PDA

View Full Version : Nobel Edebiyat Ödulu Orhan Pamuk'a verildi!



Pages : 1 [2]

UNYELI CONAN
15-10-2006, 22:55
5 temmuz 2005 yilinda asagida baslikla bir onu acmisim. Anlasilan degisen bir sey olmamis bu 1,5 yil zarfinda.

Yazarlara karşı neden bu kadar saygısızlar?

Pamuk gibi Türkiye’nin gururu olması gereken değerli bir yazar haksız sorularla üzülüyor, büyük bir ödül kuşkularla gölgeleniyor.

Pamuk gibi edebiyat dışında hiçbir ölçüye ihtiyacı olmayan önemli bir yazarı da haksız suçlamaların lekeli ışığından daha rahat kurtarır.”


P.Barista

1. üzülecegini hic zannetmiyorum
2. bunlar tipik skor yazarlari . gola atana, ne kadar berbat oyanarsa oynasin 4 yildiz ver pamuk edebiyat yoksunu olmasina ragmen ona saksak yap.. nobeli aldi ya :hayır: :mad: nobeli neden adligida gün gibi ortadayken !:hayır:

mclark
15-10-2006, 23:32
Bu Ulkede Gercekleri Soyleyen Bulundugu Toplumun Onunde Yer Alan Herkes Zaten Ya Asildi Ya Surgune Gonderildi Yada Bu Sitedeki Gibi Anlamsiz Hakaretlere Maruz Kaldi,ataturkun Onderligindeki Ordu Ve Siyasi Yapilanma Kurtulus Savasini Kazanmamis Olsaydi Bugun Tarih Kitaplarinda Ovgulerin Yerini Yergi Alicakti Cunku Yikmaya Calistigi Duzenin Insanlari Gorevde Olucakti...

Eyyy arkadaş

1-öncelikle senden bir açıklama rica ediyorum;
Yukarıda yazdığın yazıdaki tüm kelimeler Büyük harfle başlıyor ATATÜRK
müstesna sebep nedir?

2-ATATÜRK bir düzen yıkmak yerine başka bir düzen getirmek için düzene karşı savaşmadı. Bu sebepden dolayı kardeş kanı dökülmedi
Yurdun bölünmez bütünlüğüne fiziki ve manevi bütünlüğüne kast etmiş düşmanlara karşı zaafiyet gösteren bir düzenle geleceğin olmadığını gördüğü için ülkenin egemenliğini bu ülkenin asıl sahipleri olan halka verilmesi için çaba sarf etmiştir.

Saygılarımla;

JoNaThAn
15-10-2006, 23:39
2-ATATÜRK bir düzen yıkmak yerine başka bir düzen getirmek için düzene karşı savaşmadı. Bu sebepden dolayı kardeş kanı dökülmediYurdun bölünmez bütünlüğüne fiziki ve manevi bütünlüğüne kast etmiş düşmanlara karşı zaafiyet gösteren bir düzenle geleceğin olmadığını gördüğü için ülkenin egemenliğini bu ülkenin asıl sahipleri olan halka verilmesi için çaba sarf etmiştir.
Saygılarımla;

hilafet rejimini kaldırmak için ermeniler kadar yobazlarda istiklal mahkemelerine gönderildi.hala Atatürk ve yasalarına diş gıcırtadırlar.tepelerinde Atatürk resimleri asılıyken bile!

rejim değiştirildi.yoksa türkiye şuan iran olacaktı.Atatürk'ten önce rejim hilafetti!canlarına okuna okuna kaldırıldı.

Atatürk'ü 2 tip insan sevmez.birincisi arap hayranları..nedenini bi onlara sorunuz..

ikincisi, Atatürk'ü anlama ve kavrama yeteneğine sahip olamayan eğitimsiz-cahil insanlar.aslında 1.grupla aynı insan tipi farkı yok..

Atatürk bir düzeni yıkıp, yerine başka bir düzen getirmiştir.ve bunun için canla başla çaba göstermiştir,hiç kolay olmamıştır.halkımız bunu bilmiyor.uyutuluyor..önceki rejimle cumhuriyet arasındaki farkı bilmiyor.en nefret ettiğim şey ise, bunun farksız gösterilmesi.bu yüzden yazınıza bu cevabı yazdım.

Seyfullah
15-10-2006, 23:45
Burayı iki gün sonra açıyorum ve yine Pamuğu savunanları görüyorum.
Bir kere Pamuk Nobel alacak kadar iyi bir yazar mı?
İkincisi de Türkiye'de böyle bir yazar olsa bile bu ödül Türkiye'ye normal şartlar altında gelir mi?
Aklı olan bu soruları bir düşünsün...

mclark
15-10-2006, 23:55
hilafet rejimini kaldırmak için ermeniler kadar yobazlarda istiklal mahkemelerine gönderildi.hala Atatürk ve yasalarına diş gıcırtadırlar.tepelerinde Atatürk resimleri asılıyken bile!

rejim değiştirildi.yoksa türkiye şuan iran olacaktı.bu düpedüz yalan.insanları kandırmayın.Atatürk'ten önce rejim hilafetti!canlarına okuna okuna kaldırıldı.

Atatürk'ü 2 tip insan sevmez.birincisi arap hayranları..nedenini bi onlara sorunuz..

ikincisi, Atatürk'ü anlama ve kavrama yeteneğine sahip olamayan eğitimsiz-cahil insanlar.aslında 1.grupla aynı insan tipi farkı yok..

Atatürk bir düzeni yıkıp, yerine başka bir düzen getirmiştir.ve bunun için canla başla çaba göstermiştir,hiç kolay olmamıştır.halkımız bunu bilmiyor.uyutuluyor..önceki rejimle cumuriyet arasındaki farkı bilmiyor.en nefret ettiğim şey ise, bunun farksız gösterilmesi.bu yüzden yazınıza bu cevabı yazdım.

Arkadaş beni insanları kandırmakla niye itham ediyorsun.
bana iftira ediyorsun

Ben rejim değişmedi demedim ki-rejim değiştirmek için savaşılmadı dedim.
Sen heyecanlı bir arkadaşsın heralde yazımı yanlış okuyosun.

JoNaThAn
15-10-2006, 23:57
Arkadaş beni insanları kandırmakla niye itham ediyorsun.
bana iftira ediyorsun

Ben rejim değişmedi demedim ki-rejim değiştirmek için savaşılmadı dedim.
Sen heyecanlı bir arkadaşsın heralde yazımı yanlış okuyosun.

iftira etmiyorum sevgili dostum,özür dilerim..düzelteyim ağır kaçmış..

rejim değiştirildi ve savaşıldı aslında.büyük bir değişimdi bu ve türkiyeyi diğer ortadoğu ülkelerinden ayrı kıldı..çok ince birçizgi ama çok keskin..

saygılar;)

ally_mcbeal
16-10-2006, 00:14
Beyler yurt dışında yaşayan yüzlerce forumdaş arkadaşımız var .Bunların edebiyatla ilgilenen yabancı arkadaşlarıda vardır .Sorsunlar bakalim orhan pamuğu tanıyan varmi .Ben msn den görüştüğüm Türk'den bile abi orhan pamuk kim diyen gördüm halen :D .Bence nobel yanlış dalda ödül verdi orhana cidden bence değiştirilmesi hakkında bir oylama yapılmasi lazim .

Netten yurt dışı yansımalarına bakıyorumda bir tane allahın kulu medya ,orhanı yıllardır tanıyor gibi haber yapmayıp bundan önceki vukaatlarını belirtip adamı yerin dibimi üstümü kişiye göre değişen yere getirdikten sonra ödül verildiğini açıklama ihtiyacı duymuşlar....

londra da nerdeyse bütün kitapçılarda orhan pamukun kitapları var. bunu belirtmeliyim, çünkü çok şaşırdığımı net hatırlıyorum. galiba bir-iki yazar daha vardı tr den ama o.pamuk kadar yaygın deildi. anlaşılan birileri gerçekten elinden tutmuş olmalı :düsün:

sn seyfullaha katılıyorum, normal şartlarda asla bir türke nobel vermezlerdi bu kompleks deil gerçek..... iki kere iki dört.....
nobeli o elim sözler sayesinde aldı kendisi....

menealaos
16-10-2006, 00:31
Burayı iki gün sonra açıyorum ve yine Pamuğu savunanları görüyorum.
Bir kere Pamuk Nobel alacak kadar iyi bir yazar mı?
İkincisi de Türkiye'de böyle bir yazar olsa bile bu ödül Türkiye'ye normal şartlar altında gelir mi?
Aklı olan bu soruları bir düşünsün...

1. çok iyi bir roman okuru olarak kendi adıma şunu söylemek istiyorum : diğer kitapları bir yana, "benim adım kırmızı" son 30 yılda yerkürede yazılmış en muhteşem edebi metindir.. nobel'e layık görülmüş olması eşyanın tabiatıdır..

2. batı'nın her konuda ve her durumda ne denli iki yüzlü ne denli aşağılık olduğunu düşünecek olursak normal şartlarda bu ödül verilmeyebilirdi.. yani türkiye bu denli global-politik'in odağında olmasaydı, AB süreci gibi çetrefilli bir süreç sözkonusu olmasaydı ve orhan pamuk resmi ideolojiye aykırı bir kaç laf etmemiş olsaydı bu ödül verilmeyebilirdi..

Seyfullah
16-10-2006, 00:47
1. çok iyi bir roman okuru olarak kendi adıma şunu söylemek istiyorum : diğer kitapları bir yana, "benim adım kırmızı" son 30 yılda yerkürede yazılmış en muhteşem edebi metindir.. nobel'e layık görülmüş olması eşyanın tabiatıdır..

2. batı'nın her konuda ve her durumda ne denli iki yüzlü ne denli aşağılık olduğunu düşünecek olursak normal şartlarda bu ödül verilmeyebilirdi.. yani türkiye bu denli global-politik'in odağında olmasaydı, AB süreci gibi çetrefilli bir süreç sözkonusu olmasaydı ve orhan pamuk resmi ideolojiye aykırı bir kaç laf etmemiş olsaydı bu ödül verilmeyebilirdi..

Sn menealaos çok kişisel olacak ama, okuduğunuz kitaplar arasından en beğendiklerinizi ve "benim adım kırmızı" romanının neden bu romanlardan daha iyi bulduğunuzu ve son 30 yılda yerkürede yazılan en iyi edebi metin olarak seçtiğinizi karşılaştırarak belirtebilir misiniz? Bunu çok merak ettim.

baron11
16-10-2006, 11:36
Muasır ol Nobel'i kap (http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=4381)

Artık fırsatlar ülkesiyiz!..
Yeterki 'neyin ne' olduğunu bileceksin ve mesela asla Kemal Kerinçsiz gibi olmayacaksın!..
ABD İstanbul Konsolosluğu Kerinçsiz'e Temmuz'da bir yazı göndererek 'Konsolosluğumuzda Politika ve Ekonomi Bölüm Şefi ve Başkonsolos Yardımcısı olarak görev yapan Bayan Sandra Oudkirk hem sizinle tanışmak hem de derneğiniz hakkında bilgi edinmek ve gündeme ilişkin bazı konularda fikirlerinizi almak için sizden bir randevu rica etmektedir' dedi...
Avukat Kerinçsiz bu 'muhteşem' teklifi 'maksadı belli alışveriş' diye kabul etmedi!..
İnfazı vaciptir yani!..
Çağdışı vatansever ne olacak!..
Bu tutumlar yıllar öncesinde kaldı artık!..
Yıllar önceydi ve Tayyip İstanbul Belediye Başkanı'ydı... O dönem, Kartal'da bir çimento fabrikası var Fransızlar'ın... Çevreyi leş gibi yapıyor, üstelik kaçak ekleriyle, yanılmıyorsam... Yıkılması lazım... Fransızlar'ın adeta kafa tutarcasına faaliyetini sürdürdükleri fabrikanın duvarları ilk darbeleri yemeğe başladığında Tayyip'e o dönemin Cumhurbaşkanı'ndan 'yapma' telefonu geliyor... Fabrikanın avukatı devrin Cumhurbaşkanı'na çok yakın bir kişi... Gene dönemin güçlü bir medya patronunun da ortağı... Tayip dinlemiyor Kartal'daki kirli Fransız kalesini yerle bir ediyor...
Peki şimdi durum ne?..
Fransa 'soykırım var' dediği için Başbakan çok öfkeliymiş de, 'bunu' onların yanına bırakmayacakmış!..
Habere bak öfkeyi anla!..
Tayyip Erdoğan, Fransa'ya sert tepkisini sürdürürken, kamuoyunda gelişen ürün boykotu fikri için 'Sakin olalım. Acaba kurbağayı ürkütür mü, ürkütmez mi? İktidarınız, inşallah, bu konularla ilgili atılması gereken adımları tüm siyasi platformlarda da atmaktadır. Şu anda Türkiye'nin Fransa ile dış ticaret hacmi yaklaşık 10 milyar dolar. Bu Fransa'nın dış ticaret hacmi içerisinde yüzde 1.5'dir. Onun için bunun hesabını iyi yapacaksınız.'Trakya'daki ceza evi Tayyip'in miladı sanki!..
Milattan sonraki açıklama 'Valla bizle ticaretleri toplam hacımlarında yüzde bir, ne yapsak sallamazlar aman fazla azdırmayalım' türünden... Oysa yüzde dokuz işsizlikle kıvranan Fransa, bizim bavulcu gezginlerimizi bile cezbedebilmek için Paris'te Louvre'un hemen dibinde gecekondu çarşı pazar kurdu... Ajandalarında Türk topraklarında kurulmuş Kürdistan haritalarına yer veren Faberge gibi Fransızlar'a yol veren çağdaşlık hep o 'Trakya ikna odası'nın sonrasında gelen değişimlerdir sanki!..
Bu bir 'çağdaş üslup' birliğidir..!
Nobel'li Orhan Bey de Fransa konusundaki 'çağdaş öfkesini' benzer şekilde dile getiriyor...
'Fransızlar yanlış iş yaptı... Ama, bizim de işin tadını kaçırmamamız lazım. Pire için yorgan yakılmaz.' Bu durum, 'muasır' global sistemin, uygarlığın ve de 'mutluluğu' yakalamanın vazgeçilmez üslubudur artık...
Mesela ...
Bu yolda emin adımlarla yürünüldüğü zaman Nobel mobel bile çantada keklik oluyor imiş...
Aslında 'reçeteyi' bir süre önce Milliyet Yazarı Melih Aşık yazmıştı oradan aktarıyorum...
'Orhan Pamuk'un 26 Eylül 2001 tarihli röportajdan birkaç satır... Pamuk'un 'Benim Adım Kırmızı' kitabı Amerika'da 'best seller' olmuştu. Daha önceki iki kitabı ise satmamıştı Amerika'da... Orhan Pamuk sebebini şöyle anlatıyordu: 'Kara Kitap'ta ve 'Yeni Hayat'ta kötü eleştiri aldım, o eleştirileri yapan insanlar da Ermeni katliamı konusunda kitap yazmış insanlardı... Pamuk, Ermeni diasporasıyla uzlaşmadan ABD'de kitap satamayacağını anlamış. Sonra durumu düzeltmiş anlaşılan. Gelelim Elif Şafak Hanım'a... Elif Hanım, İstanbul'daki Ermeni Konferansı'ndan sonra ABD'nin ünlü Washington Post gazetesine yazı yazdı. Hayatta kalanların anılarını okudum, Ermeni dostlarımın aile sırlarını dinledim, yalnızca korkunç şeyler yaşanmamış, bunların sistematik bir şekilde inkar edilmesi her şeyi daha da kötü duruma getirmiş...
Yazı, 'İnkar duvarında bir çatlak' başlığını taşıyordu. Diasporanın kalemlerinden Vincent Lima tarafından yazılmış bir başka yazı da 'Sessizlik duvarında çatlak' başlığı taşımaktaydı. Türkiye'yi soykırımı kabullenmediği için inkarcı diye niteleyerek Ermeni diasporasına destek vermek... Umarız değildir ama... Bu destek biraz daha fazla kitap satma amacına dönükse... İyice hüzün vericidir...'
Bir bilgi...
Nobel'li Orhan Bey Nobeli aldığını ABD'de öğrenmiş, meğer Minnesota Üniversitesin'de 'Ermeni' konferansı verecekmiş...
Bu kadar basit!..
Gelişen dünyada mutlu olabilirsiniz, yeterki 'parayı verenin kuralı koyduğunu' bileceksiniz ve vatanın namusuna falan boş vereceksiniz!..

tent
16-10-2006, 11:37
nuran yıldız

En büyük pazarlama ödülü: Nobel (http://www.sabah.com.tr/2006/10/15/yaz1628-30-140.html)

tent
16-10-2006, 11:42
"asker konuşmasın" demek prim yapıyor, ya askere öykünmek? (http://www.radikal.com.tr/ozel_resim.php?yol=veriler&resim_tarih=2006/10/16&dosya=cilali.gif&resim_baslik=cilali) :)

UNYELI CONAN
16-10-2006, 12:03
1. çok iyi bir roman okuru olarak kendi adıma şunu söylemek istiyorum : diğer kitapları bir yana, "benim adım kırmızı" son 30 yılda yerkürede yazılmış en muhteşem edebi metindir.. nobel'e layık görülmüş olması eşyanın tabiatıdır..

2. batı'nın her konuda ve her durumda ne denli iki yüzlü ne denli aşağılık olduğunu düşünecek olursak normal şartlarda bu ödül verilmeyebilirdi.. yani türkiye bu denli global-politik'in odağında olmasaydı, AB süreci gibi çetrefilli bir süreç sözkonusu olmasaydı ve orhan pamuk resmi ideolojiye aykırı bir kaç laf etmemiş olsaydı bu ödül verilmeyebilirdi..

peki sizce bu roman ne zaman yazildi ve ödülün verilmesi icin nobelciler neyi bekledi?

spiderman
16-10-2006, 12:05
Cumartesi akşam Skyturk de Nihat GENC i seyreden oldu mu bilmiyorum. Ancak çok ağır ve iddali konuştu. Orhan Pamuk un Beyza Kale romanında en önemli kısımlarından hatta romanın gövdesini oluşturan kısmın kelime kelime "Petrov un Güncesi" isimli bir İspanyolca kitaptan çalındigini - savcılar hemen aleyhime harekete gecsin mahkemede hesaplasalim diye de ekledi -, bu kitabin 1930 lu yıllarda İspanya da elcilik gorevinde bulundan biri tarafindan Turkceye cevrildigini, bir sekilde Orhan Pamuk un bu kitabi okuyup romanına temel aldigini ve bu hirsizlik ortaya cikinca tek kelime etmedigini soyledi, Aynen kelime kelime calinti... Bu adama bilinerek, yani bir eser hirsizina Nobel verilebilir mi? Dogan Hizlan gibi kisilerinde komik sekile "olur modern edebiyat da boyle seyler " diye konuyu gecirsitdigini, Radikal Gazetesi gibi yerlerde ise bu suclamalara hic yer verilmedigini gayet guzel anlatti.Ayrica eserlerini ABD de pazarlayan kisinin eski ABD Disisleri Bakan Yrd. Richard Holbrooke un karisi Victoia Hoolbroke oldugunu, fazlasiyla yakin olduklarini ve Orhan Pamuk dan baska yazarlara da kancayi taktigini anlatti. Harika bir programdi, bulabilirseniz izleyin tekrar derim.

oasisx
16-10-2006, 12:08
Eyyy arkadaş

2-ATATÜRK bir düzen yıkmak yerine başka bir düzen getirmek için düzene karşı savaşmadı. Bu sebepden dolayı kardeş kanı dökülmedi
Yurdun bölünmez bütünlüğüne fiziki ve manevi bütünlüğüne kast etmiş düşmanlara karşı zaafiyet gösteren bir düzenle geleceğin olmadığını gördüğü için ülkenin egemenliğini bu ülkenin asıl sahipleri olan halka verilmesi için çaba sarf etmiştir.

Saygılarımla;

yazimdan ATATURKE olan saygim anlasilicagi icin bunun da teknik bir arizadan kaynaklanmis olabilecegini dusunmen gerekirdi:hayır: :hayır: :hayır:

PAŞA
16-10-2006, 12:37
Dün ,hangi dergide okudum hatırlamıyorum ama şöyle bir yazı vardı...

''Ey Orhan Pamuk.Ya o ödülü kabul edip ,halkının gözünde küçük olmayı kabul edeceksin ,ya da o ödülü ,siyasidir deyip iade edeceksin ve halkının gözünde ölümsüz olacaksın''...

pinky
16-10-2006, 14:33
Orhan Pamuk'a yönelik intihal (aşırma) iddialarını anımsayalım

Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen Orhan Pamuk son günlerde
televizyonlarda konuşuyor, gazetelere demeçler veriyor. Bu söyleşileri
yapanlar acaba O'na yönelik intihalcilik (aşırma) suçlamalarını niye
dile getirmiyorlar. Bir yazar için en ağır suçlama herhalde
intihalciliktir. Nobel'e aday gösterilen bir yazar, hakkındaki
intihalcilik suçlamalarına tatmin edici bir yanıt verememişti.

"intihal"in ne olduğunu belirtelim. Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük
adlı kitabında, intihalin tanıtımı şöyle yapılıyor: İntihal, Arapça
kökenli bir sözcük. Anlamı, "aşırma"... Orhan Pamuk ile ilgili
"intihal" yani "aşırma" suçlamasının ne olduğuna bakalım... 26 Mayıs
2002 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Murat Bardakçı imzası ile
yayımlanan "Niyetim, Orhan Pamuk'un Türk Edebiyatı'ndaki yerini
tartışmak değil" başlıklı yazısını yeniden okuyalım ve intihal
iddialarını anımsayalım istedim.

Murat Bardakçı'nın 26 Mayıs 2002 tarihli yazısından, ilgili bölümler aynen;

"Orhan Pamuk'un sadece beni değil, benim gibi onbinlerce kişiyi tarihe
aşık eden Reşad Ekrem Koçu'yu, yani İstanbul'un yetiştirdiği büyük bir
ismi karalamasını hazmedemediğim için yazıyorum: Birileri, artık
hayatta olmayan önemli isimleri töhmet altında bırakmadan önce kendi
yazdıklarının ve geçmişteki intihallerinin değerlendirmesini yapmak
zorundadırlar! Orhan Pamuk, gündemde kalmayı gene başardı: Bu defa
Reşad Ekrem Koçu'yu vasıta yaptı, ''National Geographic-Türkiye''
dergisinde çıkan ''Şehrin Ruhu'', başlıklı yazısında Koçu'nun sefahate
düşkün bir eşcinsel olduğunu, yayınladığı İstanbul Ansiklopedisi'nin
bu yüzden yarım kaldığını ve İstanbul'a ait bilgileri daha da
karıştırdığını söyledi.

İstanbul gibi rengárenk bir şehir, bence Pamuk'un yazısından daha
ruhsuz bir üslupla ve daha soğuk bir şekilde anlatılamazdı. Ama
sayfaların arasına neyse ki Ara Güler'in fotoğrafları serpiştirilmişti
de, sözü edilen şehrin İstanbul olduğunu anlayabiliyordunuz. Bu işin
bir tarafı. Diğer yanda ise, Pamuk'un Reşad Ekrem hakkında kullandığı
sözler var: Reşad Ekrem'in eşcinselliği, ''içki masası dostlukları''
ve yine Pamuk'un tabiriyle ''çıplak ayaklı güzel oğlanlara'' olan
tutkuları...

Saklamaya gerek yok: Reşad Ekrem eşcinseldi; eskilerin ''cemál áşığı''
dedikleri ve yakışıklı delikanlıları ''seyretmekten'' haz duyan gruba
mensuptu. Bunu, Reşad Ekrem'i tanımış olan herkes bilir. Benim
anlamadığım, Reşad Ekrem'in bu tercihiyle yazdıkları arasında bağlantı
kurulması... Ve, en önemlisi: Reşad Ekrem, hiçbir zaman intihalci
olmadı. Başkalarının konularını yahut kahramanlarını, meselá Fuad
Carım'ın ''Kanuni Devrinde İstanbul''unun bir bölümünü alıp kendi
imzasıyla ve ''Beyaz Kale'' adıyla yayınlamadı.

Bu ''intihal'' meselesinin ayrıntılarını yandaki kutularda veriyorum
ama zamane yazarlarına da bir hususu hatırlatmadan edemeyeceğim:
Buyurun, 'Benim Adım Kırmızı'yı tartışalım. Elimde, Amerika'nın önde
gelen yazarlarından biri olan Norman Mailer'in bir romanı var:
''Ancient Evenings''. Eski Mısır'da başlayan bir öykü; cinayetlerle,
didişmelerle, bir başka dünya tartışmalarıyla dolu gerilimli bir
kitap.

Yorum yapmayacak ama kitapların yalnızca arka kapaklarını okumakla
yetinen ve sadece kendi çevrelerinden olan yazarları göklere çıkartan
edebiyat eleştirmenlerimizden ufak bir ricada bulunacağım:

Hiç olmazsa şimdi, oturup bir kitabın tamamını okuma zahmetine
katlanın; ''Ancient Evenings''i bulup gözden geçirin, İngilizceniz
yoksa birilerine en azından girişini tercüme ettirin ve Norman
Mailer'in ''Ancient Evenings''i ile Orhan Pamuk'un ''Benim Adım
Kırmızı''sı arasında bir benzerlik olup olmadığı konusunda bendenizi
aydınlatıverin...

İşte, intihalin suçüstü belgesi...
Aşağıdaki iki sütunda karşılıklı olarak yeralan cümleleri okuyup
aralarındaki benzerliklerin, daha doğrusu "aynıyetin" nasıl
yorumlanması gerektiğine siz karar verin. Ben bu işe ''intihal''
diyorum, bakalım siz ne diyeceksiniz...

Bu intihal konusunu yazmamın sebebi, Orhan Pamuk'a karşı ''Reşad
Ekrem'in hatırasına saygısızlık ettin ama sen de başkasının eserini
intihal etmiştin'' gibisinden ucuz ve basit bir karalamaya girişmek
değil. Sadece, birilerinin, şimdi hayatta olmayan önemli isimleri
töhmet altında bırakmadan önce kendi yazdıklarının bir
değerlendirmesini yapmalarını istiyorum, o kadar... Sözü hiç
uzatmadan, açıkça söyleyeyim: Orhan Pamuk, intihalcidir! Fuad Carım'ın
''Kanuni Devrinde İstanbul'' isimli eserinin birçok bölümünü intihal
etmiş ve ''Beyaz Kale'' adındaki romanın temelini Carım'ın bu kitabı
üzerine kurmuştur. Hem de bazı cümleleri neredeyse aynen alarak...

Bu intihal konusunu bundan birkaç sene önce de gündeme getirmiş ama
''Modern edebiyatta böyle şeyler olur'' gibisinden abuk subuk bir
cevap almıştım. Üstelik, Beyaz Kale'nin sonundaki ''kaynaklar''
listesinde Carım'ın eseri yoktu ve Fuad Carım'ın adı ''kaynaklar''a
ancak benim yazımdan sonra, kitabın sonraki baskılarında görünmüştü.
İşte, Pedro de Urdemalas'ın Beyaz Kale'ye küçük farklarla giren bazı
cümleleri... Pedro'nun sözlerini Fuad Carım çevirisinin Güncel
Yayıncılık'tan ''Pedro'nun Zorunlu İstanbul Seyahati'' adıyla çıkan
ikinci, Orhan Pamuk'un cümlelerini de ''Beyaz Kale''nin 11.
baskısından naklediyor ve sayfalarını da gösteriyorum...

Orijinali:
''Cenova'dan Napoli'ye giderken, hareketimizi haber alarak Ponz
Adaları'nda bekleyen Türk donanmasının hücümuna uğradık'' (Carım, 11)
İntihali:
''Venedik'ten Napoli'ye gidiyorduk, Türk gemileri yolumuzu kesti'' (Pamuk, 11)

Orijinali:
''Gene esir düşebiliriz korkusuyla, kürekçileri sıkıştırmaktan
vazgeçtiler. ...Esir düşerlerse şikáyet göreni feci şekilde
cezalandırırlar, hatta yokederler'' (Carım, 12) İntihali:
''Esir düşerse cezalandırılmaktan korkan kaptanımız, kürek kölelerini
şiddetle kırbaçlatmak için bir türlü emir veremiyordu'' (Pamuk,11)

Orijinali:
''Rampacılar gemiye daldılar ve herkesi çırılçıplak ettiler. Beni
tepeden tırnağa soymadılar, sırtımdakiler, onların hoşlanmadıkları ve
beğenmedikleri şeylerdi'' (Carım, 13) İntihali:
-''Rampacılar gemimize ayak basarlarken kitaplarımı sandığıma koyup
dışarı çıktım. ...Dışarıda herkesi toplamışlar, çırılçıplak
soyuyorlardı. ... Önce bana ilişmediler'' (Pamuk, 14)

Orijinali:
''...Láfa, sözü geçen kaptanlardan Durmuş Reis karıştı. Cenevizli
dönme Durmuş Reis, 'İdrar ve nabız hekimidir, cerrahtan daha
faydalıdır' dedi. Kürekten, işte bu suretle kurtuldum'' (Carım, 13)
İntihali:
''Reis sordu: İdrardan ve nabızdan anlıyor muydum hiç? Anladığımı
söyleyince hem küreğe verilmekten kurtuldum, hem de bir iki kitabımı
kurtarmış oldum'' (Pamuk, 14)

Orijinali:
''En üste, Muhammed'in sancaklarını astılar; bunların altına bizden
aldıkları bayrakları, haçları ve Meryem Anamız'ın tasvirlerini
astılar. Külhanbeyler, başaşağı asılan bu haçlarla tasvirleri, bir ok
yağmuruna tuttular'' (Carım, 18) İntihali:
''Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, altlarına da bizim
bayrakları. Meryem Ana tasvirlerini, haçlarını tersinden asıp
külhanbeylerine aşağıdan oklattılar'' (Pamuk, 15)

Orijinali:
''İşi çaktım ve bir kaşık isteyerek gözü önünde üç kere doldurup
içtikten sonra ...beş hap gerekirken altı tane yaptım. Altısını da
kendisine verdikten sonra, bir tanesini isteyip yuttum'' (Carım, 22)
İntihali:
''Paşa zehirlenmekten korktuğu için göstererek şuruptan bir yudum içip
haplardan bir tane yuttum'' (Pamuk, 17)

Bir okur olarak, titiz çalışması dolayısıyla Murat Bardakçı'ya ne
kadar teşekkür etsek azdır.
Bu arada merak ettiğim için soruyorum:
-Acaba, Orhan Pamuk'u Nobel Edebiyat Ödülü'ne kimler aday gösterdi?
-Pamuk'u aday gösterenler ve değerlendirmeyi yapan Jüri, bu
"intihal-aşırma" iddialarından haberdar değiller miydi?
-İntihal yani aşırma iddiaları araştırıldı mı?

İdris ADİL

ATAK
16-10-2006, 20:43
http://www.aktifhaber.com/read_news.php?nID=87766

_zamazingo_
16-10-2006, 21:55
Traji komik mi denir ne denirse artık!!

Nobel ödülü alan bir yazarı yerden yere vuranlar, aynı konu içersinde bir önceki sayfayı bırakın, bir önceki yazıyı bile okumuyorlar....

Sitenin biri de çok büyük bir iş başarmış gibi yazarın Ferit ismini bulmuş bastıra bastıra Ferit diyor.

Neredeyse 100 yıldır var olan Nobel ödülleri hırsızlara veriliyor öyle mi ?

Ne diyodu Erbakan; Hadi Ordan:D



Sahi, Kemal Alemdaroğlu gerçekten Hırsızlık yaparken nerdeydiniz efendiler!!!


Minnacık bir Not: İntihal haberini en az 2 kez daha bekliyorum..

ATAK
16-10-2006, 22:19
onu da okuduk onuda okuduk
seni bile okuduk

UNYELI CONAN
16-10-2006, 22:54
Traji komik mi denir ne denirse artık!!

Nobel ödülü alan bir yazarı yerden yere vuranlar, aynı konu içersinde bir önceki sayfayı bırakın, bir önceki yazıyı bile okumuyorlar....

Sitenin biri de çok büyük bir iş başarmış gibi yazarın Ferit ismini bulmuş bastıra bastıra Ferit diyor.

Neredeyse 100 yıldır var olan Nobel ödülleri hırsızlara veriliyor öyle mi ?

Ne diyodu Erbakan; Hadi Ordan:D



Sahi, Kemal Alemdaroğlu gerçekten Hırsızlık yaparken nerdeydiniz efendiler!!!


Minnacık bir Not: İntihal haberini en az 2 kez daha bekliyorum..


peki nobel ödül kimlere veriliyor ? gecen sene kim aldi , neden aldi ? önceki seneler alanlarda siyasi etki varmi yok mu ?

hadi oradan, iskembeden sallamayalim !

sirf muhalefet olsun diye adama sahip cikin bakalim. Bu ülkede öyle insanlar varki hayrete izliyorum .. Orhan Pamuk ne yaparsa yapsin yinede Türkiye Cumhuriyeti aleyhine birsey söylerse yada yaparsa sizler yine sahip cikarsiniz.

Adam Türkler 1.000.000 ermeni öldürdü diyor. Biz demiyor "türkler" diyor !!!

bu adam kim vede ne ? Neden biz degil "Türkler" diyor???

hayvan (adam diyemeyecegim !) 30.000 pkk'li ölen teröristler icin "türkler" 30.000 kürt öldürdü diyor .Daga cikan ve askerle catisma sonucu ölen Kürt irkci fasistlerine adam "türkler" tarafindan öldürülen kürtler diyor .

sizi kiniyorum. Alin pamukyaninizi ve rüsvetci ödülünüzü aylarca kutlayin!

asagir
16-10-2006, 23:04
yahu bu adam öldürülen ermeni ve pkk lıların hesabını sorarken, acaba niçin ermenilerin ve pkklıların katlettiği ikibuçuk milyondan fazla masum Türk'ten bihaber görünüyor. yoksa TÜRK olunca katledilmesi caiz mi oluyor?
öyle ya; onlar barbar, insan oldukları şüpheli...
saygılar...

_zamazingo_
16-10-2006, 23:30
Name Year Awarded
Agnon, Shmuel Yosef 1966
Aleixandre, Vicente 1977
Andriic, Ivo 1961
Asturias, Miguel Angel 1967
Beckett, Samuel 1969
Bellow, Saul 1976
Benavente, Jacinto 1922
Bergson, Henri 1927
Bjornson, Bjornstjerne Martinus 1903
Boell, Heinrich 1972
Brodsky, Joseph 1987
Buck, Pearl 1938
Bunin, Ivan Alekseyevich 1933
Camus, Albert 1957
Canetti, Elias 1981
Carducci, Giosue 1906
Cela, Camilo Jose 1989
Churchill, Sir Winston Leonard Spencer 1953
Coetzee, John Maxwell 2003
Deledda, Grazia 1926
Eizaguirre, Jose Echegaray Y 1904
Eliot, Thomas Stearns 1948
Elytis, Odysseus 1979
Eucken, Rudolf Christoph 1908
Faulkner, William 1949
Fo, Dario 1997
France, Anatole 1921
Galsworthy, John 1932
Gao, Xingjian 2000
Garcia Marquez, Gabriel 1982
Gard, Roger Martin Du 1937
Gide, Andre Paul Guillaume 1947
Gjellerup, Karl Adolph 1917
Golding, Sir William 1983
Gordimer, Nadine 1991
Grass, Günter 1999
Hamsun, Knut Pedersen 1920
Hauptmann, Gerhart Johann Robert 1912
Heaney, Seamus 1995
Heidenstam, Carl Gustaf Verner Von 1916
Hemingway, Ernest Miller 1954
Hesse, Hermann 1946
Heyse, Paul Johann Ludwig 1910
Jelinek, Elfriede 2004
Jensen, Johannes Vilhelm 1944
Jimenez, Juan Ramon 1956
Johnson, Eyvind 1974
Karlfeldt, Erik Axel 1931
Kawabata, Yasunari 1968
Kertész, Imre 2002
Kipling, Rudyard 1907
Lagerkvist, Par Fabian 1951
Lagerloef, Selma Ottilia Lovisa 1909
Laxness, Halldor Kiljan 1955
Lewis, Sinclair 1930
Maeterlinck, Count Maurice Polidore Marie Bernhard 1911
Mahfouz, Naguib 1988
Mann, Thomas 1929
Martinson, Harry 1974
Mauriac, Francois 1952
Milosz, Czeslaw 1980
Mistral, Frederic 1904
Mistral, Gabriela 1945
Mommsen, Christian Matthias Theodor 1902
Montale, Eugenio 1975
Morrison, Toni 1993
Naipaul, Sir V. S. 2001
Neruda, Pablo 1971
O'neill, Eugene Gladstone 1936
Oe, Kenzaburo 1994
Pamuk, Orhan 2006
Pasternak, Boris Leonidovich 1958
Paz, Octavio 1990
Perse, Saint-john 1960
Pinter, Harold 2005
Pirandello, Luigi 1934
Pontoppidan, Henrik 1917
Prudhomme, Sully 1901
Quasimodo, Salvatore 1959
Reymont, Wladyslaw Stanislaw 1924
Rolland, Romain 1915
Russell, Earl Bertrand Arthur William 1950
Sachs, Nelly 1966
Saramago, Jose 1998
Sartre, Jean-Paul 1964
Seferis, Giorgos 1963
Seifert, Jaroslav 1984
Shaw, George Bernard 1925
Sholokhov, Michail Aleksandrovich 1965
Sienkiewicz, Henryk 1905
Sillanpaa, Frans Eemil 1939
Simon, Claude 1985
Singer, Isaac Bashevis 1978
Solzhenitsyn, Aleksandr Isaevich 1970
Soyinka, Wole 1986
Spitteler, Carl Friedrich Georg 1919
Steinbeck, John 1962
Szymborska, Wislawa 1996
Tagore, Rabindranath 1913
Undset, Sigrid 1928
Walcott, Derek 1992
White, Patrick 1973
Yeats, William Butler 1923


Saygıdeğer Türk Elitlerinin Bu İsimlerle ilgili bir sıkıntısı yoksa:D, birkaç kelam daha edeyim müsadenizle...

Evet Pamuk'un söylediği rakamlar safsatadır diyim... 30.000 pkk li nin de öldüğü de yanlış, ama aynı hatayı siz de yapmışsınız. (Doğrusunu Sn Tent biyerlerde yazmış o ölenlerin. Kim olduğunu ve Sayısını). Çoğu da sivildir onların. Hoş o da önemli değil teröristler öldü ya, varsın siviller de ölsün. Zaten çoğu da PKK yı besliyordur değil mi?

Israrla bi takım vatandaşlar konuyu buralara çekiyor. ..

Ödülün siyasi olma durumu olsun olmasın, Ben Orhan Pamuk'un söylediklerine katılyım katılmıyım bu da önemli değil. Önemli olan bazı şeyleri ifade edebilmenin önündeki engelleri kaldırmaktır. Hooop durun bakalım. Şimdi Fransa diyeceksiniz.............. evet, bu bir çifte standarttır. Burdaki beton kafalar kadar orada da beton kafalar varmış demek ki..

Ne diyosunuz, Türk burjuvazisi!! yakalım mı keselim mi bu adamı? Ne yapalım 301 de yetmiyo bazılarını susturmaya. Ne yapalım?

Sizler istediğiniz kadar sevmeyin herkes resmi ideolojiyi savunmak zorunda değildir. :cool:

ATAK
16-10-2006, 23:45
felaket döktürmüşsünüz bişey anlamadım
beton kafayız ya ondan heral
tüm erdemler ve akıl sizde toplanınca bize bişey kalmadı ülkede
naapak...
Erbakanın dediği gibi aslında: fasa fiso bunlar
hoş gör sen şu burjuva garipleri sayın zamazingo
dikkat ettimde listede Z ile başlayan yok
şu yazduklarınıza bakılırsa seneye ödül kesin sizde sayın zamazingo
hayırlı olsun

_zamazingo_
17-10-2006, 00:06
Teşekkür ederim sn atak, çok incesiniz...

İfade Özgürlüğünü engelleyenler külliyen beton kafalıdır. Nedir Beton? Çok serttir, esnetsen esnemez, eğsen eğilmez, yontsan belki dile gelir heykel olur. ama yontacak adam kolay çıkmaz...

Garip Burjavizeler de ilginç olmuş:D Merak etmeyin garip değilsiniz. Muhalif veya yalnız da değilsiniz.Onun için erinç olunuz. Bilumum kurumlar tam teşekküllü olarak arkanızda...


Adım hıdır,diyeceim budur,

Esen kalın forumdaşlar...

Seyfullah
17-10-2006, 00:06
Marjinallikte entellikle ahmaklık arasında bir ince çizgi vardır, lafım meclisten dışarı kimse üzerine alınmasın. Bazıları gerçekleri farklı algılayarak diğerlerinden farklı olduklarını ve sosyal statülerini diğerlerinin üzerine çıkardıklarını sanırlar (ki bu farklı algılamanın iç dünyalarında kendilerine açıklaması tam tersidir). Bu göreceli bir ahmaklıktır. Çünkü karşısında durdukları şey gerçeklerdir. Eğer marjinallik gerçeklere ışık tutuyorsa ve herkesçe kabul gördüyse bu entellektüel birikim ve kişinin entellektüelitesini yansıtır, ki bunun için üzerinde konuştuğu konu hakkında kişinin çok derin bilgi sahibi olması ve düşüncelerini herkese kabul ettirmesi gerekir. Bu da ancak sorulan sorulara reddedilemeyecek cevaplar vererek ve bu konuda birikimi varsa bunu paylaşarak olabilir. Tabi kişinin söylediklerine kendisinin de inanması gerekir.
Herkese iyi akşamlar.

tent
17-10-2006, 00:28
Evet Pamuk'un söylediği rakamlar safsatadır diyim... 30.000 pkk li nin de öldüğü yanlış, ama aynı hatayı siz de yapmışsınız. Sn Tent biyerlerde yazmış o ölenlerin kim olduğunu. Çoğu da sivildir. Hoş o da önemli değil teröristler öldü ya, varsın siviller de ölsün. Zaten çoğu da PKK yı besliyordur değil mi?

Israrla bi takım vatandaşlar konuyu buralara çekiyor. ..
ne hatası yaptığımı anlayamadım!
hele ki "teröristler öldü ya, varsın siviller de ölsün" anlamını nasıl çıkarttığınızı hiç anlamadım...

açıklarsanız sevinirim.


Önemli olan bazı şeyleri ifade edebilmenin önündeki engelleri kaldırmaktır
ifade özgürlüğü ile, mesnetsiz konuşmayı birbirine karıştırıyor olmayasınız?

UNYELI CONAN
17-10-2006, 00:40
Garip Burjavizeler de ilginç olmuş:D Merak etmeyin garip değilsiniz. Muhalif veya yalnız da değilsiniz.Onun için erinç olunuz. Bilumum kurumlar tam teşekküllü olarak arkanızda...

Adım hıdır,diyeceim budur,

Esen kalın forumdaşlar...

yooo iste bu maniplasyon ..bir kere bir tarafta biz Atatürkcü genclik var ..

diger tarafta fransa, almanya, abd,kanada,vs,vs ..varda var !

birde icimizde orhan pamuk, zamazingo, milliyet ve hürriyet yazarlari ve bilumum güclü emperyalist sahiplerinin fikirlerini empoze etmek icin 30.000 saklabanlik yapan ve takla atan ultra-entel-Ferit'ler var ..

eger bir azinlik varsa o azinlikta olan zümre biziz. Sizler arkanizdaki sömürgeci devletlerle hem sayisal hem de maddi üstünlüge sahipsiniz.

Ama kurtulus savasindada maddi ve sayisal olarak üstündünüz. ama bizim yüregimiz daha büyüktü. Ve halen öyle !

_zamazingo_
17-10-2006, 01:02
Unyeli ben hiç bir tarafta değilim, hayatımın hiçbir zamanında da olmadım. Onun için beni kategorize etmeyi bırak.....Sen artık hakeret boyutuna gelmişin.

Hemen de uyanıklık yapıp Atatürk'ü yanına çektin. İşi öğrenmişsin,aferim. Haydar Baş da ben Atatürk'çüyüm diyor yalnız.. Neymiş, demekle olmuyomuş.. Şimdi kemikleri sızlıyordur Gazi Mustafa Kemal'in .

Kişisel polemikse amacın, ben evde yokum...

Anti-Emperyalizmin ne demek olduğunu adım gibi iyi bilirim ve kimseden öğrenecek değilim.

Kırk yıllık totaliterlerciler, şimdi anti-emparyalistçilk ve Atatürkçülük oynuyorlar. Bak şimdi..

60 'da 70'de ve de 80'de de oynadınız mı? Bu arada Emin çölaşanlar, Ertuğrullar, Ekşiler, vb. nerde yazarlar??

ABD'nin kimlerin yanınında olduğu açıktır. Açın bakalım bir kitap, 60 darbesini 80 darbesini, öncesini ve sonrasını okuyun.


Anti-Emperyalizmmiş heehhh . Zerre kadar biliyorsanız ben de dediğiniz şaklabanlardan olayım emi.............

Hele o son cümlendeki iyelik eklerini derhal düzelt, Tribünlere oynama....

UNYELI CONAN
17-10-2006, 03:34
Unyeli ben hiç bir tarafta değilim, hayatımın hiçbir zamanında da olmadım. Onun için beni kategorize etmeyi bırak.....Sen artık hakeret boyutuna gelmişin.

Hemen de uyanıklık yapıp Atatürk'ü yanına çektin. İşi öğrenmişsin,aferim. Haydar Baş da ben Atatürk'çüyüm diyor yalnız.. Neymiş, demekle olmuyomuş.. Şimdi kemikleri sızlıyordur Gazi Mustafa Kemal'in .

Kişisel polemikse amacın, ben evde yokum...

Anti-Emperyalizmin ne demek olduğunu adım gibi iyi bilirim ve kimseden öğrenecek değilim.

Kırk yıllık totaliterlerciler, şimdi anti-emparyalistçilk ve Atatürkçülük oynuyorlar. Bak şimdi..

60 'da 70'de ve de 80'de de oynadınız mı? Bu arada Emin çölaşanlar, Ertuğrullar, Ekşiler, vb. nerde yazarlar??

ABD'nin kimlerin yanınında olduğu açıktır. Açın bakalım bir kitap, 60 darbesini 80 darbesini, öncesini ve sonrasını okuyun.


Anti-Emperyalizmmiş heehhh . Zerre kadar biliyorsanız ben de dediğiniz şaklabanlardan olayım emi.............

Hele o son cümlendeki iyelik eklerini derhal düzelt, Tribünlere oynama....

emret komutanim!

ne o? hani fikir'e saygi ? neden elestirilerim simdi hakaret oluyor?

hakaret nerede gösterirsen sevinirim. Siz yapinca düsünce özgürlügü ama baskalari elestirince hakaret yada fasistlik oluyor.

Asil tribünlere oynayan kim belli. 1900'lerde bizi isgal edende abd idi, degilmi?
bi kere abd denilen ucubu emperyalzimin sonucu ortaya cikan bir olgu. Asil emperyalizmin kökü Avrupada. komik cok komik ..

tabii abd'den baska emperyalist yok ve sizden baska birsey bilende yok ..benim ne haddime!

sen ani-emperyalist olsan ne faydasi var gercekleri göremedikten sonra.. cukuru göremedikten sonra cok iyi yürüsen ne yazar.. önemli olan sinsi tuzaklari görebilmektir. is nereye varacak kestirebilmektir.

amacim hakaret etmek degil uyandirabilmek .. ihtiyacimiz olan uyanmak kavga etmek degil. Orhan Pamuk yada ermeni meselesi hakkinda millete saldirmadan, yüksek aklinla asagilamadan söyleyecek birseyin varsa dinleriz.

UNYELI CONAN
17-10-2006, 05:51
yorumu "bilenlere" birakalim .. Herhalde emin cölasan'da totaliterci bizim gibi !

Emin ÇÖLAŞAN ecolasan@hurriyet.com.tr

Nobel’li ’Türk’... Maskenin arkası


NÜFUS káğıdında "Türk" yazan birinin Nobel Ödülü alması çok sevindirici oldu.

Hele bazıları sevinçten adeta göbek attı. İşin perde arkasını irdeleyenlerin sesleri medyaya fazla yansımadı. Bu ortamda yansıması da zaten beklenmezdi.

"Türk"e Nobel Ödülü verilmesi süreci uzun süredir başlamıştı. "Türkler bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt kesti" sözlerini o arkadaş boşuna söylememişti. Ödülü kapmak için bu ve benzer sözleri söylemek, romanlarında durup dururken Atatürk’ü aşağılamak gerekiyordu. Bu kulisler öylesine "ustaca" yapılacaktı ki, Bay Corc Bush İstanbul gezisinde kendisinden övgüyle söz edecek, Türkiye’yi abluka altına alan AB komiserleri onu evinde ziyaret edip övgüler düzecekti.

Corc Bush İstanbul’da yaptığı konuşmada o zattan boşuna "büyük yazar" diye söz etmedi. Elbet bir bildiği vardı.

Prof. Dr. Erol Manisalı, olacakları hepimizden önce görmüştü. 19 Aralık 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısının başlığı şöyleydi: "Orhan Pamuk Nobel’i garantiledi." Özetle şunları yazmıştı:

"Pamuk popüler bir yazar. Pamuk meselesi bundan mı kaynaklanıyor? Hayır. Onun sözde Ermeni soykırım meselesinde, ABD ve AB siyasi çevrelerinin görüşlerine destek vermesinden kaynaklanıyor. Bu desteği verirken Türkiye’yi aşağılayıcı bir üslup kullanıyor. Başkan Bush, Ortaköy’de yaptığı konuşmasında Pamuk’tan övgüyle söz ediyor. Brüksel (AB) siyasi çevreleri de her an arkasındalar. Washington ve Brüksel siyasilerinin ve bürokratlarının dayatmak istedikleri emperyalist tutuma destek veren açıklamalar yapıyor. Bush ve Brüksel çevrelerinin Orhan Pamuk’a verdiği desteğin nedenleri ortaya çıkıyor. Ben söylemiyorum, kendileri söylüyor. Emperyalizmin çirkin yüzünün içimize yansıyan çarpıklığını yaşıyoruz.

Sömürgecilerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz ve bunu özgürlük adına, demokrasi adına diye pazarlıyorsunuz. Ne acı..."

Erol Manisalı, bu arkadaşın Nobel’i hangi yöntemlerle, hangi pazarlıklarla garantilediğini taaa 10 ay önce yazmış.

* * *

Şimdi de TC uyruklu ve Nobel’li arkadaşın bir romanından Atatürk’le ilgili birkaç alıntı yapalım!

"Çocukluğunda kız kardeşiyle tarlada karga kovalayan sapık bir padişah... Sonra kasaba meydanına dolanır, Atatürk heykeline sıçan güvercinleri ayıplar... Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına Cumhuriyet’i emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu... Atatürk’ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük bir felaket olduğu..."

Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı öldürülmeden kısa süre önce, 27 Ocak 1999 tarihli yazısında Orhan Pamuk için şöyle yazıyordu:

"İnandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duydum. O düşüncelere karşı olsam bile. Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya kalkışanlara, oraya buraya ’bityeniği’ sokuşturanlara hep tiksinerek bakmışımdır. Bunu hep zayıf bir kişiliğin, zavallı bir ruh halinin yansıması olarak görmüşümdür. Oyun maskesiz oynanmalıdır. Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de tüm ’gerçek aydınlar’ görev saymalıdır... Ve Pamuk adlı yazarı isteyen okumalı, isteyen sevmelidir.

Ama ne olduğunu, kim olduğunu bilerek! Maskenin ardındaki gerçek yüzü görerek!"

* * *

Hayat öğrenmekle geçiyor! Şimdi bir şeyi daha öğrenmiş olduk. İsveç’ten Nobel kazanmak için Orhan Pamuk gibi olacaksın. O ülkelerde ağırlanacak, gelir elde edecek, lobi faaliyetini hem ABD, hem de AB nezdinde çok iyi sürdüreceksin.

Türklerin Ermenileri ve Kürtleri kestiğini engin bilginle açıklayacak, hatta bilançoyu bile vereceksin!

"Bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt!"

AB ülkeleri ve Nobel Ödülü’nü veren İsveç seni ayakta alkışlayacak, Nobel kulisleri kızışacak. "Bizim Orhan tam isteğimiz adam" sözleri Avrupa ve İsveç’te yankılanacak.

Ama o veciz sözlerinde Ermenilerin kestiği on binlerce Müslüman Türk, PKK’nın şehit ettiği altı bin askerimiz ve polisimiz yer bulmayacak.

Yazdıkların ve verdiğin demeçler için onlardan hep "aferin" alacaksın.

Ermenileri ve Kürtleri kestiğimizi, soykırım yaptığımızı savunacak, Atatürk’le alay edeceksin.

Yine de, ben bu arkadaşa Nobel Ödülü verilmiş olmasından dolayı çok mutluyum valla! Niçin?..

Çünkü onun kimliğinde "TC" yazıyor. O bir "Türk!"

İnanmayan nüfus káğıdına, pasaportuna baksın!

Arkadaş ABD ve AB’yi hoşnut kılmayı başarmış, kulisini yapmış ve yaptırmış, Fransız Parlamentosu Ermeni tasarısını onaylarken, aynı anda ödülü kapmış. Rastlantı!

Türkiye’de daha nice Orhan Pamuk’lar var, darısı onların başına!

cavit
17-10-2006, 08:12
Nobel edebiyat ödülünü bir türk vatandaşı almıştır, türk değil, vatandaşlıkla türklük farklı şeylerdir, Orhan efendi memlekete gelip bu milletin rahatsızlığını gidermediği sürece türk milleti o ödülü kabul etmeyecektir, bu kadar yoğun eleştirilere rağmen sessiz kalması ve kendini savunmamasını biri bana açıklayabilir mi? Yoksa kazandığı paraların ve şöhretin sarhoşluğu vatanının çıkarlarından daha mı öte?

kentuf
17-10-2006, 08:58
Bu kaçış mekanizmasını çok iyi biliyorum zaten muhalefet olanların kendi doğduğu kanını taşıdığı ulusun onlar için hiç bir kiymeti yok onu araştırmak için bir zahmete katlanmayıp onu eleştirmek işlerine gelir .Hep ne güdüğü belirsiz ırklara ,inanışlara , sosyal kültürlerine yaklaşmak işlerine gelir .Kafalarında fikirler kalıplaşmış olduğundan Türk ibaresi geçen ,Türkiye içinde her provakasoyona açık ortamda belirirler .Aslında iki kelime edecek lafı yoktur bunların . çıkar ortaya şu öyle şu böyle .Ondan bundan atar tutarlar .Sonra karşısındakine hakaret yağdırıp yok o yok bu .Bazısıda kitabı buraya hatim indirir iki kelime dersin bir soru sorarsın cevap veremez .Pırrr olup yok sen le konuşulmaz sen mi senmi diye kaçışmaya başlarlar ama beyin yıkamaya müsait olan ortamlarda bunu yapmaktan çekinmezler .İki karşı fikrin bir arada konuşulmasına dayanamazlar .Kesinlikle kendi doğruları dışında doğru yoktur.Köşeye sıkışınca sizi suçlayıp siz cahilsiniz,siz böyle konuşacaksanız ben yokum ,ben iguananlıyım gibi polemiklere girerler sizi germeye çalışırlar .Birde bilmedikleri ama yaşanmış bir olayı örnek gösterip aaa burda ne oldu dersiniz demeyi hiç ihmal etmezler .Bunun hakkında kazara bilgi sahibi iseniz ve tartışmaya girerseniz fazla ümitlenmeyin

Serenler
17-10-2006, 11:31
Pamuk ile Kemal arasındaki 13 fark:

BİR: Orhan Pamuk "Tek parti döneminde devletten ihale alma imtiyazını yaşayarak zengin olmuş" bir babanın talihli çocuğudur. Yaşar Kemal ise anacığının iç gömleğine diktiği bozuk paralarla 15 yaşında İstanbul'a gelip üç ay Gülhane Parkı'nda yatıp kalkarak alışmıştır İstanbul'a...

İKİ: Orhan Pamuk "içi kitaplarla dolu bir evde" büyümüştür. Yaşar Kemal ise içi masallar, destanlar ve ağıtlarla dolu bir evde...

ÜÇ: Orhan Pamuk "yazı", Yaşar Kemal "söz"dür.

DÖRT: Orhan Pamuk'un bir "ağabey kompleksi" vardır, hálá hesaplaşmasını tamamlayamadığı... Yaşar Kemal'in ise bir "Çukurova kompleksi" vardır ama bu kompleksinden memnundur.

BEŞ: Yaşar Kemal, Çukurova'nın bütün dağlarını, taşlarını, kuşlarını, ağaçlarını, çiçeklerini sular seller gibi bilir... Orhan Pamuk ise soğuk kış geceleri can sıkıntısıyla dolaştığı İstanbul'un "kara sokakları"nı...

ALTI: Orhan Pamuk romanına malzeme toplamak için bir çılgın gibi Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'ne vurur kendini. Yaşar Kemal ise ağıt toplamak için halkın arasına.

YEDİ: Orhan Pamuk ilham gelmesi için evinin salonunda volta atar. Yaşar Kemal ise eski bir alışkanlığı sürdürür, yani "mahpushane voltası" atar.

SEKİZ: Orhan Pamuk bir cümle yazar, okur beğenmez, yırtıp atar, sonra yeniden yazar. Yaşar Kemal ise vurur daktilonun tuşlarına savaşır gibi. Gürül gürül yazar, bir de bakar ki 40 destan sayfası çıkmıştır temizinden.

DOKUZ: Yaşar Kemal "Katip arzu halim yaz yare böyle" dizesinde işaret edilen arzuhalcilik mesleğinden tüpçülüğe kadar her türlü işe girip çıkmıştır. Orhan Pamuk ise hayatı boyunca çalışmak zorunda kalmamıştır.

ON: Orhan Pamuk AB'ye şimdiden girmiş bir Nişantaşı'dır, Yaşar Kemal ise halis muhlis bir Anadolu.

ON BİR: Yaşar Kemal kitapları yabancı dile zor çevrilir. Çevrilince de değerinden çok şey kaybeder. Orhan Pamuk kitapları ise yabancı dilde daha iyi durur.

ON İKİ: Orhan Pamuk'a kasmak ve gerginlik yaratmak acayip yakışır... Yaşar Kemal'e ise "ağız dolusu sövmek" şahane bir hava katar.

ON ÜÇ: Orhan Pamuk, "içindeki manevi boşluğu doldurmak" için edebiyatı seçmiştir. Yaşar Kemal ise "içindeki manevi doluluğu boşaltmak" için.


Ahmet HAKAN .. 16 ekim 2006 hürriyet gazetesi

akuarist
17-10-2006, 12:26
Pamuk ile Kemal arasındaki 13 fark:

BİR: Orhan Pamuk "Tek parti döneminde devletten ihale alma imtiyazını yaşayarak zengin olmuş" bir babanın talihli çocuğudur. Yaşar Kemal ise anacığının iç gömleğine diktiği bozuk paralarla 15 yaşında İstanbul'a gelip üç ay Gülhane Parkı'nda yatıp kalkarak alışmıştır İstanbul'a...

İKİ: Orhan Pamuk "içi kitaplarla dolu bir evde" büyümüştür. Yaşar Kemal ise içi masallar, destanlar ve ağıtlarla dolu bir evde...

ÜÇ: Orhan Pamuk "yazı", Yaşar Kemal "söz"dür.

DÖRT: Orhan Pamuk'un bir "ağabey kompleksi" vardır, hálá hesaplaşmasını tamamlayamadığı... Yaşar Kemal'in ise bir "Çukurova kompleksi" vardır ama bu kompleksinden memnundur.

BEŞ: Yaşar Kemal, Çukurova'nın bütün dağlarını, taşlarını, kuşlarını, ağaçlarını, çiçeklerini sular seller gibi bilir... Orhan Pamuk ise soğuk kış geceleri can sıkıntısıyla dolaştığı İstanbul'un "kara sokakları"nı...

ALTI: Orhan Pamuk romanına malzeme toplamak için bir çılgın gibi Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'ne vurur kendini. Yaşar Kemal ise ağıt toplamak için halkın arasına.

YEDİ: Orhan Pamuk ilham gelmesi için evinin salonunda volta atar. Yaşar Kemal ise eski bir alışkanlığı sürdürür, yani "mahpushane voltası" atar.

SEKİZ: Orhan Pamuk bir cümle yazar, okur beğenmez, yırtıp atar, sonra yeniden yazar. Yaşar Kemal ise vurur daktilonun tuşlarına savaşır gibi. Gürül gürül yazar, bir de bakar ki 40 destan sayfası çıkmıştır temizinden.

DOKUZ: Yaşar Kemal "Katip arzu halim yaz yare böyle" dizesinde işaret edilen arzuhalcilik mesleğinden tüpçülüğe kadar her türlü işe girip çıkmıştır. Orhan Pamuk ise hayatı boyunca çalışmak zorunda kalmamıştır.

ON: Orhan Pamuk AB'ye şimdiden girmiş bir Nişantaşı'dır, Yaşar Kemal ise halis muhlis bir Anadolu.

ON BİR: Yaşar Kemal kitapları yabancı dile zor çevrilir. Çevrilince de değerinden çok şey kaybeder. Orhan Pamuk kitapları ise yabancı dilde daha iyi durur.

ON İKİ: Orhan Pamuk'a kasmak ve gerginlik yaratmak acayip yakışır... Yaşar Kemal'e ise "ağız dolusu sövmek" şahane bir hava katar.

ON ÜÇ: Orhan Pamuk, "içindeki manevi boşluğu doldurmak" için edebiyatı seçmiştir. Yaşar Kemal ise "içindeki manevi doluluğu boşaltmak" için.


Ahmet HAKAN .. 16 ekim 2006 hürriyet gazetesi

Yaşar Kemal Türk Edebiyatının dev isimlerinden biri şüphesiz.İsmi yıllar sonrada hatırlanıcaktır.Ancak neden iki yazarı karşılaştırma gereği duymuş ahmet hakan anlayamadım?

özgün
17-10-2006, 12:39
A. Taner KISLALI
Cumhuriyet, 27 Ocak 1999
Ben Demokrat Degilim

Önce, bir romancimizin son kitabinin 50 bin adet basildigi yazildi.
Arkasindan kisa sürede 100 binlik bir satisin gerçeklestigi açiklandi. Bu
romancimizin adi Orhan Pamuk'tu! Ben bu "Büyük" (!) yazarimizin bir romanini
okumayi denemistim. Basladigim seyi bitirme konusundaki tüm inatçiligima
karsin, bitirememistim. Ta ki... Bir okurum "Kara Kitap"ta gizlenmis bir
bölüme dikkatimi çekinceye kadar... "Çocuklugunda kiz kardesi ile tarlada
karga kovalayan sapik bir padisah" gibi bir anlatim vardi bu bölümde! "O.
Pamuk'taki Atatürk Anlayisi..." Meger benim artik okumayi denemedigim
kitaplarinda daha neler varmis! Iste birkaç örnek: "Sonra kasaba alanina
dolanir. Atatürk heykellerine siçan güvercinleri ayiplar..." "Atatürk
kendini içkiye vermis meyhane kalabaligina, cumhuriyeti emanet etmis olmanin
güveniyle gülümsüyordu..." "Atatürk'ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne
büyük felaket oldugunu..." "Sonra bir cumhuriyet, Atatürk, damga pulu
havasina girdigimizi hatirliyoruz..." Sayiniz, 275 sayfalik bir kitapta, tam
sekiz yerde ve " hiç gerekmedigi halde" Atatürk'e satasildigini saptamis.
Söyle diyor: "Bunlar kitaptan çikarilsa hiçbir sey degismez. Yalniz yazarin
kimi ruhsal gereksinimleri tahmin edilmemis olur!" Kim bilir, belki de Orhan
Pamuk'un " en birinci aydin" ilan edilmesinde, bu incelemenin de büyük
katkisi olmustur! ***Ben, inandiklarini açikça savunanlara hep saygi
duymusumdur... O düsüncelere karsi olsam bile! Ama o yürekliligi
gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya çalisanlara.... oraya buraya
"bityenigi" sokusturanlara... hep tiksinerek bakmisimdir. Bunu hep zayifbir
kisiligin, zavalli bir ruh halinin yansimasi olarak görmüsümdür. Oyun
maskesiz oynanmalidir! Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de
tüm "gerçek aydinlar" görev saymalidir! Ve de Pamuk adli yazari, isteyen
okumali, isteyen sevmelidir... Ama ne oldugunu, kim oldugunu bilerek!..
Maskenin arkasindaki gerçek yüzü görerek!...


A. Taner KISLALI - Cumhuriyet, 27 Ocak 1999 (Ben Demokrat Degilim)

baron11
17-10-2006, 13:07
Ulusallığa Karşı Elbirliği! (http://www.heddam.com/Haber.asp?HaberKimlik=2981)

"Koskoca topraklarınız var, birazını Ermenilere, birazını Kürtlere verseniz ne olur" diye yazmıştı, Türkiye'yi yakından tanıyan, sık sık İstanbul'a gelen dost saydığımız bir Fransız bayan!.

Avrupa Birliği'ne alınmamızın baş koşulları da bu Fransız bayanın istekleri doğrultusunda desek, hiç de yanlış olmayacak... İleri sürdükleri koşullar politik bir dille belirtilse de, aynı!.. Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanması, Sevr Antlaşması'nın seksen yıl sonra gerçekleştirilmesi!..

Baktılar ki işbaşındaki yönetim Avrupa'nın ileri sürdüğü isteklere önemli güçte, tutarlılıkta karşı çıkacak gibi değil. AB'ye girmek için kendisinden ne isteniyorsa veriyor, dahasını da vermeye hazır görünüyor... Bunu da Avrupalı olmak sevgisinden çok, dinci iktidarını yıllar yılı sürdürmek hesabıyla yapıyor... Öyleyse Ermenisi, Rumu, Fransızı, Almanı, Amerikalısı bir bir kabul ettirir, uygulatır yıllardır beslediği niyetleri!..

Hele, bu ülkenin kalburüstü sayılan birtakım kişileri, yazarları, gazetecileri, politikacıları, üniversite hocaları da Avrupalı olmak, Avrupalı görünmek uğruna bu onursuz durumlara katlandığına, yazılarla, kitaplarla, toplantılarla desteklediğine göre!..

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk devrimine dayanır. Son günlerde TV'lerdeki açıkoturumlarda durmaksızın sergilenen bir görünüm var; koskoca politikacılar, gazeteciler, profesörler bile "Her şey baştan başa değiştirilmeli, Türkiye yeni bir anlayış, yeni bir tutum içinde yeniden oluşturulmalı" diyorlar TV'lerde hepimizin gözü önünde anayasaya, yasalara göre suç sayılacak görüşlerini, özlemlerini...

Yalnız dinciler mi? Yalnız yobaz kafalılar mı? Öyle olsa iş kolay, ama karşımızda daha düne kadar en Marx'çı geçinen, görünen insanlar var. Dincisi, eski solcusu, liberal geçineni, elbirliğiyle Türklüğe, Türk ulusuna, ulusal duygulara, düşüncelere, en başta da Türk askerine karşı...

29 Ekim 1923'te kurulan Atatürk Cumhuriyeti ortadan kalkarsa, yerine AB'ye, ABD'ye kul köle olmuş bir yönetim gelirse ya da şimdiki iktidar sahiplerinin pek özlediği ılımlı ya da ılımsız bir şeriat uygulaması yerleştirilirse bu topraklarda yaşayan herkes mutlu olacak, bir anda uygarlığın tepesine çıkacak!

TV'ler, gazeteler, radyolar, üniversite salonları ulusalcılığa, Atatürk devrimciliğine ters düşen seslerle, çığlıklarla, zaman zaman en ağır suçlamalarla dolup taşıyor... Bir şeyler elden gidiyor! İki bilim adamımızın, Şengör'le Kuban'ın söylediği gibi, "bir yandan köleliğe, bir yandan felakete" giden bir yolda ite kaka sürükleniyoruz...

Fransız Parlamentosu akıl dışı kararlar alarak Türkiye Cumhuriyeti'ne en ağır saygısızlığı yapmaktan çekinmiyor, Nobel Akademisi de "Bir milyon Ermeni'yi kestik" diyen bir genç yazarı ödüllendirerek Fransızlardan geri kalmıyor... Biz ise "Aman ne güzel, edebiyatımız onurlandırıldı" diye seviniyoruz! Oysa ödül, edebiyata, edebiyatçıya değil, kendi ülkesini, halkını kitaplarıyla, konuşmalarıyla sürekli horlayarak saygınlık kazandığını sanan birisine verilmiş... Bunu görmemeye çalışıyoruz!

abdas
17-10-2006, 13:21
cübbbeli ye de çevirdiği filmler için acilen Oskar verilmelidir.

Askerlerimize çuval geçirilmesine özür olarak Abd HALEN ÖZÜR DİLEMİŞ DEĞİL

yosun
17-10-2006, 18:31
ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin büyük çoğunluğunda "Plagiarism" (İntihal yani. Başkalarının eserlerinin hatta düşüncelerinin aşırılmasına deniliyor), büyük bir suç olarak görülür (ABD üniversitelirin çoğunda ilk ders olarak öğretilir) ve bu konuda çok büyük yaptırımlar var. Sadece bir eserden bire bir alıntı yapmak değil, bir düşünceden yola çıkıp o düşünceyi geliştirmek ve bu yolla bir eser ortaya koymak bile bu suçun kapsamına giriyor.

ceng
18-10-2006, 16:40
"Edebiyat, aklın özgürleşmesi üstüne kurar varoluşunu. Kendine yarattığı sonsuz özgürlük alanından doğru bakar, okur hayatı. Dünyayı dile tercüme ederken ufku siyasi sınırlarla belirlenmez. Edebiyat, doğası icabı, özgürlükçüdür. Tabularla zehirlenmeye direnir. Kendi kuralları, kendi diliyle meşguldür.
Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü almış olması yurdumuz, Kuzey Kıbrıs ve bütün temsilciliklerimizde hiç de yadırganmayacak tepkilerle karşılandı. Pamuk'un romanlarını okuyanlar, dünyanın burasında yaşayanların bu ikircikli ruh durumlarını zaten anlatmış olduğunu hatırlayacak. Ama derdimiz okumayanlarla.
Okumayan çocuk kalmasın kampanyalarıyla çocukları bir bir kendi beter maariflerine teslim etmeyi aydınlanma zanneden, küçük hesapların buzlu sularında kulaç atarken okumaya vakit, takat, merak bulamayan ikirciklilerden bahsediyoruz. Orhan Pamuk'un evlatlıktan reddi kampanyasını başlatanlardan.
O sırada şu anki tepkilerin de hangi damardan beslendiğini yazmışım:
'Öncelikle Orhan Pamuk'u sevimli, dost olmak isteyeceğimiz bir insan olarak görüp ona gönül sofralarımızda yer açmak zorunda olmadığımızı hatırlatmakla başlayayım. Kaldı ki kendinin de böyle bir talebine tanık olmuşluğumuz yok. Söyleşilerinde defalarca belirttiği gibi yazı serüvenini yalnızlıkla besleyen, edebi yaratısını inzivadan devşiren bir yazardan söz ediyoruz.
Mesele Pamuk'un dünya çapına yükselip bu milletin denetiminden bir ölçüde sıyrılmışlığının medya kışkırtmasıyla kamuoyunda yarattığı hırçınlıktır. Pamuk, romanları hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilmekle kalmamış, o dillerin de hayranlıkla okunan, her fırsatta ödüllendirilen bir yazarı olmuştur. Ona yönelik hırçınlığımızı besleyen de işte budur. Çünkü bu Türklük denilen belalı ailenin fertleri olarak hepimiz gayet iyi biliriz ki yen içinde kalan kırık kollardan biri olmaktan kurtulanı, kalanlar hakkında söz alanı varlığımızı tehdit olarak görmeye mecburuz. O, artık yaban ellerde sözü dinlenen, insanlık tarihinde kendine bir sayfa açmış, her şeyden öte dünyanın gözünde Cumhurbaşkanımızdan ve ordumuzdan bile daha itibarlı bir vatandaş olmuştur. Bunun hazmedilebilmesi elbette çok güç. Ama toplumların enfantil cemaat dürtülerinden kopup tekamül edebilmesi için bütün dünya dillerinde karşılığı olan yaratıcılarının yolunu açıp, onları en azından hırpalamamayı becerebilmesi gerekir. Aksi takdirde sürgün yaratıcıları yetiştiren bir kültür olarak dilinizi, dünyayı inandıramadığınız mazlumiyet manzumelerine rehin bırakırsınız.'

Bu biz kimdir?
Keşke edebiyattan konuşabilsek. İşte bu Nobel ödülü, bir gün edebiyattan konuşacağımız noktaya da gelebileceğimiz umudu aşıladığı için önemli. Her şeyin fiyatını bilip hiçbir şeyin değerini bilmeyen sinikler durmuş bir çırpıda zamana direnememiş, etkisi uzun soluklu olamamış Nobelli yazarların listesini çıkarıyor, bu ödülün (parası dışında) hiç de önemli olmadığını vurguluyor.
Ödüller konusunda, özellikle bu ödül konusunda onlarca yıldır süregelen tartışmaları bugün kendileri başlatmış gibi afili bir duruşları var. Ama içinde jüri olan her kurum zaten sonsuza dek tartışmaya açıktır. Şu an Nobel üstüne bir çırpıda bir yığın bilgi döküp bu kadar coşkulu tartışabiliyor olmanız, Nobel'in hâlâ dünyanın en saygın ödüllerinden biri olduğunun kanıtı. Ajanslardan ilk haber olarak geçmesi, dünyanın her köşesinde merak uyandırması da cabası. Ödül denilen şey de zaten bu kadar bir şeydir işte. Nobel aldı diye insan savaşı durduramaz, dünyadaki açlığa çözüm bulamaz, ama dünyanın her yerinde bir yazar olarak merak uyandırır, okunur, takdir görür, başucunda soluklanıp birçok dünyalıyla söyleşir. Yine birçok dünyalının gözünde savaşanlardan, yönetenlerden, aç bırakanlardan daha önemli, daha güvenilir bir insanlık temsilcisidir. İnsanlığın hafızasına yazılma konusunda dev bir adım atmıştır. Hepsini sayamayacağınız 45 dile çevrilmiş, fazlasına da çevrilecektir.
Nurlu köşelerinde bu ödülün kendilerine yaşattığı sıkıntı üstüne neredeyse edebi metinler döktüren basın mücahitlerine kulak asmayın. Onlar, Pamuk'u mahkeme kapısında linçe kalkışanlar karşısında göstermedikleri celâli, yazardan sakınmıyor. Tuhaf bir kendini kaybetmişlik içinde ellerinde olsa bu ödülü Orhan Pamuk'un yeni bir marifeti, yeni bir hainliği olarak tescil ettirecekler. Bir zamanlar komplocu paşaların iğvasına uyup kendi meslektaşlarını 'alçak' ilan etmiş olanı, "Sayın Pamuk'a Nobel ile birlikte ahlâki zafiyet ödülü de verilse iyi olurdu diye düşünüyoruz" yazmış.
Hemen hepsinin yasının zılgıtı aynı. 'Bir Türk aldığı için seviniyoruz, ama içimiz de rahat değil çünkü o, bizden değil."
Son derece doğru bir saptama. Değil elbet. Sizden dünyaya ulaşabilecek bir yazar çıkabilir mi? Temsilcisi siz olduğunuza göre o 'biz'i iyi biliriz.
Şimdi onu kutlamak için, onun zaferine ortak olmak için hâlâ üstten alıyor kimileri. Pamuk'un yegâne affedilme koşulunun, Fransa'ya giderek yeni çıkan Ermeni yasasını protesto eden bir nümayişte bulunmak olduğunu belirtiyorlar. Hâlâ anlamıyorlar. Orhan Pamuk sizin mehter takımınız, gönüllü diplomatınız olmayı seçmedi.
Onun sürüden ayrılarak dokunulmazlık kazanması çıldırtıyor habis
vasat sözcülerini. Orhan Pamuk üstünde yitirdikleri denetime yas tutuyorlar. Çünkü Nobel'i alan Kapıkule'yi geçti bile. Bir yazarın karşısında çaresiz kalmak, onu muma çeviremeyeceğinizi bilmek ağır olsa gerek. Alışacaksınız. Bu yoldan başka yazarlar da geçecek. Hazmedeceksiniz. Siz kasık çatlatan retoriğinizle Nobel'li yazarın ahlaklısını ve sportmenini sevdiğinizden dem vuruyorsunuz. İşte bu yüzden bu bütün tartışmalara rağmen hâlâ saygın ödülün ve diğer ödüllerin umurunda değilsiniz.
Sartre hakkında De Gaulle'ün dediklerini okuyoruz bu aralar
sıkça. De Gaulle, Sartre'ın Cezayir konusundaki eleştirileri üstüne kendisini kışkırtan şahinlerine, "Sartre, Fransa'dır" demiş.
De Gaulle'ü hâlâ hatırlıyor olmamızın nedeni, kendisini
kıyasıya eleştiren bir yazar için bu sözleri söyleyebilmiş bir muktedir olmasıdır. Tarihin ilk unuttukları ise gönüllü gardiyanlar, her zulmün küçük hisseli ortaklarıdır.
Bu ödülün ardında şöyle ya da böyle bir katakulli aramaya kendilerinde hak bulan yazarlara da bir sözümüz olacak.
Kıskançlığın kötü bir şey olduğunu, hissedildiğinde bile gösterilmesi uygunsuz bir duygu olduğunu öğrenememiş olabilir mi bu çalışma masalarına yalnız başına oturup yüzlerce sayfa yazmış insanlar?
Bütün mesele gerçekten de Emin Çölaşan'ın zehirli yakıştırmasıyla "Tırnak içinde Türk" olmaktan geçiyor. Önce insan, dünyalı, tırnak içinde de Türk. Ancak o zaman edebiyatın soylu alanında kalmış olacaksınız. Vatanseverliğiniz kabardıysa da biraz olsun ATO Başkanı'ndan farklı bir söz üretmek zorundasınız. Ancak Fransa parlamentosunun kararına yıkılıp tepki gösterdiğiniz kadar her yıl açlık sınırının altında toplanan
yeni milyonlar için, sokaklarda yatıp ölen çocuklar için, memleketin doğusunda hâlâ durmadan akan kan için yıkılıp tepki gösterdiğiniz zaman yeteneğiniz oranında yakınlaşacaksınız dünyalı olmaya. Dünyanın her yerinde okunmaya. Yoksa bu kuytuda ömür boyu kendinizi ve birbirinizi yiyerek titreşeceksiniz.
İkircikliler. Aranızda birbirinize yüksek sesle Turgut Özakman'dan bölümler okuyabilirsiniz. Kimsenin karıştığı yok. Ama dünya Orhan Pamuk'u okunası buluyor."(y.turker/Turk'un nobelle imtihani)

tdogan
19-10-2006, 01:09
Sepetinde üç dirhem pamuğu olmayan takımı
Fena halde tebelleş oldu Orhan Pamuk'a...
Yok efendim, bu Nışantaşı çayır züppesi
-Romancılık ne gezer serde !-
Reklâm yazarıymış düpedüz
Veya son model helikopteriyle kapı kapı dolaşan
Post-modern bir seyyar satıcı...

Ben ki pre-modern bir şairim, diyorum ki size:
Bakmayın Orhan'ın hep geçmişe mazilerden dem vurduğuna
Harem dairelerinde oryantal göbekler attığına !
O mu sanki edebiyatımızda tek yağmur kaçağı
Üslubu bihoş mesleği nakkaş muşambası makintoş!
Bakmayın sokaklarda bir müze bekçisi gibi dolaştığına
O tam Günün Adamı
Antika olan biziz asıl
Gırtlağına kadar beyaz eşyaya kara paraya batmış
Bu tüketim toplumunun has çocuğu o !
Bir kalemde yeni bir kalem sürdü piyasa ekonomisine
Kitapsızlar mahallesinde salyangoz bellenen, o yasaklı
O tu kaka KİTAP kapış kapış gidiyor sapamarketlerde
Orhan eskiden yok olan bir şeyi yok satıyor

Biz ne kızıllar gördük kızılı yok pahasına satan...

Varsın o da Kırmızı'yı okutsun ateş pahasına

CAN YÜCEL
31.12.1998 / DATÇA

dealer(sezgin)
19-10-2006, 10:07
orhan pamuk otursun öncelikle kendi ülkesinin tarihini bir kere daha okusun. ülkenin geldiği zorlu şartlari bir kere daha okusun bir kere yetmezse o kafası alana kadar defalarca okusun dıyeceğim ama anlamak istemiyorsa anlamayacaktir.

sarıkamiş yolun sonu

yazan: Ramazan Balci

Türk askerinin ve Türk halkının azmi ve feakarlığını ne güzel atmış.

oscarlar nobeller boş iş biz gönümüzdeki madalyalara bakalım.

Orhan Pamuk bir aydın olarak çıksın bir ülkenin onuru ile bu kadar kolay oynanmaması gerektiğini açıklasın uluslararası kanallarda. geçelim beyler geçelim.

soros74
19-10-2006, 11:40
Şayet bir 10dakikanızı ayırırsanız , aşağıdaki adresten Nihat GENÇ'in ,Orhan PAMUK'tan nasıl söz ettiğini izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=aEfqL6CZKkU&mode=related&search

hank
19-10-2006, 11:41
Tanyeli kıvırmadı


Haber Bugün gazetesinden... Başlığı "Zulüm ve katliam yapanları eğlendirmem..." Haberi okuyoruz... Oryantal dansöz Tanyeli, yılbaşı gecesi Amerikalı askerleri eğlendirmek için Bağdat'a davet edilmiş. Ancak 50 bin dolar önerilmesine rağmen bu çağrıyı reddetmiş... Diyor ki:
- 1 milyon dolar da teklif etseler gitmem. Çünkü Amerika orada kadın ve çocukları katlediyor...
Yalnızca Tanyeli Hanım değil... Vicdan sahibi her vatandaşımız ABD'nin Irak cinayetine tepkili...
Derken gözümüz Nuray Mert'in Radikal'deki yazısının son satırlarına kayıyor... Okuyoruz:
"...Ben, Orhan Pamuk'u, siyasi açıdan, söylediklerinden dolayı değil, söylemediklerinden dolayı eleştiren biriyim. Uluslararası şöhret ve saygınlığını, Irak işgali konusunda muhalefet etmeye kullanmasını arzu ederdim, hâlâ ediyorum. Dört yıldır, bu konuda uluslararası medyada hiçbir çıkış yapmadı. Bir işgal karşıtı olarak, birçok arkadaşımla birlikte, Nobel'li bir yazardan bu yönde bir çaba bekliyorum..."
Evet... Dansöz Tanyeli öyle... Nobel'li edebiyatçımız böyle...

Bizde bazı yazarlar 90 yıl önceki olayların travmaları içinde kıvranır(!) ve bu konuda Ermeni diasporasının acısını derinliğine paylaşırken nedense önlerinde cereyan eden, önlenebilir bir trajediyle ilgili olarak tek sözcük sarf etmiyorlar. Kendi ülkelerini 90 yıl önceki olaydan dolayı suçlarken ABD'yi tek sözcükle bile eleştirmiyorlar?

Saf saf soralım: Acaba neden?

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/19/yazar/asik.html

soros74
19-10-2006, 11:45
Tanyeli kıvırmadı


Haber Bugün gazetesinden... Başlığı "Zulüm ve katliam yapanları eğlendirmem..." Haberi okuyoruz... Oryantal dansöz Tanyeli, yılbaşı gecesi Amerikalı askerleri eğlendirmek için Bağdat'a davet edilmiş. Ancak 50 bin dolar önerilmesine rağmen bu çağrıyı reddetmiş... Diyor ki:
- 1 milyon dolar da teklif etseler gitmem. Çünkü Amerika orada kadın ve çocukları katlediyor...
Yalnızca Tanyeli Hanım değil... Vicdan sahibi her vatandaşımız ABD'nin Irak cinayetine tepkili...
Derken gözümüz Nuray Mert'in Radikal'deki yazısının son satırlarına kayıyor... Okuyoruz:
"...Ben, Orhan Pamuk'u, siyasi açıdan, söylediklerinden dolayı değil, söylemediklerinden dolayı eleştiren biriyim. Uluslararası şöhret ve saygınlığını, Irak işgali konusunda muhalefet etmeye kullanmasını arzu ederdim, hâlâ ediyorum. Dört yıldır, bu konuda uluslararası medyada hiçbir çıkış yapmadı. Bir işgal karşıtı olarak, birçok arkadaşımla birlikte, Nobel'li bir yazardan bu yönde bir çaba bekliyorum..."
Evet... Dansöz Tanyeli öyle... Nobel'li edebiyatçımız böyle...

Bizde bazı yazarlar 90 yıl önceki olayların travmaları içinde kıvranır(!) ve bu konuda Ermeni diasporasının acısını derinliğine paylaşırken nedense önlerinde cereyan eden, önlenebilir bir trajediyle ilgili olarak tek sözcük sarf etmiyorlar. Kendi ülkelerini 90 yıl önceki olaydan dolayı suçlarken ABD'yi tek sözcükle bile eleştirmiyorlar?

Saf saf soralım: Acaba neden?

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/19/yazar/asik.html

Cevap gayet basit;

Çünkü Pamukyan için mühim olan rüşvetini aldığı efendisine hizmet etmektir. Parayı veren düdüğü çalıyor, Pamukyan'ı öttürüyor yani!!!

SALESMAN
20-10-2006, 11:07
Evet... Dansöz Tanyeli öyle... Nobel'li edebiyatçımız böyle...

Bizde bazı yazarlar 90 yıl önceki olayların travmaları içinde kıvranır(!) ve bu konuda Ermeni diasporasının acısını derinliğine paylaşırken nedense önlerinde cereyan eden, önlenebilir bir trajediyle ilgili olarak tek sözcük sarf etmiyorlar. Kendi ülkelerini 90 yıl önceki olaydan dolayı suçlarken ABD'yi tek sözcükle bile eleştirmiyorlar?

Saf saf soralım: Acaba neden?

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/19/yazar/asik.html

kim demiş orhan ABD yi eleştirmez diye ; eleştirir ama parası neyse vereceksin öyle bedavaya olmuyor bu işler;

iyi de kaça olur bu iş diyene örnekten yola çıkarak kişisel tahminlerim şöyle:

orhan "türkler 1 milyon ermeni öldürdü" desin diyorsanız bunun ödülü 1,4 milyon dolar ve bir Nobel ödülü olduğuna göre :

ORHAN " ABD ırak işgalinde masumları öldürüyor " desin istiyorsanız ;
ücreti en az 1 adet önemli dalda ALTIN AYI ödülü ( kitaplarından birini filme çekmesi gerekiyor ama o da zor değil filmini araklayacak bir yönetmen bulur nasıl olsa ) + 2 milyon dolar (işin içinde petrol var doğal olarak 1,4 den pahalı)

Yok daha da ileri gidip ;

ORHAN CNN de " ABD koca kıtada kesilmedik,kılıç saplanmadık kızılderili çocuğu , bombalanmadık ortadoğulu sivil bırakmadı ayrıca Fransızlar cezayirde soykırımın kralını yaptı " desin istiyorsanız o daha pahalı yukarıdaki filmine en az 3 dalda oscar yetmez üstüne 2 altın palmiye verip tabiki iki ayrı soykırım lafı için 2X 1,4 = 2,8 milyon dolar ödemeniz gerekecek....

balaban
20-10-2006, 11:21
ORHAN CNN de " ABD koca kıtada kesilmedik,kılıç saplanmadık kızılderili çocuğu , bombalanmadık ortadoğulu sivil bırakmadı ayrıca Fransızlar cezayirde soykırımın kralını yaptı " desin istiyorsanız o daha pahalı yukarıdaki filmine en az 3 dalda oscar yetmez üstüne 2 altın palmiye verip tabiki iki ayrı soykırım lafı için 2X 1,4 = 2,8 milyon dolar ödemeniz gerekecek....

Parasıyla değilmi:) veririz:rolleyes:

ceng
20-10-2006, 12:46
kim demiş orhan ABD yi eleştirmez diye ; eleştirir ama parası neyse vereceksin öyle bedavaya olmuyor bu işler;

iyi de kaça olur bu iş diyene örnekten yola çıkarak kişisel tahminlerim şöyle:

orhan "türkler 1 milyon ermeni öldürdü" desin diyorsanız bunun ödülü 1,4 milyon dolar ve bir Nobel ödülü olduğuna göre :

ORHAN " ABD ırak işgalinde masumları öldürüyor " desin istiyorsanız ;
ücreti en az 1 adet önemli dalda ALTIN AYI ödülü ( kitaplarından birini filme çekmesi gerekiyor ama o da zor değil filmini araklayacak bir yönetmen bulur nasıl olsa ) + 2 milyon dolar (işin içinde petrol var doğal olarak 1,4 den pahalı)

Yok daha da ileri gidip ;

ORHAN CNN de " ABD koca kıtada kesilmedik,kılıç saplanmadık kızılderili çocuğu , bombalanmadık ortadoğulu sivil bırakmadı ayrıca Fransızlar cezayirde soykırımın kralını yaptı " desin istiyorsanız o daha pahalı yukarıdaki filmine en az 3 dalda oscar yetmez üstüne 2 altın palmiye verip tabiki iki ayrı soykırım lafı için 2X 1,4 = 2,8 milyon dolar ödemeniz gerekecek....

ucuz olmus.

cavit
20-10-2006, 17:31
Bence Orhan abiyle fazla uğraşmayalım, çünkü o büyük bir mekanizmanın sadece bir dişlisi, büyük oyun oynanıyor, uluslararası arenada türkiyede ermeni katliamı bir şekilde kabul ettirilirse ermenistan bugünkü israilden farklı olmaz, yahudiler nazinin soykırımını dünyaya kabul ettirip bugünkü seviyeye geldiler, türkiyenin bir anönce ermeni soykırmı olmadığı yönünde ciddi adımlar atması gerekiyor, tabii Orhan abiyi kutlayan bu hükümetle nasıl olacak bu işler? Maşayı bırakın, tutan elleri görmeyi çalışın, pamuğa verilen para devede tüy kalır, ermenilerin kazanacaklarının yanında. Orhan abi zaten adam olsaydı şimdiye kadar gelir, bu rahatsız milleti ikna edecek bir şeyler söylerdi, bırakın şu satılmışı, lafetmeye değmez.

ceng
20-10-2006, 19:02
"eger tek bir kisi haricindeki bütün insanlık bir fikir üzerinde uzlassa ve sadece bir tek kisi karsı görüste olsa, bütün insanlığın bu bir tek kisiyi susturması, bu tek kişinin –gücünün yetmesi durumunda– tek basına bütün insanlığı susturmasından daha kabul edilebilir olmazdı."(j.s.mill)

radyolog
20-10-2006, 19:21
kim demiş orhan ABD yi eleştirmez diye ; eleştirir ama parası neyse vereceksin öyle bedavaya olmuyor bu işler;

iyi de kaça olur bu iş diyene örnekten yola çıkarak kişisel tahminlerim şöyle:

orhan "türkler 1 milyon ermeni öldürdü" desin diyorsanız bunun ödülü 1,4 milyon dolar ve bir Nobel ödülü olduğuna göre :

ORHAN " ABD ırak işgalinde masumları öldürüyor " desin istiyorsanız ;
ücreti en az 1 adet önemli dalda ALTIN AYI ödülü ( kitaplarından birini filme çekmesi gerekiyor ama o da zor değil filmini araklayacak bir yönetmen bulur nasıl olsa ) + 2 milyon dolar (işin içinde petrol var doğal olarak 1,4 den pahalı)

Yok daha da ileri gidip ;

ORHAN CNN de " ABD koca kıtada kesilmedik,kılıç saplanmadık kızılderili çocuğu , bombalanmadık ortadoğulu sivil bırakmadı ayrıca Fransızlar cezayirde soykırımın kralını yaptı " desin istiyorsanız o daha pahalı yukarıdaki filmine en az 3 dalda oscar yetmez üstüne 2 altın palmiye verip tabiki iki ayrı soykırım lafı için 2X 1,4 = 2,8 milyon dolar ödemeniz gerekecek....

DESTEK-DİRENÇ LERİ NERDE:düsün: :düsün:

EW DALGA SAYIMINA GÖRE NEREDE OLMALI VEYA NEREYE GİTMESİ MUHTEMEL:cool: :düsün:

[B]PEKİ 1 MİLYON DEĞİL DE 2 MİLYON ERMENİ Yİ KATLETTİ DESE İDİ ÖDÜL 2.8 MİLYON DOLAR 3 ALTIN AYI ÖDÜLÜ 2 NOBEL Mİ OLACAKTI


HADİİ BAKALIMMM:eek: :eek: :eek:

varjan
20-10-2006, 19:32
Ya niye kendimizi üzüyoruz ki herif almış ödülünü afiyetle yesin....
Ama işte olayın kötü yanı onunla aynı tabiyeti taşıyor olmam ???????

:mad:

soros74
20-10-2006, 22:00
Pamukyan madem soykırımlara bu kadar duyarlı, o zaman neden Bosna, Cezayir, Hocalı soykırımlarını gündeme getirmiyor???

İki ihtimal var;
- Pamukyan ırkçı bir Ermeni faşisti ve soykırımı sadece Ermenilere yapıldığı iddia edildiği zaman duyarlı oluyor!!!
- Pamukyan Türk düşmanı Ermenilerden rüşvet aldı, ondan dolayı soykırım yalanıyla Türklere saldırıyor!!!

Her iki ihtimal de Pamukyan'ın beş para etmez bir vatan haini olduğu sonucuna bizi ulaştırır.

Nobel Ödülü de Pamukyan'a rüşvet olarak verilmiştir, kimse Nobel aldık diye sevinmesin!!!

bourbon
20-10-2006, 22:41
[QUOTE=soros74;1234684]Pamukyan madem soykırımlara bu kadar duyarlı, o zaman neden Bosna, Cezayir, Hocalı soykırımlarını gündeme getirmiyor???

kucagında oturdugu abılerı ızın vermez...

kentuf
21-10-2006, 00:02
Girişimci ruhları orhan markalı tuvalet kağıdı çıkarmaya davet ediyorum iyi satar .

Seyfullah
21-10-2006, 00:32
İlgili topikten ses çıkmadı, belki burdakilerden birisi çizer...

"Karikatürde Fransız forması giymiş horoz olacak.
Ayakları Cezayir pisliğine(b..ka) batmış olacak.
Sözde ermeni soykırımından bahsedecek.

Karikatürün altında da "Kendi ayakları B..kun İçindeyken Öten Tek Hayvan Horozdur" yazacak.

Çizen yetenekli birisi çıkarsa hemen dağıtmaya başlayalım :cool: "

baron11
21-10-2006, 15:50
Aydının, Emperyalizmin Yanında Durma Özgürlüğü Var mı?

Ne güzel olurdu, Orhan Pamuk Irak''ın işgaline başkaldıran bir yazar olsaydı. Şöyle diyebilseydi: "Ben sömürgecinin karşısındayım; mazlumların yanındayım."

En çok sevinen ben olurdum, içim pır pır ederdi, coşardım, ödülünü ilk ben kutlardım. Onu gider alnından öperdim.

Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü''nü aldı, ne büyük bir olay bu. Benim insanlarımdan, benim halkımdan, ülkemden biri bu başarıyı elde etti. Sevinmem, övünmem gerekir ama sevinemiyorum bir türlü, övünemiyorum...

Orhan Pamuk sömürgeci hükümetlerine başkaldıran Avrupalı gençlerin yanında sokaklara dökülseydi onu avuçlarımı patlatırcasına alkışlardım ödül kazandıktan sonra... Doğru tarafta, doğru yerde durduğu için; barışın ve insanlığın yanında olduğu için.

Sanatı insan sevgisiyle yoğurduğu için övgüler yağdırırdım ona...

Ama yapamadım işte, durduğu yer yanlıştı. İlle de bir yerde durman gerekiyorsa mazlumun yanında olman gerekir; emperyalistin, ezenin yanında değil.
Emperyalizmin gözlüğü ile baktı. Söyledikleri ile Fransız Meclisi''nin sömürgeci ve faşist kararlar almasına yardım etti.

Avrupa bir insanlık suçunu ödüllendirdi. Ödüller hep sömürgecinin, Avrupa''nın gözü ile bakanlara verilir, işbirliği yapanlar ödüllendirilirler:

Her edebiyatçı, her yazar kendince bir politik kimlik taşır. Bu kimliğini bazen açık, bazen örtülü gösterir. Bir bakış açısı varsa içinde mutlaka politik bir duruş saklıdır. Örneğin Attilâ İlhan ''ın kimi aşk şiirlerinde bile görürüz bu esintileri.

Ayrı ayrı, kopuk kopuk noktalar bir araya getirildiğinde, o bütünlük ve felsefe beliriverir kendiliğinden. Ortaya birdenbire bir kimlik çıkıverir.

Sanatçı, edebiyatçı, aydın "aydınlık bakmak" zorundadır. Sömürgecinin yanında olma hakkı yoktur. Halkın yanında, ezilenin yanında ve tarafında durmak zorundadır. "Düşünce özgürlüğü var, istersem emperyalizmin yanında dururum" diyemez. Dediği anda aydın olma kimliğini kaybeder.

Sanat, edebiyat ve düşünce, insanlığa ve insani değerlere hizmet içindir. İnsanın yüceltilmesi içindir, işte bu nedenle sömürgecilerin maşası olamaz.

Sanatın içine politika girmiş ise bu politik duruş faşizmin ve emperyalizmin yanında bulunmamalıdır, bulunamaz...

Hele ezenin ve sömürenin yanında "sistemli olarak boy gösteren bir duruş" , sanatın, emperyalizmin maşası olarak kullanılmasından başka bir şey değildir. Filmin finalinin Nobel ile noktalanması, yaşadığımız çelişki ve tartışmaları kaçınılmaz duruma soktu.

- Orhan Pamuk hiçbir siyasal mesaj vermeseydi veya;

- Emperyalizme karşı bir duruş sergileseydi ve sonunda bu ödülü alsaydı, yalnız Türk değil, dünya halklarının büyük çoğunluğunun kalbine gömülürdü.

Eğer bunları yapmış olsaydı acaba kendisine Nobel ödülü verilir miydi?

Bugün Türk kamuoyu Orhan Pamuk''a, "emperyalizmin ödüllendirdiği bir yazar" olarak bakmaktadır. Aslında onun kimliğinde "Türkiye''nin emperyalizm karşısındaki arayışları" tartışılmaktadır. Çünkü içimizde o kadar çok Orhan Pamuk var ki...

Yazar Adı: Erol Manisalı
Kuvayimilliye

neuromancer
21-10-2006, 17:06
Yalçın Küçük döktürmüş.

İlginç..

http://www.youtube.com/watch?v=4HA2TfnbqrA&mode=related&search=

http://www.youtube.com/watch?v=_Qz0PUeT_VY&mode=related&search=

tent
24-10-2006, 13:17
harold pinter 2005 yılında nobel edebiyat ödülünü almıştı. törende yaptığı konuşmanın kısaltılmış hali elinizin altında bulunsun. belki birisinin yapacağı konuşmayla karşılaştırmak istersiniz.

konuşmanın kısaltılmış olmasını anlayamadığımı da belirteyim. benim elime de böyle geçti. word dosyasındaydı, html formatına çevirdim.

baron11
25-10-2006, 13:20
ORHAN PAMUK'A -VE YANDAŞLARINA- İVEDİ YANITLANMASI DİLEĞİYLE BİRKAÇ SORU

Sayın Orhan Pamuk,

1. Aşağıdaki alıntılar göstermektedir ki, size ait olmayan bir kitaptan, yalnızca betimlemeleri, tümceleri değil, olay örgüsünü de kaynak göstermeden almışsınız. Diğer romanlarınızda da aynı yöntemi uyguladınız mı?
2. Beyaz Kale’yi yazarken bunca kitaptan “yararlandığınız”(!) halde, 15. baskıya dek kaynak belirttiğiniz kitaplar listesini niçin koymadınız? Romanınıza temel kitabın adını ise (Pedro’nun Zorunlu İstanbul Seyahati) neden hiç koymadınız?
3. Sizce bu hırsızlığın cezası ne olmalıdır?
4. Aşağıdaki durum ciddi bir durumdur. Böyle bir durumda bir yazar utanarak evine çekilir ya da bir açıklama yapar.
Tüm TÜRK YAZARLARI adına soruyorum: Sanatçı olmanın olmazsa olmazlarından olan DÜRÜSTLÜK, ONUR, AÇIK YÜREKLİLİK gibi kavramlar sizde ne anlama geliyor?


(Orhan Pamuk, Ocak 2002’de kapı kapı gezerek gerçekleştirdiği onlarca TV söyleşilerinden birinde (CNNTÜRK, “Soru-Cevap programı), sokak röportajında bir okurun "Yararlanma söylentileri konusunda Orhan Pamuk ne der?" yollu sorusuna, bu kişiyi önce "korkak" sözcüğünü kullanarak utanmazca azarladı (Oysa okur "hırsız" diyemeyecek kadar inceydi) ve bu iddiaları “iftira” diye geçiştirdi.

Ben, herkesin Orhan Pamuk diye gözünün karardığı dönemde, Murat Bardakçı’nın savlarının izini sürerek, 1996 yılında iki kitabı inceleyerek aşağıdaki benzerlikleri(!) buldum ve Edebiyat ve Eleştiri’nin Mart-Nisan 1996, 24. sayısında “Roman Yazma Teknikleri İçin Bir İbret Belgesi” adıyla yayınladım… (Burada bazı yerlerde yapıldığı gibi “kim once bu işi bildi” yollu tartışmanın anlamı yok. Ben sayın Bardakçı’dan haber olarak okudum ve gidip kitapları aldım, karşılaştırmayı yaptım. Başka da yapana rastlamadım. Bunun bir önemi de yok. Önemli olan aşağıdaki facia durumun bir eşek ölüsü gibi Türk Edebiyatı’nın kucağında duruyor olmasıdır!)Bu durumu açıklığa kavuşturmadıkça Orhan Pamuk’un söylediği, yazdığı hiç bir şeyin değeri olmamalıdır. A.Y.)

Aşağıdaki karşılaştırmada kullanılan (kalın yazılı) alıntılar, Güncel Yayıncılık tarafından Ocak 1996 yılında yayınlanan, Fuad Carım çevirisi, Pedro’nun Zorunlu İstanbul Seyahati adlı, 16. yy. da Türkler’e esir düşen bir İspanyol’un anılarını anlatan kitaptan, (ince yazılı) alıntılar İletişim Yayınları tarafından Ocak 1996 yılında l7. baskısı yapılan Orhan Pamuk’un Beyaz Kale adlı romanından alınmıştır.


"...Cenova’dan Napoli’ye giderken, hareketimizi haber alarak Ponza Adaları’nda bekleyen Türk donanmasının hücumuna uğradık..." (Pedro s.11)

“Venedik’ten Napoli’ye gidiyorduk. Türk gemileri yolumuzu kesti..." (Pamuk s.11)

"...Ama ne olur ne olmaz, gene esir düşebiliriz korkusu ile, kürekçileri sıkıştırmaktan vazgeçtiler. Malüm a, kürek çekenler ya Türk, ya Mağribi. Gemi bir kere zaptedil mi, bunlar artık serbest. O vakit, Türklere, bu bize şunu etti, şu bize işkence yaptı, derler..." (Pedro s.12)"...

Türk ve Mağripli olan kürekçilerimiz sevinç çığlıkları atıyordu; sinirlerimiz bozuldu... Esir düşerse cezalandırılmaktan korkan kaptanımız kürek kölelerini şiddetle kırbaçlatmak için bir türlü emir veremiyordu..." (Pamuk s.11)



"...İlk önce, öyle bir niyetimiz olmadı değil. Fakat bir borda ateşi yiyince teslim olduk..." (Pedro s.13)

"Şiddetli bir borda ateşine tutulmuştuk, hemen teslim olmazsak gemimiz batacaktı..." (Pamuk s.12.)

"...Birinin bileklerini, kulaklarını ve burnunu kesip omuzuna bir pafta yapıştırdılar; paftada şu yazılı idi: ‘Böyle eden böyle olur’. Öbürünü kazığa çaktılar..." (Pedro s.12)

"Kazığa oturtulan korkak kaptanımız yeni ölmüştü. Kırbaççıları, burnunu, kulağını kesip ibret olsun diye bir sala koyup denize bırakmışlardı..." (Pamuk s.11.)

"...Rampacılar gemiye daldılar ve herkesi çırılçıplak ettiler. Beni tepeden tırnağa soymadılar; sırtımdakiler, onların hoşlanmadıkları ve beğenmedikleri şeylerdi. Hem, sırtımdakilerle uğraşmaya bir lüzum görmediler; yattığım kamara çok daha değerli eşyalarla doluydu..." (Pedro s.13.)

"...Rampacılar gemimize ayak basarlarken kitaplarımı sandığıma koyup dışarı çıktım. Gemi ana-baba günüydü. Dışarıda herkesi toplamışlar çırılçıplak soyuyorlardı..." (Pamuk s.14.)

"...Cerrah mısın, diye sordular. Hayır deyince, az kalsın partiyi kaybediyordum. Bereket versin lafa, sözü geçen kaptanlardan Durmuş Reis karıştı. Cenevizli dönme Durmuş Reis ‘İdrar ve nabız hekimidir, cerrahtan daha faydalıdır" dedi, kürekten işte bu suretle kurtuldum..." (Pedro s.13.)

"...Sonradan Ceneviz dönmesi olduğunu öğrendiğim Reis iyi davrandı bana; neden anladığımı sordu. Küreğe verilmemek için hemen astronomi bilgimden, geceleri yön bulabileceğimden söz ettim, ama ilgilenmediler. Bunun üzerine bende bıraktıkları anatomi cildine güvenerek hekim olduğumu ileri sürdüm. Az sonra gösterdikleri kolu kopmuş birini görünce cerrah olmadığımı söyledim. Öfkelendiler, beni küreğe çekeceklerdi ki, kitaplarımı gören Reis sordu: ‘idrardan ve nabızdan anlıyor muydum?’ Anladığımı söyleyince hem küreğe verilmekten kurtuldum..." (Pamuk s.14.)

"...En üste Muhammed’in sancaklarını astılar; bunların altına, bizden aldıkları bayrakları, haçları ve Meryem Anamız’ın tasvirlerini astılar. Külhanbeyler, başaşağı asılan bu haçlarla tasvirleri bir ok yağmuruna tuttular... Derken denizlerde eşine rastlanmayan bir top ateşi koptu..." (Pedro s.18.)

"...Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, altlarına da bizim bayrakları, Meryem Ana tasvirlerini, haçları tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar. Derken toplar yeri göğü inletmeye başladı..." (Pamuk s.14.)

"...Ulu-Türk, tutsakları görmek istedi. İki bine yakın tutsağı, ayaklarından zincirleyip sıraladılar; kaptan ve zabit olanları boyunlarından çemberlediler ve bizden aldıkları trampetaları çalarak, boruları öttürek ve bayrakları sürükleyerek hepimizi saraya götürtüler..." (Pedro s.19.)

"...Bizleri Padişah’a çıkarmak için zincire vurdular, askerlerimizi gülünç göstermek için zırhlarını ters giydirdiler, kaptanların ve subayların boyunlarına demir çemberler taktılar, gemimizden aldıkları borularımızı, trampetlerimizi alayla ve keyifle çalarak eğlene eğlene bizi saraya götürdüler..." (Pamuk s. 18)

"...Sinan Paşa’nın oniki yıldan beri çektiği nefes darlığı artmıştı. Göstermediği hekim kalmamıştı. Sonunda beni de çağırdılar. Paşa’ya elimle bir şurup hazırladım. Nasıl alınacağını sorunca, işi çaktım ve bir kaşık isteyerek, gözü önünde, üç kere doldurup içtikten sonra, ‘alsana senyör’ diyerek, kendisine de içirdim..." (Pedro s.22.)

"...Oysa, derdi, bildiğimiz nefes darlığıydı. İyice sorup soruşturdum, öksürüğünü dinledim, sonra mutfağına inip orada bulduklarımla naneli yeşil haplar yaptım; bir de öksürük şurubu hazırladım. Paşa zehirlenmekten korktuğu için göstererek şuruptan bir yudum içip haplardan bir tane yuttum..." (Pamuk s.17.)

"...Amcabey diye anılan, aslen Valencialı birini yollayarak, bir hıyanette bulanmayacağıma dair yemin ettirip zincirimi söktürdü..." (Pedro s.24.)

"...Bir hafta sonra bir gece gelen kâhya, kaçamayacağıma yemin ettirdikten sonra zincirlerimi çözdü..." (Pamuk s.18)

"...yolda müslüman olmamı istedi. Yapamam, dedim. Koruya vardığımızda, dostlarından olan ve Hristiyanlıktan dönme, iki kişi beklemekte idi... Ne söylediğimi soran Paşa’ya, ben karşılık vererek, öfkeyle, kestirin kafamı, callada da, sana verilen emri yerine getir, dedim... ‘Seni din düşmanı ve Muhammed düşmanı köpek seni, biraz geçsin, ben sana yapacağımı bilirim...’ deyip yürüdü..." (Pedro s.28-29)

"...Bir kâhya kararımı sordu. Belki kararımı değiştirirdim, ama bana bunu bir kâhya sordu diye değil! Şu sırada din değiştirmeye hazırlıklı olmadığımı söyledim... İkisi, bir duvar dibinde durup ellerimi bağladılar, pek de büyük olmayan bir balta vardı ellerinde. Müslüman olmazsam, Paşa boynumun hemen vurulmasını emretmiş. Kalakaldım... (...) Orada ellerimi çözerlerken azarladılar beni: Allah, Muhammet düşmanıymışım." (Pamuk s.30-3l.)

Kaynak.Ahmet Yıldız
Edebiyat ve Eleştiri
KuvayiMilliye

ceng
30-10-2006, 14:01
harold pinter 2005 yılında nobel edebiyat ödülünü almıştı. törende yaptığı konuşmanın kısaltılmış hali elinizin altında bulunsun. belki birisinin yapacağı konuşmayla karşılaştırmak istersiniz.

konuşmanın kısaltılmış olmasını anlayamadığımı da belirteyim. benim elime de böyle geçti. word dosyasındaydı, html formatına çevirdim.

sayin tent,
paylastiginiz icin tesekkur ederim.
cok guzel bir konusma olmus.
gonul pamuk'tan da benzeri bir konusma cikartmasini ister.
ricam pinter'in bir ingiliz oldugunu -okumanin basindan sonuna- hep akilda tutarak yazinin tekrar hecelenmesidir.
robert fisk okuyor gibi heyecanlandim.
saygilar.

yosun
30-10-2006, 16:14
İtalya tarafından bir ödül de Elif Şafak'a verildi. Elif Şafak da böylece Orhan Pamuk olma yolunda ilk adımını atmış oldu. :mad:

baron11
03-11-2006, 13:55
Kınalı keklik Orhan Pamuk (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=50633)

Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Orhan Pamuk hakkında “Türklüğü alenen aşağıladığı” iddiasıyla suç duyurusunda bulunup dava açılmasına neden olan Mehmet Özet, Orhan Pamuk'la ilgili kitap yazdı.

Anadolu Bilim Edebiyat Sanat Eserleri Meslek Birliği (ANASAM) eski Genel Başkanı olan, “Gesi Bağları” ve “Bir güzel insan portresi” adlı iki yayınlaşmış kitabı bulunan Mehmet Özet, bu kez de Orhan Pamuk'la ilgili kitap hazırladı.

Mehmet Özet, “Kınalı Keklik-Orhan Pamuk” adını verdiği kitabın bu ay sonunda piyasaya çıkacağını belirterek, “Kınalı Keklik-Orhan Pamuk” adını verdiğim kitapta, Orhan Pamuk'un edebi kişiliği ve hayat hikayesi ile hakkında açılan davayla ilgili bilgi ve belgeler yer alıyor. Kitapta ayrıca gazetelerin köşe yazarlarının Orhan Pamuk hakkında yazdıkları yazılar da bulunuyor” diye konuştu.

“KINALI KEKLİK” HİKAYESİ

Mehmet Özet, hazırladığı kitabın, adını aldığı “Kınalı Keklik” hikayesiyle son bulduğunu da belirterek, şunları söyledi: “Osmanlı döneminde adamın biri kuş almak için bir dükkana girer. Dükkandaki kuşların ve kekliklerin fiyatlarını sorar. Kafesteki bir kınalı keklik için diğer kekliklerden daha fazla fiyat istenir. Adam bunun nedenini sorar. Satıcı da "kınalı keklik ötünce diğer keklikler çevresine toplanır. Avcılar da diğer keklikleri kolayca vurur. Bu yüzden bu keklik daha pahalı" der. Adam kekliği satın alır ve dışarı çıkıp dükkanın önünde kafasını koparır. Satıcı ve çevredekiler bunun sebebini sorunca da "kınalı keklik kendi ırkından olan kekliklerin, avcılar tarafından vurulmasına, avlanmasına yardımcı oluyor. Başka keklikler ölmesin diye boynunu kopardım" der. Bu ay sonunda piyasaya çıkacak kitabım bu hikayeyle son buluyor.”

Mehmet Özet ile Kırklareli Merkez E Tipi Kapalı Cezaevi'nde kalan hükümlü Sebahattin Zorlu, 16.02.2005 tarihinde Orhan Pamuk hakkında “Türklüğü alenen aşağıladığı” iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığına dava açılması için suç duyurusunda bulunmuşlardı.

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Orhan Pamuk hakkında TCK 301/1 maddesi uyarınca “Türklüğü alenen aşağıladığı dosyadaki mevcut tüm delillerden anlaşılmaktadır” diyerek Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açtığı dava, Adalet Bakanlığı'nın “kovuşturma ve soruşturma izni vermemesi” gerekçesiyle düşürülmüştü.

skinnypuppy
03-11-2006, 14:13
yaşı yetenler bilir. yaşar kemal'de tescilli vatan hainidir. o da ülkeyi satmıştır. zaten adam öldürmeden ünlü olan, bişeyler üreten herkes bu topraklarda vatan hainidir. o işi gücü türklüğü mahkeme salonlarına getirmek, yazan çizenin hayat kalitesini düşürmek, tacize uğramasına sebep olmak olan zat, o zamanlar molped havasızla gezmiyor olsa yaşar kemali de dava ederdi. türklüğü böyle maskara edip vatandaştan çok vatan, eserden çok allah vergisiyle övünenlerin türklüğünden de ben utanıyorum. türk doğmakla övünülmez. insan başkalarının yaptığı şeylerle övünmez. onurlu insan kendi yaptığı şeylerle övünür. hikaye bunlar. üretme özürlü ekmek beyinli insanların, üretilmiş birşey görünce kapıldıkları korkudan başka birşey değil aslında. türklük mürklük hikaye. ortada aslında sadece kişisel yetersizliğin şiddet yardımıyla dışavurumu (bkz. imza) var. mesela bakınız ekmek beyinli zat-ı şerifin biri inanılmaz bir yaratıcılıkla orhan pamuk'un kafasını koparıyor, başka bir zat-ı şerif de gerine gerine o yazıyı buraya kopyalıyor. her işiniz yakmak, yoketmek, öldürmek, parçalamak. ne diyim ki ben? tipik bir freudien iktidarsızlık vakası. içini ne kadar kurtlarla, kartallarla, ayyıldızla döşeseniz de papaz etsiz pilav yemiyor. sanattan, bilimden, ticaretten bahsetmediğiniz sürece milliyetçilik iktidarsızlık özründen ileri gidemiyor. ööle onu bunu dava edip, sağa sola saldırmakla, insanların boyunlarını koparmakla milliyetçi olunmaz. milliyetçi adam eserinden belli olur. herkes eseri kadar konuşsun. pehhh..

ATAK
21-11-2006, 22:27
Orhan Pamuk Nobelin Diyetini Ödüyor

Orhan Pamuk, Nobel'in diyetini ödemeye başladı bile. Brown Üniversitesinde düzenlenen uluslararası yazarların hürriyeti konulu bir seminerde Türkiye'yi eleştirdi.
Orhan Pamuk, Brown Üniversitesinde düzenlenen uluslararası yazarların hürriyeti konulu bir seminerde Türkiye'de kendisine yapılan baskı ve saldırıları anlattı.

Ermeni örgütlerinin öncülüğü ile düzenlenen toplantıya Orhan Pamuk'un yanısıra, İranlı iki yazar Shahrnush Parsipur, Shahriar Mandanipour ile Kongolu yazar Pierre Mumbere Mujomba katıldı.

Pamuk toplantıda bir ermeninin Türkiye Ermeni soykırımını tanıyacak mı sorusuna, "Hepimizin Türkiye'de özgürce konuşacağı bir gün umarım olacak" şeklinde konuştu. Pamuk, soykırımı sözcüğü ile ilgili bir soruya ise "bir süre için bu konuya dahil olmak istemediğini" vurguladı.(gazetehaber.com)


http://www.aktifhaber.com/read_news.php?nID=91864

BOZKIR
04-12-2006, 18:38
Atv de Seks kaseti piyasada dolaşan ali kırcanın konuğu olmuş,sevinöli sevinçli konuşuyor.Alide yağlıyor...

Beraber başka bir kasette takılırlar artık..Kanka olmuşlar

Midem bulanıyor..

emre73373
04-12-2006, 19:24
Bir diğer kanalda Atatürk ve sistemine karşı düzenlenen bir panel sözde eğitimcilerin paneli yerden yere vuruluyor. Doğru olması gereken bu zaten. Peki Türklüğe hakaret eden, türkçesi bile tam anlaşılır olmayan bu nobel ödülü verilmiş bu zat hakkında neden övgüyle bahsediliyor.
Neden Fransa-Almanya ittifakından bahsedilmiyor, görüşleri alınmıyor............
Danışıklı döğüş, ahhhhhh Ali bey ahhhhhh. İşinize gelince demokrasi gelmeyince demokrasi söylemleri........
Yiyelim içelim eğlenelim üçü beşi aramayalım, iğne kendimize batınca demokrasi, özgürlük, özel yaşam kelimelerinin arkasına sığınalım.

ceng
08-12-2006, 10:12
turkce konustu 'bu adam'. yedi duvele turkce.
talat sait halman'in kulaklari cinlasin.

http://nobelprize.org/nobel_prizes/literature/laureates/2006/pamuk-lecture_tu.html

skinnypuppy
09-12-2006, 07:45
Efendim, adam öldürmekten daha ulvi işleri olabilenlerden bu yazıyı anlayıp enselerinde "kerinçsiz" nefesler hissedenler olacaktır. Endişelenmesinler, vatan haini değildirler.

Pamuk şikâyetçi: Temsilci durumuna sokuldum

REUTERS - STOCKHOLM - Orhan Pamuk, 'Türkiye'nin kültür elçisi rolünü oynamaya zorlanmasının yazabilmesi için gerekli ruh özgürlüğünü tehlikeye atmasından' korktuğunu söyledi. Pamuk, Reuters'a demecinde, "Bir roman yazarının, oyuncaklarıyla hayalperest şekilde oynamak isteyen bir çocuğun sorumsuzluğunu hissetmeye ihtiyacı vardır. Ama beni bir temsilci durumuna soktular. Nobel'den önce bile maalesef bunu hissettim. Bu da, yaptığım her açıklamayı giderek daha politik ve dramatik göstermeye başladı" ifadelerini kullandı. Pamuk, bu sorumsuzluk ihtiyacının bir yazarı topluma karşı kayıtsızmış gibi göstereceğini kabul etse de, "Ancak mutlak özgürlük temel niteliktedir. Bu siyaset ve ulusal temsil sorunları beni giderek daha çok sıkarken, ifade özgürlüğüne sahip olmak, tamamen sorumsuz olmak ve bir çocuk gibi hareket edebilmek gerekli. Ama bunları atlatacağım" dedi.
AB üyeliği için Pamuk, "Türk kimliğinin gelişmesini ve Türkiye'nin herkesin dini, kültürü ile tarihini yaşayabildiği daha özgür bir yer olmasını sağlayacak" dedi.

Yildizsever
09-12-2006, 12:32
Orhan Pamuk u ilk romanlarında daha başarılı bulurdum!
Bilemiyorum,belki ilk hallerinde şımarma ve gereksiz Avrupaî etkiler yoktu!
Şimdi ona acıyorum,''ülkesine gelip gururla gezemiyor,yazık! ''
Ödül felan almış,umrumda bile değil!

DiSappeAr
09-12-2006, 13:48
Fazıl Hüsnü Dağlarca - Şair (ödülü aldığı zamanki yazısı)
Ermeni’yi övmeyene armağan yok. Ama günün modası bu. En son Nobel Ödülü’nü alan adam da Ermenileri övmüştü. Böylece Nobel Ödülü almanın yolu herkese gösterildi. Bizim şuursuz Türk aydını bu kafayla giderse daha çok küçülecek. Nobel’in önemi alana göre de değişmeye başladı. İyi bir yazara değil, birilerinin adamı olana ödül verilir oldu.

BOZOK
09-12-2006, 13:55
odul alirken konusmus odul torenin de ve konusmasini olen babasina hitap etmis
eger babasi olmeseydi h*iyar pamuk icin ne dusunurdu (ya kahrindan olurdu adamcagaz yada h*iyar pamuk gibi ise mutluluktan olurdu)
olunun arkasindan konusul maz ama?

zamanlama
09-12-2006, 14:16
http://www.youtube.com/watch?v=d7LkE_pIiAo

tent
09-12-2006, 15:28
turkce konustu 'bu adam'. yedi duvele turkce.
türkçeyi katlederek konuştu... ilk cümlesi: "...babam kendi yazıları, el yazmaları ve defterleriyle dolu küçük bir bavul verdi bana..."

babası, içinde yazıları olan bir bavull vermiş. orhan pamuk, bavulun içindekileri tanımlarken kullandığı kavramlar
1. yazıları
2. el yazmaları
3. defterleri.

ikinci sözcükten, el yazmalarından, başlayalım. elyazması bir niteleme, bir sıfattır, bence bitişik yazılmalıdır. matbaa öncesi yazılmış kitaplar için kullanılır. hiçbir ferman elyazması olarak nitelendirilmez. oysa hemen tamamı el yazısı ile yazılmıştır. dolayısı ile babasının bavulunun içindeki "elyazmaları" sözcüğü, "yazıları ve defterleri" sözcükleriyle birlikte kullanılmamalı. elyazmaları, el emeği, göz nuru ve neredeyse tamamı "tek" olduğu için, içeriğine de bağlı olarak çok değerli nesnelerdir. kimilerine ise paha biçilemez. bunlar kimi zaman dini ve tarihi bir önem arz ederler. örneğin, konya mevlana müzesine hediye edilen ve öldürüldüğü zaman halife ömer'in okumakta olduğu kuran gibi, ya da amerika'daki ingiliz kolonilerinin bağımsızlık bildirgesi gibi.. bu tür elyazmalarına paha biçilemez, kıyaslanabilecek bir başkası yoktur çünkü.

deftere zaten kalemle yazı yazabiliriz, daktilo makinası devrini tamamladı ama, deftere yazabilen daktilo makinası hiç icat edilmedi, sanırım bundan sonra da icat edilmez. aynı şeyi bilgisayar yazıcıları için de söylersek, yanlış olmaz sanırım.

yazıları tanımlamasına bakarsak, bunların da dosya kağıdına yazılmış ve dosyalanmış yazılar olabileceğini önesürebiliriz. dolayısı ile dosya kağıdına kalemle de yazılabilir, daktilo ile de.

anlaşıldığı üzere orhan pamuk'un babası, bir bavul bırakmış. bunda tartışılacak bir şey yok. ama içindekilerin tanımlanmasında bir sorun var. "dosyalanmış yazıları ve defterleri" dense bir sorun yok, ama araya "elyazmaları"nı sıkıştırınca, bir sorun olduğunu söyleyebiliriz. elyazmalarının maddi manevi değerine mi atıfta bulunuyor acaba. bir babanın çocuğuna bıraktığı her şey değerlidir diyebiliriz. hele ki bunlar onun entellektüel birikiminin bir ürünü ise, değeri tartışılmaz. ama orhan pamuk, niye "elyazmaları"ndan destek alma gereğini duydu? yanıtını edebiyat tarihçileri bulur sanırım.

ama kimse bana orhan pamuk'un türkçe konuştuğuna inandıramaz. türkçe konuşabilmesi için önce türkçe düşünmesi gerekir. biliyoruz ki, orhan pamuk ingilizce düşünür, sonra bunu türkçeye çevirip yazar.

ilginç bir rastlantı. isveç'e giden gazeteci grubunun içinde olan oray eğin, bir yazısında yaptığı hata için özür dilerken "ingilizce düşünüp, türkçe yazınca böyle yanlışlar olabiliyor" diye yazmıştı. bu yazarın bugünkü yazısının başlığı da türkçeyi ne kadar bildiğinin bir göstergesi. "Feriköy'den frak kiralayan karda" başlığını okuyunca "karda mı kalmış, karda üşümez miymiş, karda batmaz mıymış, karda iyi mi çekermiş" diye düyünüyor insan ister istemez. yazıyı okuyunca "kazançlı çıktı" demeye çalıştığını anlıyoruz.:)

güngör uras, bugünkü yazısında orhan pamuk'un babasını yazmış. Gündüz Pamuk'un bavulu (http://www.milliyet.com.tr/2006/12/09/yazar/uras.html)

talat sait halman'in kulaklari cinlasin.
talat s. halman'la ne ilgisi var?

kentuf
09-12-2006, 16:37
Daha geri almadılarmı bu ödülü .pehh

BUSHIDO
09-12-2006, 17:10
1. çok iyi bir roman okuru olarak kendi adıma şunu söylemek istiyorum : diğer kitapları bir yana, "benim adım kırmızı" son 30 yılda yerkürede yazılmış en muhteşem edebi metindir.. nobel'e layık görülmüş olması eşyanın tabiatıdır..

2. batı'nın her konuda ve her durumda ne denli iki yüzlü ne denli aşağılık olduğunu düşünecek olursak normal şartlarda bu ödül verilmeyebilirdi.. yani türkiye bu denli global-politik'in odağında olmasaydı, AB süreci gibi çetrefilli bir süreç sözkonusu olmasaydı ve orhan pamuk resmi ideolojiye aykırı bir kaç laf etmemiş olsaydı bu ödül verilmeyebilirdi..

Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Odul Toreninde yapmis oldugu konusmayi bir solukta okudum.
Tartimaya, bazi arkadaslarimizin hassasiyet gosterdikleri bence asiri milliyetci duygulari rencide etmeye falan niyetim yok.

Ben bir Turk olarak, son gunlerde tepki toplayan fikirlerine katilmama ma ragmen, Orhan Pamuk ile ayni topraklarda yetismis, ayni kulturu paylasmis olmaktan gurur duydugumu burada aciklikla soylemek istiyorum.

Fikirleri ozgurce soyleyebilme ozgurlugunu seviyorum. Orhan Pamuk'u cok ama cok begeniyorum.

Ben, sanatini boyle bir ozveri ile ve bu seviyede yapabilen her turk evladini, tum yanlislari ve gunahlari ile bagrima basmaya hazirim.

Ve bunu buradan ilan etmekten de cekinmiyorum.

Pek cok arkadasimizinda boyle dusundugune inaniyorum, yada inanmak istiyorum. Biliyorum ki bugun sessiz kalirsam, yarin benim icin de geldiklerinde, yanimda kimseyi bulamiyacagim!

Saygilarimla.

skinnypuppy
09-12-2006, 20:00
Kerinçsiz: Gaytasındaki boncuğu bulduk

KHA - İSTANBUL - Kerinçsiz ve ekibi yaptıkları analiz sonucu Orhan Pamuk'un gaytasında boncuk bulduklarını açıkladı. Kerinçsiz şöyle konuştu " Biliyorduk ama ispat edemiyorduk. Etrafımdaki herkese söylüyordum. Bu adam sandığınız gibi değil. Büyük emeklerle gaytasını ele geçirdik. Ben analizi kendi ellerimle yaptım. Bakın bu elllerle. Evet, Orhan Pamuk'un gaytasında boncuk var. Herkes derin bir nefes alabilir." Türk halkının artık rahat uyuyabileceğini, bu tehlikenin de atlatıldığını söyleyen Kerinçsiz, kendisine vatan kahramanı denilmesi konusunda ise, "Gerekirse gayta çalışmalarına seve seve devam edeceğini, herkesin şapkasını önüne alıp karar vermesini, ya sevilmesi ya da terkedilmesi gerektiğini" ifade etti. Kerinçsiz'in evinin önünde toplanan ve kendilerine 'En Öz Vatanseverler Ocağı' diyen bir grup ise, "Bu vatan seninle gurur duyuyor," "Ya Sev ya Terket," "Gayta Neferi Hareket Engellenemez" şeklinde sloganlar attı.

_zamazingo_
09-12-2006, 20:11
Kerinçsiz: Gaytasındaki boncuğu bulduk

KHA - İSTANBUL - Kerinçsiz ve ekibi yaptıkları analiz sonucu Orhan Pamuk'un gaytasında boncuk bulduklarını açıkladı. Kerinçsiz şöyle konuştu " Biliyorduk ama ispat edemiyorduk. Etrafımdaki herkese söylüyordum. Bu adam sandığınız gibi değil. Büyük emeklerle gaytasını ele geçirdik. Ben analizi kendi ellerimle yaptım. Bakın bu elllerle. Evet, Orhan Pamuk'un gaytasında boncuk var. Herkes derin bir nefes alabilir." Türk halkının artık rahat uyuyabileceğini, bu tehlikenin de atlatıldığını söyleyen Kerinçsiz, kendisine vatan kahramanı denilmesi konusunda ise, "Gerekirse gayta çalışmalarına seve seve devam edeceğini, herkesin şapkasını önüne alıp karar vermesini, ya sevilmesi ya da terkedilmesi gerektiğini" ifade etti. Kerinçsiz'in evinin önünde toplanan ve kendilerine 'En Öz Vatanseverler Ocağı' diyen bir grup ise, "Bu vatan seninle gurur duyuyor," "Ya Sev ya Terket," "Gayta Neferi Hareket Engellenemez" şeklinde sloganlar attı.




Son okuduğum haberlere göre bu tosuncuklar tayfası dağılmak üzereymiş.

Acaba , gaytada buldukları boncukları mı paylaşamamışlar?

tent
10-12-2006, 17:32
pamuk orhan, şu an itibariyle muradına erdi...
yalnız ona ödülünü verdikten sonra, boruları çaldırmadılar, yaylılar çalıyor şimdi. "hadi yaylan" mı demek istiyorlar acaba?:D

madem çalacaklardı, dede efendiden, ıtrî'den bi şeyler çalsalardı ya...

ceng
11-12-2006, 14:54
...
Örneğin, Isparta'da devletin bir kaymakamı, Orhan Pamuk kitaplarının imha edilmesi için resmî talimat yayımlayacak. Sen kalkıp Nazi dönemini çağrıştıran bu rezillik konusunda "Milli hassasiyet"ten dem vuracak, sessiz kalabileceksin.
...

http://www.derkenar.com/kitapkurdu/hasancemal.shtml

BOZKIR
11-12-2006, 23:01
Pamukyan ödül aldıktan sonra artık siyasi konularda konuşmayacak ve demeç vermeyecekmiş.Hatta ödül töreninden sonra bir tv programına sıfr bu yüzden katılmamaış..

Kaptın ödülü susarsın artık değilmi..Avrupalıları bile aldattı herif be..Milletine sırt dönenin , kendilerinede hayrı olmayacağını öğrendiler..

tent
13-12-2006, 12:00
Hilmi Yavuz

Pamuk ve Nobel (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=444653)

son on beş yıldan beri Orhan Pamuk'la ilgili en az 20 yazı yazdım; onu en ağır biçimde eleştirenlerden biri de benim. Onun Oryantalist bir yazar olduğunu, kendisini, Edward Said'in deyişiyle, bir 'sömürge entelektüeli' gibi konumlandırdığını; Osmanlı ve İslam geleneklerini bir 'decorum' olarak kullandığını, dolayısıyla da Doğu/Batı sorunsalını romancılıklarının temelkoyucu meselesi olarak ele alan Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay'la kıyaslandığında, 'meselesi olmayan' bir yazar olduğunu; Türk insanını adam yerine koymadığını, 'Beni bir Batılı gözlemci anladığı zaman memnun olurum.' diye yazdığını, defalarca, yazdım ve söyledim.

tent
13-12-2006, 13:19
TRT'de Nobel programı skandalı (!) (http://www.milliyet.com.tr/2006/12/13/son/sonsiy03.asp)

ceng
13-12-2006, 13:26
Hilmi Yavuz

Pamuk ve Nobel (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=444653)




hilmi yavuzdan, bir kalem/kelam erbabindan beklenen de budur dedirten bir yazi. ama dokunmadan da edemedim:

1. alatli'nin ne soyledigiyle ilgilenmedim ama turker konusunda sanirim anlatilmak istenene nufuz edil(e)memis, kabukta/soylenilenlerde kalinmis.
pamuk, turkerin yazilarinda sadece aractir, anlatilmak istenen tamamen baska birseydir, o da anlayana:), aynen yayla meselesinde ortaya konuldugu gibi.
ben sayin yavuzun meseleyi benden de daha iyi serhedecegini ve hatta ettigini ama bu konuya dokunmadigini dusunuyorum.
haddi zatinda turkerin niyeti edebi bir elestiri de degildir hani o baskaca bir seyi elestirir.

2. oryantalist kisminda tamamen hemfikirim. bunun geregi yazilanlar da aslinda kasitli olmaktan ote dogasi/tanimi geregi bir nevi jurnallemedir. atay ve ahmet hamdi kiyaslamasi adi anilanlar icin biraz haksizlik- mayalar tamamen farkli.
(bakiniz:http://www.hisse.net/forum/showpost.php?p=1220206&postcount=75)


saygilar.

baron11
20-12-2006, 12:43
Banu Avar'ı mutlaka cezalandırmalı (http://www.8sutun.com/node/24683)

Banu Avar, yaptığı, ‘Sınırlar Arasında’ isimli programla ‘Medeniyetler (Dinler) arası diyalogun’ hangi odaklarca tezgâhlandığını bir kez daha gözler önüne serdi…
Bravo Banu hanıma!..
Yıllardan beridir çeşitli vesilelerle ‘Batı’nın bu iğrenç yüzüne dikkat çekmeye çalıştım. Efsanelerinde vampir figürünün öne çıkmasının tesadüf olmadığına, zihinlerinin arka planında vahşice kan dökmek ve yok etmek şartlanmışlığı bulunduğuna işaret ettim.
Barbarlıklarını, sadece insana değil, hayvan bitki ve eşyaya da acımasızca düşman olduklarını ve teknolojiyi bir medeniyet unsuru olmaktan çıkarıp dünyayı, hatta kainatı imha etmede bir enstrüman olarak kullandıklarını söyledim.
Ama içimizdeki, onmaz aşağılık duyguları nedeniyle, batıya karşı kayıtsız şartsız bir teslimiyet öneren kimseler, bu gerçeği görmemekte ölesiye bir ısrarın peşine düşmeyi tercih ettiler.
Banu Avar, yaptığı programla, batının bu barbar yüzünü bir kez daha deşifre ederken, batılı argümanların, mesela demokrasi, barış ve daha bunun gibi içi boş teneke misüllü ses çıkaran ama insanlık için hiçbir fayda üretmeyen iddiaların, arka planına dair önemli veriler elde etmemizi de sağladı.

Batı: Kendi halklarının refahı için, sanayi devriminden bu yana, sistematik bir biçimde insanlığı ve tabiatı topyekûn imha edecek projeleri gözünü kırpmadan hayata geçiren canavarların yaşadığı coğrafya parçası!...

İşte bunlardan birisi İsveç…
Yüz yılı aşkın bir süredir toplu katliamlara neden olan silahlar üretiyor.
Bunda, kuşkusuz ki, Alfred Nobel’in payı çok büyük.
İnsanlığın başına en büyük belalardan birini salan bir kimse adına ‘barış’ (!?) ödülü vermek de batılılara has bir ironi (!) anlayışının sonucu olsa gerek.
İşte bunun en çarpıcı kanıtlarından birisi!
“Silah şirketlerinin maliyeti her geçen gün büyüyor. Bu maliyetin karşılanması için biz şöyle bir çözüm üzerinde çalışıyoruz. Gelişmiş silahlar yapan ülkeler, maliyeti paylaşarak işbirliği halinde silah üretmeliler.” (?)
Bu sözler, İsveç’teki ‘Barış Enstitüsü’ başkanına ait.
Bu şu anlama geliyor. Batılılar barış derlerken, kendileri dışında kalan halkların kayıtsız şartsız teslim olmalarını öngörmektedirler!
Yani, yaşamak istiyorsanız, sömürülmeye rıza gösterip teslim olun!
Hem zaten Alfred Nobel’de öyle dememiş miydi?.. ‘O kadar korkunç bir katliam aracı bulmalı ki, insanlık korku ve korunma içgüdüsüyle barışı seçsin!’
Tam bir batılı kafası!
Bunun traji-komik bir ironi mi, yoksa can yakan batı paradoksu mu olduğuna siz karar verin!

Bu güne kadar, kıytırık bir Avrupa ülkesi imajı vererek, bu yönünü gizlemede bir hayli başarılı olan İsveç’in silah satışında en önemli pazarı ABD ve İngiltere…
1991 yılındaki körfez savaşında İsveç mamulü silahların payı azımsanacak gibi değil… Keza, Afganistan işgalinde kullanılan füzelerin de öyle… Programdaki ifadeyle; ‘Orta doğuyu yakan silahlar, İsveçlilere refah olarak geri dönmüş!”
En önemli partneri Amerika, dedik!.. Sadece silah satışı alanında mı? Tabii ki hayır! ‘Kültür diplomasisi’ marifetiyle halkı Müslüman olan ülkelerdeki satışa gelmeye amade aydınları kafeslemede de birlikte hareket ediyorlar.
Mesela Amerika başkanı bir isme işaret ediyor (bkz. Bush’un, Orhan Pamuk’u öven İstanbul konuşması), İsveç’teki kan ve ateşle beslenen ve fakat adı ‘barış’la başlayan örgüt de hatırı sayılır bir maddi bedel ödeyerek nokta atışı yapıyor!
Bu, bir tür; parola ve işareti gibi…

Yukarıda, programın deşifre ettiği önemli hususlardan birisinin, silah satışı yanında ‘kültür diplomasisi’ tezgâhı olduğuna değindik. İşte bu faaliyetler bağlamında Amerika’daki ‘Uluslar arası Yazı Programı’ çok aleni bir biçimde kendi güvenliklerini sadece askeri alanda değil, kültürel alanda da sağlamaları gerektiğine vurgu yaparak asıl amaçlarını açıkça deklare etmektedirler. İşin daha da ilginci, programa davet ettikleri satılık kalemleri bu iş için kullandıklarını gizleme ihtiyacı duymaksızın kamuoyunun bilgisine sunmaları olsa gerektir…
Adına, ‘Medeniyetler arası diyalog’ (diğer bir ifadesi Dinler arası diyalogdur) dedikleri bu kumpas, zihni devşirilmiş aydınlar (?!) marifetiyle kuruluyor ve sonrasında, ülkemizdekine benzer gelişmeler birbiri ardına sökün ediyor… Sahi unutmadan, Orhan Pamuk’un da 80 li yıllarda bu programa katıldığını hatırlatalım…
Daha önce söylemiştim, bir kez daha ifade etmekte fayda mülahaza ediyorum.
Bu memlekette yaşayan herkes şunu çok iyi bilmelidir! İster sağcı, ister solcu, ister İslâmcı, ister laikçi, özetle, hangi görüş ve çizgide olursa olsun herkes, ama herkes, batılılar nezdinde Osmanlı’nın torunları ve her şeye rağmen Müslüman’dırlar!
Bu gerçek, hiçbir şekilde ve şartta değişmeyecek, batılılara yaranmak isteyenler de bunun dışında asla kalmayacaktır!
Bu bağlamda, ‘İslâmîliğe yönelik tüm eleştiriler ve yıpratma çabaları, büyük bir iştahla bu toprakları yutmaya hazırlanan batının işini kolaylaştırmaktan başka da hiçbir işe yaramayacaktır!
Bu gerçeği kabullenemeyenlere, bol Orhan Pamuk’lu günler dilerim…

baron11
20-12-2006, 22:20
Asala'dan Nobel'e İsveç (http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=4742)

İsveç yetmişli yılların ortasından beri Türkiye aleyhine faaliyetlerin illegal karargahlarını barındırıyor,bu faaliyetleri yürüten yer altı örgütlerine derin devlet desteği veriyor.

Bu ülke uluslar arası gizli servis faaliyetlerinde ABD’nin en önemli merkezi istasyonlarından olmakla ünlüdür.Soğuk savaş sırasında Doğu Bloku’na karşı cephe üssü iken şimdi faaliyet alanı çokuluslu şirketler ve onların uzantısı olarak işgören derin kontra faaliyetlerinin plan ve lojistik merkezidir..

Bu kirli faaliyetlerin üzerinde kraliyet arması,devlet örtüsü marka olarak serilidir.

Şu sıralar bir linç kampanyasının hedefine oturtulan Sayın Banu Avar ,TRT 1 deki programında şu bilginin altını çizmişti.

“Nobel ve benzeri uluslararası ödüller ABD eski başkanlarından Ronald Reagan'ın kurguladığı gizli bir planlamayla ve ’ABD'nin küresel kültür emperyalizmine hizmet’ amacıyla verilmekte, ödül alanlar bu amaçlarla kendi ülke ve bölgelerinde kullanılmaktadır. Bu ödüller etrafında yüksek miktarda paralar dönmektedir.”

Bu “güncel” teşhisten daha gerilere gidelim...

Örneğin şu ünlü ASALA çetesinin finans kaynağını ağırlıklı olarak sağlayan uyuşturucu bölümü merkez üssü de İsveç’e yerleşikti..Özetle bu çete ortadoğu örijinli tarlalardan Lübnan,Suriye,Güney Kıbrıs ,Marsilya hattından taşıdığı uyuşturucuların bir bölümünü Avrupa’ra pazarlar,bir bölümünü de İsveç’de ambarlayıp ABD’ye sevk ederdi.Bu faaliyet gizli servislerin bilgisi dahilindeydi.ASALA’nın mafya kolu Ayakkabıcılar Çetesi olarak tanınırdı. Çetenin Vatikan’ın bankasında uyuşturucu paralarını akladığı da biliniyor.Bu yüzden ASALA’nın Papa suikasti ile organik bağını gösteren ipuçları da mevcuttur.Dahası bu çete ,izlerini süren diplomatlarımızdan Gökberk Ergenekon’u da öldürmek istemiş,Ergenekon silahı ile kendini savunmuş,yaralanmış bir militanı da vurmuştu.

İsveç’in hala Ermeni lobilerinin,pkk çetesinin ,Türk topraklarında Kürt devleti planları yapan gurupların barınakları olduğunu ve faaliyetlerini devlet korumasında sürdürdüklerini biliyoruz.Bu duruma ek olarak ,Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sundaki elli küsur belediyenin başındaki kimliklerle İsveç’in geliştirdiği “Kürdistan” temelli ilişkilerin de Ankara’nın görmezden gelmesi sonucu bir by pass temelinde sürdüğü de biliniyor.Örneğin İsveç,devlet hazinesinden ayırdığı fonla Kürtçe kitapçıklar basıyor,bu kitaplar söz konusu belediyeler tarafından kentlerinin okullarındaki çocuklara dağıtılıyor.

Şu sıralar,Türkiye’deki malum lobiler İsveç’in “Türkiye yanlısı tutumundan” söz ediyorlar..Tabi bu durum aynı zamanda bir iktidar politikası.Dışişleri de “Dostumuz İsveç” ten söz edip duruyor..İsveç’in Türkiye’nin AB’ye girmesi için çabalarından bahsediliyor..

Haberlerin altının iyi okunması halinde bile bu tespit Türkiye’yi AB yolunda ilerledikçe nelerin beklediğinin net biçimde göstergesidir...AB Türkiye’nin müzakerelerde ilerlemesi için önüne konan talepleri koşulsuz yerine getirmesini açık seçik söylüyor.Bu müzakerelerin ilk adımında Kıbnıs’ın terkini gördük,ardından ana parçadaki yoğun terkedişler bulunuyor..İşte bu yüzden İsveç de tıpkı ,Rum Patrikhanesi,PKK çetesi,Barzani uzantıları,tarikat tacirleri ve ötekiler gibi Türkiye’nin AB ‘ye teslimiyet yolundaki dostlarıdır.

Şimdi bu İsveç’in devşirmeleri,dahası AB işbirlikçileri TRT 1 deki programı için Sayın Banu Avar’ı hedef tantasına oturttular.

Sırf İsveç’i deşifre ettiği için..

Gelişmeleri Yazar Arslan Bulut çok iyi yorumlamış.. Diyor ki;

“Adına ödül verilen Alfred Nobel bir silah sanayicisi, bir petrol devi! Alfred Nobel’in 20 ülkede 90 silah fabrikası vardı!

Nobel Vakfı’nın gelirlerinden bir kısmı, Amerika’nın dev silah şirketleri Lockheed Martin ve Honeywell İnt. adlı şirketlerin hisselerine yatırılıyor.

Bu ne demek? Amerika’nın Nobel Vakfı’na para aktarması demek. Çünkü bu şirketler yüksek kar payı dağıtıyor! ABD’nin ‘Demokrasi projesi’ gereği uygulanan ‘Uluslararası Yazı Programı?’
Kendileri açıklıyor ‘Programa katılan yazarlar, Batılı bir anlayışla düşünce şekillendiriciler olarak vatanlarına geri dönerler!’

Artık karşılaştığımız her olayda Türkiye’nin nasıl silkelendiğini bu hırpalamaya yardımcı olan içerideki kuşatmayı net olarak görebiliyoruz.

tent
25-12-2006, 01:46
emre kongar

Pamuk'un Nobel Konuşması (http://www.kongar.org/medyanotu/454_Pamuk_un_Nobel_Konusmasi.php)

naylon vicdan
26-12-2006, 09:34
o. p'ye verilen ödül siyasidir. bu benim düşüncemdir.
arkadaşlarını gammazlayıp ödüllendirilen çocukların pişmanlıkla bezeli heyecanına benzer ve ne yapacağını bilmez halini hüzünle izledim o. p'nin.
yaptığı konuşmada da sade suya tirit formülü gereğince ne etliye ne de sütlüye karıştı.
t. mann esinlenmeli buddenbrock ailesi'nden fışkıran cevdet bey ve oğulları'nın
mirasıyla ve belli bir medya grubunun rüzgarıyla "şöhret" basamaklarını tırmanırken tarihsel yürüyen merdivenlerde bol avro'lara ulaşan bay pamuk
romancılığını umarım çok daha ileri götürür de bu şaibeli yanını has edebi eserlerle siler...
bir edebiyat tutkunu olarak dev finans kapital çetelerine sıkı bir eleştirisini
okuyamamış biri olarak bu cesur edebi tavrı ondan bakalım daha ne kadar bekleyeceğiz...

neuromancer
26-12-2006, 14:26
Türkiye'ye casus gibi gelmesi de üzüntü verici.

Aşağıdaki haberi ilginç buldum.

http://www.haberler.com/adana-tarihi-sevmek-ve-tarihle-yasamak-haberi/

Adana Seyhan’da düzenlenen bir konferansta konuşma yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, NOBEL ödüllü Orhan Pamukiçin ilginç bir tesbitte bulundu. Ortaylı, bir dinleyicinin Pamuk’la ilgili sorusu üzerine şunları söyledi.

—Kaleme aldığı bir eserde şöyle bir ifâde geçiyor: “İmam ikindi namazı saatinde caminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu.” Bu toplumun gerçeklerini, inançlarını bilen her insan bilir ki, bir kere namazın saati olmaz, vakti olur. Saat ayrı, vakit ayrı bir kavramdır. Câmilerde balkon yoktur, minârenin şerefesi vardır. Ezanı da imam okumaz, müezzin okur, o da şerefeye çıkmaz, içeriden okur. Bu örnekle de sâbittir ki kişiler kendi içinden çıktıkları toplumu bilmeden bir şeyler yapmaya çalıştıklarında doğru şeyler yapmazlar, yapamazlar.”

siris
03-01-2007, 13:46
o.p aristokrat bir ailenden gelme türk vatandaşı kimliği taşıyan birisi benim için merak konusu 10 yıl öncesine kadar ismi bile zikredilmeyen bu şahısa sihirli değnek niçin amerikada değdi...şu anda hazırlanan yeni bir türk yazarda bu sihirli değneğe degecek ismini hatırlamıyorum...kısacası bir komplo bu ödül ona özellikle verildi...kökeni araştırılsın osmanlı tarihine inilsin bu memleketi hep aristokrasi sattı ve devamda ediyor şimdi başka ailelerde bunları yapıyor...farklı yöntemlerle...aristokrasi savunucuları hep şunu söyler "memlekette aristokrasi olmazsa o memleket kalkınmazmış"külliyen yalan...siz yiyin yasa yargı senin kanunların olsun çünkü üst zümresin alttakiler senin kölen....o.p. ne alaka diyeceksiniz aristokrasi onu damarlarından besliyor...baglantıları...saygılar.

BOZOK
10-01-2007, 23:38
yazziklar olsun turkiye cumhuriyeti buyuk elcisi de katilmis torene vede bu kisiliksiz kisiyi ovmus offff ki ne offffff
************************************************** ****

İran’da Orhan Pamuk gecesi
İran’ın başkenti Tahran’da, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk onuruna gece düzenlendi.



AA
Güncelleme: 21:21 TSİ 10 Ocak 2007 ÇarşambaTAHRAN - İran Sanatçılar Evi, Buhara Dergisi ve Orhan Pamuk’un Farsça’ya çevrilen kitaplarını yayınlayan Gognus Yayınevi’nce düzenlenen geceye, Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Gürcan Türkoğlu, İranlı yazarlar, sanatçılar ve edebiyatseverler katıldı.


Yazarın özgeçmişinin okunmasıyla başlayan gecede Buhara Dergisi Editörü Ali Dehbaşi, Orhan Pamuk’u “ünü Türkiye sınırlarını aşan Türk yazar” olarak nitelendirdi.

Büyükelçi Türkoğlu da yaptığı konuşmada, Türk ve İran halkları arasında çok derin kültürel bağlar bulunduğunu, bu bağların çağın koşullarında yeniden canlandırılmasının iki toplumun ve evrensel kültürü yararına olacağını dile getirdi.

Yalnızca Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi olarak değil, Orhan Pamuk’un eski bir okuru olarak da konuşacağını ifade eden Türkoğlu, şunları söyledi:

“Orhan Pamuk, ilk romanını 1980’lerin başında yayınlamış, ben de genç bir okuyucu olarak bu romanı heyecanla okumuştum. O zamandan beri Pamuk’un yazarlık kariyerini dikkatle izliyorum. Kendisini tamamen edebiyata vakfetmiş olmasına, edebiyatı son derece ciddiye almasına saygı duyuyorum. Romanlarını bir kuyumcu gibi sabır ve titizlikle yazdı. Bir simyacı gibi arayış peşinde oldu. Bir kaşif gibi meraklı ve cesur oldu. Bütün büyük sanatçılar gibi, gerek kendi ulusal kültürünün, gerekse evrensel kültürün çok değişik kaynaklarından beslendi. Bu kaynaklar arasında, İran kültür ve edebiyatının bazı unsurlarının da olduğunu biliyorum.”

Pamuk’un, Doğu kültüründen beslenen bir yazar olarak Batılı okuyucuya, Batı edebiyatı formlarını kullanarak da Doğulu okuyucuya başarıyla hitap ettiğini ifade eden Türkoğlu, şunları kaydetti:

“İnsanı temel alan bir edebiyatın ve kültürel geleneğin, insanı ve edebiyatı meta gibi gören akımların ağır saldırısı altında olduğu bir dönemde Pamuk, edebiyata her milletten genç kuşaklar nezdinde sade bir soluk, zemin ve saygınlık kazandırmıştır. Genellikle daha ileri yaştaki yazarlara ödül veren Nobel komitesinin, bu yıl şaşırtıcı biçimde henüz yazarlık kariyerinin ortasında olan Pamuk’u seçmesinde sanıyorum bu özelliği de rol oynamıştır.”

Doğu edebiyatı üzerinde çalışan ve Tahran’da yaşayan İngiliz eleştirmen Christopher de Bellaigue de, Türkiye ve İstanbul’un tarihine değindi ve İstanbul’un Orhan Pamuk için çok önemli olduğunu vurguladı.

Orhan Pamuk’un, kitaplarında İstanbul’a karşı olan duygularını anlattığını ifade eden de Bellaigue, “Pamuk’un İstanbul’u ile bizim gördüğümüz İstanbul farklı. Biz İstanbul’da Sultanahmet Camii veya diğer kültürel mekanların peşindeyiz, bunlar bize zevk veriyor. Pamuk’un İstanbul’u ise tarih ve gizem dolu bir mekandır” diye konuştu.

“Orhan Pamuk’un kitaplarını okumak, kırık bir aynaya bakmak gibi. İnsanın neyi gördüğü belli değil” diyen de Bellaigue, Pamuk’un, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık bir edebiyatçı olduğunu, ödülün siyasal amaçla verildiği düşüncesine katılmadığını söyledi.

İranlı ünlü yazar Rıza Seyyid Hüseyni de, Pamuk’un edebi kişiliğini, etkilendiği yazarları ve “Türk ve dünya edebiyatına katkısını” anlattı.

Türk edebiyatının İran’da, İran edebiyatının Türkiye’de olduğundan daha fazla tanındığını ifade eden Hüseyni, kendisinin Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal’in eserlerini yakından izlediğini ifade etti ve “Bu ödülü Yaşar Kemal’in almasını çok isterdim” dedi.

Hüseyni, Pamuk’un da bu ödülü hakettiğini, yazarın özellikle “Benim Adım Kırmızı” kitabını “olağanüstü” bulduğunu kaydetti.

Orhan Pamuk’un, “Yeni Hayat” ve “Beyaz Kale” kitaplarını Farsça’ya çeviren, “Benim Adım Kırmızı” kitabının çevirisini de sürdüren Ersalan Fasihi, yazarın Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken yaptığı “Babamın Bavulu” başlıklı konuşmayı okudu.

Gecede, Pamuk’un ödül alırken çekilen görüntüleri ilgiyle izlendi.

tent
11-01-2007, 01:17
op'nin radikal'deki bir günlük genelyayın yönetmenliği macerasını yazmış umur talu.





Mert Nobre!

"Sartre gibi" reddedilebilir ama;

"Nobel" bir yazarı, kim ne derse desin, "Nobelli yazar" da ülkesini bir şekilde yüceltir.

Ama "Nobelli yazar", eline geçen ilk gazete yönetme fırsatını bu ülkede düşünceye, ifadeye, yazara reva görülmüş muamelelere ayırırken, "fırsat bu fırsat", o cefayı çok çekmiş bir başka gazeteye "geçirmez".

Daha doğrusu;

Mert olur; o gün kendi tabiriyle "23 Nisan çocuğu gibi", en büyük medya grubunun bir binasında, onun gazetesinde "gazete yönetme, haber seçme, manşet belirleme" yetkisi verildiğinde;

Bin kere düşünür!

Ne adına, kimin adına, kimden yana kullanabilirim bunu.

Ya da elini bile sürmez. Teşekkür eder. Herkesi işiyle, hıncıyla, kiniyle baş başa bırakır.

Büyük bir medya grubunda bir koltuğa oturup oradan, bilmem kaçıncı kattan;

Kendi yağıyla kavrulmaya çabalayan, çalışanlarına o büyük gruptaki gibi paralar veremeyen, eski ama küçük bir gazeteyi infaza soyunmaz.


* * *

Orhan Pamuk, bir günlüğüne Radikal'i yönetme fırsatı verilince, Cumhuriyet'in 1951'de Nazım Hikmet fotoğrafına yazdığı "Doya doya yüzüne tükürsünler" yazısını manşet yaptı.

"Doğru haber!" elbette. Cumhuriyet'in Nazi Almanyasını dahi desteklemesi gibi.

"Demokrasi, demokratlık" hilafına yeterince şaşırtıcı şeyler yapabilen günümüz Cumhuriyet'i gibi.

Ama şunu da unutmazsın:

Bir dönem, herkes susarken, herkes korkusuna yumulmuş, herkes kulağının üstüne yatmış yahut işkencecilere yalaka yazılmışken, Cumhuriyet yazarları, çalışanları ve okurları, sırf o gazeteden ötürü, sırf orada yazdıkları, sırf onu okudukları, taşıdıkları için işkence gördüler, hapsedildiler, öldürüldüler, kayıplara karıştırıldılar. (Bunu Cumhuriyet de hiç unutmasa keşke!)


* * *

Ama, madem ki "Basının devletle birlikte düzenlediği tertipler" dir konu; bin kere düşünürsün, Ahmet Kaya, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal isimlerini de anarken hele.

23 Nisan çocuğu olarak beylik verilen binalarda da bir sürü insanı yakan haberlerin, andıçların, linçlerin kol gezdiğini, "devletle birlikte tertipler" içinde canı acıtılan gazetecileri, yazarları, yazılamayanları filan da düşünmeye çalışırsın.

Bir günlük yönettiğin gazeteden misal, 40 yıllık gazeteci Koray Düzgören'in 28 Şubat'ta nasıl atıldığını aklına getirirsin.

Hiçbiri aklına gelmez belki. Ama ya uğraşır, tüm ayıpları birden herkesin yüzüne vurursun;

Ya da, kimsenin sinsi koltuk altına gömülmez; "medya tekeli" kanatları arasından, sadece küçük bir gazeteyi çok eski ayıbıyla dövmeye soyunmazsın.

Soyunursan; sen de çıplak, çırılçıplak kalırsın!

Çünkü Nobelle yücelmiş yazarı hep mert bir insan olarak da yücelebilmiş görmek ister gönlümüz.

ceng
11-01-2007, 11:45
sayin tent,
elestirilen davranis seklinin elestirisinin yaninda olmamak mumkun degil. dusene bir de sen vur pamuk gibi algiladim:)
ogrenciligimde bir senemi mutemadiyen her gun cumhuriyete vermis biriyim ben server tanilli hala hafizamizda saygin bir sekilde durur, duracaktir, cumhuriyetten bagimsiz bir sayginligi vardir.
ama bugun cumhuriyetin gelmis oldugu yeri elestirmek gerekir ki sayin talu da eskiyle yeni cumhuriyet arasindakileri faşetmistir, fazla soze hacet yok.
sadece sayin pamukun tavri daha saygin bir noktaya oturtulabilirdi.
hayat bu kimi degistirmiyor ki?
kirginligi/hircinligi/karsiliksiz birakmama tavri sonumlenince pamuk da degisecektir/munislesecektir.
saygilar.

neuromancer
16-02-2007, 09:37
Serdar Turgut AKŞAM 16 Şubat 2007

Kısaca helal diyorum..



Pamuk korkakmış


Ben milliyetçilerin entelektüel, içeriksiz, kof söylemlerinden hoşlanmam ama entelektüel geçinenlerin söylemlerinden de çok hoşlandığım söylenemez.

Özellikle Orhan Pamuk bende derin bir hayal kırıklığı yaratıyor. Birçok yabancı gazetede, en son olarak İngiliz Daily Telegraph gazetesinde Pamuk’un, hayatından endişelendiği için kaçıp Amerika’ya gittiği yazılıyor. Bütün bu yazılara rağmen Nobel ödüllü yazarımız ortaya çıkıp da “Hayır ben korktuğumdan değil, bir üniversitede ders vermek için ABD’ye gittim” demiyor, diyemiyor.

Korkabilir de Pamuk... Buna kimsenin diyebileceği bir şey yok. Türk milliyetçileri kendilerinden korkulması gerektiğini yeterince ispatlamış durumdadırlar. Yani Pamuk gerçekten hayatı için endişelenip gitseydi buna kimsenin diyecek fazla bir şeyi olmazdı.

Ama bu gelişmeler olmadı. Pamuk, Nobel ödülü açıklanmadan New York’ta, Columbia Üniversitesi’nde ders vermek için bir bağlantı yapmıştı. Hatta ödülü kazandığını da bu şehirdeyken öğrendi. Şimdi, ortaya çıkıp gerçeği söyleyemiyor ve ülkesinin her gün yaralanmasına ses çıkarmıyor. Çünkü korkak... Milliyetçilerden filan değil korkusu ama derinden bir şekilde korkuyor, uluslararası prestiji sarsılacak diye korkuyor. Çünkü o prestij sadece yazmış olduğu romanlarla değil, Türkiye karşıtı lobide yer almış olmasıyla da sağlanmış durumda ne yazık ki...

Onu vatan hainliği ile suçlayan insanlar bu tespiti uzun zamandır yapmış durumdaydılar ama ben buna inanmak istemedim. ‘Aydın, kendi ülkesinde her olan biteni onaylamak ve kabul etmek zorunda değildir’ diyerek onu savunmaya çalıştım. Ama son günlerdeki sessizliğine bakınca ve Türkiye’nin yaralanmasına ses çıkarmamasını görünce, içim ondan da soğudu açıkçası. Ondan da, Türkiye’de aydın tanımlamasını, entelektüel tanımlamasını elinden bırakmamak isteyen bazı çevrelerden gelen “Yazarımız Türkiye’den” kaçırıldı yorumlarını okuyunca, sadece daha da soğumakla kalmayıp kendilerinden tiksindim de.

Türkiye mükemmel durumda değil. Hepimizin çok rahatsız olduğu birtakım gelişmeler var bu ülkede ama bu ülke, birkaç yazarın ayak manevralarıyla tahrip edilmeyi ve ‘aydın’ diye tanımlananların yalanları ile uyutulmayı da hak etmiyor gayet tabii ki...

Orhan Pamuk ile Elif Şafak almışlar Türkiye’yi ellerine oynuyorlar da oynuyorlar. Biri İstanbul’u dilinden düşürmüyor, diğeri kitabının yabancı baskısına “İstanbul’un Piçi” başlığını koyuyor. İstanbul’u çok seviyor ikisi de ama yazarlık güçleri ile Türkiye’yi koruyup kollamak hiçbirisinin aklına gelmiyor. Çünkü bizim memlekette aydın entelektüel olmanın önkoşulu Türkiye’den nefret etmek ve onun için güzel düşünmemektir. Elif Şafak ne yaparsa yapsın, o benim sorunum değil zaten. Onun önemi de yok ama Orhan Pamuk’u kınıyorum gerçekten de... Tavırları hakkında düşünüp iyi bir özeleştiri yapması gerekiyor onun.

Bir düşünsenize; Orhan Pamuk Nobel ödül konuşması yaptığı gün, babasının bavulunu anlattıktan sonra , “Ödül beni çok sevindirdi. Ama bu ödülün Türkiye’ye karşı kullanabileceğini düşünerek almayı reddediyorum” diyebilseydi, bugün ne olurdu biliyor musunuz?.. Orhan Pamuk hem ülkesinde büyük kahraman hem de dünyada daha meşhur olurdu. O ne derse desin, herkes onu terbiye ile dinlerdi. Kimse de kılına dokunmayı bile düşünemezdi. En karşıt düşüncede olanlar bile bağrına basardı onu ve Pamuk Nobelle gelen para ödülünden çok daha fazlasını kendi ülkesinde kazanırdı. Bu ülke insanı onu paraya boğardı. Yapamadı bunu, kaçtı fırsat...

Çünkü dediğim gibi o bir korkak...

Serdar TURGUT

balaban
20-10-2007, 23:56
Uluslararası kitap rezaleti


Haber : Selda Öztürk KAY



Uluslararası kitap rezaleti
“Türkler 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürdü” iftirasını atan Orhan Pamuk’un standının yer aldığı Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda, Türkiye adına eser okuyan kişi, romanında Türklüğe hakaret eden Elif Şafak oldu.



Kitap fuarında büyük rezalet
Türk’e küfreden Orhan Pamuk’un standının yer aldığı Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye adına eser okuyan kişi de Elif Şafak oldu



2007 yılındaki etkinliklerde de İspanya’nın ayrılıkçısı Katalanya bölgesi “konuk” olurken, 2008 yılında ise aynı statü Türkiye için uygulanacak

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=2721

SLX
22-05-2008, 23:45
http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/01/07/kapak.gif

ÇAKAL
23-05-2008, 00:45
http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/01/07/kapak.gif
Vay be!!
Cumhuriyet-Nazım-tükürük.:beurk::beurk:


http://img234.imageshack.us/img234/8789/kapakrs0.gif

reha kaya
23-05-2008, 02:21
Vay be!!
Cumhuriyet-Nazım-tükürük.:beurk::beurk:


http://img234.imageshack.us/img234/8789/kapakrs0.gif

Yine var bir, çakallık. Nazım gelse, kimse suratına ...... mi zannediyorsunuz?

Zayıf dönemlerimizde, memleketin dibine dinamit koyan, bir şahısdır kendisi.

Siyaset yapmayalım.

ÇAKAL
23-05-2008, 18:53
Vay be!!
Cumhuriyet-Nazım-tükürük.:beurk::beurk:


http://img234.imageshack.us/img234/8789/kapakrs0.gif




Yine var bir, çakallık. Nazım gelse, kimse suratına ...... mi zannediyorsunuz?

Zayıf dönemlerimizde, memleketin dibine dinamit koyan, bir şahısdır kendisi.

Siyaset yapmayalım.
Niye çakallık olsun?
Bir yanlışlık mı var acaba haberde diye yolladım.:)
Çakalık düşünsem gündem kısmına yollardım.:he::he:

balaban
26-08-2008, 23:51
Nobel'de neymiş, işte ünlü romancımız gerçek ödülünü aldı:grrr:



HAKARETE ÖDÜL!


İktidar, “Türkler, 1 milyon Ermeni 30 bin Kürt öldürdü” iftirası atan
O. Pamuk’u ders kitaplarına soktu



Sonunda Türkiye bunu da gördü! Türk milletine “soykırımı” iftirası attığı için Nobel’le ödellendirilen Orhan Pamuk, AKP iktidarı tarafından da baş tacı ediliyor. Daha önce AB dayatmasıyla Atatürk’ü müfredattan çıkaran Milli Eğitim Bakanlığı, Pamuk’un 2 kitabından bazı bölümleri ders kitaplarına yerleştirdi.



Karara tepki yağdı
AKİF AKKUŞ (MHP) Özellikle lise çağına gelmiş çocuklarımıza vatan ve millet sevgisinin benimsetilmesi gerekirken, bu kişinin yazıları okul kitaplarına girmemeliydi.
MUSTAFA GAZALCI (CHP) bu seçim çok düşündürücü. AKP milli eğitimi ulusal eğitimden uzaklaştırma politikası uyguluyor. MEB kitaplarında bulanıklık var.
İSMAİL KONCUK (TÜRK EĞİTİM-SEN) Türk milletini dünya kamuoyuna katil gibi gösteren bir yazarın eserlerinin okutulması, ihanete prim vermek olur.



Türk’e küfre ödül
Milli Eğitim Bakanlığı, Türk milletini soykırımcılıkla suçlayıp Avrupalılar tarafından ödüllendirilen Orhan Pamuk’un romanlarını lise kitaplarına soktu



Haber: Sümeyra YILMAZ
“Türkler 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürdü” dediği için Nobel alan Orhan Pamuk, bu kez de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ödüllendirildi. Daha önce “Atatürk’ü müfredattan çıkarmakla” eleştirilen Bakanlığa bağlı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı, 12’inci sınıflar için hazırladığı “Türk Dili ve Edebiyatı” ile “Dil ve Anlatım” kitaplarına Pamuk’un iki ayrı romanından bölümler aldı. “Türk Dili ve Edebiyatı” kitabı için Pamuk’un 1995 yılında yayımlanan “Yeni Hayat” adlı romanından altı sayfalık bir bölüm alıntılanırken, “Dil ve Anlatım” kitabında ise “Sessiz Ev” kitabından bölümler örnek metin olarak kullanıldı. Ayrıca yine 12’nci sınıf İngilizce kitabında Bob Dylan, Nicole Kidman ve Lale Orta’yla birlikte Orhan Pamuk da hakkında biyografi hazırlanması istenen ünlüler arasında sayıldı.


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=9100





Ali bak! Türkler Ermenileri kesti!

“Türkler 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt’ü öldürdü” diyerek Nobel ödülü almaya hak kazanan, ayrıca romanlarında Atatürk’e ve Türk-İslâm kültürüne iğrenç yaklaşımlarda bulunan Orhan Pamuk, birkaç alıntıyla okul kitaplarına giriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı 12’nci sınıf Türk Dili ve Edebiyatı ve Dil ve Anlatım kitaplarında Pamuk’un iki romanından bölümler yer alıyor.

***

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e bir önerim var. Madem Türk’e hakaret etmeyi lise son sınıfa kadar indirdiler, oldu olacak ilkokul birinci sınıftan başlasınlar; alfabeye de Orhan Pamuk’un hezeyanlarından örnekler serpiştirsinler.
Mesela şöyle:
-Ali bak, Türkler Ermenileri kesti!
-Yat, uyu uyu yat!
-Ayşe bak bu Türk askeri!
-Türk askeri 30 bin Kürt’ü doğradı!
-Ali, Ayşe, Türkler kötüdür!
-Nobel almak için bunu söylemen yeter. Biraz da başka yazarların eserlerinden çalacaksın!
-Çal Ali çal!
-Oyna Ayşe oyna!

***

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türk milletine hakaret eden bir adamın eserlerine ders kitaplarında yer vermesinin anlamı budur! Herhalde Hüseyin Çelik, bu durumdan zevk alıyor ki böyle bir yazarın eserlerine lise ders kitaplarında yer verebiliyor!
Konuyla ilgili olarak ciddi bir tepki yok. Sadece bir-iki siyasinin ve Türk Eğitim-Sen Başkanı’nın açıklaması var ki onlar da Yeniçağ muhabirinin sorularını cevaplandırırken tepkilerini dile getirmişler.
Oysa haksızlık karşısında susmak ne Türklüğe yakışır ne Müslümanlığa!
Sümeyra Yılmaz’ın haberine göre Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, “Türk milletini suçlu ilan eden, dünya kamuoyunda milletimizi cani, katil olarak lanse eden bir yazarın eserlerinin, yazılarının okutulması, okutulmaya teşvik edilmesi açıkça ihanete prim vermek anlamına gelir. Ağrı Dağı’na Ararat diyen Milli Eğitim Bakanlığı eğer böyle bir yanlış yaparsa, Ermeni meselesine bakış açısını da ortaya koyar. Bu Ermeni meselesinde havlu atmaktır” dedi.

***

Aslında, Ermenistan işgal ettiği Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarından çekilmeden Kafkas ittifakına bu ülkeyi dahil etmek, milli maç için Cumhurbaşkanı’nın Erivan’a gitmesi yolunda kamuoyu oluşturmak, Kars’ta uluslararası tezgâhlar çevirmek, Ermenistan kapısının açılmasına çalışmak da Türkiye’nin çoktan havlu attığını gösteriyor.
Türkiye, sadece Ermenistan konusunda mı havlu attı?
AKP iktidarı, Türkiye adına Kıbrıs’ta, Irak’ta, Balkanlar’da ve nihayet bütün Kafkaslar’da havlu atmış durumdadır.
Türkiye’nin Azerbaycan ve Gürcistan ile giriştiği yatırımlar da Amerikan-İngiliz petrol şirketlerinin çıkarlarını korumak adınadır.

***

İşte Güney Kıbrıs ve Mısır’ın iki şirketi, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin izniyle, Türkiye ve KKTC’nin Akdeniz’deki “münhasır ekonomik alanları” sayılan sularda petrol arama çalışmalarına başlayacağını açıkladı.
Rum yönetimi, geçen yıl da aynı bölgede petrol aramak istemiş, ancak TSK, Şehit Teğmen Caner Gönyeli Tatbikatı’nı bu sulara kaydırarak bayrak göstermişti. Bakalım, hükümet bu defa AB baskıları karşısında ne yapacak?
Bu arada KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ilginç bir açıklama yaptı. Talat, “Biz sonsuza kadar hep en üstün esnekliği göstermek durumunda değiliz. ’Güzelyurt olmazsa olmaz, Karpaz’ı da isteriz, Maraş’ı da isteriz, Girne’ye de dönmek isteriz, Lefkoşa’ya da’derken bizim KKTC gitti! Hepsini istiyorlar!” dedi!
Talat bile gerçeği anlamaya başladı, ama Türk halkı gerçekleri bütün çıplaklığıyla görene kadar Türkiye’nin başına gelecekler var

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=4951

ally_mcbeal
25-01-2009, 00:10
22 Ocak Milliyet

Oscar "Üç Maymun"suz

81'inci Oscar ödüllerine aday gösterilecek filmler açıklandı. Nuri Bilge Ceylan'ın "Üç Maymun"u ilk 5 arasına giremedi.
"Yabancı Dilde En İyi Film" kategorisinde ilk 9'a giren Nuri Bilge Ceylan'ın "Üç Maymun"u ilk beş film arasına giremedi.

nedense hiç şaşıramadım. nobel, oscar gibi ödülleri bir türkün alabilmesi ancak türklüğünü aşağılamasıyla olabilecek bir şey. bunu iyice kafamıza soktular artık. daha üzücü olanı ise ödül alırken "tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme" diye ithaf eden nuri bilge ceylan için kendi ülkesinde hiç bir ilgi alakanın dahi gösterilmemiş olmasıdır.

düşününce orhan pamuk bile negatif anlamda da olsa yaptığı ile daha da popüler hale gelirken nuri bilge ceylanın ülkesini yücelten sözleri onun filmlerinin daha fazla izlenmesini bile sağlayamıyor. insanları çok ta suçlamamak lazım; üç maymun filmine gitmek istediğim halde daha üçüncü haftasında gösterimden kaldırıldığını gördüm. halbuki aynı günlerde devam eden mustafa filmi ise haftalar boyunca onlarca propoganda desteği ile birlikte pek çok sinemada gösterilmişti.

JAKO
25-01-2009, 13:42
Orhan Pamuk eleştirilirken, savunanlardan biri bendim.
Bilmiyordum abi.
Aydınların, politikacıların, köşe yazarlarının.. alayının satıldığını...
Şimdi, terörle mücadele eden komutanlar intihar ediyorlar.
Yarın da, mayınlı bölge, temizlensin diye İsrail devletine emanet edilecek.
Bir ulus intihar ediyor.
Göstere göstere...