindirip Ankara'ya gönderdiler."
Hanefi Doğan, Ankara'ya gelince, kefen niyetine üzerine geçirdiği beyaz bir örtü ile Adalet Bakanlığı'nın önünde protesto gösterisi yapmış. Kombassan Holding Başkanı Haşim Bayram'a lanetler yağdırırken, gözaltına alınarak Çankaya Polis Karakolu'na götürülmüş. Oradan da Savcılığa? Hanefi Doğan, başından geçenleri anlatmış ama ne çare? Dayak yemek, şahsi dava açmayı gerektiriyor. Protesto gösterisi ise kamu davasını? Hanefi Doğan, 151 milyon liralık ödeme emrini yerine getirmezse hakkında "kamu davası" açılacak. Parayı yatırıp kurtuluyor? Yediği dayak yanına kâr kalıyor? Eh! Hanefi Doğan yine de şanslı sayılır. Ya Hacer Kayalı gibi olsaydı? Almanya'da Yimpaş'a 120 bin Euro kaptıran Hacer Kayalı, iki ay önce kendisini yakarak intihara kalkışmıştı. Şimdi hastanede ölümle cebelleşiyor?
HOLDİNG KURMAK KOLAYLAŞINCA
Özellikle gurbetçileri dolandırmak amacıyla mantar gibi yerden biten holdingler, varlıklarını son on yıl içerisindeki yasa değişikliklerine borçlu. Eskiden holding kurabilmek için en az 5 şirketin aynı çatı altında 3 yıl faaliyetini sürdürmesi gerekiyordu. Çiller döneminde holding kurmak kolaylaştırıldı. Holdingler, anonim şirket olarak bir haftada kurulabiliyor. Sonra içine başka şirketleri katıyor. Yani holdingin içi sonradan dolduruluyor. Üstelik, 200'den az ortağınız varsa, Sermaye Piyasası Kurulu'nun denetimine de tabi olmuyorsunuz. 200'den çok ortağınız olduğunda da "dert" değil! "Vekil Ortak" denen bir çözüm var. Şirkette kayıtlı bir ortak, çok sayıda "kayıtsız" ortağın hissesini, kendi hissesi gibi gösteriyor. Böylece, tek bir ortak gerçekte; binlerce ortağın temsilcisi oluyor. Sermaye Piyasası Kurulu, bu güne kadar bu kanunsuzluğu seyretmekle yetindi ve yetiniyor. İşte, hayatında bir kere bile "kıymetli evrak" görmemiş yüz binlerce kişiye "uydurma hisse senetleri" satan "dolandırıcılar" böylece, "holding patronu" veya "holding yöneticisi" olarak iş aleminde yerlerini alıyorlar. Kolayca tamamlanan muamelelerden sonra, holding patronlarının ilk işi, "bir tanıtım kataloğu ve video kaseti" hazırlatmak oluyor. Sonrası daha kolay: Holding sahibi yahut yöneticisi sıfatıyla pasaport-vize işlemleri ve: Ver elini Almanya?
ALMANYA'DA BİR KUŞ VAR, KANADINDA GÜMÜŞ VAR
"Holding temsilcileri buraya geldikleri zaman burada birtakım teşkilatlar, gruplar var. Onlar faaliyetlerini yürütebilmek için bu teşkilatlara gidiyorlar tabii. Bir bakıma onaylarını alıyorlar. Onların arasında faaliyet göstermek için onay alıyorlar."
Bu bilgiyi veren eski cami hocası Fikri Emanet sözünü ettiği grupların başında Milli Görüş Teşkilatı'nın geldiğini belirtiyor. Zaten o çevreyi bilen herkes aynı şeyi söylüyor: "Avrupa'da para toplamada kilit rolü Milli Görüş Teşkilatı üstleniyor. Milli Görüş'ün onay vermediği hiçbir holding Avrupa'da para toplayamıyor."
Fikri Emanet devam ediyor: "İknada iki önemli faktör var. Birincisi, burada çokça işlenen bir konu var. Faiz meselesi. Faiz geniş ölçüde burada vatandaşlarımızın kaçtığı bir konu. İkincisi yüksek kâr payı. Adam çıkıp, diyorki, 'bildiğiniz gibi faiz haramdır. Biz helal kâr dağıtıyoruz' diyor. Diğer yandan da yüksek kâr veriyoruz... Camilerin yanında, kahvehaneler, lokaller var. Sohbet yerleri? Oralarda oturup bu konuları konuşuyorlar. İnsanları ikna etmeye çalışıyorlar. Neticede bizim insanlarımız köyden gelmiştir. Bu konularda yeterince eğitilmemiştir. Faizi haram bilir ama, ne faizdir, ne değildir, bunları bilmez."
KONYALIM YÜRÜ?
Konya'da kaç tane holding kurulmuş, biliyor musunuz? Tam 96 tane? İşte bu da, "Milli Görüş" bereketi olsa gerek. Din sömürücüleri, tarikatlar, cemaatler; hepsi de tezgahı Konya'ya kurmuş. Tabii madalyonun öbür yüzünde holdingler arasında "parayı kapma savaşı" var. Dolandırıcılık holdingleri kurbanlarını, "Milli Görüş kampı"ndaki gazeteler vasıtası ile avlıyor. Bu gazetelere sayfalarca ilanlar veriliyor. "Değerli Kardeşimiz, Allah'ın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun?Kredisiz, faizsiz ve sadece kâr ve zarar ortaklığı yüzde yüz öz sermaye ile gerçekleştirdiğimiz dev yatırımlar" gibi ifadelere hemen hemen bütün ilanlarda rastlanıyor. Uydurma yatırımlar anlatılıyor. İlanlardaki ortak cümlelerden biri de "Yolumuz, Yüce Allah'ın ve tek rehber peygamberimiz Hz. Muhammed'in yoludur. Selam ve dua ile; Güçlü Endüstri, Güçlü Millet, Güçlü Türkiye?vs."
Bu ilanlarda neler var neler? Birisinde, holdingin ilk Türk motorsikletini üretmeye başlayacağı bir tam sayfada gurbetçilere duyuruluyor. altı ay önce kurulan holding, gazete ilanlarında 18 şirketiyle 20 yıldır uluslararası deniz taşımacılığı yaptığını ilan ediyor. Bu holding, deniz taşımacılığının en kârlı iş olduğunu, "yatırım süresi ve kâra geçme süresi çok kısadır. Bir geminin alınması 15 gün, kâra geçmesi bir aydır" cümleleriyle anlatıyor. Ancak ilanı hazırlayan ve hazırlatanların denizcilik bilgisi "sıfır" olduğu için, holdinge bağlı şirketlere ait olduğunu iddia ettiği dev tanker resimlerini kullanıp, bunları "gemi" olarak tanımlıyor. İlanları alan memnun, veren memnun. Bu gazetelerin dini bütün yazarları ise zevkten dört köşe. "Selam ve dua ile", "inşaallah-maaşallah" ibareleriyle biten her yazı, bu holdinglere yeni kurbanlar sağlıyor. Kaybedenler yalnızca, bu gazeteleri okuyanlar.
LİBERALLERLE DİNCİLER ELE ELE
Tarikat holdinglerinin, kanun kitap tanımadan yürüttükleri soygun kampanyası, tarikatçılarla iç içe geçen liberaller tarafından hararetle desteklendi. Kombassan Holdingin mallarına ihtiyati tedbir konulduğu günlerin öncesi ve sonrasında, Mehmet Barlas şunları yazıyordu:
"6.6.2000 Yenişafak Gazetesi Mehmet Barlas
Koç'lar ve kuzular Kombassan Holding, "Petlas"ı 'Özelleştirme'den alırken, 30 milyon dolar yatırım yapmayı taahhüt etmiş..
Ancak, Kombassan'ın hedeflediği yatırım miktarı, 212 milyon dolar..
Buna karşı, Kombassan'a, "yatırım belgesi"ni vermiyormuş hükümet..
Koç'a yatırım yapsın diye bedava arazi verenler, Kombassan'a yatırım belgesi vermiyorlar..
Evet.. "Çifte Standartlar Enstitüsü" bütün insafsızlığı ile çalışıyor..
15 EKİM 2000 Yenişafak Gazetesi Mehmet Barlas
Basındaki pislik ve önemli sorular (isabetli bir başlık ama buluş, kendisine ait)
Bir kötü, bir iyi haber..
Bu pazar, uzun uzun Konya'yı anlatacaktım.. Ama gündem, bizi yine zorladı..
Ancak Konya ile ilgili gelişmeler de önemli..
Birincisi "Sermaye Piyasası Yüksek Kurulu"nun "Kombassan"ın mal varlığına tedbir koyması olayı var..
Bu bir yargı kararı değil, ama "infaz"ı olan bir karar..
Kombassan'ın Konya'ya yaptığı hizmetleri görmüş bir kişi olarak, bu kararı yanlış bulduğumuzu söylemeliyiz..
Ben, Kombassan'ın kurucusu Haşim Bayram'ı tanımadım, karşılaşmadım hiç.. Ama "geçmiş olsun" demek istiyorum.
Bu ülkede herhangi bir alanda hizmet üreten, vizyon sahibi olan kişilerin işi, kolay değil.."
Mehmet Barlas haklı! Dolandırıcıların işi kolay değildi. Hele vizyon sahibi olanları, Türkiye'nin durumu daha çok üzüyordu. Mesela AKP'nin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan?
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın 19 Mart 2001 tarihinde 687 milyar 200 milyon liraya Kombassan'dan satın aldığı 14 ayrı arsayı 29 Aralık 2001'de aynı fiyatla tekrar aynı şirkete sattığı ortaya çıkmıştı. O tarihlerde 953 lira olan bir doların dokuz ay sonra yüzde 51.9 oranında arttığına bakılacak olursa, bu bedel ile alınacak devlet tahvilinin 9 ay sonra 1 trilyona yakın faiz geliri getireceği hesaplanabilirdi. Acaba Kemal Unakıtan, niçin kişisel zararı göze almıştı? Bu alım-satımın perde arkasında ne vardı? Vizyon sahibi olamayanlar, böyle sorular sorarak, Barlasgil'leri de üzüyorlardı.
DENİZİN BİTTİĞİ YERDE TAYYİP ERDOĞAN
Kombassan, Yimpaş, Yibitaş, Sayha Holding, Kaldera Holding, Jet-Pa...
Endüstri Holding arka arkaya iflas ederken, onların yerini başkaları almıştı bile. Gurbetçi vatandaşlarımızı dolandıran holdinglerden birisi de Demirkaya oldu. Bu holdingin dolandırıcılık yöntemlerinin daha "çağdaş" olduğu görülüyor. Holdingin sahibi Halit Halil Demirkaya, Giresun'lu. Liseden sonra okuyamamış ama, elinde diplomadan daha değerli şeyler var. Mesela Tayyip Erdoğan'la çok eskiye dayanan tanışıklık. Bu tanışıklık, sonraları aile dostluğuna dönüşmüş. Eh, Tayyip Erdoğan 1994'te belediye başkanı olunca, bu fırsat kaçmaz elbette. Tayyip Erdoğan'la kol-kola, diz-dize çektirilen fotoğraflar, açılan büroların duvarlarına asılır. Bastırılan kitapçıkların baş sayfalarına konulur. Demirkaya bu yıllarda Türkiye'nin en büyük sanayi odasının ikinci başkanı yapılır. Yetmez; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yöneticisi yapılır. Demirkaya Almanya'daki bürolarda, ağa düşen kurbanlarla yakın temas halindedir. Kendisine güveni sonsuzdur. Sıkça tekrarladığı "Türkiye batar, Demirkaya Holding batmaz" vecizesi ile, adeta Tayyip Erdoğan'ın Türkiye için öngörülerini yansıtmaktadır.
ŞEYTANA PAPUCUNU TERS GİYDİREN MUHTEREM
Demirkaya'nın başka bir başarısı da "gâvurlarla ortaklık" konusundaki yaratıcı yöntemleridir. Dağıttığı tanıtım kağıtlarına göre; Almanya'nın en büyük inşaat firmalarından "Kampa Haus AG" ile Demirkaya ortaklık kurmuştur. Geliştirdiği projeye göre, gurbetçi vatandaşımız, 50 bin Mark'ını Demirkaya'ya yatırırsa, 250 bin Mark tutarındaki evi 1978 Mark'a alabilecektir. Çünkü, Demirkaya'ya yatırılan 50 bin Mark'ın sekiz yıllık geliri, 248.032 Mark tutmaktadır. Ev almak istemeyenler için de, Demirkaya'nın sunduğu cazip seçenekler vardır. Diyelim ki; adınız Almanya'daki gurbetçilerimizden Muhammet Demirci'dir. 340 bin Mark biriktirmiştiniz. 20 Kasım 1999 tarihinde bunu Demirkaya'ya verirseniz 23 Kasım 2001 tarihinde paranız toplam 629bin Mark olacaktır. Eğer paranızı iki yıl daha almazsanız, 23 Kasım 2003 günü, paranız 1 milyon 139 bin Mark'a ulaşacaktır.
AR YILINDA DEĞİL, KÂR YILINDAYIZ?
Peki, bu kadar büyük kâr nasıl elde edilecektir?
"Aziz dostum, kardeşim Muhammet! Sana ne dedim? Türkiye batar, Demirkaya batmaz. Sırtım sağlam dedim ya! Geçen gün Tayyip bey'e de söyledim. Tekstil alanında da büyük yatırımlar yapmak lazım. Allah'ın izniyle hepsinin altından kalkarız."
Tayyip Erdoğan'ın kadim dostu, İstanbul Sanayi Odasının ikinci başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu üyesi Halil Demirkaya'nın sıradan bir dolandırıcı olabileceği, kurbanların aklına gelse de; bu "kötü düşünceler" kafalardan kovulur. Marklar, Demirkaya'ya akıtılır.
HALİL DEMİRKAYA EKONOMİ BAKANI OLACAK?
Türkiye'de önemli gelişmeler olmaktadır. 2002 Temmuzu'nda, hükümet orta yerinden çatlatılmış, İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan'ın arkasından giden DSP milletvekilleri istifa etmeye başlamıştır. Türkiye, bu operasyonla erken seçime zorlanmaktadır. O günlerde, Halil Demirkaya'nın para toplama faaliyetleri de hızlanmıştır. Halil Demirkaya'nın bir ayağı Almanya'da ise, öbür ayağı Türkiye'dedir. O günleri, Demirkaya Holding yöneticilerinden Mehmet Horasanlı, 24 Mayıs 2004 günü canlı yayında anlatıyor. "İşler iyi gidiyordu. Halil bey ile Tayyip Erdoğan'ın dostlukları çok eski olduğu için, Tayyip Bey'le sık sık telefon görüşmeleri yapmasını normal karşılıyorduk. Biz Halil Bey'in AKP'den milletvekili olacağına kesin gözüyle bakıyorduk". O dönemi, Demirkaya Holding'in dolandırdığı gurbetçilerimizden Muhammet Demirci, Kemal Barış, Doğan Özel de iyi hatırlıyor: "Halil bey, Tayyip Bey'le çok samimi idi. Yıllarca bürolarında Tayyip Bey'le samimi pozlarda çekilmiş fotoğrafları çekinmeden kullanması, bunu AKP'ye sempati duyan binlerce gurbetçi vatandaşımızın ve Alman makamlarının gözleri önünde yapabilmesi, elbette bizleri de etkiliyordu. Tayyip Bey'i bizzat büroda görmesek de, bu çağda, bu kadar propagandanın, Tayyip Bey'in bilgisi dışında olması kesinlikle söz konusu bile olamazdı. Halil Bey'in yanında çalışanlar bize, "Halil Bey ekonomi bakanı olacak" dediklerinde bunu gayet doğal karşılıyorduk."
YEDİ, SEKİZ, DOKUZ; ALMAN DOMUZ?
Alman hükümeti, Almanya'da faaliyet gösteren bu tür Türk şirketlerini yıllardır yakın takibe almıştı.
Alman hükümetinin, kara parayla mücadeleyi amaçlayan Berlin'deki kredi kontrol dairesi, Türk holdingleriyle ilgili soruşturma dosyalarını oluşturmuş, bilgi ve belge toplamaya çoktan başlamıştı. Berlin Kredi Kontrol Dairesi, son iki yılda Türkiye'deki İslami Holdinglere para taşıyan çok sayıda kurye yakaladı. Türkiye'deki ve Almanya'daki havaalanlarında ele geçen bavul dolusu paralar şimdi unutulmuş görünüyor. Ama, söz uçar, yazı kalır.
Kredi Kontrol Dairesi'nde İslami holdinglerle, Kara Parayla Mücadele Birimi, 1998'den bu yana Türk kuruluşlarını mercek altında tutuyor.
Bu birimin tespitlerine göre bu işin içinde çok sayıda firma var. Bunlar, Alman yasalarına göre çalışmıyorlar. İllegal çalışıyorlar. Toplanan paralar kuryeler aracılığıyla illegal olarak Türkiye'ye gönderiliyor. Bu kuryelerin şirketlerle resmi bir ilişkisi yok. Sorduğunuz zaman, paranın kendisine ait olduğunu söylüyor. Bir Türk havayolu şirketi de bu işi meslek edinmiş durumda.. Almanya'dan toplanan paraları illegal yoldan Türkiye'ye taşıyor.
Bu firmalar, kendilerini bir finans kurumu gibi kaydettirmiyorlar. İthalat, ihracat, ya da turizm şirketi gibi, finans hizmetleri dışında faaliyet gösteren şirketler olarak Almanya'da çalışma izni alıyorlar. Sonra da camilerde, kahvelerde, insanların toplu olarak bulundukları yerlerde para topluyorlar.Türkiye'de, SPK; Merkez Bankası ve Hazine bizi bilgilendirmekle yükümlü. Ancak, doğruyu söylemek gerekirse, onlardan gerekli bilgiyi alamıyoruz. Burada illegal olarak faaliyet gösteren holdinglerin sahibi kim, Türkiye'de nasıl çalışıyorlar? Bu tür bilgi ve belgelere ihtiyacımız var. Bunları bugüne kadar bize vermediler.
Berlin Kredi Kontrol Dairesi Kara Parayla Mücadele Departmanı Başkanı Fındayzen, haklarında soruşturma yürütülen Türk şirketlerine verilecek cezayla ilgili olarak şunları söylüyor: "Soruşturma sonucunda, bu şirketlerin kendi adlarına para toplayıp, Türkiye'ye transfer ettikleri tesbit edilirse, önce bunları faaliyetten men edeceğiz. Daha sonra savcılığa sevkedeceğiz. Savcılık ceza soruşturması başlatacak. Bu soruşturma sonucu şirket yöneticileri, 3 yıla kadar hapis ve parayla cezalandırılabilecekler."
İşte Alman Devlet Televizyonu WDR'nin yayını, bu sürecin dönemeç noktalarından biri.

Alisutcu
12-01-2005, 21:08
http://web.archive.org/web/20021128055323/http://www.yolsuzluk.com/

DrX
12-01-2005, 21:31
Yolsuzluğu bile, yolsuzluğun dincisi, dinsizi, diye tasnif ederek değerlendiriyor isek... :(
Bunun bir sonraki adımı, yandaş yolsuzluğun üstünü örtmeye çalışmak olur.. :düsün:
Bir tarafta bağnazlık, yobazlık, diğer tarafta din deyince kanı beynine sıçrayan insanlar.. :mad:
Al onu vur ötekine.. :hmm:
Siyah ile beyazdan başka renk bilmeyen, dar kafalı insanlar..
Toplum içinde sayınızın az olduğunu ummak istiyorum.. :(
Umarım öyledir.. :)
Yoksa...!!!!!!

Bilge
12-01-2005, 22:49
"Yimpaş" halktan resmî hiç belge vermeksizin ne kadar para topladı? Bu parayı hangi sıfatları kullanarak topladı? Parasını geri almak isteyip de alan var mı? Benim tanıdığım kaç kişi parasını geri alamıyor. Bu örneği şunun için verdim. Ahlaksızın dini, ideolojisi yoktur. Adı üzerinde: Ahlaksız... Saygılarımla...

MaTHiLDa
12-06-2010, 18:29
Uzun yillardan beri yerlerden surunen itibarimiz kuzey iraktaki cuval olayindan sonra dip yapti. Ama artik biz de AB ve amerikaya posta koyabiliyoruz.
Meclisten gecmeyen tezkere, cuval olayina misilleme olarak amerikan askerlerinin gozaltina alinmasi, Erdogan'in Edelman'i randevu icin 6 hafta bekletmesi, amerikan buyukelciliginin resepsiyonunun boykot edilmesi, en son da amerikan generalinin yanlislikla vurulmasi haberi icimdeki yaglari eritti.
Bizim koskoca gemiyi tatbikatta yanlislikla vurduklari zamani hatirladim.

Posta koymaya devam... içimizde anti-amerikancı geçinip de gerçekte derin amerikaya hizmet edenlere inat abd'ye israile fransa'ya aps tipi postalar.. tabi hakettiklerinde..

celikbilek
12-06-2010, 19:11
Bu posta dediğiniz şu bildiğimiz postaneden giden POSTA lar mı?

MaTHiLDa
12-06-2010, 19:17
Bu posta dediğiniz şu bildiğimiz postaneden giden POSTA lar mı?

Anlamanıza yardımcı olur;

http://tr.wiktionary.org/wiki/posta_koymak

celikbilek
12-06-2010, 19:21
Anlamanıza yardımcı olur;

http://tr.wiktionary.org/wiki/posta_koymak

Türkçe
[değiştir] Deyim
Anlamlar

[1] Birini korkutmak, tehdit etmek, kabadayılık etmek, göz dağı vermek, kafa tutmak
"http://tr.wiktionary.org/wiki/posta_koymak" adresinden alındı.

Gene bişey anlamadım. Biz kime ne yaparak korkuttuk ki?

cehane27
12-06-2010, 19:29
1992 de alman devleti türk ordusuna
güneydoğuda sivillere karşı kullandığı gerekçesiyle
silah ambargosu koyduğu zaman..

protesto olarak alman savunma bakanlığına
gazeteden aldığım yabancı dilde yazıyı posta ile gönderdim.

izmirdeki alman konsolosluğuna gidip protesto etmeyi düşündüm vazgeçtim.

alman toprağı da olsa konsolosluk binası
türk güvenlik görevlileri tarafından sokaktaki tehlikeli türklere karşı korunuyor.

küresel büyük devletler tepki göstermeyen,itaat eden,
bilinçsiz,bilgisiz,sorun yaratmayan türk vatandaşları istiyorlar.


aynı bizim baş efendilerimiz gibi..

ne ilginç bir ittifak..

bu dünyayı abd ,israil,almanya gibi ülkelerin finanse ettiği
uluslararası hukuk ve kuruluşlar yönetiyor.
bütün ülke ve vatandaşlar tepkisiz kabullenmek zorunda.

tabii bu kuralları yine büyük ülkeler çiğniyor.
ve savaş,ambargo gibi hiç bir yaptırımla karşılaşmıyorlar

yapacak bir şey yok.
biz de kendi çıkarları için gaza getirilip kullanılan benliğimizle kalıyoruz..