PDA

View Full Version : -Hekimin Penceresinden Bakış-


Pages : [1] 2

GÜRKAN
02-04-2007, 05:44
Zaman zaman öforik (patolojik bir mutluluk/iyilik hali) bazen de melankolik ruh

haliyle bu nöbet gecesinde ve kısa ömürlü olacağı kuvvetle muhtemel topiğimi

açmış bulunmaktayım.

Seçilen konular ve argümanların hekim gözüyle ve tıbbi terminoloji içerikli

olacağından emin olabilirsiniz.Ancak işimiz insan ve toplum sağlığı olunca

yabancılık çekilmeyeceğini bildiğim için müsterihim.Üstelik forumda Tıp

sözlüğüne de sahibiz.:D

Benden son derece rasyonel ve mantıklı çözümler beklemezsiniz umarım.

Ağırlıklı olarak aynı/benzer çizgideki meslekdaşlarımın görüş ve düşüncelerinden

alıntılarla zenginleştirebilirsem yine de okunup anlaşılabilir ve üzerine

tartışılabilir olacağını umut ediyorum.

Uzatmadan konuya girelim ve en sonunda söyleyeceklerimizle başlayalım.


Yengeçleşmiş, Dışkı yiyen (kendisine zorla dışkı yedirilen), omuriliğiyle yani

solucansı yaşayan, kelime ishallerine maruz ve uydurma kavramların esiri,

sanal hayatlara kurban edilmiş, paralize , palyatif çözümlere mahkûm,

zavallılaşmış, bütün değerleri tüketilmiş, sonuna kadar sömürülmüş ve “BİRD”e

(Sun’î Solunum Cihazı) bağlanmış, nebâtî (bitkisel) seviyede yaşayan bir

toplumla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyor(um)uz.

ÇAKAL
02-04-2007, 08:12
Sevgili Gürkan topiğin hayırlı olsun.
Ama son 6 satırını bi daha okursam:arf: sanırım yeni müşterin olarak beni tedavi etmek zorunda kalırsın.:)

GÜRKAN
02-04-2007, 09:14
daha anlaşılır olması adına paralizi yerine mefluç demeliydim belkide sn.cakhall..:D :D
şakası bir yana kavramları açıkladığım zaman anlaşılabilirliği ortaya çıkacak sanıyorum,yalnız şu an bir hastamla ilgilenmek zorundayım(çağrı geldi)
nöbeti devrettikten sonra birşeyler karalayacağım.
yukarıdaki yazıyı da 2,5 saatte yazabilmiştim bu sebepten ötürü:D :D

tdogan
02-04-2007, 09:30
Topiğiniz hayırlı olsun sayın Gürkan,

Böyle bir topluma dönüştürüldüğümüze inanıyorum da, hani şu kalbin üzerine konulduğunda hastayı sıçratıp yaşama geri döndüren o kalp cihazıyla yeniden kendi değerlerine sahip çıkabilen, kendine güvenli, dışarıdan beslenmeyen bir toplum haline gelebilir miyiz acaba?

GÜRKAN
02-04-2007, 19:47
Tıp doktorlarının ve dahi Tıp Fakültesi öğrencilerinin kendi aralarında kullandığı

ve tıbbî terimlerden oluşan ancak sosyal ve mizahî hayatı da ihtiva eden bir

jargonları vardır. Bu jargon çok zengindir ve sadece Tababet mensubları yahut

konuya düşkün olan diğer meslek erbabı veya uzun süredir hasta yahut hasta

sahibi olanlar tarafından (kısmen) anlaşılır. Bu jargon âdeta bir dil gibidir. Bu

dile âit bazı örnekler verelim:



Spinal Hayat: Spinal kavramı, Omuriliğe (Spinal Cord) değgin, omuriliğe

âit mânâsındadır. Spinal Hayat dediğimizde, beynini kullan(a)mayan veya çok

az kullanabilen bir insanın sürdürdüğü hayat anlatılmak istenir. Bu insanın ya

zorunlu (hastalık, kaza) ya daha kötüsü sosyal sebeblerle, bir bütün olan

Beyin-Omurilik sistemi fonksiyonunu yitirir ve beyin devredışı kalır. Çalışan

sadece omuriliktir ve omuriliğin çalışması birkaç ibtidaî refleksin dışında bir

anlam taşımaz. Zira ana kumanda merkezi olan beyin neredeyse tamamen

fonksiyonsuzdur. Tabiî ki, büyük oranda, bu durum hayatla bağdaşmaz.

Nadiren insanlar bu durumda “yaşayan ölü” (canlı cenaze) olarak hayatlarını

sürdürürler. Sosyal, siyasî, ilmî, ideolojik, felsefî, dinî, “sanatsal” ve kültürel

anlamda “spinal hayat” sahibleri ise ne acıdır ki, genelde durumlarının farkında

değildirler ve bizim toplumumuzun hatırı sayılır bir bölümü böyle yaşamaktadır.

Tıp’ta bu duruma “dekortikasyon” (Beyin kabuğu cortex’le ilişkisinin

kopması), “deserebrasyon” (Beyin ile ilişkinin kopması). Bu biraz da bir uçağın

yerle olan haberleşmesinin kesilmesi gibi birşeydir. Yerle ilişkisi kesilen uçağın

muhtemelen başı beladadır. Ya düşer, ya kayıplara karışır v.s...



İnop:Bu kavram İngilizce ve Fransızca “İnopérable” yani “Opere

edilemez” (Ameliyat edilemez), edilse bile sonuç alınamaz anlamında bir tıp

terimi. Tıbbî durumların dışında da, iflah olmaz, akıllanmaz, çizgiye gelmez,

ümitsiz, umutsuz, sonuç alınması zor veya imkânsız kişi mânâsında kullanılır.

Hekimler bu terimi bayağı severler. Etrafınıza bakarsanız rahatlıkla bu tiplerden

görmeniz mümkündür. Yurdum insanı genel olarak “inop”tur. :D:D:D



Se A: Bu deyim Tıp’ta “Carcinoma” (Kanser) kelimesinin kısaltılmış şekli

olan “CA”yı oluşturulan harflerin okunuşu ile ilgilidir: “C” yani (Se) ve “A” (A).

Bu deyim, hekimlerin hastalarının yanında başka hekimlerle konuşurken

başvurdukları oldukça kullanışlı bir deyimdir ve hasta yahut sahibi

anlamaz. “Carcinoma” kelimesi Yunanca “Kaρκιvo” (Karkino: Yengeç)

kelimesinden köken alır. “Kaρκιvώμa” (Karkinoma), “Kaρκιvo” (Karkino:

Yengeç) ve Ωμa (Oma): Tümör, ur, kelimelerinin birleşmesinden oluşur ve

kesinlikle “habâset” (kötü huyluluk) ifâdesidir. Aynı kelime Latince ve diğer

bazı Batı dillerinde “Cancer” (Kanser) olarak kullanılır ki, bu da “Yengeç”

anlamına gelir. Yani “Karsinoma=Kanser”dir ve kötü huyludur. Bazı “hin”

hekimler sosyal anlamda da insanların “CA”ya tutulduğunu kendi

aralarındaki “geyiklerinde” dile getirirler ve bu “tanı”ya maruz kalanlar

genelde “Amir”, “Yönetici” v.s. konumundaki diğer hekimlerdir. Bu “Amirler”

çok vicdansız ise, “CA”lara tutulasın, “CA”lara gelesin biçiminde beddualar

hazır bekletilir.



Ruslar "CA"ya "Rak" diyorlar. O da "yengeç" anlamında. Bendeki ilk çağrışımı

çok klasik oldu bu kelimenin “Rock” (Rak) yani İngilizce “Kaya”. “Rock” kelimesi

aynı zamanda “şiddetli bir biçimde çalkalamak, sarsmak” anlamına da

geliyor. “Rocky” (Raki), İngilizce “Kayalık” anlamında ve oradan da “Rocky

Mountain Fever” (Kayalık Dağlar Ateşi veya Humması) adı verilen ve genelde

Kuzey Amerika’da görülen bir hastalık geliyor aklıma. “Rock’n Roll” (Rock and

Roll) yani bizimkilerin “Sallan Yuvarlan” dedikleri (Sarsıl, titre, sallan, yuvarlan,

devril) biçiminde de ifâde edebileceğimiz bir müzik akımını da unutmamak

gerekiyor. Sanıyorum en “usta” Rock’n Roll’cular bizim ülkedeler. Bizim

insanlarımız sadece Rock’n Roll’da değil aynı zamanda, “Acrobatic

Rock”, “Symponic Rock”, “Hard Rock” gibi değişik “Rock”larda da çok

başarılılar. Yengeçler de biraz böyle değil midir? Hafif dengesiz yürürler, bir

kolları daha uzun diğeri daha kısadır, yalpalayıp dururlar, hatta

halkımız “çağanoz gibi” yürüyor deyimini kullanır. O hâlde, Türkiye insanı

aslında metamorfotik yani “yengeçleşmiş” bir insandır. “Yengeçleşen” insan,

toplum için bir yönüyle “dengesiz”, diğer yönüyle de “habis”tir ve kendi makro

bünyesi olan o toplumu yer bitirir, yok eder.

chemeng
02-04-2007, 19:52
topiğiniz hayırlı olsun sn gürkan...

GÜRKAN
02-04-2007, 20:48
Sevgili Gürkan topiğin hayırlı olsun.
Ama son 6 satırını bi daha okursam:arf: sanırım yeni müşterin olarak beni tedavi etmek zorunda kalırsın.:)

sağolun ama henüz yeni başladık sn.cakhall :D :

forumda iyi bir müşteri(!) potansiyeli var zaten:dolar:

ama benim branşım yok:sus:

Topiğiniz hayırlı olsun sayın Gürkan,

Böyle bir topluma dönüştürüldüğümüze inanıyorum da, hani şu kalbin üzerine konulduğunda hastayı sıçratıp yaşama geri döndüren o kalp cihazıyla yeniden kendi değerlerine sahip çıkabilen, kendine güvenli, dışarıdan beslenmeyen bir toplum haline gelebilir miyiz acaba?


Dünyada tanımadığı motoru tamir etmeye kalkışan kaç tane sahtekar tamirci vardır bilinmez ama tanımadığı bünyeyi (son tahlilde) tedavi etmeye kalkan on binlerce doktor var.

Karanlığa ok atan insanlar durumundayız. Attığımız okun hangi hedeflere saplandığını ve neleri ateşlediğini bilmiyoruz. Belki de her seferinde “kırkıncı” odaya giriyoruz da, Yaratıcının şaheseri olan “İNSAN”, tolere edebilme kabiliyetinin yüksekliği sebebiyle ortaya çıkan patlamaların gürültüleri ve tahribatını (faydası demeye dilim varmıyor) kompanze edebiliyor.

Batı kültürünün bu konudaki zaafı ayrı dava olmakla beraber, emperyalist tıbbın kişiye ve topluma vantuzlarını geçirdiği verimli saha da burasıdır.

Şöyle ki; ahlaktan terbiyeye, beslenmeden dekorasyona, tabiata, içe ve dışa doğru tüm zevk unsurlarına, algılama uslubuna kadar hayata ve insana dair her “şey”in ahenginin bozulması “sağlığa dair” sıkıntıların ortaya çıkma noktasıdır.

İnsanın bırakın çevreyle filan sağlıklı ilişki kurabilmesini, bizzat kendisiyle bile sağlıklı ilişki kurabilmesinin zemini kaybolmuştur.

Anlama, algılama, izah, tolerans ve fazilet fakiri ahalilerin aralarında sağlıklı ilişki kurabilmeleri mümkün mü? Bu olmayınca “iç âlem düzeni”?..
Dolayısı ile sağlık?..
Geçiniz.


topiğiniz hayırlı olsun sn gürkan...

sağolun sn.chemeng

GÜRKAN
03-04-2007, 00:13
Palyatif: Kelime Latin kökenli olup "Affedilebilir", "Kaldırılabilir”, “İdare

edilebilir” gibi anlamlar yüklenir. Tıp’taki karşılığı ise “geçici”, “dönemlik”

tedavidir. Örneğin çok ilerlemiş bir kanserde palyatif cerrahi müdahaleyle hasta

rahatlatılır, burada amaç kalıcı çözüm üretmek değil bir dönem için hastanın

acısını giderebilmektir. Sosyal-siyasî hayatta da bu böyledir. Kesin ve

kalıcı “halas” imkânı olmayan ve toplumun ölmesinin kesin olduğu durumlarda

böyle geçici tedavi usûllerine başvurulur. Bunlar arasında yoz müzik, futbol,

kerhâne medyacılığı, alkol ve uyuşturucu tüketimi, “TC güçlüdür, birşey

olmaz, dış güçler bizi zayıflatıyor ama aslan gibi ordumuz var, dinimizde

kardeşlik ve barış esastır” v.s. gibi geyikler en önde gelenleridir. Temel

problemler bu tür illüzyonlarla palyatif olarak çözümlenir. Fakat iyi bilinmelidir

ki, Tıp’ta palyatif tedavinin hiçbir “permanent” (kalıcı) çözüme ulaştığı

görülmemiştir; sonuçta hasta kaybedilir. Televole izleyicilerine önemle

duyurulur.



Eks: Yunanca "Eξοδος” (Eksodos: Çıkma, çıkış, dış sokak) ve

Latince “Exıtus” veya “Exitium” yani “çıkış, gidiş, son, terkediş, ölüm”

mânâlarına gelen kelimelerin kısaltılmış hâlidir. Tıp dilinde “ölüm” anlamında

kullanılır ve ölen hastalar için “Eks oldu” yani “gitti, ayrıldı, terketti, çıktı,

sistem dışı kaldı” denir. Her nefsin ölümü tadacağını biliyoruz, bu yüzden “Eks”

normal ve tabiî bir hâdise, ancak sosyal mânâdaki “Eks”ler pek kolay ve sakin

olmuyor, büyük gürültü ve patırtılara sebeb oluyor, büyük altüstoluşlar

yaşanıyor.



Post Mortem: Latince olan deyim "Ölüm Sonrası” anlamına geliyor. Tıpta

genelde “Post Mortem İnceleme” veya “Post Mortem Değişiklikler” olarak

kullanılır. Sosyal hayata uygularsak, halkın “Post Mortem Değişiklikler”e hazır

olması gerektiğini belirtmekle yetiniyorum.



Paralizi: Yunanca bir kavram olan "Παρλσις” (Paralisis) “felç" anlamına

geliyor. Paralitik dediğimiz zaman ise “mefluç”u anlıyoruz. Toplumda bir felçten

sözedilebilir mi? Sadece bir “felç”ten değil, bir “Tεραπηγια”dan (Tetrapleji),

yani bir “Dörtlü darbe, dörtlü vurgun, dörtlü felç"ten sözedebiliriz.

Yani hem üst hem de alt uzuvlar "mefluç"tur. Sadece başını sağa sola

döndürebilmekle yetinen bir toplumla karşı karşıyayız. Maalesef bu toplum ileri

derecede felçlidir. Tam bir puşt zulası sözkonusudur.



''bi b..u yemediğimiz kalmış(tı)..'' dediğinizi duyar gibiyim..

sıra ona da gelecek..

MAKİNİST
03-04-2007, 00:24
sn gürkan; branşınız nedir acaba?? (hani ihtiyaç olursa birşeyler sorarız diye)...

BORA YAŞAR
03-04-2007, 00:24
Gürkan dostum;

Hayırlı uğurlu olsun topiğiniz. Şimdi farkettim.

Zevkle okuyacağız yazılarınızı. Aklımız yettiğinde bir iki satır gireriz aralara.Doktor şuralarım ağrıyor diyerekten.

Sevgiler.

X..
03-04-2007, 00:41
Sayın Gürkan ,edebiyatçı yönünüz de oldukça güçlü .Kelimelerle iyi oynuyorsunuz.Meslektaşınız olarak yazılarınızı zevkle okudum.

GÜRKAN
03-04-2007, 16:25
sn gürkan; branşınız nedir acaba?? (hani ihtiyaç olursa birşeyler sorarız diye)...

Pratisyen hekimim sn.MAKİNİST
Son 7 yıldır Acil Serviste çalışıyorum,umarım ihtiyaç duymazsınız
sorularınız olursa yardımcı olabilmek kendimi mutlu hissettirir bana.
hatırlattığınız iyi oldu..
internet tıbbıyla ilgili de konuşmak lazım bu arada,ilginç olabilir..
ilginize teşekkür ederim.


Gürkan dostum;

Hayırlı uğurlu olsun topiğiniz. Şimdi farkettim.

Zevkle okuyacağız yazılarınızı. Aklımız yettiğinde bir iki satır gireriz aralara.Doktor şuralarım ağrıyor diyerekten.

Sevgiler.

Sağolun değerli büyüğüm,varlığınız her zaman onurlandırır beni.
Ağrı konusuna gelince..
Bu yaşlarda olur,doğaldır..
Kızamık çıkartacak değilsiniz ya bu yaştan sonra:D:D:D
Saygı ve sevgilerimle.

Sayın Gürkan ,edebiyatçı yönünüz de oldukça güçlü .Kelimelerle iyi oynuyorsunuz.Meslektaşınız olarak yazılarınızı zevkle okudum.


Sn.X..

İltifatlarınız için teşekkür ediyorum ancak yazdıklarım ilk mesajımda da belirttiğim gibi alıntı ağırlıklı yorumlardan ibarettir.Hipokrattan bugüne katkısı olan tüm meslekdaşlarımız,ustalarımız adına kabul edelim.
Değerli meslekdaşım;
Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi Tıp Bilimi aslında pozitif bir bilim değildir ve eski yunanda bir sanat kolu olarak doğmuştur.
Tıp ve edebiyat,aslında her ikisi de başkasını anlamayı,onun yerine geçip onun gibi düşünebilmeyi kısacası hayatı yaşamayı gerektirir.Bu faaliyetler benim için eşsiz bir estetik haz kaynağıdır.
Ve bence her hekim sanatla olabildiğince ilgili olmalıdır.Sanat, toplumla dolaysız buluşan tüm meslek sahiplerinin sosyal açıdan zengin bir kıvama ermesine aracılık eder.
Ne yazık ki günümüzde hekimlerin vurdumduymazlığından ve buharlaşmaz katılığından sıkça söz edilir oldu.İnsanı ticari bir meta olarak görmelerinden tutun da hastayı ''müşteri'' kabilinden ele alan bir hekim prototipine haklı olarak veryansın ediliyor.
Edebiyat gibi birçok sanat kolunda bizlerin dünyevi yüklerimizden sıyrılıp hassasiyetlerimizi muhafaza edebileceğimize olan inancımı dile getirirken modernizm batağında, usunu yüreğinin üzerine giyinmiş bir hekim olmamak en büyük dileğimdir..
saygılarımla.

GÜRKAN
04-04-2007, 11:41
Koprofaji: Yunanca kökenli olan bu terim, "Koπoς” (Kopros): Gaita, dışkı

ve “Φaω” (Fao): “Yemek” terimlerinin yan yana gelmesiyle ortaya çıkar ve

Psikiyatrik bir bozukluktur. Bu hastalar dışkı yeme eğilimindedirler. Gerçek

anlamda “dışkı yeme” alışkanlığına her ne kadar çok sık rastlanmasa da,

sosyal alanda çok sık rastlanan bir davranıştır. Hatta halkımız bununla ilgili bir

çok deyim üretmiştir: “Bir b.. yemek” veya bunun alternatifi olarak “hiçbir b..

yiyememek”, “yediğin b..a bak”, “b.. yeme!” v.s... Bu deyimlerden de

anlaşılıyor ki, “b.. yeme” konusunda çok iddialı ve başarılıyız. Toplum

olarak “yediğimiz b..lar” tüm dünyaya dalga dalga yayılıyor. Nereden mi

anlıyoruz “koprofaj” olduğumuzu? E bakın etrafınıza, sizi yönetenlere, size

sürünüp Rock’n Roll yapmayı revâ görenlere, sayıları binleri

bulan “sanatkârlar”a,Tv deki dizilere,sabah programlarına,star

yarışmalarına, “Topless” (üstsüz)

ve “Bottomless”lere (kıçı açık, üryan), “Şaşı”lara, “Kör”lere mesuliyet

verenlere, sabah-akşam sağda solda sosyolojik-ekolojik-travmatolojik ahkâm

kesenlere, 30 yıldır “öğleden sonra” yerine “öyleden sonra” yazan büyük (!)

ve müstesnâ (!) “bilim” adamlarına, (örnek şahıs, muhterem hocamız (!),

psikiyatri biliminin devi (!), baş siyonist-mason Özcan Köknel hazretleri(!)dir.

Kendileri kişilik uzmanıdır(!). Ve “insan”ı anlatır ama “Öğle” yazamaz.), “bizi

ham yapan zilliler”e, “Ben Amerikadayken” diye başlayan gerisini yıkamaktan

aciz, bilgi ve birikim özürlü, “Bodrum” burjuvazisinin İkitelli’deki elçisi, avuç

avuç “teknokrat b..u” yemeye çalışan şahsiyetlere (herhalde Amerikan tarzı

budur), “Leila”ya, “Şaziye Bar”a, “Dedikodulu Kahve”ye, RTE’nin suratına,

parasızlıktan etini satanlara,kap-kaç terörüne ve daha nice şeye bir bakın,

elinizi vicdanınıza koyun ve sonra söyleyin,

“koprofaj” bir toplum muyuz, değil miyiz?

Hekimler haklı ustam.


Neolojizm: Yunanca bir kavram. "Nεa” (Nea: Yeni) ve “Λόγος” (Lôgos):

Kelâm, bilim, bilgi kavramlarının yanyana gelmesiyle oluşuyor ve

psikiyatride “Yeni Kelimeler Üretmek” anlamına geliyor. Siz bunu (bir halk

deyişiyle) “...ünden uydurmak” şeklinde de okuyabilirsiniz.

Bir “hasta”nın “Neolojizm”i anlaşılabilir zira adı üstünde o “hasta”dır.

Peki “hasta” olmadığı düşünülenlerin “neolojizm”lerini nereye oturtacağız?

Usta toplumlar ve şahıslar, İleri dil’le ve çok zengin bir biçimde konuşurlar,

hitab ederler, tartışırlar, kavga ederler, savaşırlar. Onlar, “uydurulmuş”

değil, “ibdâ edilmiş” ve “soyu sopu belli olan, asîl” kavramları tercih ederler.

Çünkü ancak bu kavramların “Şuur”la doğru bir ilişkisi kurulabilir. “Hasta”lar

söylediklerinden sorumlu olmayabilirler, peki ya “sağ”lar?


70’li yılların ortasında ünlü bir “sağlıklı” sanatçının popüler şarkısından bir alıntı

yapalım: “Honki ponki tonino / Çalama bimbo kozikok / çiki çiki şayna tiki tak

tok..." Ne dersiniz? Bu bir neolojizm örneğidir ve bu şarkıyı söyleyen şahıs hâlâ

sanatçıyım diyerek sokaklarda dolaşıyor.

90’lı yılların başında, bir televiyon muhabiri, Kamer Genç’e soruyor: -

Yugoslavya’da hangi etnik gruplar yaşıyor biliyor musunuz? Eski savcı ve eski

milletvekili Kamer, biraz düşündükten sonra: “Neydi yahu eee... Hırplar,

Sırvatlar falan, her neyse canım" diyor. Cehâlete bağlı “Neolojizm”. Kamer

hâlâ “sağlıklı” bir adam olarak ortalıkta dolaşıyor. Bakırköy uyuyor olmalı.



"İyi akşamlar Türkiye, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan..." Bu "Neolojizm"

değil ama durumun vehâmetini göstermesi açısından önemli. Bu adam da

dışarıda geziyor,gazetelerde köşe yazısı yazıyor şimdilerde. Hesabta, “İyi

akşamlar Türkiye, senin değerlerin, varlığın v.s. her nerede yaşanıyor ve

yaşatılıyorsa..." demek istiyor olsa da bu "zorlanarak uydurma" veya "ıkınma”

bir “hastalık” belirtisidir. Şahıs hem kabızlık çekiyor, hem de “hasta”lığını

reddediyor.

Şu kavramlar “Neolojizm” örnekleri: “Zonta”, “Maganda”, “Kanka”,''Oha falan

oldum yane''... Ve toplumun önemli bir kesimi tarafından sıklıkla kullanılıyor.

Bu “hasta”lar da dışarıda geziyorlar. Ama ne garibtir ki, devlet bu adamlara

hiçbir şey yapmıyor aksine onları koruyor, özendiriyor, her tarafa pislemelerine

göz yumuyor, başlarını okşuyor. Doğru dürüst konuşabilen “Neolojizm”

hastalığından kendini kurtarabilmiş insanların önemli bir çoğunluğu

ise, “düşünce suçlusu”, “yasadışı örgüt üyeliği”, “terörizm” gibi suçlardan

hüküm giyip zindanlara atılıyorlar. Bu hükümleri verenlerin çoğu ise “hasta".



Logore: Yunanca bir kavram. "Λόγος” (Lôgos: Kelâm, bilgi, bilim)

ve "Pηa” (Ria: Akma, akıntı) kelimelerinin yanyana gelmesinden oluşan bir

kavram. Psikiyatri’de “Kelime ishali” olarak da ifâde ediliyor. Doğru-yanlış, tam-

eksik, anlamlı-anlamsız (genelde anlamsız) ve sürekli konuşmayı anlatıyor.

Şahıs genelde lüzumsuz konuşuyor. “Hasta” için mümkün olabilir,

konuşabilir. “Sağ”lar için ise kabul edilebilir birşey değil. Adı üzerinde ortada

bir “sürgün”, bir “ishal” var. Sertap Erener isimli Musevî kızının şarkısına

bakalım: “Ni la bombe atomique / Un amour platonique / Sahildeyim..." Türkçe

tercümesi şöyle: “Ne atom bombası / Bir Platonik aşk / Deniz kenarındayım...”

Meâli ise herhalde şu olsa gerek: “Ne atom bombası umurumda, ne Filistin’deki

siyonist katliam, ne Çeçenya’daki savaş, ne Türkiye’deki açlık, yoksulluk,

fuhuş, kan, ne ekonomik problem, ne irtica, intiharlar, bir platonik aşk (yahut

âşık) buldum, hiçbiri ama hiçbiri umurumda değil, ben şu sıralar güney

sevahilindeyim, yiyip içip yan gelip yatıyorum, organlarım denklik içindeler ve

trampet çalıyorlar, hepinizin canı cehenneme...” Ben böyle anlıyorum, başka

türlü anlayanlar varsa onlara da itiraz etmiyorum. Ama her hâlükârda, bu

bir “Logore” örneğidir çünkü lüzumsuz bir konuşmadır ve sanat şemsiyesinin

altında gizlenmektedir.

Bir diğer logore örneği:Yurt dışına çıkacak olanlardan 50 USD “harç” (haraç)

alınması konusu, bu konuyla ilgili vatandaşlardan birinin fikri soruluyor. El

cevab: “Hiç iyi olmadı, artık yurtdışına bile çıkamayacağız, dünyanın hiçbir

yerinde böyle birşey yok, ele güne rezil oluyoruz..." Bu "geyik" ve "logore"

karışımı. Hem lüzumsuz, hem de aşırı sıradan. Sanki şimdiye kadar rezil

olmamışız da, bu uygulamayla rezil olacakmışız, sanki rezil rüsva olmak devletin

umurundaymış, sanki yurtdışına çıkınca muhteremlerin başı göğe eriyormuş ve

devlet de bu konuda ne yapsam diye kara kara düşünüyormuş, dünyanın

başka yerleri bu toplumu bağlasaydı, binlerce mevzuda dersler çıkarmak

istenseydi bu dikkate alınabilirdi ancak sıra bu uygulamaya gelene dek daha

neler var neler... Bunları söyleyen şahsiyete sormak lazım, hayatı boyunca

devletin bir kurumuna bir tek çakıl taşı attın mı da devletin uygulamalarından

rahatsız oluyorsun? Devlet Kaytan bıyıklarını hergün halkın bir yerlerine

sürerken sen nerdeydin?

Toplumumuz "Logore"ye bayılıyor. İşte çok izlenen bir

televole “logore”si: “Hande hanımın siyah ve sade elbisesi çok güzel ancak sırt

dekoltesi biraz derin, kolundaki pırlanta saat ve parmağındaki elmas yüzük

kıyafetiyle bütünleşiyor yalnız lane ayakkabıları elbisesiyle uyuşmuyor, Hande

hanıma 10 üzerinden 7 veriyoruz.” İlk bakışta anlamlı gibi görünüyor ancak

toplumsal gerçekler ıskalandığı ve tecrid edildiği için hem “absürd” hem

de “logore”. İnsanlarımızın çöpten ekmek topladığı, açlıktan öldüğü bir ortamda

Hande hanımın pırlanta saati kimi, niçin ilgilendiriyor? Ha diyeceksiniz ki,

sabahları çöpten ekmek toplayan “geyik” de akşamları oturup bu “logore”yi

dinliyor, buna ne diyeceksin? Doğrudur ve problem de zaten buradadır

diyebilirim. Bu durum için ünlü Avusturyalı tarihçi L. Von Sacher-Masoch’un

adından mülhem bir hâlet-i ruhiyyeden söz edilebilir: Masochism

(Mazoşizm /Mazohizm)! Yani kendi kendine eziyet etme, zarar verme.


Ve en başta söylediklerimizi tekrarlayalım;

Yengeçleşmiş, Dışkı yiyen (kendisine zorla dışkı yedirilen), omuriliğiyle yani

solucansı yaşayan, kelime ishallerine maruz ve uydurma kavramların esiri,

sanal hayatlara kurban edilmiş, paralize , palyatif çözümlere mahkûm,

zavallılaşmış, bütün değerleri tüketilmiş, sonuna kadar sömürülmüş ve “BİRD”e

(Sun’î Solunum Cihazı) bağlanmış, nebâtî (bitkisel) seviyede yaşayan bir

toplumla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyor(um)uz.

GÜRKAN
04-04-2007, 23:43
cnbc-e de cumartesi akşamları yayınlanan, gençliği doktor olmaya özendiren,

doktor adaylarının -ve doktorların- ilgiyle takip ettiği bu dizi burada olmazsa

olmaz diye düşündüm,burada ad seven, ilgilenen vardır belki..(Hani şu Carter

ve Abby li

ER dizisi) ER=Emergency Room



ZAMAN ZAMAN ER EKİBİNİN ANLAŞILMAZ KONUŞMALARINA TANIK
OLAN İZLEYİCİLER İÇİN;


ACUTE MI (Akut Para Yetersizliği): Parasız hastaların

durumunu anlatmak için kullanılıyor.

BAG 'EM (Torbala): Yapay nefes torbasının takılması

için verilen komut.

BANANA BAGS (Muz Torbaları): Kronik alkoliklere

verilen vitamin içerikli sarı renkte bir sıvı.

BITE (Isırık): Ameliyat dikişi.

BLACK CLOUD (Kara Bulut): Yeni bir tıp öğrencisinin

ekibe dahil olduğunda beraberinde getirdiğine inanılan

kör talih.

BLEED THEM (Kanat): Hastadan rutin olarak kan

alınması.

BLUE BLOATER (Şişkin Ringa Balığı): Kronik bronşitli

bir hastanın yutkunmak ve nefes almakta zorlanması

durumu. Bu durumda olan hastanın göğsü şişer.

BOUGHT THE FARM (Çiftliği Aldı): Ölüm

BOUNCE BACK (Geri Düştü): Hastaneden taburcu edilen

hastanın geri dönmesi.

BUFF 'EM UP (Susat): Bir hastanın elektrolitlerinin

sabitlenmesi için sararacak derecede susuz

bırakılması.

CAMPERS (Kampçı): Tedavisi uzun sürecek bir hastalığı

olan çocuklar için kullanılan terim.

CHEECH: Bir doktorun, ölümcül sorunu olan bir hastayı

diğer bir doktora paslaması (ya da başından savması).

CHEST (Göğüs): Zatürree teşhisi için yapılan röntgen.

CIRCLING THE DRAIN (Akıntıyı Döndürmek): Bir hastanın

tüm müdahalelere karşın durumunun kötüye gitmesi.

Dizide genelde “çabuk olun dönmeye başladı” şeklinde

geçiyor.

CITY TAXI (Taksi): Ambulansın ücretini ödemeyen acil

hastası.

CODE BROWN (Kod kahverengi): Tuvaletini tutamayan ve

yatağına yapan hastalar için kullanılan terim.

CRASH AND BURN (Kır ve Yak): Durumu giderek ciddileşen

hasta içi kullanılıyor.

CRISPY CRITTER (Çıtır Çıtır): Ölümcül yanıklar.

CRUMP (Kramp): Hastanın ölmesi. Dizide “kalp krizi

geçiren hastaya kramp girdi” şeklinde geçiyor.

CYA MEDICINE: Bir doktorun, hastasının onu ‘kötü

tedavi ettiği’ gerekçesiyle dava etmesini engellemek

için, gerekli gereksiz tüm testleri yaptırması.

DEAD SHOVEL (Ölüm Küreyici): Kar temizlerken kalp

krizi geçiren kişi. (Chicago'da 6 ay kar yağdığı için

sık rastlanan bir vaka söz konusu.)

DONOR CYCLES: Trafik kazasında ölenlerin organlarının

bağışlanması. Kazadan hemen sonra yetiştirildikleri

için, bu kimselerin organları sağlam durumda kalıyor.

DROP A TUBE: Hortumun hastanın vücudunun içine

sokulması, örneğin mide temizlenmesi için sokulan

hortum gibi.

DUMP (Çöp Yığını): Bir başka doktorun gönderdiği ve

baştan savılması zor olan hasta.

ETU (Ebedi Bakım Ünitesi): Morg sözcüğünün ER

doktorları arasında kullanılan ‘kibar’ şekli.

FERTILE MYRTLE (Bereketli Mersin Ağacı): Sık sık

hamile kalan kadın hasta.

FOS: X Ray’deki görüntü üzerine bir lavmana ihtiyaç

duyulduğunun anlaşılması

GET BURNED (Yanmak): Büyük bir hata yapmak (Örnek:

Göğüs ağrısı olduğu halde evine gönderdiğim hasta

ölünce gerçekten yandım.)

GOMER: (Get out of my emergency room - Acil odamdan

defol) Durumu çok kötü bir hastaya bakarken, hastanın

biran önce kurtulması için kullanılıyor.

Goober (Amerikan fıstığı): Tümör. Örneğin bir göğüs

X-ray’inde görünen tümör.

GORK God Only Really Knows (Sadece Tanrı Gerçekten

Bilir): Umutsuz bir vaka ya da beyin ölümü yaşayan bir

hasta.

GSW: (Gunshot wound) Ateşli silahla yaralanma vakası.

Knife and Gun Club (Bıçak ve silah kulübü): Varoşlarda

bulunan, çok fazla bıçak ve silah yaralanması vakaları

gelen bir hastane.

Pink puffer (Pembe üfleyen kimse): Anfizemi olup nefes

almakta zorluk çeken kimse.

Soldiers (Askerler): Kronik gastrointestinal hastalığı

olan çocuklar.

Train wreck (Tren enkazı): Birçok sorunu olan bir

hasta.

Vitamin H: Haldol adında, kavgacı insanlar için çok

güçlü bir sakinleştirici madde

Walking time bomb (Yürüyen saatli bomba): Aort

anevrizması gibi her an ölümcül bir durum alabilecek

bir hastalığı olan kimse.

Wallet biopsy (Cüzdan biyopsi): Hastanın bir

hastaneden diğerine transfer edilmesine karar

verilirken kullanılan ifade.

özgün
05-04-2007, 10:58
Azeri Doktor İşbaşında!!


Cumhurbaşkanı'nın veto ettiği, Başbakan'ın ısrar ettiği, Türkiye'de
abancı doktorların


çalışmasına ilişkin tasarının yasalaşması sonrasına ilişkin bir öngörü:





Doktor Azeri olunca:


- Gelesen!


- Selam doktor bey!


- Salam... Sabahın hayır! (Selam. İyi sabahlar)


- Ne salamı? Kızımı muayeneye getirdim.


- Gızım, sen yahşi birine ohşayırsan! (Kızım sen iyi birine benziyorsun.)


- Neee! Kızım kimi okşuyormuş?


- Vallahi kimseyi okşamıyorum baba!


- Sus kız! Koskoca doktor yalan mı söyleyecek? Ellerindeki pişikten


anladı herhalde!


- Pişik ele degel kucağa yaraşır. (Kedi ellenmemeli, kucağa alınmalı.)


- Doktor sen ne diyosun yaa?


- Siz haradan gelisiz? (Siz nereden gelirsiniz?)


- Biz at mıyız haradan gelecek? Doktor, ağzını topla...


- Gızım soyunasın, sırtına gulag asmag isterem. (Kızım soyun da sırtını


dinleyeyim.)


- Baba ya... bu adam kimin kulağını sırtıma asacak?


- Men indi gızına dayandıraaram. Marağım gabardı. Neçe ağlarsın?


(Ben şimdi kızınızı durdururum. Merak ettim. Neye ağlarsın?)


- Baba ne diyo bu?


- Ağlamasan balam. Baban yaşlıdır, dözebilamaz. (Ağlama çocuğum, baban


yaşlıdır, dayanamaz.)


- Gızım sen kârhanede çalışırsın? (Kızım sen fabrikada mı çalışıyorsun?)


- Lan p... doktor... Küüüüütttt...


- Özümü itirdim, dağlara kar düşende, bülbüle gam düşende, ruhum bedenden


oynar, gözüme yumruk gelende...

GÜRKAN
05-04-2007, 23:18
Müellifiniz bu yazının bazı qısmısını Azerice yazmaq içün azadlıq diler.

Gelibsiniz oxuyacaqsanız! (gelmişsiniz, okuyacaksınız)

Xeberiniz var mı hökumet xeyata keçireceyi yeni qanunla beşer xayatının

, saqlamlıqının qiymetini ucuzlaşdırıb. Ehalinin sehheti tehlüke altında qalıpdır.

Diqqetden qaçırmayın Prezidente daha yazmırlar. Sehiyye Nazirliyi onun

funksiyasından ireli gelen hüquqları tehlükede qoya biler. İstiqbalde Tibb

müessiselerinde ciddi nöqsanlar aşkar olunacaqdır.

Fazla kastık ya da ziyade qasdıq Türkçe devam edelim.

Bundan sonra Türkiye’deki hastanelerde şöyle konuşmalar geçebilir:

-‘Doktor bey çocuk çift taraflı zatürree. Diamikron, Roxiqlitazon, Metformin

veriyoruz ama hala ateşi düşmedi, geceleri öksürmekten uyuyamıyor’.

-‘Oynaqları, sümükleri, kıççı da aqrıyor mu (eklemleri, kemikleri, bacakları)?

Derman (ilaç) yutub geçmedi mi?’

-‘Ağrıyor doktor, geçmedi’

-‘Maraq itmeyin. Keskin ocaqlı iki terefli pnevmoniya dioqnozu, başqa hekim

müayinelerin neticeleri nezerde tutulur. Bu derman preparatları apteklerden

almaqınız üçün hekim resepti buraxıram. Hemin derman preparatlarının içlik

vereqelerinde dermanın orqanizme gösterdiyi tesirler, eks gösterişler, elave

tesirler, istifade müddeti, qebul qaydası haqqında dolqun melumat verilir.

Yuxarıdaqi melumatı nezere alaraq xahiş edirik ki, sizin uşaqınızın saqlamlıgi

üçün xesteni müalice eden bir Türk hekime müraciet edesiniz.

Yani; ‘Başka doktor zatürree dediyse öyledir. Ben size reçeteyi yazayım,

ilaçların prospektüslerini iyi okuyun, siz yine de çocuğunuzun sağlığı için bir

Türk doktoruna müracaat edin.

Veya Özbek bir doktorla bir Türk hasta arasında form doldururken şöyle bir

konuşma da olabilir;

-‘ Qandaysiz? Isming nima? Turmushga chiqqanmisiz?’ (Nasılsınız, adınız nadir?

Evli misiniz?)

-Hıı???!! Gideyim ben.

- ‘Xayr! Yana keling!’ (Güle güle, yine gelin)

(Hasta kapının önüne çıkar ve şu şarkıyı mırıldanır:

Çaresiz derdimin sebebi belli / Dermanı yaramda arama doktor / Şifa bulmaz

gönlüm senin elinden / Boşuna benimle uğraşma doktor)

Yine biraz Azerice’ye katlanacaksınız. Şikayet etmeyin, burada amme hizmeti

ifa ediyoruz, sizi Orta Asya Türkçesine alıştırıyoruz ki; yakında hastanelerde

Özbekçe, Kırgızca, Azerice, Tatarca, anlamanız ve hatta konuşmanız

gerektiğinde zorlanmayın.

Akepe Hükümeti Türkiye Cumhuriyeti’ni tahrip ve tasfiyeye devam ediyor. Dört

yıldır üzerinde çalıştıkları Sağlık Sistemini Çökertme Projesi hitama ermek

üzere. Hükümet, 1219 sayılı Kanundaki ‘Türk bulunmak’ ibaresini kaldırarak ithal

hekim çalıştırmanın önünü açıyor. Hastayla hekim arasında lisan problemini de

Türki Cumhuriyetler’den Türkçe bilen doktor getirerek ortadan kaldıracaklarını

iddia ediyorlar.

Türki Cumhuriyetlerin içinde Türkiye Türkçesine en yakın Türkçeyi Azeriler

konuşur. Öteki Cumhuriyetlerin Türkçesini anlamazsınız da, ancak arada tek

tük ortak bir kelime yakalayabilirsiniz. Vaktiniz ve biraz da Rusçanız varsa,

zorlayarak da olsa –votkanın da yardımıyla- anlaşmanız mümkün olabilir. Hadi

buyurun aşağıdaki cümleyi bir zahmet çözüverin.


Azerbaycan Respublikası Sehiyye ve Kend Teserrüfatı Nazirliklerinin bildirir ki,

yaxın gelecekde Azerbaycanda böyrek köçürülmesi üzre xüsusi klinikanın

yaradılması ve müteşekkil qaydada böyrekköçürme emeliyyatlarının aparılması

sahesinde müvafiq iş aparılır. Qaraciyer köçürülmesi emeliyyatı ise hazırda

respublikada aparılmır.

Ne oldu anlayamadınız mı böyrek köçürmeyi, qaraciyar köçürmeyi? Aparılmırmış

yahu! Nasıl anlamadınız?

Tercümesi: ‘Azerbaycan’da karaciğer nakli operasyonları henüz

yapılamamaktadır ama böbrek nakli için klinik açılması düşünülmektedir’

deniyor. Bildiren Azerbaycan Sağlık Bakanlığı. Tarih 2007. Gelecek yabancı

doktorun size bir faydası olmaz ama döndüğünde kendi ülkesine olacaktır.

Türkiye’den, bizleri kesip biçerek, deneyim sahibi doktorlar olarak Orta

Asya’ya döneceklerdir. Şimdilik böbrek, karaciğer nakli yapamıyorlar ama Türki

Cumhuriyetlere o kadar da faydamız olsun yani, burada öğrenir işte çocuklar.

GÜRKAN
05-04-2007, 23:58
Hatırlarsınız kısa bir süre önce sn.RTE 100 dolar ücretle çalıştırılmak üzere

ülkemdeki hekim açığına çare olacak dahiyane fikirleri öne sürmüştü..Bu sebeple

" “Türkiye Cumhuriyeti dahilinde tababet icra ve herhangi surette olursa olsun

hasta tedavi edebilmek için Türkiye Darülfünunu Tıp Fakültesinden diploma

sahibi olmak ve Türk bulunmak şarttır” ifadesindeki, “Türk bulunmak” ibaresi

ile “izinli Türk hekimlerinin” ibaresi “mezun hekimlerin” olarak değiştirildi.

Böylece yabancı doktorların Türkiye’de çalışmasına olanak sağlandı.

Yanlış hesap Bağdattan döner misali Çankayadan veto yedi haliyle.

Cumhurbaskani Sezerin, iade gerekçesinden ana basliklar söyle:

• Türkiye Cumhuriyeti yurttasi doktorlarin henüz istihdam sorunu

çözülmemisken, yabanci uyruklu doktorlarin Türkiyede çalismasini olanakli

kilmanin yerinde olmayacagi degerlendirilmektedir.

• Bir doktorun, toplumsal gerçekleri ve kosullari bilmeden saglik alaninda

hizmet vermesi, nitelikli hizmet üretilmesi yönünden sakincalidir. Yabanci

doktorlarin dil sorunlari da bu olumsuzlugu artirici bir öge olarak

degerlendirilmektedir.

Daha sonraki gelişmeler ise oldukça trajikomik,devlet yönetiminin ciddiyetten

ne kadar uzak olduğunu gösterircesine yaşandı;Sağlık Bakanı Müsteşarı ''Veto

gerekçelerine saygı duyuyoruz,katılıyoruz.Sn.Cumhurbaşkanını haklı buluyor ve

maddenin çıkarılmasını istiyoruz'' deyiverdi.TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı

AKP milletvekilimiz de altta kalmayarak ''Sn.Cumhurbaşkanı öyle güzel

gerekçeler göstermiş ki,kendimi katılmak zorunda hissettim.''dedi.

100 dolara hangi yetişmiş beyni getirecektiniz?..

Kendi ülkesinde bile iş yapamayan belkide hekimlik yapması yasaklananları mı

getirecektiniz?..

Biz beyin göçünü engelleyemezken ne hakla bu yalanlar uyduruluyor anlamak

mümkün değil..

Yoksa YÖK'ün denklik vermediği Azerbaycan ve Romanya gibi ülkelere giden

türbanlı kızlarımız için bir kılıf mı diyecek oluyorum.. diyemiyorum,dilim varmıyor..

saygılarımla.

tent
06-04-2007, 03:11
sn. gürkan, karşılıksız paylaşımınız için teşekkürler. iki ricam olacak: birincisi yazdığınız pencerede satırnın sonuna geldiğinizde "enter" tuşuna basmayın, otomatik olarak bir alt satıra zaten geçersiniz. ikincisi de, satırlar arasında sboşluk bırakmayın. paragrafsız, blok halde yazılmış yazılar nasıl zor okunuyorsa, sizin yazılarınız da zor okunuyor.

DEVadam
06-04-2007, 04:08
forumda iyi bir müşteri(!) potansiyeli var zaten:dolar:

ama benim branşım yok:sus:



Veteriner hekim misiniz yoksa sayın gürkan...?? :D

GÜRKAN
06-04-2007, 06:51
Osmanlı Devleti’nin bölünüp parçalanmasında, etnik unsurların kışkırtılmasında,
doktor kisvesi altında faaliyet yürüten misyonerlerin büyük rolü olmuştur. Günümüzde buna bir de istihbarat faaliyetleri eklendiğinde, işin vahameti daha da büyümektedir.

Üstelik ithal doktorların gönderilmesi düşünülen yerlerin, bugüne kadar yürütülen faaliyetlerle zihinleri zaten karışmış olan insanlarımızın yaşadığı bölgeler olması, konu üzerinde daha fazla kafa yorulmasını gerekli kılmaktadır.
Doktor kisvesi altında Osmanlı Devleti’nde bölücülük yapan misyonerlerin çalışmalarının tamamını burada sıralama imkânımız yok. Örnek olarak sadece Urfa’da yaşananlara dikkatinizi çekeceğim.

MİSYONERLERİN Urfa’daki ilk faaliyetleri 1830’da başladı. İlk gelenler arasında İspanyollar, Fransızlar, Amerikalılar, Almanlar ve İsviçreliler vardı.
Başlıca görevleri Urfa’daki Müslümanları Hıristiyanlaştırmak, Hıristiyanlar’ın Müslüman olmasını önlemekti. Bu öncü grup, Protestan bir cemaatin ilk çekirdeğini oluşturdu.
1841’de, iki İspanyol misyoner, ilk Katolik misyon merkezini kurdu. 1856’da Fransız misyonerler Urfa’da bir kilise inşa etti. 1883’te misyonun daha da güçlenmesi için 6 rahibe geldi. Dikiş Nakış Atölyesi ve Kız Okulu şemsiyesi altında faaliyet yürüttüler.
Bir Alman köy papazı olan Doktor Johannes Lepsius, 1896’da Ermenilere Yardım Kurumu kurdu. 1897’de aynı amaca hizmet eden İsviçreli Bayan Doktor Josephine Zürcher geldi ve bir klinik açtı. Bir yılda 12 bin hastayla muhatap oldu. 1898’de İsviçreli doktor Hermann Christ geldi.
Çalışmalarının sonucunda, 1903’te Protestan Süryani Okulu açmayı başardılar. Urfa Hastanesi’nde hastabakıcı olan Jakob Künzler de derslere girdi.

1915’te Urfa’da çıkan Ermeni isyanının tahrikçisi olduğu gerekçesiyle kadın doktor Leslie sorgulandı.
Faaliyetlerini daha dikkatli yürütmeye başladılar. Özellikle işsiz güçsüz, dini bilgisi kıt Müslüman gençleri kullanan misyonerler, dünya barışının gerçekleştirilmesi için İsa’nın evrensel mesajının yaygınlaştırılması gerektiği fikrini işliyorlardı. Bugün Urfa’da Hıristiyanlığı benimseyen ve din olarak kabul eden küçük bir grup mevcuttur.

KÜRTLER’İN yoğun yaşadığı yerlerde on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren çalışmalar artırıldı. Buralarda hastane, klinik açtılar ve yardım kuruluşu adı altında faaliyet gösterdiler.
ABD’li Misyonerler Harput Vilayeti’ni merkez seçti. Sadece Amerikan misyonerlerinin kontrolü altında 1317 misyoner görev yapmaktaydı. Bölgeye doktor, hemşire, mühendis, öğretmen gibi sıfatlarla geldiler. Dünyaya Osmanlı’nın bir Kürt meselesi varmış gibi yansıttılar.
Ermeni isyanlarının organize edilmesinde ve Kürt vatandaşlar arasında ayrılıkçı fikirlerin oluşturulmasında büyük çaba gösterdiler. Bunda başarılı da oldular.

GÜRKAN
06-04-2007, 09:54
Veteriner hekim misiniz yoksa sayın gürkan...?? :D




Amerikalı bir bilim adamı, hücrelerinin yüzde 15'i insan, yüzde 85'i hayvan olan koyun üretmiş.

Mitolojideki "Khimera" adlı yaratığı çağrıştıran koyun, hayvanlardan insanlara organ nakline doğru atılmış bir adım olarak görülüyor.

Nevada Üniversitesi profesörlerinen Esmail Zanjani, 9.8 milyon dolar harcayarak 7 yılda geliştirdiği teknikle, yetişkin insan hücrelerini koyun ceninine enjekte etti. Bu işlem sonucunda karaciğerinin büyük bölümü insan hücrelerinden oluşan bir koyun elde etti. Zanjani, böylece, bir hastanın kendisinden alınan hücreleri kullanarak nakledilecek organı koyunlarda üretmeyi umut ediyor. Yöntem, vericinin kemik iliğinden alınan hücrelerin koyunun ceninine enjekte edilmesiyle işliyor. Kuzu iki ay sonra dünyaya geldiğinde kısmen insan olan karaciğer, kalp, akciğer ve beyne sahip oluyor. Bu organlar insana nakledilmeye uygun bulunuyor. Çalışmaya bazı bilim çevreleri ise sessiz kalırken bazıları virüslerin hayvandan insana geçeceği tehlikesi bulunduğu için karşı çıkıyor. Khimera, mitolojide aslan başlı, keçi gövdeli, kuyruğu yılan olan ve ağzından alevler kusan bir canavar olarak tasvir ediliyor.


Ne derecede doğrudur bu haber bilemiyorum ancak %99 u hayvan olan insanlar gördüm ve tedavilerini ne bizim nede veteriner hekimlerin yapabileceğini sanmıyorum..:)

BORA YAŞAR
06-04-2007, 12:47
"Ne derecede doğrudur bu haber bilemiyorum ancak %99 u hayvan olan insanlar gördüm ve tedavilerini ne bizim nede veteriner hekimlerin yapabileceğini sanmıyorum.."

Sevgili dostum sanırım o türler "%99 u hayvan olan" değil, aslında "%100 ü insan" olan türler.:yes:

GÜRKAN
09-04-2007, 00:19
Kırıkkale'deki konut teslim töreninde, Başbakan Erdoğan ile yeni evinin anahtarını alan bir kadın arasında şu diyalog geçti:
Kadın: Partinizin kadın kollarında çalışıyorum. Sayenizde ev sahibi oldum. Allah sizden razı olsun.
Erdoğan: Çocuk var mı?
Kadın: Bir tane Başbakan'ım.
Erdoğan: Birde kalmıyorsunuz değil mi? Yola devam...

Kısıtlı imkan ve kaynakları olan bir devletin politikacısı nüfusun artmasını niye ister hep merak ederim.Sanırım büyüklük sanrısı ile aşağılık kompleksi ''aman bir 80-100-130 milyon olalım o zaman görürler''dedirtiyor.Yada birtakım çıkarlara yönelik algılama.
Yanılıyorsam lütfen düzeltin.Hedefin tüm vatandaşlarımızın belirli bir düzeyin altında yaşamamaları değil mi?
Eğitim ve sağlık meselelerinin çözümü de nüfus artışının kontrol edilebilmelerinden geçiyor.
Öncelikli olarak ele alınması gereken önemli bir sorundur.

MAKİNİST
09-04-2007, 00:37
Kırıkkale'deki konut teslim töreninde, Başbakan Erdoğan ile yeni evinin anahtarını alan bir kadın arasında şu diyalog geçti:
Kadın: Partinizin kadın kollarında çalışıyorum. Sayenizde ev sahibi oldum. Allah sizden razı olsun.
Erdoğan: Çocuk var mı?
Kadın: Bir tane Başbakan'ım.
Erdoğan: Birde kalmıyorsunuz değil mi? Yola devam...

Kısıtlı imkan ve kaynakları olan bir devletin politikacısı nüfusun artmasını niye ister hep merak ederim.Sanırım büyüklük sanrısı ile aşağılık kompleksi ''aman bir 80-100-130 milyon olalım o zaman görürler''dedirtiyor.Yada birtakım çıkarlara yönelik algılama.
Yanılıyorsam lütfen düzeltin.Hedefin tüm vatandaşlarımızın belirli bir düzeyin altında yaşamamaları değil mi?
Eğitim ve sağlık meselelerinin çözümü de nüfus artışının kontrol edilebilmelerinden geçiyor.
Öncelikli olarak ele alınması gereken önemli bir sorundur.

haklısınız sn gürkan...ülkemizdeki sorunların temelinde hızlı nüfus artışı yatıyor bana göre de...:arf:

BORA YAŞAR
09-04-2007, 00:47
Kırıkkale'deki konut teslim töreninde, Başbakan Erdoğan ile yeni evinin anahtarını alan bir kadın arasında şu diyalog geçti:
Kadın: Partinizin kadın kollarında çalışıyorum. Sayenizde ev sahibi oldum. Allah sizden razı olsun.
Erdoğan: Çocuk var mı?
Kadın: Bir tane Başbakan'ım.
Erdoğan: Birde kalmıyorsunuz değil mi? Yola devam...

Kısıtlı imkan ve kaynakları olan bir devletin politikacısı nüfusun artmasını niye ister hep merak ederim.Sanırım büyüklük sanrısı ile aşağılık kompleksi ''aman bir 80-100-130 milyon olalım o zaman görürler''dedirtiyor.Yada birtakım çıkarlara yönelik algılama.
Yanılıyorsam lütfen düzeltin.Hedefin tüm vatandaşlarımızın belirli bir düzeyin altında yaşamamaları değil mi?
Eğitim ve sağlık meselelerinin çözümü de nüfus artışının kontrol edilebilmelerinden geçiyor.
Öncelikli olarak ele alınması gereken önemli bir sorundur.

[quote=BORA YAŞAR;1559175]





Adamlar istediği her ilimizde istediği gibi yaşıyor. Beyaz zehir, ağalık fonu, silah ticareti ne bulduysa onunla tüm sahillerimizi parsellemişler. Büyük şehirlerimizde bölgeler kurmuşlar. Ayrıca güneydoğuyu istiyorlar İskenderunda denize kavuşmak şartı ile.

Genelkurmay PKK mecliste diyor. Asgari 80 milletvekilleri var.

Adam ta Kuzey Irak'tan, şu işi bitireyim size de geleceğim diyor.




QUOTE]

Sadece doğu ve güneydoğu ile yetinmezler emin olun..

Onlar tümünü istiyor artık..

Bunun için nüfus artış hızına bakmanız yeterli.
__________________



Bence strateji aynı Sn Gürkan. Kürtlerle AKP nin.

Hepsini istiyorlar.:cool:

GÜRKAN
12-04-2007, 09:23
Hatırlarsınız bir zamanlar hemen her gün TV ana haber bültenlerinde ''sağlık skandalı'' haberlerinden geçilmezdi.Bu aralar oldukça seyreldi,medya içersinde bu tip haber ve programları hazırlayanlar daha özenli ve dikkatliler,hükümet-medya ve sağlık sektörü arasında barış rüzgarları esiyor,ama gelinen bu noktada ağır bir fatura ödedik ve hala ödemeye devam ediyoruz.Artık halkımız ne Türk Hekimine nede Sağlık kurum ve kuruluşlarına güvenmiyor,tahribat büyük olmuştur.Benim izlenimim odur.
Eskiden ne olurdu,nasıl olurdu?kısaca bahsetmeden bugünü anlamak ve anlatmaya çalışmak zor.Türkiyede halen 1400den fazla radyo,260 tan fazla TV nin yayın yaptığı düşünülecek olursa rekabetin ne denli büyük olacağı ve izleyiciyi arttırmak için sansasyonel,halkın ilgisini çekecek programlara ihtiyacı olduğu açıktır.Programın,ticari kazanç için reklam arttırıcı ve reytingi yüksek olmalıdır.Programda yer alan haber kaynağının(ihbarcı) sözleriyle olayları olduğundan daha abartılı,bilge edasıyla göstermenin,genel olarak kamuoyunu bilgilendirme ve araştırma adına yapıldığı vurgulanmaktaydı.Programın sunuluş tarzı,olayların temelinde yatan çarpıklıkları ve problemleri açığa çıkarmak yerine tam bir duygu sömürüsü ile kamuouna ''suçlu gösterme''ye yönelmişti.Adeta hem savcı hem hakim rolüne soyunulmuştu.Hasta ölür,suçlu hekimdir.Hasta hastaneye yatamaz,üstelik kötü muamele görmüştür,suçlu hekimdir.Hasta hastaneye ücretini ödeyemez,suçlu hekimdir.Yani kısaca sağlık problemlerinin tüm faturası hekime kesilirdi.Bu yakınmalar tabi gerçeğin bir kısmını yansıtıyor ama niyet ne?İnsanların ölümcül olduğunu idrak edince suçlu arama güdüsü mü?Gazeteci ve yakınlarına sağlık tesislerinde daha iyi muamele edilmesini sağlamak mı?Yoksa fazla para kazandığı düşünülen,köşebaşlarını tutmuş 3-5 hekim miydi hedef?
Her meslekte olduğu gibi olayı işleyen TV programcısı veya yazarın kendi kariyerini yükseltme içgüdüsü ile kendini toplum adına hareket etme ve kendisini topluma adamış olma imajını vermekten de geri kalmayıp ve mesaj vermekten de kendini alamaz,çünkü ona göre bu tip programları sadece kendisi yapabilirdi.
Kamuoyu bu süreçte genellemelere katılarak izledi olan biteni.Benim güzel insanımın bir deyişi vardır hani:''İnsanın aptalı hekim,hekimin aptalı da cerrah olurmuş'' diye.
Bu insanların şevkini kırmamak gerek..

GÜRKAN
14-04-2007, 01:24
Oldukça ciddi yazmışım,8 kişi okuyabilimiş:D
Tarzımı,üslübumu değiştirmemeye gayret göstererek devam etme kararlılığındayım.
Hekime ve sağlık kuruluşlarına olan güven yitiminin çarpıcı örneklerinden birisi de sevgili medyamızda ortalama %45 haberin magazinsel sağlıkla ilgili olmasıdır.Bu tip haberlerde,haber kaynağı konunun uzmanı gibi gösterilerek okurun yanıltılması bir yana hekim ve hasta hakları,evrensel etik kuralları ve tıp mesleği hakkında yeterli bilgiden yoksun olduğu da gözardı edilimektedir.Şifalı bitkiler,yaşam enerjisi gibi topiklerin ratinglerinin yüksek oluşu genel anlamda medyamızın sözde kamu yararına yaptığı bilinçli(!) sağlık eğitimlerinin sonucudur.
Medyada işlenen sağlık olayları,genelde hasta ve hekim ilişkisini karşı karşıya getiren,hasım kılan ve çatışma yaratan bir tarzla işlenmeye devam etmektedir.

GÜRKAN
14-04-2007, 20:30
Eski rektöre 'bıçak parası aldı' iddiası

Trakya Üniversitesi'nde iki dönem üst üste rektörlük görevini yürüten Prof. Dr. Osman İnci'nin, ameliyat ettiği hastalardan bıçak parası adı altında ücret aldığı yönündeki iddialar üniversitede şok etkisi yarattı. Geçen ocakta eşi Müşerref Altınelli'yi Trakya Üniversitesi'ne bağlı Tıp Fakültesi'nde ameliyat ettiren Kırklareli Vergi Dairesi memuru Servet Altınelli'nin şikâyeti üzerine ....13.04.2007 sabah gazetesi

Halk arasında kullanılan ve anlamakta zorluk çektiğim terimlerden birisi "bıçak parası" sözüdür. Tamam bunu cerrahların operasyon yapmak için aldıkları parayı kast ile söylüyorsunuz da neden ''bistüri parası'' ya da ''neşter parası'' değil de ille de bıçak parası.İnsanlar para verince kendilerini bıçaklanmış gibi mi hissediyorlar acaba?

BORA YAŞAR
14-04-2007, 22:00
Halk arasında kullanılan ve anlamakta zorluk çektiğim terimlerden birisi "bıçak parası" sözüdür. Tamam bunu cerrahların operasyon yapmak için aldıkları parayı kast ile söylüyorsunuz da neden ''bistüri parası'' ya da ''neşter parası'' değil de ille de bıçak parası.İnsanlar para verince kendilerini bıçaklanmış gibi mi hissediyorlar acaba?


Evet Sn Gürkan bence öyle. Hatta kendi halkını sırtından bıçaklama parası da olabilir. Bu ahlaksızlıktır. Bunun, yaralı birisini hastahaneye götürmek için taksi şöförünün 10 liralık yere 1000 lira istemesinden farkı yoktur. İnsanın sağlığını ticaret konusu yapan sistem utansın. Ama en çok da bu durumu sürgit seyreden aksakal hekimler utansın.

Karımın kalça ameliyatı için çok salık verilen bir hocanın ameliyat edebilmesi için İzmirden Ankara'ya gittik. Bağkurluyum. Sistem, benim masrafları ödeyip sonra belgelerle Bağkura başvurup almam üzerine kurulmuş.

Kalça protezini hocanın direktifi üzerine almak için yabancı menşeli firmanın Ankara'da 4-5 kat üzerinde faaliyet bulunan merkezine gitti. Bizi notere götürdüler ve taahhütname aldılar. Sonra protezin belirlenmiş bedelini ödedik.Bize onun faturasını verdiler. Bu bedelin çok yüksek olduğunu sonradan öğrendik. Ayrıca bizden açıktan para istediler. Ben Bağkur'dan alamıyacağım parayı vermek istemedim. Öyleyse iş bitmiştir dediler. Ve telefona nasıl oldu ise bizim bir türlü ulaşamadığımız hocaya 2 dakikada bağlandılar. Hoca o parayı ödemem gerektiğini yoksa ameliyatı yapmayacağını söyledi. Ben de bu parayı kim alacak dedim. O da bürokrasi falan filan dedi. Meğer hocamın benden aldığı para imiş. Tehlikesiz olsun diye böyle kumpas kurmuşlar. Hocam ayrıca protezci firmadan okkalı bir prim alırmış.

Neyse laf uzun. Yalnız o gece eşimiz başındayım. Yan koğuştan ağlamalar geldi. Gittik. Refakatçi hanım ağlıyordu. Öğretmen kocasının ertesi gün yapılacak ameliyatına girecek profesör gece bir vakit kadından "bıçak parası" istemeye gelmiş.Nakit ve elden tahsilat istiyor. Yoksa ertesi gün ameliyata girmeyecek. Kadın ağlar ben 500 milyon parayı nerden bulayım diye.

Bıçak parası çok hafif bir deyim bence.

GÜRKAN
14-04-2007, 23:11
Evet Sn Gürkan bence öyle. Hatta kendi halkını sırtından bıçaklama parası da olabilir. Bu ahlaksızlıktır. Bunun, yaralı birisini hastahaneye götürmek için taksi şöförünün 10 liralık yere 1000 lira istemesinden farkı yoktur.İnsanın sağlığını ticaret konusu yapan sistem utansın.Ama en çok da bu durumu sürgit seyreden aksakal hekimler utansın.

Karımın kalça ameliyatı için çok salık verilen bir hocanın ameliyat edebilmesi için İzmirden Ankara'ya gittik. Bağkurluyum. Sistem, benim masrafları ödeyip sonra belgelerle Bağkura başvurup almam üzerine kurulmuş.

Bıçak parası çok hafif bir deyim bence.

Toplumun gözünde nasıl görüldüğümüze dair bir topik olsaydı eminim şöyle olurdu:
-doktorlar ; en çok sigara içen meslek grubu..( hamallarla birinciliği paylaşıyorlar )
- en kısa zamanda en kolay ve en çok para kazanan meslek grubu
-bıçak parası adı altında en çok rüşvet yiyen meslek grubu ,
-en çok yalan söyleyen ve aldatan meslek grubu ,
- en kibirli ve kendini en çok beğenmiş meslek grubu ,
- en çok görevden kaçan meslek grubu ,
- en çok tatile çıkan meslek grubu ,
- toplumun en zengin meslek grubu,
- en lüks arabalara binen meslek grubu,
- en çok vergi kaçıran meslek grubu ,
- en lüks villalarda , malikanelerde oturan meslek grubu,
- en acımasız ve insani duyguları olmayan vicdansız meslek grubu ,
- en kıskanç meslek grubu ( yabancı doktorları kıskanıyorlarmış )
.......vs...vs..vs...

liste uzayıp gidiyor..
ama listede olumlu tek bir konu yok.. hemen hepsi istisnasız olumsuz konular.
peki bu doktorları ne yapmalı ??
bu doktorlar olmasa , toplum çok rahat edecek anlaşılan..
Sn.BORA YAŞAR;

Bu tip örnekler ve yaşadıklarınız malesef mesleğimizde oldukça sık rastladığımız olumsuzluklar.Bunlar itibar ve saygınlığımızı zedeleyerek hekimliğe zarar vermesine yol açıyor ve daha önce de bahsettiğim güvensizlik oluşmasına katkıda bulunuyor.Ama işaret buyurduğunuz gibi özünde sistem sorunu var.Gerek hizmet bedeli gerekse fikir bedelinin hem değeri hem de sorumluluğu olması gerekir.Bilhassa doktorlar ve mimarlar fikirleri bedava alınmaya gayret edilen kesimler olarak görülüyor.Bu da mümkün olmadığı için sağlığımız ve şehirlerimizin hali ortada.Türkiye 80 sonrası tıbbi ve sosyal hizmetler ile eğitimi boşlayarak kalkınmaya çalışmış görülüyor.Hekim olarak bunu onaylamak mümkün değil.

BORA YAŞAR
14-04-2007, 23:14
Haklısınız Sn Gürkan;

Tümüyle sistem sorunu. Bazı meslekler "serbest "ve "ticaret" konusu olmamalı. Hani doğasına aykırı. Hakimlik gibi. Adalet gibi. Hekimlik gibi.Emniyet gibi.

Herkese eşit dağıtılması herkesin ihtiyaç duyduğu acil konular bunlar.

derhas
14-04-2007, 23:42
Toplumun gözünde nasıl görüldüğümüze dair bir topik olsaydı eminim şöyle olurdu:
-doktorlar ; en çok sigara içen meslek grubu..( hamallarla birinciliği paylaşıyorlar )
- en kısa zamanda en kolay ve en çok para kazanan meslek grubu
-bıçak parası adı altında en çok rüşvet yiyen meslek grubu ,
-en çok yalan söyleyen ve aldatan meslek grubu ,
- en kibirli ve kendini en çok beğenmiş meslek grubu ,
- en çok görevden kaçan meslek grubu ,
- en çok tatile çıkan meslek grubu ,
- toplumun en zengin meslek grubu,
- en lüks arabalara binen meslek grubu,
- en çok vergi kaçıran meslek grubu ,
- en lüks villalarda , malikanelerde oturan meslek grubu,
- en acımasız ve insani duyguları olmayan vicdansız meslek grubu ,
- en kıskanç meslek grubu ( yabancı doktorları kıskanıyorlarmış )
.......vs...vs..vs...

liste uzayıp gidiyor..
ama listede olumlu tek bir konu yok.. hemen hepsi istisnasız olumsuz konular.
peki bu doktorları ne yapmalı ??
bu doktorlar olmasa , toplum çok rahat edecek anlaşılan..
Sn.BORA YAŞAR;

Bu tip örnekler ve yaşadıklarınız malesef mesleğimizde oldukça sık rastladığımız olumsuzluklar.Bunlar itibar ve saygınlığımızı zedeleyerek hekimliğe zarar vermesine yol açıyor ve daha önce de bahsettiğim güvensizlik oluşmasına katkıda bulunuyor.Ama işaret buyurduğunuz gibi özünde sistem sorunu var.Gerek hizmet bedeli gerekse fikir bedelinin hem değeri hem de sorumluluğu olması gerekir.Bilhassa doktorlar ve mimarlar fikirleri bedava alınmaya gayret edilen kesimler olarak görülüyor.Bu da mümkün olmadığı için sağlığımız ve şehirlerimizin hali ortada.Türkiye 80 sonrası tıbbi ve sosyal hizmetler ile eğitimi boşlayarak kalkınmaya çalışmış görülüyor.Hekim olarak bunu onaylamak mümkün değil.

Öyle mi dersiniz. Doktorluk 12 yıl isteyen ve gece gündüz nöbet tutan, yeri geldiginde icaba gelen ve ameliyet yapıp sabah tekrar işe gelen, ve sizin sağlıgınızı en fazla düşünen insanlardır. (Tabii bu arada cebinizide düşünmek zoruda) 32 yaşında uzman olmuş bir insana 1.5 milyar verenler utansız. Bir hamal bile ayda 2 milyar kazanırken; bir manav, bir işçi, bir esnaf, bir kuyumcu bile doktardan çok kazanıyorsa doktorda tabii kendini düşünecek ve bıcak parası alacaktır (Haklı olmasada),,,,,,,,,,,,

kemal.erdem
15-04-2007, 00:12
Öyle mi dersiniz. Doktorluk 12 yıl isteyen ve gece gündüz nöbet tutan, yeri geldiginde icaba gelen ve ameliyet yapıp sabah tekrar işe gelen, ve sizin sağlıgınızı en fazla düşünen insanlardır. (Tabii bu arada cebinizide düşünmek zoruda) 32 yaşında uzman olmuş bir insana 1.5 milyar verenler utansız. Bir hamal bile ayda 2 milyar kazanırken; bir manav, bir işçi, bir esnaf, bir kuyumcu bile doktardan çok kazanıyorsa doktorda tabii kendini düşünecek ve bıcak parası alacaktır (Haklı olmasada),,,,,,,,,,,,

hayir guzel kardesim rusvetin hicbir hakli gerekcesi olamaz. helede soz konusu olan insan sagligiysa.
rusvet her kesimde var ulkemizde, yapanlarda ac olduklari icin yapmiyorlar. sistem caydirici degil devletin pratikde isleyen yaptirimi yok ve onlenemiyor, batida yapanin ve tespit edilenin hayati karariyor, o yuzden kimsede yapmiyor, ulkemizdeyse yapanin yanina kar kaliyor.

bicak parasini gecinmek icin aliyorlar dusuncesi dogru degil, aksacli profesorler bunu genelde yapanlar, ve paralarini koyacak yer bilmezler.her zaman en cok kazanan meslek grubudur doktorlar.

nefron1
15-04-2007, 00:17
Öyle mi dersiniz. Doktorluk 12 yıl isteyen ve gece gündüz nöbet tutan, yeri geldiginde icaba gelen ve ameliyet yapıp sabah tekrar işe gelen, ve sizin sağlıgınızı en fazla düşünen insanlardır. (Tabii bu arada cebinizide düşünmek zoruda) 32 yaşında uzman olmuş bir insana 1.5 milyar verenler utansız. Bir hamal bile ayda 2 milyar kazanırken; bir manav, bir işçi, bir esnaf, bir kuyumcu bile doktardan çok kazanıyorsa doktorda tabii kendini düşünecek ve bıcak parası alacaktır (Haklı olmasada),,,,,,,,,,,,

kesinlikle katılıyorum.Doktorlara sağlık çalışanlarına yüklenenler utansın.
Yanlız bir gerçek var doktorun neler çektiğini neler yaşadığını ne sıkıntılarla başbaşa kaldığını doktordan başka kimse anlamıyor anlamak istemiyor.

tent
15-04-2007, 00:24
sn. derhas ve nefron1, sanırım ikiniz de hekimsiniz. keşke meslektaşınız sn. gürkan'ın yazısını doğru okusaydınız!

Toplumun gözünde nasıl görüldüğümüze dair bir topik olsaydı eminim şöyle olurdu:
(..)
Hekim olarak bunu onaylamak mümkün değil.

GÜRKAN
15-04-2007, 00:25
Öyle mi dersiniz. Doktorluk 12 yıl isteyen ve gece gündüz nöbet tutan, yeri geldiginde icaba gelen ve ameliyet yapıp sabah tekrar işe gelen, ve sizin sağlıgınızı en fazla düşünen insanlardır. (Tabii bu arada cebinizide düşünmek zoruda) 32 yaşında uzman olmuş bir insana 1.5 milyar verenler utansız. Bir hamal bile ayda 2 milyar kazanırken; bir manav, bir işçi, bir esnaf, bir kuyumcu bile doktardan çok kazanıyorsa doktorda tabii kendini düşünecek ve bıcak parası alacaktır (Haklı olmasada),,,,,,,,,,,,

Sn.derhas;
Herzaman doğrularla gerçekler bir olmuyor ne yazık ki,size katılmakla beraber toplumun hekimlerin kazancının yüksek olduğu konusunda mutabakatı vardır,biz ne dersek diyelim.
Günde otuz ameliyata giren doktor ayda 1.300 Lira maaş alır, bir milletvekili sırf sağlığına ayda 960 Lira harcar. Ama çoğu iki karılı, çocuk da çok bunlarda tabii, kızın kaşıydı, oğlanın gözüydü, seçmenin kıçıydı, köylüsünün başıydı derken bulur ayda 1000 ytl yi.
Sağlık hizmetlerini paraya tahvil edince, bu tür yüce değerlerin yerini ölçülebilir, paraya çevrilebilir değerler alıyor ne yazık ki.Sağlığı piyasaya teslim ederseniz, olacağı budur
İnsani olduğunu iddia eden her türlü yapıda sağlıklılığın bir hak olduğu söylenmelidir. Sağlıklılık haktır; din ve vicdan hürriyeti gibi, özgür seyahat hakkı gibi. Şimdi beyaz önlüklü alternatifler ve mevcut yürütücüler insanlığa diyor ki; “Sağlık hak edilemez, satılır ve satın alınır” Bize buyurulan şu ki: “Ey hekimler! Sağlıklılığı satın”.
Satmak; bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermektir. Verilen mal sağlıklılık, alınan para da diyet olmuyor mu? Emeği karşılığı “hak” ettiği kadar para alması gereken hekim, sattığı malın kalitesi oranınca bahşişlenme noktasına çekilmiyor mu?
Bir hekim etrafında kurulan sosyal tuzaklara ilgisiz kalamaz. Kalsa bile istibdat insanlığın üstüne çökünce, umudun adı olur,olmalıdır. Çünkü kişisel veya toplumsal her türlü sağlıksızlık açmazının tek umududur.
Sağlık hakkını serbest piyasa ortamına sokanlar hekim değil tüccardır. Hekimlik sanatı da aslında kötü hekimleri çizmek sanatıdır.
saygılarımla

BORA YAŞAR
15-04-2007, 00:28
kesinlikle katılıyorum.Doktorlara sağlık çalışanlarına yüklenenler utansın.
Yanlız bir gerçek var doktorun neler çektiğini neler yaşadığını ne sıkıntılarla başbaşa kaldığını doktordan başka kimse anlamıyor anlamak istemiyor.

Sn nefron ;

Burada siz doktorların da ellerini vicdanlarına koyduklarında eminim kabul etmeyecekleri örnekolayları veriyoruz. Sağlık hizmetine ölünceye kadar muhtaç bir insan olarak.

Sn nefron. İyi ve eşit işleyen bir adalet ve güvenlik gibi iyi işleyen eşitlikçi bir sağlık sistemine siz doktorların da ihtiyacı vardır biliyoruz.

Bu düzende her mesleğin sorunları var. Altyapı sorunları, eğitim sorunları, maddi sorunları ve hatta psikolojik sorunları.

Mesele nedir biliyormusunuz ? Her meslek grubu kendi mesleğinin verdiği imkanlarla, vazgeçilmezlikle sorununu halletmeye kalkarsa, o zaman yarın da polisler kapımıza gelip elden tahsilat yaptıklarında söyleyecek birşeyler hazırlamamız gerekecektir.

Her medeni insan ve meslek grubu gibi doktorlar da sorunlarını yasal yollardan, aleni,açık ve şeffaf bir şekilde halletmeliler.

İçinden geldiğimiz halkı sağlık sorunuyla şıkıştırıp size göre uygun tarifeyle hafifletmek, bırakınız doktorluk gibi bir meslek mensubuna, eşkiyaya bile yakışmaz sanırım.

Sevgiler.

(Ailesinde birkaç doktor bulunan birisi olarak rahatça yazdım düşündüklerimi.:) )

nefron1
15-04-2007, 00:36
burada sağlıkla ilgili tartışmayacağım. kaldı ki yüzyüze konuştuğum insanlara bile derdimizi anlatamıyoruz burada anlatmaya çalışmanın hiçbir anlamı yok.Şunu çok rahat söyleyebilirim bir insanın sağlığının sorumluluğunu taşımak kadar dünyada ağır bir yük var mı bilemiyorum (sorumluluk sahibi meslektaşlarım için söylüyorum. her meslekte olduğu gibi bizim içimizde de çürük elmalar var )

BORA YAŞAR
15-04-2007, 00:42
sağlıkla ilgili sorun mu tartişiyoruz burada?

Ben ahlaki birşeyler tartışıyoruz sanıyordum.

Hani hammalıkta da geçerli olan, hani turşuculukta da gerekli olan.

Hekimlikte olanı diğer mesleklerden işlerden daha önemli hale getiren ise sadece hekimlerin meslek konusudur. İnsan hayatı yani.

Bakın sorun bu kadar "hayat memat meselesi" olmasa siz o istediğiniz avantaları zor alırdınız.
Bunu siz de gayet iyi biliyorsunuz.

Meselenin trajik boyutu bu.

GÜRKAN
15-04-2007, 00:53
Madem ki konu buraya geldi,yazalım o zaman çürük elmaları da kimse yemesin.
Ticari hekimlik deyince aklımıza ; hekimlik mesleğini insan sağlığı ve etik kurallardan ziyade , tamamen para kazanma hırsı ile yapan meslektaşlarımızın yaptığı hekimlik geliyor.

ülkemizde ticari hekimlik tipleri 5 grup altında incelenir.

1) eczane ile anlaşma = burada eczacılar ; ilaç kutularından kestikleri küpürleri , kalfaları vasıtasıyla hekime gönderir. hekim bu ilaç küpürlerini aynen resmi reçeteye aktarıp , kalfa ile gerisin geriye eczacıya gönderir.
bu şekilde eczacının 2 türlü kazancı olmaktadır.
a) resmi reçetedeki ilaç bedelini devletten almak
b) küpürü kesilmiş ilacı , gariban bir köylüye veya duyarsız bir vatandaşa satmak suretiyle aynı ilaçtan ikinci kez gelir elde etme.
bu yöntemde hekim ; eczacının kazandığı haksız paradan belirli oranlarda hisse alır. ne kadar çok küpür geçirilen reçete ... o kadar fazla para..

2) ilaç mümesilleri ile anlaşma = burada ilaç mümesilleri özellikle pahalı ilaçları reçeteye yazdırabilmek için belirli hekimleri abluka altına alır. bu ilaçların reçeteye yazılması için hekim ile ilaç mümesili arasında sıkı bir pazarlık yapılır. bu pazarlığın konusu , nakit paradan çok , pahalı tıbbi cihazlar - tv - müzik seti - yurt içi ve yurt dışı tıbbi kongrelere bedava gidiş dönüş gibi olayları kapsar. ilaç mümesilleri bu konuda çok seçici ve kurnaz davranır. mesela muayenehanesi olan serbest çalışan bir hekime kesinlikle ilaç tanıtımı yapılmaz. çünkü , bu hekimin yazacağı reçete 2-3 ü geçmez. oysa, çok sayıda hasta muayenesinin olduğu devlet hastanesi hekimlerine çok sık çalışılır. bir dediği iki edilmez. bu yöntemde ; hekim gerekli olsun veya olmasın hemen her hastaya ; ilaç mümesilinin istediği pahalı ilaçları reçeteye yazar.
bu yöntemle hekim ; kendisine bedavadan pahalı tıbbi cihaz ( ultroson , EKG ,EEG, EMG vs gibi ) ile evine büyük ekran plazma tv - gelişmiş müzik seti - buzdolabı -, bulaşık makinası - mikrodalga vs. aldığı gibi , ailesi ile birlikte yurt içi ve yurt dışı tıbbi kongre maskesi altında tatil yapma imkanı bulur.
ne kadar çok reçete , o kadar çok hediye ve tatil...

3) döner sermayeden faydalanma = şu anda en çok uygulanan yöntem budur. özellikle cerrahi branşlarda uzman hekimler ; gerekli olsun veya olmasın , hemen her hastaya ameliyat olması gerektiğini söyler.
bu yöntemde hekimin maaşının dışında 2 tip haksız kazancı olmaktadır.
a) ameliyat olan her hasta için , döner sermayeden ekstra para alır. gelirine gelir katar.
b) ameliyat olacak her hastadan "bıçak parası" adı altında rüşvet alarak , gelirine gelir katmaya devam eder.
burada hekim ; hem devleti , hemde hastayı soymuş olur. ( çifte vurgun )
ne kadar çok ameliyat... o kadar çok para....

4) izin bitiminde rapor alıp çalışmak = bu yöntem , son yıllarda tatbik edilen bir yöntemdir. burada hekim , çalıştığı hastaneden yıllık 1 aylık izinini alır. izin bitimine 1 gün kala genellikle ufak kent veya kasaba hastanelerinin birinden en az 20 gün veya 1-2 ay heyet raporu alarak , bu süre içerisinde özel polikliniklerde çalışmak suretiyle ikinci bir gelir elde eder.

5) diğer yöntemler = para karşılığı rapor vermek , para karşılığı hastaneye yatırmak , hastane hastasını kendi özel muayenehanesine yönlendirmek(Her işte olduğu gibi buralara giden yurdum insanı da herşeyi ve ağrısını bir yana bırakıp doktorun günlük kazancını hesaplama işine girer..."Ulaaan ben geldiğimde on kişi vardı, benimle onbir, sonradan da beş kişi geldi etti onaltı ikiyüzer dolar aldı herif, bunun ellisi masrafa gitse, ...vay babayın kemiği ne datlı iş be!" şeklinde derin düşüncelere garkolur...:D )
ancak bu yöntemler riskli olup yakalanma tehlikesi çok büyüktür. günümüzde bu yöntemler rağbet görmüyor. bunun yerine riski olmayan , tehlikesiz ve parası bol diğer yöntemler tercih ediliyor.

bu tip hekimler , insan sağlığı ve etik kuralları bir taraf bırakıp tamamen para kazanmak hırsı içinde olan mesleğimizin YÜZ KARASI , ******** , ahlaksız , zavallı insan müsvetteleridir. aslında bunlara insan değil , hekim hiç değil ... yaratık desek daha iyi..

bu aşağılık yöntemlerin oluşmasında =

1) insanlarımızın duyarsız olması ,
2) hekimler üzerinde otokontrol mekanizması gelişmemiş olması ,
3) denetim eksiklikleri ve uygulama hataları büyük rol oynamaktadır.

BORA YAŞAR
15-04-2007, 01:02
Ellerinize sağlık sn Gürkan..Sizin gibi dürüst, mesleğini ve ülkesini seven aydın insanlarla umudumuz artmakta..

GÜRKAN
15-04-2007, 22:00
Bence bu hırsızlığın ve ********liğin önlenmesi için;
1) sağlık müdürlükleri eczaneleri çok sıkı denetim altına almalı , yapılan kontrollerde küpürsüz ilaç veya sahipsiz sağlık karnesi görüldüğünde veya bir doktor kaşesi bulunması halinde o eczane derhal kapatılmalı ve ruhsatı iptal edilmeli.
2) emekli sandığı ,yeşil kart, ssk ve bağ-kur ; gelen reçetelerin ödemelerini yaparken çok dikkatli olmalı , her hekimin yazdığı reçedeki tüm ilaçların istatistiksel olarak dökümü yapılmalı , aynı ilacı çok sayıda yazan hekimler takip altına alınmalı , tekrarında meslekten ihraca varacak ağır yaptırımlar uygulanmalı.
3) pahalı ilaçların ödemeleri kesinlikle yapılmamalı.
4) ameliyat olacak hastalar ; en az 3 uzman hekim tarafından muayene edilmeli , hastada gerçekten ameliyat endikasyonu bulunup bulunmadığı tespit edilmeli...
5) döner sermaye paylarına azami bir üst sınır getirilmeli , döner sermayeden her ay çok pay alan hekimler çok sıkı denetim altına alınmalı.
6) gerekli durumlarda , ameliyat olan hasta adli mecilerce sorguya alınmalı , ameliyatı yapan hekimin ''bıçak parası'' alıp almadığı soruşturulmalıdır.
7) sık sık yurt içi ve yurt dışı kongrelere giden hekimler tespit edilmeli , bu kongrelerin sponsor ilaç firmaları tespit edilerek ; bu ilaç firmalarının ilaçları ile hekimin yazdığı reçeteler arasında bir bağlantı olup olmadığı hususu takip edilmeli , eğer bir bağlantı tespit edilirse, o hekime meslekten men cezası verilmeli.Tüm yurtiçi ve yurtdışı kongreler ve hizmet içi eğitimler Bakanlık bünyesinde çalışan tüm hekimleri kapsayacak şekilde Sağlık Bakanlığı tarafından finanse edilmelidir.
8-her ilin sağlık müdürlüğü , kendi il sınırları içerisindeki özel poliklinik ve hastaneleri çok sıkı takip altına almalı , burada çalışan hekimlerin listesini her hafta düzenli olarak almalıdır. bu listelerdeki hekimlerin devlet hastanelerinde çalışan rapor almış hekimler olup olmadığı tespit edilmelidir.
9) hastane hekimlerinin özel muayenehane açması yasaklanmalıdır. hekim ya kendi muayenehanesinde tam gün çalışmalı , ya da devlet hastanesinde tam gün çalışmalıdır.
10) hekim maaşları avrupa standartlarında olmalıdır.
11) ticari hekimlik gibi hekimliğin yüz karası bir iş yapan sözde hekimler ; hekim camiasından soyutlanmalı , dışlanmalıdır.
hekimliğin onur ve şerefini korumak her hekimin görevi olmalıdır.

saygılarımla

BORA YAŞAR
15-04-2007, 22:14
10) hekim maaşları avrupa standartlarında olmalıdır.

Sn Gürkan;

Buna katılamayacağımı üzülerek ifade ediyorum. Bir toplumda gene lücret seviyesi ne ise doktorlarınki de bunun makul bir seviyede üzerinde olabilir.Sanırım buna kimse birşey demez. Ama saydığınız tüm mesleki ve insanı kusurlarının amacı zaten doktorların, gelir düzeylerini, kendilerine göre üst düzey becerileri ve insan yaşamı için önemli konumdaki mesleklerine uygun görmeyerek, tayin ettikleri geliri, ister hukuki ister hukuk dışı elde etme gayretleridir.

Maksadımı anlatmak amacıyla çok kaba bir benzetme yapmak durumundayım izin verirseniz. Bu siyasilerin karnının ve egolarının tatmin edilmesi halinde yasal iş yapmayacaklarını taahhüt etmelerine benziyor.

Şu an Türkiye'de doktorların doğu ve güneydoğuda aldıkları ücretler milletvekili maaşı kadar neredeyse. Aile hekimliğinde alınacak ücretleri söyledi bir dostumuz geçen gün. Bu fakir devlet için hiç de azımsanacak maaşlar değil.

Kübada doktorların, biz çok önemli iş yapıyoruz öyleyse verdiğiniz 20 dolar maaş yerine Hollandalı bir doktor kadar maaş isterim demesini halinde alacakları reaksiyonu düşünüyorum da.

Ali Baba
15-04-2007, 22:33
Madem ki konu buraya geldi,yazalım o zaman çürük elmaları da kimse yemesin.
Ticari hekimlik deyince aklımıza ; hekimlik mesleğini insan sağlığı ve etik kurallardan ziyade , tamamen para kazanma hırsı ile yapan meslektaşlarımızın yaptığı hekimlik geliyor.

ülkemizde ticari hekimlik tipleri 5 grup altında incelenir.

1) eczane ile anlaşma = burada eczacılar ; ilaç kutularından kestikleri küpürleri , kalfaları vasıtasıyla hekime gönderir. hekim bu ilaç küpürlerini aynen resmi reçeteye aktarıp , kalfa ile gerisin geriye eczacıya gönderir.
bu şekilde eczacının 2 türlü kazancı olmaktadır.
a) resmi reçetedeki ilaç bedelini devletten almak
b) küpürü kesilmiş ilacı , gariban bir köylüye veya duyarsız bir vatandaşa satmak suretiyle aynı ilaçtan ikinci kez gelir elde etme.
bu yöntemde hekim ; eczacının kazandığı haksız paradan belirli oranlarda hisse alır. ne kadar çok küpür geçirilen reçete ... o kadar fazla para..

2) ilaç mümesilleri ile anlaşma = burada ilaç mümesilleri özellikle pahalı ilaçları reçeteye yazdırabilmek için belirli hekimleri abluka altına alır. bu ilaçların reçeteye yazılması için hekim ile ilaç mümesili arasında sıkı bir pazarlık yapılır. bu pazarlığın konusu , nakit paradan çok , pahalı tıbbi cihazlar - tv - müzik seti - yurt içi ve yurt dışı tıbbi kongrelere bedava gidiş dönüş gibi olayları kapsar. ilaç mümesilleri bu konuda çok seçici ve kurnaz davranır. mesela muayenehanesi olan serbest çalışan bir hekime kesinlikle ilaç tanıtımı yapılmaz. çünkü , bu hekimin yazacağı reçete 2-3 ü geçmez. oysa, çok sayıda hasta muayenesinin olduğu devlet hastanesi hekimlerine çok sık çalışılır. bir dediği iki edilmez. bu yöntemde ; hekim gerekli olsun veya olmasın hemen her hastaya ; ilaç mümesilinin istediği pahalı ilaçları reçeteye yazar.
bu yöntemle hekim ; kendisine bedavadan pahalı tıbbi cihaz ( ultroson , EKG ,EEG, EMG vs gibi ) ile evine büyük ekran plazma tv - gelişmiş müzik seti - buzdolabı -, bulaşık makinası - mikrodalga vs. aldığı gibi , ailesi ile birlikte yurt içi ve yurt dışı tıbbi kongre maskesi altında tatil yapma imkanı bulur.
ne kadar çok reçete , o kadar çok hediye ve tatil...

3) döner sermayeden faydalanma = şu anda en çok uygulanan yöntem budur. özellikle cerrahi branşlarda uzman hekimler ; gerekli olsun veya olmasın , hemen her hastaya ameliyat olması gerektiğini söyler.
bu yöntemde hekimin maaşının dışında 2 tip haksız kazancı olmaktadır.
a) ameliyat olan her hasta için , döner sermayeden ekstra para alır. gelirine gelir katar.
b) ameliyat olacak her hastadan "bıçak parası" adı altında rüşvet alarak , gelirine gelir katmaya devam eder.
burada hekim ; hem devleti , hemde hastayı soymuş olur. ( çifte vurgun )
ne kadar çok ameliyat... o kadar çok para....

4) izin bitiminde rapor alıp çalışmak = bu yöntem , son yıllarda tatbik edilen bir yöntemdir. burada hekim , çalıştığı hastaneden yıllık 1 aylık izinini alır. izin bitimine 1 gün kala genellikle ufak kent veya kasaba hastanelerinin birinden en az 20 gün veya 1-2 ay heyet raporu alarak , bu süre içerisinde özel polikliniklerde çalışmak suretiyle ikinci bir gelir elde eder.

5) diğer yöntemler = para karşılığı rapor vermek , para karşılığı hastaneye yatırmak , hastane hastasını kendi özel muayenehanesine yönlendirmek(Her işte olduğu gibi buralara giden yurdum insanı da herşeyi ve ağrısını bir yana bırakıp doktorun günlük kazancını hesaplama işine girer..."Ulaaan ben geldiğimde on kişi vardı, benimle onbir, sonradan da beş kişi geldi etti onaltı ikiyüzer dolar aldı herif, bunun ellisi masrafa gitse, ...vay babayın kemiği ne datlı iş be!" şeklinde derin düşüncelere garkolur...:D )
ancak bu yöntemler riskli olup yakalanma tehlikesi çok büyüktür. günümüzde bu yöntemler rağbet görmüyor. bunun yerine riski olmayan , tehlikesiz ve parası bol diğer yöntemler tercih ediliyor.

bu tip hekimler , insan sağlığı ve etik kuralları bir taraf bırakıp tamamen para kazanmak hırsı içinde olan mesleğimizin YÜZ KARASI , ******** , ahlaksız , zavallı insan müsvetteleridir. aslında bunlara insan değil , hekim hiç değil ... yaratık desek daha iyi..

bu aşağılık yöntemlerin oluşmasında =

1) insanlarımızın duyarsız olması ,
2) hekimler üzerinde otokontrol mekanizması gelişmemiş olması ,
3) denetim eksiklikleri ve uygulama hataları büyük rol oynamaktadır.

Gecenlerde basima geldi. TR de bir yakinim hastaneye yatmak zorunda kaldi

Isin masrafi bir yana cektiginiz cile illallah dedirtiyor.

Kamu görevlisi hastamiz normalde bütün masraflari devletten karsilanmasi gerektigi ve karsilandigi halde sorma ver parasi vs parasi verde ver parasi bir türlü bitmek bilmedi.

Hadi benim gücüm var ödedim ya bu miktarlari ödeyemeyenler ne yapiyor.

Hos hizmette sifirin altinda idi

Neyse sükür atlattik.

Prestij
15-04-2007, 22:53
sayın Gürkan hekimin penceresinden şu fenerbahçe li futbolculara bir reçete yazabilirmisiniz.:)

GÜRKAN
16-04-2007, 21:01
10) hekim maaşları avrupa standartlarında olmalıdır.
Kübada doktorların, biz çok önemli iş yapıyoruz öyleyse verdiğiniz 20 dolar maaş yerine Hollandalı bir doktor kadar maaş isterim demesini halinde alacakları reaksiyonu düşünüyorum da.
Sn.BORA YAŞAR;

Sağlık Bakanımızın dezenformasyonu ve her başarısızlıkta tüm suçu hekime yükleme gayretleri neticesinde bu fikirlere sahip olmanız doğaldır elbette.Biraz da gerçekleri yani bizim yaşadıklarımızı anlatalım.Bakınız Akdağ, 23 Kasım'da Posta gazetesine verdiği söyleşide şöyle demişti: "Bir pratisyen hekim ayda ortalama 2 bin YTL'nin üzerinde para kazanıyor. Bir uzman ortalama 5 bin YTL maaş alıyor. Doğu ve Güneydoğu'da sözleşmeli pratisyenlere aylık 4 bin, uzmanlara 8 bin YTL ödeniyor. Bu ücretleri alan başka kaç meslek dalı biliyorsunuz?"
Bu hassas konuda başta Sağlık Bakanı olmak üzere tüm yetkililerin "alınma ihtimali olan" ücret yerine halen fiilen alınmakta olan ücretleri tartışmaları daha uygun olacaktır.
Döner sermayeye bağlı ve sözleşmeli sistemde bir ücret artışı olduğu doğru. Ancak bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor. Çünkü geçici olarak uygulanan bu sistemde hastane gelirleri giderek azalıyor. Bu azalma hekim ücretlerini aşağı çekiyor. Başlangıçta yüksek görünen ücretler şimdi düşüyor. Aslında ücretler şöyle: 657'ye tabi uzman hekimler 1.350 YTL, pratisyen hekimler de 1100 YTL kazanıyor.Hekimlerin ancak yüzde 5-8'i Akdağ'ın belirttiği ücreti alıyor. Diğer yüzde 10'u 2 bin 500 YTL alabiliyor. Yüzde 80'iyse 1350 YTL ya da daha az alıyor. Hatta hekimler ortalama 1100 YTL maaş alıyor. Belirttiğim küçük oran tüm hekimler için söylenemez. Bunlarla birlikte Sağlık Bakanlığı’ndan hem hekimlere cazip önerilerini kabul etmeleri için, hem de halka “Bakın, suç bizden gitti” demek için açıklamalar yapılıyor: “Biz 9-10 bin YTL maaş verdiğimiz halde hekimleri Doğu’ya gönderemiyoruz” deniyor.Biliyorum hemen itirazlar gelecek efendim şu kadar döner sermaye…
Bir kere hekimin maaşına, tazminatına ve emekliliğine yansımayan her kuruş sadakadır.
İkincisi bu sadakayı alamayan hekim sayısının en az % 50 olduğunu biliyor musunuz?
Bakanlık ertesi gün hasta olduğunda başvuracağı hekimleri halka şikayet ediyor. İşte burada tehlike çanları hekimler için çalmaya başlıyor.
Tüm bu haberler, birçoğu yoksulluk sınırının altında olan vatandaşlar tarafından okunuyor. Ortalama geliri 450-700 YTL olan bir vatandaş bu haberler için ne düşünür sizce? Çok kısa bir süre içinde hekimlerle ilgili olumsuz haberler, çok daha yoğun olarak ulusal basında yer alacak. Ulusal basının yöneticileri halkın “hekim düşmanlığı”nı körükleyecek haberlerin prim yaptığını artık biliyor. Hekim düşmanı bazı araştırmacı-gazetecilere ve şöhret olma uğruna meslektaşlarını ispiyonlayan hekimlere gün doğacak! Bu haberlerle “paracı hekim” imajı halkın bilincinin altına da üstüne de yerleşecek.
Ya da hekimlere karşı yaşanan şiddet olaylarında anlamlı bir artış olacak.
Alınacak reaksiyon budur işte..
Hasta ve hasta yakınları ise herhangi bir probleme maruz kaldığında hekime; "Hem 9 milayar maaş alıyorsunuz, hem de hastamıza bakmıyorsunuz/ameliyat etmiyorsunuz…" vb bir perspektiften hekime bakmakta ve hekimleri sözel, cebirsel veya silahla taciz, tehdit veya bizzati darp veya ölüme mahkum edebilmektedirler.
9 milyar maaşa tekrar gelelim, şu anda döner sermaye uygulmasının olduğu hastanelerde, en yüksek tutarı alan başhekimler bile aylık ortalama 5,5-6 milyar, uzmanlar ortalama 3-3,5 milyar, pratisyen hekimler ise ortalama 1,5-2 milyar döner sermaye ücreti alabilmektedirler. Bunun üzerine 1 milyar pratisyen hekim maaşı, veya 1,3 milyar uzman maaşı eklediğinizde ise Hekimlerin aylık total kazancı ortaya çıkıyor.
Bakanlık çok samimi ise olasılık ve hasta sayısına bağlı bu olası tutarları direkt yan ödeme şeklinde ortaya koyar, bizler de hem susmasını biliriz hem de görev verilirse bu yerlere göreve de gideriz.
Duyarlı insanlarımızın bilgiisine saygıyla sunulur….

BORA YAŞAR
16-04-2007, 21:13
Sn Gürkan;

Siz burada hekimlikle ilgili olarak bize maddi şeylerin çok ötesinde konuları ve dertleri, sistemik zaafları ve kötüniyetli yaklaşımları verdiniz bizlere.

Doğaldır ki devlet memuriyeti yapan herkesin maddi sorunları vardır.

Konuları, yetenekleri ve serbest meslek sahibi diğer doktorlar göze alınarak kamuda görevli doktorlara, diğer memurlardan daha fazla (belirli bir mantıkla) ücret verilebilir demiştim zaten.

Ben sadece doktorlara "avrupa standartlarında maaş verilmelidir" önerinize karşı çıktım. Buna yasal bir zemine bulabilmek mümkün değildir bence.

Değerli dostum. Bendeniz 7 yıl hesap uzmanlığı yaptım. Diğer memurlara göre (maaş ve gündelik birlikte aldığımızdan) göre daha iyi de ücret alıyordum Fakat malesef geçinemediğimden (Meslekten ayrılırken yemek takımımız bile yoktu.basit platik 4 kişilik bir masa ve sandalyede misafir ederdik konuklarımızı)ayrılmak zorunda kaldım.

Piyasada tutunabilmek için çabaladım. Her yıl büromu kapatacağım korkusuyla çalıştım.

Hayat her meslek için zor dostum.

radyolog
16-04-2007, 21:31
Sn nefron ;

Burada siz doktorların da ellerini vicdanlarına koyduklarında eminim kabul etmeyecekleri örnek olayları veriyoruz. Sağlık hizmetine ölünceye kadar muhtaç bir insan olarak.

Sn nefron. İyi ve eşit işleyen bir adalet ve güvenlik gibi iyi işleyen eşitlikçi bir sağlık sistemine siz doktorların da ihtiyacı vardır biliyoruz.

Bu düzende her mesleğin sorunları var. Altyapı sorunları, eğitim sorunları, maddi sorunları ve hatta psikolojik sorunları.

Her medeni insan ve meslek grubu gibi doktorlar da sorunlarını yasal yollardan, aleni,açık ve şeffaf bir şekilde halletmeliler.

İçinden geldiğimiz halkı sağlık sorunuyla şıkıştırıp size göre uygun tarifeyle hafifletmek, bırakınız doktorluk gibi bir meslek mensubuna, eşkiyaya bile yakışmaz sanırım.Sevgiler.

(Ailesinde birkaç doktor bulunan birisi olarak rahatça yazdım düşündüklerimi.:) )

bir kaç alıntı yaptım yazdıklarınıza :

adalet ve güvenlik sistemimiz İYİ VE EŞİTLİKÇİ Mİ yürümektedir:

BAKLAVA ÇALAN AÇ ÇOCUKLARA 9 YIL HAPİS CEZASI,MEMLEKETİ SOYANA

500 YTL ' AĞIR PARA CEZASI' BUNUDA ERTELE

BİRİLERİ DOKUNULMAZLIK ARKASINA SIĞINIR VS VS...

halkı sağlık sorunu ile sıkıştırıp dediğiniz gibi bu işi yapanlar yok mu: var hem de külliyen eee... o zaman yatkili kimse bu şahısların üzerine gitsin:cool: meslekteki herkesi aynı kefeyemi koymalı

HEKİM SORUNLARINI YASALARIN ELVERDİĞİ ÇERÇEVEDE HALLETMEYE ÇALIŞIYORİLGİLİ MESLEK KURULUŞU ARACILIĞI İLE

diyor ki: vatandaşım biz sizlere daha iyi ve kaliteli sağlık hizmeti vermek istiyoruz bunun şartları da şu bu vb..

24 yıllı hekimim 16/02/2006 da emekli oldum

emekli ikramiyem 32.000 ytl

emekli maaşım ise 1.000 ytl

BUNLAR SİZİN İÇİN YETERLİMİ ACABA

BORA YAŞAR
16-04-2007, 21:38
:yes:

İlahi. Nerdeyse hekimlere yetersiz maaşı ben veriyorum diyeceğim.

Yapmayın.

Herkes kendi halini bilir.

Peki ben 30 sene devlet memuriyeti, şirket ortaklığı ve de mali müşavirlik yaptım.

Zehir gibi adamım.

Emekli olurken kıdem tazminatı almadım.

Halen 450. YTL emekli maaşı alıyorum.


Napalım yani?


Ben kimi suçlıyacağım?

Affedersiniz Sn Gürkan. Fazla kişiselleşti topik konunuz. Özür.
Benden bu kadar.

GÜRKAN
16-04-2007, 22:51
Gecenlerde basima geldi. TR de bir yakinim hastaneye yatmak zorunda kaldi

Isin masrafi bir yana cektiginiz cile illallah dedirtiyor.

Kamu görevlisi hastamiz normalde bütün masraflari devletten karsilanmasi gerektigi ve karsilandigi halde sorma ver parasi vs parasi verde ver parasi bir türlü bitmek bilmedi.

Hadi benim gücüm var ödedim ya bu miktarlari ödeyemeyenler ne yapiyor.

Hos hizmette sifirin altinda idi

Neyse sükür atlattik.

Sn.Ali Baba;

Daha geri planda, kökeni yine ekonomik olan ama dikkate alınması gereken ikincil sorunlar da var. Bir çok hastane ve malzeme ihalesi parasızlıktan bekliyor veya ilerlemiyor. Ameliyatlar malzeme bulunamadığı için durmuş durumda. Dolayısıyla sıralar uzuyor, hastalar beklerken kaybediliyor. Uygun ve ileri teknoloji ürünü malzeme ithal edilemediği için kalitesiz veya eski teknolojiye sahip teknikler kullanılmak zorunda kalınıyor. Bu durum yapılan tedavilerin başarısını da etkiliyor. Hastalara kalitesiz hizmet verilmek zorunda kalınıyor. Yeniliklere ayak uydurmak ise hayal oluyor.

Hastane hizmeti bütçe açığı içindeyken uygulanan performans sistemi ile döner sermayeye gelen paranın önemli bir kısmı yatırıma değil çalışanlara dağıtılıyor. Taşıma suyla değirmen döndürülmeye çalışılıyor. Performans sistemi hastanenin parasından çalarken bir de gereksiz girişim sayısını artırarak sağlık harcamalarını da katlıyor.

Ben bu pencereden bakıyorum mevcut duruma..ve sürdürülebilinir olarak görmüyorum.
Size ve yakınınıza geçmiş olsun.

GÜRKAN
16-04-2007, 22:57
sayın Gürkan hekimin penceresinden şu fenerbahçe li futbolculara bir reçete yazabilirmisiniz.:)
Sn.Prestij;
Hani derler ya ''Kelin ilacı olsa kendi başına sürermiş'',galatasaray taraftarı olarak söyleyeceğim budur..
Yine de ısrar ederseniz yazarım ama sorumluluk kabul etmem..:D :D

GÜRKAN
17-04-2007, 10:46
HEKİM SORUNLARINI YASALARIN ELVERDİĞİ ÇERÇEVEDE HALLETMEYE ÇALIŞIYORİLGİLİ MESLEK KURULUŞU ARACILIĞI İLE

diyor ki: vatandaşım biz sizlere daha iyi ve kaliteli sağlık hizmeti vermek istiyoruz bunun şartları da şu bu vb..



Sn.radyolog;

İlgili meslek kuruluşu ile kastınız sanırım Türkiye’deki hekimlerin örgütlü sesi olan Türk Tabibleri Birliği(TTB)dir.
Bu birlik (bilmeyenler için söylüyorum)anayasal güvence altında, 6023 sayılı yasa ile kurulmuş kamu kurumu niteliğinde ve ülkedeki hekimlerin %80’inin üye olduğu bu örgütün ana gelir kaynağı üye aidatları olup hükümetten hiçbir yardım almaz.
Türk Tabipleri Birliği;
Türkiye halkının sağlığını korumak, geliştirmek ve herkesin kolay ulaşabileceği kaliteli ve uygun maliyetli sağlık hizmeti için çalışmak,
Meslek ahlakını en iyi şekilde korumak,
Tıp eğitiminin her alanında söz söylemek,
Hekimlik mesleğinin çıkarını her platformda dile getirmek,
Mesleğin, üyelerinin maddi, manevi haklarını korumak için kurulmuştur.
Türk Tabipleri Birliği meslek disiplinini sağlamak, hasta yakınmalarını araştırmak, hekimlerin özel çalışma ücretlerini belirlemek gibi konularda çalışmaktadır.
Hekim sayısının 200’ü aştığı 56 ilde yerel örgütlenmesi vardır.
Bu birlik doktorların oylarıyla seçiliyor.. tepeden zembille göreve gelmiyor.
doktorlar birlik olursa, seçecekleri temsilcilerin oluşturduğu TTB , siyasi muhalefet partisi gibi çalışmaz ; doktorların hak ve hukukunu aramak için çalışır.
peki günümüzde TTB ne yapmaktadır ?
hekimlerin sosyal ve çalışma haklarını düzeltmekten ziyade , politika ve siyasetle uğraşmakta , muhalafet partisi gibi çalışmaktadır. bunlara bir kaç örnek verecek olursak ;
1) "Ekmek, Gül ve Özgürlük için merhaba " eylemi,
2) F Tipi Cezaevlerine İlişkin Rapor hazırlamak ,
3) Açlık Grevleri ,
4) Beyaz Eylem vs.
TTB nin esas görevi HEKİM HAKLARINI KORUMAK olduğuna göre siyasi parti gibi çalışmayı bırakıp , kendi esas görevini yapması gerekir.
bir mecburi hizmet yasası çıktı...
doktorun diplomasını gasp etmek suretiyle zorla çalıştırmak..
dünyanın hiç bir ülkesinde , hiç bir mesleğinde bu tip bir uygulama yok.. her yönüyle adaletsiz ve insan haklarına aykırı. (merak edenler için:ben mecburi hizmetimi yaptım.Üstelikte , evvelce tıp fakültesine başlayanları ve mezun olanlarıda kapsıyor. tıp fakültesini seçen bir tıp öğrencisi , mecburi hizmet olmadığını kabul ederek fakülteye başlıyor. sonra keyfi bir yasa çıkıyor ve herkes mecburi hizmete tabi oluyor.
devletten hiç bir maddi gelir , burs , kredi almadan tamamen kendi parasıyla tıp fakültesini okuyanlarda aynı kanun kapsamına giriyor..
Bugün bir öğretmen mezun olduğunda , isterse mecburi hizmete gitmeyerek özel dershanelerde veya özel okullarda çalışabiliyor.
keza , hukuk fakültesi mezunu isterse mecburi hizmete gitmeyip özel avukatlık bürosu açabiliyor...
hatta devlet tarafından okutulan askerler , polisler çalışmak istemezse , devlete olan borçlarını verip , istedikleri işte çalışabiliyor.
ama ya doktorlar ?
devlete para da verseniz , diplomanızı almak için tıpış tıpış mecburi hizmete gidersiniz...başka bir işte , özel muayenehanede, özel hastanede çalışamazsınız. devlet ; hekimlik yapma yetkinizi GASP ediyor.
TTB ; bu kanunu göstermelik olarak mahkemeye verdi ve hükümetin mahkemeleri , hükümetin isteği doğrultuda karar vererek bunu red etti ve kanuna uygun buldu.
el insaf...!!!
bunun neresi kanuni ? neresi adil ?
niye öğretmenlere, hukuk mezunlarına , mühendislere , polis ve askerlere tanınan imkanlar doktorlara tanınmıyor ?
TTB ; Türk mahkemeleri tarafından hukuka uygun görülen bu davayı avrupa insan hakları mahkemesine taşıması , gerekli avukatları tutması gerekirdi.
emin olunuz , avrupa insan hakları mahkemesi bunu bozar.. tazminata hükmeder.. çünkü kanun insan haklarına aykırı.
hiç bir insan , çalışmak istemediği bir yere zorla gönderilemez.Hülasa , hekimlerin sorununu TTB çözmek zorundadır..
aciz, zavallı , korkak , yeteneksiz , pasif , vurdumduymaz bir kurum olan TTB ; hekimin hakkını nasıl arayacak ?
onun işi hekimin hakkını aramak değil ; F tipi cezaevlerini protesto etmek....açlık grevlerine hak vermek
Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkarak ''Beni laik doktorlara emanet ediniz'' kabilinden 14 Nisanda Türk halkının yanında yer alarak bizi gururlandırabilir ve bir nebze teselli bulabilirdik belki..

Yazık oldu vesselam..

GÜRKAN
18-04-2007, 20:20
Yeşil kartlılar mercek altında
Maliye Bakanlığı, Ankara'dan sonra İstanbul, İzmir, Bursa, Adana ve Gaziantep'de de yeşil kartlıları mercek altına aldı.
Ankara'daki denetimlerde, şirket ortakları ile 4 evi bulunanların bile yeşil kart sahibi oldukları anlaşıldı.
4 EVİ OLAN YEŞİL KARTLILAR BİLE VAR

Bu çalışmada, 220 bin yeşil kartlının bulunduğu Ankara'da 17 bin 638 yeşil kart sahibinin, ekonomik açıdan çok iyi durumda olduğu ve yeşil kart sistemini suistimal ettiği tespit edildi. Bu kişilerin aileleri de dikkate alındığında, haksız yere yeşil kart kullanan kişi sayısının 40-50 binleri bulabileceği tahmini yapıldı.
Denetim sonucunda, Ankara'da yalan beyanla yeşil kart alanların 2 bin 600'ünün 1 ile 4 arasında gayrimenkulü bulunduğu saptandı. 5 bin 200 kişinin, 1 veya birden fazla taşıtı olduğu anlaşılırken, bu taşıtlar arasında son model BMW ve Passat'lar da yer aldı.
Söz konusu araştırma, 2 bin 400 kişinin ticaret erbabı, 693 kişinin şirket ortağı, bin 166 kişinin ise bankada 10 bin YTL ve üzerinde parası olduğunu da ortaya koydu. Bankada parası olanların 600'ünün hesabının 50 bin YTL'ye kadar ulaştığı gözlenirken, 70'inin banka mevduatının 50 ile 100 bin YTL, 14'ünün 100 ile 150 bin YTL arasında bulunduğu, 12'sinin ise 150 bin YTL'nin de üzerinde bir paraya sahip olduğu belirlendi.
Bu arada 14 kişinin hem evinin, hem işinin, hem arabasının, hem de bankada parasının bulunduğu görüldü.

sabah gazetesi-16.04.2007

Yeşil kart KARA bir delik gibi tüm kaynaklarımızı eritiyor..Üstelik de bunu hak etmeyen yeşil kartlılar da her gün defalarca rastlıyorum..Günde 2 bazen 3 uzmana muayene oluyorlar..verilen tedavi tamamlanmadan tekrar geliyorlar ve 1 torba yeni ilaçla evlerine dönüyorlar..Bu bir kara delik ve birilerinin tıkaması gerekiyor.

GÜRKAN
21-04-2007, 10:42
Hakkari'deki Röntgeni Ankara İnceleyecek
21.04.2007 08:33
Türkiye'deki sağlık hizmetlerini kökten değiştirecek olan 'teletıp' projesi hayata geçiyor. Sağlık hizmetlerinin mantığı değişiyor.

Sigortalı vatandaşlara özel hastanelerin kapısını açan Sağlık Bakanlığı, yeni bir reforma hazırlanıyor. 'Teletıp' adı verilen proje, Türkiye'deki sağlık hizmetlerinin mantığını değiştirecek. Küçük illerde yaşayan hastalar, teşhis ve tedavi için artık büyük şehirlere gitmek zorunda kalmayacak. Vatandaşların tomografi veya röntgen görüntüleri internet aracılığıyla bazı eğitim ve araştırma hastanelerine iletilecek. Verileri inceleyecek olan uzman doktorlar, koyacakları teşhisi rapor halinde taşradaki hastaneye gönderecek. Vatandaşların yanı sıra kamuyu da gereksiz harcamalardan kurtaracak olan uygulamanın ekim ayında hayata geçirilmesi planlanıyor.

Sağlık alanında bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanmaya öncelik veren Bakanlık, taşrada yaşayanların hastane çilesine son vermeyi hedefliyor. Vatandaşlar, bir tahlil raporunun incelenmesi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalmayacak. Proje kapsamında mevcut tıbbî cihazların bilgisayar sistemine görüntü aktarmasına imkân sağlanacak. Teşhis, tedavi, röntgen bilgi ve görüntüleri elektronik ortamda Sağlık Bakanlığı Teletıp Veri Merkezi üzerinden hastanelere aktarılacak. Mesela, Hakkari'deki hastaya ait bütün bilgiler Ankara'daki profesörün bilgisayarına düşecek.

İlk etapta 14 devlet hastanesinde uygulanmaya başlayacak olan proje, özellikle radyoloji ve patoloji alanındaki sağlık hizmeti sunumunu iki kat hızlandıracak. Elektronik ortamın veri alışverişinde kullanılması bazı branşlardaki uzman doktor eksikliğine kısmen de olsa çözüm teşkil edecek. Farklı hastanelerdeki uzman doktorların birbirine danışma imkanı da artırılmış olacak. Devlet ve eğitim-araştırma hastanelerini kapsayan 'Teletıp' projesi, ilk planda Ankara, Rize, Kayseri, Amasya, Erzurum'da uygulamaya konulacak. Sadece bir röntgen filmi için yüzlerce kilometre uzaktan gelen vatandaşların hastanelerde kuyruklara sebep olduğunu belirten Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Nihat Tosun, çalışmayı, "Dünyada yaygın olarak kullanılan ekonomik bir yöntem. Büyük hastanelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önüne geçilecek." sözleriyle özetliyor. 'Teletıp' dönemiyle basit konuları danışmak için hastaların büyük hastanelere sevkinin sona ereceğini aktaran Tosun, taşradaki doktorların bilgi birikimini artıracağını söylüyor. Tosun, vatandaşın maddi ve manevi külfetten kurtulacağına işaret ediyor. Türk Tabipler Birliği (TTB) de, uygulamayı kamuda tasarrufa katkı sağlayacağı için destekliyor. TTB Genel Sekreteri Altan Ayaz, sadece bir filmin yorumlanması için hastayı sevk etmenin önüne geçeceğini ifade ediyor. Sağlıkta kolaylaştırıcı yöntemlerin teknolojinin kullanımıyla mümkün olduğuna işaret eden Ayvaz, hekimler arasında bilgi alışverişinin hızlanacağı bilgisini veriyor. Sağlık Bakanlığı internet üzerinden röntgen ve teşhis bilgilerinin uzaktan paylaşımı için adım atarken Avrupa ve Amerika'da bunun iki-üç adım ötesi yapılıyor. Öyle ki, bilgisayar başında bulunan uzman cerrah ekibi, başka bir şehirdeki hastanede gerçekleşen ameliyata dahi katılabiliyor.

(Hasan Bozkurt / Zaman)

Özellikle iletişim alanındaki hızlı gelişme insanlara bazı kolaylıklar ve yenilikler sunabilmektedir. İletişim teknolojisindeki gelişmenin sunduğu olanaklardan birisi de sağlık alanındadır.
Teletıp projesi, kişilerin bilgiye ulaşabilmesini çabuklaştıran, uzak bölgelerde yüz yüze görüşmenin yada tanışmanın mümkün olamayacağı kişilerle iletişimi sağlayabilen, kimliğini gizleyebilme seçeneği sunan vs gibi değişik avantajları olabilen yeni bir alan olarak sunuluyor.
Özellikle ABD başta olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde tıbbın hemen her dalında (psikiyatri, nöroloji, ortopedi, kadın hastalıkları ve doğum, genel sağlık vs) bu konuda hizmet verilmektedir. Sadece ABD’de 20 binin üzerinde sağlıkla ilgili internet sitesi bulunduğu ve tüm internet ullanıcılarının 2/3’ünün en az bir kez sağlık sitelerini ziyaret ettiği söylenmektedir. Genel olarak bu sitelerin sunduğu hizmetler durağan bilgiler olarak nitelenebilecek genel bilgiler, genel tedavi ilkeleri, genel korunma yöntemleri gibi bilgilerdir. ABD’de iletişim teknolojisi konsültasyon hizmetini değerlendirme amacı ile aktif olarak da kullanılmaktadır.
ABD’de 1994 yılında 2500, 1995 yılında yaklaşık 7 bin, 1996’da 20 bin, 1997’de 40 bin elektronik konsultasyon yapılmıştır. Buna benzer çalışmalar genel olarak değerlendirildiğinde verilen hizmetten danışanların branşlara göre memnuniyetlerinin değiştiği görülmüştür. Cildiye ve acil tıp alanında danışanlar hizmetten memnun kalırken, psikiyatri, hemşirelik, onkoloji ve ortopedi konularında danışanların pek memnun kalmadıkları gözlenmiştir.
Teknolojik gelişmenin hızlanması belki de ev bilgisayarlarına tansiyon aleti, göz dibi muayenesi, nabız sayımı, kalp oskültasyonu, vücut sıcaklığı muayenesini sağlayabilecek cihazların monte edilmesini ve bu bilgilerin elektronik ortamdan hekime ulaştırabilmesini sağlayabilir. Böylesine gelişmeler hastaya çok daha hızlı ve yeterli ulaşmayı, iş ve maliyet kaybını azaltmayı sağlayabilir. Bu gelişmeler olmasa da şu andaki teknolojik alt yapı coğrafi açıdan ulaşımı zor olan insanlara hastalık yada sorunları ile ilgili olarak uzman hekime ulaşma yolunu açmaktadır. Bizim ülkemiz gibi geniş bir alana yayılmış ve sosyal sağlık hizmetinin coğrafyaya göre dengeli yayılmamış olan ülkelerde iletişim teknolojisinin sağlık alanında kullanılması faydalı olabilir. Örneğin İngiltere denizaşırı ülkelerde gönüllü çalışan vatandaşlarının sağlık sorunları ile ilgili olarak e-posta yolu ile tıbbi danışmanlık verilen bir sistem kurmuştur. Bir ankette hastalar iletişim teknolojisi sayesinde, uzman hekimlerin tecrübesinden daha fazla yararlanma olanağı bulduklarını, hekime ulaşmak için daha az yolculuk yaptıklarını ve daha az sıra beklediklerini belirtmişlerdir. Yine araştırmalar bu yorumu desteklercesine internette sağlık sitelerini 65 yaş üzerindeki kadınların ziyaret ettiğini göstermektedir.
Ama bazı uyarılar yapılmadan geçilmemeli, çözüm bekleyen birkaç sorun var karşımızda:
1)Kişisel sağlık bilgilerinin mahremiyet hakkı vardır. Bu hak site sahipleri veya bilgileri çalan üçüncü kişiler tarafından çalınabilir.Dolayısıyla elektronik bir ortamın güvenliği çok önemli bir hal alıyor.
2)Hekim olmayanların hekim gibi tanı koymaya, tedavi etmeye yönelmeleri.Bu nedenle site hizmetinin hekimlerce yapılıp yapılmadığı netlik kazanmalıdır,ve bir denetleyici üst kurul oluşturulmalıdır.Aksi takdirde hasta şikayetçi olduğunda nereye başvuracaktır ? Yada Türkiye’den bir danışan ABD’de bir hekimden danışmanlık alabilir mi ? Örneğin Türkiye’de TC vatandaşlarından başkası hekimlik sanatını icra edemez.
3)“hasta-hekim” ilişkisinin elektronik ortamda insani boyutunun yok edilebileceği hususu. Sadece belirti, değerlendirme ve ekran olarak hastayı değerlendirmek indirgeyici bir yaklaşıma neden olabilir. Özellikle yaşlı, kimsesizler gibi şefkate ve yardıma muhtaç risk gruplara hekimlik sadece hastalığın tedavisinden farklı olmaktadır.
4)Hekimlik sanatı icra edileceğinden bu hususlarda birtakım yasal düzenlemeler yapılma zorunluluğu vardır.

İzleyip göreceğiz önümüzdeki günlerde.
Hayırlısı olsun,ne diyelim.:)

BORA YAŞAR
21-04-2007, 11:48
Sevgili doktor;

İzninizle bir saptamam bir de sorum olacak.

Yazınızda "3)“hasta-hekim” ilişkisinin elektronik ortamda insani boyutunun yok edilebileceği hususu." demektesiniz.

Bu ilişki korkarım artık doktorların en az bir kısmının, terkettiği bir nostaljik husustur.

Şöyle ki; eşim kendisinin hakkı olduğuna inandığı tüm yasal imkanları kullanır. Bir cilt hastalığı nedeniyle, Bağkurlulara da bakan hemen yanımızdaki bir devlet hastanesinde muayene kuyruğuna giriyor. Sırası geldiğinde içeriye giriyor. Karşıda bir masada oturan doktor şikayetini soruyor. Eşim elini kolunu bacağını da göstererek söylüyor derdini. Doktor yerinden kalkmadan şöyle ışığa doğru gel bakiim diyor. Eşim doktorun arkasındaki pencereye yanaşıyor. Doktor yine yerinden bile kalkmadan uzanıp bakıyor. Tam tamamına 10 saniye ve bir pomad yazıp yolluyor.

Sonra özel bir dericiye gittik. Bir saate yakın muayene ve konuşmadan sonra, derisinden alınan örneği incelenmek üzere laboratuara götürdük. Bir hafta sonuç çıktı. Sedef.

Şimdi hemen sitedeki doktorlar maaş kıfayetsizliği, hasta sayısı fazlalığı derlerse artık doktorluğu tartışmayacağım.

Bir de sorum olacak.

Tıbbın internetteki gelişmelerden yararlanması ile ilgili bilgiler variyorsunuz yazınızda.

Peki bizatihi internetin yarattığı hastalıklar nelerdir acaba?

Korkarım sevgili doktor, tıbba ne katkı da bulunursa bulunsun, sebep olduğu hastalık düşünülecek olursa, bu teknoloji ne yaparsa yapsın bu anlamda günahını karşılıyabilmesi olası görünmüyor.

Sevgiler

GÜRKAN
21-04-2007, 18:29
Sevgili doktor;

İzninizle bir saptamam bir de sorum olacak.

Yazınızda "3)“hasta-hekim” ilişkisinin elektronik ortamda insani boyutunun yok edilebileceği hususu." demektesiniz.

Bu ilişki korkarım artık doktorların en az bir kısmının, terkettiği bir nostaljik husustur.

Şöyle ki; eşim kendisinin hakkı olduğuna inandığı tüm yasal imkanları kullanır. Bir cilt hastalığı nedeniyle, Bağkurlulara da bakan hemen yanımızdaki bir devlet hastanesinde muayene kuyruğuna giriyor. Sırası geldiğinde içeriye giriyor. Karşıda bir masada oturan doktor şikayetini soruyor. Eşim elini kolunu bacağını da göstererek söylüyor derdini. Doktor yerinden kalkmadan şöyle ışığa doğru gel bakiim diyor. Eşim doktorun arkasındaki pencereye yanaşıyor. Doktor yine yerinden bile kalkmadan uzanıp bakıyor. Tam tamamına 10 saniye ve bir pomad yazıp yolluyor.

Sonra özel bir dericiye gittik. Bir saate yakın muayene ve konuşmadan sonra, derisinden alınan örneği incelenmek üzere laboratuara götürdük. Bir hafta sonuç çıktı. Sedef.

Şimdi hemen sitedeki doktorlar maaş kıfayetsizliği, hasta sayısı fazlalığı derlerse artık doktorluğu tartışmayacağım.

Bir de sorum olacak.

Tıbbın internetteki gelişmelerden yararlanması ile ilgili bilgiler variyorsunuz yazınızda.

Peki bizatihi internetin yarattığı hastalıklar nelerdir acaba?

Korkarım sevgili doktor, tıbba ne katkı da bulunursa bulunsun, sebep olduğu hastalık düşünülecek olursa, bu teknoloji ne yaparsa yapsın bu anlamda günahını karşılıyabilmesi olası görünmüyor.

Sevgiler

Sn.BORA YAŞAR;

Evvela maaş kifayetsizliği ve hasta sayısı fazlalığı ile ilgili konuların iyi anlaşılmış olmasından dolayı memnuniyetimi ifade etmek isterim.:)
Ayrıca tesbitlerinize katılıyorum.
Sorunuza yanıt vermeden önce şunu sormama müsade ediniz:Neden özel bir muayenehaneye gitme ihtiyacı hissettiniz?
IMF ve Dünya Bankası kaynaklı baskılar ile AKP hükümetine dikte ettirilen ''Sağlıkta dönüşüm projesi ''adı altında getirilmek istenen ve bence sıradan bir muayenehanecilik sistemi olan ''AİLE HEKİMLİĞİ''hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sağlıkta dönüşüm projesiyle ilgili diğer arkadaşların da fikirlerini almak isterim.

BORA YAŞAR
21-04-2007, 18:36
Sn Dr;

Özel muayenehaneye, yazınızda isabetle vurguladığınız gibi hasta-hekim ilişkisini temin etmek üzere gittik.

Bu ilişkinin sonucunun ceplerimizin epey hafifletilmesi olduğunu bir kez daha anladık. İnsanın kendisinin ve yakınlığının sağlığı sözkonusu olduğunda 10 kere salak yerine de konsa bir umut gidiyor aynı yeme.

Ben aile hekimliğini, İngiltere'nin Avrupa'nın güçlü devlet modeli olduğu zamanlardaki, hani şu filmlerde gördüğümüz hastanın başına gelen, aileyi, yaşının yettiğince bilen tanıyani doktorluk sistemi olarak hayal etmiştim.

Fakat heyhat.

Bildiğimiz mahalle sağlık merkezlerinde bu sisteme girmiş/kabul etmiş doktorlar demekmiş.

Sn Dr. Buna da şükür. Bu sistem de devam etse halkın gene de hayrınadır.

Çünki duyduklarımız kötü.

karınca
21-04-2007, 19:11
Sn.BORA YAŞAR;

Evvela maaş kifayetsizliği ve hasta sayısı fazlalığı ile ilgili konuların iyi anlaşılmış olmas