View Full Version : Günün komiği, haberi, ilginç şeyi..herşeyi!.
Zaman ...
Masal dekoru gibi bir kır kahvesi... Kırmızı kiremitli ahşap bir baraka. Allı güllü örtüleriyle, minderleriyle tahta masalar, sandalyeler.
Barakanın içi dışı, türlü kuş, çiçek, böcek, kelebek...
Ve bebek fotoğrafları, bir de ihtiyar portreleriyle süslü.
Boncuklu çerçevelerde özdeyişler ve dergi kupürleri...
- Dünün geçti. Yarının belli değil. Gününü ganimet bil!
Ve daha onlarcası...
***
Uzun bir öykü de var:
- Hepimiz 'Zaman' adlı bankanın şanslı mudileriyiz.
Her sabah, gün doğarken hesabımıza 86 bin 400 saniye yatıyor.
Her şeyi bu miktar içinde gerçekleştiriyoruz! Bu 86 bin 400, aslında muazzam bir servettir. Çünkü dünyanın en mutluları, en zenginleri, en ünlüleri bile 'servetlerini' 86 bin 400 saniyeleri değerlendirerek yapmışlardır. Bunun için yapılması gereken tek şey: Her saniyenin, her dakikanın, her saatin... Hakkını vererek yaşamaktır. Ki günler, haftalar, aylar, yıllar güzelleşsin... Ve tüm bir ömür zenginleşsin.
***
Sahibi öğretmenlikten emekli posbıyıklı bir ihtiyar.
'Dekor' ile ilgilenince, kendi çay bardağı elinde, izin isteyip bir sandalye de o çekiyor. Soruyorsunuz:
-Burası vakit geçirmek için gelinen bir yer. Vaktin önemini bu kadar anlatmanız biraz ters değil mi?
- Hayır... İnsanlar sohbete geliyorlar. Ben onlara, boş laflarla zaman öldürmesinler diye bir tür gündem veriyorum...
-Yaa...
-Aslında 'Saliseler'den başlamak gerekirdi. Ama müşterilerimiz arasına henüz Süreyya Ayhan ile o kara kuru kız gibileri katılmadı.
***
Birden kalkıyor, barakaya dalıp elinde bir başka çerçeveyle dönüyor:
- Saniyenin anlamını kazaya uğrayan sürücüye sor. Dakikanınki hastane yolundaki yaralıya.... Saatin uzunluğunu uykusuzluk çeken hastaya... Haftanın manasını dövizini erken bozduran yatırımcıya...
Ayın kıymetini asgari ücretliye...
Yılın ne demek olduğunu ise terhis bekleyen Mehmetçiğe...
***
Devamını kendisi getiriyor:
- Zaman senin en değerli hazinendir. Mevcudiyetinin yegane temeli budur. Etrafın, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek yüzlerce gereksiz adamla doludur. Bu ahval ve şerait içinde birinci vazifen zamanını iyi kullanmak, her saniyenin hakkını vermektir. Muhtaç olduğun kudret zaman hesabında mevcuttur.
Ahmet Tan'ın bugünkü köşe yazısından...
Salacaklı
29-07-2004, 16:58
yuh,,,,El Insaf Yahuu
Evlenmek istediği 10 yaşındaki kızı kaçırdı.
GÖZÜ DÖNMÜŞ AŞIK !
Kütahya'da evlenmek istediği 10 yaşındaki kızı kaçıran kişi tutuklandı.Alınan bilgiye göre, Osman Gazi Mahallesi'nde hamallık yapan Ferdi Demirci (22), evlenmek istediği 10 yaşındaki A.N'yi kaçırdı. Kızın babası Canip N'nin şikayeti üzerine gözaltına alınan Ferdi Demirci, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Güvenlik güçleri, 10 yaşındaki A.N'yi ise ailesine teslim etti.
www.objektifhaber.com
derindeniz
29-07-2004, 18:06
TEMEL ROMAN YAZARSA....
Temel bir gün bi kitap yazmaya karar verir ve hemen Orhan
>Pamuk'a kosar
'Sevgili Üstad, ben bi kitap yazmaya karar verdim ama çok
>satsin
>istiyorum ne yapmaliyim' der.
> Pamuk:
> "Bak oglum, Türkiye'de tutan üc sey vardir. Birincisi sex,
>ikincisi
>asalet, sonuncusuda gizem... Sen kitaba bunlari iceren bir
> baslik
>koyarsan kitabin en az onbin satar".
>
> Temel hemen baslamis kitabi yazmaya, 3 ay sonra geri
>gelmis.
>Orhan Pamuk kitabina adini sormus,
> Temel de:
> "Kontesi kim becerdi?"
> demis.
> Orhan Pamuk:
> "Aferin, cok güzel olmus, kontes ile asaleti, becermekle
>sex'i
>vurgulamissin,
> kim de gizemle ilgili.
> Ama sana söylemeyi unuttugum bir sey daha var.Türkiye de
>en
>cok
> tutan sey aslinda dindir. Bi de onu koyarsan, o zaman best
>seller
> olursun."
>
>Temel yine cikmis ve kitabi degistirmeye baslamis. 1 ay
>sonra
>tekrar geri gelmis.
> Orhan Pamuk kitabin adini sormus:
> Temel cevap vermis:
> "Allah Allah, Kontesi kim becerdi?
casaubon
29-07-2004, 18:27
Jeff Green 32 ya$inda, Arizona/ABD'li bir adam.. bir sure once karisini kaybetmi$...kadin 29 ya$inda kalp krizinden ölmü$..* sevdigi birini
kaybetmek her insani sarsar ama bu adam nasil sarsildiysa artik,
karisinin topraga verilmesine 1 gun kala "onu kaybetmenin acisina dayanamiyorum, alip eve geri getiricem" diye ayaklanmi$... cenaze i$leriyle ilgilenen gorevlileri arayip bunu onlara da soylemi$ ve izin istemi$, adamlar
$a$irmi$lar ama nasil olduysa izin vermi$ler.. Jeff Green böylece "karicigim 7 kat topragin altinda olacagina evimizde olsun" diyerek almi$ karisinin ölüsünü eve getirmi$... bununla bitmiyor, adam bir de "karim espri anlayi$i geli$mi$ bi kadindi" diyerek onu yeni kahve sehpasi yapmaya karar vermi$!!!! Tam 6.000.00 $'a cesedin bozulmasini engelleyecek $ekilde ozel olarak tasarlanmi$ koskoca bir cam masa yaptirmi$, ve kadini o camin icine yerle$tirip masa diye salonun ortasina koymu$!!! Bunu duyan akrabalari ve arkada$lari "bu adam siyirdi" diyerek artik ona ugramiyorlarmi$.. ama soyledigine gore hala korkmadan evine girip cikabilen birkac gercek dostu varmi$.. buyrun. siz misafirlige gittiginiz bir evde salonun ortasinda a$agidaki gibi bi$ey gorseniz ne yaparsiniz??
http://img.photobucket.com/albums/v454/sarkun/ll.png
derindeniz
29-07-2004, 18:28
* Neden bozulan otobüsün yolculari bizim otobüsümüze aktarildiginda
onlara mülteciymisler gibi bakariz?
* Neden her gördügümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalisiriz?
Millet olarak Dünya'da kaybolma kompleksimiz mi vardir?
* Neden insanlar birbirlerine sarilinca sag-sola sallanirlar? >
* Neden ögrenciler ilkögretimin besinci sinifina kadar ögretmene
"ögretmenim" diye seslenirken altinci sinifta bir anda "hocam" diye
seslenmeye baslarlar?
* Neden sinavlarda "4 yanlis bir dogruyu götürür" seklinde bir
uygulama ile ögrenciler cezalandirilirlar da "4 dogru bil, bir dogru da bizden"
seklinde bir kampanya baslatilip zekaya ve riske girme cesaretine ödül
verilmez?
* Neden insanlar kapali bir alandan yagmur yagan alana çikinca
kafalarini egerler? Yagmura duyulan saygidan midir yoksa ondan tirstigimiz için
midir?
* Neden dükkanini kapatip giden esnaf, kapiya "10 dakika sonra
dönücem" yazar, ne zaman gittigini nasil anlariz?
* Neden gözlerinden öperim denir? Insan vücudunda öpülecek daha
uygunsuz bir yer var midir? Kimse kimseyi gözünden öpmüs müdür?
*Dügünlerde neden "Dom Dom Kursunu" ile göbek atilmaktadir. "Bir avci
vurdu beni, bin avci beni yedi" gibi sözler esliginde kendinden geçen
baska milletler var midir?
*Neden bazi kizlarimiz sirin bir hayvancagiz gördüklerinde
"inanmiyorum!" derler, inanilmayacak olan nedir?
*Cumartesi ve Pazartesi'nin neden kendi isimleri yoktur?
*Dolmuslardaki fiyat tarifesinde "en kisa mesafe" neden "indi-bindi"
olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mi binilir? Bir terslik yok mudur?
* Bir programi kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul
etmiyorum" seçenekleri vardir? O kadar para verip "kabul etmiyorum"
seçenegini isaretleyen bir takim saf kisiler mevcut mudur?
* Ipana 7 reklamindaki kiza "Ne zamandan beri Ipana 7 kullaniyorsun?"
diye soran doktor, Ipana 7'nin yeni bir ürün oldugunu ve reklamdan sadece bir
gün önce piyasaya çiktigini bilmemekte midir?
* Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" diye yazilir? Hipokrat
yemininde" arabami temiz kullanacagim" seklinde bir madde mi vardir?
* ColaTurka reklaminda, kadin sepeti sarkittiginda ve daha
siparisleri verirken Joe Efendi sepete kolalari koymayi nasil basarir? Joe
bi nevi medyum mudur?
bikmisbroker
29-07-2004, 22:07
Gerçekte 36 tane burç var iddası
Rus araştırmacı Sofi Tram Semen, ilk astroloji sistemini Türkler'in oluşturduğunu ve burçların gerçekte 36 tane olduğunu iddia etti
29/07/2004
Yeni Aktüel Dergisi'nde yayımlanan bir yazıya göre, astroloji tarihini araştıran Sofi Tram Semen Türk astrolojisini gün ışığına çıkardı. Rus araştırmacının, 'Türk Astrolojisi' adlı çalışmasına göre, Hun-Karaçay Türklerinin oluşturduğu astroloji 12 değil 36 burçtan oluşuyor. İşte Türk astrolojisine göre burçlar:
"TORUK (21 Mart-31 Mart): İrade sahibi, gururlu, şerefli, iyi yüreklidir. İyi bir yöneticidir.
HIMMIY (1 Nisan-10 Nisan): İyimser, idealist, romantiktir.
HUTTUS (11 Nisan-20 Nisan): Hassas, mantıklı, dürüst, kıskanç ve irade sahibidir.
HUNTA (21 Nisan-30 Nisan): İnatçı, zevk sahibi, kırılgan ve duygusaldır.
ÇOLPANCI (1 Mayıs-10 Mayıs): Duygu tutsağıdır. Çocuk ruhlu temiz kalpli ve sadıktır.
KÖLKÖL (11 Mayıs-21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, kahraman yapılı ve iktidarcıdır.
ÇAMAY (22 Mayıs-31 Mayıs): Mantıklı, temiz ahlaklı, idealist, fikirde önder, yeteneklidir.
KÜYLÜ (1 Haziran-10 Haziran): Düzeni sever. Güç sembolüdür. İhaneti kabul etmez.
KUŞMUŞ (11 Haziran-21 Haziran): Mantıklı, parlak, iyimser, eleştirici, şen ve şanslıdır.
SEZGEK (22 Haziran-30 Haziran): Mızmız, tatlı dilli, içine kapanık, inatçı, yetenekli, şendir.
KUŞDÜGER (1 Temmuz-11 Temmuz): Duyguları mantığından üstündür. Yemeği sever; sanata ve siyasete yeteneklidir.
GONDARAY (12 Temmuz-22 Temmuz): İyi bir hafızaya sahiptir, his dünyası zengindir.
ÖTGÜR (23 Temmuz-31 Temmuz): Zeki, gururlu, çekicidir. Maddi problemlerini büyütür.
KÜSÜMMÜ (1 Ağustos-12 Ağustos): Dedikoduyu, işte önder ve bir numara olmayı sever.
KÜNLÜ (13 Ağustos-23 Ağustos): Duygusal, gururlu ve aşkta önderdir. Psikolojiye meraklıdır.
SINÇIMA (24 Ağustos-1 Eylül): Şerefli, dürüst, insancıl, yaratıcı, zeki ve otoriterdir.
ATÇAK (2 Eylül-13 Eylül): İyimserdir ama depresyona da müsaittir. Gururlu ve hassastır.
KILLI (14 Eylül-23 Eylül): Otoriter, gururlu, sabit fikirli, süper zekalı ve insancıldır.
CANAKKI (24 Eylül-3 Ekim): Sorumluluk taşır. Yetersizlik kompleksi vardır. Gösterişi sever.
BAN (4 Ekim-12 Ekim): Duygusaldır, zor işte arkaya bakmaz. Aşk tutsağıdır.
CEMİŞ (13 Ekim-23 Ekim): Altıncı hissi kuvvetlidir. Uygun zamanı seçmekte üstüne yoktur.
BATIK (24 Ekim-1 Kasım): Çift karakterli, cesur, gaddar, önderdir. Mükemmel arkadaştır.
HIRTLI (2 Kasım-12 Kasım): Çabuk karar verir ve kararlarını bozmaz. Suç komplekslidir.
TUTAMIŞ (13 Kasım-22 Kasım): Dinci, idealist, değişkendir.Mistik konulara meraklıdır.
USLU (23 Kasım-2 Aralık): Objektiftir. Hoşgörülü, gözlemci, otoriter bir yapısı vardır.
KUTAS (3 Aralık-12 Aralık): Mistik, sabit fikirli ve kıskançtır. Anlaşılamaz huylara sahiptir.
TUSANAK (13 Aralık-21 Aralık): Güçlü bir karakteri vardır. İktidarcıdır. Emir vermeyi sever.
TUTAR (22 Aralık-1 Ocak): Zor durumlardan kolayca çıkar. Sık küser. Arkadaşı azdır.
BEÇEL (2 Ocak-12 Ocak): Karamsardır. Dışı ve içi farklıdır. Kötülüğün karşısında zayıftır.
PIRSIUAY (13 Ocak-20 Ocak): Geniş bir mantığa sahiptir. Uzun yaşar. Şan sever.
BALAUZ (21 Ocak-1 Şubat): Mantıklı, gaddar, önder ve dehadır. Bilim adamı olabilir.
CANTAY (2 Şubat-10 Şubat): Titiz, mantıklı, zekidir. Astronomiyle ilgilidir.
ERGÜR (11 Şubat-18 Şubat): Aşkta hayalcidir. Önder fikirleri vardır. Psikolojisi hassastır.
SÖNEGEY (19 Şubat-28/29 Şubat): Dengesizdir. Çekici, gizemli, kurnaz, nazik ama serttir.
CANNAN (1 Mart- 9 Mart): İyi yürekli, tatlı dilli, zarif ve hüzünlüdür. Başkalarına baskı yapabilir. Mistik ve pratik hayat arasında bocalar.
ŞATIK (10 Mart-20 Mart): Sanatkar, özgür, depresif ve şehvet düşkünüdür. Rahatsız bir ruha sahiptir. Sinir hastalıklarına yakalanabilir".
northwind
29-07-2004, 22:52
zaten ikizleri hic sevmemistim CAMAY olmayi kabul ediyorum
bize cemiş düştü..............camış gibi bir şey..........................
northwind
29-07-2004, 23:39
bize cemiş düştü..............camış gibi bir şey..........................
Daha ne olsun sn Gemici,6.his,zamanlama yetenegi,bir borsaci daha baska ne ister :D
neler neler bir bilsen......................................
Dünya Genetik Projeler Yarismasi yapiliyormus. Tüm
> ülkelerden genetik profesörleri yarismaya calismalari
> ile katilmis.
> Ilk Fransiz profesörun calismasinin basina gelmisler.
> Jüri baskani calismasinin ne oldugunu sormus.
> Fransiz profesör baslamis anlatmaya:
> -"Ben inek genleri ile tavuk genlerini birlestirdim,
> Ortaya cikan mahlukatin eti kirmizi et kadar lezzetli,
> beyaz et kadar saglikli oldu" demis..
> Ardindan diger calismalari ülke ülke gezmeye
> baslamislar. Sira gelmis Türkiye'den bizim Laz
> profesöre, Juri baskani:
> -"Sizin calismaniz nedir?" diye sormus.
> Laz profesör anlatmis:
> -"Ben demis, karpuz genleri ile hamamböcegi genlerini
> birlestirdim!"
> Birden tüm juri üyelerinden bir kahkaha kopmus ve
> baskan Laz profesöre:
> -"Bu calisma ne ise yarar?" diye sormus.
> Laz profesor:
> -"Acayip ise yariyor, karpuzu kesiyosun, cekirdekleri kacisiyoo" :p
Dünya Genetik Projeler Yarismasi yapiliyormus.
İşte genetik bir proje sayın mcpar..
Hayvan adam.. :D
izlemeye deger :)
http://www.gratilog.net/animations/2003070709.swf
Ajan
Amerika ile eski SSCB arasindaki soguk savasin en hareketli yillari... Amerika, Rusya'dan istihbarat almak icin oraya bir gizli ajan gondermeye karar veriyor. Ajan icin yuzlerce aday arasindan en iyi ozelliklere sahip bir tanesi seciliyor. Ajan yapilan tum testlerden mukemmel sonuclar aliyor, Ruscasi mukemmel, hatta yerel şiveleri dahi cok iyi derecede konusabiliyor, her turlu silahi basariyla kullanabiliyor, diplomatik yetenekleri olaganustu... Secilen ajan haftalar suren cok zorlu egitimlere tabi tutuluyor ve goreve hazirlaniyor. En sonunda gorev zamani geliyor ve ajan, Rus Hava sahasina gece gizlice giren kucuk bir ucaktan parasutle atlayarak gorevin oldugu sehire yakin koylerden birinin civarina birakiliyor. Yere basariyla ve sessizce inen ajan parasut ve yanindaki diger donanimi kamufle ediyor ve yaninda getirdigi yerel giysileri giyerek civar koye dogru yola cikiyor. Sabaha karsi havanin aydinlanmasiyla koye yaklasan ajan, tarlasina gitmek icin yola cikan bir koyluye rastliyor ve ona yanasarak yerel aksanla ve mukemmel bir rusca ile gidecegi sehre nasil vasita bulabilecegini soruyor.
Koylü cevap veriyor: - Amerikali misin?
şoka giren ve hayretler icinde kalan ajan cevap veriyor:
- Onu da nereden cikardin? Koylunun cevaabi:
- Bizim buralarda pek zenciye rastlanmazz da! :o
greenback
30-07-2004, 04:15
Bush ölmüs, cehenneme gitmis.
Zebanibasi "Tamam" demis, "Amerikadan gelenler için özel bölmemiz var. Ama üç kisilik. Hepsi de dolu.Senin günahin hepsinden fazla oldugu için seçme sansi senin olacak.Birini affet, yerine sen geç."
Bush ilk hücreye girmis, bakmis Nixon elinde balyozla tas kiriyor. Basinda da bir Vietnamli onu kamçiliyor. "Yok" demis, "Benim
zaten biraz omuzun agriyor, tas kiramam".
Ikinci hücrede, Babasi Bush'u bulmus. Irak savasi ardindan petrole bulanms Körfez suyundan bir havuza daliyor, tam çikinca
bir daha dalmak zorunda kaliyor. "Aman" demis
Bush, gözü korkmus, "benim yüzmeyle aram öteden beri iyi degildir."Üçüncü hücrede Clinton varmis. Sirtüstü bir
yataga Isa vaziyetinde baglanmis, çiplak, Monica'da yatakta ve
Clintona'a en iyi bildigi isi yapiyor. Bush'un agzi kulaklarina varmis, "Tamam"demis, "Bu cezayi kabul ediyorum".
Zebanibasi bir tuhaf bakmis, "Emin misin?" diye sormus.Eminim" demis Bush.
"Sen bilirsin" diye kafasini sallamis Zebani, sonra hücrenin kapini açip bagirmis:
"Tamam Monica, serbestsin!"
greenback
30-07-2004, 04:17
Adamın biri her gün akşam meyhaneye gelip, sarhoş olana kadar içki içiyor hesabını ödeyip
- ah şu flüt, deyip öle gidiyormuş.
Bu durum aylarca aynı şekilde devam etmiş. Meyhanenin sahibi artık dayanamamış, Bir gün adamdan müsade isteyip masasına oturmuş.
-Özür dilerim beyefendi, rahatsız etmek istemem ama merakımı hoş görün size birşey sormak istiyorum.
-Buyrun sorun
-Meyhanemize aylardır istinasız her akşam geliyorsunuz, mekan sahibi olarak teşşekkür ederim iyi bir müşterisiniz. Fakat neden her akşam hesabı ödeyip giderken "Ah şu flüt" diyorsunuz, çok merak ettim...
Deyince adam derin bir ahhhhhh ahh.... çekmiş ve anlatmaya başlamış.
-Bundan seneler önce bizim orkestramız vardı, bende bu orkestranın flütçüsüydüm. Bir konser vermek için bir ülkeye gittik.
Konserimizi çok begendiler, alkışladılar, çicek attılar, oda yetmedi herkesin müzik aletinin içine altın doldurdular. Benimki ufacık bir flüt içine hiç birşey sığmadı, davulcu felan herkes köşeyi döndü, hepside orkestrayı bıraktılar. Ben bağrıma taş bastım hiç birşey söylemedim, paradan daha önemli şeyler vardı çünkü, yeni bir orkestra kurdum, yetiştirdim ve konser vermek için başka bir ülkeye gittik, oradada konserimizi çok begendiler, elleri şişene kadar alkışladılar oda yetmedi herkesin müzik aletinin içine değerli taşlar, paralar doldurdular benimkisi ufacık bir flüt yine hiç birşey sığmadı. Yine sesimi çıkarmadım bağrıma taş bastım.Neyse yeni bir orkestra daha kurdum eğittim ve konser için başka bir ülkeye gittik.O ülkenin müzik tarzı çok farklıymış. Konserimizi hiç begenmediler.Yuhaladılar, çürük domates attılar, bütün bunlar yetmiyormuş gibi birde sahneye gelip herkesin müzik aletini kıçlarına soktular.
Arkadaş kimseninki girmedi benimkisi ...
greenback
30-07-2004, 04:22
vezirler koşarak padişahın yanına gelirler
ve:
-Ulu hünkarım hazinede tek kuruş kalmadı
yeni vergi koymamız gerekiyor.
demişler.
Padişah:
-Hemen hemen şeyi vergilendirdik geriye ne kaldıki.
demiş ve pencereden dışarıyı süzmüş.
vezirlerine dönerek:
-şu köprüyü görüyormusunuz onun girişine bi adam koyun gelenlerden bir akçe alsın.
vezirler hemen emri uygulamaya başlamış.
padişan bir zaman sonra vezirleri çağırıp sormuş.
-Hiç itiraz eden baş kaldıran olmadımı köprü vergisine
vezirler hayır demiş halk halinden memnun.
Halkın bu kadar koyun olmasına bozulmuş ve yine emir buyurmuş.
-köprü çıkışınada bir adam koyun çıkandan da bir akçe alsın. demiş.
Uygulama başlamış ve her zamanki gibi halktan bir ses çıkmamış. Padişah duruma daha da sinirlenmiş ve emri yağdırmış.
-Köprünün ortasına bir adam daha koyun geleni geçeni becersin demiş.
vezirler hiç itiraz etmeden uygulamaya başlamışlar. Fakat gelin görünki halktan bir tık bile yok.
Durum padişahı öfkelendirmiş. Tez atına atlayıp her hangi bir köye gidip halkın nabzını bizzat kendisi tutmaya karar vermiş.
Köylüyü bir meydanda toplayıp sormuş:
-Ey halkım bir şikayetiniz var mı? vergi uygulamalarından memnun musunuz.Demiş.
Köylüden çık çıkmamış.Padişah öfkeden kudurmuş ve:
-Bir kişi çıkıpta bir derdi olduğunu söylemez ise hepinizi kılıçtan geçiririm.
Bu söz üzerine arka sıralardan ince bir ses duyulur ve şöyle der:
-Ulu hünkarım o köprünün ortasındaki adam var ya o tek başına yetişemiyor akşamları kuyruk oluyor,buyursanızda oraya bir kaç kişi daha görevlendirilse ...
AloneWolf
30-07-2004, 09:39
USLU (23 Kasım-2 Aralık): Objektiftir. Hoşgörülü, gözlemci, otoriter bir yapısı vardır.
olamazz nayıRR ben objektif değilim yalan bu yalann
USLU (23 Kasım-2 Aralık): Objektiftir. Hoşgörülü, gözlemci, otoriter bir yapısı vardır.
olamazz nayıRR ben objektif değilim yalan bu yalann
itiraz etme durumunu burcundan daha mı iyi bileceksin.............................. :)
AloneWolf
30-07-2004, 11:21
bak objektif olursam cezayı basarım size kabul mu ha birde şöyle teklifim olsa herkese 1 günlüğünü yöneticilik verilebilirmi mesela bugun ben objektifin yerine geceyim yada 23 nisanda gecim en iyisi :P
sen büyüdün artık 29 ekim seni kurtarır ancak.................................
H.ömer iren
30-07-2004, 11:33
sn.justice fotografta yanlıslık yok bence ulu onder ızındeyız dıyen K.Ataturk yanı Kucuk Ataturk...
Zülfü Aşkın
30-07-2004, 11:42
[QUOTE=H.ömer iren]sn.justice fotografta yanlıslık yok bence ulu onder ızındeyız dıyen K.Ataturk yanı Kucuk Ataturk...[/QUO
Bence yanlişiniz var sevgili dostum
kucuk ataturk diye bir sey olamaz
derindeniz
30-07-2004, 12:12
stres attıgım dünün istanbulundan arda kalan fotolar
SunShine
30-07-2004, 12:34
Maldivler'in sadece 100 yılı kaldı!
http://www.milliyet.com.tr/2004/07/30/yasam/resim/axyas07.jpg
Bilim adamları, Maldivler'deki su seviyesinin yılda 0.9 cm arttığını ve adaların yakında sular altında kalabileceğini söylüyor. Maldivler'i oluşturan 1200 adadan yüzde 80'inin deniz seviyesinden yüksekliği artık 1 metrenin altında.100 yıl içinde Maldivler'de yaşamanın mümkün olamayacağını savunan uzmanlar, bu durumda ülkenin bağımsızlığını kaybedebileceğini de belirtiyor. Maldivler'de yaşayan 360 bin kişinin ise yaşamak için başka bir yer bulması gerekecek.
Kaynak (http://www.milliyet.com.tr/2004/07/30/yasam/axyas07.html)
Maldivler'in sadece 100 yılı kaldı!
http://www.milliyet.com.tr/2004/07/30/yasam/resim/axyas07.jpg
Bilim adamları, Maldivler'deki su seviyesinin yılda 0.9 cm arttığını ve adaların yakında sular altında kalabileceğini söylüyor. Maldivler'i oluşturan 1200 adadan yüzde 80'inin deniz seviyesinden yüksekliği artık 1 metrenin altında.100 yıl içinde Maldivler'de yaşamanın mümkün olamayacağını savunan uzmanlar, bu durumda ülkenin bağımsızlığını kaybedebileceğini de belirtiyor. Maldivler'de yaşayan 360 bin kişinin ise yaşamak için başka bir yer bulması gerekecek.
Kaynak (http://www.milliyet.com.tr/2004/07/30/yasam/axyas07.html)
geçenlerde sayın babo ve sayın kahin in orda beraber tatil yaptıkları yazılmıştı,
olayla ilgileri olabilir mi? :p
saygılar
SunShine
30-07-2004, 12:57
geçenlerde sayın babo ve sayın kahin in orda beraber tatil yaptıkları yazılmıştı,
olayla ilgileri olabilir mi? :p
saygılar
Olabilir.. Belki.. :rolleyes:
Ama asıl sebebin Maldiv'in hissenet topiğinde sulandırılması olduğu sanılıyor. :roll:
Çok sulandırmışlar, su seviyesi de yükselmiş haliyle. :D
Olabilir.. Belki..
Ama asıl sebebin Maldiv'in hissenet topiğinde sulandırılması olduğu sanılıyor.
Çok sulandırmışlar, su seviyesi de yükselmiş haliyle. :D
abi,yeşil gönderdim
acaba puanlarınızı görebiliyormusunuz?
not:bu yeşil,habire bana yeşil gönderdiğiniz için değil,yazı çok güldürdü beni ondan ;) :p
saygı ile
Maldivler'in sadece 100 yılı kaldı!
Bilim adamları, Maldivler'deki su seviyesinin yılda 0.9 cm arttığını ve adaların yakında sular altında kalabileceğini söylüyor. Maldivler'i oluşturan 1200 adadan yüzde 80'inin deniz seviyesinden yüksekliği artık 1 metrenin altında.100 yıl içinde Maldivler'de yaşamanın mümkün olamayacağını savunan uzmanlar, bu durumda ülkenin bağımsızlığını kaybedebileceğini de belirtiyor. Maldivler'de yaşayan 360 bin kişinin ise yaşamak için başka bir yer bulması gerekecek.
Kaynak (http://www.milliyet.com.tr/2004/07/30/yasam/axyas07.html)
Ben zaten talihimin kör olduğunu biliyordum ama,doğrusu bu kadarını da tahmin etmemiştim.. :mad: Koca dünyada bir yer sevmiştim,kör talihim orayı bile batırdı.. :( Vayyy beee !!Hayalde bile neyi sevsem o başaşağı gidiyor....Halbu ki daha birkaç gün önce MALDİV üzerine ne hayaller kurmuştuk.. :hmm:
İmzalar bile değişmişti:''Artık o bir Maldivli'' diye..
Bu olaydan sonra artık vicdan azabı duymamak için (yeri olmamasına rağmen)açıklama ihtiyacı hissediyorum..Petkmdeki ve ülkerdeki arkadaşlar haklarını helal etsinler..16500 endekste 5250 olan petkm ve 18000 endekste 6000 lerde olan ülker,''niye gitmiyor'' diye fazla kafayı takmasınlar,büyük ihtimalle ben aldığım için kıpırdamıyor.. :hmm: Sattığımda inşaallah her iki topic başlığına da yazacağım..
selçuk efendi
30-07-2004, 13:06
Darwin Ödülü, olağanüstü ve en aptalca yolları bulup kendilerini öldüren
kişilere
verilen yıllık onur ödülüdür. Ödüle 1987 yılında başlanıldı.
-1995 yılı Darwin Ödülü birincisi, kola makinasından bir soda almaya
çalışırken üzerine düşen makina nedeniyle ölmüştü.
-1996 birincisi arabasına jato aygıtını (uçaklara yol gösteren otomatik
aygıt) monte eden ve yoldan çıkıp 30 m. aşağıdaki kayalıklara çarpan bir
hava çavuşundur.
Diğer ilginç darwinciler:
-Eski kız arkadaşının evine gidip kapının camını kırmak için tüfeğini bir
sopa gibi kullanan adı açıklanmayan bir adam tüfeğinin dipçiği ile cama
vurunca, silahı patladı; midesi delinen adam kazara kendi ölümüne neden
oldu.
-Kötü diyet ve havasız bir oda, bir adamın ölümüne yol açtı. Bedeninde
hiçbir iz yoktu fakat otopside adamın vücudunda çok büyük miktarda metan
gazı bulunduğunu görüldü. Ölü adam diyet yapıyordu ve diyeti fasulye ile
lahanadan ibaretti. Odaya girildiğinde çok yoğun bir gaz kokusu ile
karşılaşılmıştı yani adam fasulye ile lahananın kurbanı olarak, hiç hava
girmeyen kapalı bir odada kendi gazında boğularak ölmüştü. Bu arada odaya
ilk giren kurtarıcıların üçü kokudan hastalandı ve birisi hastaneye
kaldırıldı.
-UPI ajansı; Toronto polisinin dediğine göre Toronto şehrinin merkezindeki
bir gökdelende bir avukatın omuzu cama çarptı ve 24. kattan düşerek öldü.
Polis sözcüsü 39 yaşındaki Garry Hoy'un, hukuk öğrencilerine binaların
pencerelerinin dayanıklılığını anlatıyordu. Polis raporlarına göre Hoy,
daha önceleri de dayanıklı pencere camlarını tanıtan sergiler açmıştı.
-AP ajansı, Kahire, Mısır, 31 ağustos 1995'de 6 insan pınara düşen bir
tavuğu kurtarmaya çalışırlarken suya düştüler. İlk önce 18 yaşındaki
çiftçi düştü ve akıntıya kapıldı. Kız kardeşi ve iki erkek kardeşi birer
birer suya atlayıp yardım etmek istediler ama onlar da akıntıya
kapıldılar. Olay yerine gelen daha yaşlı iki kişi de, göz açıp kapayıncaya
kadar aynı akıntıya kapıldılar. Bu altı insanın cesetleri Kahire'nin 240
mil güneyinde Nazyat İmara'daki bir pınardan bulundu ve çıkarıldı. En
enterasan durum ise tavuk da oradaydı, ama tavuk yaşıyordu.
-Michigan'da inanılmaz bir olay geçen yıl yaşandı; Alamo Burns kamyonunu
kullanmak için yanına bir arkadaşını aldı. Arkadaşı kamyonu kullanırken,
kendisi kamyonun altına asılacaktı. Böylece kamyondan gelen, nedeni
bulunamayan, sesin kaynağını araştıracaktı. 10 km. sonra arkadaşı Burns'u
kamyonun motor miline dolanarak parçalanmış olarak buldu. (Kalamazoo
gazetesi, 1/04/1995)
*Bikeresinde de 2,3 eleman buz gölünde dinamitle balık avlamaya giderler.
Adamlardan biri dinamiti fırlatınca top/terlik vs getirmeye
şartlandırılmış olan köpekleri bi koşu gidip getirmeye kalkar. Tabi ki
adamlar acayip tırsar ve köpeği "hoşt hoşt" diye kovalayıp kendilerinden
uzaklaştırmaya çalışırlar. Zavallı köpekte aynen gidip yeni alınan cipin
altına siner, sonra ciple birlikte havaya uçup gölün dibini boylar.
Sanırım böylece köpek de bu listeye girmiştir.
H.ömer iren
30-07-2004, 14:19
Bence yanlişiniz var sevgili dostum
kucuk ataturk diye bir sey olamaz
tabıı kı olamaz Ataturk bır tane.. ;)
keske onun gıbılerı 10 yılda bır gelseydı.. :(
AloneWolf
30-07-2004, 14:35
**sENi sEViyOruM : teoride mi, pratikte mi?
**sENi sEViyOruM : anlasildi, tamam
**sENi sEViyOruM : ne güzel...seninle beraber, beni seven iki kisi olduk böylece
**sENi sEViyOruM : havalardandir, bana da oluyor bazen
**sENi sEViyOruM : et olarak mi, ruh olarak mi ?
**sENi sEViyOruM : neden...ben de benim bilmedigim bir seyler mi gördün ?
**sENi sEViyOruM : çok hos...peki baska ne gibi hünerlerin var.
**sENi sEViyOruM : beni bu islere karistirma ne olur.
**sENi sEViyOruM : ben de senin, beni sevisini seviyorum.
**sENi sEViyOruM : üzülme, zamanla geçer.
**sENi sEViyOruM : yorum yok.
**sENi sEViyOruM : hadi ya, çok ilginç, ee sonra.
**sENi sEViyOruM : ben de seni seviyorum... ee, simdi nolcak ?
**sENi sEViyOruM : yeni parola bu mu...ben ne diyecem peki
**sENi sEViyOruM : hayir, izin vermiyorum...bugün beni seven yarin kediyi,köpegi de sever...olmaz, ben ciddi biriyim.
**sENi sEViyOruM : tesekkür ederim...bu benim için büyük bir seref...sevgine layik olmaya çalisacagim, büyüklerimi sevip, küçüklerimi koruyacagim.
**sENi sEViyOruM : blöfünü görüyorum, REST.
**sENi sEViyOruM : o halde varim.
**sENi sEViyOruM : hemen soyun o zaman.
**sENi sEViyOruM : gücün bana mi yetiyor, akranlarini sevsene.
**sENi sEViyOruM : bu ne' ye cevap olacak, neyi çözecek peki.
**sENi sEViyOruM : güzel, peki baska çesidin veya suben var mi ?
**sENi sEViyOruM : allah razi olsun.
**sENi sEViyOruM : sen, asmissin ben artik ne desem bos.
**sENi sEViyOruM : olur, sarayim mi, bur da mi seveceksin.
**sENi sEViyOruM : seni seviyorum' una ekleyecek yeni ve ilginç bi seyin yoksa artik evlere dagilalim.
**sENi sEViyOruM : beni sevmek demek, beni görmek demek degildir, bu fani vücudum elbet birgüntoprak olacaktir fakat sevgin ilelebet payidar kalacaktir.
**sENi sEViyOruM : iyi de bunun sosyal güvencesi, sigortasi falan var mi
**sENi sEViyOruM : net mi., brüt mü ?
**sENi sEViyOruM : o vakit agaç dik Türkiye çöl olmasin, güler yüzün gül yanagin solmasin, ben öleyim sana bir sey olmasin. ( TemA VakFI:
**sENi sEViyOruM : ömrünü, enerjini daha faydali isler için harcasana canim.
**sENi sEViyOruM : ya da baska bir deyisle kendini Leyla , beni de Mecnun saniyorsun, öyle mi ?
**sENi sEViyOruM : elinden baska bi halt gelmez ki zaten
**sENi sEViyOruM : ve utanmadan bir de bunu yüzüme karsi söylüyorsun ha, yikil karsimdan
Hain spekülatörlerin olmadığı AY'a mı taşınsam acaba.. :confused:
Salacaklı
31-07-2004, 00:04
Tamer Karadağlı: Nefsime yenik düştüm, çok değerli eşimi aldattım; herkesten, kadınlardan, Türk halkından özür diliyorum
Burcu Mercan ve Deniz Karaca adlı 2 kadınla yaşadığı ilişkinin ardından kendisine şantaj yapıldığını söyleyen Tamer Karadağlı, 5. Gazeteciler sitesinde bulanan Min-S Prodüksiyon'da bir basın toplantısı düzenledi
İSTANBUL (İHA) - "Çocuklar Duymasın" adlı TV dizisinin ünlü oyuncusu Tamer Karadağlı, "Nefsime yenik düştüm, şimdi bunu bedelini ödüyorum" dedi. Burcu Mercan ve Deniz Karaca adlı 2 kadınla yaşadığı ilişkinin ardından kendisine şantaj yapıldığını söyleyen Tamer Karadağlı, bugün 5. Gazeteciler sitesinde bulanan Min-S Prodüksiyon'da bir basın toplantısı düzenledi. Yaptığı hareketten dolayı pişman olduğunu kaydeden Karadağlı,
"Evet ben bir hata yaptım. Çok değerli eşimi aldattım. Bunun cezasını çekiyorum. Çekmeye devam edeceğim. Tehdide ve şantaja uğradım. Asla şantaja boyun eğmeyeceğim. Bu durum hatamı haklı çıkarmaz" dedi.
Gazetecilerin karşısına çok farklı şekilde çıkmak istediğini ancak böyle bir olaydan sonra bir açıklama yapma gereği hissettiğini söyleyen Karadağlı, şantaj olayından sonra yaşanabilecek bütün sıkıntıları hesap ederek polise gittiğini, her şeyi göze aldığını, böyle olmasını istemediğini anlattı. Karadağlı, "Hatalarım var. Ben bir insanım her zaman doğru şeyi yapamıyoruz. Her şeye rağmen iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Nefsine yenik düştüm. Karımı çok seviyorum, ancak hata yaptım. İnsanım, ama en kötüsü bir erkeğim ve nefsime yenik düştüm. Şimdi bunun bedelini ödüyorum. Erkeklerin yüzde 80'i bu tip hatalara düşüyor. Ben bu hatayı yaptım. Ancak savunmuyorum. Beni örnek almış olan bütün herkesten, kadınlardan, bütün Türk halkından özür diliyorum. En önemlisi karımdan ve karımın ailesinden özür diliyorum" şeklinde konuştu.
30/07/2004 18:39
yalan...........................
Salacaklı
31-07-2004, 00:15
yalan...........................
Sen Bu isin aslini biliyorsun, o zaman ..
gercegi anlatda bilelim...
:p
kuzeniyle birlikte a.hisarında ev tutmuş devamlı bu işle uğraşıyormuş...................................... .......
internet üzerinden çiçek yetiştirmek isterseniz www.sibercicek.com adresine girerek yetiştirebilir ve diğer üyelerin çiçekleri ile yarışabilirsiniz.
Çiçek yetiştirmeyi düşünenlere şimdiden kolay gelsin..
greenback
31-07-2004, 03:35
Hain spekülatörlerin olmadığı AY'a mı taşınsam acaba.. :confused:
sayın rainbow,yuvarlak içine aldıklarınız, düşüş trendlerinin başlangıç noktaları mı,yoksa işlem hacminin arttığı tarihler mi?
bikmisbroker
31-07-2004, 21:27
> LAZ EFSANELERI
>
> Bir lazi sinifta nasil teshis edebilirsiniz?
> Ogretmen tahtayi silerken,o da defterini siler...
>
> Bir lazi cenazede nasil teshis edebilirsiniz?
> Sadece o hediye getirmisir...
>
> Istanbul Trabzon ucaginda nicin film gosterilmiyormus?
> Film bitince ucaktakiler arka kapidan cikiyorlarmis..
>
> Lazlar nasil kurtaj yaparlar?
> Leylekleri taslayarak...
>
> Laz sokak kadini ne zaman kafayi usutmus?
> Diger kadinlarin bu isi para karsiliginda yaptigini ogrenince...
>
> Laz buzdolabinda nicin bos sise bulundurur?
> icki icmeyen misafirler icin...
>
> Lazın Amerika'da oğlu olmuş, ismini ne koymuş
> Basic (temel) :-)
>
> Karadenizdeki ayakkabıların içinde ne yazıyormuş ?
> Önce parmaklar
>
> Karadenizdeki kola şişelerinin altında ne yazıyormuş?
> Diğer taraftan açınız
>
> Laz yolda senet bulmuş, ne yapmış ?
> Gitmiş ödemiş
>
> Laz bu sefer yolda yüklü bir senet bulmuş, ne yapmış?
> Yurtdışına kaçmış...
>
> Laz duş yaptıktan sonra ne yapar
> Islak elbiselerini çıkarır.
>
> Laz yürüyen merdivendeyken elektrikler kesilmiş,
> Laz iki saat mahsur kalmış.
>
> Lazlar ağaç dikiyorlarmış. Başlarındaki görevli ise Lazlara
> Yeşiller yukarı, yeşiller yukarı !
>
> Laz işçilere neden en fazla on dakika molaverdirirler ?
> Daha uzun mola verirlerse ne iş yaptıklarını unuturlar.
>
> Laz niye yazı yazarken eldiven takar
> Elyazısı tanınmasın diye.
>
> Otuz Laz denizci boğulmuş.
> Denizaltıları bozulunca ittirmeye kalkmışlar.
>
Yanlış Ev
Hizmetçi: Aloo?
Adam: Kızım benim, hanımı çağırıver sen bana
H: Bir dakika efendim
H: Alo
A: Ne oldu kızım, hanım nerede?
H: Ay beyfendi nasıl söylesem, hanımefendi yatak odasında biriyle beraber.
A: Ne, bir adamla mı?
H: Maalesef, beyfendi.
A: Ne?!, hem de benim evimde ha! Bana bak kızım, git benim çalışma odama, aç masamın çekmecesini ordaki tabancayı al, ikisini öldür, emrediyorum sana!
H: Beyfendi, ben nasıl yaparım öyle şeyi?
A: Yaparsın, bak telefonda bekliyorum, yürü haydi
İki el silah sesi duyulur..
H: Alo, beyfendi
A: Ne yaptın kızım?
H: Söylediğiniz gibi silahı aldım, ikisini de öldürdüm efendim. Sonra da silahı havuza attım.
A: Ne havuzu?
H: Bahçedeki yüzme havuzuna beyfendi, nereye olacak?
A: Ulan bizim villada yüzme havuzu yok ki, orası neresi Alooo?
Kadınları anlamak
Adam yolda yürürken yerdeki çaydanlığa tekme atmış. İçinden çıkan cin biraz kızgın bir eda ile
: - Senle uğraşacak çok vaktim yok basit bir şey iste hemen yapayım işim var...
Adam düşünmüş :
- Ömrüm boyunca Hawai'yi görmek isterdim ama uçağa binmeye korktuğum için hiç gidip göremedim, bana öyle bir yol yap ki oradan Hawai'ye gideyim...
Cin : Ooo zor iş daha basit birşey iste deyince...Adam düşünmüş Kadınlarla olan ilişkilerinde hiç başarılı olamadığını hatırlamış ve Cin'e :
- Bana öyle bir kabiliyet verki herhangi bir kadınla karşılaştığımda ne istediğini ilk bakışta anlayayım demiş...
Cin :
- Hawai'ye yapılacak yol üç şeritmi olsun, dört şeritmi...
Karlı oyun
New York`tan Los Angeles`e giden uçakta cingöz bir avukat ile sarışın aptal görünüşlü bir hanım yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanımla yakınlaşmak hem de hoşca vakit geçirmek için bir oyun teklif ediyor. Kabul görünce oyunu anlatıyor: -Size bir soru soracağım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz,sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar vereceğim.Ve ilk soruyu soruyor:
-Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır?
Kadın tek söz soylemeden çantasından 5 dolar çıkarıp adama uzatmış. Soru sorma sırasi sarışına gelmiş:
-Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla aşağı inen sey nedir? Adam dakikalarca düşünmüş... Yanıtı bulamamış... Cüzdanından 50 dolar çıkarıp kadına uzatmış. Kadin parayı kibarca alıp çantasına koyarken avukat merakla sormuş:
-Cevap ne?
-Kadın tek kelime etmeden çantasını acmış ve 5 dolar çıkarıp adama uzatmış....
İki Yahudi arkadaş, piyasayı araştırmışlar ve o sene haki renkteki kumaşın moda olacağını öğrenmişlerdi. Bütün varlıklarını paraya çevirdiler.Piyasadaki bütün haki kumaşları satın aldılar. Depoları bu renkteki kumaşlarla doldu ancak kimsenin bu kumaşlara talip olmadığı görüldü. İki kafadar artık iflasın eşiğine gelmişlerdi. Moiz ve Aron dertli dertli oturuyorlardı. Artık bıçağın kemiğe dayandığı bir gün kapı çalındı ve içeriye bir albay girdi: "Siz de dedi haki renkte kumaş var mı?" Kulaklarına inanamadılar. Hemen atıldılar: "Evet albayım var, gösterelim" dediler. Albay, dikkatle kumaşları inceledi. "Çok beğendim", dedi. "Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000 adet haki renkte elbise yaptıracağız. Ancak tabii ki benim tek başıma beğenmem yetmez. Generalimin de oluru lazım. Bana bir parça numune verin. Yarın öğlen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal ederim. Eğer telgraf gelmezse kumaşları kesip imalata başlayabilirsiniz." O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi zaman "ya iptal olursa" diye düşündüler. Ertesi gün saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile postacıyı beklediler. Gelmesin diye dua ederek. 12'ye 5 kala postacı sokağın köşesinden gözüktü. "Belki bize gelmiyordur" diye ümitlendiler. Ancak postacı gelip kapılarını çaldı. Moiz, büyük bir kederle koltuğa çöktü. Aron da çaresiz kapıyı açtı. Postacının elinde bir telgraf vardı. Aron titreyen elleri ile telgrafi açtı, okudu ve sevinçle seslendi:
"Müjde Moiz, baban ölmüş!.."
Tren bileti
Üç bayan ve üç erkeğin iş icabı trenle bir seyahate çıkmaları gerekir. Tren garına giderler. Üç bayan 3 bilet aldığı halde erkekler tek bilet alır. Bayanlar bunun sebebini sorduklarında erkekler 'bekleyin ve görün' derler. Trene binerler ve tren hareket ettikten bir süre sonra üç erkek kalkıp hep beraber trenin tuvaletine girerler. Biraz sonra kondüktör gelir ve üç bayandan üç bileti alır. Tuvaletin önünden geçerken kapıyı tıklatıp,'bilet lütfen,' der. Kapı açılır ve bir el bileti uzatır. Bayanlar bunu görürler. Taktiği kapmışlardır. Dönüş yolculuğu için yine gara giderler. Bayanlar bu sefer tek bilet almışlardır. Erkekler ise hiç bilet almaz. Bayanlar yine şaşırıp sebebini sorduklarında Erkekler yine bekleyip görmelerini söylerler. Bir sure sonra yolculuk başlar. Önce bayanlar kalkıp tuvalete girer. Ardından da erkekler karşısındaki tuvalete. Kondüktörün gelmesine yakın bir erkek çıkıp karşı kapıyı tıklar ve 'bilet lütfen,' der. Açılan kapıdan bir el bileti uzatir. Bileti alan erkek diğer tuvalete geri girer!..
Bunlarda iyi ;))
Ormanda oturan acil vaka bir hasta varmış, hastaneye gitmesi mecburmuş. Bizim doktor da ne yapsın, almış jipini gitmiş kadının ormandaki evine. Almış kadını atmış jipinin arkasına ve ormanda gidiyorlarmış. Önüne kıpkırmızı bir adam çıkmış, ben demiş ormanın kırmızılı ibnesiyim . Bana bir yiyecek. Adam düşünmüş, sandvicini vermiş ibneye. Sonra bir gölün etrafından geçerken sapsarı bir tip çıkmış, el kol sallamış falan, bizimkini durdurmuş. Ben demiş bu gölün sarılı ibnesiyim demiş. Bana bir içecek. Bizimki durmuş düşünmüş, vermiş kolasını. Sonra yola devam etmiş. Bizimki işte bildiğimiz asvalta çıkmış en sonunda. Önüne masmavi bir adam çıkmış, el kol sallamış falan durdurmuş bizimkini. Bizimki sinirlenmiş. "Yaa asfaltın mavili ibnesi!!!! Sen ne istiyorsun????"
Mavili herif dönmüş: "Ehliyet, ruhsat lütfen!"
İki mühendislik öğrencisi kampus içerisinde yürürken biri diğerine sorar, "Bu muhteşem bisikleti de nereden buldun ?" Diğeri cevap verir, "Dün tek başıma dolaşırken bir yandan da okulu bitirince ne iş yapacağımı düşünüyordum. Birden bu bisikletin üzerinde nefis bir kız geldi ve yanımda durdu. Bisikleti çimenlerin üzerine bıraktı ve üzerindeki bütün giysileri çıkarttı. Sonra da bana "Hangisini istiyorsan al" dedi." Diğer öğrenci arkadaşını doğrularcasına başını sallayarak, "İyi seçim yapmışsın, elbiseler belki sana uymayabilirdi".
http://silas1.sitemynet.com/osturoloji.htm bakınız :)
northwind
01-08-2004, 14:24
Avrupali ve Amerikali hanimlar arasindaki arasindaki kucuk farklar
ne farkı varmış hiç anlayamadım.hayret...............
northwind
01-08-2004, 14:59
Sagdakinin cok oturakli bir kisiligi varmis
Sagdakinin cok oturakli bir kisiligi varmis
doğru diyorsun soldakinin de dikkatli bakınca karekterinin zayıf olduğu hemen belli oluyor.gerçi ben ikinci bakışta anladım ama................... :)
bikmisbroker
01-08-2004, 15:54
Temel ile Cemal bir gece kulübünde içki içmektedirler, Temel, Cemal'e barda oturan güzel sarisini gostererek, "Cemal ben kariyi tavlarim" demis. Ve kalkmis sarisin bayanin yanina gitmis.
Sarisin bayana "Birlikte bir icki icebilir miyiz" demis.
Kadin, "BMW araban varmi?" diye sormus,
Temel, "Yoktur"
Kadin, "Karadeniz'de iki katli, genis bahcesi olan bir villan varmi?" diye sormus,
Temel, "Yoktur"
Kadin, "Senin bankada yüksek meblagli bir hesabinda yoktur" demis.
Temel, "Yoktur"
Kadin, "O zaman çek arabani" der, ve Temel Cemal'in yanina gider,
Temel, "Ula Cemal benim Limuzini sana versem senin BMV'yi bana verir misin"
Cemal, "Veririm"
Temel, "Acaba benim bankaya gitsem bana bir hesap acarlar mi?"
Cemal, "Acarlar"
Temel, "Bunlari hallettikte, acaba babama Karadenizdeki villanin ücüncü katini nasil yiktiracagiz?"
krokodil
01-08-2004, 15:57
Avrupali ve Amerikali hanimlar arasindaki arasindaki kucuk farklar
tövbe tövbe 43 yaşından sonra siz adamı delirtirsiniz yav ne o g-string felen biz nazilli basmasına alışkın adamlarız gidin işinize ya :D
preatoria
01-08-2004, 16:00
tövbe tövbe 43 yaşından sonra siz adamı delirtirsiniz yav ne o g-string felen biz nazilli basmasına alışkın adamlarız gidin işinize ya :D
nazilli basması haa çok yaşayın emi :p :p :p
;) walla bu kısım baya iddialı olmuş...
Çocuğun birisi, bir gün matematik dersi sonrasında kafasında bir takım soru işaretleri ile babasına gelir. Babası, "Oğlum bugün okul nasıl geçti" diye sorunca, çocuk babasına anlatır. "Babacığım her sey iyiydi. Ama matematik dersinde anlatılan "reel" ve "potansiyel" kavramlarını anlayamadım". Bu durum üzerine babası çocuğuna bu kavramları ilginç bir yöntemle anlatmaya karar verir. Çocuğuna, annesine gitmesini ve ona 1 milyon dolar karşılığında Robert De Niro`yla yatıp yatmayacağını sormasını ister. Çocuk gider ve sorar. Annesi, 1 milyon dolar`a gerek olmadığını, bedava olarakta seve seve Robert De Niro`yla yatabileceğini söyler. Çocuk bu cevabı babasına iletir. Bunun üzerine babası çocuğun ablasına giderek ona 1 milyon dolar karşılığında Leonardo Di Caprio`yla yatıp yatmayacağını sormasını ister. Çocuk ablasına gider ve sorar. Ablasıda annesi gibi, 1 milyon dolar`a gerek olmadığını bedava bile seve seve onunla yatabileceğini belirtir. Çocuk bu cevabıda babasına iletir. Babası ise söyle der. "İşte oğlum sorularının cevabı. Şu anda elimizde reel olarak 2 milyon dolar para, ve 2 tane potansiyel o...... var.
Barda uzun süre tek başına içki içen adam bir süre sonra barmene "Biliyormusun, ben sol gözümü ısırabilirim" demiş Doğal olarak barmen buna inanmamış. 1,000,000 Lirasına iddiaya girmişler. Adam, takma olan sol gözünü çıkarmış; ısırmış ve barmenin hayret dolu bakışları arasında parayı cebine atmış. Bir kaç kadeh daha içtikten sonra adam gene barmene dönmüş ve "Biliyormusun" demiş; "ben sağ gözümü de ısırırım!" Adamın tavırlarından kör olmadığını; dolayısıyla öbür gözünün de takma olamayacağını düşünen barmen, parasını kurtarabilmek umuduyla hemen 1,000,000 sına iddiaya girmiş. Adam sakin sakin takma dişlerini çıkarıp sağlam olan sağ gözünü de ısırmış. Aradan bir kaç saat geçince, müşteri barmene "İki milyonunu kurtarmak için sana bir fırsat vermek istiyorum" demiş. "İki milyonuna iddiaya girerim ki bu oturduğum yerden taaa öbür köşeye yerleştireceğin bir bira şişesinin içine, bir damla bile etrafa sıçratmadan işeyebilirim." Barmen uzun uzun bu işin altında nasıl bir üç kağıt olabileceğini düşünmüş; bulamamaış ve iddiayı kabul etmiş. Salonun en uzak köşesine bir şişe yerleştirmişler ve adam işemeye başlamış. Değil etrafa bir damla damlatmamak; ortalığı tam anlamıyla berbat etmiş. Barmen paralını kurtarmanın sevinciyle olduğu yerde zıplamaya başlamış. Biraz sakinleşince adama dönüp "Kesinlikle kaybedeceğini bile bile neden böyle bir iddiaya girdin?" diye sormuş. "Kaybettiğimi de nerden çıkardınız?" demiş adam; "Şu karşı masada oturan iki asık suratlı adamı görüyormusunuz? İşte onlarla ""barın orta yerine işerim, barmen de sevinçten zıplar"" diye 5'er milyon lirasına iddiaya girdim
Bir gun uc arkadas birbirlerine ne kadar inatci olduklarini ispatlamaya çalisiyorlarmis ve herkes en çok inat ettigi ani anlatiyormus.
Birincisi anlatmaya baslamis:
"Ben birgun evi aradim benim hanim alo demedi ben de cevap vermedim telefon sabaha kadar acik kaldi" demis.
İkinci inatci "O da bir sey mi? Ben bir gun eve geldim kapiyi caldim hanim kimsin demedi ben de kim oldugumu soylemedim, sabaha kadar kapinin onunde yattim"
Üçümcü inatci lafa karışmış:
" O da bir sey mi? Biz evlendigimizde karim bana dokunmadi diye ben de ona dokunmadim ve hala dokunmuyorum" demis. Iki inatci birden "Olur mu yahu??Sizin iki tane cocugunuz var!" demisler.
-Inat ettim onlari da sormadim... :D :p
bikmisbroker
01-08-2004, 16:32
01.08.2004
Evlenirsem karıma Pipis soyadını vermeyeceğim
Ayşe ARMAN / Hürriyet Pazar
14 yıl önce tostçuluk yapan bugün ise birçok ünlünün menajeri olan Stelyo Pipis soyadı yüzünden birçok zorlukla karşılaşmış. Şimdi ise sadece müstakbel karısı için üzülüyor.
İtiraf edin: Bu yazıyı okuyan herkes hayatında en az bir kere onun soyadıyla ilgili bir espri ya da şaka yapmıştır. Ama adam komplekssiz. Askerde bu yüzden dayak yemesinin dışında dert ettiği bile yok. Başlıkta da okuduğunuz gibi, sadece müstakbel karısı için üzülüyor. Ben Stelyo Pipis’i sevdim. Olduğu gibi bir adam. Dan diye söylüyor bazı şeyleri. Allah sizi inandırsın hiç eyvallahı yok. Ortada makul bir sebep yokken popüler ama kimdir, neyin nesidir bilmiyoruz. İlginç bir kişilik. Renkli bir kişilik. Bir de üstelik 39 yaşında önce sünnet sonra Müslüman olduğunu duyunca artık bu röportajı yapmam farz oldu....
Siz Türkiye’deki ender ‘mutlu azınlık’tansınız. Zenginlik anlamında değil, hakiki anlamda. Bunu nasıl becerdiniz?
- Bilmiyorum. Belki de azınlık psikolojisiyle büyümediğimdendir. Ben Türk doğduğuma inanıyorum ve Türk olarak büyüdüm. Bana ‘gavur’ diyene dönüp bakmadım bile: ‘Yok canım, bana demiyordur, başkasına diyordur!’ Üzerime bile alınmadım...
Peki etrafınızdakiler, arkadaşlarınız...
- Hiç Rum arkadaşım olmadı benim. Düşün, 39 yaşına geldim...
Nasıl oluyor bu?
- Ne bileyim, bana bulaşmadılar. Galatasaray’da Rum okulunda okudum. Ortayı bitirdim, sonra okula gitmedim. Küçükken beni okulda sevmezlerdi. Bir sevimsizliğim vardı herhalde. Rumlar bir koloni oluşturmuştu, beni sevmedikleri için de aralarına almazlardı. Zaten çoğu askerlik zamanı gelince buraları terk etti, gitti. Tüydü herkes. Kalanlarla da benim bir alakam olmadı...
BENİMKİ MUTLU AZINLIK HİKAYESİ
Sizinki gibi bildiğiniz başka pozitif hikayeler var mı?
- Mutlu azınlık hikayesi mi? Mesela Fedon Abi var. O da Rum ama benim gibi Türk büyümüş. Bizler hiçbir zaman Rumluk nedir bilmedik. Annem mesela Elisabeth’tir adı, tanısan hiç Rum demezsin. Zaten Rum’u Türk’ü mü var? Hepimiz aynıyız, insanız. Üç günlük dünyada bunlara takmayacaksın...
Peki sizin kadar Türk başka Rum arkadaşınız oldu mu?
- Yok, hayır.
Stelyo Pipis ismiyle Türkiye’de askerlik yaptınız ve dayak yediniz! İsteseydiniz diğerleri gibi siz de bundan yırtabilirdiniz. Hiç mi düşünmediniz?
- I-ıh. Ben gayet mutluydum. Yunanistan’a git oraya ayak uydur, insanları tanı, bana daha zor geldi. Dayak dışında güzel askerlikti, Erzurum’u çok sevdim...
Siz hep böyle uyumlu bir herif miydiniz!
- Evet. Çünkü öleceğimi biliyorum. İnsan, ölümlü olduğu gerçeğini ne kadar erken kavrarsa, o kadar iyi. Doğdun, öleceksin. E peki n’apacaksın kötü, huzursuz ve uyumsuz bir herif olup? Başkalarını da mutsuz edeceksin, sen de mutsuz olacaksın. Değer mi? Zaten benim tek sinir olduğum kendini sevmeyen insanlar. Dünya da, ne yazık ki onlarla dolu...
Bu ülkede üç gün önce Sabetayistler konusunda kıyametler koptu: ‘Bu dönme, bu değil...’ Siz de hayata Ortodoks Rum olarak başladınız ama Müslüman Türk olarak devam ediyorsunuz. İçinizde hiç mi dönmelik kompleksi yok?
- Eğer dönme olmak buysa, evet ben dönmeyim! Ama benimki bu değil ki. Ülkelerini satanlar, başkalarına kötülük yapanlar utansın. Ben niye utanayım? Benim içimden böyle gelmiş, Müslümanlığı seçmişim. Kimseye inancından dolayı kızılmaz ki
Hem kilisede mum yakmak hem camiye gitmek... Ne oluyor, daha mı iyi dindar olunuyor?
- Birlikten kuvvet doğar! Güzel bir şey. Sizce bir sakıncası mı var?
Benim için yok. İçinizde din değiştirdiniz diye huzursuzluk var mı?
- Asla!
Hiç itiraz eden olmadı mı din değiştirmenize?
- Hayır. Zaten bunu kimseyle paylaşmadım. Kimseye akıl fikir sormadım. ‘Müslüman oldum, sünnet oldum’ diye açıklama da yapmadım. İçimden geldi, böyle davrandım.
Bu çevreye uyum sağlama isteği değil yani...
- Uyumluyum dedim ama o kadar da değil!
SEDA SAYAN, GÖKHAN VE BEN, UMREYE GİDECEĞİZ
Namaz kılmaya nasıl başladınız?
- Henüz kılmıyorum. Ben adım adım gidiyorum. Daha zamanı var. Ama umreye de gitmek istiyorum mesela. Tam hacı olmuyormuşsun, yarı hacı oluyormuşsun. Seda Sayan anlattı, ‘Oraya gitmemizde fayda var’ dedi. Seda, Gökhan ve ben önümüzdeki Mart ayında gideceğiz...
Sizin hiç kendinizi azınlık gibi hissettiğiniz bir dönem oldu mu hayatınızda?
- Hiç! Ben bazı Türk arkadaşlarımdan daha Türküm. Onlar kendilerini benim yanımda azınlık hissederler...
MERAK DEĞİL MENFAAT
Siz sevilen birisiniz, özellikle kadınlar tarafından. Kadınların sizi bu kadar beğenmesinin sebebi ne?
- Şefkatli bir adamım. Bir de dinlemesini bilirim...
İnsan bir kere ünlü bir kadınla beraber olduktan sonra, gerisi geliyor mu?
- Evet. Kural bu...
‘Ebru Gündeş, Asuman Krause bunda ne buldu?’ deyip, sizi merak mı ediyorlar?
- Evet ama hayırlı işler değildir bunlar!
Merak artı menfaat formülü nasıl işliyor?
- Merak değil, direkt menfaat formülü işliyor! Herkes birbirinden ‘Ne alırım?’ın peşinde. Ne alırımda sadece para olmuyor. Bende mesela para yok, ama işte çevrem geniş filan.
Peki sizin herhangi bir alanda almış başını yürümüş bir şöhretiniz var mı? İyi sarılır, iyi öpüşür, sucuklu yumurtası iyidir, huzur verir ya da yatağı iyidir...
- Valla, ben iyi bir adam olduğuma inanıyorum. Çünkü kimseye kötülüğüm yok. Bir de sucuklu tostum iyidir.
En büyük başarınız ne iş alanında?..
- Çalıştığım insanları rezil etmiyorum. Benim için en güzel başarı bu!
FATMA PİPİS DANIŞMAYA!
Bu kadar direkt bir adamsınız, önce şunun cevabını verin: Soyadınızın kompleksinden nasıl kurtuldunuz?
- Ben hiç kompleks yapmadım ki. Sadece askerde bol bol dayak yedim! Balıkesirli bir çavuşumuz vardı: ‘Nedir bu soyad?’ diye beni döverdi. Ben de ‘Ben mi koydum?’ derdim, ‘Birileri koymuş, biz de taşıyoruz işte.’ Kendim için dertlenmedim de, aklımdan şunu hep geçirdim: ‘Bir gün evlenirsem karım kendi soyadını taşıyacak!’ Adının Fatma olacağını düşün. ‘Fatma Pipis, Fatma Pipis lütfen danışmaya’ diyecekler. Güler millet. Yani benimkini almasın. Zor durumda kalır. Kalmasın. Günah!
Soyadınızı değiştirmek için mahkemeye başvurmayı filan düşündünüz mü?
- Yok canım. Ne uğraşacağım böyle şeylerle! Babamın soyadı sonuçta...
Baba çekmiş mi bu soyaddan?
- Hayır. O garibandır zaten. 50 sene Asmalımescit’te garsonluk yapmış bir adam. Adı Yorgo. Filmlerde yaşlı garsonlar vardır ya, onlardan. Tam eski Rumlardan. Hayatta böyle şeylerle işi olmamış. Zaten Etiler’i görmemiş bir adamdır...
Yaşıyor mu?
- Yaşıyor, yaşıyor. Allah uzun ömür versin. Beyoğlu’nda büyüdü, hálá orada yaşıyor. Annem de orada. Gerçi annem tutturdu ayrı eve çıkacağım diye. Bu yaştan sonra ayrı yaşamaya karar verdiler. Biri 75, biri 76 yaşında. Şimdi onlarla uğraşıyoruz...
Bu arada Pipis ne demek?
- Rumca ‘küçük’ demek. Küçük çocuklara pipis derlermiş. Ama Türkçe’de biliyorsunuz bir uzvun adı. N’apalım, biz de koyverdik gitti...
BUGÜN SÜNNET YARIN DENİZ DİYORLAR, AMA İKİ AY OLDU DAHA DENİZİ GÖREMEDİM!
Sünnet olmasaydınız, Müslümanlığınız geçerli olmayacak mıydı?
- Alakası yok! Adım adım dedim ya her şey, bu da benim için adımın bir parçasıydı. Sağlık açısından da faydalı bir şey. Uzun zamandır vardı kafamda ama korkuyordum...
Nasıl aştınız bu korkuyu?
- Bir gün gözüm döndü. Gittim ve oldum...
Müslüman olmak kolay mı? Herkes Müslüman olabilir mi?
- İnandıktan sonra her şey kolay. Ama hiçbir şeyi yalandan olmayacaksan. ‘Kelime-i şahadet getirdim, Müslüman oldum!’ Yok öyle bir şey! Gerçekten inanacaksın, samimi olacaksın, o kültürü yaşayacaksın, ondan sonra ne yapacaksan yapacaksın. Ben inandığım bir yola baş koydum.
Siz neden küçüklüğünüzden beni Türkçe dua ediyordunuz da Rumca etmiyordunuz? Türkçe konuşunca kendinizi Tanrı’ya daha mı yakın hissediyordunuz?
- Bilmem. Bilinçli bir şey değil. İçimden öyle geliyordu. Zaten duanın Rumcası, Ermenicesi, Türkçesi yoktur ki. Dua, duadır.
Sizin Rumcanızla Yunanistan’da alay edilir mi?
- Edilir. E biz oranın köylülerinin dilini konuşuyoruz...
Kendinizi buraya hissettiğiniz aşikar, görülüyor. Peki hiç suyun öteki tarafını merak etmediniz mi? Orada yaşamak nasıl olurdu demediniz mi?
- O kadar birbirine yakın iki kültür ki aslında... Ama ben istemedim, ‘Kendime orada bir hayat kurayım’ diye düşünmedim. Nerede menfaat oraya giden bir adam değilim ben, nerede mutluysam orada kalırım.
SÜNNETİMDE 90 ALTIN GELDİ
Sünnet nasıl bir işlem?
- Valla çok kolay değil. ‘Bugün sünnet, yarın deniz’ diyorlar ama, iki ay oldu, daha denizi göremedik!
Zor bir işlem mi?
- Yaşadık tabii zorluklarını. Belki de benim için kolay olmadı. Yaş itibarıyla... 39 yaşında adamım!
Ne kadarını hatırlıyorsunuz?
- Hiçbir şey hatırlamıyorum. Beni uyuttular. Uyandığımda yoktu. Küçükken doku yumuşak oluyormuş, narkozsuz da yapılıyormuş. Ama bende narkoz kullanıldı...
Çocukları sünnet ederken ‘Yaşasın Cumhuriyet!’ diye bağırtırlarmış. Siz tabii narkoz aldığınız için mahrum kaldınız bu tür şeylerden...
- Ama altın getirdiler! 80, 90 tane altın geldi. Benim çok sevdiğim bir abim var, eksik olmasın o getirdi...
Acı çektiniz mi?
- Sonrasında çektim...
Pansuman mı en ıstıraplı kısmıydı?
- Evet. Allah’tan Şerife hemşire vardı. 10 gün boyunca hayatımı kolaylaştırdı. Eve geldi pansuman yaptı. Doktorum da çok iyiydi, Halim Hoca, Halim Hattat. Gerçi öyle bir anlattı ki: ‘Yarın çıkarsın!’ Hiç öyle olmadı, kandırdı bizi!
ASLINDA KIR SÜNNET DÜĞÜNÜ İSTERDİM
Peki maşallah şapkası, klasik sünnet kıyafeti, padişah asası... Bunları giyip İstanbul’da gezdirilmek ve bu işin tam olarak keyfini çıkarmak istemez miydiniz?
- İsterdim ama kısmet olmadı. Aslında bir kır düğünü sünneti isterdim. İki kişilik yatağa yatacaksın, açık havada, arkanda yastıklar, önünde ibişler, kuklalar... Bülent Ersoy çıkmış şarkı söylüyor... Böyle bir sünnet şahane olurdu... Yaşayamadık tabii.
Peki iki aydır neler yaşıyorsunuz?
- Denize giremiyorum...
Sevişebiliyor musunuz?
- Evet o oluyor.
Acı var mı acı!
- Biraz var.
Bu geçirdiğiniz operasyon, aşk hayatınızda ne tür değişikliklere yol açtı? Yaşadığınız tecrübelerde bir fark oluyor mu bunu sormaya çalışıyorum. Daha usturuplu nasıl sorulur bilmiyorum!
- Ha anladım. Şimdi çok daha hassas. Eskisine göre daha farklı. His açısından şahane...
Peki görünce yadırgıyor musunuz?
- Evet. Başta, ‘Bu kim ya?’ oluyordum. Çok yabancı geliyordu. Şimdi artık arkadaş olduk...
Sünnetle ilgili son soru: Durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Tabii ki, ‘İyi ki olmuşum!’ diyorum.
aslan terbiyecisi nin fıkrasını bileniniz var mi? :eek: :confused: :D
Temel ile Cemal bir gece kulübünde içki içmektedirler, Temel, Cemal'e barda oturan güzel sarisini gostererek, "Cemal ben kariyi tavlarim" demis. Ve kalkmis sarisin bayanin yanina gitmis.
Sarisin bayana "Birlikte bir icki icebilir miyiz" demis.
Kadin, "BMW araban varmi?" diye sormus,
Temel, "Yoktur"
Kadin, "Karadeniz'de iki katli, genis bahcesi olan bir villan varmi?" diye sormus,
Temel, "Yoktur"
Kadin, "Senin bankada yüksek meblagli bir hesabinda yoktur" demis.
Temel, "Yoktur"
Kadin, "O zaman çek arabani" der, ve Temel Cemal'in yanina gider,
Temel, "Ula Cemal benim Limuzini sana versem senin BMV'yi bana verir misin"
Cemal, "Veririm"
Temel, "Acaba benim bankaya gitsem bana bir hesap acarlar mi?"
Cemal, "Acarlar"
Temel, "Bunlari hallettikte, acaba babama Karadenizdeki villanin ücüncü katini nasil yiktiracagiz?"
Basic işte :p
Zltcla için;
ISTAVRIT
Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya...
Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü.
Bir yanda büyük bir merak
Biryanda ölüm korkusu.
"Dudağı yarıklar " denir,
Şanslıdır onlar, hani
Görüpte gökyüzünü , insanı
Oltadan son anda kurtulanlar.
Ne çare balıkçının parmakları
Hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu.
Koca denizlere sığmazdı yüreği.
Oysa, şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende,
Ansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci.
İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine
Yavaşça karardı dünya,
Başı da dönüyordu.
Son bir kez düşündü derin maviyi,
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.
İşte tam o anda eğilip aldım onu.
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına,
İki damla gözyaşından ibaret sade
Bir törenle, saldım denizin sularına.
Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı.
Gitti tüm kederimi söküp atarak,
Teşekkürü de ihmal etmemişti.
Bir kaç değerli pulunu
Elime, avuçlarıma bırakarak.
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme.
Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye?
" Bir gün dedim, bulursam kendimi
Yeşil leğendeki
Küçük istavrit kadar çaresiz,
Son ana kadar
Hep bir umudum olsun diye... "
Dünyada eşi görülmemiş vasiyet !
ABD’nin Florida Eyaleti’nde ölen yaşlı bir Musevi kadın, bugüne dek eşi görülmemiş bir vasiyet bıraktı.
Sevenlerinden, çiçek getirmemelerini ya da kendi adına bir hayır kurumuna bağışta bulunmamalarını isteyen Joan Abbey, ‘Beni sevenler, George W. Bush’un seçilmemesi için çalışsınlar’ dedi.
Abbey, yıllardır Miami Beach bölgesinde yaşıyordu. Abbey, Bush’un siyasi rakibi Demokrat Parti’nin dört günlük büyük kurultayının başladığı 26 Temmuz’da yaşamını yitirdi. Abbey, yıllardır Demokrat Parti’ye gönül vermiş biri olarak bilinirdi.
HAHAM BUSH’A OY VERECEK
Abbey’nin, Miami Herald’da yer alan ölüm ilanında, ‘Joan Abbey’nin değerlerini onurlandırmak için, George W. Bush’a karşı oy kullanabilir ya da liberal ve demokratik davalara katkıda bulunabilirsiniz’ denildi.
Yeğeni Martin Shapiro, ‘Bu ülkede yaşamın iyileşmesi, Bush’tan kurtularak ülkenin daha iyi olması onun için önemliydi’ dedi. Joan Abbey, Demokrat Parti kurultayı sona erdikten sonra toprağa verildi. Abbey için yapılan töreni yöneten Haham Brett Goldstein’ın ise demokrat olduğu, ancak 2 Kasım seçimlerinde Bush’a oy vereceği ortaya çıktı.
Boşluk hiç dopdolu olur mu?
İçimdeki boşluk sensizlikse...
Bu boşluk dopdolu bir boşluk oluyor.
Ve bu boşluğu senden başka kimse dolduramıyor!
Şimdi büyük öyle büyük bir boşluk istiyorum ki..
Sensizlik içime sığsın..
Değerli Nos için.....
güneş zamanın uzuluğunu ölçer,
duygularsa yoğunluğunu
en içten saygılarımla
not:sitenizi ziyaret ettim,enfes bir site
tebrik ederim.
AloneWolf
02-08-2004, 12:27
Tşk ederim Sayın ZLTCLA
sn Nos, lütfen avatarınızı değiştirimisiniz?
çalışmama engel oluyorsunuz , ahh liv ahh :P
AloneWolf
02-08-2004, 12:29
Sevgililer Günü kadin sabah uyanir uyanmaz; ''Kocaciiiiiiim'' demis...
''Rüyamda ne gördüm biliyor musun, aksam eve geldiginde çok güzel paketlenmis bir kutuyla geliyorsun. Ben de paketi heyecan içinde açiyorum ve içinden ne çikiyor biliyor musun....
BIR INCI KOLYE!... Sence bunun anlami ne olabilir?
Adam gülümsemis:
''Bu aksam ögrenirsin sevgilim...''
Ve adam aksam eve gelmis, elinde gayet güzel paketlenmis bir kutu...
Kadin gözlerine inanamamis; ''Kocaciiiiiiimmmm sen bir harikasin!..'' diye paketi alelacele açmis...
Ve kutunun içinden ne çikmis dersiniz?
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
RÜYA TABIRLERI KITABI
[QUOTE=AloneWolf]sn Nos, lütfen avatarınızı değiştirimisiniz?
çalışmama engel oluyorsunuz , ahh liv ahh :P[/QUOTE
:)) olmaz ;)
casaubon
02-08-2004, 16:37
... :eek:
AloneWolf
02-08-2004, 16:55
2003 Yılının Gaf Ödülleri
POLİTİKACI DALINDA...
1) “Füzelerle savaş kazanabilirsiniz, ama füzelerin üzerine oturamazsınız...” (Deniz Baykal)
2) “Afrikalı zombiler gibi...” (Bülent Arınç)
3) “Sekiz yıl Özal’a verdiniz, onun iki yılını ananıza verin, o zaman Türkiye şahlanır...” (Tansu Çiller)
3) “Powell’ın ziyareti daha önce yapılsaydı daha iyi olurdu, ancak bu ziyaret tam zamanında yapılmıştır...” (Abdullah Gül)
5) “Ben 1960’larda çalışma bakanlığı yapmıştım. Yani tam hatırlamıyorum ama 1995’e kadar sürdü bu görevim...” (Bülent Ecevit)
KADIN SUNUCU DALINDA...
1) “Evet, bugün perşembe, haftanın son günü, yani bugünü saymazsak...” (Pınar Altuğ, TRT’deki programında)
2) “Sıfır puan kazanırsaniz toplam puanınıza sıfır puan ekleriz...” (Ebru Şallı, Pazar Yıldızı adlı yarışmada)
3) “Siz ben olmuşum, ben siz olmuşsunuz...” (Esra Ceyhan, Huysuz Virjin’e rüyasını anlatıyor)
4) “Tuğba Özay’ı alkışlayan gruba bakıyorum. Büyük bir çoğunluğunu kadın ve erkekler oluşturuyor...” (Ece Erken, Passaparola’da)
5) “Bütün o elektronik şeyler aslında biraz mekanik kaçıyor...” (Gülben Ergen, SMS, e-card gibi yöntemlerden hoşlanmadığını belirtmek istiyor)
ERKEK SUNUCU DALINDA...
1) “Yani şimdi sizin annenizin bütün evliliklerinden elde ettiği toplam çocuk sayısı kaç?” (Sinan Çetin, Film Gibi programında konuğa)
2) “Süreyya Ayhan sizin cinsiniz bilirsiniz...” (Tarik Tarcan, En Büyük Yarışma’da kadın yarışmacıya)
3) “Makul ağla!..” (Savaş Ay, A Takımı’nda sinir krizi geçirttiği Niran Ünsal’a)
4) “Ben, aşkı iki kişinin yaşamasından yanayım...” (Vatan Şaşmaz)
5) “Bu çocuk üçünüzden!..” (Erman Toroğlu, Karar Anı adlı programda, karı-koca ve sevgiliye söylüyor)
ERKEK ŞARKICI DALINDA...
1) “Siz düşük yapma halini, her şeyi olan Richard Gere’in mutluluğu Hindistan’da aramasına da benzetebilirsiniz. Düşünsenize, her şeyiniz var ama mutlu degilsiniz...” (Çelik Erişçi)
2) “Müzikte tek eksiğim opera...” (Doğuş)
3) “İlham kaynağım şu gördüğünüz Boğaz. Bu deniz, öküze bile ilham verir...” (Serdar Ortaç)
4) “Her sene bir sene daha geçiyor...” (Tarkan)
5) “Ben, yıllardır süregelen ve gitgide gerileyen arabesk türkücü imajını roketlemek istiyorum. Arabaların torpidolarında en arkada duran kasetleri önlere çıkartmak istiyorum...” (Özcan Deniz)
KADIN ŞARKICI DALINDA...
1) “Estetik haramsa bütün hastaneleri kapatsınlar...” (Petek Dinçöz)
2) “Ses, bedende en geç yaşlanan organdır...” (Nükhet Duru)
3) “Yıllardır olmamıştı, uzun zamandan beri ilk defa tek partili koalisyon oluyor...” (Nil Karaibrahimgil, Bogaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu)
4) “Afrika’dan yamyam getireceğiz...” (Ebru Gündeş, balayına giderken)
5) “Benim o kültürsüz insanlarla işim olmaz, zaten şimdi ultrasyondan çıktım çok mutluyum...” (Ceylan)
MANKEN DALINDA...
1) “Kel miyim, topal mıyım gidip de yasak bir ilişki yaşayayım...” (Didem Taslan)
2) “Birçok arkadaşımın içime girmesine izin verdim, ve ben öyle her arkadaşımı içime alan biri değilimdir...” (Deniz Akkaya)
3) “Şimdiye kadar beraber olduğum erkek arkadaşlarım beni darmadağın etti...” (Gizem Özdilli)
4) “Bu tür şeyler gerçek hayatta da, normal hayatta da yanına yaklaşmam artı sevmem...” (Tuğba Özay)
5) “Erkeğimi asla kahvaltısız bırakmam!..” (Şenay Akay)
DİZİ OYUNCUSU DALINDA...
1) “Tangoya başlarken kadınlar sağ ön, erkekler sol arka ayaklarıyla başlar...” (İpek Tuzcuoğlu)
2) “Laf olsun diye bir şey söyleyecek bir kadın değil o, mutlaka altını doldurur!..” (Tamer Karadağlı, Hülya Avşar için)
3) “Şimdi ben gitsem Amerika’yı ikna etmeye çalışsam beni iplemeyecektir...” (Mehmet Ali Alabora)
4) “Atatürk yaşasaydı, magazin gazetecileri onun da bir frikiğini yakalardı...” (Nurseli İdiz)
5) “Filmin finalini soran anketler internetlerde yayınlandı...” (Özcan Deniz)
SPOR YORUMCUSU DALINDA...
1) “Ağzınla kuş tutsan... ne kuşu?! Ejderha tutsan bunlara yaranamazsınız...” (Ahmet Çakar)
2) “Hayırlı vilayetler...” (Ziya Şengül, İstanbul Valisi ile konuşurken)
3) “İyi püskürtmüş!..” (Şansal Büyüka, hakeme tüküren oyuncu için)
4) “İkinci gol de Boer’un ayağının şeyinden oldu, üçüncü gol gene de Boer’un şeyinden oldu...” (Turgay Şeren)
5) “Bakirelik yalnız bayanda mı olur? Mesela hakemin bakiresi olmaz mı? Yani bozulmamış bir hakem...” (Erman Toroğlu)
HABER SPİKERİ DALINDA...
1) “İnsan, hayvan... her canlının yavrusu ne güzel, öyle değil mi sevgili seyirciler?” (Defne Samyeli, Show Haber)
2) “Bu akşam oynanacak olan Beşiktaş-Galatasaray derbisinin sonucu henüz belli değil...” (Zeynep Kasımlıoğlu)
3) “Bugün çok şey oldu sayın seyirciler...” (Can Ataklı, ana haberi açış cümlesi)
4) “Babayı buldunuz mu?” (Reha Muhtar, haber sunduğu günlerde babasıyla buluşturduğu kıza)
5) “Bize nasıl kullanıldığını gösterebilir misiniz lütfen?” (Gülgün Feyman, kadınlar için üretilmiş prezervatifi tutarak, üretici firma yetkilisine)
:D
AloneWolf
02-08-2004, 17:34
Sabah kahvaltida kadin; " Eminim sen bugunun ne oldugunu hatirlamiyorsun bile" dedi.. "Tabii hatirliyorum" dedi adam... Cikti, gitti. Ögleye dogru kapi calindi..
Cicekci cocuk harika bir kirmizi gul buketi birakti..
Az sonra kapi tekrar calindi, bu defa kosedeki pastanenin ciragiydi gelen...
Kocaman bir cikolata kutusu birakti gitti. Ogleden sonra gelen kutudan da, olaganustu guzel bir elbise cikti.. Kadin kocasinin donmesini zor bekledi ve daha kapida boynuna sarildi..
"Once cicekler, sonra cikolata, en son da elbise.. Bu hayatimdaki en guzel Cumhuriyet Bayrami.."
Adam içinden:
" .........hadi beeeeee"
Eğer 100 kişi olsaydık!
Dünya nüfusunu, mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek,100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy şöyle olacaktı: 57 Asyalı, 21 Avrupalı, 14 Amerikalı(Kuzey,Orta, Güney) ve 8 Afrikalı. Bunların 52'si kadın, 48'i erkek olacaktı. 30 beyaz, 70 beyaz olmayan, 30 Hıristiyan, 70 Hıristiyan olmayan, 89 heteroseksüel, 11homoseksüel. 6 kişi, bütün servetin % 59'una sahipolacaktı ve bunların hepsiABD kökenli olacaktı. 80 kişi kötü evlerde yaşayacaktı, 70 kişi okuma-yazma bilmeyecekti, biri ölmek üzere, biri de doğmak üzere olacaktı. 1 kişi bilgisayar sahibi, 1 kişi de (evet, sadece1kişi) üniversitemezunu olacaktı.. Şunları göz önünde bulundurun: Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmış iseniz, bir hafta sonrasını göremeyecek olan bir milyon insandan daha şanslısınız.Bir harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile,aç kalma korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandandaha iyisiniz. Tutuklanmaktan, işkencegörmekten yahut öldürülmekten korkmadan kiliseye yahut mâbede gidebiliyorsanız 3 milyar kişiden daha iyibir şansa sahipsiniz. Buz dolabınızda yiyeceğiniz,üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların %75'inden daha zenginsiniz. Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en imtiyazlı % 8'i arasındasınız.Anneniz, babanız sağ ise, ve boşanmamışlarsa, siz bu dünyada nâdirkişilerden birisiniz. Bu mesajı okuyabiliyorsanız bu demektirki; Birisi sizi düşündü ve bunu gönderdi, ve çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz.Paraya ihtiyacın yokmuş gibi çalış. Kimse seni üzememiş gibi sev. Kimse seni seyretmiyormuş gibi danset.Kimse seni dinlemiyormuş gibi şarkı söyle. Cennet dünyada imiş gibi yaşa. Bu mesajı dostlarına gönder. Göndermezsen hiçbir şey olmaz. Gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser.....
bikmisbroker
02-08-2004, 18:24
> > > >Savci sanik sandalyesindeki yasli teyzeye sorar.
>
> > > > -Bize yasinizi söylermisiniz
>
> > > > -86yasindayim
>
> > > > -Lütfen bize olay günü neler oldugunu anlatin
>
> > > > -O gün hava çok güzeldi ve ben parkta oturuyordum.... derken
>o
>
> > > >adamgeldi
>
> > > >yanima oturdu
>
> > > > -Onu taniyormuydunuz
>
> > > > -Hayir ama tatli birine benziyordu
>
> > > > -Sonra ne oldu
>
> > > > -Birden bacaklarimi oksamaya basladi....
>
> > > > -Ona engel olmadinizmi
>
> > > > -Hayir
>
> > > > -Neden
>
> > > > -Çünkü hosuma gitti... kocam 30 yil önce öldügünden beri
>kimse
>
> >
>
> > >bana
>
> > > >böyle dokunmamisti....
>
> > > > -Sonra ne oldu
>
> > > > -Gögüslerime dokundu...
>
> > > > -Engel oldunuzmu
>
> > > > -Hayir
>
> > > > -Neden
>
> > > > Çünkü bana kendimi uzun zamandir ilk defa bir kadin gibi
>
> > > > hissettiriyordu....
>
> > > > -Sonra ne oldu
>
> > > > -O kadar tahrik olmustumki bacaklarimi actim ve "Sevis
>benimle
>
> >
>
> > >hadi
>
> > > >sevis benimle "DIYE BAGIRDIM...
>
> > > > -Sizinle sevistimi
>
> > > > -Hayir ben öyle bagirinca o da birden GÜLÜMSEYIN KAMERA
>
> >SAKASI...
>
> > > >diye bagirdi bende onu vurdum..
>
bikmisbroker
02-08-2004, 18:25
GÖKKUŞAĞI
Genç kız, birden fazla delikanlı ile flört etmektedir. Babası bu durumdan
oldukça rahatsızdır. Bir gün karısına bir alet göstererek:
- Bizim kızı kontrol etmek için müthiş bir alet icat ettim. Bu aleti görüyor
musun? Bizim kız, erkek arkadaşıyla gelip odaya kapandıklarında sadece şu
düğmeye basmam yeterli. Delikanlı, bizim kızın elini tutarsa yeşil lamba
yanacak, öperse kırmızı. Tamam mı?
Alet yerleştirilir. Gece kızın erkek arkadaşı geldiğinde baba biraz
kestirmek üzere kanepeye uzanır. Biraz sonra karısı onu sarsarak uyandırır:
- Hey, kalkıp baksana şu alete. Senin aletin perdesinde gökkuşağının yedi
rengi belirmeye başladı. İçeride ne oluyor acaba?
bikmisbroker
02-08-2004, 18:26
Ögrendik ki...
Yumusak kelimeler kullanmak,onlari yutmamiz
gerektiginde isimizi kolaylastiracaktir.
Kibar olmak, hakli olmaktan çok daha önemli.
Inkar edip içimizde sakladigimiz seyler gerçekliginden
hiçbir sey kaybetmiyor
Hayat sartlari bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da,
herkes çilginliklarini paylasacak birini ariyor.
En büyük pismanlik, birine son bir kez "seni seviyorum"
diyememis olmaktir.
Parayla "klas insan" olunmuyor.
Gün içinde basimiza gelen küçücük seyler gün sonunda koca
bir mutluluk hissettiriyor.
Biriyle dalastigimizda tek basardigimiz onun bize daha çok
zarar vermesini saglamaktir.
Her yarayi saran zaman degil sevgidir.
Olgunlasmanin en kisa yolu bizden daha zeki insanlardan
çevre edinmektir.
Asik oldugunda ne yaparsan yap gizleyemiyoruz.[
Birine asik oldugumuz ana kadar, hiç kimse mükemmel degildir.
Firsatlar asla yok olmaz. Bizim kaçirdiklarimizi yakalayan
biri daima olacaktir.
Bir gülümseme, daha güzel bir görüntüye kavusmanin
bedava yöntemidir.
Nasil hissedecegimizi kontrol edemesek de, o hislerle nasil
basa çikacagimizi kontrol edebiliriz.
Hepimiz zirvede olmak isteriz, ama asil keyif oraya tirmanirken
yasadiklarimizdadir.
Veee...
Ögrendik ki...
Zaman alismayi ögretir, ama unutmayi asla
Can Dündar...
bikmisbroker
02-08-2004, 18:28
Kilisenin kapısında şöyle bir levha asılıymış.
"Günahtan yorulduysan içeri gir"
Bir süre sonra altına ruj la şu satırlar eklenmiş.
"Yorulmadıysan 725 41 10'a telefon et...
"Yorulmadıysan 725 41 10'a telefon et...
kodunu yazmamışsın..............
AloneWolf
02-08-2004, 19:06
"Yorulmadıysan 725 41 10'a telefon et...
kodunu yazmamışsın..............
yorulmamışa benziyorsun :D
bikmisbroker
02-08-2004, 20:22
Efsane otomobil'e dokunmak
Yeryüzündeki hiçbir otomobil onun kadar yanlis tanitilmadi,onun kadar asagilanmadi. 40 yila yakin bir süre boyunca -olanca masumiyetine karsin- 27 Mayis darbesinin simgesi gibi görüldü ve gösterildi. Kimileri "modeli çalinti" dedi, kimileri ise "Türk mühendislerinin yetersizliginin simgesi" oldugunu ileri sürdü.Ancak gerçek o kadar farkliydi ki...
Türkiye, destansi filmlere konu olabilecek "büyük cesaret öyküleri"nin öyle pek sik yasanmadigi bir ülke. Gündelik hayatinda "kira ve fatura ödeme" çemberinin içine sikistirilmis olan bir toplumun mensuplari, bu kisir döngüden siyrilip kendilerini nasil asabilirler ki? Bizlere dayatilan tek boyutlu hayat ve buna bagli olarak gelisen köseye sikismislik duygusu, sadece ilginç ve siradisi toplumsal portreler üretmedeki kabizligimizin degil, edebiyatimizda polisiye, bilim-kurgu ya da gerilim gibi popüler türlerin güdük kalisinin da temel nedeni kanimca. Türk milletinin mensuplari boylarini asan islerle ugrasmayip sürekli "ekmek" pesinde kosmali, öyle degil mi ya!
Iste "Devrim", bundan tami tamina 42 yil önce, hayâl kurmasi siddetle yasaklanmis olan böyle bir toplumda dogdu. Türkiye'nin ilk gerçek yerli otomobil prototipiydi o. Koç toplulugunun resmî tarihe göre "ilk" sayilan "Anadol"undan daha önce dogmustu.Ancak, dedik ya, bu sikistirilmis toplum için haddi fazlasiyla asan bir çabanin, cüretkâr bir hayâl gücünün ürünüydü "Devrim". Nitekim, aninda cezalandirildi. Bir daha da yillar boyunca kimseler adini bile anmayacakti. Anmamak söyle dursun, üç tane gicir gicir "Devrim"den ikisinin karanlik güçler tarafindan preslenerek yok edildigini biliyoruz bugün. Sonuncu otomobili ise ona emek veren Eskisehirli isçiler güç bela kurtardilar hayâl düsmanlarinin ellerinden...
"Bana bir otomobil yapin"
Yil 1961... Cemal Gürsel cuntasi isbasindadir ve Menderes'in idaminin üzerinden henüz çok kisa süre geçmistir. Çesitli firmalarda çalisan 23 tecrübeli Türk mühendisi, kendilerine gönderilen ayri ayri mektuplarla "mühim bir konuyu istisare etmek üzere" Ulastirma Bakanligi'na davet edilirler. Bu insanlarin bazilari yurt disinda görev yapmaktadir; ancak mesaji alan herkes "devletin istegi basimiz üstüne" diyerek isini gücünü birakip Ankara'ya gelir.
O yilin 16 Haziran'inda bakanlikta biraraya gelen mühendislere, bizzat Cemal Gürsel'den gelen "çok gizli" damgali bir emir okunacaktir: "Bu yilin Cumhuriyet Bayrami törenlerinde halkimizin görüs ve takdirlerine sunulmak üzere, hem tasarimi hem de malzeme olarak tamamen yerli mali bir otomobil üretmenizi istiyorum."
O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri "Türk insaninin makûs talihine karsi bir meydan okuma" olarak algilarlar. En küçük bir tereddüt ya da endise sergilenmeksizin derhal ise baslanir.Çalisma mekani olarak Devlet Demiryollari'nin Eskisehir'deki Cer Atelyesi seçilir. Zaman müthis dardir, Cumhuriyet Bayrami'na kadar yalnizca 129 günü vardir ekibin...
Günde birkaç saat uyuyarak ve bu süre zarfinda tesislerden hiç ayrilmaksizin, modeli tümüyle kendilerine ait olan, tüm parçalari el isçiligiyle üretilmis, 4 silindirli ve direksiyondan vitesli harika bir "aile otomobili" üretir kahramanlarimiz. Hem de bir tane degil, tam üç tane!
Üç araç da insanüstü bir çabanin sonucunda 28 Ekim aksam saatlerinde tamamlanmistir. Araçlara "Devrim 1", "Devrim 2" ve "Devrim 3" adi verilir. Mühendislerden biri Cumhurbaskani'nin alternatif bir renk isteyebilecegini düsünerek, araçlardan birinin siyah olmasini teklif eder. Böylelikle, iki araç krem rengi kalirken, üçüncüsü ise onu 29 Ekim geceyarisi Ankara'ya götüren "Karakurt" treninde binbir güçlük içinde siyaha boyanir.Depolarinda, trendeki güvenlik kurallari geregi hiç benzin bulunmayan "Devrim"ler, 29 Ekim törenlerinde Cemal Gürsel'ehipodrom önünde kilpayi yetistirilir. Çevresinde yarattigi panik ortamiyla araçlara dogru düzgün bir benzin ikmali yapilma sansi dahi tanimayan Gürsel, bindigi krem renkli "Devrim"den inip siyah "Devrim"e geçince, aracin zaten az miktarda olan benzini de biraz sonra biter. Ve siyah "Devrim" yari yolda durur.
Gürsel'in, soför koltugundaki mühendise sorusu kisa ve nettir:
"Ne oldu?"
Soför, "Benzin bitti Pasam" der korkarak. Bunun üzerine "Garp kafasiyla araba yapiyorsunuz, ama Sarkli oldugunuz için benzin koymayi unutuyorsunuz" diyerek hisimla araci terkeder Gürsel.
Oysa, o araci yapmayi basaranlar deposuna benzin koymayi da bilmektedirler elbette. Fakat, kimse aksiligin yasanan panikten kaynaklandigini cunta liderine anlatamaz ve "Devrim'ler" daha dogduklari gün bizzat devlet eliyle öldürülürler. Arkalarinda, kendilerine dogru düzgün bir tesekkür bile edilmemis 23 tane gözüpek mühendisi birakarak...
'Devrim' koruma altinda...
Aradan geçen yillarda Eskisehir DDY tesislerinin, hem yurt içi hem de yurt disi pazarlara vagon ve makine üreten dev bir devlet sirketine dönüstügünü görüyoruz. "Tülomsas" adini alan bu sirketin hangarlarindan birinde, tamamen orada çalisan insanlarin özverisiyle korunmaya çalisilan iki numarali Devrim", hakkinda sarfedilen onca hakaret cümlesine inat, adetâ akilli bir varlik gibi yokolusa direndi. Zaman zaman test sürüsleri için çalistirilmasi disinda, isçiler bu essiz yadigâri yipratmamaya azami özen gösterdiler.
Efsane otomobil" ile ilk kez bundan bir kaç yil önce Tülomsas'i ziyarete gittigimde tanismistim. Orijinal jantlarin göbeklerinde ve kaputunda "Devrim" yazisini görünce içimin fena oldugunu hatirliyorum. Ama beni en çok "Devrim"in ön paneli etkilemisti o zaman. Kadranlarindaki bütün ibareler Türkçeydi. "Hararet", "benzin", "yag" gibi sözcükleri görünce kendimi bir an için Alman gibi hissettim. Diyeceksiniz ki bu ne demek simdi? Hani Almanlar'in yüzde yüz kendi üretimleri olan BMW, Mercedes, Opel gibi dünya markasi olmus otomobillerine bindiklerinde yüzlerine yayilan magrur bir ifade vardir ya, "Devrim"in milliyetçi kadrani da bana bir an için ona benzer bir gurur duygusu vermisti iste. Bu karsilasmadan önce ve sonra bir daha hiç yasayamadigim türden bir gurur...
Geçtigimiz günlerde, "Devrim"in son durumunu ögrenmek üzere, uzun bir aradan sonra yeniden Tülomsas'i aradim ve Basin-Halkla Iliskiler Müdiresi Semiha Ünal ile görüstüm. Ünal, bu görüsmemizde bana sevindirici bir haber verdi. Geçtigimiz aylarda Tülomsas Genel Müdürü Dilaver Zeki Daloglu'nun direktifleriyle tesisin bahçesinde bir "mini müze" olusturulmus ve "Devrim" bu müzede yipratici iklim kosullardan etkilenmeyecegi camekanli bir bölüme konulmus.
Ne güzel! Birileri yikmaya çalisirken, birileri de herseye ragmen direniyor ve bir kentin onuru olan bu essiz eseri koruma altina aliyor. Tülomsas ailesine buradan içten bir selam gönderirken, yolu bundan sonra Eskisehir'e düsecek okurlarimiza da israrla sesleniyorum: Gidin ve Tülomsas'in bahçesindeki Devrim"i mutlaka görün. Onu, bu ülkede toplu igne bile üretilemedigi bir dönemde Türk mühendisleri yapti. Ve birçogu o günlerde henüz otomobil kullanmayi dahi bilmiyordu.
A. TAN - usa
borsa forum sitelerinden birisinde cebi paralı yeni borsacı adayımız,deneyimli borsacı ya soruyor
1-denizlicam ve anadolu cam da hareketlilik var bu izoCAM ada yansır mı acaba?..cevap evladım izocam ın cam sektoruyle alakası yoktur..
2-sayın ......., malum bende tuddf hisse senedinden var..acaba bu demiryollarındaki son facia dan olumsuz etkilenir mi?.tecrübeli üyeden cevap...evladım tuddf in demiryollarıyla bir ilişkisi yoktur...
bikmisbroker
02-08-2004, 20:46
FIZIK DERSI
Temel, idris ve Dursun fizik dersindeler. Hoca sozlu
yapmak icin Dursun'u kaldirmis.
Kalk bakalim, Dursun. Sicak bir gunde arabanla gidiyorsun. Sicak
bastirdi. Ne yaparsin?
Cami acarim, hocam.
Hoca atlamis;
Hah iste, o camdan giren ruzgarin ivmesi nedir?
Dursun'da yanit yok tabii. Oylece kalakalmis. Sifirini
almis oturmus.
Bu arada Temel fizikcinin lazlara gicik oldugunu
bildiginden sira kendine gelecek diye korkmaya baslamis.
Hoca bu kez,
-Sen kalk bakalim, idris. deyince Temel iyice sinmis.
Hoca,
-Soyle bakalim idris. Sicak birgun ve arabanla gidiyorsun.
Sicak bastirdi. Ne yaparsin?
-Ceketimi cikaririm, hocam.
-Daha sicak oldu.
-Cami acarim, hocam.
-Hah iste, o camdan giren ruzgarin ivmesi nedir?
Idris de yanit verememis ve sifiri alip oturmus. Temel'i
iyice bir telas almis. Hoca Temel'e donup,
-Temel, kalk bakalim. Sicak birgun ve arabanla gidiyorsun. Sicak
bastirdi. Ne yaparsin?
-Ceketimi cikaririm, hocam.
-Daha sicak oldu.
-Gomlegimi cikaririm, hocam.
-Daha da sicak oldu.
-Pantolonumu cikaririm, hocam.
-Cok sicak oldu.
-Atletimi cikaririm, hocam.
-Daha sicak.
-Donumu cikaririm, hocam.
-Daha sicak.
-Herseyimi cikaririm, hocam.
-Daha sicak, daha sicak ..
-Anami s. .seler acmam o cami, hocam
Oğuz Çelikdemir
02-08-2004, 21:35
Türk kızının başarısı Alman Focus dergisinde...
Almanya'nın başkenti Berlin'de 3 sınıf birden atlayarak liseyi pek iyi dereceyle bitiren başarılı Türk kızı Bilge Buz (16), bazı gazetelerden sonra Almanya'nın önde gelen dergilerinden Focus'a da haber konusu oldu.
Ailesiyle birlikte 8 yıl önce Almanya'ya gelen ve Atatürk hayranı olduğu belirtilen Buz, başarısının sırrını ''Öğretmenleri iyi dinlemek ve çok öğrenmek'' olarak açıkladı. Buz, gelecekte diplomat olmak istediğini söyledi.
Buz'un inşaat mühendisi olan babası Faik Buz, kızının başarısıyla ilgili olarak, ''Alman okul sistemi, Türk sisteminden daha laçka'' şeklinde görüş belirtti.
--------------------------------------------
:hmm: Doğrumu diyor bu arkadaş...!
Devrim adlı yazı.... Aslında ne kadar karanlık beyinli dönemlerden bu günlere geldiğimizin bir kanıtı...
greenback
02-08-2004, 23:23
sn dideban,
vestel, ihracat patlaması yapıyor,mazhar zorlu holding de tık yok,buna ne diyeceksiniz...
sn dideban,
vestel, ihracat patlaması yapıyor,mazhar zorlu holding de tık yok,buna ne diyeceksiniz...
isim ve kafiye uygunluğu olacak arkadaşım..
zorlu enerji bir tavan çeksin dikkat et bak mazhar zorlu en az yüzde 5 yapıyor
Devrim adlı yazı.... Aslında ne kadar karanlık beyinli dönemlerden bu günlere geldiğimizin bir kanıtı...
kücük bi aksilik ve bu aksilige tahamül edilememesi ;bu iki olayın sonucu her yıl milyarlarca dolar dısarı akıyor ve birde marka yaratamamazlıgın verdigi eziklik .cok yazık
greenback
03-08-2004, 03:24
O 23 mühendisin ,22 si görevine devam etmiş, benzini koymayı unutanda !!!, koçta işe başlamış mesela...
gerçek başarı hikayesi o olurdu :) :)
greenback
03-08-2004, 03:50
Temel Natasayi almis bi otel odasina atmis,
ama bakmis küçük temelde tik yok.
ağlamaklı, egilmis :
ula, kafani kaldir da bi bak da,
eger Fadime 'yse gene yatarsin...
casaubon
03-08-2004, 16:43
-Cocuklar cehennem cuma gunu safak vaktinde olucaktir.
-Ama hocam nereye gore safak vakti? bizde safak vaktiyken diger tarafda gece oluyor..
-Numaran kacti senin?
-Ne oldu ki hocam?
-Cok guzel soru sordun 5 vericem..cevabini bilmiyorum cunku..
-Arapca bilenler el kaldirsin...(sadece 1 kisi el kaldirir...)
-Afferim kizim Ayseeeee... siz niye bilmiyonuz? Nasi dua ediyonuzzz???
-Hocam ben turkce dua ediyorum.
-Olmaazzz! Arapca edicen! Turkce kabul olmaaazzz!
-Niye hocam, Allah turkce bilmiyo mu?
-Haaşaaaa! haaaaşşşaaaa!!!
-Cocuklar cuma namazi herkese açık olan bir yerde kilinir ..
-Hocam bizim ev herkese acik ,bizim evde niye kilmiyolar ?
-Olmaz oglum istediıin her zaman girebileceıin bir yer olmali.
-Hocam bizim eve istediginiz zaman gelebilirsiniz ama.
-Olum sizin ev genelev mi?
-Hocam ramazanda ilişki yasakmi?
-Iftara kadar yasak iftardan sonra atis serbest cocuklar.
-Oglum seni dovup dısarı atarim annadın mı...
-Evet hocam...
-Defol git evladim
-Peki hocam....
-Hocam dinen viagra kullanmak caiz midir?
-Oglum sen bu yasta viagrayı soruyosan sana ilerde kriko gerekecek benden söylemesi.
(Konya Gundogdu lisesi.. hoca Salih Odabasi.. iyi de bi adamdi..) şive olayi vardı biraz..
- Yazin evladım.. gattolitik bopazlar.. (katolik papaz)
- Pardon hocam??
- Gattolitik bopaz evladım aaaa..
- Tamam hocam pardon..
-Cocuklar simdi, ahiret gununde butun herkes tartilicak, sevaplari gunahlarindan fazla olanlar sirat koprusunden gecerek cennete ulasicak
-Hocam nasil bir sey o sirat koprusu
-Kil gibi ince kilic gibi keskin
-Eee nasil geciyoruz ki biz ordan hocam? Ayagimiz acir, duramayiz ustunde denge diye birsey var herkes cehenneme duser boyle hocam.
-Sevabi fazla olanlara o kopru boyle otoban gibi genis gelecek
-E hocam sevabi fazla olanlar gecicekse kildan kopruye otobana ne gerek var? allah sevabi cok olana gec desin gecsin, az olana cehenneme git desin gitsin, sanki itirazmi edicez
-Sus esek sipasi aklin ermez senin Allahin isine, tovbe summe hasa, tovbeee
- Bu evren, bu kuslar, bu bocekler cicekler, hepsi yuce rabbimizin bizlere birer armaganidir..kendi vucudunuza bir bakin..bu mukemmeliyeti baska kim yapabilirdi ki? mesela gozlerimiz..yuzumuzde yani ona en uygun yerde..Gozlerimiz diz kapaklarimizda olsaydi ne kadar cirkin olurdu degil mi?
- Itirazım vaaaaaaaar...
- Soyle cocugum!
- Eger gozlerimiz diz kapaklarimizda olsaydi degişen hicbirsey olmazdi, çunku herkesin gozleri diz kapaklarinda olurdu, o zaman da siz ''çocuklarim, gozlerimiz yuzumuzde olsaydi ne kadar cirkin olurdu" derdiniz, ben de itirazim vaaaar derdim..
- O derse aldigim kedi yavrusu sinifta gezerken hoca: kim soktu bu mendebur hayvani sinifa?
- Beeen. ama hocam o da alahin yarattigi bir varlik degil mi? yazik...
- ??? e tabi, o da allah-i teala'nin yarattigi bir mahluk. hem peygamber efendimiz de severmis. ay pek de sevimli kerata...
-Hocam o isi yapmak gunahmi?
-Hangi isi evladım?
-O isi iste hocam
-Haa elle tatmin mi? Gunah, gunah.
-Hocam siz simdi hic dokunmadiniz mi yani?
-Gelirsem oraya dokunduracagim yeri biliyorum, tovbe tovbee
-Ahauh
- Hocam n'olcak bu cimbomun hali?
- Bak simdi Tugay'i al orta sahaya yerine de Ergun'u koy bak ne guzel is yapar
- Hocam mudur bey bakiyor!
- Ahlak ve fazileeet her zaman muslumana yakisir,
- Tamam hocam gitti.
- Sonra Hakan Unsal'i geriye almak lazim...
- Peygamberimiz Hazreti Muhammed salallahu aleyhi vesellem de iftarini hurma ile açarmış...
- Hocam, Mekke'de iskender kebap mı vardı ki?
- Sus! terbiyesiz, zindik, kâfir!....
- Cocuklarim eger dunya gunese 1 cm. yakin olsaydi her yer erir eger 1 cm uzak olsaydi her taraf donar ve yasayamazdik.... Allah'in oldugunu bundan anlayabiliriz.
- E iyi de hocam dunya gunese 18 ocakta yakinlasir 21 haziranda da uzaklasir...hem de 1 cm degil yaklasik 2 milyon kilometre...ee hic bir sey olmuyor...
- Iste bu da Allah'in bir mucizesidir evladim...otur..laubali ukala...
Turkiyede uretime baslanan cep telefonlarinin sonunun ne oldugunu bilen var mi ? :confused:
Yaklasik ayni tarihlerde (6 yil once) ceptel uretimine baslayan samsung, su anda US pazarina haftada iki yeni model sunuyor :)
O 23 mühendisin ,22 si görevine devam etmiş, benzini koymayı unutanda !!!, koçta işe başlamış mesela...
gerçek başarı hikayesi o olurdu :) :)
koç ta işe başlamadı o birisi necmettin erbakan olarak başbakan oldu.............
derindeniz
03-08-2004, 18:44
Dinlemekten çok konuşmayı fazilet bilen günümüz insanının vaz geçilmezlerinden birisi haline gelen ve günlük hayatımızda önemli bir yer tutan geyik muhabbetinin nereden geldiğini veya hangi olaydan kaynaklandığını biliyor musunuz?
Bildiğiniz gibi avcılık, Osmanlı döneminde revaçta olan faaliyetlerden birisiymiş.
Günlerden bir gün iki arkadaş avdan dönüşte, kıraathaneye uğramışlar ve başlamışlar o günkü av maceralarını anlatmaya.
İki arkadaş o gün bir geyik avladığını söylemiş, diğerleri hemen geyiğin büyüklüğünü sormuşlar.
Büyüklüğünü tarif etmek için, boynuzlarının 1 metre olduğunu söylemiş iki kafadar.
Oturanlardan birisi kendisinin daha önce 2 metre boynuzu olan bir geyik avladığını söylemiş.
Kimse altta kalmak istemediğinden avladıkları geyiklerin boynuzlarını uzatarak kendi maceralarını abarttıkça abartmışlar. Olay öyle inanılmaz bir hale gelmiş ki sonunda birisi avladığı geyiğin boynuzunun 30 metre olduğunu iddia etmiş.
Diğerleri bu kadar uzun boynuzlu geyik olmayacağını ileri sürünce, yalancı muamelesi gören delikanlı olayı gururuna yediremeyerek çekmiş bıçağını ve kıraathane kan gölüne dönmüş.
Bunu duyan zamanın Padişahı 4. Murat olayı kökünden çözümlemiş:
"Bundan sonra kıraathanelerde GEYİK MUHABBETİ yapmak yasaktır."
Görüldüğü gibi geyik muhabbeti sadece zaman kaybına değil, can kaybına bile neden olabilir...:) bol geyikli muhabbetler...
bikmisbroker
04-08-2004, 04:58
Temel ile Fadime nisanlilarmis, yerleri yok, arkadaslarindan da bir türlü
>ev
> > bulamamislar. Elele tarlada yürürken Temel dönmüs
> > ve Fadime'ye yumulmus, o heyecanla yattiklari yerin tren rayi
> > oldugunu görememisler. Baslamislar sevismeye...
> >
> > Derken uzaktan tren geliyor.
> >
> > Makinist bir bakiyor raylarin üzerinde 2 insan.. sireni çekiyor..
>Temelle
> > Fadime tinmiyor, 100 m kala tekrar çekiyor gene kaçmiyor bizimkiler,
> > 50m..30m derken imdat frenini çekiyor makinist... Vagonlar birbirine
>giriyor
> > çok büyük maddi hasar var...
> > Hemen Fadime ile Temel'i suçüstü mahkemesine çikariyorlar....
> >
> > Hakim: Ya kadesim treni görmedin mi sireni duymadinmi ?
> >
> > Temel: Duyduk hakim bey
> >
> > -Ula niye kaçmadiniz o zaman?.....
> >
> > -Valla hakim bey bir baktim ben geliyorum , fadime geliyor, tren
> > geliyor...... Dedim ki "FRENI OLAN DURSUN.."
>
bikmisbroker
04-08-2004, 05:00
Temel, ve Dursun esleriyle birlikte karsilikli kagit oynuyorlarmis.
Temel bir ara kagitlarini yere düsürmüs, almak için masanin altina
egilince ne görsün.. Dursun'un karisi Fadime eteginin altina hiçbir
sey giymemis.
Çok sasiran Temel gözlerine inanamamis
Bir süre sonra Temel mutfaga gittigi sirada Fadime arkasindan gelmis
ve "masanin altinda hosuna gidecek bi seyler gördün mü?"
diye sormus.
Temel
- Evet gördüm
- Eger istersen olur ama sana 50 milyona patlar, demis Fadime ve
eklemis - Dursun cuma günü evde yok, saat ikiden sonra gel...
Temel cuma günü olunca dogruca Dursun'un evine gitmis...
50 milyonu verip dogruca yatak odasina girmisler. Çilginlar gibi
sevismisler. Sevismenin sonunda Temel fadimeye tesekkür ederek evden
ayrilmis, Aksam alti gibi eve gelen Dursun Fadime'ye sormus; - Bugün
ögleden sonra Temel buraya ugradi mi?
Fadime hafiften sesi titreyerek
- Evet bi kaç dakikaligina ugradi
- Peki sana 50 milyon verdi mi?
Fadime, gittikçe artan saskinligiyla
- Evet verdi demis.
Dursun
- Çok iyi, çok iyi...
- Bu sabah bana ugradi da, acil bi isi için 50 milyon lazimmis,
ögleden sonra sizin oradan geçerken eve ugrar birakirim
demisti de... Insanin borcuna bu kadar sadik ve güvenebilecegi dostlarinin
olmasi ne iyi
bikmisbroker
04-08-2004, 11:27
Ayşe ARMAN
Kuzenim Ruth’un acıklı öyküsü
e-posta
BİLMEM ki, manası var mı size Ruth’dan söz etmemin...
Yine ‘Ne alaka?’ diyenleriniz çıkabilir.
Yine annesinden, kedisinden, sevgilisinden bahsediyor diye dudak bükenleriniz olabilir.
Aman be, korkunun ecele faydası yok. İsterseniz bükün dudağınızı! Zaten içim sıkılıyor.
Bugün beynimin kıvrımlarında Ruth dolaşıyor. Size mi bakacağım...
Ben her şeyi içimden geldiği gibi anlatacağım...
*
Ruth, benim kuzenim. Teyzemin kızı. Altı Alman kuzenimden biri. Benden sadece 2 yaş büyük. Yanaklarında olağanüstü güzellikte gamzeleri olan bir kız.
Çok fazla görüştüğümüz söylenemez, öyle çok yakın omuz omuza bir hayatımız da olmadı, o Almanya’da ben Türkiye’de ama o müthiş gamzeleri yüzünden ben hep onu gülümseyen haliyle hatırlıyorum.
Şu anda ‘Hayatım röportaj!’ diyebileceği şeyler yaşıyor. Durup dururken...
Ne kadar kötü ve felaket şeyler yaşarsanız, röportajınız o kadar keskin, çarpıcı, batıcı olur!
*
Birkaç yıl önce acayip şamata yaptık Ruth’un bebeği oldu diye. Şahane bir oğlan: Adı Paul. Isır yanaklarını, o kadar tatlı. Beyaz tenli, sarı kafa, kel bir oğlan çocuğu. Yaramaz mı yaramaz.
O gözler... Fıldır fıldır. Zeka fışkırıyor. Anneye de pek düşkün. Haliyle anne de ona.
*
Ruth, Paul’u doğurduktan sonra, süt vereceği zamanlar, göğüslerinde bir anormallik hissediyor, sanki kitleler var içinde, elinin altında sert dokulara rastlıyor, hiç alışık olmadığı şeyler.
Haliyle hemen toparlanıp, vakit geçirmeden doktora gidiyorlar. Ve hatırlatırım size, olay Almanya’da geçiyor, Bangladeş’te değil.
Gittikleri doktor rahat, ‘Endişe edecek bir şey yok’ diyor. Bir de üstüne basa basa ‘Süt bezesi bunlar’ diyor.
‘Altı ay sonra bir kere daha kontrole gelirsiniz...’
Bizimkiler rahatlıyor. Aile normal hayatına dönüyor.
*
Normal hayat mı dediniz? Nasıl yani...
Öyle bir şey mi var?
Altı ay sonra ikinci gittikleri muayenede başka bir doktor Ruth’un yüzüne aynen şu lafları ediyor: ‘Bunlar süt bezesi değil kanser! Ve siz geç kaldınız!’
*
Bu ağır cümlelerden sonra, hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Kanser iki memeye de yayılmış.
Keşke altı ay önce müdahale edilebilseymiş...
Yine de acayip metanetliydi benim kuzenim.
Defalarca kemoterapi... O saçların hepsi gitti... Sonra yeniden uzadı... Tedavi üstüne tedavi... Bu arada Paul 2.5 yaşına geldi...
Tam dedik ki, ‘Tamam... Atlattı... Bitti...’ Geçen gün haber geldi:
Kanser, kemiklere yayılmış, artık kurtuluşu yok! 35-36 yaşlarında bir kadın ve birkaç ay ömrü kaldığını biliyor. Ölümü kucaklamaya hazırlanıyor...
*
Bu acılı olayda iki şey beni derinden sarstı.
Birincisi... Bu hikayedeki asıl mahvolan kişi... Kim sizce? Ruth’un kocası mı? Oğlu mu? Yoksa kendisi mi? Aslında hepsi. Ama en çok kim? Kim biliyor musunuz? Annesi. Yani teyzem Uli.
Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın.
Benim annem şu an teyzemin yanında, doğum gününü kutlayacaklar, teyzem hiç oralı değilmiş, ama Ruth tutturmuş: ‘Şunun şurasında ne kadar zamanımız kaldı? Kutlama gerektiren vesileleri bir değil, 100 kere kutlayacağız...’
İzninizle, beni ikinci mahveden şeyi söyleyeyim ve huzurlarınızdan öyle çekileyim...
Ruth, kız kardeşi Elke’ye demiş ki: ‘Benden sonra oğlum Paul, sana emanet!’
Hayatta bundan daha acılı bir cümle olabilir mi acaba? Belki vardır ama ben bilmiyorum.
Duyduğumda hüngür hüngür ağladım. Aklıma geldikçe de fena oluyorum. İki buçuk yaşında çocuğunu bırakıyorsun arkanda...
Ölüyorsun ama huzurlu bile değilsin.
Çocuğuna iyi bakabilecekler mi acaba, onu üzecekler mi, onu mutlu edebilecekler mi?
Sophie’nin seçiminden beter bir şey bu!
Tamam, kocası şu anda çok üzgün ama o da genç bir adam, çok acı çekecek ama günün birinde bir başkasıysa evlenip gidecek, peki bu çocuk kime emanet edilecek?
En yakını kardeşi yine...
Aynı kandanlar hiç değilse...
Hayatta neler geliyor insanın başına...
Hiç düşündünüz mü, bir gün aniden hesapta yokken gitmek zorunda kalırsanız, kime bırakabilirim çocuğumu diye... Ve o ölüm anında içiniz rahat olabilir mi?
derindeniz
04-08-2004, 16:04
Büyük ve konforlu bir gemide İngilizler Amerikalılar ve tabiki Türkler yol alıyorlarmış.Ve yolculuk devam ederken kaptan geminin bir buzdağına çarpacağını anlamış ve yardımcısına "gemiyi çabuk boşalt"demiş ve yardımcı kaptan gitmiş ve bir süre sonra geri gelmiş kaptan ne olduğunu sorunca "boşaltmıyorlar" cevabını almış.Kaptan sinirlenmiş ve tekrar yollamış ve yine aynı durum.Kaptan kendi gitmeye karar vermiş ve oda bir süre sonra geri gelmiş yardımdı kaptan bunu nasıl başardığını sorunca kaptan anlatmış:
"İngilizlere atlamamak İngiliz centilmenliğine sığmaz dedim onlar atladı,
Amerikalılara yüzmek çok güzel bir spordur dedim onlarda atladılar"demiş kaptan.Yardımcı kaptan atılmış hemen peki peki TÜRK leri nasıl ikna ettin.
KAPTAN:"Onlarada denize girmek yasaktır dedim onlarda atladılar"
selçuk efendi
04-08-2004, 16:44
sabuhi_aygunsoy Yaş : 18 Cinsiyyet : Kişi Şeher : Sumqayıt
MEN SEVIREM AMMA DEYE BILMIREM
Ses ver : 1 2 3 » Cavabları Oxu » Cavab yaz
Ramioladze Yaş : 19 Cinsiyyet : Kişi Şeher : Bakı
Men indi 2-kursda oxuyuram.Ancaq men texmini 4-5il qabaq men bir qizi sevirdim.O ise menim sinif yoldashim idi.Olarsa men bu hadiseni bashdan danishim Demeli bu qiz bizim sinife teze gelmishdi. bizim mektebden deyildi.men onu birinci gorende onun gozlerine vurulmushdum onu o qeder sevmishdim ki,hetta ona gore olume de gederdim men onu cox sevdiyimi butun mekteb bilirdi ve o qiza hecne deye bilmirdim. Bunu cox uzatmaq istemirem qisa deyirem onu o qeder sevmishdim ki onun adini eline yazdirmishdim ancaq iller gedirdi mende hemishe oldugu kimi mektebde yaxshi oxumurdum ve meni bashqa mektebde oxumaga getdim sonra bir gun mektebler arasinda KVN kecirelende bu qiz mene yaxinlasha hece demeden ope!?o vaxti ise men demek olar ki, onu unutmushdum.Bashqa istediyim var idi.Demek isteyirem ki vaxt kecdi gun kecdi.Qizdan danishirdim indi qiz meni opur ancaq men onu tanimadim!!!INDI meni baxishlamaq olarmi?